Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

kuvars kristali

Başlatan Scyth, 09 Mart 2011, 20:53:47

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

#30
"SORU: O halde ışığın, uzayın her noktasından, 360olik bir açının
bütününü kapsayacak şekilde dışarı doğru ışıyıp illüzyonumuza (madde
alemimize) doğru geldiğini ve piramidin, kepçe etkisiyle, bu ışımaya
kohezyon sağlayan bir odaklama mekanizması olarak çalıştığını kabul
edebiliriz. Doğru mu?

RA: Dediğiniz kesinlikle doğrudur.

....

SORU: Avluya kurduğumuz piramit şekli doğru olarak fonksiyon yapıyor
mu? Uygun şekilde inşa edilmiş ve ayarlanmış mıdır?

RA: Kusursuz olmamakla birlikte, kabul edilir toleranslar içinde
kalmaktadır. Ama azami verimlilik için konumu, bu yatağınkine
uydurulmalıdır.

SORU: Yani taban kenarlarından biri 20o kuzey-doğuya doğru mu
getirilmelidir? (Kuzey-kutup çizgisine göre 20o doğu.)

RA: Bu ayarlama yararlı olur.

SORU: Daha önce taban kenarlarından birinin tam kuzey kutup
doğrusuna paralel olarak yerleştirilmesi gerektiğini söylemiştiniz. Hangisi
daha iyi olur: Tam kuzey kutup doğrusuna paralel olan mı, yoksa bu
doğru ile doğu yönünde 20o açı yapan mı?

RA: Bu size kalmıştır. Sizin için bu kürede, bu anda en uygun ayarlama
kuzey kutup çizgisine paralel olandır. Ama siz sorunuzda özellikle, enerji
girdapları gerçek yeşil renk yönelimiyle (eğilimiyle) daha uyumlu olan
varlıklar tarafından kullanılan bir yapıyı sormuştunuz. Bu 20o kuzey-doğu
yönündedir.
Her iki konumun da avantajları vardır. Kuzey kutup doğrusuna paralel
olan konumda etki daha güçlüdür ve daha açık bir biçimde hissedilebilir.
Ancak, şimdi uzaktan geldiği için zayıf olan ama yakında tam zirveye
gelerek üstün duruma geçecek olan enerjinin yönünde konumlanmak
daha yararlıdır.
Seçim size aittir. Bu nitelik ile nicelik arasında ya da meditasyon
sırasında geniş ya da dar bir banttan yararlanma arasında yapılacak bir
seçimdir.

SORU: Gezegen ekseni yeniden ayarlanarak değiştiğinde, yeşil titreşime
uyum sağlamak üzere 20o kuzey-doğuya mı gelecek?

RA: Korkarız ki bu, bu celsenin son sorusu olacak, çünkü varlığın sizin
bedensel ağrı dediğiniz sapmaya doğru eğilimi hızla artmaktadır.
Bunun olacağına dair her türlü işaret vardır. Kesin konuşamayız ama,
sizin Logosunuz'a, deneyimler alemlerindeki yolculuğunu sağlayan daha
yoğun ve daha hafif enerjilerle uyum sağlamak üzere, daha kaba ya da
daha az yoğun malzemelerin yeniden biçimlendirileceklerini
söyleyebiliriz.
"


(Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 58,60,61)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#31
"SORU: Şimdi şifa alıştırmaları hakkında sorular sormak istiyorum:
Bedeni ilgilendiren şifa alıştırmalarıyla ilgili olarak, bedensel disiplinin,
bedenin doğal fonksiyonlarını yerine getirmesi sırasında sevgi ve bilgelik
arasındaki dengeyle ilgili olduğunu söylemekle ne demek istediniz?

RA: Medyumun aktarılan enerji kullanması dolayısıyla her zamankinden
daha kısa konuşacağız. Onun için de yanıtımız yeterli olmazsa başka
sorular sormanızı istiyoruz.
Beden bileşiminin doğal fonksiyonları vardır. Bunların çoğu tezahür
etmemiş benlikle ilgili olup normal olarak dengelenmeleri gerekmez. Bir
de, başka bir varlıkla ilgili doğal fonksiyonlar vardır. Bunlar arasında
dokunmak, sevmek, cinsel yaşam ve -ruha ya da akıl/duygu bileşimine
ait yalnızlık tipleriyle karşılaştırıldığında- bedenin doğal fonksiyonu olan
yalnızlık tipini gidermek için başka biriyle beraberliğin şiddetle arzulanışı
vardır.
Günlük yaşam sırasında bu doğal fonksiyonlar gözlemlenebilir ve
incelenebilirler. Bunun amacı, benlik-sevgisi ile diğer varlığa duyulan
sevginin, bu doğal fonksiyonların kullanımındaki bilgeliğe karşı durumunu
saptamaktır. Bu dengeleme süreci sırasında insanlarınızın çoğunda
fanteziler ve sapkın düşünceler de incelenebilir.
Bu doğal fonksiyonların diğer varlıkla ilgili olanlarından çekilmek,
onlardan vazgeçmek dengelenmeye eşittir. Bir tarafta bir sevgi fazlası
vardır. Bunun benlik-sevgisi mi, diğer varlığa duyulan sevgi mi, yoksa her
ikisi birden mi olduğu saptanmalıdır. Diğer tarafta ise bilgeliğe doğru ağır
basan bir denge bulunur.
Beden bileşimini iyi tanımak çok yararlıdır, o zaman bedeniniz sizin
müttefiğiniz olabilir, dengeli ve tümüyle bir araç olarak kullanılmaya hazır
hale gelebilir; çünkü her bedensel fonksiyon, diğer varlıkla birlikte giderek
daha yüksek enerji bileşimleri içinde kullanılabilir. Davranış ne olursa
olsun, önemli olan dengeleme, diğer varlıklarla, bu düzeydeki her ilişki ve
etkileşimin idrakidir. O zaman denge ister sevgi/bilgelik, isterse
bilgelik/sevgi şeklinde oluşsun, benlik, diğer varlığı dengeli bir biçimde
görebilir ve daha ileri çalışmalar yapabilmek üzere serbest kalır.

.....

SORU: Son sorum şöyle: Bedendeki tüm duyu ve hislerin dengelenmesi
için en uygun alıştırma meditasyon ya da düşünceye dalma şeklinde bir
hareketsizlik (durgunluk) dönemi geçirmektir. Doğru mu?

RA: Büyük oranda yanlıştır. Dengeleme, işin yapılabilmesi için meditatif
bir hali gerektirir. Ancak, bir duyunun dengelenmesi için o duyunun analiz
edilmesi gerekir; burada özel bir dikkat gerektiren nokta, sevgi ile bilgelik
ya da pozitif ile negatif arasındaki dengesizliktir (hangi tarafın ağır
bastığıdır). Ondan sonra da, bütün dengelemelerde yapıldığı gibi, duyu,
tüm diğer duyuları bastıracak şekilde ayrıntısıyla hatırlanarak, üzerinde
düşünülerek, dengesizliği yaratan sapma ortaya çıkarılır."

(Basit bir örnekle farklı bir şekilde söylemeye çalışıcağım. Sıradan bir karşılaşma
komşu,arkadaş vs. kısa bir merhabalaşmada bile etkileşim vardır. Şimdi elinizde
üzerine düşünebileceğiniz bir katalizörünüz var. Meditatif bir hal denirken
sanırım sakin bir kafayla katalizörü gözden geçirmekten bahsediliyor. Doğal olarak
ulaştığınız noktalar sizin imzanızı taşıyacağından; tersini yapabilirsiniz empati kurar-
sınız. Şimdi olayı bir de böyle ele alalım demektir bu. Bu dengelemeye bir örnek olabilir.
Sadece basit bir merhaba ve ya günaydından bahsettik. Gün içinde pek çok varlıkla karşılaşırsınız
ve çok daha karmaşık etkileşimlerde bulunursunuz.)




(Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 70,71,73)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#32
Uykusuz bir geceden sonra üç saatlik bir gündüz uykusunun ardından; sinirim tepemde uyandım. Öfkeliydim ve kızmak için bir şeyler arıyordum. Sonra bu hal içinde çakralarımın durumuna bir göz atmak aklıma geldi. Üçte, bir sorun yoktu, iki ise saat yönünün tersine dönüyordu. Başımda ağrıyordu, en iyisi iki,beş,altı ve yedi ile kısa bir çalışma yapmaktı. Zira öfkenin limbik sistemdeki Amigdala (iki taneler) ile ilgili olduğunu biliyordum. İnternette kısa bir araştırma yaptım ve öfkenin, uykusuzluk ya da uyku bozukluğu yüzünden çoğunlukla böbrek üstü bezlerinin aşırı salgıladığı testosteron(büyük kısmı testisler tarafından üretilir), epinephrine, norepinephrine ve cortisol hormonlarının etkisiyle olduğu bilgisine ulaştım. Asıl aklıma takılan öfkenin oluşmasını sağlayan aşırı hormon salgılanmaları değilde bunun niçin olduğuydu. Sebep uykusuzluk olarak görülüyor fakat sadece uykusuzluk bu hormanların aşırı salgılanmasını tek başına nasıl sağlayabilir. Yataktan kalktınız burnunuzdan soluyosunuz ;ama bir sebebi yok. Bu güç bir durum bedeniniz böyle bir hal içindeyken iradenizi kontrol etmek çok zorlaşıyor.   

Sarkaç örneğin üçüncü çakra üzerinde dönerken sabit bir hız ve yayılım alanı göstermiyordu. Önce hızlanıyor  sonra yayılış alanı genişliyor bir süre bu şekilde devam edip yavaşlamaya sonra yayılma alanı ve hızı düşerek çakranın üstünde küçük daireler çizmeye devam ediyordu. Devamında yeniden hız kazanıyor ve böyle devam ediyordu. Spiral çizen enerji sanki bir süre uzun dalga bir süre de kısa dalga yayın yapıyor gibi gözüktü gözüme. Yarı uykulu bir halde üçüncü çakramın üstünde yaptığım gözlemse; sarkaç bir anda hızını kesiyor ve küçük daireler çizmeye başlıyordu. Bu bana oldukça ilginç geldi. Uyku sırasında sadece dinlenme değil şifa süreci de gerçekleşir. Fakat neden sarkaç bu denli yavaşladı ve yayılma alanı küçüldü. Yani tam tersi olması gerekmiyor mu. Rüya görme ya da bir başka deyişle astral seyahat için  ya da bir başa deyişle bilinçaltına yapılan yolculuk için gerekli enerjiyi toplaması olabilirmiydi bu. Zaten uyku sırasında beden faaliyetide minimum olacağı için çakranın normal faaliyetininde minimuma indirilmesi; böylece fiziksel ve yaşam enerjisinin rüya görme işi için kullanıldığı varsayımına vardım.

Buraya kadar varsayım iyi hoşda; neden öfkeli uyandım. Aklıma gelen en iyi cevap şu. Vücüt saatinizin aktif olarak algıladığı bir saatte ve ya düzenli uyku saatinizde dolu bir mideyle yatarsanız öfkeli uyanmanız muhtemeldir. Hatta dolu mideyle yatanlar, çoğu kez kabus gördüklerini söylerler. Belki bu öğütme işlemini yapan bedenin bilinçaltına inen (rüya gören) sınırlı bilinci etkilemesi ve onu bilinçaltının gölgeli noktalarına doğru itmesidir. Eğer fiziksel enerji ile yaşam enerjisi kombinasyonu varsayımını bir anlığına kabul edersek aşırı bir enerji ile bilinçaltına doğru kontrolsuz bir sapan etkisi ile sizi fırlatacak böylece arzulanan değil, muhtemelen arzulanmayan gölgeli kısımlarınıza doğru yolculuk yapacaksınızdır. Hazır kabuslardan bahsetmişken korku film-dizi-hikayeleri yüksek olasılıkla amigdalanızı fena bir şekilde etkiliyor. Bu durum bireyden bireye farklılık gösterebilir ;kimi sabah olan etkileşimden daha az etkilenirken ,kimi uykuya yakın bir zamandakinden daha fazla etkilenebilir. Karanlık çoğu insanda gölgelerde bir şeyler görme hissi uyandırıdığı için bir miktar paranoyaklaşmada ihtimaldir ;ayrıca tecrübeyle sabittir. Yani mideniz boşken korku unsurlarına maruz kaldığınızda da; bu hem bedende amigdalayı etkileyerek bazı hormonlarınızın aşırı salgılanmasına, bazılarınında az salgılanmasıyla dengesizlik yaratacaktır. Hem de bilinçaltınızın gölgeli noktalarına doğru bir referans noktası oluşturabilir. Örnek vermek gerekirse testosteron hormunu fazla salgılandığında insilünü etkisizleştirerek vücüdda insilün direnci oluşturur; şekerinizi  yükseltir ve sinirlenirsiniz. Bundan dolayıdır ki erkeklerde uykudan kalktığın da burnundan soluma durumlarıyla çokça karşılaşırsınız; değişkendir tabi. Aynı durum güç ve rekabet eğilimine daha fazla yoğunlaşmış kadınlarda da görülebilir. Muhtemelen vücüt yapısına aykırı olarak  daha fazla testosteron üretiyordur. Bu noktada aklıma gelen kadınların regli dönemlerinde sinirli olmalarınıda gözden  kaçırmamak gerektiğidir.

Sonuç olarak düzenli bir uyku,ayrıca yatmadan en az iki saat evvel daha fazla besin almamak mantıklı gözüküyor. Belli bir saatten sonra çay bile içseniz uyku düzeninizi bozuyor; durum bu kadar hassas bir halde. Yatmadan önce meditasyon yapmakta kabus görme ya da sinirli uyanışlar için etkili bir çözüm olacaktır. Kimileri yatmadan önce dua ederek benzer bir işlev görürler. Başınızın üstünde ametist taşlı sarkaçla ve altıncı çakra üstünde lapis taşıyla yapacağınız çalışma etkili olabilir; ben de şe yaradı. Korku durumunda denemedim ama işe yarayabilir.

Çok fazla "bilir" ile biten kelime var. Kusura bakmayın sadece varsayımlarda bulunuyorum ve deneyimlerimi paylaşıyorum. Yanlış bir yönlendirmede bulunmak istemiyorum ve uyuyorum. Tatlı rüyalar...
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#33
Huzurlu uykular Sevgili Scyth :) ve günaydın. Çok teşekkür ederim ayrıca tecrübelerini paylaştığın için, sevgiler.
 

Scyth

#34
Küveti doldurup içine bir kaç tane büyükçe kristal koydum. Oldukça rahatlatıcıydı. Banyodan sonra bir rehavet çöker hatta uykunuz gelebilir; topraklandığınız için. Kristallerle yapılan banyoda tam tersi oluyor. Dingin ve dengeli bir şarj işlemi diyebilirim. Yorgunluk veya sürekli halsizliğiniz varsa çok iyi gelicektir.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#35
Kasyopya Celseler'inden kristallerin koruma işlevleri ile ilgili bölüm aşşağıdadır.

"4 Mart 1995 Frank, Laura, TR ve JR, SV

S:(T) Ona bir silah tasarımı verebilir misiniz? (L) Tanrım! (T)
Mizah, neşe! (L) Bir keresinde bize taşlarla, kristallerle falan
belirli bir koruma seviyesi elde edebileceğimizi söylemiştiniz,
bu doğru mu?
C: Evet ama kristaller "küçük patateslerdir."
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.