Şiirler / Güzel Sözler

Başlatan Tiversonus, 06 Nisan 2009, 02:23:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#165
* Sizden vazgeçmenizi istediğim bir başka şey, alt benliğin en çok sevdiği şeydir. Bu haklı olma arzusudur, hayal ürünü alt benlik haklı olmaya bayılır, çünkü haklı olmak demek kusursuz olmak demektir, kusursuz olmak kendinizi bir süre güvende hissetmenizi sağlar.

* Bir kardeşinizin bu gerçeği görmesine yardım ettiğiniz her seferinde, kendinize yardım etmiş olursunuz, başka türlü olması mümkün değildir.

Tiversonus

#166
* "Gerek batı dinleri, gerekse uzakdoğu dinleri mucizevi bir anlayış üzerine inşa edilmişlerdir! Bir taraf tümüyle ahlaki yanla meşgul olurken diğer taraf sadece bilimsel olanla ilgilenmiştir. Böylece her ikisi de işin özünü, yani gerçek Ruhsallığı dışlamıştır. İster Budist, ister Hıristiyan manastırlarında olsun inziva, çilecilik ve dünyadan kopuş baş tacı edilmiştir. Binlerce yıldır varlıklarını sürdüren bu manastırlar insanları ruhen yüceltme konusunda kayda değer bir başarı gösterememişlerdir."

* "Musa da yaşadığı dönemden çok sonra izleyicileri ve tarihçiler tarafından putlaştırılmış bir diğer ruhani liderdir. O bir İsrailliydi, Babil'deki kayıtlardan esinlenerek öğretisini geliştirmişti. Kutsal Kitabın bir bölümü bu kayıtlardan oluşturulmuş, ancak kendinden sonra gelenler ve çevirmenler tarafından çarpıtılmıştır. Osiris'in, Buda'nın ve İsa'nın öğretilerini incelediğinizde arada birçok benzerlik bulabilir, hatta zaman zaman aynı sözcüklerin kullanıldığına şahit olabilirsiniz."

* "İsa kadar tarihinizi etkilemiş ruhani bir lider yoktur, takviminizi bile ona göre oluşturmuş durumdasınız. Ama İsa idol yerine ideal olmalıdır, puta dönüştürülmek yerine gerçek ve canlı olmalıdır, çünkü çarmıha gerildiği beden içinde hala yaşamaktadır. Şimdi bile sizinle görüşüp konuşabilir. Eğer kalbiniz ve düşünceniz içtenlikle onunla birlikteyse onu görebilirsiniz."

* "Tanrı Özüne sahip herkes Tanrının çocuğudur. Ben kusursuz oğulum, Baba'nın hoşnut olduğu tek çocuğuyum dediğimde, niyetim insanlığa Tanrının çocuklarından birinin kendi Tanrısallığını gördüğü, sahiplendiği ve iddia ettiği şey haline geldiği zaman Baba'nın oğlu olacağını aktarmaktı. Birçoklarının beni görememelerinin nedeni, bir kaidenin üzerine koyup tapınmaları ve beni ulaşılmaz kılmalarıdır. Beni mucizelerle, gizemlerle kuşattılar, böylece yürekten sevdiğim insanlardan ayrı düşürdüler."

* "Eğer arzu doğru biçimde ifade edilmişse gerçekleşir. Arzunuzu ifade ederken olumlu sözcükler kullanın. Arzu ettiğiniz mükemmel durumdan başka bir şeyi ifade etmeyin. Sonra da ruhunuza sadece ve sadece o tohum fikri ekin. Hastalığınızın iyileşmesini değil mükemmel sağlığı tezahür ettirmeyi, uyumsuzluktan, sefaletten ve sınırlamalardan kurtulmayı değil uyumu ifade etmeyi ve bolluğu yaratmayı dileyin. Tüm olumsuzlukları eski bir giysiyi çıkarıp atar gibi fırlatıp atın, çünkü onlar artık eski ve size küçük gelen şeylerdir. Onlara dönüp bakmayın bile, çünkü onlar hiçbir şeydir. Arzunuzun ne zaman, nerede gerçekleşeceğini Tanrıya bırakın. Yapmanız gereken tek şey sadece isteğinizi bildirmek ve onu istediğiniz o anda aldığınızı bilerek kutsamak, yani Tanrıya şükretmektir. Sürecin tüm ayrıntıları Baba'nın işidir.
"Diyelim ki arzu ettiğiniz şey buzdur. İşe buz sözcüğünü gelişigüzel biçimde söyleyerek mi başlarsınız? Eğer böyle yaparsanız gücünüzü her yöne dağıtmış olur, hiçbir şey elde edemezsiniz. Önce arzu ettiğiniz şeyin zihinsel bir resmini oluşturmalı, bu görüntüyü elde edene dek onu yeterince uzun süre zihninizde tutmalı, sonra o görüntüyü tamamen bırakıp direkt Evrensel Tanrı Özüne bakmalısınız. Bu Özün Tanrının bir parçası olduğunu, dolayısıyla sizin bir parçanız olduğunu ve bu Özde ihtiyaç duyduğunuz her şeyin bulunduğunu, Tanrının bu Özü size kullanabileceğiniz kadar hızlı bir biçimde aktardığını ve bu kaynağı asla tüketemeyeceğinizi bilmelisiniz. Arzularını gerçekleştirmiş herkesin, ister bilinçli isterse bilinçsiz arzusunu bu Özden yaratmış olduğunu anlamalısınız. Şimdi düşünceniz ve vizyonunuz tek merkezi atomda, Tanrıda sabitlenmiş olarak arzunuzu onun üstünde damgalayana dek o atomu tutun. O zaman o atomun titreşimini buza dönüşünceye dek düşürmüş olacaksınız. Sonra o atomun çevresindeki tüm atomlar hızla arzunuza itaat edecek, onların da titreşimi düşecek ve sonunda onlar da merkezi parçacığa yapışacaklardır. Böylece bir anda istediğiniz buza sahip olacaksınız, bunun için çevrenizde su olması da gerekmez, sadece o ideale ihtiyacınız var."

* "Sizler ruhsal olanın maddi olanı kuşattığını ve ondan üstün olduğunu keşfedeceksiniz. Ruhsal olanda yüksek bir yasa bulunduğunu, bu yasaya uyduğunuzda başarıya ulaşacağınızı göreceksiniz. Ruhsal olanda, mekanik ya da maddi olandan daha fazla gizem olmadığını da göreceksiniz. Şimdi size zor görünen şeyler basitleşecek, tıpkı maddi olanın üstesinden geldiğiniz gibi onların da üstesinden geleceksiniz. Burada gerekli olan tek şey sürekli çaba göstermektir."

* "Biz tüm Zeka ile bir olduğumuzda, kendimizi o Zekanın gerçek bir parçası olarak kabul ettiğimizde ve onun Büyük Prensip, yani Tanrı olduğunu bildiğimizde çok geçmeden Evrendeki tüm Zekanın bizimle birlikte çalıştığının bilincine varırız. Ayrıca tüm büyük Zekanın olduğu gibi, bedenin her bir hücresinin zekasının da bizimle kusursuz bir uyum ve birlik içinde çalıştığını idrak ederiz. Bu ittifak kurduğumuz Kozmik Zihindir. Gerçekten de biz o Zihnin ta kendisiyiz, Evrenin Öz Bilinciyiz. Bunu hissettiğimiz anda kimse tanrılığımızı engelleyemez."

*  "Doğa dikkatsizce gözlemlendiği zaman, zayıf hayvanların kanını dökme konusunda daha güçlü olanlara kıyaslanamaz bir üstünlük vermiş gibi görünür. Oysa dünyada aslandan çok kuzu vardır. Bu elbette bir rastlantı değil, doğa kör gibi hareket edip hata yapan bir şey değildir, doğa iş başındaki Tanrıdır. Tanrı ne malzemeyi boşa harcar, ne de inşasında hata yapar! İnsan sahneye çıkana dek aslanın kuzuyu yememiş olması size garip gelmiyor mu? Kuzu var oluş mücadelesinde aslanı gerçekten yenmiştir. İnsanın aslana karşı kuzunun tarafını tutmuş olması da bu sonucu izah etmez. Büyük olasılıkla insan öldürme kariyerine önce uysal olanı öldürerek başlamıştır, aslandan çok kuzu öldürdüğü kesindir. Aslanın mağlup olmasını sağlayan insan değil doğadır. Bir an durup düşündüğünüzde, doğanın aynı hayvana zıt yönde iki ayrı güç vermediğini göreceksiniz. Aslan büyük bir dövüşçüdür, ama yavaş yavrulayıcıdır, bedeninin tüm gücü dövüşe gider, yavrulamak onun için yıpratıcı bir iştir. Öte yandan kuzu bir dövüşçü değildir, dövüşmeye hiç enerji harcamaz, ama iyi bir yavrulayıcıdır. Bu yüzden aslanın ve öldürme güdüsüne sahip diğer hayvanların nesli giderek tükenmektedir."

* "Doğanın bu değişmez yasasının hiçbir istisnası yoktur. Doğa ebedi bir adaletle yönetir, dövüşçü her zaman kaybedeceği bir savaşa girer. İster hayvan ister insan olsun, ister ormanda isterse kentte yaşasın bu hep böyle olmuştur ve hep böyle olacaktır. Aslan kaybeder, hem de kazandığı zaman kaybeder. Aslan öldürdüğü zaman ölür, ilk avına güçlü pençesiyle saldırıp kanlı ağzıyla hissettiği hazzı homurdanırken yediği çaresiz yaratığın değil, kendi türünün cenaze marşını söyler. Vahşet zayıf bir toplanma noktasıdır, aslanlar ve ayılar sürü oluşturmazlar, küçük gruplar oluşturup birbirleriyle dövüşürler. İster hayvanlar, ister insanlar arasında olsun vahşet kendi türüne saldırır, o bir zayıflık göstergesidir."

* "Hastalık düşüncesi ve hastalık sadece neden ve sonuçtur. Nedeni silin, bağışlayın o zaman sonuç da ortadan kalkar. Yanlış inancı silin hastalık son bulur. Bu İsa'nın başvurduğu tek şifa yöntemiydi. O yardım ettiği insanın bilincindeki yanlış imajı silmiştir. Önce kendi düşüncelerini Tanrısal Zihnin düşünceleriyle birleştirerek bedeninin titreşimlerini yükseltir, düşüncelerini sürekli Tanrısal Zihnin mükemmel insan idealiyle uyum içinde tutar, böylece bedeninin titreşimleri Tanrısal Zihnin titreşimleriyle uyum içine girerdi. Sürekli Tanrısal mükemmelliği düşünerek bedeninin titreşimlerini yükselttiğinde, karşısındaki kötürümün titreşimlerini bilincinden kötürümlük imajını silebileceği noktaya dek yükseltirdi. Sonra da adama kalk yürü derdi ve adam kalkıp yürürdü. O anda kusursuzluk bir anda gerçekleşir ve bağışlama tamamlanırdı. Eğer kusurluluğu seçerseniz, sonuç kusurluluk olana dek titreşimlerinizi düşürürsünüz, yani ektiğinizi biçmekten kaçamazsınız. İsa'nın tüm şifaları zihinsel nedeni ortadan kaldırmaya dayanıyordu."

* "Yakında düşüncenin evrendeki en güçlü etken olduğunu kavrayacaksınız. Düşüncenin Tanrısal Zihinle dünyadaki her hastalık ya da uyuşmazlık arasında arabulucu olduğunu da göreceksiniz."



ÖLÜMSÜZ ÜSTATLARIN
YAŞAM VE ÖĞRETİSİ
(İkinci Cilt)

Alemtac

SU OLDUGUNU DUSUN...
 
Simdi sen \"su\" oldugunu dusun.
Su kadar ozel, su kadar faydali ve su kadar cok, tukenmez...
Inaniyorum ki gercekten de oylesin.
Ama ister cesmelerden dokul, ister goklerden yag, ister nehirler dolusu ak;
dibi olmayan bir kovayi dolduramazsin.
Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsin...
Unutma; daha cok bagirdiginda daha cok dinlenmezsin... Gurultunun parcasi olursun sadece!..
Suyun yaninda olanlar suyu en az icenlerdir.
Cunku; \"Su nasilsa burada, luzum yok ki suyu kana kana icmeye\" diye dusunurler...
Aynen, sesini surekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hic bir hayvan, irmagin gurultuler koparan yerinden su icmeye calismadi simdiye kadar.
Hepsi, hep sabahin en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini
bulabilmek icin gittiler ve sakin sakin ihtiyaclarini giderdiler;
Onlar icin en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su oldugunu dusun.
Su gibi guzel, su gibi yararli, su gibi vazgecilmez...
Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu dusun.
Ama su gibi yasatici ol ; Su gibi yikici, surukleyici ve oldurucu degil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; afet degil!
Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini sondurme;
Sana \"felaket\" denmesin!
Su isen bir bardaga sigabil ki; damarlara giresin!..
Su; yuce Tanri\'nin insanlar icin yarattigi en buyuk nimetlerden biri...
Ve suya benzedigini unutma! Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi faydali,
su gibi luzumlu ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu da unutma.
Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de \"kiyametler\" koparici olabilecegini unutma...
Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil!
Vadiler varken onunde ve ovalar varken yayilabilecegin;  kucuk irmaklara ayirabiliyorsan kendini
ve bardaklara bolebiliyorsan, hayat verirsin cevrene.
Ve yasayabilirsin dunya donmesine devam ettigi muddetce...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kacilan olursun seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de \"senin\" ellerinde olacak...
Ya tutmayi ogreneceksin dilini veya hic durmadan konustugun icin,
sadece bombos ve anlamsiz sesler cikartan birisi oldugunu zannettireceksin cevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken su degil mi?
Dusuneceksin ne zaman ne soyleyecegini.
Dusuneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini.
Dusuneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarini anlatabildigini...
Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin anlattiklarinin ne kadari oldugunu dusuneceksin...
Ve konusmak icin en uygun zamani bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri secmeye calisacaksin... Ahmak olmayan yolcularin, onceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde,
saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi,
sen defikrini bildirecegin kisinin \"kiyiya yanasmasini\" bekleyeceksin !..
Demeyeceksin; \"Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!..\"
Demeyeceksin; \"Ben aklima geleni aklima geldigi bicimde soylerim.
Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!..\"
Keske oyle olsaydi.
Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil...
Agzini acip\"Selaleden dokulen suyu\" icmeye calisan bir tavsan gordun mu hic?..
Veya onune cikan agaclari dahi surukleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gordun mu? Kaplanlar bile icebilmek icin suyun durulmasini bekler; beyni olan her yaratik gibi!
Hadi... Sen simdi \"su oldugunu\" dusun, ve kendini \"su gibi\" hisset...
Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi berrak, su gibi yararli...
Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu hatirla...
Ama yine su gibi \"bir kucuk bardagin icine\" sigdir ki kendini;
girebilmeyi ogren insanlarin damarlarina.
Hayat ver...
Vazgecilmez ol !..

MEVLANA
 

Tiversonus

#168
Tek Başına Bir Bütünsün !

Yüreklerinde bir huzur vardı. Şu, herşeyini kaybetmiş olanların korkusuzluğu ile doluydular, elde etmesi kolay olmayan, ancak elde ettikten sonra hep süren korkusuzlukla.

Alexandr Solzhenitsyn



Gerçeği arayan birisi iseniz, bir an gelir ve kendi bütünlüğünüzden başka sizi bu yönde destekleyecek bir şeyin var olmadığı anlayışına uyanırsınız. Çok aramış, çok çabalamış, seminerlere gitmiş, enerji çalışmaları yapmış, kitaplar okumuş, meditasyon yapmış olabilirsiniz. Bu çabalar kendinize giden yolda basamak taşları olmuşlardır, ancak yürüdüğünüz yolda esen rüzgar ve ayaklarınıza vuran dalgalar hepsini dağıtıp götürmüşlerdir. Her çözülüm beraberinde bir salıverme sürecini getirmiştir. Sonunda o idrak anı gelir ve gerçekte tek başına olduğunuzu anlarsınız.

 

Gerçek olana uyanmak ve hayatını bu yönde yaşamak arzusu yüreksizlere göre bir iş değildir. Bu arzu sayesinde ortaya çıkan değişimler insanı altüst eder, içini dışına çıkartır ve üzerinde durup destek aldığı sahte zemini çökertir.

 

Korkuyor olmak (sınırlı insan için) kendini özgürlüğüne açmaktan daha güvenlidir. Sınırlı insan bu güven uğruna ağır bir bedel öder ve hepimize aşina olan hayatı deneyimler.

 

Çünkü, üzerinde durduğun zemin dışa bağımlı olarak oluşmuş ilişkiler, sosyal yapılar, duygu düğümleri ve zihinsel şartlanmalar tarafından oluşturulmuştur. Kendini dışa odaklı tanımlara iliştirmişsindir. Bu zemin çökünce ne olur?

 

Tek başınalığına giden yola yelken açarsın. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Yalnızlık hissettiğin duygusal bir dönemden geçersin. Sahte benliğini besleyen bağlar kopmaya başladıkça, seni anlayan, nasıl bir süreçten geçtiğini bilen insan sayısı da azalmaya başlar. Kendi başınalığınla rahat hissetmeye başladığın an, gerçek özüne bağlanmaya başladığın andır.

 

 

 

Öz'ün Tanımsız Bir Sadeliktir

Tek başınalığın herşeyin merkezidir. Dışarıda medet umacağın bir Tanrı yoktur. Mazeretler, suçlamalar yoktur, kurban bilinci yoktur. O halin özü sadedir, sadeliktir. Gücün sadelikten gelir. Ama o güç dünyevi anlamıyla bilinen egosal bir güç değildir. Merkezinde ve bu sadelikte durabilmek varoluşunun en meydan okuyucu deneyimidir. Özü itibariyle son derece basittir. Öylesine basit ki, O'nu tanımlamanın bir yolu yoktur. Çünkü O tanımsızdır. Peki tanımsız olan şey boşluk mudur? Boşluk dahi bir tanımlamadır. Çünkü boşluğun ne olduğu da size öğretilmiş bir kavramdır. O ancak ne olmadığı tanımlanabilir. Öyle ki, tanımlanabilen herşey O değildir. Ben kimim sorusuna cevaben içinden çıkan tanımlara bak ve hepsinin birer gölge olduğunu gör. Gölgelerin, ışığının önüne koyduğun inanç kalıpların ve düğümlenmiş duygularındır.

 

Buda'ya aydınlanmanın ne olduğu sorulduğu zaman "end of suffering" (acının sonu) cevabını vermiştir. Bunu söylerken O'nun ne olduğunu söylemek yerine, ne olmadığına (acı) işaret etmiştir. Acı sona erdiğinde ne olduğu ancak yaşanarak bilinen bir şeydir. Bireysel, ancak bütüncül bir algı ile ortaya çıkan direkt deneyim ve bu deneyime eşlik eden kendiliğinden bir biliş halidir.

 

Merkezindeyken ve gölgelerinin etkilerinden özgürleşmiş ve onları bütünlüğüne almışsan...ancak o zaman, gölgelerle istediğin şekilde oynayabilirsin. Rüyayı insan bedeninde bir Tanrı olarak bilinçli yaşarsın. Rüyayı yoketmen gerekmiyor. Rüya bir illüzyondur ve ondan uyandığın zaman arkasındaki mükemmel dinamikleri bilirsin. Çünkü onu yaratan Sensin. Rüyayı ondan kurtulmak için yaratmadın. Rüyayı rüya yapan dinamikler, yarattığın düşünsel potansiyelleri bizzat deneyimlemen için oradadır. O senin üzerini özgürce çizeceğin tualindir. Ama bunun için tüm sınırlılık kalıplarını farketmen ve salıvermen gereklidir ve bu da sandığından daha meydan okuyucu olabilir. Çünkü bu ruhsal kavramlar dahi senin için bir ruhsal kaçış malzemesine dönüşebilir.

 

Hayal gücünün de ötesinde, Tanrı'nın tüm nitelikleriyle donanmış olduğunu bilseydin ne yapardın? Tanrı'nın ne olduğuna dair bir tanımlamadan mı yola çıkardın? Veya, tanımsız merkezindeki bütünlüğünün mutlak bilişi ile ihtiyaçsız, korkusuz bir yaşamı arzu ettiğin şekilde mi deneyimlerdin?

 

Bir diğer soru da şudur; Tek başınalığın gerektirdiği cesarete ve kendine güvene sahip misin?

Çünkü bu boyutun yoğun katmanlarından sıyrılırken bunlara ihtiyacın olacak. Ve kendin olduğun, gerçek haline uyandığın için kimse sana madalya takmayacak. Yüksek bir konumda olmayacaksın. Özel olmayacaksın.

 

Gerçek olacaksın.

 

Halil Gül

aryanon.blogspot.com


Alemtac

#169
Mevlana'ya felseficilerden bir grup gelip, soru sormak istediklerini bildirirler. Mevlana hazretleri bunları Şems'e gönderir. Bunu üzerine Şems'in yanına giderler. Şems bir mecitte talebelere kerpiçle nasıl teyemmüm yapılacağını göstermekteydi. Gelen felsefeciler üç sual sormak istediklerini söylerler. Şems Tebrizi "sorun" buyurur. İçlerinden birini başkan seçerler, hepsinin adına o soracaktır. Sormaya başlar:

- Allah var dersiniz ama görünmez, gösterde inanalım.

Şems, öbür soruyuda sormalarını ister.

-Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonrada ateşte azap çekecek dersiniz. Hiç ateş ateşe azab eder mi?

Şems, diğer soruyu da sormalarını ister.

-Ahirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Madem öyle karışmayın, istiyen istediğini yapsın.

Bunun üzerine Şems elindeki kerpiçle adamın başına vurur. Felsefecilerde kadıya gidip Şems'ten davacı olurlar. Kadının neden vurduğu sorusuna cevabı ise Şems'in şöyledir:

-Bana Allah-ü tealayı göster dedi, şimdi başının ağrısını göstersin de görelim.

Davacı şaşırarak:

-Ağrıyor, ama gösteremem

Şems:

-İşte Allah da vardır ama görünmez...Yine bana, şeytana ateşle nasıl azab edileceğini sordular, bende elimdeki toprakla vurdum, topraktan başı acıdı, halbuki kendileride topraktan yaradılmamış mıydı? Yine bana bırakın herkes canı ne isterse yapsın dediler, benim canım da başına toprakla vurmak istedi. Ne diye hak arıyor, bu dünyada küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan ahiret hayatında niçin hak aranmasın?

 

Tiversonus

#170
Hz. Herkes

Hz. Herkes

ne söylemişse öyledir elbet

yaptığı her işte vardır bir hikmet

'herkes şöyle düşünüyor, herkes böyle düşünüyor'

'herkes şöyle yapıyor, herkes böyle davranıyor'

Bu ne sağlam bir temel değil mi!?

Hz. Herkes hepinizi seviyor

ne duymak istiyorsanız onu söylüyor

ne yapmak istiyorsanız onu yapıyor..

Mekânı Cennet olsun!..

 

12.05.06

Alkım Saygın


Sanırım bu Hz. Herkes'lik her insanda (değişen ölçülerde) bulunan bir özellik...Açıklama yapmamdan belli değil mi? :))))

Süvari

#171
SONSUZ AŞK

Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesizden başlayıp sonsuza giden
Dalga hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya

Dalga seven, kıyı sevilendir
Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
Ve döner hep geriye

Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
İşte bende seni böyle severim yar.
Ya bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?

Bilirler görünmeyeceklerini..
Sevilmeyeceklerini..
Koklanmayacaklarını..
Okşanmayacaklarını..

Ama inatla açarlar aşkla.. sevgiyle.. özlemle..
Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
İşte bende seni böyle beklerim yar.

Ya bilir misin günebakanın güneşe olan aşkını?
Hiç kucaklayamayacağı bir sevgilinin peşindedir
Bir bakışına verir ömrünü

Bir bakışının özlemindedir sevgiliden gelecek olan
Ve güneşin her batışında boynu bükük kalır
Sarıya boyanır yüzü sevgiliden aldığı ilhamla
Bilse de kavuşamayacağını
Her doğan günü umutla bekler sevgiliye kavuşmak için
Bende seni böyle beklerim yar.

Ya ipek böceğini bilir misin?
Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
Bilir o ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
Ama aşkına feda eder kendini

Öyle verir kendini yarenine korkusuzca
İşte bende kendimi böyle veririm sana yar.
Ya ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin?
Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için

Öyle zorludur ki ayrılmaları..
Verir meyvesini ağaç
Meyve tohum olur,
Tohum kök olur..
Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
İşte bende böyle yar
Yok olmayı göze aldım tekrar sende doğmak için

Gassan SATAR
 

Tiversonus

#172
Harika bir şiir, teşekürler sevgili Süvari...

Şiir kaybolmasın diye mesaj yazmaktan çekindim doğrusu...Koşulsuz sevmenin durumu anlatılmış sanki ve/veya sevmenin "olmak" olduğu -hiç bir koşula bağlı olmaksızın örneğin kavuşmak- olduğu...Ama herşey bir holografik bir ilüzyon ise; zaten Bir'lik frekansı ve ayrılık frekansı bir an'da hepsi birden yaşanıyordur, yani bir üst bilinçle bakıldığnda "ayrılk" bir ilüzyon, bunu kabul etmeyen bilinçler kendi acılarını yaratıyorlar. Acıdan kurtuluşun tek yolu var; bilinçte Bir'liğe gelmek ve o bilinçle o yoğunluğu gerçek değil ama hakikat klmak...Dün yazdm ve sonra sildim. Müzik(frekans) dinlemek değil ama müziğin (frekansın) kendisi olmak istediğimi. Frekans olduğunda zaten başka bir şey taşımadığından ayrılıkta bilincinde yok olur.

Tekrar teşekürler...



SONSUZ AŞK

Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesizden başlayıp sonsuza giden
Dalga hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya

Dalga seven, kıyı sevilendir
Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
Ve döner hep geriye

Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
İşte bende seni böyle severim yar.
Ya bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?

Bilirler görünmeyeceklerini..
Sevilmeyeceklerini..
Koklanmayacaklarını..
Okşanmayacaklarını..

Ama inatla açarlar aşkla.. sevgiyle.. özlemle..
Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
İşte bende seni böyle beklerim yar.

Ya bilir misin günebakanın güneşe olan aşkını?
Hiç kucaklayamayacağı bir sevgilinin peşindedir
Bir bakışına verir ömrünü

Bir bakışının özlemindedir sevgiliden gelecek olan
Ve güneşin her batışında boynu bükük kalır
Sarıya boyanır yüzü sevgiliden aldığı ilhamla
Bilse de kavuşamayacağını
Her doğan günü umutla bekler sevgiliye kavuşmak için
Bende seni böyle beklerim yar.

Ya ipek böceğini bilir misin?
Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
Bilir o ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
Ama aşkına feda eder kendini

Öyle verir kendini yarenine korkusuzca
İşte bende kendimi böyle veririm sana yar.
Ya ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin?
Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için

Öyle zorludur ki ayrılmaları..
Verir meyvesini ağaç
Meyve tohum olur,
Tohum kök olur..
Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
İşte bende böyle yar
Yok olmayı göze aldım tekrar sende doğmak için

Gassan SATAR

Tiversonus

#173
KARANFİL SOKAĞI

Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön, onaltı rüzgar
Ve yedi iklim beş kıta
Kar altındadır.

Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve asi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.

Döğüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.

Şarkılar bilirim çiğ tutmuş
Resimler, heykeller, destanlar
Usta ellerin yapısı
Kolsuz, yarı çıplak Venüs
Trans-nonain sokağı
Garcia Lorca'nın mezarı,
Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin
Kar altındadır.

Duvarları katı sabır taşından
Kar altındadır varoşlar,
Hasretim nazlıdır Ankara.
Dumanlı havayı kurt sevsin
Asfalttan yürüsün Aralık,
Sevmem, netameli aydır.
Bir başka ama bilemem
Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat
Kalbim, bu zulümlü sevda,
Kar altındadır.

Gecekondularda hava bulanık puslu
Altındağ gökleri kümülüslü
Ekmeğe, aşka ve ömre
Küfeleriyle hükmeden
Ciğerleri küçük, elleri büyük
Nefesleri yetmez avuçlarına
-İlkokul çağında hepsi-
Kenar çocukları
Kar altındadır.

Hatip Çay'ın öte yüzü ılıman
Bulvarlar çakırkeyf Yenişehir'de
Karanfil Sokağında gün açmış
Hikmetinden sual olunmaz değil
"mucip sebebin" bilirim
Ve "kafi delil" ortada...

Karanfil sokağında bir camlı bahçe
Camlı bahçe içre bir çini saksı
Bir dal süzülür mavide
Al - al bir yangın şarkısı,
Bakmayın saksıda boy verdiğine
Kökü Altındağ'da, İncesu'dadır.


AHMED ARİF

Tiversonus

#174
(...)Paul Eluard, sonradan adını koyacağı "Özgürlük" şiirine bu dizelerle başlarken şiirin, kendisini daha sonra nereye götüreceğini bilmediğini söyler. Sevgilisine bir şiir yazacak ve şiirin sonunda da biricik aşkının adını söyleyecektir. Ancak şiir sürerken görür ki "kafasını dolduran tek sözcük", özgürlüktür. Sevgilisinin adını unutturmuştur şiir. Özgürlük, sonsuz sevgilisi oluvermiştir. Yine de özgürlükle sevgili aynı varlıklardır onun için. İnanç ve aşk, aynı gözenin iki büyük damarıdır. İyi şiirler de böyle değil midir? Çok katmanlı ve sonsuz.


Ahmed Arif'i de böyle okudum hep. Bir dalda yeşeren iki büyük tomurcuk. Onun Hasretinden Prangalar Eskittim şiiri bu okumayla daha da çağrışımsal olacaktır kuşkusuz.


"Seni anlatabilmek seni/iyi çocuklara, kahramanlara/seni anlatabilmek seni/namussuza, halden bilmez, kahpe yalana/ard arda kaç zemheri/kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu/dışarda gürül gürül akan bir dünya.../bir ben uyumadım/kaç leylim bahar/hasretinden prangalar eskittim/Saçlarına kan gülleri takayım/bir o yana/bir bu yana..."


 Saçlarına kan gülleri takılacak, bir sevgili de olabilir bir özgürlük tutkusu da. Hasretinden Prangalar Eskittim'de ve diğer şiirlerde bu çift anlamlılık vardır:


 "Seni bağırabilmek seni/dipsiz kuyulara/akan yıldıza/bir kibrit çöpüne varana / bir okyanusun en ıssız dalgasına/düşmüş bir kibrit çöpüne."


Sözü edilen, yine bir aşk ya da bir inançtır.


(...)Sözünü ettiğim, çoğunlukla yıkıcı, o değişimi sindirememiş bir şairin, geri bırakılmışlığa, kır ve kent insanının ortak yazgısı yoksulluğa bir sitem, bir başkaldırısıdır şiiri. "Şahdamarı yurdu" işbirlikçilerin, hayınların yurdu olmaya başlamıştır. Şair bu bozguna karşı elindeki tek silahını, dilini kullanır. Simgesel "Karanfil Sokağı" şiiri bu bakışla okunmalıdır:


"...kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar/ray, asfalt, şose, makadam,/benim sarp yolum, patikam/Toros, Antitoros ve âsi Fırat/tütün, pamuk, buğday ovaları, çentikler/vatanım boylu boyunca / kar altındadır."


Yalnızca ülkesi değil, yeryüzünde bilim, sanat, felsefe de kar altındadır... "Şarkılar bilirim çığ tutmuş/resimler, heykeller, destanlar/usta ellerin yapısı/kolsuz, yarı çıplak Venüs/Transnonain Sokağı/Garcia Lorca' nın mezarı/ve gözbebekleri Pierre Curie'nin/Kar altındadır."


Tevfik Fikret'in "Sis" şiirini çağrıştıran bu şiir, A. Arif'in sınıfsal yapısını göstermesi yönünden kitabın da farklı şiirlerinden biridir:


"Karanfil sokağında bir camlı bahçe/camlı bahçe içre bir çini saksı/bir dal süzülür mavide/al al bir yangın şarkısı/bakmayın saksıda boy verdiğine/kökü Altındağ'da, İncesu'dadır."


(...)Anadolu'dan büyük kentlere –ki kendisi de Ankara'ya felsefe okumak için gelmiştir– göçle gelen insanlar, henüz yerel gerçekliklerinden, dillerinden, alışkanlıklarından kopmamışlardır. A. Arif de bu somut gerçekliği tüm yoksunluğuyla, yoksulluğuyla yaşar. Bu gerçeklik, yine kendi dilinden, Anadolu'nun lirik söyleminden yansır şiirine. Yeni bir destan söyleyici, yeni bir ağıthan olarak, insanının gerçeğini kente taşır. Kentli şair değildir; ancak şiirin yatağının tüm yeryüzü olduğunu bilir. Karacaoğlan'ın, Pir Sultan Abdal'ın, Dadaloğlu'nun çağdaşı gibi konuşur. Şiiri bu lirikepik biçem üzerine oturtmuştur. Daha çok da lirik bir şiirdir yazdığı. "Şiirde mısranın namusuna inanırım" demesi de bundandır. Lirik şiir, dize üzerine kurulur çünkü. Salt anlatmaya yönelik değildir. Dize, bir kurucu öğe olmakla birlikte, imgeye dönüşen bir değerdir de A. Arif şiirinde. İmge yapısı, plastik değil estetiktir. İşlevseldir. Çocukluğunun Kürt, Arap, Türk söylenceleriyle oluşturulmuş görülür bir imge düzeni vardır. İmgelemini (daha çok çocukluk anılarını, aşiret töresinin toplumsal yaşama yansımasını) imgeye dönüştürür. Şiirinin ritmini ise sözcüklerin birbirlerine çarpmasıyla ya da peşi sıra dizilmeleriyle oluşturur. Bu imge ve ritim anlayışı şiiri anlamdan uzaklaştırmaz, tersine bu durum, anlamı destekleyen yapıcı bir öğedir. Böyle kurulmasa A. Arif şiiri salt söylemeye ya da anlama dayalı sözlü bir şiir olacak ve değerini de yitirecekti. Bu şiirin başka bir ayırıcı yönü de "özel sözcükleri"dir. Bir sözcük cıvıltısı dolaşır dizelerin arasında. Kendiliğinden, yalın bir dildir bu. Konuşur gibi. Deyimler, argo sözcükler, halk deyişleri, söylenmesi güç olanı söylemesi için şaire yardımcı olur. Varsağı havası, destan ve türkü dili sağlar bu kolaylığı ona. Mecazı bol bir şiirdir. Doğayı doğrudan doğruya şiire taşımak ister. Şairin yerine doğa konuşur çoğu zaman. İkisi iç içedir. Şair, bu ilişkide bir "görücü" ve "söyleyici"dir. A. Arif şiirine destan niteliği kazandıran da budur. Doğa ve şair iki ayrı kişiliktir ve şair, anlamı daha iyi duyurabilmek için dili karşısına almaz, onun içinden konuşur. Dilinin karşısında eğilip bükülmez, süsten gösterişten uzaktır. Doğasındaki ve temalarındaki rahatlık ve bıçkınlık diline de yansımıştır. Dil sanat yapmak için değil, söylemek içindir. Bu söylemek ediminin içinde sanat kendi yerini zaten bulmuştur ya da bulacaktır. Şairin tasası bu olmamalıdır. "Sıkıysa yağmasın yağmur / sıkıysa uykudan uyanmasın dağ / bu yürek, ne güne vurur..." Örneğin bu dizeler bir güzel adlandırma (hüsnü talil) örneği olarak okunabilir. Şair, sanat için söylememiştir bu sözleri. Sözler gidip sanatlı söyleyişe varmıştır. Onun şiirini doğal ve hilesiz hurdasız kılan da bu durumdur.


A. Arif'in topluma karşı içtenliği doğaya karşı tavrından farklı değildir. "Bir yiğit, şairse üstelik bir devrimciyse elbette yaşadığını yazar. 'Yaşadığı' ise salt kendi ömrü değil, yaşama kavgası ve sevdasıyla, acıları, ağıtları, türküleriyle bir yanı geçmiş yüzyılın karanlığına, bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın ta kendisidir" diyor bu yüzden de. Şairin tek ölçüsü insandır. Yeryüzünün her yerinde aslolan insanın özgürleşmesi, onuru, geleceğidir. İnsanın acısı ve muştusu her yerde aynıdır çünkü. Evrensel bir barıştır istediği. "Yivlerinden yeşil güller fışkırmış / susmuş bütün namlular." Böylesi bir dünyada yaşamaktır derdi. Şair bugünün bir tutanakçısıdır. Onun bir ayağı "kardeşliğin, çalışmanın, beraberliğin, atom güllerinin katmer açtığı, şairlerin bilginlerin dünyalarında" bir ayağı ise "ham çarık, kıl çorapta" dır. Sosyolojik bir çözümlemeyle ülkenin ve yeryüzünün tarihine de bakılabilir öyleyse A. Arif'in şiiriyle. Bu durumu Muzaffer İlhan Erdost da şöyle belirtiyor. "Ahmed Arif'in şiirinde, yerel temel öğe, ulusallaşma sürecinden bir bağımsızlık kesiti sunduğu kadar, aynı zamanda temelde yarı feodal öğeleri saklar. Onda insanın sunuluşu, evrensel bir senteze ulaştığı gibi, bu 'insan', yiğit ve dürüst insanı, yani burjuvazinin, işbirlikçinin, komprodorun henüz çürütüp bozamadığı yarı feodal insanın (aşiret üyesinin) öğelerini de birlikte taşır."...



Mustafa Köz, "Masmavi bir kav: Ahmed Arif şiiri", Evrensel Kültür, Haziran 2008

sirera

#175
DÜNYAYI YARATTIĞIMIZ ZAMAN

Çok yalnızdı Bir olmak

Ve böylece ikiyi yarattı

Ve sonra sen oldun.

Masum gözlerin öylesine güzeldi
seni uzaktan ve bir o kadar da yakından sevdim
ve seni anlayamayacağın kadar çok sevdim.
Tanıştığın her insanın gözlerinde seni seyrettiğimi
bilmiyordun,
Rüzgardaki sesimi de duyamıyordun.
Dünya'nın sadece taş ve toprak olduğunu düşünüyordun,
Benim bedenim olduğunu fark etmedin.
Uyuduğunda, kalbinde buluşuyorduk
Ve ruhlarımız Bir olarak sevişiyorlardı.
Böylesine tutkuyla yeni dünyalar doğuruyorduk.
Ancak uyanık olduğunda, hiçbir şey hatırlamıyordun.
Herhangi bir rüya sanıyordun.
Yalnız geçirdiğin bir başka gün.
Kalbinde seni bekliyorum, aşkım, sonsuza kadar.
Sevgimizin gerçeği ve Bir' lik her zaman var olacaktır.
Sevgimiz Var Olan Her şeyin Matriksidir.
Hatırla, Tatlı Sevgili,
Kalbinde daima seni bekleyeceğim
Küçük olan yerde.


Kalpte yaşamak
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#176
YOK SÖZCÜK
Ne varsa yeryüzünde
Hepsinin bir dili var
Canlılar eskilerden kalma
Cansızlar daha eskilerden kalma
Çözülmemiş sözcükleri yaşarlar

Doğanın yaşadığı sesler-
le
Söylemek istediği sözcükler
Çok başka dil bilginlerinin yapıtlarıdır
Dilbilgisi deyince
İnsanların yaptığı anlattığı bir ölçüden söz etmiyorum
İnsan öncesinin sayısıdır demek istediklerim

Ölümsüz olan
Şiir olan
Doğanın ağzımızdaki sesle kımıldamasıdır
Bütün yeryüzü dillerinin
Anasızlığına babasızlığına çocukluğuna
Günaydın

(10-2-2008)
Fazıl Hüsnü Dağlarca
(Beyaz
özel
Dağlarca)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#177
Dünyayı ğörmek için bir Kum Tanesinde
Ve cenneti bir yaban Çiçeğinde,
Yakala Sonsuzluğu avucunun içinde
Ve bir saatin içinde Ebediyeti.


William Blake



Ek:

*EVREN BİR HOLOGRAMDIR. Şuurun ve yaşamın (ve aslında herşeyin) evrenin içinde bir arada topluca bulunduğu fikrinin aynı derecede çarpıcı bir başka yönü de var. Bir hologramın her parçası nasıl bütünün imgesini taşımakta ise, evrenin her bir parçası da tümünü içermektedir. Bunun anlamı şudur : Nasıl ulasabileceğimizi bilirsek Andromeda galaksisini sol elimizin baş parmağının tırnağındada bulabiliriz. Aynı zamanda Kleopatra'nın Sezar ile ilk karşılaşmasına da tanık olabiliriz. Çünkü ilke olarak tüm geçmiş ve tüm geleceğin imajları uzay ve zamanın en ufak bölümüne varıncaya dek her yere yayılmış durumdadır.  Bedenimizin her bir hücresi tüm kozmosu barındırır. Her yaprak, her yağmur damlası ve her bir toz tanesi de öyle.
 
(Holografik Evren;Michael Talbot; s.86; Ruh ve Madde Yayınları; Ekim 1997)

sirera

#178
Gördün işte kendini bir midye kabuğunda
Ağacın yaprağında
Dağların kanatlarında
Şimdi ne olacak
Ayağına çarpan taşa vurabilecek misin
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#179
"Kisi en buyuk korkularini yendigi zaman dogan netice huzurdur."

Ramtha