Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Hayat Güzeldir

Başlatan zer-zivi, 12 Temmuz 2011, 01:05:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zer-zivi

Bu gün bir kızım daha oldu :).

Akşam eve geldiğimde kızım kapıyı açınca,yanında bir teriyer görünce şaşırdım. Uzun zamandır  bir köpek istiyorum diye tutturmuştu. Malum oturduğumuz semtte her evin  bir,iki köpeği var. Köpeklere bu kadar alışacağımı bilmezdim.

Kızım mahalledeki bütün köpeklerin adını  öğrenmiş,ben daha sakinleriyle tanışmadım yahu :).

Dün ısrarla  arkadaşının köpeğini iki günlüğüne bakalım diye tutturdu,babasıyla ben  hayır dedik. Epey ağladı ama  geri adım atmadık. Aslında biraz alerjim olduğunu  sonradan farkettim. Sürekli kaşınıyorum ama buna rağmen yanıma geldiklerinde sevemedende edemiyorum. Vel hasıl  bizim kız  yalanla bize kabullendirmeye çalışıyormuş meğer. Sokakta bulmuşlar,bu günde bir güzel  yıkayıp bakımını yapmışlar. Sırf ikna olayım diye  bulaşıkları bile yıkamış bizim küçük cadı,normalde elini sürmezdi.Neyse epey hevesli,sahibi bulunana kadar tamam dedim.

Teriyerin birde bana  mahçup,mahsun bir bakışı vardı ki asıl  o beni ikna etti.Yerde sırt üstü uzandı,elleri ayakları havada karnını okşamamı bekledi. Biraz sevdim,ancak sahibi  biran önce   bulunsada biz daha fazla bağlanmasak, yoksa sonra ayrılması zor olacak.
 

Alemtac

#1
:))) Aynı şey bundan dört yıl önce başıma gelmişti:) Başıma gelmişti diyorum çünkü...

Bir akşam eve oğlum kucağında uzun kulaklı, dili dışarda, aynen anlattığın gibi masum bakışlı bir ispanyol kukırla gelmişti. Arkadaşının köpeğiymiş ama bakamıyormuş, yazıkmış, sokakta kalacakmış, mış işte :) Kıyamadım, hem "şila'ya" hem çocuklarıma. Hemen hikayenin sonuna geleyim, sabah işe gitmeden önce ve akşam işten geldikten sonra gezdirmek ve mamasını hazırlamak birden nasıl olduysa görevlerimin arasına giriverdi :)) İşe geç kalma telaşıyla şilayı gezdiremediğim zamanlarda ise olan eve oldu :) İşim gereği evden uzak kaldığım da ise, şilacık evde oyuncak görevini üstlendi.

Baktım ki olmuyor, bahçeli bir evde gerçekten bir köpeğin sorumluluğunu üstlenebilecek bir ailenin yanına verdim. Yaşlı bir karı koca, hem çocukları yok hem de yeni, yavruları gibi sevdikleri köpeklerini kaybetmişler di. Yazın bahçede, kışın özel yapılmış, camlı bir bölmede ve amcanın kendi elleriyle yaptığı kocaman kulübesinde yaşayacak. Elbet sık sık ziyaretine gittik ve içim rahat etti.

Velhasıl apartman katında kuştan başka hayvan bakılmaz kararını kesin olarak vermiştim. Gelgörki, bu senede monamız var :)) nasıl sevimli, oyuncu ve o kadar uysal bir kedi :) Sanada, banada kolaylıklar diliyorum :)))
 

zer-zivi

#2
Sağolasın Alemtaç umarım kızım sorumluluğunu daha iyi üstlenir :) Tabi birde babasının haberi yok,şehir dışında,acaba o ne yapacak :)  Akşam üzeri aradığında "gözün aydın bir kızım oldu ama babası sen değilsin" dediğimde  dona kaldı :) sonra yine "gözün aydın  bir kızın oldu ama  anası ben değilim" dediğimdede ne diyeceğini şaşırdı :) Durumu böylece haber verdik :)
 

Alemtac

 

zer-zivi

#4
Bir  bayan arkadaşım aracılığıyla,erkek arkadaşının işyerinde  işe başladım. İşverenim ile bir sohbet esnasında ağzından "şimdiki eşim" kelimesi çıkınca şaşırdım. Sonra aman beni ilgilendirmez deyip  üstünde durmadım. Sonrasında bayan arkadaşım sevgilisinin çapkınlığından bahsetti. Bende  o benim  arkadaşım olduğu için ona  geçen  konuşmadan bahsettim.Oda evliliklerininin fili olarak bittiğini ancak çocuklarından kaynaklı resmi olarak sürdüğünü söyledi. Neyse  ertesi gün  bayan arkadaşım iş yerine geldi.O sırada bir başka bayan geldi. Patronun misafiri deyip   biz salona geçtik. Bayan tam giderken ben onun yalnız kapıdan çıkmasın diye uğurlamak  içinn koştum nezaketen. Gördüğüm manzara beni şok etti :) Bizim patron bayanı yanağından öpreken ısırdı :) Bayan bir ayyy diye  çığlık atmazmı. Birden onlar bana ben onlara baka  kaldık. Şaşkınlıkla hemen içeri fırladım. Bizim  bayan arkadaş "ne oldu" diye sorunca "boş ver,sonra konuşuruz dedim" :) 

Sonra birlikte oturup  sohbet ediyorduk. Patron bana dönüp imalı bir şekilde "Ben bana yapılanı hiç unutmam ama kin duymam. Benim için dürüstlük önemli" deyip birden bayan arkadaşıma yani sevgilisine dönüp "Sende en çok sevdiğim dürüstlüğün,hatırlıyormusun konuşmuştuk seninle" dediğinde bende şimşekler çaktı. Hmm demek bizim kız aramızda geçen  konuyu  ona anlatmış. Yani biri arkadaşım,dostum diğeri işverenim.  Ben  arkadaşımın  zarar görmemesi adına kendi işimi bile riske ederken sen tut arada geçeni söyle :) Neyse  çokda hayal kırıklığı sayılmaz nasılsa  buna hazırlıklıyım her zaman nasılsa.

O an  sıkıştırıuldım resmen,üstü kapalı patron hem bayan arkadaşa meydan okuyor ama bunu yaparkende "dürüstlüğün" diyerek çaktırmadanda  kontrol altına alıyor. Bana mesajıda "Kimden yana olacağın konusunda  tarafını belirle" demek oluyor :) O an sevgili rehberler sağolsun  doğru sözcükler dilime geli verdi. İkisine bakıp,gülerek "Peki ben kime ve nasıl dürüst olucam" diye bakındım ikisinede :) İkisindende ses yok. Sonra  patron birden   tanık olduğum manzarayı bizim arkadaşa anlatmaya başladı. Bende arkadaşıma dönüp "Aaa Mustafa bey bu olayı sana  hemen yetiştireceğimden çekinerek anlatıyor" diyerek güldüm. Yahu  ben böyle giderse kime karşı dürüst olucam,birine karşı  dürüst olmak diğerine karşı  yalancı çıkmak  ve dürüst olmamak demek :)

Ama ben dersimi aldım,karışmayacağım çünkü  söylesen bir türlü söylemesen  öbür türlü. Hayat  öğretiyor işte :)
 

Scyth

#5
İş yerleri ve iş ilişkilerinden nefret ediyorum. Ticaret, şeytanla oynanan kumardır; ve neresinde olursanız olun canınızı yakan bir tarafıyla karşılaşırsınız.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#6
Ticaretin ilk çıkışı sadece ithiyaç temelinde takastır,zaman içerisinde kar amacı güdülmeye(daha fazlasını kazanma)  başlanınca bir güç  oluşturduğu aşikar. Bu yaşamın,sistemin içinde varolmadan nasıl yaşamamız gerek biraz zor ama başarılabilinirde. Şü boğaz derdi hiç olmasaydı o zaman sadece zihinsel,ruhsal gelişmek ve eğlenmek,yaratmak için daha çok zamanımız olurdu.Savaşacak  neden pek kalmazdı gibi geliyor fikrimce.
 

Scyth

#7
Mecburen hayatlarımız böyle ama genede bu sevimsiz bir durum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#8
Son zamanlarda elektronik aletler bozulmaya başladı. Sadece  aletler değil insanlarlada tokalaşmalar,dokunmalar bir şekilde enerji  paylaşımı yaratıyor.

Beş dakika önce çalıştırdığım elektirikli süpürgenin düğmesine kardeşim dokunduğu anda  motoru yandı.Bilgisayarda bir ara o varken  bozulup duruyordu. Ben düzeltiyorum o geçince pc  sapıtıyor,ekran ayarları çıkıyordu.O yokken gayet güzel,sağlıklı çalışıyor.Kardeşim ablamın evindede süpürgenin motorunu yakmıştı,lambalara dokunduğunda patlatıyor,elektirkli mutfak aletleri,tv,dijital bozuluyordu. Kızım da dijitalin  kumandasına dokunduğu anda sinyal kesildi ve dijital çalışmıyor.Dijitali daha öncede boşmuştu ve sonrasında çalışmaya başlamıştı ve bu ikinci kez yendiden bozuldu ve tv seyredemiyoruz. Enerjilerini nasıl  aktarıyorlarsa epey masraf açıyorlar :)

Arkadaşımı cezaevine her ziyarete gittiğimde mutlaka başıma aynı şey geliyor. Onlarca insan parmak izini okutup,kartını alıp geçiyor. Bense  parmak izini okutuyorum  ama bir sonraki binada parmak izlerimi okuyan cihaz okumuyor ve geçiş hakkı vermiyor.  En son yine ziyarette  aynısını yaşadım,kartları veren memur "hepte size denk geliyor" diyor o bile alıştı bizim durumumuza. Arkadaşımın aileside geldiğinde   üç dört kez aynı durumu yaşadık. Bir türlü  işlemler tamamlanmayınca görüş saati hakkımız  geçiyor.bir saat yerine yarım saat görüşe girebiliyoruz.

En son aynı şey tekrarlanınca gidip yeniden  sil baştan işlem yaptırdım. Ama  tekrar  kart okumadı o sıra  bayan bir gardiyan  kolumu tuttu ve sakince dedi ve onun dokunmasıyla elimi koyduğum cihaz parmak izini okudu ve geçiş hakkı verdi :) Ancak o kapıdan geçtikten sonra  birden  gözlerim doldu.Gözümden yaşlar akıyor ama ben kendime "Ya niye ağlıyorum ben,üzülecek bir durumda yok" diyorum  ama   gözlerim ağlıyor. İnsan sebepsiz de ağlarmış. Önce  acaba tüm buı olanlar beni çokmu gerdi,duygularımı farkında olmadan bastırdımmı diye düşündüm ama ben sevdiklerimin matem günlerinin yıldönümünde bile duygularımı bastırmadan,ağlamadan çözmüştüm  duygu hallerini. Çok şaşırdım ama sonrasında o bayan gardiyan aklıma geldi, belkide  enerjisinde  acı olan bir  anısının  enerjisini aldım,kimbilir.

Bazı insanlarında  el tokalaşmayışı  dikkatimi çekmiştir. Hatta   eşimin anlattığı bir  delinin  herkese elini öyle vermediğinden bahsetmişti. Sadece sevdiği insanlara elini verirmiş.Düşününce  mantıklı gelmeye başladı.

Yada hayvanlar dokunulmaktan,sevilmekten büyük  mutluluk ve keyif alırlar. Sadece  hayvanlarmı,sevgiyle dokunuşları   hangi insan red edebilirki!

Dokunmak çok fark yaratıyor,temkinli dokunun :)

 

zer-zivi

#9
Akşam üzeri kızım ağlayarak telefon etti.Parkta komşumuzun köpeği serbest dolaşırken(ki kimseye saldırmaz,uysal bir köpek),yaşlı bir kadın ona yaklaşıp irice bir taş alıp köpeğe fırlatır. Köpek kaçar. Kızımda "Teyze  niye taş atıyorsun" deyince kızımı azarlayıp "Sus terbiyesiz" der. Kızımda "Teyze ne terbiyesizliğimi gördün" deyince kadın "köpeğin pisliğini ye" demiş.Kızımda "Sen ye demiş" Yaşlı kadın eline  avuçladığı çakıl taşlarını kızıma fırlatmış. Kızımda köpeğin sahibi komşumuza kadının taş attığını gidip söylemiş.Sahibide  çaresiz "Allahından bulsun kızım ne diyeyim" demiş. Bizim kız nasıl üzülmüş nasıl gururu kırılmışsa, ağlayarak bizi arıyor. İnsanların davranışlarını engelleyemiyoruz bu bir gerçek ama en azından gidip konuşmak istedim.

Bir sürü yaşlı kadın oturmuşlar,parkın çardağında. Kadına gidip  "niyetim kavga etmek değil,eğriyi doğruyu konuşalım" dedim. Kadın bir başladı  savunmaya, beni dinlemiyor. Bir başka kadında  kadına   şahitlik ediyormu. Güya  köpek kadının üzerine gelmiş,oda korkmuş,taş atmış,benim kızımda cıngar kopartarak köpeğin sahibinede şikayet etmişmiş. Üstelik  köpeğin pisliğini ye demiş :) (Ben küfürlerdeki orjinal kelimelerin telafuzunu kibarca sansürlüyorum bu arada):). Kendi söylediğini söylemiyor, sanki  o lafı sadece kızım  söylemişmiş.

Kadın 75  yaşalrında var. Teyze seni kim yarattı dedim, "Beni allah yarattı" dedi. Peki ağaçları,kuşları,toprağı kim yarattı, "Allah yarattı" dedi. Peki o köpeği kim yarattı deyince "Ben bilmem kim yarattıysa yarattı" demezmi :) Beni,kızımı kim yarattı dedim yine "Ben bilmem kim yarattıysa yarattı" deyince dedim bizide,o köpeğide  allah yarattı peki o köpeği sen ona  zulmedesin diyemi yarattı" dedim kadın "Oruçlu oruçlu ağzımı açtırtma şimdi demezmi :) Yavaş yavaş sinirlenmeye başladım :) Dedim "Ben allah olsam,sen köpeğe  zulmedeceksin bende senin orucunu kabul edecem öylemi" deyince  tartışma  kızıştı. Kızıma ben  böyle  terbiyesiz  kız görmedim demeye başladı.  Çok şükür allah bana böyle bir evlat verdi dedim. Sen  seksen yaşındasın hadi kızım terbiyesiz peki sen niye  yanlışa yanlışla karşılık veriyorsun. Bu sorumluluğu sadece kızıma yüklüyorsun diye söylendim. Kadın "Anasıda terbiyesiz,kızıda. Allah belalarını versin" diye devam etti :). "Evet terbiyeyle terbiyesizlik yer değiştirmiş,terbiyesizliğiniz terbiye olmuş sizin,dilerim haklı sensen  belamızı bulalım yok sen hatalıysan  allah bildiği gibi ıslah eylesin deyip  eve  döndük. Aslında  "ah" etmeyi pek istemiyorum ama kızgınlığı derinden hissettiğimde artık  dilimden,gönlümden dökülüveriyor. Sakinleşincede  ahımdan vazgeçiyorum, nasılsa affetmek o anda  yüklendiğim  negatifliği,üzerimden atmaktır. O anda o kendisine ne yüklemişse(pozitif yada negatif) bu onun içinde geçerli. Ve bildiğim "herkes kendi nefsinin kurbanıdır" :) Uyumadan önce  o teyzeye  sevgi enerjisi göndereceğim ama bunu ne sevap için,ne yüce olmak için  yapmayacağım bunu kendimi arındırmak için yapacağım :). Sevabın sırrı bu olsa gerek :)

Sevap demişken birde bir dostumun halasının ölüm yıldönümü nedeniyle,babası  hayır yemeği verecek. Bunu duyunca yine komiğime gidiverdi:) Dedim "Yahu ben ölünce sakın ardımdan bir hayır yapacaksanız beni  alet etmeyin. Direk  aç olanın karnını doyurun sessizce. Şimdi o yemekte gelenler  halivakti yerinde insanlar ne diye   böylelerine yemek veriyorsun,vereceksen  Somalideki açlığın ne olduğunu bilen insanlara verilsin. Toku doyurmak marifet değilki,marifet olan  aç olanla yemeğini paylaşmaktır. Ben allah olsam, birde küfürü basarım vallaha :).Hem  ölenin ardından yemek verilince insanlar vijdanen(dini yada örf-adetler gereği) bir görevi yerine getirdiklerine, ölünün öte dünyada rahat ettiğine,(bence bu yemek allaha rüşvettir :).) ve ölünün üzerindende sevap kazandıklarına inanırlar :)

Allah: Yaz meleğim,şahıs  Ayşe,merhum  kocası için verdiği yemekte,90 kişilik tok insanı doyurmuştur,mevlüdünü okutmuştur. İnsanlar içeriğini anlamamıştır ama  önemli değil bana riayet edip ibadet yapmışlardır. Tüm bunlar ölünün hanesine  sevap kazandırmıştır bundan ötürüde kendisinin hanesinede sevap hakkı doğmuştur.

Yaz kızım melek, bunlar artıkın benim çok sevgili kullarımdır ve dokunulmazlıkları nedeniylede her haltı yiyebilir ve her türlü günahı işleyebilirler. Çünkü beni kandırma yetenekleri  çoktur,sağolsun  şeytanında vazifesini elinden almışlardır. :))

Sevgiler ...
 

Scyth

#10
Sevgili zer-zivi ihtiyarlar bazen şeker gibi oluyor bazende zehir gibi. Taş üstüne taş koymadan geçen bir ömür; sona doğru yaklaşırken artık dünyasal hazlara yanıt veremeyen çöken ve eriyen beden, ruhu kızdırır. Çünkü kabuk esikisi gibi değildir. O kadının kızgınlığıda seninde farkettiğin gibi çok sevdiği ve eskisi gibi deneyimleyemediği hayata ne köğeğe ne de senin kızına. Dikkatimi çeken ise sevap kavramına verdiğin pirim ve dolayısıyla ortaya çıkan günaha da. Ramtha'nın Beyaz Kitabını okumanı tavsiye ediyorum. Aydınlatıcı olacağı kanısındayım; tabi eğer istersen.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#11
Sevaba prim vermiyorum aslında,daha çok sevap anlayışı insanların kendilerini kandırmalarından başka br şey değil. Belkide sevap kavramı  yaradılışta her varlığın bir şekilde sevgiyi paylaşmalarından doğmuştur,zaman içinde bu artık şekilleşmiş ve öyle  nitelik kazanmıştır.İçte hissedilerek yapılan değilde öyle olması gerektiği içinde inceden  sorgulanmadan(yaradan böyle buyurdu gibi)yapılan bir uygulamaya dönüşmüş.Derinlemesine  "neden" diye sorgulanmadan  uygulanan bir ritüel.

Yemek vermek sevaptır,oruç tutmak,ibadet etmek farzdır diyerek uygulanıyor ve neden sevaptır,farzdır ve nasıl olması gerek diye derinlemesine düşünmek yok. Tek düşündüğümüz insanlara iyi,hoş,inançlı görünmek.

Geçen sabah  otobüse bindim.Otobüs tıka basa dolu,adım atacak yer yok. Hergün aynı semte böyle yolculuk ediyorum. Bazen iki otobüse,aynı zamanda binemediğim oldu kalabalıktan. Ve herkes sırasıyla binse ve sistemli boşluklara  ilerlese herkes kazançlı çıkacak ama  söylene söylene,kavgalar edile edile hergün bu manzaraya şahidim. Velhasıl  işe yetişme telaşıyla kimse kimseyi  düşünmemekte ve ikinci durakta inenler ve binenler için  kapılar açıldığında bir kısım  önden binmeye çalışırken,kendini uyanık sanan bir kısımda orta ve arka kapılaradan binmekte. Şoför kızıyor,  arka kapılardan kimse binmesin dediği halde binenler oluyor. Bir müddet sonra  otobüs boşaldığında arka kapılardan binen bir kapalı bayan ,ön kapıya doğru ilerleyip otobüs kartını bası verdi. Şimdi dine göre  kapanmış ve  dine görede kesinlikle orucunuda tutuyordur muhtemelen. Otobüs kartını basmamayı yanlış ve günah olarak değerlendirdiği için sanırım yolcu kartını çok sonra  basıyor. Ama nedense,ön kapıdan binmeye çalışan insanları es geçip,başkalarının biniş hakkını gaspederek arka kapıdan  otobüse binmeyi yanlış bulmuyor mesela. İnsanlar akın akın birbirlerinin önüne geçerek,ite kaka biniyor  ve ben kaç kere   otobüse binemedim,sanki yangından mal kaçırıyorlar. Ben kendimden utandığımdan bir kere olsun ne birilerinin önüne geçebildim,ne itekaka binmeye çabaladım nede  uyanıklık yapıp arka kapılardan binebildim. Evet bu durumu   hem bizlerin hemde  Ego'nun  çözmesi gerek. Yoksa hergün aynı  yaşam telaşı,kavgası hiçte  pozitif durumlar yaratmıyor.

Bir sevap işlenecekse o sevapta maddi ve manevi hiç bir çıkar söz konusu olmamalı.Mesela vijdanımı rahatlatmak için sevap yapmamalı o olması gerektiği için olmalı.Sevgiden ileri geldiği için olmalı. Çünkü bizler bir iyilkik yapsak insanların bize minnettar  olmalarını bekleriz  bu beklenti pekde doğru  değil. Ama şu noktada katılıyorum; insanlar iyilik yapmanın mutluluğuyla(egosal olsada) egoyu  pozitif yönde  dönüşümlerini sağlayabilirler.

Aklıma kızkardeşimin bir arkadaşı geldi. Bu çocuk evin tek çocuğu ve annesi   zengin malikanelerde hizmetçilik yaparak,dikiş,takı işleri ile para kazanarak oğlunu  özel kollejlerde okutmuş. Yıllık   18 bin dolar gibi bir para ile. Bir gün annesi kendisine "Oğlum üzerimde kuruş yok, paran varsa bana bir yol parası verde,bankaya kadar yürümeyeyim."dediğinde annesine parası olduğu halde vermemiş.Baba oğula bağ bağışlamış,oğul bir salkım üzümü babadan esirgemiş misali. Bunuda gelip kızkardeşime anlatmış. Kardeşimde  çok kızmış "Sen nasıl bir evlatsın,annenden bir yol parası esirgiyorsun" diye. Aradan zaman geçiyor ve bu   arkadaş  annesine para vermiş. Ve gelip kız kardeşime "Ya biliyormusun anneme ilk defa para verdim ve  bu öyle güzel bir duyguyduki,inanılmazdı. Kendimi çok mutlu hissettim" demiş. Şimdi  bencilliği,cimriliği olan bu insan ilk etapta paylaşımından hem egosal hemde sevgiyle karışık bir duygu hissetmiştir ama  olumlu yönde onu dönüştürecek bir durumdur yinede bu  eylemi.

Ramthanın beyaz kitabını  bulursam   alayım  ama yinede sen yazılanlarla ilgili biraz fikir verirsen  sevinirim :)
 

zer-zivi

#12
Yaşlı teyzeye gelince evet hayatında  belki dönüşümü yaratacak çok fırsatı vardır ama bunu değerlendirememenin kızgınlığıyla yine aynı  hatayı yapmaktadır. Normalde eskiden bir hayvana  çocuklar eziyet etse yada bir kediyi  taşla kovalasa,büyüklerimiz çocuklara kızar ve engel olurlardı "napıyorsun yavrum" derlerdi. Ama  bu  zaman  değişmiş tam tersi olmuş. Seksen yaşındaki kadın taşlıyor,onu çocuk  uyarıyor,engellemeye çalışıyor :)
 

Scyth

#13
Demek istediğim sevap varsa günahda olmak zorunda. Sevap yok, günahda yok; karma var.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

zer-zivi

#14
Evet  zıtlıklar birlikte var,dualite. Günah yada sevap aslında  biri negatifi diğeri pozitifi işaret ediyor. Sevap  "olmamız gereken sapmasız hali",günah "olmamız gereken halden uzak olmayı,sapmayı" işaret ediyor diyebiliriz. İnsanların sevabı günahı kendisine elbet ama genel kanılar ve örfadetler konusunda  derin düşününce,çelişkileri farketmemek kaçınılmaz oluyor.Herşey amacından o kadar çok uzak uygulanıyorki,bende dilimi tutamıyorum. Niyetim  farklı pencerelerden bakarak hem kendime hem başkalarına  farklı bakış açısı yaratmak o kadar.Yani yanlış kalıplaşmış şeylerin dışına çıkmalı  değeryargıları. Yanlışla doğru yer değiştirmiş,yanlış doğru sanılır olmuş.Tabiki doğruda yanlış sayılmakta. Hem benim günahımda yok sevabımda ,)