Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ben neyim kimim? sorusunu sormayan var mı?

Başlatan Pınar, 06 Nisan 2010, 20:29:17

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

#90
Tüm dostlara yeniden merhaba,uzun zaman oldu sizlerle paylaşım yapmayalı. Sizlere giderken de arının demiştim. Yine aynı teraneyi okuyacağım.:) Arının, arının, arının.....

Arınmak, içimizdeki yani enerji bedenimizdeki negatif duyguları dönüştürmek demek. Neden dönüştürmek, oysa herkes bunlardan kurtulma sevdasında. Kazın ayağı öyle değilmiş, bunu anladım. Altı parmaklı ve vurdumu tepe taklak ediyormuş.:)) Arınmak, negatif duyguyu pozitife dönüştürmek demek. sonra da kendiliğinden dengeye gelmek demek. Zıtlıklar/ ikilikler dünyasında varolmamızın sebebi bu ya, dengeye gelmek. Bir ucu diğerine dönüştürüp, her ikisini de deneyimleyip dengelenmek.Sadece negatif değil pozitifi de dengelemek gerekiyor. İnanılmaz özgür bir gezegende yaşadığımızın farkına varmak ve seçimlerimizi buna göre yapmamızda fayda var. Çakraları bloke eden negatif duygulardan arınıp, pozitifi yaşamak ve sonra onu dengelemek önemli, çünkü tüm bu arınma sonucu yapmamız gereken bir tek şey kalıyor kalbimizi sevgiye açmak, koşulsuz sevgi yani aşk! Karşınızda her ne olursa olsun, neyle karşılaşırsanız karşılaşın dengede kalabilmek için kalp çakranızın zümrüt yeşiline boyanması gerekiyor. Çoğumuzun kalp çakrası siyah ve kırmızı, bu dengesizlik oluşturuyor. Bh denge merkezi kalp çakrasıdır, kh denge merkezi ise solar pleksus/ego çakrası.

Tasavvuffa dalmamdaki en önemli neden buydu, tüm edindiğim bilgileri orada tek kalemde buldum ben. maddeyi bırakmanın nedenini öğrendim burada. Eğer kalp çakrası aktif değilse, kişi ego güdümlü maddeye yapışma eğilimi göstermekte, maddeye düşmek demek kh ile bilmeden anlaşma yapmak demek.Şu korktuğumuz Khler.:)) Korkmayın onlardan, zaten hep burada bizim ağlarına düşmemizi bekliyorlar. İşte bu yüzden arının! Korkularınızı, endişelerinizi, suçluluklarınızı, sevgisizliğinizi kullanıyorlar. İşte bu yüzden arınmak,arınmak, arınmak... Uyanmak, kendi varlığına uyanmak. Arınmak, uykuyu hafifletiyor ve çıt sesini bekliyor kişi uyanmak için. Kalp merkezinizde dengelenin. Kalbinizin zümrüt yeşili parlamasına izin verin. Acınıza son verin. Kaldı ki, aslında acı yok bu dünyada. Herşey olması gerektiği gibi, olduğu gibi. İşin içine duygular ve algılar karışınca, özellikle de negatif duygu tabanlı davranışlar harekete geçince olanı olduğu gibi görmek yerine algıladığımız gibi görme eğilimdeyiz. Olanı görmek için dengeye gelmek gerekiyor.Bh olmak, pozitif olmak demek değil. Bh olmak, sevgi olmak demek, saf sevgi. Kh olmak demek, bilgi olmak demek. Işık= bilgi, sevgi; kh ve bh'nin birliğidir ışık. Biri olmadan diğeri olmamakta. bilgiyi sevgiyle kullanılabilir kılmak ışık olmak demek, içsel bilgi, dışsal bilgi farketmiyor.bilgi sevgiyle karşıya ulaştırılmadığında egoyla ulaşıyor demektir. İşte bu nedenle, arının ve dengelenin. Merkeziniz nerede ise, bilgiyi o biçimde kullanırsınız ego/kh ya da sevgi/bh.

Aşkla ol'un...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#91
Meditasyon ya da enerji çalışmaları yaparken; bulunduğunuz odayı, kendinizi ve çalıştığınız kişiyi altın ışıkla koruma altına alın. ;) Ama içinizde korku olmasın, o zaman kale içerden fethediliyor, dışarıdan müdahale etmeye gerek dahi duymuyorlar. :)) Korkmayın yeter! Korkulacak varlıklar değiller, yeşil ışına boğun onları. Sevgiye tahammüleri yok.:))

İslamiyette korunma için ayetel kürsi okurlar. Şaşırtıcı bir durum, ayetel kürsi'yi okumaya başlayınca tüm beden altın kaplanıyor. hiçbir bilgi boşa değil, her bilgi kullananına uygun ve sonuç olarak en başından bu yana bilgiyle içiçeyiz. Bazen diyorum, bu kadar okuma boşunaymış. gülüyor içimden birşey, okudun ve soru sordun, soruların yüzünden bu durumdasın diyor.:) Doğru söze ne denir.:) İman, isyanla başlıyormuş.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Scyth

#92
"İman isyanla başlar".Bunu sevdim.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#93
osho mu söylüyordu bunu? geçenlerde bir kitabında görmüştüm sanki.

Pınar

#94
Hayatı okuyan ve okumaya başlayan birçok kişi söylemekte sevgili Bozadi.:)) Yaşamdaki imgeler, semboller o kadar çok ki, diğerlerini okumaya pek fırsatım olmuyor artık. En iyi öğretmen yaşamın ve insanın kendisi iken, başkasına gerek yok diye düşünüyorum artık.:)Elde edilen bilginin idraki ve yaşama geçirilmesi sonrasında, o bilgiye geri dönüş olmuyor.O bilgi yaşam içinde kendiliğinden akmaya başlıyor.Ama işe zaman, zaman denen illüzyon bu nedenle var. Bilgiyi öğrenme-idrak etme-hayata geçirme süreci zaman.

İmanın isyanla başlamasının sebebi ise; irdelemeyen- karışmayan zihin BİR'in yolunu bulmakta güçlük çekiyor. Bu tıpkı, maddi manevi doyuma ulaşan bir çocuğun arayışa yönelmemesi gibi. İnsan varlığı, eksik olanı arama eğilimindedir.ancak paradoks şudur ki; eksik olan içinde bir altın sandığın içindedir.:) Tıpkı, sandık üstünde oturan dilencinin sandığın içine bakmak yerine dışarı el açması gibi, oysa sandığa baksa görecek ki ihtiyacından fazlası onun içinde. Sahip olduklarımızı irdelemek yerine, dışarıdaki bilgiyi irdeleyerek aslında biraz hata yapıyoruz gibi geliyor bana, ki bu da bir yaşam yoludur yargılanamaz.Dışarıdaki bilgiyi depolayıp, günü gelince "eehh!" deriz. Bırakırız, çünkü zihnimiz karışmıştır. Tüm o bilgiler bize yalan gelmeye başlamıştır, çünkü zihin öyle parçalamış öyle bölmüştür ki; bir araya getirilemez bilgiler. Bırakır bu durumda kişi, tümünü çöpe atar. Bıkmıştır çünkü, zihnin karışıklığından. İşte isyan sonucu arayışa girip, dışarıdan bilgi almaya başlayan ve doyma noktasına gelen kişinin dönüşümü bırakmasıyla başlar aslında. Bıraktığında zihnin ötesinden bir el parçalanan o bilgileri toplamaya, temizlemeye başlar. Kişi farkında dahi olmadan tüm bilgiler kütüphanedeki yerlerine konur ve istediği an onlara ulaşabileceği bir sistem içinde sıralanır. Bırakmayı bilmediğimiz takdirde, bilgi içinde debelenmekten başka hiçbirşey yapmıyoruz. Çünkü, idrak seviyemizin altında, denk ve üstünde bir çok bilgi mevcut. Altında ve denk olanları hazmetme süreci daha kısa ancak üstünde olan bilgi zamanla, altında bulunan bilginin hazmı sonucu idrake yansıyor. İşte bu nedenle her bilgiye yapışılmamalı, zamanı vardır.Önemli olan elindeki bilgiyi sevgiyi de içine koyarak hayata geçirip idrak sürecini bilinçli olarak kısaltmak. Yaşam yolunu bilen ruh, kendi ile bağlantıya geçen insanın, zamanı tekamül yolunda hızlandırmasının da sebebi bu. bilgiye yapışmamak lazım, Osho demiş, babam demiş, o demiş bu demiş farketmiyor. :)) Önemli olan o bilginin idrak sürecinde işlenebilirliğidir.:)

bir konuda daha açıklama yapmak istiyorum: Şifa çalışmalarımda ister melekler, ister şifacı rehberler ister kişilerin rehberleri olsun adlarını andığım anda yanıma geliyorlar. Bu negatif taraf içinde geçerli adlarını anmaya gör, direk yanınızda bitiyorlar. İsmini söylemek çağrı anlamında, bu konuda duyarlı olmanızı rica edeceğim.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#95
Affettiğimizde ne olur?

Bir olayı, kişiyi ya da kendimizi affettiğimizde enerji bedenimizdeki negatif duyguyu serbest bırakıyoruz, bildiğimiz bu. Affettiğimizde kişiler arasındaki bağlantımızı dönüştürüyoruz aslında, hepimiz birbirimize kalbimizden bağlıyız, bazen kırmızı(öfke/kırgınlık), bazen yeşil(sevgi), bazen pembe(aşk), bazen mavi(sınırlama), bazen sarı(reddetme), bazen siyah(nefret).Bir kaç renk bir arada da bulunabiliyor. Af yürekten gerçekleştiğinde aradaki bağ mor renge dönüyor ve bağlantıdaki negatif duygu/enerji yeşile/pembeye dönüyor. Affederken, karşınızdaki ile olan kalp bağlantınızı da imgeleyerek mor alevle ve mikail'in enerjisi ile temizleyiniz.

Affetmek zor zanaat, ama gerçekten yürekten affetmek tam bir özgürlüktür.

Arının, ne kadar negatif benliğiniz var ise tümünü dönüştürmeye gayret edin. Meleklerle çalışın, şifacı rehberlerle, eğer dönüşüm bir noktaya gelip tıkanıyorsa rehberinizin değişmesini talep edin. Size, ışığa dönüşümünüzde yardımcı olacak olan sevgi/ışık varlığını rehber olarak isteyin, eski rehberinize teşekkür ederek onu sevgiyle gönderin.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#96
HAK ETMEK VE ETMEMEK

Bir çoğumuzun ağzında ıslanır ısrarla bu cümle " ben bunu haketmiyorum" Gerek aşk, gerek iş, gerek dost, arkadaş, aile ilişkilerinde hak etmediğimizi düşündüğümüz bir davranış karşısında ilk tepkimizdir. Durum gerçekten böyle midir?

 

İçimizde neyi ne kadar hak ettiğimize dair bir kalıbımız vardır. Biliriz ya da bilmeyiz sorun değil, ancak olan şudur ki bizler hep hak etiğimizle karşıkarşıya kalırız. Dışarıdan bakınca haksızlık olarak algıladığımız şey aslında içeride kendimize verdiğimiz haktır, değerdir.

 

Siz kendinize gerçekten neyi layık görüyorsunuz? Kendinize verdiğiniz değer nedir? Almanız gereken hak nedir? Sadece hakkınız olanı aldığınızı görebiliyor musunuz? Bunun üzerine düşünmekte fayda görüyorum. Bu önerim kendime de ayrıca.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#97
Başkalarına Hizmet-Kendine Hizmet ve Dişi-Eril Enerji Üzerine İrdeleme


Çocukluğumuzdan bu yana Adem ve Havva'nın yaratılışı hikayesini biliriz.Ben buna farklı bir açıdan bakmak istiyorum izninizle.
Not: Kullandığım terimlere takılmamanızı rica ederim, önemli olan ÖZ'ü yakalamaktır.

Tanrı, önce Adem'i yarattı.Adem, Tanrı'nın halefiydi ve Meleklerden onun hizmetine girmelerini istedi.Adem Tanrı'nın yansımasıydı, Bir'in kendisiydi. Şeytan hariç, tüm Melekler Adem'i kabullendi yani secde etti. Sonra Tanrı, Adem' e eş yaratı, sol kaburga kemiğinden Havva'yı yarattı.Adem ve Havva, intikam almak için yanıp kavrulan şeytan tarafından elma ile kandırıldı. Elmayı Havva yedi ve Adem'e yedirdi.Elma, yasak meyve idi, uzak durmaları gerekiyordu, ama aldatıldılar, aldandılar.Bu suç nedeniyle yeryüzüne indirildiler, farklı noktalara indirilip birbirlerini bulup bütünleşmekle görevlendirildiler. Hikaye en kısa haliyle bu.


BH:Sevgi, dişi, sol, denge

KH:Bilgi, eril, sağ, dengesizlik

Şimdi sembolleri çözümlemeye başlayalım, Adem yaratıldığında BİR'di, yani sevgi ve bilgi ondaydı.Şeytan kibiri ile ayrılığı başlattı. Kibir, sakral çakra problemidir. Sakral çakra, yaratıcılığımızı ve cinselliğimizi yönetten çakradır. Rengi parlak turuncudur.Tanrı'nın aklına bir oyun kurmak geldi. Adem'i ikiye ayıracaktı ve oyun başlayaaktı.Adem'in yaratım gücünü kullanabilmesi ve şeytanın kibirini farkına varabilmesi için, Adem'in kaburga kemiğinden yani zümrüt yeşili parlayan bölgesinden dişiyi yani Havva'yı yarattı. Kaburga kemiği aynı zamanda Adem'in DNA'sını barındırıyordu. Havva, Ademin DNA'sından 6 çakrayı(kök-sakral-solar-boğaz-alın-tepe), yaratılış amacından da 1 çakrayı (kalp) bedeninde barındırıyordu.Kalp çakrasının işlevi; hiçbir karşılık beklemeyen, şefkat ve merhamet dolu sevgiyi ifade eder. ( Tanım RA 4'ten alınmıştır) Adem'de sevgi(zümrüt yeşili merkez) Havva'ya nakledildiği için, Adem'e sevginin yoksunluğu korku kalmıştır.Eril enerji sevgiyi, dişi enerji bilgiyi öğrenmek durumundadır bu nedenden ötürü. Gelelim, elma davasına. Elma, daha önce de tartıştığımız gibi sınırlı bilgiyi temsil etmektedir.Bilgi ağacından sadece bir elma yemek sembolizması budur. Şeytan tarafından sınırlı bilgi Havva'ya sunulmuştur, çünkü Havva dış bilgiden yoksundur, saf sevgidir, koşulsuz kabuldür. O yaratılışının gereği davranmıştır ve bunu sevgisiyle paylaşmıştır Adem'le. Ayrıca Havva sevgiyi taşır bilgisi, dinlediğimiz tüm aşk hikayelerinde vardır. Aşık, eril; maşuk, dişil enerjidir. İçinde var olanı, değil varlığını bilmediğimizi arama eğilimimiz de burada açıkça verilmektedir.Sınırlı bilgiyi kabul eden çift, maddeye bürünürler, örtünürler et ile. Bunda utanırlar ( sakral çakra sapmasıdır), incir yaprağının ardına saklanmaya çabalarlar. İncir yaprağı olarak yapılan çeviri varak olup aynı zamanda madde anlamına gelmektedir. Maddeyi, madde ile saklama ihtiyacı duymuşlardır.Ve 3B dünyasına, madde alemine indirilmişlerdir, çünkü seçimleri bu yönde olmuştur.

Geliyorum BH-KH ile olan ilişkilendirilmesine;

BH yani başkalarına hizmet; 7 çakrayı tam ve dengeli çalıştırmakla mükelleftir.Kök-Sakral-Solar-KALP-Boğaz-Alın-Tepe. Tüm enerji merkezlerinin çalışması demek denge demektir. Kalp çakrasının açılımı ile birlikte, tüm çakralar normal düzeylerinde çalışmaya başlarlar, bu da alın çakrasının aktivasyonunu doğurur. Horus'un gözü görmeye, idrak etmeye, varolan herşeyin Bir olduğunu farkına varmaya başlar. Kabul merkezi olarak da geçer alın çakrası, kabul sevgiden doğar.

KH yani kendine hizmet; 6 çakrayı tam dengeli çalıştırmakla mükelleftir. Kök-Sakral-Solar-Boğaz-Alın-Tepe. Ancak bir enerji merkezinin yoksunluğu, diğer çakraların kendi kapaasitelerinin üzerinde çalışması demektir. Solar çakra, dengesiz enerji yükselttiğinde ortaya yüksek ego çıkacaktır, kişi hükmetmeye başlayacaktır, zorbalaşacaktır. Bu hızlı çalışma, boğaz çakrasını da etkileyecek; kişi ya yalancı-bilgiyi saptıran-, ya da tamamen sessiz içinden egoyu besleyiren bir sistem geliştirecektir.(KH'nin bilgi deformasyonuna neden olması tamamen boğaz çakrasının problemidir.) Bu durumda, alın çakrası kabul sistemini harekete geçiremeyecek ve kişi karşılaştığı her bilgiyi reddetme eğilimi gösterecek ve en doğru bilgi arayışı için kitaplar devirecektir.

Burada söylediklerimi, çevrenize bakıp kadınlar BH'dir, erkekler KH'dir diye yorumlamamanızı öneririm. Çünkü, yaşadığımız dünyada eril bedeninde dişi enerji, kadın bedeninde eril enerji bulunabilmektedir.

KH: uzantı, dölü veren
BH: derinlik, dölü alan

 Madem dışarıda bir dünya yok. Dünya içeride ve dışarıda algıladığımız dünya içerinin sembollere bezenmiş hali. Buradan yola çıkarak, erkek ve kadın bedeni olarak irdelemek de istiyorum.

Şeytanın kibir yani sakral çakra sapması sonucu harekete geçirdiği enerjinin üzerine başlayan oyunda, eril enerji bilgiye sahip olmuştur, bilgiyi dağıtmakla görevlendirilmiştir. Erkek bedeninin bir uzantısı vardır, penis. Buradan döl akıtır, döl içinde bilgi taşımaktadır, DNA'ya sahiptir. Erkek dışarıya bilgi verir, bu bilgiyi zorbaca verebilir biz buna tecavüz diyoruz, alt çakraların yüksek enerji ile çalışması sonucu ortaya çıkan kaba güçtür, dünyada hayatta kalmaya yönelik bir güçtür oysa. Erkek, her koşulda dölünü dışarı atar, bilgiyi taşıma içsel görüsüne sahiptir.Bu KH'ın özelliğidir, bilgiyi her ne koşul olursa olsun vermek. Döl, içinde DNA'yı taşımaktadır demiştim; bilgiyi taşımaktadır demiştim. Dölde bilgi saklıdır, gizlenir.Ta ki kendisini işleyecek olanı bulana kadar, bulamazsa bilgi yok olur, çürür.

Kadın bedenine bakalım; derinliği vardır, vajina.İçsel bilgisi dışarıya çıkmaz, saklıdır. Bilginin saklandığı yer yumurtasıdır.içerideki bilgiyi açığa çıkarmanıın tek yolu, dışarıdan onu tamamlayan bilgiyi arar, durur. İç ve dış bilginin bir araya gelmesi; yeni bir bilgi kaynağına dönüşür. Sperm ve yumurtanın birleşmesi sonucu yeni bir insanın meydana gelmesi gibi.Dişi enerji içsel bilgi ile dışarıdan aldığı bilgiyi birleştiriyor, geliştiriyor ve realiteye sevgiye çıkarıyor, bilgiyi anlaşılır ve görünür kılıyor.

Kadının erkeğe, erkeğin kadına olan karşı konulmaz ihtiyacı gibi. Bh'de KH'a ve tersi, karşı konulmaz bir ihtiyaç duymaktadır. Her iki yön de, aynı noktaya yani BİR'e yani ışığa yürümektedirler, hem de elele, gönül gönüle.

Kitaplı dinlerin ya da son yüzyıllardaki ekollerin dişi enerjiye koydukları yasakların sebebi de budur; onlar sadece bilgi transferi yapma telaşı içinde ama kör ve ışıksız, el yordamı ile deneye yanıla, bilgiyi tartışarak ve kafalarını ucurarak yol almaktalar. Bazıları, içsel bilgiyi farkedip, bunu dış bilgi ile haranlamayı başararak ışığa dönüşmeyi başarmışlardır. Dişi enerjiyi baltalamak, onu bilgiden yoksun bırakmak, bir nevi kendini baltalamadır.:) Kendine hizmet de, ikiye ayrılmıştır aslında kendine hizmet edenler ve kendini baltayanlar.:)

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

bozadi

#98
yin yang'da eril enerji pozitif, dişi enerji negatif olarak geçiyor, buna ne diyeceksin peki? (sana biraz saldırayım) :P

Pınar

#99
Sevgili Bozadi, saldırı diye birşey yok sadece hizmet var. :) Hepimiz birbirimize hizmet etmekle yükümlüyüz, bilsek de biilmesek de...

evet bu biçimde geçiyor doğrudur, ancak şunu düşünüyorum hem kadına yani dişi enerjiye maşukluğu(aşık olunan) ve sevgiyi/aşkı yükleyeceksin sonra da onu negatif olarak değerlendireceksin. Ve en önemlisi de şu ki; bir çok toplumda kadın ikinci plana itiliyor, bilgi edinme, eğitim hakkı elinden alınıyor, kendisinden korkuluyor, erkek kadından korkuyor. Oysa erkek/eril enerji kaba kuvvet yani yaşamsal güdü bakımından bu kadar güçlü iken, koruma kılıfı altında görünür dişi enerjiye yani kadına zulüm ediliyor. bu çelişkili değil mi?

Öte yandan bedende sol dişi enerji, sağ eril enerji iken; beyinde ( bedeni yöneten loplara bakıldığında) eril sol lop, dişi sağ lopu temsil ediyor. Paradoks!

Bilgi bozulması çok fazla ben bunu görüyorum, baktığım noktadan.Ve hiçbir bilgiye tutunmuyorum, bir gün bu yazdığımı bir saçmalık olarak değerlendirmekten çekinmeyeceğim.Ta ki yeni bir açılımı kucaklayana kadar elimdeki veri budur.:)

Bir ipucu daha; " cennet anaların ayakları altındadır" Muhammed'in sözüdür sanıyorum. Bu söze, analar kutsaldırdan tutun, kadının ne deni değerli olduğuna kadar ahkam keserler. Oysa burada anlaıtlmak istenen, kadın değil; dişi enerjidir. Dişi enerji BH'dir, BH cennete giden yoldur, Kamil insan olmanın yoludur, Enel Hak'ka giden yoldur, kendine/O'na giden yoldur.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

bozadi

#100
dişi enerji = BH, eril enerji = KH formülü makul görünmüyor bana. kasyopyalıların BH = denge, KH = dengesizlik formülü açısından bakılacak olursa;

dişi-eril enerji dengesi = BH, bu enerjilerin dengesizliği = KH sonucuna ulaşmak daha isabetli gibi geliyor.

aynı şekilde, beyin loblarından belirli bir tanesinin belirli bir kutbiyetle veya belirli bir cinsiyetle "mutlak şekilde" ilişkilendirilmesi de problemli olabilir (bana göre). denge = BH, dengesizlik = KH her halükarda isabetli çıkacakmış gibi bir his var içimde.

bu yaklaşıma dair düşüncelerin nelerdir?

Pınar

#101
BH denge, KH dengesizlik elbette. çünkü ikisi arasındaki tek fark kalp çakrasının aktivasyonu. KH'ın kalbi siyah, BH'nin kalbi zümrüt yeşili ya da pembe. Çakralar bazında düşündüğümde bu zaten kendiliğinden açıklıyor durumu. 7 sistemli bir çark düzeneği düşün. Tümü en uygun hızlarda çalıştırıldığında işler sistem, bir tanesini durdurduğumuzda duran çarkın önündeki çarklar zorlanır ve sonrasındaki çarklar da durur. Bu bilgiler RA'da mevcut fırsat buldukça buraya eklerim bunları. :) Bilgiler birbirini tamamlamakta aslında.:)

BH aynı zaman da, dişi ve eril enerjinin toplamıdır da; Adem'in DNAsında bulunan 7 enerji merkezi Havva'ya nakledilmiştir. Aslında şu biçimde de düşünülebilir, hepimizin içinde hem eril hem de dişi enerji mevcut. Bunlardan birinde kutuplaşmak da dengesizlik gibi, ancak dişi enerji zaten 7 sisteme ait yani hem eril hem de dişiyi içinde barındırıyor. Eril enerji eksik, eril kutbiyet dengesiz alt çakralarla hayata devam ediyor, alt çakralar yaşam enerjisi(kök), cinsel enerji(sakral), ego( solar) ile yaşamı/ yaşamını kaosa çeviriyor.Bu dengesizlik. Her birimizin içindeki erili dişi ile dengeleme yükümlülüğü var.  Dünya üzerindeki yaşamda her ikisini de deneyimliyoruz, iki kutbu bilmek enpati yapıp, dengeye gelmek için çok önemli çünkü.Aslında her ne kadar denge olarak bahsetsem de, bu dünya üzerinde kutup değişimi muvcut, ki karşımızdaki diğerlerini anlayalım, affetme mekanizmamızı harekete geçirelim ve dengeye gelelim diye.:)

Eril ve dişi enerjiler ise kendimden pay çıkarıyorum. Eril enerjim yüksekken, kalp çakram siyah-kırmızı idi benim. Dişi enerjinin varlığını kabul ettiğim anda, kalp çakramın zümrüt yeşiline dönüşmesi ve görünür değişimlere ugradığımı gördüm. En başta ses tonum değişti, daha yumuşak, daha sevecen bir hal aldı. Bedenim erkeksi idi, hatlar yuvarlandı. Gözle görülür bir değişim bu.Bir bakşa değişim ise; gözlerim kara delik gibi aynada kendime bakmaya korkardım. Şimdi bir ışık var ve aynaya baktığımda içimdeki tanrıyı sevgiyle selamlıyorum. Bunları anlatmam, ben BH'yim demek değildir. Hala öğrenmekteyim, öğrendiklerimi hayatıma geçirmekteyim.

Ve dünya 5. boyuta doğru ilerliyor, dişi enerji ön plana çıkmakta. Dünyaya dişi enerjimizi göndererek ona destek olmamız gerekiyor bu nedenle parlak mor hattan yeşil-pembe (sevgi) gönderiyoruz. Dünyanın da dişi enerjisinin yükselmesi gerekiyor.:)

İster kadim, ister dini bilgiler olsun, bilgi her zaman bozulma ihtimali ile karşıkarşıya. Bu nedenle bilgiye yapışmamakta fayda görüyorum. Algılarımızın genişlemesi ile eski bilgi yerini ya daha genişlemiş bir bilgiye ya da tamamen yeni bir bilgiye bırakıyor.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

bozadi

#102
3. boyutta olduğumuzu biliyoruz / genel olarak kabul ediyoruz. bu durumda Ra'nın ve Kasyopyalıların ve başka pek çok kaynağın tanımladığı gibi dünyanın 4'e değil de 5. boyuta ilerlemekte olduğu bilgisi nasıl açıklanabilir/desteklenebilir?

bozadi

#103
dişi enerji hem dişi hem eril enerjiyi bırandırıyor diyorsun. peki bu durumda eril enerji neden hem eril hem dişi enerjiyi barındıramasın? açıklaman nedir? dişi neden erilden üstün olsun? veya eril dişiden?

Pınar

#104
Ek bilgi; bir gözlemim daha: İnsanoğlunun kalp çakrasının açılış zamanı bluğ ile birlikte başlar kalp pembe ışık yaymaya başlar daha doğru bir kelime aslında, AŞK. Aşkı öğrenir. Topluma bir bakın. Bluğ çağına giren yeni gençlerin nasıl zorbalıklarla nefret ve korkuya sürüklendiklerini görün.Bastırılan kimdir? Hangi cinsiyettir. Kadın! Kadına yasaktır aşk, KH davranışları aşkı yasaklar. KH için, siyah kalp makbuldür yani çalışmayan bir kalp çakrası, karanlık bir çakra. Kendine hizmet amacıyla, kadına aşkı yasaklayan bu zihniyet, erkeği serbest bırakır. Nasrettin hoca misali, bindiği dalı keser yani. Korkularla dışarıya solar çakra ile hükmetme-zor kullanma uygulanır.Ebeveyinlerin kendi kalp çakraları açılmamıştır ki, bir başkasınıın açılımına izin versinler. ancak, gençlerin bu durumu ebeveyinler için de bir fırsattır. Aşk hem genç kadın hem de genç erkek için ulaşılmaz kılınır aslında. Ve kavuşamayıp, acı çeken aşk hikayeleri dolaştırılır. Aşkın içinde acı yoktur, kabul vardır. Acıyı bile bal eyler.:)

 Düzene bir bakalım, aşkı öğrenecekleri en ideal zamanda çocuklarımızın sırtındaki yüke bir bakın. gelecekte iyi para kazanabilecekleri ve güzel(!) bir yaşam kalitesine sahip olabilecekleri (tamamen kh bir düşüncedir, maddeye yapışan bir zihniyet) bir ön zulüm içinde yaşamaktalar. Elbette, KH gezegeninde yaşıyoruz, napalım diyebiliriz. Bir kişinin dönüşümü/uyanması diğerlerini dürtüklemeye başlar.;)Aslında bu zulmü yaşamaya ve yaşatmaya zorunlu değiliz. Uyanış biraz da bunları farketme ve kendi yapabileceğini görmektir. Bilgiyi hayata geçirmek bu nedenle önemlidir. KH'da dikkatimi çeken en önemli özelliklerden biri sızlanmadır. Sürekli sızlanırlar, ağızlarından çıkan tek kelime " olmuyor"dur.Hatta daha da ileri gidip, " ben iyi bir insanım, tanrı bana niye yardımcı olmuyor" diye serzenişte bulunurlar.İçlerindeki tanrının onları görmemesi mümkün müdür? Asla! görmeyen onlardır aslında. KH denince, aklımıza ille de Hitler gelmemeli. Melek yüzlü şeytanlarla sarılı her yanımız. İşte bu nedenle kendinizi sevgiye açın diyorum sevgili Bozadi, asıl anlatmak istediğim, idrakini gerçekleştirmek istediğim temel nokta bu. Korkuyu sevgiye dönüştürün. Korkacak hiçbirşey yok, bugüne kadar zaten KH-BH bir arada ve elele yürüdük.Onlardan korkmak yerine onlara örnek olarak, onların içindeki sevgi potansiyelini ortaya çıkaralım diyorum. Korku dünyasal bir duygu, çünkü hepimiz perdeliyiz.Çok da doğal bir duygu ama korkuyu sevgiye dönüştürmek de bizim elimizde.

Dişiden korkuyoruz insanoğlu olarak, BH'den korkuyoruz aslında, kendi KH yanımızı görmek istemiyor ve reddediyoruz ancak BH yanımıza da kabul vermiyoruz. Asıl korktuğumuz BH yani dişi yanımız çünkü.:))Biz sevgiden ve onun getireceği sorumluluktan korkuyoruz, kendi özümüzden korkuyoruz...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)