Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Başka bir başlık altından buraya taşınan bir tartışma konusu

Başlatan bozadi, 13 Mart 2022, 15:57:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?whichpage=-1&TOPIC_ID=1568&REPLY_ID=33335

Aşağıdaki alıntıyı, yukarıdaki linkten yaptım. Rusya-Ukrayna-Nato arasındaki çatışmalarla ilgili bir tartışma başlığında tartışma farklı bir yön alınca, uygun farklı bir başlık altından devam etmesi daha uygun olur diye düşündüm. Bu alttaki alıntıdan önceki mesajlar, üstteki linkten görülebilir.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Evet kardeşim en başta kendim için söylüyorum sözlerimi ve hayır elbette aşmış falan değilim, bende 3.yoğunlukta debelenip duran sıradan kişilerden biriyim. Ve bu nedenle çoğu zaman bu kişiye cevabını bilmediği veya henüz bilemediği sorular soruyorsun ki, doğal olarak tatmin edici yanıtları maalesef pek bulamayacaksındır. Neyse...

Benim 3.yoğunluk Dünyamızdaki olup bitenin gündeme getirilmesi, analiz edilmesi, konuşulması ile ilgili bir sorunum yok kardeşim, sonsuza kadar konuşulabilir ve bende konuşuyorum her zaman. Asıl bir itirazım olacaksa şayet o da şudur, benim burada gerçekten bir "sorun" olduğunu ve itirazda bulunduğumu düşünmenizi sağlayan, yine bana göre realiteyi hiç yansıtmayan algınızdır sadece ki, yine neyse diyor ve geçiyorum.

Hepsine Eyvallah! Lakin benim, tüm o 3.yoğunluk mevzularının yanında, bizlere aktarılan ve benimde anladığım  ve becerebildiğim kadarı ile ortaya koymaya çabaladığım başka bir olgu var.   

3. Yoğunluk Dünyamız batan bir gemi adeta ve Dünyamız özelindeki maalesef bizlerinde sadece sınırlı algı ve etkisi ile birlikte içerisinde bulunduğu mevcut "ölümcül illüzyonun en derinindeki" halinden söylendiği gibi kurtulmamız için tek yapabileceğimiz, ve belkide acilen, benimde katıldığım şekilde sadece 3. yoğunluktan çıkmakdır. Hatırlayınız o sözleri, 3.yoğunlukta peki ne yapabiliriz? sorusuna verilen cevap bu idi; 3.Yoğunluktan çıkmak...

Ve eğer bizlerinde daha üst bir yoğunluğa çıkarak "gerçekten istediği şey" bu ise şayet, bunun yolu olarak verilen, benimde tüm o bilgilerden anladığım ve aktarmaya çabaladığım olgu olarak, farkındalığımızı, algılarımızı, 3.yoğunluk bakış açılarımızı ve düşünce yapımız acilen değiştirmemiz, daha üst düzey, çok daha farklı bir bakış açısı ile realiteyi değerlendirmeye çabalamamızdır. 

Ben aşağıda alıntıladığım aktarımlardan bunu çıkarımlıyorum, belki tamamen yanlış yorumluyorum, bilemiyorum ama benim yorumum böyle. Bu hususta şimdilik başkada söyleyecek pek bir şeyimim kalmadı gibi. Sizler neler anlıyor ve yorumluyorsunuz bunlardan merak ediyorum ve yazmak isterseniz şayet, bende yeniden keyfle okuyayacağımdır şüphesiz. Sevgiler.


C: Bunu hepinize söylüyoruz. Artık bireysel olarak, kendinizi üçüncü yoğunluğun sınırlandırmalarından mümkün olduğu kadar kendi adımlarınızla çıkarma çabası göstermenizin vaktidir; kendinizi buna zorlamayın, yalnızca kendi adımlarınızla çaba gösterin. Öğrendiğiniz derslerle artık dördüncü yoğunluğa hazırlanmaya başlamak için fazlasıyla hazırsınız. Üçüncü yoğunluk, artık ihtiyaç duymadığınız seviyede bir fiziksellik, sınırlama ve bu paralelde şeyler içeriyor. Bu nedenle, zaman zaman üçüncü yoğunluğa bağlanmanın daha rahat olmanızı sağladığını anlıyor birlikte, zaman, işte yine o kelime, artık ilerleme ve dördüncü yoğunluk için hazırlanma zamanıdır ve artık zaman gibi ve zaman ilüzyonundan nasıl kurtulacağınız gibi şeylerle ilgilenmemeniz iyi olur. Çünkü bu gerçekten önemli değil. Bu tıpkı matematik öğrenen bir üçüncü sınıf öğrencisinin durup geri dönerek ABC hakkında ve ABC'nin neden CBA veya BAC değil de ABC olduğu hakkında düşünmeye başlaması gibi birşey. Bunun gerçekten bir anlamı yok. Neyse o.
17 Haziran 1995


C: Halen üçüncü seviyedeyken, üçüncü yoğunluk aleminde daha rahat olanlara belirli bir derecede uyum göstermeniz gerekli. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi, belki de artık sizin için dördüncü yoğunluğa hazırlanma ve mutlak gereklilik durumları dışında üçüncü yoğunluğa ait tüm "nerede"lerle, "nasıl"larla ve "neden"lerle ilgilenmeyi bırakmaya başlama "zamanıdır." Bu artık gerçekten geride bıraktığınız birşey ve bunu biliyoruz, çünkü altıdan bire ve yine birden altıya kadar kadarki tüm seviyelerden görebiliyoruz.
17 Haziran 1995


C: Eh, değiştirelemeyecek olan ve gerçek büyük resim içerisinde aslında önemsiz olan durumlar karşısında endişeye kapılmamak önemli bir şey. Eğer ki şu an bulunduğunuz 3. Yoğunluk gerçekliğinin yüzeyi yakında yırtılıp, parçalara ayrılacaksa, bu size neden dert olsun ki, veya konumuzla daha ilgili olarak; neden sizi böyle korkutuyor ki ? Sizlerin bu 3. Yoğunluk KH düşünce tarzının ötesine geçiyor olmanız gerekiyor.
25 Eylül 1999


bozadi

Elbette değerli bir öneri bu. Bu alıntıları yaparak vurgulama gereği duyduğuna göre, 4. yoğunluğa / BH'ye hazırlanma konusunda ne yapmamız ve yapmamamız gerektiği konusunda da az çok spesifik bazı fikirlerin, önerilerin vardır mutlaka. Paylaşırsan sevinirim.

Qui-gon jinn

Elbette değerli bir öneri bu. Bu alıntıları yaparak vurgulama gereği duyduğuna göre, 4. yoğunluğa / BH'ye hazırlanma konusunda ne yapmamız ve yapmamamız gerektiği konusunda da az çok spesifik bazı fikirlerin, önerilerin vardır mutlaka. Paylaşırsan sevinirim.

bozadi

Biz halen 3. yoğunlukta yaşıyoruz ve K'ların ve diğer önemsediğimiz kılavuzların önerdiği hemen herşeyle ilgili pratiklerimizi, öğrenişimizi de tamamen veya çok büyük ölçüde "3. yoğunluk gerçekliğimiz içindeki malzemeler" üzerinden yapabiliriz. Dolayısıyla, K'ların "mutlak gereklilik durumları dışında üçüncü yoğunluğa ait tüm "nerede"lerle, "nasıl"larla ve "neden"lerle ilgilenmeyi bırakmaya başlama zamanı..." ifadesini, hayatımız olarak bildiğimiz şeyle ilgili tüm nerede, nasıl ve nedenlerle ilgilenmeyi bırakma önerisi olarak yorumlamak çok yanlış bir çıkarım olur diye düşünüyorum.

K'lar senin de sık sık dikkat çektiğin gibi "objektif gerçekliğe dikkat edilmesi" tavsiyesinde bulunup duruyorlar. Sürekli ama sürekli olarak "araştırma, öğrenme" vurgusu yapıp duruyorlar. Dikkat etme, sorgulama, öğrenme kavramları ise doğası gereği "nerede", "nasıl" ve "neden" gibi soru sözcükleri başta olmak üzere sürekli sorgulama gerektiriyor.

Alıntı Yap
C: Yaşam deneyimleri kişinin Tanrı'yla etkileşimini yansıtır. Uykuda olanlar, yaratılışla etkileşimleri konusunda çok az inanca sahiptir. Bazıları dünyanın hakkından gelmeleri, görmezden gelmeleri, susturmaları ya da sona erdirmeleri gereken birşey olduğunu düşünüyor. O bireyler için dünyalar sona erecek. Hayata ne veriyorlarsa tam da o olacaklar. "Geçmişteki" bir hayal olacaklar. Objektif realiteye her yönüyle sıkı bir ilgi gösterenler "Geleceğin" gerçekliği olacaklar.



Qui-gon jinn

Elbette kardeşim, her yorum olabilir, mümkündür...

Neyse, bu arada Kasyopyalılarda iyi demiş, katılmamak elde değil gerçekten de; "Objektif realiteye her yönüyle sıkı bir ilgi gösterenler "Geleceğin" gerçekliği olacaklar."

"Objektif realiteye", muhteşem...

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Elbette kardeşim, her yorum olabilir, mümkündür...

Neyse, bu arada Kasyopyalılarda iyi demiş, katılmamak elde değil gerçekten de; "Objektif realiteye her yönüyle sıkı bir ilgi gösterenler "Geleceğin" gerçekliği olacaklar."

"Objektif realiteye", muhteşem...
"Objektif realite"den ne anlıyorsun?

Qui-gon jinn

Subjektif ilüzyonitenin tersini... [8D]

Şaka bir yana diyeceğim ama çokta ayrı bir şey söyleyemeceğim bundan. Mutlak manada tüm illüzyonun ötesindeki ebedi hakikat olarak tanımlıyorum bunu aklımda ama ille de kasttediğin düzeyde bir tanımlama getirmeye çalışırsam şayet, yine sınırlı algımızın çoğunlukla perdelediğini düşündüğüm "gerçekte olan"ı anlıyorum diyebilirim...

Neyse, peki sen ve diğer üyeler neler anlıyor, ne düşünüyorlar bunlardan, gerçekten merak ediyor ve duymak istiyorum açıkcası. Ben bu konudaki görüşlerimi şimdilik kafi derecede aktardım diye düşünüyorum.Sevgiler.

bozadi

Senin önerdiğini düşündüğüm şeyi neredeyse düzenli olarak deniyorum; sadece mutlak gerçek hakkında düşünelim, tartışmalarımızı, iletişimlerimizi mümkün olduğunca sadece bu konu üzerinde odaklayalım. Yani sadece 7. yoğunluk. Böyle bir çabanın çok önemli, değerli yönleri olduğunu düşünmekle birlikte, bunu yapmanın (bu arzuyu arzu edildiği şekilde gerçekleştirmenin) çok mümkün olmadığı sonucuna varıyorum kendi açımdan. Yani 3y deneyim/bilinç sınırlarımız dahilinde bile olsa sadece 7y hakkında veya 7y bakış açısından düşünmek. Bunu yapmaya çalışmak ille de yanlış veya faydasız değil bence ama eksik kalıyor, işe yaramayan, ters tepen bir yönü var. "Sadece bunu" yapmak çok imkan dahilinde değil gibi görünüyor 3y gerçekliğinde, hatta muhtemelen sonraki yoğunluklarda da.

Söylediğin şeyi veya söylediğine benzettiğim şeyi, neredeyse düzenli olarak deniyorum yine de. Sonuç alamayınca farklı açılardan yaklaşmaya çalışıyorum. Şu an için varabildiğim en iyi sonuç, bir yandan hayatı olağan seyrinde yaşamaya devam ederken, içsel/ruhsal arayış, mutlakla temas ve özdeşleşme çabası anlamında sadece olumluluk, iyilik hali üzerinde yoğunlaşmaya çalışmak; "Varlık ve Olumluluk" başlığı altında incelemeye, odaklanmaya, tasvir etmeye çalıştığım gibi.

Varlık (Tanrı/7y/mutlaklık) iyiliktir, sonucuna varıyorum. İngilizcedeki "Goodness" sözcüğünün hem "Tanrı" hem de "İyilik" anlamına gelmesini çok anlamlı buluyorum. İyiliğin en hızlı, en doğrudan yoldan tanrısal bilince, bütünsellik, teklik, birlik bilincine götürücü bir özelliği olduğunu söylemek daha doğru olur sanırım. Kötülük, yani şiddetli, adanılmış egoizm de gerçekliğin bir parçası ama varlığa değil, yokluğa götürüyor, terk edilmezse.

Bizim hayatımızda eksik olan şey "iyiliktir" çıkarımına varıyorum. Tanrıyla, tanrısallıkla aramızdaki en kısa, en doğal, en güzel yol da iyiliktir.

"İyilik" konusunda ise şu önemli ayırda vardım kendi açımdan: İyilik "kendimizde" başlar. İyilik bizim varlığımızda egemen ve otomatik olmadıktan sonra, başkalarına karşı iyilikler yapay olacaktır diye düşünüyorum. Yani ben "iyilik" derken ilk kastettiğim şey "başkalarına karşı iyi olmak" değil. Hatta aslında "kendine karşı iyi olmak" bile değil belki esas kastettiğim veya esas sezdiğim, ulaşmaya çalıştığım. Sadece iyi olmak. Gerçekten iyi olmak. Kastettiğim, sezmeye çalıştığım ve açıklamaya çalışacağım şekliyle "iyi olunduğunda" kendine karşı da, başkalarına karşı da iyi/pozitif davranış doğal, kendiliğinden olacaktır diye tahmin ediyorum.

Kastettiğim iyi oluş, iyilikle, yani iyilik teriminin işaret ettiği (etmesi gereken) şeyle özdeşleşmedir. İyi olmalı, iyiliği, iyi oluşu deneyimlemeliyiz. "Yüksek moral" hali vardır ya hani, kastettiğim "iyi oluş"a en yakın şeylerden biri odur sanırım. İlle "deli fişek" bir hali kastetmiyorum. Özünde gayet sakin (hatta ölü gibi sakin) bir yüksek moral, canlılık, bilinçlilik hali. Bambasit ve sonsuz kudretli. Tanrı. 3y'deki "Ene'l Hakk", bir bakıma.

3y KH realitesine aitlik bilincimiz, bu ilüzyonla hastalıklı düzeyde özdeşleşme şeklimiz, varlığımızın özü/kendisi olan şeyle (yani varlığımızla) aramıza giriyor, daha doğrusu biz onu araya sokuyoruz.


bozadi

İyi'leşme - moral yükseltme konusunda birkaç şey eklemek istiyorum:

Çoğu zaman olduğu gibi 3y KH ilüzyonu ile aşırı özdeşlik (bu ilüzyona aşırı aidiyet, bağlılık, bağımlılık) bilinci içinde olduğumuzda, kendimizi iyi'leştirme (moral gücümüzü yükseltme) konusunda genellikle çok dezavantajlı bir konumda oluyoruz. Moralimizin yükselip yükselmeyeceği çoğu durumda bu ilüzyon içindeki gelişmelerin insafına kalıyor ve o gelişmeler de çoğu zaman moral yükseltici değil, moral düşürücü etkiler yapıyor. Veya bazen de bu hastalıklı ilüzyona ait, tamamen veya büyük ölçüde sahte moral yükseltici unsurlardan medet umuyoruz. İlüzyondan bağımsız bir moral yükseltme modumuz olması gerektiğini düşünüyorum. Belki de hayatımızda kendimizi iyi'leştirmekten (moralimizi yükseltmekten) daha öncelikli bir amacımız olmamalı.

İyi'leşme, yani kendini iyi'leştirme konusunda bir ilgimiz, yeteneğimiz olması, bu ilgi ve yeteneğin giderek geliştirilmesi gerekiyor. Sadece veya temel olarak "kendimizle kendimiz" arasında birşey olmalı bu. 3y ilüzyonumuz içinde birilerine birşey gösterme, kanıtlama amacıyla değil. Tamamen kendimizle kendimiz arasında. Ve temel olarak sadece "düşünce gücüyle". Zihin, inanç, irade... Düşünce gücünüzle, az öncesinden azıcık da olsa daha iyi hale gelin. Küçücük de olsa bağımsız (tamamen kendiniz için, kendi içinizde, gönlünüzde, zihninizde, varlığınızda) bir sevinç, huzur, güven duyun. Ve bunu duymadan önceki halinizle duyduktan sonraki haliniz arasındaki farkı fark edin. Kendinize bir iyilik yaptınız. İsterseniz bunu çok ama çok daha derinleştirebilirsiniz. "Kendi gerçekliğini yaratmak" kavramıyla ilgili en meşru, doğal, güzel uygulamalardan biridir sanırım bu.

Bu konudaki ilgimizi ve yeteneğimizi geliştirdikçe, olağan KH-baskın hayatımıza devam ederken, 3y KH ilüzyonundan giderek bağımsızlaşmamızın mümkün olacağına inanıyorum. Bu "iyi'leşme" dediğim şeyin "BH kutbiyetimizi artırmakla" yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum.

Moralimizi alt üst eden, yerlerde süründüren, nefret, kızgınlık, acı, kahır, suçluluk, acizlik içinde kıvrandığımız, kıvranacağımız zamanlar olacaktır ama çok küçük miktarlarda bile olsa, tamamen zihin gücümüzle ve tüm ilüzyondan, tüm dünyadan, herkesten ve herşeyden bağımsız bir şekilde kendimizi az öncesine göre azıcık da olsa daha iyi hale getirme konusundaki ilgi ve yeteneğimizi geliştirmeye devam ettikçe, "köklü" bazı değişimler meydana gelmeye başlayacaktır.

İyi'leşme konusundaki pratiklerimizin, çabalarımızın, ilüzyon içindeki, yani hayatımız dediğimiz şey içindeki şartlarımızda hemen somut (adeta sihirli) bazı gidişat değişiklikleri yaratmasını beklemek, maalesef K'ların olumsuz anlamda "beklenti/arzu" dediği şeyle (egoyla) yakından ilgili olacaktır. Gerçek iyi'leşme ödülünü, meyvesini hemen verir. Çünkü yaptığımız şey zaten iyi'leşmenin en basit ve en somut şekli adeta. Kendi bilinç gücünüzle, bağımsız bir şekilde, birkaç saniye veya dakika öncesine göre kendizi (halinizi, moralinizi) daha iyi bir hale getirme iradesi, kendi kendisinin meyvesidir zaten. Başka bir netice beklemeye gerek yok. Ama bu küçük bilinç değişim/dönüşüm çabaları devam edip derinliği, boyutu, gücü giderek arttıkça, bunun hem fizik sağlığınız hem de hayatınızın genelindeki durumunuz üzerinde somut etkiler yapmaya başladığını ve bu etkilerin giderek büyüdüğünü, derinleştiğini göreceğinizden eminim. Kendim bunu küçük ölçeklerde de olsa deneyimliyorum ama tamamen hakim olduğum birşey değil. İlüzyonun bataklığında kendimi sıkça çamura saplanmış olarak buluyorum; bir sürü arzu, korku, beklenti, mutsuzluk, acı, kahır, acizlik. Ama belirttiğim basit ama hayati çalışmayı yapma iradesini gösterdiğimde kesinlikle fark oluyor ve bu çabayı sürdürdükçe derin bazı değişimler olmaya başladığını gözlemliyorum.

bozadi

Yani bırakalım ilüzyonda (ilüzyondaki kendi bireysel şartlarımız dahil) ne olacaksa olsun. Biz kendi üzerimizdeki (kendi bilincimiz üzerindeki) egemenliğimizi sağlamaya bakalım öncelikle. Bunu yaptıkça, iyi'leştikçe, etrafımızdakiler için iyi'leştirici etkilerimiz de artacaktır.

Qui-gon jinn

Yorumların için teşekkürler kardeşim, ilüzyona odaklanmayı bırakalım söylemine katılmamak elde değil. Zaten benimde az çok ifade etmeye çalıştığım olgu bu ve benzeridir.

Dünya ne zamandır var ve daha ne kadar varolacak (ki zaman yoksa şayet hep vardı, hep varolacaktır demek daha doğru olacaktır belki de) bilemiyorum ama bu konuda diyebileceğim şu ki, bence her şartta bu gelip geçici olana "içsel" olarak çok fazla takılıp kalmamalıyız artık. K'ların dediği gibi hep ileriye doğru odaklanmaya gayret etmeliyiz.

Ezoterik öğretilerin temelindeki prensipte incelendiğinde hep "terke" dayalıdır. Eğer yükselmek, 3. seviyeden 4'e çıkmaksa maksadımız, kanaatim odur ki, ileriye bakmalı ve ne kadar zor gelirse gelsin 3.yoğunluk ile artık yavaş yavaş vedalaşmalıyız...

bozadi

İlüzyon özü itibariyle bırakılması gereken kötü birşey değil. Hayat dediğimiz, hayat oyunu dediğimiz şey ilüzyon zaten. K'ların dediği gibi ilüzyon "öğrenme amacı" için var. Tüm evren, tüm varoluş, tüm okul, Büyük İlüzyonun bir parçası ve kendisi. Bireysel varoluş tamamen bir ilüzyon; Ra'nın deyişiyle "sapma". İlüzyon olmasaydı, bireyler olarak burada bunları tartışıyor olamazdık. İlüzyon olmasaydı yoğunluklar olmazdı, öğreniş olmazdı, mezuniyet olmazdı. BH-KH olmazdı, hiçbir çeşitlilik olmazdı. Tezahür olmazdı.

Zararlı olduğunu düşündüğüm şey, 3y KH-baskın ilüzyonumuzun hastalıklı, aşırı negatifleşen koşullarıyla aşırı derecede özdeşleşilmesi, aşırı aidiyet bağı kurulması.

K'lar "3. yoğunluk olmayı/düşünmeyi bırakın" derken, 3. yoğunlukla ilgili herşeyi bırakmayı önermiyorlar; bu "var olmayı bırakmak" anlamına gelirdi. Çünkü biz hala 3. yoğunluğuz ve doğal olarak 3. yoğunluğu deneyimlemeye devam ediyoruz; tıpkı burada bunları tartışırken de yapmakta olduğumuz gibi. Ama evet, aynı zamanda 4'e ve BH'ye geçiş imkanının eşiğindeyiz.

3y'yiz derken, aslında %100 3y değiliz. Diğer tüm yoğunluklarla da bağlantılıyız bir şekilde. Ve eşiğinde bulunduğumuz 4y'den epeyce tesir aldığımıza şüphe yok. Hatta 4KH varlıklarının saldırmalarına, kaçırmalarına maruz kalırken bile 4y'den tesir alıyoruz. 4BH varlıklarından da tesirler alıyoruzdur, şu veya düzeyde etkileşiyoruzdur illa ki. Ve diğer tüm yoğunluklarla da.

K'ların dediği gibi, tüm yoğunluklar 7y'nin (mutlak varlığın, tekliğin) bir parçası ve kendisi. İlüzyon da dahil buna. Yoğunluk kavramı da ilüzyon sonuçta. Hayatla etkileşirken (kaçıncı yoğunluk, hangi boyut, hangi kutbiyet olursa olsun) 7y ile (özümüzle) etkileşiyoruz bir şekilde.

Yine aynı bağlamda, K'lar "objektif realiteye her yönüyle sıkı bir ilgi gösterme" önerisinde bulunurken, 3y'deki hayatımızın içeriğini bunun dışında tutuyor olmaları mümkün değil. İki bin sayfa civarındaki K celselerinin kaçta kaçı 7y (ilüzyonsuzluk) hakkında ve kaçta kaçı o veya bu şekilde 3y ilüzyonumuzun içeriği hakkında? İçeriğin karşılaştırma yapılamayacak kadar büyük kısmı 3y hayatımızın içeriğiyle ilgili tabi ki. Bunda bir anormallik, bir yanlış yok. Hayatımızın içeriğine "nasıl" yaklaştığımız önemli olan. Ne ölçüde subjektif, ne ölçüde objektif yaklaştığımız. Yani gerçekleri ne ölçüde doğru gördüğümüz. Objektiflik konusunda kendimizi ne kadar geliştirirsek, mutlak gerçeğe (öze) dair objektif farkındalığımızı geliştirmek de o kadar mümkün oluyor.

Evet, 3'ten 4'e geçiş sürecindeyiz, 3'teki insanlık medeniyetinin neredeyse tamamen çöküş süreci içindeyiz ama bu durum bile 3'ün (hayatımızın) içeriğine ilgi göstermeye, tartışmaya mani değil, tam aksine doğal ve gerekli. 3'te olduğumuz sürece, içinde olduğumuz gerçekliğin "tüm yönleriyle" ilgili gözlemler yapmak, tartışmak, kavrayışımızı, objektifliğimizi artırmaya çalışmak son derece doğal ve gereklidir.

Qui-gon jinn

"Eğer herşey illüzyon ise, illüzyon gerçektir" demişti K'lar... [8D]

3.yoğunluk değerlendirmeleri ile de, varoluş illüzyonu ile de vs. vs. ile de sorun yok, sadece eğer "maksat yükselmek ise" şayet, odağın aşağıdan yukarıya doğru yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyor ve öneriyorum. Burada mevzu bahis edilen konu tamamen "seçim" ile alakalı, neyi seçtiğin ile...

bozadi

Önerine katılıyorum.

"Odağımızı aşağıdan yukarıya yönlendirme" bağlamında yapabileceğimiz en somut şeylerden birinin KH'den BH'ye geçiş konusu üzerinde yoğunlaşmak olduğunu düşünüyorum. Bizim açımızdan 3'ten 4'e mezuniyet, KH'den BH'ye mezuniyetle eşanlamlı. Halen bir mensubu olduğumuz 3y ile karşılaştırılacak olursa, 4y hakkında neredeyse hiçbir somut bilgimiz, deneyimimiz yok burada kolayca tartışabileceğimiz ("hiç yok" değil elbette). KH-BH meselesi hakkında çok daha rahat fikir yürütülebilir. Ve zaten bizim açımızdan BH'yi anlamaya ve onunla özdeşliğimizin farkına varmaya yönelik irade, 4y adaylığımızı güçlendirecektir.

Aynı bağlamda, KH'nin subjektiflikle, BH'nin objektiflikle olan ilgisini de hatırlamak gerek. KH baktığı herşeyi temel olarak "görmek istediği" görme eğilimindeyken, BH "olduğu gibi" görme eğiliminde.

Qui-gon jinn

C: 3'üncü yoğunluktaki hiçbir iki bireyin aynı bakış açısına sahip olmadığını hatırla.

(6 Ağustos 1996)
-------

Herşeyden önce, yukarıdaki hatırlatmayı hepimiz adına bir kez daha hatırlatarak, bakış açıma dair birkaç şey eklemek istiyorum.

Ben yoğunluklar ile kutuplar meselesine fazla eşanlamlı bakamıyorum maalesef. Benim için yoğunluklar meselesi daha çok bilgi ile alakalı, ki yoğunlukların "bilinç yoğunluğu" olduğu tanımlanmıştı. Bu bağlamda bilgisi yeterli olan,  4. yoğunluğa BH olarakta, KH olarakta yükselebilir (Tabii sen bizim açımızdan demişsin, anlıyorum söylediğini, Eyvallah) ve de unutmayalım ki 3 BH gezegenlerde mevcuttur elbette.

S: (L) Işığın güçlerinin 3'üncü seviye bir temsilcisi var mı?
C: Evet.

S: (L) Onlar kim veya ne?
C: Sizin gezegeninizde yoklar.

S: (L) Peki kendi gezegenleri var mı?
C: Katrilyonlarca.

(26 Kasım 1994)
-------

S: (L) Eğer Kendine Hizmet eğilimli 3B (3 boyutlu) varlıkların yaşadıkları gezegenler varsa, onların görünüşleri bizimki gibi mi?
C: Siz KH (Kendine Hizmet) eğilimlisiniz. BH (Başkalarına Hizmet) varlıklarını mı kastettin?

S: (T) Bu evrende 3B bir BH ırkı var mı?
C: Evet. Zaten söylemiştik.

S: (L) Eğer BH varlıklarının olduğu gezegenler varsa...
C: Bazıları size benziyor.

(26 Kasım 1994)
-------


Velhasıl önceki mesajıma da istinaden eklemek istediğim bir alıntı daha var. 4'üncü yoğunluğa yükselme meselesi ile alakalı  oldukça faydalı ipuçları taşıdığını ve benimde ifade etmeye çalıştığım şeyi çok güzel ortaya koyduğunu düşünüyorum. Bizlere bu konuda oldukça fazla ışık tutabilir.Sevgiler.


S: (L) 4'üncü yoğunluk adayı olmanın ölçütleri nedir?
C: Ölçüt yoktur. Ölçüt, diğer bireylerin ilerleyişini izleyen bir birey veya bireylerin mevcut olduğu bir yargı sistemini ima ediyor. Bu, bir anlamda başından sonuna sizin tam kontrolünüz altındaki doğal bir öğrenme sürecinin bir parçasından ibarettir. Bu anlamda, içinde olduğunuz ortamı siz seçersiniz; yani bu, sizden yüksek bir kaynağın yaşam ortamı tavsiyesi veya sizden yüksek bir kaynağın dayattığı yaşam ortamı mecburiyeti değildir; sadece bir ortamın varlığı ve sizin onun içinde varolma seçiminizdir. Dolayısıyla, aday olmak yalnızca sizin HERHANGİ bir yoğunluk seviyesi adayı olmayı seçtiğiniz anlamına gelir. Kişinin öğrenme yoluna devam etmek üzere yaptığı bir seçimdir.

(5 Ağustos 1995)