Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

#300
Hristiyanların kandırılması var demiyorum, hristiyanlık dönüşüme uğruyor diyorum.Hepimiz kandırılıyoruz diyorum....

"Yeni din dediğin ise "sevgi" temelli işbirliğine dayalı yeni bir insanlık realitesi, bunu diğerleri ile karşılaştırma bu farklı bir şey..."

Daha önce bu yok muydu? İnsanlar hınca hınç birbirini katlediyordu, Bir geldi sevgi dağıldı, insanlar yardımlaştılar, bu mudur? Geleneklerimze bir dön bak diyorum, nereden nereye geldiğimizi görmek açısından iyi bir geri besleme olacağı kanaatindeyim...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus


Tiversonus

#302
Ya sen git akşama dönsene:))) Yani benim yüzümden gideceğin yerden olma. Ben burada akşam 21 e kadar işyerinde çaılışıyorum, yani hayattan kopuk değilim:))

Tiversonus

#303
Hitlerin Sırrı

Hess, çok yaşlanmasına, aradan uzun yıllar geçmesine ve ötekiler kadar ağır bir savaş suçlusu olmamasına rağmen neden ölünceye kadar hapiste tutulmuştu? Hess'i farklı kılan, savaşın farklı sebepleriyle ilgili olarak bildikleri, Hitler ve Haushoffer'e olan yakınlığıydı. Hitler iktidara gelişinden önce yaşanan ayaklanmadan ötürü hapse atılınca, Haushoffer onu hergün ziyaret ediyordu. 1869 doğumlu olan Haushoffer, Hindistan ve Uzak Doğu'nun çeşitli yerlerinde uzun yıllar görevli olarak bulunmuştu. Japonya'ya gitmiş ve Japonca öğrenmişti. Ona göre Alman ırkının kökenleri Orta Asya'da idi. Haushoffer, en gizli Budist örgütlerinden birine alınmış ve görevinin başarısızlıkla sonuçlanması durumunda harakiri yapmaya yemin etmişti. 1914 yılında genç bir generalken olayları önceden isabetle tahmin etmesi ile dikkatleri üstüne toplamıştı. Düşmanın saldıracağı saati, top mermilerinin düşeceği yerleri, fırtınaları, yabancı ülkelerdeki siyasal değişimleri önceden biliyordu. Hitler de ordusunun Paris'e ilk gireceği günü, çeşitli cephelerde düşmanın ne kadar dayanabileceğini ve Roosvelt'in ölüm tarihini önceden doğru tahmin etmişti.

Haushoffer, I. Dünya Savaşı'ndan sonra yeniden öğretim hayatına döndü. Çeşitli bilimsel içerikli dergiler yayınladı. Nazi Partisi'nin sembolü olan Gamalı Haç'ı seçen de oydu. Nitekim "Bilinmeyen Hitler" adlı kitabında Wulf Schwartzwaller iddiaları doğruluyor:

"Hitler, Landsberg Hapishanesi'ndeyken en düzenli ziyaretçileri Münih Üniversitesi Jeopolitik Enstitüsü Profesörü General Karl Haushoffer ile Rudolf Hess'ti. Hitler, 'Kavgam' adlı kitabını bu iki önemli ismin yardımıyla yazmıştı. Haushoffer, Hitler ve Hess çok uzun söyleşilere, müzakerelere dalıyorlardı. Haushoffer gizli bilimlerin yanısıra Zen Budizmi'ne de ilgi duyuyordu. Tibetli Lama rahiplerinden ders almıştı. Dietrich Eckart'tan sonra Hitler'i etkileyen ikinci kişiydi. Berlin'de Berlin Luminous Locası'nı o kurmuştu. Haushoffer ünlü Rus büyücü ve ****fizikçisi Gregor İvanovich Gurdyev'in öğrencisiydi. Gurdyev ve Haushoffer dünyanın altında yaşayan ve insandan daha üstün dünya dışı bir tür ile ilişki içerisinde olduklarına emin oldukları Tibet Locası'na üyeydiler. Hitler, Alfred Rosanberg, Himler, Goring ve Hitler'in hemen hemen yanından hiç ayırmadığı fizikçisi Dr. Morell de aynı zamanda bu Loca'ya üyeydiler."

(The Unknown Hitler, Wulf Schwartzeller, Berkeley Books, 1990)



Nazi Karargahında Tibet rahipleri

Hitler'in başında bulunduğu Nazi Partisi 1925 yılından itibaren hızla büyümeye ve iktidara yürümeye başladı. Partinin yedi kurucusu da kara güçler tarafından yönetildiklerine ruhen ve bedenen emindiler. Onları birleştiren yemin, enerji ve şans kaynağı bir Tibet Efsanesi'ne dayanıyordu. Araştırmacı yazar Ergun Candan, "Gizli Sırlar Öğretisi" adlı kitabında bu konuyla ilgili son derece çarpıcı bulgulara yer veriyor:

"II. Dünya Savaşı sonlarına doğru yıkılan Nazi Karargahı'na girildiğinde, hiç akıllara gelmeyen bir şeyle karşılaşılmıştı. Yıkıntılar arasında 12 Tibetli rahibin cesetleri bulunuyordu. Bu duruma o yıllarda hiç bir anlam verilememişti. Aslında savaş atmosferi içinde bunu hiç kimsenin düşünecek hali de yoktu. Savaş bitip de her şey normale dönmeye başladıktan sonra bu durum bir çok kimsenin dikkatini çekmeye başladı:

Nazi Karargahı'nda 12 Tibetli rahibin işi neydi? Bu soru uzun bir süre zihinleri meşgul etti. Naziler ile Tibetli rahiplerin ne gibi bir birlikteliği olabilirdi? İşte bu konu inceden inceye araştırılmaya başlandı. Ortaya çıkan sonuçlar bir hayli düşündürücüydü: Naziler bir yer altı uygarlığı olduğuna inanılan Şambala ile irtibatlıydılar!

Her şey Thule Efsanesi'yle başlıyordu. Thule Efsanesi'nin kökeni ise kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da Nazizm'in temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir grup, Thule adında gizli bir tarikat kurdu. Nazi Partisi'nin yedi kurucusundan biri olan Diettrich Eckardt, Thule tarikatinin temel felsefesini şöyle açıklıyordu:

"Thule'un tüm sırları, eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile 'dış zekalar' arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı Almanya'yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır."

İşte bu sözler özetle Nazizm'in de temelini oluşturmaktaydı. Gizli Thule Tarikati'nin üyeleri arasında Rudolf Hess, Karl Haushoffer, Alfred Rosenberg ve Adolf Hitler gibi önde gelen isimler bulunmaktaydı. Daha sonraları Hitler'in büyü çalışmaları da gerçekleştirdiği ortaya çıktı. Bunlardan en belirgin olanı radyodan yaptığı konuşmalarda kullandığı 'ses büyüsü' denilen bir yöntemdi. Bu yöntem büyük kitlelerin etki altına alınmasında büyük bir fonksiyon görmüştü."

Ergun Candan'a göre bir başka ilginç nokta da Naziler'in bayraklarında kullanmış oldukları semboldü. Bu şekil öyle rastgele seçilmiş bir sembol değildi. Gamalı Haç insanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biriydi. Dünyanın pekçok köşesinde bu sembole rastlanmıştı. Eski uygarlıkların en önemli sembollerinden biri olan Gamalı Haç'ı daha da ilginç yapan özellik, bunun bir Mu sembolü olmasıydı. Mu kültürüyle karşılaşan tüm eski uygarlıklar da, bu sembolü kullanmışlardı.

Gamalı Haç, Mu kültüründen alınma

Gamalı Haç, Mu tabletlerinde ilk bulunduğu şekle dayanıyordu. Bu sembol dünya üzerinde yüze yakın yerde bulunmuş ve Mu uygarlığı ile ilgili bilgi ve belgeleri ortaya çıkaran Niven ve Churchward'ın kayıtlarında da yer almıştı. Bu sembol Mu'nun gizli bilgilerinin en önemli sırlarından birini bünyesinde saklıyordu. Sembolün anlamı Eski Mısır ve Tibet'teki mabetlerde bulunan rahiplerce, büyük bir sır olarak saklanmış ve kimseye bu sırla ilgili

bir açıklama yapılmamıştı. Bu sembolün sırrını sadece gizli eğitimden geçen rahipler bilmekteydi. Kökeni Mu'ya dayandığı için bu sembol iki yer altı uygarlığı olan Agarta ve Şambala'da bilinen ve kullanılan bir semboldü. Naziler'in bu sembolü ele geçirmeleri de Tibet'teki gizli çalışmalarına dayanmaktaydı. Şambala üyesi bazı rahiplerden öğrendikleri sırlar arasında bu sembol de bulunmaktaydı. Böylece sembol Şambala'nın karanlık güçlerine hizmet eden Naziler tarafından dejenere edilerek karanlık amaçları doğrultusunda bayraklaştırıldı.


Tiversonus

#304
Soru: Hitler ile Tibetli Rahipler arasındaki ilşki "Dünyadışı Negatiflerin Kanallanması" olabilir mi?

Pınar

#305
Evet, kertişleri kanallamışlar. Hatta kertişlerle aynı masada yemek de yemişler, son yemek misali.
Dikkat ettiyseniz de, reiki sembollerinden tanrı ile bağlantı sembolü sheiki de lamaya benzer, tibet çıkışlı bir semboldür. Lamalar kertiş olabilir mi ki?

Ayrıca şambala ve agarta olarak bilinen, iyi ve kötü tarafı sembolize edilen sembolizmadaki şambalanın Mu 'nun başkenti olan yerin adı ile bağlantısı olabilir mi? (Mu'nun başkenti:Shalmali)

Bundan binlerce yıl sonra, hani bir büyük olay oldu, heryer yerle bir edildi. Ceddimizin nezih insanlarından biri DVD film buldu, hadi nasıl çalıştığını da keşfetti. Eline geçen bu DVD "alien ve pradetör" olsaydı. Nasıl bir soru sorardı?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#306
Bilgiler her birimize aynı kanaldan gelir, sonra ne amaçla kullanacağımız bizlerin özgür iradesine bırakılmıştır. Hitler ile Tibetli Rahipler gibi...(Tibetl Rahiplerle Hitlerin bilgiyi kullanışı arasında hiçbir benzerlik göremiyorum - Buraya sonradan ekleme yapmak gereği duydum)

Dinler, bizlere doğru olanı göstermek için vardır, hangi dinin söylediği bir başkasını öldürmekten bahseder? Dinlerin doğuşu her birimizin bildiği gibi insanları yola sokmak içindi. Bu yola din denirse eğer ki bence öyle değil, sevgi ve birlik içinde olmaya.

Bu gün kü varlığımızın izahı yine Tanrı'da dır..diyelim ki suda üreyen birer mikrobuz, ya sonra? Kim izah edebilir, bunca sistamatik yerleşmiş bir evreni? Gözlerimizi kapadığımız da göreceğimiz tek bir bilinç var onun adı Allah, Tanrı ya da her ne derseniz; "O". Doğaldır ki, bunu kendi çıkarları için yönlendirmeye çalışanların varlığı, söylenenlerin/duyduklarımızın içinde elbette sapıtmalar olması..ancak Allah'ın varlığını inkara kadar gelmesini kabul edemiyorum, üzgünüm.

Dünya'nın, bu güne kadar olanlara baktığımız da olan belli bir döngüsü var. Olacağı zamanı belirlemekse ne bizden öncekilere, ne bizlere, nede sonrakilere düşmez. Bundan önceki sitede de yazdığım gibi; 2012 veya 2222...Bunları yazmanın/tartışmanın anlamsızlığı ortada. Bizlere düşen bildiklerimizi paylaşmak, durmadan/bıkmadan.
 

Pınar

#307
Sevgili Alemtaçcım, aslında olay din ya da 2012 de değil. Tüm işaretler şunu gösteriyor ki, tek yönetim altına girmeye doğru yol olan dünya insanlarına bir de tek bir din gerek, yönetimin kolaylığı açısından. İslam dünyasının terörist olarak empoze edilmesi dahi bu planın bir parçası.Zamana yayılan bir sindirilme var. Olay bundan ibaret...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#308
Evet, söylediklerine aynen katılıyorum Sevgili Pınar. Tek dünya devleti olma yolunda ilerlemeye zorlandığımızın farkındayım. Yakında işleve konulacak olan vatandaşlık kartı bunu göstergesi, tek bir numara ile işlerimiz kolayca yürüyecek(mişşş). Ancak bu düzen içinde varlığımız devam ettikçe, dağlarda yaşamaya başlamadıktan sonra ne yapabiliriz bilmiyorum. Yalnız,.. Allah var :))
 

Pınar

#309
O halde Tanrı hepimizi korusun!:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#310
Tanrı İle Bir'iz

Yaradılış tarafından deneyimlenen her şeyin Akaşik kayıtları vardır. Akaşik kayıtlar tüm paralel, olası ve muhtemel realiteleri dökümante eder. Damgaların, izlerin kendisi değişmez, ama biz bir düşünceyi veya eylemi değiştirdiğimiz her seferinde zaman/uzay dokusundaki yerimizi değiştiririz. En sonunda, olası ve muhtemel realitelerin sonsuz spektrumunda herhangi bir yere nasıl gidileceğini hatırlayacağız.

En sevdiğim metafizik benzetmem filmdir. Makara tüm zamanı içerir – geçmiş, şimdi ve gelecek. Ama biz onu belli bir anda bir çerçeve olarak oynatırız ve sanki lineer ilerliyormuş gibi görünür. Kuantum fiziği bize realitenin saniyede milyonlarca kez "göz kırptığını" anlatır – karşılıklı bağlantıyı görüyor musunuz? Bu göreceli hareket görünümünü verir – "zaman"ın tanımı. Zihin projektördür ve ekran 3B yaşamdır. Senaryoyu sevmediğimiz için, perdenin önüne koşmamızın ve filmdeki karakterleri dağıtmaya çalışmamızın abesliğini hayal edin. Açıktır ki, filmi değiştirmemiz gerekir (inançlarımızı ve algılarımızı).

Birçok insan aynı filmin makarasını takar ve tekrar tekrar oynatır. Bazen filmi takar ve hızlı oynatırız. Böyle yaptığımızda, dramanın ayrıntıları değişir, ama tema aynı kalır. Hatırlayın, zihin projektördür. Zihnimizi değiştirebiliriz, bu sonsuz engin zaman/uzay arşivindeki başka bir filme gitmeye benzer. Eğer daha önce oynattığımız filmin adı "yaşam bir mücadeledir" ise, makaraya "yaşam çok mutludur" isimli filmi takabiliriz. Bütün zaman sürekliliği akışkan bir ortamdır ve sürekli değişir. Akaşik kayıtlar ve eterik damgalar, izler filmin ilave makaralarını yaratan şeydir. Her olay eterlere (sonsuz büyük film arşivi) daimi olarak kaydedilir.

Her düşünce, her deneyim, her olay eşsiz bir zaman çizgisi yaratır. Geçmişe gidip bir değişiklik yaptığımız zaman, değişimi yapmadan önce bulunduğumuza benzemeyen yeni bir zaman çizgisine gireriz. Eski zaman çizgisi zaman ve uzayın dokusuna hala var olur; sadece biz artık o zaman çizgisinde değiliz. Örneğin, 1982'ye geri gidersek, bazı psişiklere göre Kaliforniya'nın okyanusa gömüleceği tahmin ediliyordu. Bu psişikler gerçekte 1982'ye götüren olaylar tarafından yaratılmış olan bir zaman çizgisini görüyorlardı. Ancak, şifa, dua ve meditasyonu kullanarak şimdiyi (ve bir dereceye kadar geçmişi) değiştirdik ve bunu yaparak, geleceği değiştirdik, veya Kaliforniya'nın sulara gömülmesini kapsamayan yeni bir zaman çizgisine girdik. Zaman ve uzayın dokusunda bir yerlerde, Kaliforniya hala okyanusa gömülüyor, ama bizler kollektif olarak bunu 3B zaman sürekliliğimizde deneyimlemeyi seçmiyoruz.

Bilim kurgu filmlerinde ve romanlarında, bazı zaman yolcularının geçmişe seyahat ettiğini ve o zaman çizgisini değiştirdiğini okuyoruz. Gerçekte, yaptığımız her eylem ile bir çok farklı zaman çizgilerini sürekli olarak değiştiriyoruz. Gerçekte herhangi bir gelecek var mı, yoksa biz andan ana tüm gelecek zaman çizgilerini yaratıyor muyuz? Eğer böyle ise, geleceğe ve geçmişe nasıl seyahat edebiliriz? Eğer bir çok filozofun belirttiği gibi zaman bir illüzyon ise, o zaman bu neden önemli? Eğer zamanın bir illüzyon olduğunu kabul edersek, o zaman farklı zaman – uzay sürekliliklerini keşfetmekteki tek değerli şey kim olduğumuz ile ilgili daha fazla şey öğrenmektir – başka deyişle, kendimizin –farkındalığını artırmak ve ruh büyümemizi ilerletmek. Ama o zaman, bu her şeyin en son nedeni olarak görünür. Bununla birlikte, biz yoğun alemlerin tüm karmaşık ayrıntılarını deneyimlemek için bedenler olarak tezahür eden Tanrı'yız.


Çeviri: Saffet Güler
(alıntı..koşulsuz sevgi)

Sal Rachele

Tiversonus

#311
[brown]Büyük Elmasın Tüm Durumu[/brown][/font=Times New Roman][/size=3]


Pleiades öğretilerinde anlatılan en gerçeğe uygun anlatımdır. İLK YARATICI ancak büyük harfli TANRI'dır.

Liner Dünya'da o kadar çok kafakarışıklığı var ki; bu daha çok konuşulacağa benzer. Bir yandan spiritüalistlere "dinsiz" diye eleştiri gelir. Bir bakarsınız başka bir yerden "yeni din" diye. İlginç durumu anlatmaya çabalayacağım:

1. Büyük Elmas (Tek parça): İşte bu varolan herşeyi ifade eden sonsuzun "simgesi" olsun [sonsuz olan ancak 1 ile ifade edilebilir]

İşte bu elmasın bir parçasıyız, bütünleşik olarak. Ve boyutlar var. Tanrı ile Bir'iz dediğimiz de bizde ufak kelimeli, realitemizde yaratan bir Tanrı gücünün ifadesiyiz, ufak harfli Tanrı, Yaratan. İLK yaratan herşeyi kapsayan bir gizem. Önemli unsur, varoluşun Kaynağı ile tümleşik veya Bir'iz.

2. Büyük Elmas ve "Küçük" Elmaslar Yanyana/Ayrı: İşte bu dinlerin mevcut durumları. "Tapan" ile "Tapılan" ile bir "öteki" yaratılmış ve böylece Kaynaktan koparılmış olma durumu ile yaşamak. Çok ustaca bir tuzaktır bu: Hem Tanrı kelimesini kullanacak ve hemde O'ndan kopartılacan. Bunlarda 4 KH lerin payı çok. Yani Orion KH müdahalesi.

İşte buradan eleştiri hep gelir bizlere.

3. Büyük Elmas "Yok" Hep Küçük Elmas Var Durumu: İşte batı dünyasının büyük bir kısmı sadece "fiziksel" olana odaklı bir şekilde bu durumda. Spiritüel (manevi) olmaktan uzakta ve yine Kaynak'tan kopartılmış bilinçler sağlanmıştır. Bakın Lenin'e giden paralara ve kurulan devlete, tarihi inceleyin. Yine bu işin arkasında 4 KH ler ve yılankardeşliği vardır.

Burada da madde ve Ruh kopuktur, gelişim engellenmiştir. Ve şimdi bu bilinçlerden de 1. şıkka eleştiri gelir.

--------------------

Sonuç olarak; şunu söylüyorum: Kaynak, Tanrı, Zeki Sonsuzluk, Bir çok büyük bir gizemdir. Tanımlara sığamaz, ancak ifade için Bir deriz. Ve Tanrı'nın kim değil "ne olduğu" düşüülmelidir.

Yukarıdaki ilk şık; meddi ve spiritüel(içsel) olanı sağlayan tek yoldur ve evrenin hologramik yapısı ve kuantum araştırmaları, yaratılışın birbirine bağlı bir Varlık veya Sistem olduğunu söyler. En doğruya yakın olan; bilgilerimiz ile yürümek ve yoğunlukları aşmak ve bakış açımızın yeni bilinçler ile daha "yakın" göreceğni bilmek.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum: 2 ve 3 şıkın hiç bir farkı yoktur. Dünya gizli hükümeti (dünyadışı ve dünya içi) çok kurnazca davranırlar. Dikkat edilecek durum, artan frekanslara uyum için bir seçim yapmak. Kimse seçimlerinden dolayı suçlanamaz. Kaos, karmaşa ve korku ile çalışan bilinçlerin tuzaklarına dikkat edelim diye öneriyorum.

Hitler'in faşizmine para yardımı yapanlar daha sonra onu durdurmak içinde para harcamışlardır. Yeter ki kaos çıksın ve beslenebilsinler.
Bu gizli dünya hükümeti bir dinlerarası diyalog tiyatrosu düzenledi ve sonra bir bakarsınız dinlerarası savaş çıkartır, yani devamlı kaos, korku, karmaşa için herşeye dönüşürler. Bence yapılacak tek şey travmatik süreci daha az travmatik olarak geçirebilmek için dengelenmek ve bilgi toplamak.

Elbette bütün bunların temelinde dünya planının bir Ruhsal öğrenme yeri olması ve kötünün de geliştirici bir amacı [onu aşarak] olduğunu ancak dünya planınında bağlı planlar olduğunu ve herşeyin -her ne kadar kaos gibi gözükse de- bir plan içinde yürüdüğünü unutmamak. 6. yoğunluk dostlar ekin çemberleri ile 3. şıkka resmen meydan okuyorlar, dikkatinize:))))

Herşey derslerden ibarettir. Ruhun dersleri...bilgi/ışık/sevgi üzerinizde olsun.

Sevgilerimle...

Tiversonus

#312
Satan'ın Planı

İnternette bulduğum 2003 senesine ait bir makalede, adını vermeyen Amerikalı bir yazar şunları yazmış:

Şeytan dünyanın dört bir yanından iblislerini çağırarak büyük bir toplantı düzenlemiş. Açılış konuşmasında şunları demiş: "Hıristiyanları kiliseye gitmekten uzak tutamıyoruz. İncil'i okumalarından ve doğruyu bilmelerinden saptıramıyoruz. Hatta kurtarıcıları ile güçlü bir bağ kurmalarına bile engel olamıyoruz. Ne zaman İsa ile bir bağlantı kursalar, onların üzerindeki gücümüzü kaybediyoruz. O yüzden bırakın kiliselerine gitsinler, güzel yemeklerini yemeye devam etsinler. Bunun yanında tek bir şey yapın. Zamanlarını çalın. Çalın ki, Hz. İsa ile gerçek bir ilişki kuracak kadar vakitleri kalmasın. Bu sizden yapmanızı istediğim şeydir" demiş Şeytan.

"Savucularına karşı olan koruyucu hallerinden onları saptırın ve günümüze kadar gelen hayati bağı koparın" diye eklemiş. İblisler ise hep bir ağızdan "Peki bunu nasıl yapabiliriz!?" diye bağırmışlar.

Şeytan cevap vermiş: "İnsanları hayatın içindeki önemsiz şeylerle meşgul edin ve zihinlerini sayısız entrika/dolap ile doldurun."

Bir de liste yazmış iblislerine vermiş, her birini en iyi şekilde uygulayın diye tembihlemiş. Listede yazanlar ise şunlarmış:



1- Onları harcamaya, harcamaya, harcamaya ve borç almaya, borç almaya, borç almaya itin,

2- Kadınların evlerinde kalmalarını ya da iki-üç saatlik işlerde çalışmalarını, erkeklerin ise haftanın 6-7 günü, günde 10-12 saat çalışmalarını sağlayın. Bunu yapın ki, boş yaşam kültürleri gelişsin ve kendini beslesin,

3- Onları çocukları ile vakit harcamaktan alıkoyun. Zamanla aile çatırdamaya başladığında, işyerinde-okulda yaşadıkları baskıdan kaçmak için evlerine dönmek istemeyecekler.

4- Kafalarını o kadar çok şeyle doldurun ki, içlerindeki insani sesi bile duyamaz hale gelsinler,

5- Araba sürerken daima radyo ya da müzik dinlemelerini sağlayın. Televizyonun, CD çalarların, bilgisayarların sürekli açık olduğundan emin olun. Tüm mağaza ve lokantaların İncil ile alakalı, yerel-kültürel müzik çalmadığına emin olun. Bu onların aklını iyice karıştıracak ve İsa ile olan bağları kopacak.

6- Kahve sehpalarını dergi ve gazetelerle doldurun. Beyinleri 24 saat haberler ile bir güzel pataklayın. Billboardlara(reklâm panoları) koyacağız sayısız reklâm ile araba sürerken dikkatlerini bozun. Mail kutularını sayısız boş haber, piyango-yarışma haberleri, çekiliş, ödül, bedava hediye ve fırsatlar gibi ümit verici şeylerle doldurun.

7- Güzel ve fit modelleri televizyonda ve magazinlerde gösterip durun. Böylece erkekler dışarıdaki güzellikleri kafasına takacak ve onun önemli bir şey olduğunu sanacak, eşinden soğuyacaktır.

8- Kadınları geceleri erkeklerine aşklarını sunamayacak kadar yorgun hale getirin. Sadece yorgunluk değil, bol bol baş ağrısı verin. Onlar erkeklerine ihtiyaçları olan ilgiyi göstermeyince, erkeklerde onu dışarıda arayacak, aileler kolayca parçalanacaktır!

9- Onlara Noel Babayı verin ki, çocuklarına yanlış öğretip, Noel'in gerçek anlam ve önemini unutsunlar.

10- Ona Doğulu bir tavşan verin ki, ellerinde yeniden dirilişi ve günah ile ölümün üzerinde olan günahtan bahsedecek bir şey olmasın.

11- Güzel vakit geçirirlerken bile, daima aşırıya kaçmalarını sağlayın... Eğlenceleri bittiğinde yorgunluktan bitmiş hale gelsinler. Onların Doğa'ya karışmalarını, tabiatı tanımalarını ve Tanrı'nın yarattıklarına ait yansımalarını görmelerini engelleyin. Onlara sadece eğlence parklarına, spor müsabakalarına, konserlere ve sinemalara gitmeyi öğretin.

12- Onları meşgul, meşgul, meşgul edin! Bu sayede ne zaman ruhsal arkadaşlık derecesinde bir araya gelirlerse, sorunlu bilinçleri kendini ortaya çıkarsın. Bir şey paylaşamasınlar.

13- Bunlara rağmen televizyon, ihtiras ve dünya mücadelelerine kapılmayan biri olursa, ona etrafında İsa'nın öğretileri ile uğraşamayacak kadar güzel-önemli amaçların olduğuna inandırın. İnandırın ki ailelerini, sağlıklarını kaybedip, tüm güçlerini harcayarak bu amaçların peşinden gitsinler.



Listenin sonuna not atmış Şeytan: "Bu işe yarayacak! Bu işe yarayacak!"

İblisler planı görür görmez sevinç çığlıkları atmaya başlamışlar, vakit kaybetmeden planı uygulamaya başlamak için sabırsızlanıyorlarmış. Kısa zamanda insanlara aileleri ve Tanrı ile uğraşacak vakitleri olmadıkları, başkalarına da doğru olan şeyleri anlatacak zamanlarının kalmadığını inandırmaya başlamışlar.

Sonra ne olmuş?

Amerika'nın silah, petrol, enerji, inşaat, telekomünikasyon, lojistik, güvenlik vb. daha birçok alandaki sayısız şirketi dünyanın dört bir yanına yayılmışlar. Halk ise bin bir zırvanın üzerinden kavga edip durmuş, Irak'ta insanlık katledilirken bol bol dergi okumuş ve televizyon izlemişler...

***

Dahası?

İnterneti porno mabedine çevir ki yetişkin-çocuk demeden erkekler şehvet, sapıklık düşkünü hayvanlara dönsünler.

Pornoyu yasalardan bağımsız küresel bir sapıklık ağına çevir ki, insani erdemlerin en temelinde yatan ahlak denen şey kalmasın.

Televizyonu aptallarla ve yalanla doldurun ki, onu izleyenler zamanla duyduğunu tekrarlayan şapşal papağanlara dönüşsünler.

Dergileri arttırın ki, bakıp geçmek okumanın yerini alsın, insanlar okumayı bir çeşit külfet zanneden magazin manyağı olsunlar.

Falcılık, soytarılık gibi eski çağlarda kalan meslekleri devam ettirin ki, garibanlar tüm vakit ve az çok kazançlarını aptallığa harcasınlar.

Ekranları elleri silahlı adamlar, gözü yaşlı hanım kızlar ile doldurun ki; konu aşk da olsa, aile-arkadaş sorunları da olsa bir tek kavga eden, birbirini vurup kesen canilere dönüşsün insanlar.

Bilimi-felsefeyi-politikayı baştan aşağı yalan ile doldurulan kavramlara çevirin ki, cahillikleri ile onları ağzına alanlar sonu gelmez kavgaların piyonları haline gelsinler.

Kardeşliği, onuru, gururu, barışı, aşkı, en önemlisi de sevgiyi iki gram aklı olan insanların malzemesi haline getirin ki, hepsi birer çocuk masalına dönsünler.

Ve her birimiz, çoktan küreselliğin efendisi olmuş, zevk ve eğlence uğruna çocukları parçalayan bir zorbalığın izleyicileri haline gelelim.

Atı alan Üsküdar'ı geçmişken, az zamanda çok iş yapmak gerekirken, bizler en ön safta birbiri üzerine yollanan piyonlar olarak kavga etmeye devam edelim, edelim ve edelim... [/font=Times New Roman]


***

Ne diyeyim, Bravo Şeytan.

Bravo...

http://www.internetajans.com/default.asp?t=wa&wid=27&aid=2182


Tiversonus

#313
Söylenir şu kelime: Kitap-LARA inanmak, yani "kitap" denilmez. İşte buradan bir kitaptan: "Tekvin 6:2: "Allah oğulları adam kızlarının güzel olduklarını gördüler ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar."

Buradan aklıma şu soru geldi:

Soru: Dünyadışılar Dünya'ya gelip "klonlama" mı yaptılar? Yok sa normal iş mi?

Tiversonus

#314
C: İnsanların, hermetik özdeyişin bazı bakımlardan her iki yönde geçerli olabileceğini hatırlaması gerekiyor. Kaderlerinde gelecekteki kendileriyle "buluşmak" olanlar, bu çabalardan dolayı şimdi bunu daha büyük bir kolaylıkla yapabilir. Bir keresinde "gelecekteki sizin" kozmik programları "yeniden yazabileceğini" söylemiştik... bu diğerleri için de geçerli. Şu anda programlama dilini öğreniyorlar.


Soru: Kaderlerinde gelecekteki kendileri ile "buluşmak" olmayanlar da mı var? Ve Kader "yeniden yazılabilir" mi?