Başka bir başlık altından buraya taşınan bir tartışma konusu

Başlatan bozadi, 13 Mart 2022, 15:57:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Evet RA'da geçen o kısmı hatırlamıştım ama yazımı yazarken aklımdan çıkıverdi ve değinmeyi unuttum. RA'nın da, K'larında söylediğinden anladığım kadarı ile bu onur/görevi mevkii daha önce hiç negatif eğilimli bir varlık tarafından doldurulmamış vaziyette ama imkansız değil olabilirmiş de. Bir yandan herşey hep var ve mevcut deniliyor ama diğer yandan sonsuz varoluşta henüz hiç gerçekleşmemiş, belkide tek gerçekleşmemiş şeyden bahsediliyor. Peki bu nasıl oluyor? Çok enteresan vallahi, anlayamıyorum...
K'lar BH'nin varlık (being), KH'nin yokluk (non-being) ile ilgili olduğunu söylüyor. BH mutlak varlığa, KH mutlak yokluğa götürüyor. 4KH'den sonra varlıkların KH kutbiyetini sürdürerek yükselmeye devam edebilmek için KH kutbiyetlerini giderek kaybetmeleri gerekiyor. Kısacası, yoğunluklarda ilerleyiş o veya bu şekilde "BH artışına" dayalı bir olay. Bilgi artışı dediğimiz şey doğrudan veya dolaylı olarak BH kutbiyeti artışına, KH kutbiyeti azalmasına hizmet ediyor. 

KH varlığının 6. yoğunluğun en ileri (Yüksek Benlik) aşamasına nasıl olup da ulaşamadığından ziyade, 6. yoğunluğa nasıl ulaştığına şaşırmak gerek belki de. Bir durak sonrasında (7Y) BH kutuplaşmasının %100 düzeyine veya daha doğrusu mutlaklığa ulaşacağı düşünüldüğünde, bir KH varlığının 6. yoğunluğa kadar ulaşabilmesi başlı başına bir olay gibi görünüyor.

Gerçi 7Y'de artık BH-KH kavramlarının bir uygulanabilirliği kalmıyor çünkü "başkası" diye birşey kalmıyor. 7Y'deki kutbiyete "BH kutbiyetinden" ziyade "varlık kutbiyeti" demek daha isabetli olur belki de. Öncek yoğunluklarda (kısmen 6y dahil) "BH varlığının" karşıtı "KH varlığı" idi, ama 7Y'deki "mutlak varlık"ın karşıtı "mutlak yokluk". K'lar "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" gibi bişi söylemişti. Ne kadar enteresan değil mi? Hiçbir düalite tanımadığı söylenen 7Y bile bir kutbiyet (varlık kutbiyeti) teşkil ediyor bir şekilde ve onun da bir karşı kutbu var: "yokluk"! Bu durumda, ilginç bir şekilde, 7Y'nin (mutlak/tek varlığın) karşı kutbu "var" desen de doğru, "yok" desen de doğru! :) Tabi yokluğun nasıl bir kutbiyet teşkil edebildiği çeşitli açılardan tartışılabilir.

"Başkalarına Hizmet" kavramı ile "varlık" kavramı arasında doğrudan bir ilişki var. BH kutbiyeti mutlak varlığa, KH kutbiyeti mutlak yokluğa götürüyor. Yoğunluklarda ilerleyiş varlığın mutlaklığına (varlığın mutlak tekliğinin deneyimine) doğru ilerleyiş anlamına geldiği için, bu da BH kutbiyetinin sürekli artışını gerektiriyor. 4KH'den sonra yükselmeye devam eden varlıkların BH kutbiyeti giderek artıyor, KH kutbiyeti miktar olarak giderek düşüyor ama yine de daha aktif olan kısım KH, diye algılıyorum, varlığın özgür iradesini o yönde kullanış eğiliminden dolayı.

bozadi

Bir çok insan %51 BH düzeyine henüz ulaşmadığı kesin olduğu halde kendisini "BH olarak" görebilir. Veya gerçekten çok iyi eğilimli, çok BH eğilimli olduklarını gözlemlediğimiz, gördüğümüz, bildiğimiz insanlar olabilir. Yani sadece dışarıdan algılanma şekli itibariyle değil, gerçekten epeyce "Başkalarına Hizmet" eğilimli olabilirler ve üstelik bu eğilim çok istikrarlı da olabilir. Sonuçta o insanların KH kutbiyetleri BH kutbiyetlerinden halen "miktar olarak" daha yüksektir ama KH kutbiyetleri pasif (giderek azalmakta), BH kutbiyetleri aktif (giderek artmakta) durumdadır. Ama malum olduğu üzere, yani kaynaklarımızda yapılan açıklamaya göre, %51 BH düzeyine ulaşılana kadar tekrar KH'ye kayılması / sapılması mümkün, %51'den (4BH'ye mezuniyetten) sonra artık BH kutbiyetinin kaybedilmesi gibi bir ihtimal kalmıyor gibi görünüyor; özgür irade anlamında veya teorik olarak "imkansız" değil, ama yine de imkansız. KH varlıklarının tüm varoluşu yok etme imkanı/olasılığı da böyle birşey. İmkansız değil, ama imkansız.

Qui-gon jinn

Bozadi kardeşim, yazını okuyunca zamanında cassiopaea.org'ta sorduğum bir soru geldi şimdi aklıma, "Mutlak varlık/mutlak yokluk dengesine, bir denge var mıdır?" diye sormuştum hatırlanırsa, baktımda şimdi, heyhat! 10 yıl geçmiş üzerinden, hala forumda durur öyle... :) Neyse, velhasıl önceden de aramızda mevzu bahis ettiğimiz katıldığım veya katılmadığım noktalar var yazında ama hepsini şimdilik bir yana bırakıyorum, foruma girmeden önce şöyle genel kamoyuna bi baktımda demin, dedim yav biz neler konuşuyoruz, millet nerelerde... Heyhat! Yoksa sırça köşklerimizde halktan kopuyoruz da farkında mı değiliz azizim, nedir yani, Heyhatlar olsun...:))

memed

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Evet RA'da geçen o kısmı hatırlamıştım ama yazımı yazarken aklımdan çıkıverdi ve değinmeyi unuttum. RA'nın da, K'larında söylediğinden anladığım kadarı ile bu onur/görevi mevkii daha önce hiç negatif eğilimli bir varlık tarafından doldurulmamış vaziyette ama imkansız değil olabilirmiş de. Bir yandan herşey hep var ve mevcut deniliyor ama diğer yandan sonsuz varoluşta henüz hiç gerçekleşmemiş, belkide tek gerçekleşmemiş şeyden bahsediliyor. Peki bu nasıl oluyor? Çok enteresan vallahi, anlayamıyorum...
*****************************************************

Birbirinden uzak 2 nokta hayal edin .Bu iki noktayı birleştiren kaç çizgi cizebilirsiniz . Dogrusal olan ya da  olmayan nerdeyse sonsuz sayıda birleştirme yapabilirsiniz. Zaman eğrisi bu şekildedir .Bir anlamıyla herşey olmus bitmis sonuca ulasmıstır . Ancak bu çizgiler üzerinde yani zaman cizgileri üzerinde otoyol ya da yan yollar gibi ilerleyebilir ya da gerileyebilirsiniz. Ve bu sırada yeni bir zaman cizgisi de yaratabilirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın , cizgiler bir noktadan diğer noktaya gidecektir.

Bir ihtimal  11.9.2001 ikiz kuleler eylemi zaman cizgisinde yeni yol yaratmak icin  yapılan bir ayin olabilir . Yeni zaman cizgisi yeni dünya düzeni gibi.


Qui-gon jinn

Öyle olabilir, başka türlü olabilir, hepsi olabilir, herşey olabilir, fakat herşey bir yana kendi adıma dün gece bir kere daha anladım ki, bildiğim bir şey varsa o da; Hiçbir şey... [8D]

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen memed

"Neyi arıyorsan O'sun sen." Hz.Mevlana"

memed

42 yasıma kadar yaratıcıya inanıyor musun diye sorduklarında ,verdiğim yanıt hemen hep '' arıyorum ''du  .

La havle vela deyip yanımdan uzaklasırlardı .

Hatta bir çok yaratıcılı evren ,kendiliğinden evren  teorilerim bile vardı  :D .Fakat hepsini fizikle örtüştürmem gerekiyordu .

Astronomi cocukluk aşkımdı ama sonra farkettim ki  fizik olmadan hiçbir anlamı yoktu.
20 li yaslarda fiziğe basladım.Yaklasık 2-3 yıl okudugum kuantum ile ilgili kitapları kavrayamadan okudum .

3 yıl sonra fizikçilerin '' boşluk '' olarak adlandırdıgı şeyin yanlış bir tanımlama oldugunu cözene kadar.Ya ceviri hatasıydı ya da yanlıs bir ifadeydi . Evrenin dogası boşluk kaldırmazdı .

Bir film vardı , hayal meyal hatırlıyorum . Hz Süleyman'ın hazinesini arayan bir kaşifi anlatıyordu . Tüm film boyunca çok zor maceraları atlatıp çölleri geçip ,hayatta kalma mücadelesi verdikten sonra filmin sonunda sandıgı bulur ve müthiş bir heyecan ile sandıgın kapagını yavas yavas açar. Sandıgın içinde sadece bir ayna vardır . Açan kişiyi direk gösteren bir ayna . Kahramanımız onca macerayı atlatarak bir aynaya sahip oldugu için mi yoksa aynanın anlamını keşfettiği icin mi bilinmez ,kahkahalar atarak filmi bitirir .

Baska bir güzel hikaye ise bir bilgisayara oyunu : Prens ,1990 larda disket ile oynanan bence olaganüstü güzel bir oyundu .Oyunda bir kalede mahsur kalmıs prensesi arayan  bir prens elinde kılıç ,aşama aşama katları yükselirdi. Galiba 12 aşama vardı .Biri bitmeden diğerine baslayamaz göremezdiniz . Galiba 11. bölümdü diye hatırladım : Prens yine elinde kılıç adam biçerken , kendi aksı ile karsılasır .Ve kavga etmeye baslarsınız .Asla yenemezsiniz ,asla o bölümü gecemezsiniz .
Tek bir yolu vardır , ayna görüntüsü vererek onunla birleşmek .Bunun için onunla kavga etmemeniz gerekir .Onunla aynı görüntüyü sağlarsanız bölümü gecer prensinize kavusursunuz .

Hayat kendi içinde kendini mutlak ifade etmek zorundadır size.Bu Tarı yasasıdır . . O yüzden yasanılan hersey bir derstir .Bir atomun özünde tüm evrenin kodu var ise , yasanılan her seyde onun minimalize ya da maksimize hali de vardır  .

Neyi arıyorsan O'sun sen !
  Kısacası Tanrı yı aramamız , bizim hayata karşı en iyi ifademizdir .


Fiziğe ,kozmolojiye yöneliminiz var ise bu filmi mutlaka izleyin

2 bölümden olusan muhtesem bir belgesel uyarlama :

 https://www.beyazperde.com/filmler/film-130078/

Qui-gon jinn

O ayna hikayesinin orjini neydi bilmiyorum ama pek çok farklı versiyonu ile karşılaşmıştım bende. Söz ettiğin oyunda sanırım 89 yapımı "Prince Of Persia", ayrıca tavsiye ettiğin filmide önceden izlemiştim, teşekkür ederim. :) Neyse, yani diyeceğim şu ki, sözlerine katılıyorum, katılmamak elde değil, bakın neler diyor Mevlana'da;

"Ey hacca gidenler, nereye böyle,
Tez gelin çöllerden döne döne,
Durun, gördünüzse suretsiz suretini onun,
Hacıda sizsiniz, Kabe'de, ev sahibide..."

"O'dur hep kaynağı acınında, kıvancında,
O'dur hep var olanda, yok olanda,
Ama yok görecek göz sende, yoksa görürdün,
Yalnız O var baştan aşağı senin varlığında..."

memed

İnsanın içini boşaltmak istedigi zaman bulabilecegi bir kaynak Mevlana ve cokca da düsmanı sevmeyeni vardır :)
Ben samimi buluyorum ve bir de bir şiir var paylaşmadan gecemeyecegim yeri burası değil eminim ama inanılmaz duyarak yazılmıs bir şey : Galiba anonim .

FARKINDA OLMALI İNSAN

Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür.

memed

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen memed






Nacizane , sizler hakimsinizdir ama diğer insanlar da okur diye bütünsel bir biçimde tüm konuyu bilgim dahilinde birleştirmeye calısacagım .



Öncelikle '' bilgi '' diye adlandırdığımız şeyin fiziksel doğasını anlatmaya calısacagım .




''        " Bilgi " kelimesinin arkasındaki kavramda herhangi bir sınırlama var mı ?
 Sınırlama olmadığı için, bu kelimenin değeri nedir? Sonsuz. '''

Bilgi  herşeydir ,herşeydedir .  '' 



Bizim günlük yaşamımızda kullandığımız bilgi ile ilgili dil , bilginin organize olmuş halidir .

Elektron proton ve nötrondan oluşan atomu düşünelim. Hepsi atomu oluşturur ancak tek bir atom bize''bilgi'' gibi gelmez.
 Bilgiyi alabilmemiz moleküler düzeyde gerçekleşir .

Demokritos'un , M.Ö. 2000 li yıllarda atomus ismini koyduğu düşünce deneyinde olduğu gibi, pişmiş ekmek kokusunu alabilmem için , atomun organize hali olan , havada dolasan molekülü burnumdan çekmem gerekir.Bu benim fizikselliğimdir .Bu benim duyum oldugu için artık bir bilgidir .

Ancak bizim duyularımızın  ötesinde artık elektronlar yolu ile bilgiyi aktarabiliyoruz (cep teli ,TV , kuantum pc vs gibi gibi ) . Ama yanımızdan gecen ve telefonlarımızda ses kodu ile ses dalgası haline gelen şeyi havada görüyor muyuz ya da kokluyor muyuz ?
Yani evrende hemen her tür bilgi kodlar halindedir ve alıcıya ihtiyacı vardır .

Tüm varoluş ,tüm bilgi birbiriyle - puzzle parçaları gibi – bir bütündür .Herşeyin herşey ile ilgisi vardır .Bunun yolu ise elektron bağlantılarıdır .

Örneğin Einstein'ın  teorilerini nasıl yaptıgını düsünelim  ; 1900 lü yıllara kadar olan tüm fizik ya da atom bilgilerini okuyarak ,derleyerek ,anlayarak bir anten oluşturur kendi içinde  . Antenin  ucu  hep  açıktır  ve   diğer elektron bilgisinin üstüne eklemlenmesini bekler ( diğer lego parçasını bekler ) .Bu ise yine insanın tefekkür tahayyül gücü ile eklemlenir .


Fiziksel yol ile aldığımız '' bilgi '' ler , okuma , 5 duyumuz , öğrenme yoluyla beynimizde bir antenleşme görevi görür .
( Burda ki antenleşme K'larda sözü edilen saç sakal vs gibi protein antenleşmesi anlamında kullanılmamıstır )
---- Örneğin astronomi fakültesi ya da tıp fakültesi bitirdiniz : Bu '' beklentili ya da belki arzulu  bilgi süreci ''dir .Bize pek bir şey kazandırmaz .Çünkü ego ,kariyer ,para ,iş bulma vs hayali ile alınan bilgi bu kapsamda değildir ----



Bir deney :

Bir elmayı alıp , ondan yansıyan ışığı bir prizmaya tutarsanız ve bu prizmadan çıkan ayrı ayrı foton demetinden sadece birini , bir perdeye yansıtırsanız elma görüntüsü ( bilgisini ) elde edersiniz.

Perdeye yansıyan bu elma görüntüsü veren  foton demetini alıp tekrar bir prizmaya gönderirseniz yine ayrı ayrı  demetten sadece  bir tanesini perdeye aktarırsanız yine elma görüntüsü alırsınız .

Bunu devam ettirebildiğiniz sürece yapıp  ve yine bütün elmanın görüntüsü elde edersiniz .


Son kalan tek bir ışık demeti de olsa elmanın tüm görüntüsü (yani bilgisi) her bir ışık fotonun içindedir ve bütün halindedir .


Bu deney kuramsal olarak , bir atomun evrenin tüm geçmiş ve gelecek bilgisini, kendi içinde kodlu halde bulundurduğunu anlatır .ani bilgi her yerdedir .Hep vardır .Uygun alıcı ( Einstein örneği gibi ) bekler

 ( Yanılıyor muyum bilmiyorum )
*************************************************************

Bedri Ruhselman'ın 1970-80 lerde yaptığı bir celse vardı. Keske bulabilsem . Orda elektronun bilinmeyen bir özelliğini anlatıyordu .Çok uzun zaman oldu okuyalı ,aklımda kalanlar maalesef mini mini şeyler :

Elektronun , lego parçaları gibi birbiri içerisine girişim yaptığı , bunun o kişide neye yönelimi var ise elektron anten demetlerinin , diğer ,bununla ilişkili bilgiyi( bilgi tasıyan elektronu ) mıknatıs gibi çektiğini anlatıyordu . ( Tefekkür bu yüzden cok cok değerlidir : . Tefekkür derin düşüncedir: Ancak temeli , okuyarak ya da öğrenerek edinilenin üstüne düşünce gücünü koyma girişimidir , İslam dininde günahlarını, kainatı, varlıkları, doğayı, yaratıkları, kendini ve Allah'ı düşünmek, ve O'nun yarattığı varlıklardan, kainattaki eşsiz mükemmellikteki düzenden ders çıkarmak demektir. '' Bir tefekkür 1000  yıl namazdan evladır '' Hz Muhammed )

Ve aydınlanmanın( yükselişin ) en önemli, yolunun '' bilgi''lenme olduğunu , bireyin bu yolu seçmesi durumunda  en ağrısız yükseliş& aydınlanma yönteminin bu olduğundan sözediyordu .( akut acı ,radyasyon , aşırı soguk  vs yollarla da evrimleşebileceğimizi, DNA degişimlerinin olabilecegini biliyoruz )

Bilgiyi atomaltı bir parçacık olarak  ,evrenin tüm boyutlarında , fiziksel bir madde olmayan şey olarak düşünün..  . Kütlesi olmayan parcacıklar olan Foton ya da nötrino gibi gibi  .Aynı ''şey '' bu boyutta bir madde iken ,o aynı şey üst boyutta anti-madde olarak var.Ve aynı bilgi parcacıgını ya da daha dogrusu kodu  tasıyor .
 
Bize Ra ya da plaides bilgilerinde verildiği bir bilgiyi düşünelim : İnsan zamanında 6 cift kromozom sarmalı olan bir canlı iken , yapılan elektromanyetik hasarlandırma sonucu cift sarmallı DNA ya düşüş yaptık. Bizde yok etikleri 5 çift sarmalımızın parçaları halen bizde dağınık bir biçimde durmaktadır .

Bildigimiz kadarıyla  , bu çöp DNA dediğimiz şey , tüm DNA nın % 94-96 ' sı kadardır ( Çop DNA denen seyin aslında bizim 6 cift sarmallı kalan DNA parcalarımız oldugunu düsünüyorum )  .Yani bizler aslında kendi potansiyelimizin % 10 nu kullanıyoruz .Buna '' beynimizin yüzde onunu kullanmak '' ismini veriyoruz . Halbuki sorun bizde bloke edilen , parçalanmış ,kullanılamayan DNA mızdır . Varolan ,kullandıgımız , çift sarmallı DNA , korku hayatta kalma üreme ciftlesme gibi temel gereksinim yönelimimizi karsılarken , frekans değerleri yüzünden ,diğer boyutlara erişim yeteneğimiz bu ÇÖP DNA dadır .Ve dolayısıyla parça pinçiktir .

Fakat çift sarmallı DNA mızın antenleri de hala ucu açık şekilde durmaktadır .Ve bizim erişimimizi bekler .. Ve yerlerde parça pinçik olmuş dediğimiz DNA mızda ( % 94 gibi olan ) ucunda yine lego bağlantı noktaları ,antenleri durmaktadır . ( Acı , radyasyon ,aşırı soğuk ,aşırı dingin ruh hali bunlarda bağlantıları tamamlayabilir . .)


Neden bundan 100 yıl 1000 yıl önce  , zeki  ve bilginin peşinden giden insanların , DNA sarmallarını değiştirme gücü yoktu da bu zamanlarda bunun olasılıgı var? Ne değişti ?   

Şimdi manyetik alan değişime geliyoruz . Manyetik alan değişimi  ?

Mnayetik alan değişimi ile , uzun dalganın sürecinin bittiği ve kısa dalga ( gama ve x ısınları ) sürecinin basladıgı bir zaman dilimine girdik . Yani hem manyetik alanımız artık bizi kısa dalga radyasyondan pek de korumayacak ve üstüne bir de asırı artan uzay radyasyonu manyetik alanından az etkilenerek gezegeni dolduracak . Bir de , daha önce sözettiğim tüm günes sistemini cevreleyen ve merkezi dünya olan bir radyasyon kalkanı vardı . Bununda asırı zayıfladıgı ve bir delikli peynire döndüğünü hatırlarsanız ,herşey üst üste geliyor. Yani bizi koruyan radyasyon kalkanı 2 ayrı yönden zayıflıyor .

''' TÜBİTAK'tan Prof. Zeki Eker, "Patlamayla oluşan elektromanyetik alan aşırı stres, sinirlilik, uyku bozukluğu ve öfke patlamalarına yol açabilir. Hatta depresyona bile girebilirsiniz" dedi. '''  https://www.kimpsikoloji.com/gunes-patladi-ruhsal-dengemiz-sarsildi/


 K 'ların söz ettiği '' dalga geliyor  '' durumu nedir ? Benim anladıgım ,bu bir kütle cekim dalgasıdır ve devamında agır radyasyon parcaları tasır .Ve gökyüzü kıpkızıl olur . Burda artık ne detaya girebilecek kadar yogun bir bilgi sahibiyim ne de bilsem bile anlatabilecek bir dile sahibim . Sadece bekledigimiz ya günes patlaması ya 2 yıldız carpısması ya karadelik nötron yıldızı carpısması vb seyler olasılıgı . kütcekim dalgası dünyaya varır bir zaman sonra ise arkada tasıdıgı yüksek radyasyonlu parca .... Benim zannım ise Kahverengi cücenin ,güneşimizde bir kütle atımına yol acmasıdır ; belki ....

Yani olan biten hemen her sey ışıkla ilgili.Yani radyasyon ile ilgili sorunlar yasayacak dünyamız ( Kuyruklu yıldız ,göktası olasılıgı ayrıca beklenedebilir  .)  Bu yüzden bize birisi gelip '' GEN '' takmayacak . Zaten bizim içimizde var :   

"Dünyanın derinliklerini (içini) ziyaret et, damıtırken (arıtırken) gizli taşı (felsefe taşı'nı) bulacaksın."

Felsefe tası  12 sarmallı DNA mızdır . Yani içimizde olandır .

Bizler buraya internetin ya da iletişimin rahat oldugu ,yani bilgilenme olasılıgımızın yüksek olabilecegi , uygun cografyalara ,uygun genetik kodlara acık bicimde bedenlendik ki ,şansımızı deneyebilelim. Kimimiz icin coktan secmeli ,kimimiz icin azdan secmeli genetik havuzdan elimizden geldigince uygunu secmeye calıstık . Ama Ra larda sözüedildiği gibi de cokca yan etki yasadı belki bir cogunuz ,örneğin alerjik hastalıklar gibi.
Yani hiçbir şey tesadüf değil ama gelecegin ucu acık !

Şu bilgiyi hepimiz biliyoruz değil mi RA bilgilerinden ?  ''  yükselişin %90 nı BH den  Yüzde 10 KH den gibi olacak görünüyor .

Yani KH nin yükselme olasılıgı var .Daha zorlu bir yoldan .

Nedeni ise KH nin bilgiye erişiminin beklentisel arzulu ( ego , kariyer ,para vs ) bir yönelim göstermesi ve gerçegi safça aramanın cok daha zor olusu . Yani elektron baglantılarını kurabilmeleri daha zor .

BH ise zaten cogunlugu bindirilmiş kıtalardan olusuyor . Yıldız tohumları ,yıldız cocuklar,ışık iscileri  , sınırı gectigi halde geri gelenler .
Ve bu insanların sayısı milyonlarca şu anda ( zaten yükselecek olanlarda cogunlukla onlar olacak )  ! Dünya kendi haline bırakılsaydı , BH  yıldızlardan ruhsal- milyonluk -müdahale gerceklesmeseydi ,  yükselis oranı  nerdeyse  50 - 50 olurdu .

BH nin cok ciddi bir anlam ve önemi var . Dünya nın bu gecisini ne kadar ılıman hale getirirsek o kadar da basarılı oluruz mantıgı var .
Ve bu mantıgı sadece sezgilerimle ifade edebilirim. Genel anlmıyla o yıldız cocukların sayısı yüksek olmasaydı şimdiye kadar dünyanın tektonik hareketleri cok daha yüksek olurdu . Süreç cok cok daha agır gecerdi ...

'' Secilmisler hayrına o günler kısaltılmıstır ''  der kitabın birinde ,unuttum incil kuran vs....

BH 'nin görevi herseyden önce ılıman iklim yayar .Kaos un felaketin oldugu yerde bu korku dalgasından kim yararlanırdı ?

Bu korku dalgası ne kadar gec gelirse , frekans yoluyla ruhsal direnis ne kadar yüksek olursa , insanlıgı korkudan ne kadar uzak tutarsa bu BH frekans dalgası o kadar az acı çeker insanlık . BH nin asıl varlıgı daha cok insanın yükselmesi icin ortam yaratmasııdır. Ve cok degerlidir.

Ama KH kardeslerimizde yükselecek :)
*
******************************************************************
*******************************************************************

Çok ilginç ve degerli buldugum bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum :

''  Atılan her mesaj Dünya'nın kütlesini değiştiriyor   ''

'' Birleşik Krallık'taki Portsmouth Üniversitesi'nde görev alan Alman fizikçi Melvin Vopson, dijital verilerin Dünya'nın kütlesini değiştirdiğini öne sürüyor.

Teori, her bilgi parçasının sonlu ve ölçülebilir bir kütlesi olduğunu öne sürüyor. Buna göre örneğin bilgi yüklü bir sabit disk, aynı diskin boş versiyonundan daha ağır olmak zorunda.

Öte yandan bu kütle farkı çok küçük bir değişikliğe tekabül ettiği için eldeki olanaklarla ölçülmesi ve dolayısıyla fizikçinin teorisini kanıtlaması mümkün değildi.

Ancak Vopson, bunu bir deneyle ispatlamanın mümkün olduğunu ileri sürüyor. Fizikçi hakemli bilimsel dergi AIP Advances'ta yayımlanan yeni makalesinde bir deney önerisi de sunuyor.

Atılan her mesaj gezegeni ağırlaştırıyor

Vopson'ın hesaplamalarına göre günümüzdeki "görsel imge yığını", yani yaklaşık yarım milyar tweet, sayısız metin ve milyarlarca WhatsApp mesajıyla birlikte yaratılan her bilgi gezegeni ağırlaştırıyor.

Bunların Dünya'nın kütlesine yaptığı katkı çok ufak olduğu için henüz ölçülemedi. Ancak teknolojinin gelişmesi ve insan nüfusundaki artış gelecekte bunu tersine çevirebilir.

Örneğin 350 yıl içinde dijital bilgilerin ağırlığının Dünya'daki tüm atomlardan daha ağır basabileceği tahmin ediliyor.

Vopson'ın teorisi aynı zamanda bilginin maddenin 5. hali olduğu anlamına geliyor. Bilim insanı daha da ileri giderek, ne olduğu bir türlü çözülemeyen karanlık maddenin de sadece bilgiden oluşabileceğini savunuyor.

"Bu, evrene dair anlayışımızı değiştirecek ama mevcut fizik yasalarından herhangi biriyle çelişmeyecektir" diyen fizikçi, sözlerini şöyle sürdürüyor:

Kuantum mekaniği, elektrodinamik, termodinamik veya klasik mekanikle çelişmiyor. Tek yaptığı fiziği yeni ve inanılmaz derecede heyecan verici bir şekilde tamamlamak.

"Deneylerle ispat edilebilir"

Vopson'ın yeni makalesinde iki varsayım öne çıkıyor. Bunlardan ilki, bilginin de kütleye sahip olduğuna yönelik ana tahmin.

İkinci varsayıma göreyse tüm temel parçacıklar, canlıların DNA tarafından kodlanmasına benzer şekilde, kendileriyle ilgili bilgi içeriğini depoluyor. Diğer bir deyişle her elektron bir bilgi taşıyor.

Vopson'ın deney önerisi, tam da bu ikinci varsayıma dayanıyor ve maddenin anti-maddeyle çarpıştırılmasını öngörüyor.

Fizik yasalarına göre madde ve anti-madde arasındaki çarpışma, her ikisinin de yok olmasına yol açabilir. Vopson da parçacıklar yok edildiğinde geriye bilginin kalacağını belirtiyor.

Fizikçi bu bilginin düşük enerjili kızılötesi fotonlara dönüşeceğini ve bunu da söz konusu deneyle kanıtlayabileceğini ifade ediyor.

Vopson, "Bir elektrondaki bilgi, onun kütlesinden 22 milyon kat küçüktür. Bilgiyi ancak elektronu silerek ölçebiliriz" diyor ve ekliyor:

Bir madde parçacığını bir anti-madde parçacığıyla çarpıştırdığınızda birbirlerini yok ederler. Bunu biliyoruz. Parçacık yok olduğunda bu bilgi bir yere gitmek zorunda.  ''  https://www.indyturk.com/node/493476/bi%CC%87li%CC%87m/alman-fizik%C3%A7i-at%C4%B1lan-her-mesaj-d%C3%BCnyan%C4%B1n-k%C3%BCtlesini-de%C4%9Fi%C5%9Ftiriyor#.YksHBKe_Hiw.facebook

**********************************************************

Burda da fizikçilerin bir mitinden sözediyor. Bu adamın kaybolmasına ve hiçbir izinin bulunamamasına o zamanın kuramsal fizikçilerinin hiçbiri bir anlam verememişti : https://www.matematiksel.org/ettore-majorana-hem-canli-hem-de-olu-olan-bir-fizikci/?fbclid=IwAR247p8p_iLt21fzOti1L24TCskIF7U2kpqaM0l3SX1gEzdWzhmXrB3RjXE


memed

S: (A) NY lotosunda 911 sayısının gelmesinin ardındaki mekanizmayı merak ediyorum. (V) Evet, ben de.
C: Uyarı. Bitmedi!!!
S: (A) Kim uyarıyordu?
C: Kitle bilinci açık ve mevcut tehlike konusunda kendine uyarıda bulunuyor.
S: (A) Anlamlı. (C) Onu kendimiz mi yarattık? (L) Hayır, kitle bilinci açık ve mevcut tehlike konusunda kendine bir sinyal gönderiyor... Hangi
açık ve mevcut tehlike?
C: Bekle ve gör.

*****************************************************

1990 lı yıllarda istatistik alanında deneysel bir çalışma yapıldı.İnternetin giderek yaygınlasması ile ,istatistik alanında arastırma yapan bir akademisyen , izin alarak insanların bilgisayarına bir yükleme yaptı.
Bu deney hergün sabah 8 de bilgisayarın bagımsız bir biçimde havaya para atısı ile ilgiliydi.
Yani yazı tura gelme oranları .
Doğal olarak günler ve hatta yıllar içinde gelen sonuclar genelde  52-48  -- 44-56 ya da 51-49 gibi oranları içeriyordu .

Bir gün akademisyenin topladıgı veriler analiz edildiğinde cok garip ,daha önce hiç olmayan bir oran cıkmıstı .Hatırlamıyorum o ikili sayıyı : 82-18 gibi bir rakamdı ..
O günün tarihi  11.9.2001 günüydü .

bozadi

İlginç ve gerçekten K'ların açıklamasına da paralel görünen bir olay.