Şiirler / Güzel Sözler

Başlatan Tiversonus, 06 Nisan 2009, 02:23:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Ve bir adam şöyle dedi: "Bize kendini bilişden bahset."

Ve o cevap verdi:

"Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.

Ve böyle de olması gerekir.

Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;
Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri gözlerinizin önüne serilecektir.

Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;
Ve bilginizin derinliğini değnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.
'Tek doğruyu buldum' değil, 'Bir doğruyu buldum' deyin.

'Ruha giden yolu buldum' değil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.

Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayısız taç yaprakları olan
bir lotus çiçeği gibi açılır."[/font=Comic Sans MS]





RUHUM BANA VAZETTİ

Ruhum bana vazetti ve kendine küfredene dostluk gösteren ama halkın nefret ettiği insanı sevmeyi öğretti.


Ruhum bana Sevgi'nin sadece sevende değil, sevilende de kendisiyle gururlandığını gösterdi.


Ruhum bana vazetmeden önce Sevgi yüreğimde iki çivi arasına gerilmiş ince bir ipti.


Ama şimdi başı sonu, sonu da başı olan bir hale oldu. Bu hale bütün varlıkları çevreler ve bundan sonra var olacakları da kucaklamak üzere yavaş yavaş genişler.

Ruhum bana öğüt verdi ve cildin, biçimin ve rengin altında gizli olan güzelliği görmeyi öğretti. Gerçek çekicilikleri ve hoşlukları görünene kadar çirkin denen insanlar hakkında uzun uzun düşünmem için beni eğitti.
Ruhumun öğüdüne kadar Güzellik'i iki sis kolonu arasında titreyen bir meşale gibi görürdüm. Şimdi sis kayboldu,alevlerden başka bir şey görmüyorum.


Ruhum bana vazetti ve dilin, gırtlağın ve dudakların çıkaramayacağı sesleri dinlemeyi öğretti.


Ruhum bana vazedene kadar gürültü ve feryattan başka bir şey duymazdım. Ama şimdi Sessizlik'i daha kolay duyuyor, Görünmeyen'in sırlarını haykıran çağların ilahilerini ve gökkubbenin şarkılarını dinliyorum.

Ruhum bana vazetti ve sıkılmamış, hiçbir elin ve dudağın dokunamayacağı kadehlere hiçbir zaman doldurulamayacak şarabı içmeyi öğretti.


Ruhum bana vazedene kadar susuzluğum bir yudum suyun söndürdüğü küller altında gizlenmiş belirsiz bir kıvılcım gibiydi.


Ama şimdi arzum kadehim, duygularım şarabım, yalnızlığım sarhoşluğum oldu; artık bu dindirilemeyen susuzluğumda sonsuz sevincimi yaşıyorum.
Ruhum bana vazetti ve insan biçimine girmemiş olana dokunmayı öğretti; dokunduğumuz her şeyin arzumuzun parçası olduğunu gösterdi.


Ama şimdi parmaklarım, evrendeki Görünmeyen'le birleşen şeye karışan sise dönüştü.


Ruhum beni mersinden ya da tütsüden yayılmayan kokuyu solumam için eğitti.


Ruhum bana vazedene kadar bahçelerdeki, şişelerdeki ya da buhurdanlıklardaki kokulara ihtiyacım vardı.


Ama şimdi adaklar ya da kurbanlar için yakılmamış olan tütsülerin de kokusunu alabiliyorum. Ve yüreğime boşluğun neşeli esintileriyle hiçbir zaman sürüklenmeyecek kokuları dolduruyorum.


Ruhum bana vazetti ve Görünmezlik ya da Tehlike çağırdığında, ''Hazırım'' diyebilmeyi öğretti.


Ruhum bana vazedene kadar tanıdıklarım dışında haykıranların sesine ses vermezdim ve kolay ve düz yollar dışındakilerde yürümezdim.


Şimdi Görünmezlik, Görünmezlik'e ulaşmak için koşturabileceğim bir at oldu; düzlükler doruğa tırmanacağım merdivene dönüştü.

Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, ''Zaman'ı, 'dün vardı, yarın da olacak,' diyerek ölçme.''


Ve ruhum benimle konuşana kadar Geçmiş'i hiçbir zaman tekrarlamayacak, Gelecek'i de asla ulaşılamayacak bir çağ olarak hayal ederdim.


Şimdi bu anın bütün anları kapsadığını ve içinde umut edilebilecek, yapılabilecek ve anlaşılabilecek her şeyin bulunduğunu anlıyorum.
Ruhum bana vazedip boşluğu, '' Burası, orası ve şurası,'' diye sınırlamamam için beni uyardı.


Ruhum bana vazedene kadar yürüdüğüm yerin boşluğun diğer yerlerinden uzak olduğuna inanırdım.


Şimdi bulunduğum yerin her yeri içerdiğini ve yürüdüğüm mesafenin bütün mesafeleri kapsadığını anlıyorum.


Ruhum beni eğitti ve başkaları uyurken uyanık kalmamı öğütledi. Ve başkaları çalışırken uykuya teslim olmamı.


Ruhum bana vazedene kadar uykumda ne onların düşlerini görürdüm, ne de onlar benim hayallerimi düşlerdi.


Şimdi onlar beni seyretmezken asla düş gemimle açılmıyorum, onlar da ben özgürlüklerine katılmadıkça hayallerinde göklere yükselmiyorlar.
Ruhum bana vazetti ve dedi ki, '' Övgülerle kibirlenme, ayıplamalarla sıkıntıya düşme.''


Ruhumun öğütlerine kadar işlerimin değerinden kuşku duyardım.
Şimdi ağaçların İlkbaharda çiçeklenmesi ve Yazın meyve vermesi için övgülere gerek olmadığını biliyorum; ve ayıplanmaktan korkmadan Güzün yapraklarını döküp Kışın çıplak kaldıklarını.


Ruhum bana vazetti ve ne cücelerden daha büyük, ne de devlerden daha küçük olduğumu gösterdi.


Ruhum bana vazedene kadar insanlığı iki kişi olarak görürdüm: biri acıdığım güçsüz, diğeri izlediğim ya da direndiğim güçlü.


Ama şimdi her ikisi de olduğumu ve ikisinin aynı maddeden yapıldığını biliyorum. Kaynağım, onların kaynağı; bilincim, onların bilinci; kavgam onların kavgası; haccım, onların haccı.


Onlar günahkarsa, ben de günahkarım. Onlar iyiyse bundan ben gurur duyarım.Yükselirlerse onlarla yükselirim. Hareketsiz kalırlarsa tembelliklerinden utanırım.


Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, ''Taşıdığın fener senin değildir, söylediğin şarkı senin yüreğinde bestelenmedi, ışığı taşısan bile ışık olmazsın, lutun tellerini titreterek lut çalamazsın.''


Ruhum bana vazetti, kardeşim ve çok şey öğretti. Çünkü sen ve ben biriz, benim içimdekileri hemen ortaya dökmem ve senin içindekini bir sır gibi gizlemen dışında, aramızda bir fark yok. Ama senin sır saklamanda bir çeşit erdemdir.

Halil Cibran/Kendimle Konuşmalar[/font=Comic Sans MS]





Aldırma, yürü.

dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma..

kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de..
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.

yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal
"en doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma....

ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.

dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.

yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,

yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,

yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,

tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,

maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,

yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,

yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,

beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,

yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.

aldırma, yürü.

göğsüne yüreğinden başka muska takma.

vahiy haritan,

nebi kılavuzun,

akıl pusulan,

iman sermayen,

amel azığın,

sevgi yakıtın,

ahlâk karakterin,

edep aksesuarın,

merhamet sıfatın,

şeref ve izzet adın olsun.

doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.

yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tevbe özeleştiridir.

her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.

yön tayini sık sık gerekli olabilir.

"haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir."

halil cibran[/font=Comic Sans MS]

Alemtac

#1
Daha dün, yaşam küresi içinde
uyumsuzca titreşen bir kırıntı
olduğumu düşünürdüm.
Şimdi biliyorum ki,
ben kürenin ta kendisiyim,
ve uyumlu kırıntılar halinde
tüm yaşam içimde devinmekte.
              
        


Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
işte o zaman büyüyen her şeyle
beraber büyüyecek, ve
üst benliğine uzanacaksın.

Halil Cibran
           
 

Alemtac

#2
Benim bunda kararım yok,
Bunda gitmeye geldim.
Bezirganım mataim çok,
Alana satmağa geldim.

Ben gelmedim da'vi için
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmağa geldim.

Dost esruğu deliliğim,
Aşıklar bilir neliğim,
Devşuruben ikiliğim,
Birliğe bitmeye geldim.

Yunus Emre aşık olmuş,
Ma'şuka derdinden olmuş.
Gerçek erin kapısında
Ömrüm harcamaya geldim.


******************************


Sufiyim halk içinde tesbih elimden gitmez
Dilim ma'rifet söyler gönlüm hiç kabul etmez

Boynumda icazetim Riya ile taatim
Endişem ayrık yerde gözüm yolum gözetmez

Söylerim ma'rifeti saluslanırım kati
Miskinliğe dönmeye gönlümden kibir gitmez

Hoş dervişim sabrım yok dilimde inkarım çok
Kulağımdan gireni hergiz içim işitmez

Alem çıraktır sadir gönlüm bunu gözetir
Nideyim Hak korkusu hergiz içimden gitmez

Görenler elim öper tac'u hırkama bakar
Şöyle sanırlar beni zerrece günah etmez

Dışımda ibadetim sohbetim hoş taatim
İç pazarda gelince bin yıllık ayar etmez

Görenler sufi sanır selam verir utanır
Onca is koparaydiı eleriben güç yetmez

Dışım derviş içim bos dilim tatlı sözüm hoş
İlla ettiğim işi dinin değşiren etmez

Yunus eksikliğini Allah'ına arz eyle
Onun keremi çoktur sen ettiğin ol etmez.


Yunus Emre
 

Alemtac

#3
GAİA

Mavi oldum bugun
Icime isledi Mavi
Ictigim bir bardak sudaki gibi soluk,
Durgun bir denize daldigim huzurlu
Camdan seyrettigim yagmulu bir gun
Ust uste koydugum kirilmaz camlardaki
Hem sicak, hem yumusak mavi kadife gibi
Bulandim sana Mavi

Alemtac
 

Tiversonus

#4
Dalı öncesizliktedir aşkın,kökü sonrasızlıkta

Bu ululuk,şu akla,ahlaka yakışır değil

Yok ol,varlığından geç.Varlığın cinayettir

Aşk doğru yolu buluştan başka bir şey değildir.




Mevlana

-----------


Gel ne olursan ol,gel

İster tanrı tanımaz,ister ateşe tapar

İster bin kez tövbeni bozmuş ol

Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değil

Gel ne olursan ol,gel



Mevlana




Mevlana


İnsanlığa ışık tutan diğer bir Anadolu Ereni de Mevlana Celaleddin Rumi'dir.Mevlana 1207'de Horasan'da doğdu,1273'de Konya'da öldü.İlk derslerini bilginler sultanı ismiyle anılan babası Bahaeddin Veled'ten aldı.Tasavvuf düşüncesiyle içiçe büyüyen Mevlana bir Ahi olan Şems Tebrizi ile karşılaşınca kendi düşünceleri de şekillenmeye başlamıştır.Mevlana'nın bu gün dahi tüm dünyada tanınmasını sağlayan tasavvuf düşüncesini şiirle anlatma yeteneğidir.



Dalı öncesizliktedir aşkın,kökü sonrasızlıkta

Bu ululuk,şu akla,ahlaka yakışır değil

Yok ol,varlığından geç.Varlığın cinayettir

Aşk doğru yolu buluştan başka bir şey değildir.



Mevlana'ya göre tanrıya ulaşmak için gerekli olan en önemli şey aşktır. Bir bitki hayvan da sevebilir; ancak, hem bedeniyle, hem bilinciyle, hem düşüncesiyle, hem de belleğiyle sevebilen tek varlık insandır. Mevlana bir kadına duyulan aşkı yüceltir; çünkü, bir başkasını seven insan kendisini, tüm insanlığı, evreni ve tanrıyı sevebilir. Ve aşkların en güzeli bu bilince ulaşıldığı zaman başlayan "Hakikat" aşkıdır.

Mevlevilerin dönerek yaptıkları sema tüm dünyayla aşkta birleşmek, onun evrensel dönüşüne ayak uydurmaktır. Ellerinin birini gökyüzüne dönük, diğerinin yeryüzüne bakar olması da, tanrıdan aldığı aşkı tüm dünyaya sunmaktır. Ruh tanrıdan fışkıran bir özdür, ölümsüzdür. Ruh ilk çıktığı kaynağa, tanrıya dönmenin özlemi içerisindedir. "Ney"den çıkan ses,ruhun acı dolu,ilk kaynağa dönme özleminin sesidir.

Mevlana "Ey tanrıyı arayan,Aradığın sensin..."diyerek evrenin tanrının sonsuz varlık alanı olduğunu ve insanın da bu bütünün bir parçası olarak kendisinde bir tanrısal öz taşıdığını ifade etmiştir.



Gel ne olursan ol,gel

İster tanrı tanımaz,ister ateşe tapar

İster bin kez tövbeni bozmuş ol

Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değil

Gel ne olursan ol,gel



Yukarıdaki dizelerde de görülebileceği gibi Mevlana tüm insanlığın kardeşliğine inanmakta ve dinler arasındaki ayrılığın tanrısal varlıkla bağdaşmayacağına inanmaktaydı.

Mevlana,kadına büyük önem vermekte

"Sizler kadının kapanmasını istedikçe,herkeste onu görme isteğini kamçılamış olursunuz.Bir erkek gibi,bir kadının da yüreği iyiyse,sen hangi yasağı uygulasan da o iyilik yoluna gidecektir.Yüreğin kötüyse,ne yaparsan yap,onu hiçbir şekilde etkileyemezsin"

diyerek erkekle eşit olduğunu savunmaktaydı.Mevlana'nın öğrencilerine "Kitap-el Esrar" (Sır Katipleri) denmekteydi ki bu öğrenciler arasında Müslümanlar,Yahudiler,Hıristiyanlar,Rumlar,İranlılar,Araplar,Ermeniler,Türkler bulunmaktaydı. Bu kadar farklı din ve milletten oluşan öğrencileri tarafından Mevlana'nın şiirleri derlenerek günümüze kadar ulaştırılmıştır.


Alıntı
TC Kultur ve Turizm Bakanlığı web
kvmgm.kultur.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF7A2395174CFB32E1F6E3036611F52BD1


Tiano

#5
Ateş


Soğuk... güneşin içinde üşüyorum...

 -tekerlekler güneşe dönüyor, bu dünya gibi

güneş kırmızı, gözlerimde sarı yalancı, üşüyorum

 -biz de dönüyoruz, uzuvlar çıkarıvermiş olsak da

güneş mavi, damarlarımda

 -yaprak olmanın özü içimizde duruyor hala

sen git, ben gelirim, güneşi turlayıp önce belki

 -bu kozmos içimizde cirit atıyor

Venüs olduğumu zannederken mars olup düşmüşüm merdivenlerden, sen git

 -gezegenler, içimizdeki ateşin etrafında turluyor

güneş sularla yıkandıkça ısınıyor

 -tekerleklerin kendi içinde, sana dönüyor

içimdeki güneş beni ısıtmıyor, yalnızım, tek ve bir,
bu yalnızlıktan bölünmüş olsak da yetmiyor

 -ağla, aç muslukları, bırak boşalsın, yıkasın özünü, temizlesin de seni ısıtsın ateşin

İçimdeki güneş neden ıslandıkça parlıyor

tiano
 

Tiano

#6
Bil

Adının üstüne
Anılar koyma.
Sen mezar değilsin
Anılar
Adının ardından gelsin
Sen duvar değilsin

Özdemir Asaf
 

Tiano

#7
Kuramsal Ortam

Ne zaman ora'sı dense,
Aklıma bura'sı gelir.
O bunu benimce bilse;
Yer nasıl oraya gider,
Orası kiminle gelir.

Boşalır bir zaman yer'den,
Bir yaşam iki yön verir.
İkiye boşalan yerden
Burası oraya gider,
Orası buraya gelir

Özdemir Asaf
 

Alemtac

#8
Dostum sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünürsün gülüstan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun

MEVLANA
 

Tiversonus

#9
[h4]Zaman[/h4]
[h5]
Çayda akan su gibi, çölde esen yel gibi
İşte bir günü daha kayboldu ömrümün.
Ben ben oldukça iki günün gamını bir çekmem.
Biri geçip giden gün biri gelecek gün.

Ömer Hayyam
[/h5]

Tiversonus

#10
Elinizdeki mallardan verdiğinizde çok az verirsiniz,
Ancak canınızdan verdiğinizde gerçekten vermiş olursunuz.

Oysa canınız gibi sakladığınız mallarınız gelecekte muhtaç olurum korkusuyla bekçiliğini yaptığınız nesnelerden başka nedir ki?

Yarının ne getireceği belli mi?

Kutsal kente doğru yol alan Hacıların peşine düşmüş aşırı temkinli bir köpek,kızgın kumların altına bir kemik gömse, ne çıkar?

Olur da bir şeylere muhtaç duruma düşerim korkusu, gerçekte muhtaç durumda oluşun ta kendisi değil midir?

Su kaynaklarınız doluyken, susuz kalırsam diye korkulara kapılmak en giderilmeyecek susuzluk değil de nedir?

Kimileri, pek çok mal mülk sahibi oldukları halde ancak pek azını kıyıp da verebilirler. Üstelik bunları da salt gösteriş olsun diye verirler. Oysa bu içten pazarlıklı veriş, verdiklerinde bereket komaz.

Kimileri de ellerinde pek az olmasına karşın çıkarır olanı biteni verirler.

Bu gibiler hayata bağlanmış, ona inanç duyan kimselerdir ve onların ambarları hiç boş kalmaz.

Kimileri sevecenlikle verir ve edindikleri tüm armağan da bu olur.

Kimileri de verirken ıstırap çeker, çünkü onların yıkandıkları kutsanmış sulara  ıstırap karışmıştır.

Kimileri verirken ne ıstırap çeker, ne bundan kendine bir mutluluk payı çıkarmak peşinde koşar, ne de vermenin erdemli bir davranış olduğunu düşünür.

Bunlar da, o uzak vadilerde açan küçük menekşeler, kokularını yeryüzüne nasıl sunuyorlarsa, öyle verenlerdir.

Tanrı, işte bu gibi kimselerin elleri aracılığıyla konuşur ve onların gözlerinin ardından yeryüzüne bakarak gülümser.


İstendiği zaman vermek iyidir, ancak ihtiyaç içinde olanın durumunu kavrayıp o istemeden vermek daha iyidir;
Eli açık bir kimse için, verebileceği bir şeyleri alacak eli bulmak, vermekten çok daha yüce bir mutluluktur.

Hem, kişinin sonsuza dek elinde tutabileceği bir nesne var mı ki?
Bugün elde olanlar, bir gün gelecek, mutlaka başka ellere verilecektir.

Öyleyse şimdiden verebilmek varken, vermek mevsiminin varislere kalmasını beklemek niye?


"Vermek isterim ama verdiklerim yerini bulmalı, değmeli." der durursunuz.

Oysa meyve bahçenizdeki ağaçlar ve çayırlara saldığınız davarlar böyle söylemiyorlar.
 
Onlar yaşamak için veriyorlar, çünkü vermezlerse ölür, yiterler.

Günleri ve geceleri yaşamaya değer görülmüş bir kimse vereceklerinizi alabilmeye de değer durumdadır elbette.

Hayatın okyanusundan içebilmeye değer görülmüş bir kimse, sizlerin küçük derelerinizden de içebilecek değerdedir.

Almanın cesaret ve güvencesinde, hatta bağışlayıcılığında yatan çölden daha büyük kuraklık olabilir mi?

Hem sen kimsin ki insanlar senin önüne çıkıp da, değer olup olmadıklarını görebilesin diye göğüslerini açsınlar ve soydukları gururlarını senin ayakların altına sersinler?

Sen ilkin kendinin bir Verici-El olabilmeye değer olup olmadığını anlamaya bak.

Çünkü gerçekte can'a bir şeyler veren Hayat`tır... Sense kendini gerçek verici sanıyorsun. Oysa, bir tanıktan öte bir şey değilsin.


Ve ey siz alıcılar - ki hepiniz öylesiniz - kendinizi hiç bir zaman minnet yükü altına sokmayın.

Sokmayın ki, ne kendinize ne de vericiye bir boyundurluk takılmasın.
Verilenler hem size hem vericiye kanat olsun, birlikte yükselin.

Çünkü aklınızı minnetin ağır yüküyle doldurursanız, özgür bağırlı yeryüzünü ana, Tanrı`yı da baba olarak kabullenmiş olan vericinin elaçıklığından kuşku duymuş olursunuz.

Ermiş / Halil Cibran

Pınar

#11
İyilik ve Kötülük

Ve şehrin yaşlılarından biri, 'Bize iyilik ve kötülükten bahset.' dedi.

Ve o cevap verdi:

'Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil. Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?

Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.

Siz, kendinizle bir olduğunuzda iyisiniz; bununla birlikte, kendinizle bir olmadığınızda, kötü değilsiniz.

Çünkü parçalanmış bir aile eşkiyaların ini değildir; sadece parçalanmış bir ailedir.

Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasında amaçsızca dolaşır durur, ama dibe batmaz.

Siz, kendinizden bir şeyler vermeye çabaladığınızda iyisiniz; Kendiniz için bir kazanç sağlamaya çalıştığınızda ise, kötü değilsiniz.

Çünkü, bir şey kazanmak için uğraştığınızda, toprağa tutunan ve onun göğsünde beslenen bir kök gibisiniz.

Doğaldır ki, meyve köke "Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol.." demez. Çünkü, almak nasıl kök için bir ihtiyaçsa, meyve için de vermek bir gereksinimdir.

Konuşurken tamamen uyanıksanız, iyisiniz. Ama, diliniz anlamsızca kekelerken uyukluyorsanız,
kötü değilsiniz; Ve sürçen bir konuşma bile, zayıf bir dili güçlendirebilir.

Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla ilerlediğinizde iyisiniz; Fakat oraya topallayarak gittiğinizde de, kötü değilsiniz. Çünkü topallayanlarınız bile geri gitmez.

Fakat güçlü ve hızlı olanlarınız, incelik gösterin ve topal birinin yanında asla topalllamayın.

Siz, sayısız konuda iyisiniz ve iyi olmadığınızda ise, kötü değilsiniz. Sadece oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz.

Ne yazık ki, geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemiyor. İyiliğinizin, üstün beninize duyduğunuz özlemde saklı ve bu özlem herbirinizde mevcut.

Ancak bazılarınızda bu özlem, yamaçların gizemini ve ormanın ezgilerini taşır, büyük bir güçle
denize doğru akan bir sel gibidir.

Ve diğerlerinde ise, dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,kıyıya ulaşmadan önce oyalanıp duran durgun bir ırmağa benzer.

Yine de özlemi fazla olanın, az olana "Neden bu kadar yavaşsın, neden duraklıyorsun?" demesine izin vermeyin.

Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, "Neden elbisen yok?" diye sorar, ne de evsiz olana "Evine ne oldu?" der.


halil cibran -ermiş 1923-
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

ivrin

#12
ÖZGÜRLÜK


Ve bir hatip "Bize özgürlükten bahset." dedi.

Ve o cevap verdi:

"Şehir kapılarında ve sıcak yuvanızda yere kapanıp,
özgürlüğünüz için dua ettiğinizi gördüm;

Tıpkı, kölelerin kendilerini kılıçtan geçiren bir zorbanın
önünde eğilmeleri ve onu övmeleri gibi...

Sık sık, tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde,
aranızda en özgür geçinenlerin,
özgürlüklerini bir boyunduruk ve
bir kelepçe gibi taşıdıklarını gördüm.

Ve kalbim kanadı;
çünkü ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz
derin arzu size gem vurduğunda ve
özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş
olarak bahsetmeyi terkettiğinizde,
gerçekten özgür olabilirsiniz.

Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek
ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız.

Yazık ki, bu tür duygular yaşantınızı kuşak gibi sarmakta...
Yine de, örtüsüz ve bağsız, bunları aşabilirsiniz.

Ve siz, günlerinizin ve gecelerinizin ötesine,
anlayışınızın şafağında öğle aydınlığını çepeçevre
bağladığınız zincirleri kırmadan nasıl yükselebilirsiniz?

Gerçekte, özgürlük dediğiniz, halkaları güneşte parlayıp
gözünüzü kamaştırsa da, bu zincirlerin en kuvvetlisidir.

Ve özgür olmanız için terketmeniz gereken,
kendi benliğinizin parçalarından başka ne olabilir?

Eğer geçersiz kılmak istediğiniz adaletsiz bir kanun varsa,
bunu alnınıza kendi ellerinizle, bizzat siz yazdınız.

Bu kanunu, hukuk kitaplarınızı yakarak
veya denizin bütün suyunu bile kullansanız,
yargıçlarınızın alınlarını yıkayarak yok edemezsiniz.

Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa,
önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın.

Bir zorba, özgür ve gururlu olana, eğer
özgürlüğünde zulüm ve gururunda utanç taşımasaydı,
nasıl hükmedebilirdi?

Ve eğer, üzerinizden atmak istediğiniz bir endişeyse,
onu kendinizin seçtiğini,
kimsenin size yüklemediğini unutmayın.

Ve kurtulmak istediğiniz bir korkunuz varsa,
o korkunun merkezi sizin kalbinizdir,
yoksa korkulanın avuçları içinde değil.

Herşey, varlığınızın içinde yarı kucaklanmış olarak dolaşır durur;
istenen ve korkulan, nefret edilen ve baş tacı olan,
takip ettiğiniz ve kaçmak istediğiniz..

Bunlar içinizde, ışıklar ve gölgeler gibi, birbirine yapışmış
çiftler halinde hareket ederler.

Ve gölge soluklaşıp kaybolduğunda, can çekişen ışık,
bir başka ışığa gölge olur.

Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda,
daha büyük bir özgürlüğe pranga olur."

Halil Cibran <Özgürlük>
 

ivrin

#13
HAZ

 

Şehri yılda bir ziyaret eden bir münzevi
şöyle dedi: "Bize hazdan bahset."

O, konuşmaya başladı:

"Haz bir özgürlük şarkısıdır,
Ama özgürlük değil...

Haz, arzuların tomurcuğudur,
Ama meyvesi değil...

Yükselişi çağıran bir derinliktir,
Ama ne derin, ne de yüksek olandır...

Kafestekinin kanatlanışıdır,
Mekanla sınırlanmış değildir...

Haz, aslında bir özgürlük şarkısıdır...

Bu şarkıyı tüm kalbinizle söyleyin,
Ama şarkıda kalbinizi yitirmeden...

Gençliğin büyük bölümü hazzı arar,
sanki haz herşey gibi; ama yargılanır
ve azarlanırlar.

Ben onları ne yargılar, ne azarlarım. Bırakın arasınlar...
Çünkü onlar arayışlarındayalnızca hazzı bulmayacaklar.
Hazzın yedi kızkardeşi vardır ve en küçükleri
bile hazdan daha muhteşemdir.

Bitki kökleri için toprağı kazarken hazine bulan
adamın hikayesini duymadınız mı?

Aranızda daha olgun olan bazıları geçmişte yaşadıkları hazları,
sarhoşken işlenen yanlışlar misali, pişmanlıkla hatırlar.
Fakat pişmanlık aklın bulutlandırılmasıdır, uslandırılması değil.

Onlar hazlarını minnetle anmalıdırlar,
bir yazın sonundaki hasat gibi.

Yine de onları unutmak rahatlatıyorsa,
bırakın rahat kalsınlar.

Arayanlar kadar genç, hatırlayanlar kadar yaşlı
olmayanlar ise, ruhun gereklerini ihmal etmek veya
kabahat işlemek korkusuyla hazdan sakınırlar.

Fakat onları da yönlendiren hazdır;
bitki kökleri için toprağı titreyen ellerle
kazsalar bile onlar da hazineyi bulurlar.

Söyleyin bana, onlar kim ki ruhu gücendirsinler?
Bülbül gecenin sessizliğini veya ateş böceği
yıldızları gücendirebilir mi?

Ve sizin ateşiniz veya dumanınız rüzgara yük olur mu?

Nasıl olur da ruhu, bir çomakla karıştırabileceğiniz
sakin bir havuz gibi algılayabilirsiniz?

Çoğunlukla, hazzı reddettiğinizde asıl yaptığınız,
varlığınızın gizli yerlerinde arzuyu depolamak olacaktır.

Bugün ihmal edilenin yarını beklemediğini kim bilebilir?

Ve bedeniniz, ruhunuzun müzik aletidir.
Ve güzel müzik veya anlaşılmaz
sesler çıkarmak size kalmıştır.

Şimdi kalbinize sorun:
'Bizim için iyi olan hazla zararlı hazzı nasıl ayırabiliriz?'

Kırlara, bahçelere çıkın; öğreneceksiniz ki çiçeklerden
bal toplamak arının hazzıdır; balını sunmak ise çiçeğin...

Çünkü arıya göre çiçek yaşamın kaynağıdır.
Ve çiçek için arı sevginin ulağıdır.

Ve ikisi için ise, hazzın verilmesi ve alınması
bir gereksinim ve bir vecddir...

Hazlarınızda arılar ve çiçekler gibi olun..."

Halil Cibran <Haz>
 

Tsunami

#14
.....
Bana mutluluktan söz etme; anısı beni mutsuz ediyor. Bana huzurdan söz etme ;gölgesi beni korkutuyor; ama bak bana, sana, Cennet'in kalbimin külleri içinde yaktığı mübarek feneri göstereceğim; seni bir annenin yegane çocuğunu sevdiği gibi sevdiğimi biliyorsun. Aşk seni kendimden dahi korumayı öğretti bana. Beni, seninle birlikte uzak diyarlara gitmekten alıkoyan şey, ateşle temizlenmiş o Aşk'tır. Aşk, senin özgürce ve erdemli bir şekilde yaşamana imkan vermek için, içimdeki arzuyu öldürüyor. Sınırlı aşk, sevdiğini sahiplemek ister. Gençliğin saflığı ve uyanışı arasına düşen aşk kendini sahiplenme ile tatmin eder ve sarılmalarla büyür. Ama gökkubbenin kucağında doğan ve gecenin sırlarıyla inen aşk, ebediyet ve ölümsüzlükten başka hiçbir şeyle huzurlu olamaz, ilahi varlık dışında hiçbir şeyin önünde hürmetle eğilemez.

Halil Cibran- Kirik Kanatlar'dan