18 Mayıs 2019

Başlatan bozadi, 20 Mayıs 2019, 20:35:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

beyrutkapı

#30
Çeviri için teşekkürler bozadi.ra derki: kişi öldüğünde yok olan kısımlardan biri de şuanki bilincinin büyük bir parçasıdir. Gündelik bilincimize elbette bir çok kimliği aidiyet duygusunu, kültürel ön yargıları ve kalıp yargılari koymak mümkün. İnsanı "bir" in uzak görüşünden, resmin bütününden ayıran her şey illüzyona hizmet ediyor denilebilir. Zira gündelik bilince eşlik eden duygular kimliklerimiz şuan ki kendimiz ve tüm aidiyetlerimiz için yapıştırıcı görevi üstleniyor.

"Şimdi herkesin daha da dikkatli olması gereken zaman."ayrıca iki şapka olayı özellikle enteresandi.
 

bozadi

#31
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Çeviri için teşekkürler bozadi.ra derki: kişi öldüğünde yok olan kısımlardan biri de şuanki bilincinin büyük bir parçasıdir. Gündelik bilincimize elbette bir çok kimliği aidiyet duygusunu, kültürel ön yargıları ve kalıp yargılari koymak mümkün. İnsanı "bir" in uzak görüşünden, resmin bütününden ayıran her şey illüzyona hizmet ediyor denilebilir. Zira gündelik bilince eşlik eden duygular kimliklerimiz şuan ki kendimiz ve tüm aidiyetlerimiz için yapıştırıcı görevi üstleniyor.

"Şimdi herkesin daha da dikkatli olması gereken zaman."ayrıca iki şapka olayı özellikle enteresandi.


Ben teşekkür ederim beyrutkapı.

Ölüm konusunda Ra'dan yaptığın alıntıyla ilgili olarak... Hani insanlar sorar, merak eder, ölüm yok oluş mudur veya örneğin reenkarnasyon varsa bile yeni bir enkarnasyon ne ölçüde "aynı kişinin" enkarnasyonu? Ölümle hiçbir şey yok olmuyor değil, yok olan şeyler var. Ama o şeyler de gerçekten yok olmayı hak eden şeyler demek ki. Sahte olan şeyler.

Bir hayatta belirli bir annen, belirli bir baban, belirli bir sevgilin/eşin, çocukların vs. vardır. Besbelirli koşulları olan bir hayat sahnesi veya oyunu vardır. Yeni bir enkarnasyonda o oyun ve koşulları çok ciddi oranda yok olmuş olur. Adeta yalan olur. Sadece tüm o deneyimlerden pekişmiş bir şekilde öğrenilenler kalır bilinçte. Hakikaten burada bakış açısı önemli. Varlığın özüne değil de ilüzyonun küçücük ve geçici ayrıntılarına mutlak gerçek muamelesi yapıldığı ölçüde, ki bu bir bakıma ne ölçüde "materyalist" bir zihniyete sahip olunduğuna bağlı, o zaman tabi ki yok oluştan bahsedilebilir sanırım. Bu tıpkı kumdan yapılan bir kulenin yıkılması gibi birşey.

Materyalizm dediğim şey ille de ideolojik olarak materyalist olmayla ilgili birşey değil, aslında olumsuz manada materyalizmden kastedilen şey hepimizde şu veya bu ölçüde mevcut bir hastalık. Evet, hem de Ra, Pleiades ve Kasyopya bilgileri kadar derin ruhsal bilgileri/görüşleri şu veya bu ölçüde kabul eden veya ciddiye alan, tartışan insanlar olarak bizde bile hiç şüphesiz aynı materyalist hastalık şu veya bu ölçüde mevcut. Dünyada bu kadar propagandaya maruz kalıp bu etkiden münezzeh kalmak pek mümkün değil. "Dünyevilik" terimi, bu materyalizm meselesinin özüne bizi biraz daha yaklaştırabilecek bir terim. Aslında bir ölçüde doğal, sağlıklı ama bir ölçüde veya bir ölçüden sonra sapma ve hastalık teşkil ediyor dünyevilik, dünya-merkezlilik, dünya-tapıcılığı (dünya sahnesinde [belirli bir zaman aralığında] olan biteni tek ve mutlak gerçeklik olarak görme). K'ların bilincimizi belirleyen bir faktör olarak "çevre" diye tanımladığı şey.

"Siz belli bir zamanda ve yerde doğduğunuzu, bir ana-babanız, bir bedeniniz ve isminiz olduğunu hayal ediyorsunuz. İşte bu sizin günahınız ve felaketinizdir." diyor Maharaj da. Bizim açımızdan biraz fazla "çıplak" bir gerçek bu, katı bir yaklaşım tarzı biraz, ama...