Ben neyim kimim? sorusunu sormayan var mı?

Başlatan Pınar, 06 Nisan 2010, 20:29:17

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

#15
Teşekkür ederim sevgili Sirera, şimdi biraz mola.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#16
Pınar'cım mola vermişken evrenler modelimden özetle bahsedeyim :) İçinde olduğumuz evrenin sonu olduğunu, ses dalgalarının yansıması ile ölçebilmiştik, tarihi yanlış hatırlamıyorsam 2003'de NASA'nın yaptığı araştırmay dı. Bir bal peteği düşünün, içinde olduğumuz evrene bitişik yedi tane daha aynı bal peteğinin her bir formu/şekli olduğunu. Bu bir küreyi oluşturur. Bu küreye bitişik yedi tane daha küre olduğunu ve onlarında büyük küreyi oluşturduğunu...sonsuzluk dediğimiz kavrama geliyoruz yani sonu yoktur evrenler modelinin.

Bunları anlatırken, konuşurken aklıma takılan bir şey oldu; kürenin içinde mi var olduk yoksa biz mi oluşturduk dışımızdaki küreyi?
 

Alemtac

#17
Evrenler arası geçiş enerji formunda olabilir. Duygu ve düşüncelerimiz de birer enerjidir. Nasıl ki aynı evrende olan bizler birbirimizin dugularından etkileniyorsak, diğer evrendeki varlıklar dahi bizim duygularımızdan etkilenir ve elbet ürettiğimiz duyguların bize yansıması, başka evrendeki bizim duygularımızdan etkilenen varlıkların ürettiği enerji ile olacaktır ya da tersi. Evrenler arası seyehat de duygu ve düşüncelerimizde olduğu gibi ancak enerji formunda mümkündür.
 

Pınar

#18
Buna şu şekilde cevap verebilirim sanırım. Enerji formundan başka birşey yok ki.:) Varolduğuna inandığımız galaksiler, onların oluşturduğu evrenler yok, hatta yaşamlarımız dahi yok. Bunların tümü hologram/illüzyon.Herşey enerjiler arasında oluyor.Eğer hologramla nasıl oynanacağını bilirsek, zamanda ya da mekanda yolculuk çok rahat gerçekleştirilecektir.Herşey enerjiyi nasıl kullanacağımızı ve nerede yüklenip, nerede düşüreceğimizi bilmekte yatıyor.

Ve nasıl yaratıldığı konusunda bir fikrim yok henüz. Ama bildiğim sürekli yarattığımız.Enerjimiz yükseldiğinde yeni boyutlar/hologramlar yaratıyoruz ve bunların tümü anda oluyor.Zaman, hologramın beyin/akıl tarafından oluşan bir uzantısı.Söyle ki,bizler enerjiden varlıklarız ve 7 adet enerji üretecimiz var.Çakra adını verdiğimiz üreteçler bunlar. Her biri birbirinden bağımsız görünsede, birbirine bağlılar.Bu çakralar birarada bizi yani bir torusu meydana getiriyorlar. Onlarda aslında birer torus, onlara dönen tekerlek denmesinin nedeni de bu. Ve onları oluşturan enerji merkezleri de mutlaka var diye düşünüyorum.Bizler de bir arada çalışarak, tıpkı çakralar gibi bir başka torusu oluşturuyoruz. Önce hangisi vardı ya da yoktu, bilmiyorum.Ancak bildiğim şey şu ki; evvel zamandan bu yana varız, var. Bu nedenle O doğmamış ve doğurulmamıştır.Biz çakralarımızın ne kadar farkında isek, oluşturduğumuz torus da bizim onu farkettiğimiz kadar, farkımızda.

Çakralar tam kapasite ve dengeli çalıştıklarında bir başka çakra/çakralar oluşturuyorlar.12 çakradan bahsediliyor ya, bu da o sanıyorum. Onlar da yaratıyor.Ve bizim enerjimiz yükseldikçe, biz de bağlı olduğumuz enerji topunu besliyoruz ve onu büyütüyoruz.Kanal bilgilerini veren varlıklar aslında tek ses, tek enerji.O da bizim oluşturduğumuz torus.Biz nasıl dengesizliğimizde, doktora gidiyor(illüzyonda yaptığımız bu), ya da çakralarımıza ait olan derslere yoğunlaşıp onun çalışmasını düzene koymaya çalışıyorsak, o da bunu yapıyor.:)Bizim ağrıyan bedenimizle konuştuğumuz gibi, bizimle konuşuyor.Enteresan değil mi?

Şu akıllara gelebilir?Peki neden bu kadar farklı varlık tarafından verilen mesajlarla karşı karşıyayız. Herksin hologramı kendine diye cevap vermek istiyorum.:) Kişilerin en iyi öğrenebilecekleri beyin/akıl kalıbı ne ise o biçimde alıyor bilgiyi. Eğer bir medyum aracılığıyla ise, hologramda bunu yaratıyor. Doğadan alma eğiliminde ise, doğadan görsel bilgi alıyor, meditasyon ise zihinsel bilgi alıyor vs...Özgür irade var, sen nasıl istersen bilgi holograma o şekilde yansıyor.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#19
Harika bildirimler olmuş, hem Pınar'ın hem de JCA'nin. Ben de bir katkıda bulunmak isterim. Tüm bu gerçek şeyleri normal bir bilinçteki insana anlatmanın zorluğu sözkonusu...Aydınlanmış varlık bilgili olan varlıktır. Aydınlanma=bilgi ve tam işte bu noktada Ruh yönelimi tüm bu hayal içinde iki ana yönelime gidiyor, her ikiside aydınlanmış=bilgili. BH veya KH, daha doğrusu Bilgi/Işık/Sevgi ailesi ve Korku/Karalık/Karmaşa ailesi. Ve her iki tarafta bilgili. Ve dikkat edilirse, tarihte ya da şimdilerde neden kütüphaneler yakıldı, bilgiden insanlar kopartıldı...


Ve Tanrı toplam Bilinç'tir. Bunu dediğimizde yaratılmış hologramın, hologramın dışına çıkıyoruz...Hologramdan kolayca çıkış var mı? İşte ne kadar ilüzyon/hologram denilsede, maddesel bedenlerle çapalanmış varlıktır insan. Düşünün bedenin kimysalları ve işleyişi çok farklı olsa, işte o farka göre dersin içeriği değişiyor. Örneğin 4/5. bilinç yoğunluğu bedenleri yine bir çapa görevi yapar ama çok daha azalmış şekilde. Özgürleşme başlıyor ta ki tam ve saf Bilinç olana kadar, yani 6. yoğunlukta.

Tanrı toplam Bilinç ve burada bir insan Bireysel Bilinç Birimi. Ve bilinçte yükseliş bilgi ile olur. Ama işte okula gitmeyeninde entellektin olmayan araçlarla bilgiye ulaşabildiğ aşikar. Bilinçte sağlam ve iradeli durulduğunda zaten başta olan konuma geçiliyor. Yani herşey yerinde bir hologram, hologramlara giren çıkan bilinçler. Bilinçte her zaman üstte kalınamaz, hatta çok düşük bilinçlere de girilebilinir. Bu da normal. İşte burada girip, çıkabilme ve kontrolü bir nebze elde tutabilmek için çalışmalar yapılır ya da yapılıyor.

Kısaca durumu görmek ve bu bilinçlerde kalmayı sağlamlaştırmak gerekiyor. Bu bir süreç...Düşünün beden bir "su torbası", evet resmen Su torbası. Neden? E bedenin yüzde 80-85 i su da ondan:)) İşte size 1. yağunluk çapa:))


Bunlar ağrısız, sızısız olacak ki daha az etki içinde bilincin uçmasına yardım etsin. Yani bir bilinç kirliliği var. Bu ikisi Akıl/Beden dengelenmesi.


Kısaca bedende kalındığı sürece denge kurulmalı. Yoksa bir gün beden ağrıdan duramaz ise bilinç düşer. Yada ne bileyim bir kimya işte:))


Ve başka bir yanı şu, bunu deneyimle keşfetmemişe kabul ettirmek çok ama çok zor: hologramla yaratılan fiziksellik, ihtiyaçlara gebe. ve bu ihtiyaçları giderdikçe daha çok ihtiyaça giriyor. ihtiyaçın giderilmesi nikotin açlığı gibi, bir sonraki kimyayı çağırıyor. Ve bir noktadan sonra, deneyimden sonra varlık farkına/ayırdına varabiliyor:) Varamayanın da varacağı yer burası.


Garip karşılanabilecek bir şey söyleyeceğim. Fiziksel olanın açlığı fiziksel ile tatmin olur. Ama o tatmin an'ı çok kısadır ve bunun onlarca kat süre o tatmin edilecek fizik maddeyi aramanın stresi ve karmaşasıdır. Matematik olarak fiziksel olan herşeyin bir ömrü var. Yani tatmin an'ı diyorki: Çıkarma yapacağım= tatmini sağlamakla geçen çana ve sonrasını çıkar, evet matematikçıkar ve ortada sadece o kısa an'daki ulaşılan kalır...Ve o kimyasal, fiziksel, maddesel olan değildir. O başka bir şeydir...Ve korkulan bu işte. Geldiğimiz yer de burası idi, yani düşülen nokta. Sadece matematiksel bakılsa öşçülse o an daki süre için harcanan tüm o bitirici şeyin aslnda tamlık olduğu ve aramayı gerektirecek bir maddeye bağlı olmadan, onun bir Ruhsallık durumu olduğu ortaya çıkar...İşte geldiğimiz ve gelinen yer ve korktuğumuzun matematiği...Fiziksellik içinde varılmak için tüm büyük uğraşların verildiği şey den korkulur, genel olarak. Varılmak istenen yer zaten olduğunda o tüm ulaşma çabasını ifade eden fiziksel şeylere gerek yok ki. Bu bütünlük olduğundan, ruhsaldır, bilinçseldir, 3. yoğunluk çabanın sonunda bir aramağan olarak yaratım anı dır ve o an fiziksel olmayan bir an'dır. Matematik bunu diyor... Off be nerelere dokundum, garanti  Deja "bunuda" anlamamıştır:)))


Tekamül etmek, geride bırakılanın daha altında olan şeylere varmak asla değildir. Böyle olduğunu sananlar, aşağıdan yukarıya bakan bilinçlerdir. Ruh artan şekilde özgürleşir, bilinçte yukarı doğru evrimleştikçe. Tüm fikilselliğin altın vuruşu ile bir kez tadımlık olan o bilinç durumu ve ruhsal rahatlıklar, sınırlayıcı bu bedenler ve algılar ile gözükmezler. Bu da oyunun bir kuralı: olan, hazır olan çıksın, hediye bekleyen değil gibi...Bir örnek, bin dolarlık bir şarabı tadacak bilinç donanımına sahip olmayan bir kişi için; "keyifsiz" olarakta algılanırlar. Acaba gelişmek keyifsizlikmidir ama ruhsal ama bilinçsel olan ve tüm fiziğin kısa anda ulaşabildiği fiziksel olmayan.

Alemtac

#20
Pınar, tamamen haklısın söyleminde.

Bu evren modeline nasıl ulaşmıştım; sürekli kristal küre sözcüğü aklıma takılıyor du ve bir gün internette araştırdım ve karşıma Nasa ve Bilgi kitabı çıktı. Bilgi kitabı bana uzak bir kavram dı, o zamanlar kavramlara sahip ya da her ne denirse grupları/kişileri ayrıştırıyordum ve bu gruplarla aynı bilgiye ulaşmışmış olamak beni üzmüştü. Her ne ise şimdi düşümcem aynı değil, bir çok insanın aynı düşünceye ulaştığı bir ülüzyon diyelim buna.

Sonuçta söylenmek istenen aynı, seninde dediğin gibi evrenler modeli ile senin söylediklerin örtüşüyor. Hologramlarla nasıl oynanacağı ise Sevgili Tiversonus'un eklediği Merkaba (DÜŞÜŞ) ve Merkivah (YÜKSELİŞ) te yatıyor ve sana görede öyle sanıyorum. İşte çözmemiz gereken nokta burası bana göre. Yoksa Yaratıcı bizden haberda dı, biz içimizden haberdarmıyız değil...nasıl bu enerji formunu kullanacağımıza bakalım diyorum. Gerisi herkesin kendi inancı bana göre ve neye inanırsak inanalım ulaşacağımız yer değişmiyor çünkü doğru/yanlış yok.

Herneyse dediğin gibi nerde yüklenip nerede düşeceğimiz, yani merkaba ve merkivah... Her yarattığımız yeni bir boyut oluşturuyor ve tek bir düşünce oluşturabilirsek işte o en zor olanı gibi geliyor bana ki olabilirliği yüksektir bir başka düşünceye göre, yüksek ihtimal görenlerin oluşturduğu birleşik bir torus merkivahı oluşturabilir ancak.
 

Alemtac

#21
Ve eklemek istiyorum, çakralar konusunda da katılıyorum, düşüncene. Yedi çakra, ve aynı şekilde/aynı sekrenazisyondo dönen sayısız çakra...bir düşüsenize, nedemek? Tek bir ses demek...
 

Alemtac

#22
Önce uzun zamandır ulaşamadığım bir konu gibi hatırladığım ve ilk önce yazdığım ve sildiğim aslında hep bildiğim çakralar, renk ve ses konusunda yaptığın hatırlatma içinde sana sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum Pınar'cım :))

Bilgi kitabında ki resim aşağıdaki gibi ve söylemek istediğime yakın. İnşallah becerebilmişimdir resmi yapıştırmayı :))

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/13/1979.jpg

İ.Ö. 428-347 yılları arasında yaşamış olan Büyük Düşünür PLATO (Eflatun) da, Kozmos' un Dodecahedron (On iki yüzlü) şeklinde olduğuna inanmaktaydı.

1452-1519 yılları arasında yaşamış olan, sadece sanat yapıtlarıyla değil çeşitli alanlardaki araştırmaları ve buluşlarıyla da tanınan ve Dünyanın en büyük sanatçılarından biri olan LEONARDO DA VINCI' nin de, Kozmos'u, şekilde görüldüğü gibi tasarlayarak çizdiği bildirilmektedir.

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/13/2136.jpg
 

Pınar

#23
Rica ederim sevgili Alemtacım.:) Bu şekilde seslenmek artık çok hoşuma gidiyor dostlarıma.:) Hepimiz biriz ya, içimde dolu dolu yankılanıyor sesler.:)

Bu kristal küre ya da sihirli küre sembolizasyonu da aynı şeye hizmet ediyor. Bilgi almaya. Sen yazınca, Merlin ve Küresi aklıma geldi.:) Merkava zaten, yukarıdaki geometride mevcut, onu da çizim olarak buraya koyaağım ilerleyen günlerde. Bu arada 3B çizimleri ile bana yardımcı olan sevgili dostuma da binlerce kez teşekkür ediyorum. Sıkılmadan, zihnimdeki verileri pc başında görselliğe döktüğü için.:)

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/13/2196.jpg

http://i1004.hizliresim.com/2010/4/13/2226.jpg

Yukarıdaki resimde, altıgenlerin birbirine nasıl bağlandığını görebilirsiniz. Onlar yanayana değil, içiçedir.Kesişim noktalarında, elmas şekli ortaya çıkmaktadır.:) Resimler için teşekkür ederim Alemtacım.:) Birlikten güç/torus doğar.:)

Sevgili Tiversonus, illüzyondan ayrılmak elbette kolay değil, yapıştığımız sürece bunu yapamayız. Ancak daha önce bir arkadaşa yazdığım gibi, eğer gerçek bilgiye kendimizi açmaya niyet ettiysek bu güne kadar öğrendiğimiz herşeyi unutmamız gerekiyor.Aksi halde zihin ayırt edemez hale geliyor. KH ve BH varlıklara/enerjilere gelirsek.Onlar varolmalı ki, torus kendini gerçekleştirebilsin.Enerji ver-al biçimde donanıyor çünkü.

Şöyle anlatabilirim sanıyorum illüzyona ait bilgilerle harmanlayarak: Kişinin içerisinde sakral çakrasında bir problem var. Örneğin bu kibir olsun. Dışarıdan bakılınca, oldukça mülaim, çevresindeki herkese yardımcı, kendi işini başkalarına muhtaç olmadan görmeye çalışan, halk tabiri ile "kan kusup kızılcık şerbeti içtim", diyen bir kişi. Başkalarına muhtaç olduğunu öylesine itiyor ki, yaratımları hep başkalarına muhtaç olabileceği gibi gerçekleşiyor. Başı derten kurtulmuyor, mutlaka yardım alıp bu kalıbını kırması ve içeride dengelemesi gerekiyor. Çünkü bu kibirdir.Bize her ne kadar şunlar öğretilmiş olsada; " tek başına ayakta kalmayı bileceksin.", "Kendi işini yardım almaksızın kendin göreceksin."," Kendi derdin yüzünden bir başkasını rahatsız etmeye hakkın yoktur".

Bu kalıplardan herhangi birisi sakral çakranın turuncu yayınını bozuyor maalesef. Kişi farkında olmadan, illüzyonunu muhtaç duruma düşeceği olaylar üzerine kurguluyor. Elbette sadece olaylar değil. Onu muhtaç duruma düşürecek kişileri/enerjileri de illüzyonda yaratmaya/bedenlendirmeye başlıyor. Ta ki, acizliğini/bir başkasına muhtaç olabileceğini kabul edene kadar.Bu birkaç ay da sürebilir, bir kaç yılda, bir ömürde.:) Sonuçta buradaki ders dengelenmek zorunda. Üç silahşörlerin meşhur sözü: Hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz.:)

Bir başka örnek: Kişi o kadar dürüst ki, herkese yardımcı, hoşgörülü, kimselere zarar vermez. Ancak içindeki zarar verici yönünü itiyor.İçinde ittiğin dışında bedenleniyor. Karşısına, onu dolandıracak, aldatacak, zor koşullarda yaşamasına sebep olacak olay ve kişileri çekiyor. Ta ki dersi alana kadar.

İçeride barınan korkular/utançlar/güvensizlikler bunun en bariz örneği aslında, korkularımızı ve diğerlerini ittikçe onları bedenlendiriyoruz. Önce enerji uzaktan geliyor, uzak arkadaş, bir akraba, belki bir komşu. Ama ders alınmadıkça, enerji bize yaklaşmaya başlıyor. Yukarıdaki 2B çizimlerdeki merkeze daha yakın bir noktadan başlıyor dalga.:) Anne, baba, kardeş, eş ya da evlat oluyor.

Bu örneğe tam aksini de verebiliriz, şöyle ki: Kişi o kadar kötü niyetli, vahşi biri ki iyi olmaktan korkuyor, içindeki iyi yanını kabul etmiyor/itiyor. Bu durumda da karşısına iyilik yapan kişiler çıkıyor, onu her zamana ayağa kaldırak kişilerle/enerjilerle çevreleniyor.Ta ki bunu öğrenene ve dengeleyene kadar.Zaten bir duygu dengelendiğinde, enerjide görevini tamamlamış olduğu için, olayların varlığı illüzyondan kalkıyor.Bu anlattıklarımı illüzyonun dışına çıkarak, gözlemenizi öneririm çevrenizde.:) Hayırsız evlatların, dikta anne-babaların, dolandırıcı kardeşlerin sebebini daha iyi anlayabilirsiniz sanıyorum. Bu durumda çevrenizde kızabileceğiniz, öfke duyabileceğiniz kimse kalmıyor zaten. Kendi yaratımınıza öfkelenmek, aynadaki aksine tükürmek kadar saçma gelmeye başlıyor.:)

Şimdi sorarım size; kim KH, kim B?. Herşey Bir'e hizmet değil mi?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Pınar

#24
Kendimle ilgili küçük bir örnek vermek istiyorum: Geçen gece mutfakta sigara içtim ve küllüğü balkona koymaya üşendiğim için, pencere önündeki sehbanın üzerine koydum.Ancak, yeterli yer olmadığı için küllüğün bir kısmı dışarıda kaldı, dengesiz duruyordu.Aklımdan geçen düşünce şu oldu:" Bu buradan düşer ama kim geçecek ki bu saatte buraya.Yatarken koyarım dışarı." Daha 10 dakika geçmişti ki, kardeşim yanıma geldi ve sehbanın etrafından geçmeye kalktı. Ve aklıma gelen başıma geldi.Küllük yerle buluştu.O an, çıkan sesin de verdiği rahatsızlıkla birden bağırdım.Bu sıralar kaba seslere olan tahmmülün oldukça zayıf. Bir küllük için niye böyle bağırdın diye kızdı bana kardeşim ve mutfağı sinirle terk etti. Sonra benim ampül yandı.Az önce bir yaratımda bulunmuştum.Kardeşimin yanına gittim.Ona, neden sehbanın yanına geldiğini sordum.Düşündü, "bilmem" dedi." Oraya normalde hiç geçmem ben, ben de şaşırdım kendimi orada bulunca". Enerjilerin yaptırım gücüne hayran kaldım.

Aklınızdan geçen düşüncelere dikkat edin, çünkü onlar yaşamınızı şekillendiriyor.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#25
"Şimdi sorarım size; kim KH, kim B?. Herşey Bir'e hizmet değil mi?"

Hizmetin tüm olası ihtimallerini ya da oluşun tüm olası durumlarına izin verildiği sürece; herşeyin Bir'e hizmet olduğunu ve hatta "ben Bir'e senin gibi hizmet etmek istemiyorum" ya da "ben Bir'e inanmıyorum" sözüne de izin verildiği sürece; bu tüm olasılıklara izin verildiği sürece "sorun" yok...Burada "sorun" hizmetin Bir'e gitmemesinde değil; ancak her bir parçanın Bir'in kendisi olması ile de alakalı.

"Sorun" olası tüm hizmetin Bir'e olduğunu gören ile görmeyenin sorunu; Bir'e gitmesinin ya da gitmemesinin değil. Bu durumda "Bir'e Hizmetin" bir başka yansıması olan şeyin, kendimizin Bir olma durumumuzun savunulması durumu aotaya çıkıyor. İşte bu da Bir'e hizmet. BH ile KH bilinçlerinin bahsettiği savaş -ki tarafların yapılarına göre farklı metodlar ile yapılan bir savaştır- işte bu da Bir'e hizmet olmalı değil mi?

Tüm "olay" ve tüm kimlik O ise; yapılan savaş ta Bir'e hizmetin dışında değildir.

Kısaca "herşeyin Tek kimlik olduğunu" kavramış ile kavramamış olan arasında olanın; sorunu çıkaran kavramamışların olabileceği sorunudur. İşte bunu da tüm olası durumlar içinde düşünmek ve Hizmet'in nasıl yapılacağının seçiminin özgürlüğünü korumalıyız. Bu da bir tarafın Özgür İrade saygısına bağlı olmasını (hem kendi seçiminin hem de buna inanmayanın seçiminin); diğer tarafında kendi özgür iradesine sahip olup başkalarının özgür iradesine saygılı olmamayı getirir. İkisi arasında fark yoktur. Fark sadece seçimlerde şekilleniyor. Ve her ikisi de birbirini var ediyor. Uyumları bile var. Biri olmadan diğeri olamıyor.

Burada önemli olan şey şu: Özgür irade dengelenmesi içinde her iki durumun varlığın önüne konulması. Bu konulduktan sonra BH varlığı için potansiyel doğar, her iki durumda hem BH lere hizmet için hem isteyen KH lere hizmet için.

Kısaca, bunları düşünüyorum. Ve aslında paylaşımına zararı olur diye de yani paylaşımın akışına olur diye de çekinerek yazdım.

Pınar

#26
Lütfen çekinmeyin.:) Çünkü, illüzyonun/hologramın dışından bakmanın nasıl bir durum olduğunu kavramamız açısından çok önemli paylaşımlarınız.:)

Bize BH ve Kh kavramlarını anlatan diğer boyut varlıkları, en azından öyle olduklarını söylüyorlar.Ancak farkına varılması gereken şu ki, onlar da bizim 3B'de olduğumuz gibi kendi boyutlarında bir illüzyona dahiller.Bunu gözden kaçırmamanızı özellikle rica ediyorum.Her aşamanın hologramı farklı şekilleniyor. 3B'yi bizler anlamaya çalışıyoruz, - en azından ben.:)- diğer boyutları anlama olasılığımız mümkün değil, çünkü yarattığımız bedenlerin aklı bunun için yeterli donanıma sahip değil, ancak genişleyebilecek bir kapasitesi var.Ruh/akıl/beden denen olayda bu zaten, RUH bizi torusa bağlayan torus, BEDEN içinde varolunan hologramın kullandığı görüntü, AKIL bu ikisi arasında ki bağ, bir tür çözücü, hologramı gerçek olarak algılayan ve ruhun öğrenmesini sağlayan mekanizma. Her boyutun algısı/aklı ve tezahür ettirdiği bedeni farklıdır.Dersleri farklıdır. Bizim tek görevimiz içinde bulunduğumuz boyutu anlamak ve öğrenmemiz gereken dersleri bu boyutun sınırları içinde anlamaktır. Aksi sadece kafa karışıklığını, bütünlemeye kalmayı getirir.:)

Özgür iradenin içeriğini yukarıda açıklamıştım.Aslında kimse kimsenin dersine de müdahale etme şansına sahip değil.:) Çok ilginçtir ama, herkes eninde sonunda dersini alıyor.Özgür iradeyi illüzyon içinde aramayın, sizler yaratımlarınızda özgürsünüz, deneyimlerinizi size yansıtacak olan enerjiler bedenlendiğinde, ona " benim özgür iradem var, bana karışamazsın " deme şansınız yok.Çünkü, bu dersi almak için o enerji ile anlaşma yapmış bulunuyorsunuz, bu da özgür seçiminizdendir, dersi size verebilecek olan enerjiyi en uygun kişiye projekte edersiniz. Olay bundan ibarettir.Eğer özgür iradeyi, illüzyon içinde aramaya kalkarsınız, sittin sene o dersin çevrenizde dönmesine sebep olursunuz.:)

O nedenle tartışarak, bunları anlamlandırmaya çalışalım istemiştim.Çünkü aksi halde zamansızlığa ait kavramları, zamana çevirmek hatasına düşüyoruz. Oysa bunlar çok farklıdır, sapmalara gerek yok.Zaten bunca zamandır yaşananlar bu iki farklı yapının bilgilerinin birbirine uyarlanma çabası ve sonuç olarak saptırılması nedeniyle ortaya çıkmıştır.İnsanoğlu, içinde bulunduğu yapıyı yaradan ile yaradılan diye ayırdığı andan itibaren, BH ve KH kavramlarını kendisi yaratmıştır.Kaldı ki, bu da bir özgür seçimdir.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

sirera

#27
Sevgili bir arkadaşım ile söyleşerek zenginleşen bir düş.
Bir an içimden mırıldanmak ardından bu mırıldanmaları seslendirmek gelmişti. Ses yavaşça bir melodiye dönüştü bölük pörçük bir melodi. Çocukların biraraya gelip bağrış çağrış sesler çıkarmalarının ardından oyuna başlamaları ve oyun içindeki melodik kıkırdamaları gibi önce bölük pörçük olsa da sonrasında bir yapı almaya başladı ve oldukça hoş bir melodi oluşmaya başladı. Gittikçe zenginleşti hiç duymadığım ama beni etkileyen bu melodiyi o ân kaydetmem mümkün değildi. Eğer bir şiir olsa yazardım ya da bir şekil olsa çizerdim. Bu sesin başka bir ses tarafından çağrıldığı düşüncesinin ardından şöyle bir vizyon çizildi.  Genişleyip büzüşen bir kalbin içinde, oynar bir çizgi ve minik başlıkları olan ışıklı varlıklar bir arada spermatazoid benzeri dönerek hareket eden varlıklar ve etraları ışıklı noktacıklarla dolu. Her birinin renkleri farklı birbirinden. Birinin titreşimi ile ses-renk-ışık gibi açılardan bir benzerlik taşıyan  titreşime ait bir başka çizgisel varlık tarafından  hemen alınabiliyor. Ve bir gökkuşağı ile yansıyan bir başka yerde de hiç bilmediğimiz renklerde-ki bu renkler bizim bildiğimiz tüm renkleri taşıyan ancak renk spektrumunda olmayan renklere sahipler. Tüm bu oluşumlara saf bilinç niyeti ile yaklaşan varlıklara birşeyler oluyor. Bir yere doğru çekiliyor. Kara delik gibi beyaz deliğe doğru gibi yumurta gibi bir yer.  Bu varlıkların isimlendirdiği ama kimsenin nereden geldiğini bilmediği iplikçikler ile temas ediliyor. Hatta bu iplikçiklerle demateryelize olunabiliyor. Altın ışıklı bembeyaz bu iplikçikler vasıtası ile bir kitap yazılıyor. Bu kitabın bazen bir sözcüğünü ediyor biri bazen bir cümle yazıyor. Bu iplikçiklere değen farklı renklerin bilgisini de alıyor ve tüm olan tek bir ses genişledikçe iplikçikler çoğalıyor. İplikçikler çoğaldıkça bereket ve bolluk oluyor. Rahmet yağıyor dendiğindeki gibi.
Birbirleriyle aynı titreşimde-renkte-ışıkta-seste olanlar birbirlerine çekiliyorlar. Hiç tanışmamaış olsalar da birarada hareket ediyorlar, mekandan alandan bağımsız.
Bu varlıkları biraraya getirip tanıştırsanız belki de birbirlerini itecekler ama birarada değilken birbirlerini çekmekteler.
Bilim adamları meditasyon yapıyorlar mıdır?
Niyet-bükülme enerjisi ile bir başkasına anlatarak kendisinin ne olduğunu bilmesi veya perdeyi kaldırabilmesi için buradaki bizler aynı zamanda bu perdeyi aşmak isteyenler.  Aramızda bu konuya ait uygulamaları meslek olarak seçenler vardır belki veya bir süre içinde bu seçimlerimiz olacaktır belki de.
Fosil yakıtların kullanılması ile 40-50 yıllık bir süre daha idarebilinir olduğunun farkında olan bilim kaynak arayışı içinde.  1997de 16megawattlık füzyon enerjisi yapılabilmiş.Dünya için 30 milyon yıllık füzyon enerjisi yapabilmeyi hedefleyen bilim adamları güney Fransa' da bir alet inşa ediyorlarmış.
Torodial yani torus şeklinde yapıya sahip olan bu alet ile 2030 da veya daha fazla yatırım bulunursa daha önce enerji elde etmek planlanıyor.
Torus şeklindeki bu aletin içinde iki izotop biri ağır diğeri süper ağır olarak nitelendirilen döteryum ve trityum çekirdekleri birbirlerinin çok uzakta yükleniyorlar. Birbirlerine çekildikleri oranda birbirilerini iterler ancak bir yaklaşma oranında aniden yüksek bir güç diye nitelendirilen bir güç tarafından kavranırlar ve birbirlerine doğru çekilirler. Biraraya geldiklerinde serbestleşirler ve bu enerjiyle füzyon güç kazanır diye anlatılmış. Döteryum deniz tuzundan elde edilebilir olsa da trityum elde etmek pek kolay değil sanırım ve bu hayli maliyetli bir çözüm. Ayrıca 150milyon derecelik bir ısı. Ve bu reaksiyon yıldızların tam ortasında olduğu gibi bizim bedenimizde de var olabiliyor. Ancak bu durumda bu hidrojenlerle uğraşan metabolizma yüksek ısıya maruz kalacak ancak bilginin genişlemesi ve inanç bedeninin güçlenmesiyle bunun da zamanı gelecek gibi bir öngörüm var:) Ve hatta öyle de.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#28
Dürüstçe kendim hakkında yazacağım. Ben de olmayan bir şeyin başkasında olmasına nasıl bakmalıyım, tam bilmiyorum, kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım yinede bilinç kanalları ile ya da farklılıkları ile ilgili olmalı diye zoraki anlamaya çalışıyorum. Acaba bende mi gariplik var diye de düşünüyorum.

Geçenlerde şunu düşünüyordum: Kasyopya ekibinden Ark'ın hiç şöyle varlık ya da kertiş gördüğünü söylemediğini ya da çok ilginç bir rüya anlatmadığını farkettim. Laura ve Ark. Acaba Ark anlatmayan birisi mi bu tür olayları eşi kadar yaşamayan bir kişilik mi? Garip, çünkü düşünüyorum, şimdi dağbaşında bir evde tek başınayım yani belki en yakın insan binlerce metre ötede o da balık çiftliği, ben şimdiye kadar beynimde projekte olan ya da önümde projekte olan bir garip varlık hiç mi hiç görmedim. Bunlar bana çok garip geliyor, elbette gören görmüştür ama ben bana garip geliyorum:)) Görmedim ve de biri anlatana kadar da niye diye de aklıma gelmez, işte bu şimdi aklıma geldi. Kendimi garip hissediyorum bunları duyunca. Ve elbette düşünüyorum ve başkalarına yorum yapmamaya zihinsel bir çaba gösteriyorum kendi içimde. Bu kişinin kendi özelliğidir diyebiliyorum.


Hiç bir projeksiyon görmedim, koku aldım, enerjiyi hissettim, ürperdim, kalbim bilmem kaç ile attı durduk yerde ama saf bir enerji hissedişi dışında gözüm ve zihnim tembel benim:)) Yani ben bunları Laura^nın anlattıkları ile karşılaştırıyordum ve onun ve Arkîn farkını düşünüyordum...Ve Enerji zaten form olarak gözükebilir, bu oluyor ve olması fizik kanunlarına çok uygun ise şunu diyorum, kendi yapımdan dolayı o enerjiler zihnimde ve tüm hissedişlerimde var oldular ama görsel ya da zihin-görsel olmadılar. Olanlar ile aynı şeydir ama bu benim yapımla ilgili de olabilir.

İki gün önce kardan arabanın sileceği çalışmadı, elimle temizledim, bir gün sonra yağmurlu bir sonbahar ve çamur dolayısı ile çimlerde gezemedim, bugün ise çimlere uzandım ve kupkuru idi ve güneş harika idi bu yükseklikte, su sesi ve karga sesi, araba sesi yok ve yemyeşil çimler ve eğri büyrü ve doğal ve ayca çiçeği ile bir resim harikası gibiydi, pvc sandalyeyi önüne koydum hem güneş ve hem o birlikte harikalardı. Şimdi bir sallama lipton zamanı. Ha öğleden sonra nefes egzersizi sonrası sırtüstü meditasyondan kalkıp yazdığım ne kadar benim yazım dı ve benzer şeyleri kasyopya da görünce ya bunlar nerede ki diye güldüm. Zizhnimde ses de yok, garanti ben de bir gariplik var çünkü çok normalim. Laura yı düşününce ve siz dostların yazdıklarını düşününce...Durum bu:))

Pınar

#29
Projeksiyon diyince ne anlıyorsunuz?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)