Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

4BH

#195
4 Temmuz 2009 Tarihli celseden


S: (L) Tamamdır, senin önceden hazırladığın soru var mı ? (Allen) Şu 'Ekin Çemberi İnsanları' konusunda ne söyleyebilirsiniz (sürekli bunlar hakkında internette haberler okuyup duruyoruz). Bu adamlar gerçekten iddia ettikleri gibi ekin çemberlerinden bazılarını oluşturuyorlar mı ? [ç.n. bildiğimiz gibi resmi medyanın iddialarından biri ekin çemberlerinin insanlar tarafından yapıldığı ve yine bu şekilde bu ekin çemberlerini yaptıklarını iddia eden bir takım gruplar mevcut, bu kişilerle ilgili soru soruluyor]
C: Bazıları ama aradaki farkı ayırt edebilirsiniz.

S: (J) Anlamı şu ki, onlar ekinleri harap ediyorlar. [ç.n. 'gerçek' ekin çemberlerinde ekinler zarar görmüyor, kalıcı bir bükme olmuyor, hatta sonrasında o bölgedeki ekin verimliliğin arttığı söyleniyor]
C: Ayrıca "gerçek" olanların çevresinde nöber tutuyorlar, kendilerine kredi kazanmak için. Atandıkları görev bu.
S: (A__) Vay be. (J) Bilgi kirlenmesi ve dikkat dağıtma oluşturmak için orada bulunuyorlar.
C: Bunu söyleyebilirsin. Ayrıca (çok sayıda kişi) "dikkatlerinin dağıtılmasına" o kadar elverişli ki.

.......

S: (AI) Çekim değişikliği ne zaman yaşanacak ? (L) Celseleri oku. (A__) Önümüzdeki 5 yıl içerisinde. (J) Arıkuşunu temsil eden ekin çemberi hakkında birşeyler sormak istiyorum. (A__) Nazca düzlüklerindeki arı kuşu çizimine benziyor. (L) Tamam, Joe nun bilmek istediği, bu arı-kuşu benzeri olan sahte mi ?
C: "Gerçek" ama asıl soru şu "bunu kimler yaptı?"

S: (J) 6. Yoğunluk düşünceleri mi ?
C. Hayır.

S: (Allen) 4. Yoğunluk KH mı ?
C: Evet, ve onların insan "ajanları".

S: (A__) Peki ya orijinal Nazca çizimi olan, bu da aynı şekilde mi ? Yani demek istediğim bu ekin çemberini yapanlar kimlerse, bunlar eskiden bunları yapanlarla ilişkili mi ?
C: Hayır.

S: (Allen) Yani bu adamlar [ç.n. ekin çemberlerini yaptıklarını iddia eden kişiler], bu çemberlerin bazılarını yaparken bunları kanalladıklarını söylediklerinde, bir şekilde doğruyu dile getirmiş oluyorlar, yani 4KH yı kanallamış oluyorlar.
C: Evet, elbette!

2 Temmuz tarihli ilgili ekin çemberi



 

Tiversonus

#196
Umut etmekten başka çare yok

Sözü verilmemiş hiçbir şey imkansız değildir

Tanrı'dan başkası mükemmel değildir ki

İnsanların babası Gün ortasında geceyi yarattı

Parlayan güneşin ışığını bizden mahrum ederek

Ve keskin bir korku insanoğlunun üzerine hücum etti.


Archilochus (M. Ö 680–645)


...Şairin betimlemeleri imkansızı beklememizi önererek devam eder, der ki; Karanın canlılarıyla yunuslar yer değiştirir, otlakların yaratıkları tuzlu yosunlarla beslenmeye başlarsa şaşırmayın. Yunuslar ise dağ zirvelerini denizin dalgalarına tercih edebilir.

Bu şiir, tutulmaların eski çağlarda da gözlemlendiğine dair bir kaynak sağladığı gibi, etkilerinin de büyük ve beklenmedik değişimler yaratacağına dikkat çekmektedir.

Ay ve Güneş tutulmaları insanlar tarafından tarih boyunca detaylı olarak izlenmiştir. 4000 yıl önce Çinlilerin, 4500 sene öncesinde Mısırlıların tuttuğu, gökyüzü kayıtlarından bazılarına sahibiz. Bu bilgiler bize eski medeniyetlerin gökyüzünü izleyerek gelecek hakkında tahminlerde bulunduklarını göstermektedir.

Yunanlara göre tutulmalar "abandonment" yani terk ediş olarak betimlenirdi. (ışığın yeryüzünü terk etmesi). Çinlilerde, karanlığın (tutulma anı) ışığı yutan bir ejderha ya da iblis olduğuna inanılırdı.

Tutulmalar eski zamanlarda, imparator ya da Kral için önemli işaretlerdi. Buna göre kralın geleceği okunur ya da doğacak kralın nitelikleri açıklanırdır. Yine savaş stratejilerinde, tutulmaların büyük önemi vardır. Öngörülerinde başarısız olan bütün astrologlar idam edilirdi.

Antik çağlardan beri tutulmalar birçok fenomenin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dünyanın sonuna dair senaryoların çoğu bir güneş tutulması sahnesine sahiptir. Tutulmalar din kitaplarındaki sembollerden de eksik edilmemiştir.

Mezopotamya'dan, Hindistan'a, Mısır'dan Mayalara kadar özellikle Güneş tutulmaları kıyamet alametiydi. Bunun başlıca nedeni, gün ortasında Dünya'nın karanlığa bürünmesiydi. Işığın kutsallığı ve yaşam veren niteliğinin engellenmesi, insanların tüm sene boyunca kıtlık çekeceğine, ürünlerinin mahvolacağına inanmalarına neden olmuştur. Kimi zaman da kralın öleceğine delalet ederdi. Salgınlardan, kayıplardan hep tutulmalar sorumluydu.

Birçok gelenekte, tutulma günü çanak çömleğe vurarak gürültü çıkaran, davullar çalan, ilahiler söyleyerek dolaşan insanlar vardır. Duaların amacı felaketlerden korunmak, kötü şansı kovmaktır.

Sezar'ın ve Hz. İsa'nın tutulma günü öldüğü söylenir.

Abartılı tasvirleri göz ardı ederek, tutulmaların öncesinde ve sonrasında gerçekleşen olayların statiksel  sonuçlarına bakarsak, Astrolojinin neden tutulmaları oldukça dikkate aldığını anlarız.

Işıkların tarihi ve mitolojik etkilerini genel olarak inceledikten sonra günümüze dönebiliriz.

2009 Tutulmaları

Yılın en önemli süreci başlamak üzere. Temmuz ayında Zahiri Ay tutulması ve ardından Tam Güneş Tutulmasına tanık olacağız. Ay tutulması, güneş tutulmasından önceki hazırlık evresi gibi işleyecektir.

Ay denince aklımıza ilk gelen bilinçaltı ve negatifle ifade edilen dişi temalar olacaktır. Öncelikli olarak duygusal dünyamızı etki altına alan Ay tutulmaları gündeme, ilişkileri, aileyi, toplumsal temaları taşıyacaktır. Kişisel seviyelerde işler. Vücudumuzdaki su oranı, sinir sistemi ve hormonlarla da bağlantılıdır. Ruh, iç bilinç, içgüdü, özel hayat, genel anlamda kadınlar, sağlık konularını temsil eder. Dünyevi olarak ise halkın moraliyle, topluluk bilinci ve davranışlarıyla alakalıdır. Nüfusun popüler fikirlerini, ideolojilerini etkiler. Gelgitlerden sorumlu Ay'ın yeryüzü üzerinde direkt bir yaptırımı vardır.

Güneş tutulmaları ise yüzeydeki değişimlerle ilgilidir. Eril hareketi, politikayı, toprağı, doğanın dengesindeki belirgin değişimleri tetikler. Yaratıcı ve yok edici güçtür, dünyaya yaşam veren enerjidir. Etkileri aydan çok daha direkt bir yöntemle işler. Otoriteyi, ülkelerin temel karakterini, başbakanları, liderleri yani genel anlamda "kralları" işaret eder. Ana kara, hareket ve görünebilir değişimlerle bağlantılı etkileri vardır.

Ne Ay ne de Güneş Tutulması şanslı olarak nitelendirilmez. Dünya tarihinin , gelecek öngörülerindeki en temel sembollerinden olan tutulmalar, karşı konulmaz değişimlerden sorumlu olan alametlerdir.

Ay Tutulması genel anlamda yaşamımızda çok güçlü blokajlar yaratacaktır. Bu blokajları sonuçta yıkılması gereken bir baraj gibi algılarsak, insan ruhu suyun gücüne temsil eden hareket olacaktır. Su barajın zayıf noktalarına güç uygulayacak ve patlama ya da kırılma noktası yaratacaktır. Ay tutulması temel olarak dolunay görünümüdür. Dolunaylarda suç oranının artıyor olması ve gelgit, tüm içsel ve duygusal seviyelerin bulduğu çıkış noktası gibidir. Yaşam denilen süreç, hareketin devamı için bütün blokajlardan kurtulmak zorundadır. Biz bunları kimi zaman doğal felaketler, kimi zaman da "cinnet" zamanları olarak betimleriz. Biriken enerji, bir noktada genişlemek/dağılmak zorundadır.

Tutulmalar Ve Türkiye

Ay tutulması etkili olacaktır. Bunun en temel nedeni, tutulumun Oğlak'ta yani Ay'ın zararlı bulunduğu yerde gerçekleşecek olmasıdır. Oğlak 10. Evin doğal yöneticisidir. Sosyal ve yöneticilerle ilgili konular ortaya çıkar. Ay'ın Oğlak'ta bulunması, kreşler, çocuklar, çekirdek aile gibi konularda ki yasa tasarılarını ya da gayrimenkul ile ilgili vergi yaptırımlarına dikkat çeker. Yeni yaptırımlar toplumun genelini karşısına alabilir. Güvenlik hissi yok olur. Güvensizlik ise korkuya ve endişeye yol açar.

İlişkilerde, çiftler birbirini kontrol altına almaya çalışır, kıskançlık krizleri yaşanır. Duygusal anlamda büyük gerginlik ve ayrılıklar ortaya çıkabilir. Bana kalırsa özellikle tutulma günü sevgilinizle buluşmayın. Tartışmaları alttan almaya çalışın.

Ay tutulmasını TC haritasında incelediğimizde, tutulumun 1 ve 7. Ev aksında gerçekleşeceğini görürüz. 1. Ev mundane olarak milletin tümünü, uluslar arası konumunu ve politikalarını temsil eder. 7. Ev açık düşmanlar, müttefikler, kontratlar, ticaret, ulusal ilişkileri ifade eder. Ay Oğlak'ta bütün bu konuları aleyhimize çevirebilecek niteliktedir. Oğlak yöneticisi Satürn, TC'nin 4. Evine yeni girmiş toprak ve gayrimenkulle ilgili konuları gündeme getirmiştir. Yabancıların ülkemizdeki alım-satım işleriyle ilgili yeni yasa taslaklarına tanık olabiliriz. Bu durum halkı ve turizm sektörünü rahatsız edebilir. 4. Ev madenleri ve toprak altındaki zenginlikleri ifade ettiği için yabancı girişimcilerin ülkemizin belli bölgelerinde yatırım yapmaları gündeme gelecektir. Ticaretle ilgili şartlar da aleyhimize güncellenebilir.

9. Evdeki transit Jüpiter'in 5. Evdeki Jüpiter'e karesine bakarsak borsa da ciddi dengesizlikler gözlemlenecektir. Ülkenin borçlarının ödenemediği bir süreci gösteren bu işaret, yeni vergileri de teyit etmektedir. Transit Mars'ın 12. Ev kapsına yakın duruşu ve Jüpiter'e karşıt açı yapması suçlu bulunarak mahkum edilmiş (12. Ev konuları) birine devlet tarafından ayrıcalık tanınırsa, halk isyan edebilir. Bu mahkum başka bir ülkede olabilir. Yine gizli ve yarım kalmış dosyalar, Plüton natal Ay karşıtlığıyla (Plüton 6. Evde orduyla ilgilidir) gün yüzüne çıkabilir. Ayrıca Transit Uranüs'ün Ay'a aldığı kare düşünülürse, bu durum hiç beklemediğimiz sansasyonel açılımlar yaratabilir!

İhracatla ilgili deniz nakliyatında sorunlar yaşanabilir (9. Ev kombinasyonu ve açılarına istinaden). TC solarını incelersek, Temmuz ayında 7. – 12. ev konularının aktif olacağını görürüz. Bu da sosyal yaşamda karmaşa ve gizli anlaşmalar demektir. Merkür'ün solardaki konumu, karmaşalar, özellikle ulaşımla ilgili yaşanabilir. Yeni bir ulaşım sistemi de topluma sunulabilir.

Haziran Ayı daha önce yazdığım gibi, oldukça verimli bir süreçti. Ama önümüzdeki 3 ay boyunca büyük değişimler ve negatif hareketler olacaktır.

1 – 14 Temmuz arasında Ay Tutulmasının etkileri yoğun olarak hissedilecektir.

1 Temmuz'da Uranüs'ün geri gitmesiyle 2 Temmuz'da Tra. Mars TC Jüpiter karşıtlığı Borsada beklenmedik hareketler yaratabilir (5. Ve 11. Evler). 5, 6, 7 Temmuz günü Merkür Mars karesi toplu kazaları tetikleyebilir. Şiddet artar. Yer sarsıntıları oluşabilir (1. – 4. Ev arası)

10 – 14 Temmuz tarihleri arasında geri giden Jüpiter Neptün'e tekrar kavuşum yapacaktır. 12 Temmuz'da Mars ikizler burcunda ilerlemeye başlayacak ve Plüton'a 150'lik açı alacaktır. Genel olarak bu görünümler bana suların kirliliği ve salgınlarla alakalı geldi. Örneğin son dönemlerde Marmara denizinde türeyen kahverengi ve uzun uzuvlara sahip, zehirli denizanaları, kirlilikten oluşmuştur. Bu da gayet Jüpiter Neptün kavuşumuna, sudan gelen lanet olarak atfedilebilir. Bu yıl virüsler her şekilde karşımıza çıkmaya başladı. Pluto ve Mars 150'lik açısı ilk elden belirgin etkiler ortaya koymayacaktır, 150'lik açının doğası, etkisini sonradan gün yüzüne çıkarmasıdır. Merkür'ün Yengeç'teki hareketi, Ay/Su canlılarıyla/virüsleriyle ilgili bir yaygınlığın göstergesi olabilir. Astrolokasyon tekniğiyle tutulum haritasından da tutulumun etkileri, konuları ve bölgeleri saptanabilir.

Ay tutulması da potansiyel olayların, perde arkasında işleyen bölümüdür. Güneş tutulmasından önce temeli hazır eden etkiler, 22 Temmuz itibaren görünür olarak harekete geçecektir.

Güneş Tutulması

Gerçekten de çok şiddetli bir Güneş tutulmasına tanık olacağımızı düşünüyorum. Öncelikle 29 dereceler kötücül kabul edilir, Satürn Mars etkisindedir. Krizleri ifade eder. Tutulma Türkiye'nin yükseleninde gerçekleşeceği için de oldukça önemli.

Tutulumların etki zamanı Temmuz, Ağustos ve Eylül olarak alınmalıdır. Kaldı ki bütün işaretler bu 3 ayın genel olarak çok zorlu olacağını gösteriyor. Tutulumun etkisini göstereceği genel zaman tanımlaması ise Güneş'in karardığı sürece göre belirlenir (daha önceki yazılarımda değindim).

Tutulma, Asya ve Pasifiğin bir çok bölgesinde görünecektir ( Hindistan, Çin, Japon adaları, Güney Pasifik birincil etki). Türkiye'de Muğla, Balıkesir, Kıbrıs, Zonguldak, Osmaniye, Tekirdağ bölgesi tutulumun etkisinde gibi görünüyor.

Bu aşamada felaket tellalığını bırakıyor, en baştaki şiiri okumanızı istiyorum...

Gel gelelim burçlardaki Temmuz Ayı etkilerine. Böyle genel yorumlardan hiç haz etmesem de, hepinizin bir nebze de olsa merak ettiğinizi biliyorum. Bu nedenle lütfen yorumlarımı kişisel ve " mutlaka böyle olacak" şeklinde algılamayınız. Tutulma derecelerinin haritanızda hangi gezegenlere açı yaptığını, hangi evlere düştüğünü belirleyiniz.

Alıntı: Kristin Demirci

Tiversonus

#197
GÜNEŞ TUTULMASI İLE DEPREMLER ARASINDA BİR İLİŞKİ VAR MI?

11 Ağustos 1999 güneş tutulmasından tam altı gün sonra ülkemizde büyük bir felaket yaşandı. Marmara depremi en az 20.000 kişinin yaşamını alırken, binlerce aileyi de evsiz barksız bıraktı. Büyük depremin yaraları hala sarılmamışken, 29 Mart 2006 güneş tutulması ister istemez insanlarda deprem korkusunu uyandırdı. Ya deprem olursa?

Kimi bilim adamları güneş tutulması ve deprem arasında mutlak bir ilişkinin varlığından söz ederken, diğerleri ise bilimsel dayanağı olmayan bu tür açıklamalarla panik yaratmanın doğru olmadığını söylüyorlar.

Peki doğru yanıt nedir? Böyle bir ilişki var mı, varsa halk arasında paniğe neden olmamak için gizleniyor mu? Ama genel kabul gören görüş, ciddi bilim çevrelerinde, güneş tutulmasıyla depremler arasında bir ilişik olmadığı...Ciddi bilimciler, bazı tüccar akademisyenlerin bu işini ticaretini yaptığı görüşünde.

Deprem karmaşık süreç

Deprem başlı başına son derece karmaşık bir olgu, zengin endüstri ülkeleri bile gelişkin teknolojilerine rağmen depremin gizini çözebilmiş değil. Sonuçta deprem birçok faktörden etkilenebilen jeolojik süreçlerin bir sonucu. Fakat bilim insanlarının bildiği kesin bir nokta var: Deprem felaketlerini en az zararla atlatmak için depremle yaşamayı öğrenmek. Yani özetle depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve yerleşmeleri sağlam zeminler üzerine kurmak. Güneş tutulması ve deprem ilişkisine gelince;

Evet güneş tutulmalarıyla yakın tarihlerde meydana gelmiş depremler yok değil. Fakat bu ilişkinin ne sıklıkta ortaya çıktığını görmek için on on beş senelik verilere bakmak yeterli değildir. Çok daha geniş kapsamlı istatistiksel araştırmaların yapılması gerekir.

İşte böyle bir araştırma İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nden Yardımcı Doçent Tansel Ak tarafından yapıldı.

Araştırma sonucu

Araştırma kapsamında 1.1.1900 ile 15.10.2005 tarihleri arasında dünya genelinde yaşanan 6.0 şiddetinden büyük depremler ve bu depremlerle yakın tarihlerde meydana gelen güneş tutulmaları aranmış.

Son 105 yılda 77 halkalı, 80 parçalı, 74 tam ve sekiz kez de halkalı başlayıp tam biten güneş tutulmasıyla birlikte toplam 239 güneş tutulması söz konusu.

Bu tutulmaların %40,2'sinden (96 tane) on gün önce en az bir deprem görülmüş. 106 güneş tutulmasından on gün sonra ise yine en az bir deprem meydana gelmiş. Geriyle kalan 37 tutulmadan on gün önce ve sonra dünyanın hiçbir yerinde 6.0 şiddetinde veya daha büyük bir deprem yaşanmamış.

Sonuç olarak yaklaşık olarak güneş tutulmalarının %85'inde on gün önce veya sonra dünyanın her hangi bir yerinde 6.0 şiddetinde veya daha büyük en az bir deprem olmuş.

BM araştırması

Daha dar bir zaman dilimini kapsayan ikinci bir araştırma Birleşmiş Milletler Jeoloji Araştırmaları'nın verilerine dayanıyor. Buna göre 1973-2004 yılları arasında büyüklüğü 7.0-9.9 şiddetinde 487 deprem meydana gelmiş.

Birleşmiş Milletler Jeoloji Araştırmaları'nın verileri 7.0-7.9 büyüklüğündeki depremlerin yıllık ortalamasının 17, daha büyük depremlerin ise 1 olduğunu söylüyor. Aynı zaman dilimi içinde ise 70 güneş tutulması kaydedilmiş.

Bu araştırmada 17 ağustos 1999 depreminin güneş tutulmasından altı gün sonra meydana geldiği dikkatte alınarak, bu depremlerin güneş tutulmasından altı gün önce veya sonra yaşanıp yaşanmadığına bakılmış.

Araştırmadan çıkan sonuca göre büyük depremlerin %90'ı güneş tutulmalarıyla ilgili olmayan tarihlerde yaşanmış.

Güneş tutulmasına yakın tarihlerde meydana gelenler, Avrasya, Avustralya, Filipin, Pasifik ve Kuzey ve Güney Amerika levha sınırındaki depremler.

Türkiye'deki durum ise özetle şöyle: 32 yıllık dönemde yaşanan 5.9 şiddetinden büyük 37 depremden, 17 Ağustos 1999 Marmara depremi hariç, hiçbiri güneş tutulması tarihleriyle ilişkili değil.

www.bilim.org


Tiversonus

#198
GERÇEK NEGATİF Mİ? NE ZAMANDAN BERİ?

Duydum ki, bu sitedeki birçok makalenin çok açık olduğu söyleniliyor ve insanları neler olduğu konusunda daha yavaş, daha "hafif" bir şekilde bilgilendirmemizin daha iyi olacağı belirtiliyor.

 

Bu da bir görüştür ve insanların bunu ifade etmelerini gayet haklı buluyorum. Fakat, ben, oturduğum yerde, kendi isteklerime karşı nefesleri kesen bir düşkünlük yaşamaktayım.

 

İnsanların, korkularıyla yüzleşme, güçlerini geri alma, ve bir fark yaratma hakkında konuştuklarını görüyorum, ama tüm bunları yapmak ve gerçekleştirmek için fırsat geldiğinde, zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel olarak kaçmak istiyorlar.

 

Belirtmek istediğim nokta şu ki gerçekte ne olduğunu açığa çıkarmak ve yaymak için sınırsız bir zamanımız yok ve her geçen gün daha fazla çocuk acı çekmekte. İnsanların keyfini bozmamak için daha yavaş hareket etmemiz gerektiğini bu çocuklara söyleyin.

 

Yalnızca uyanma zamanı değil, ayni zamanda büyüme-olgunlaşma zamanıdır.

 

Gücümüzü geri alma, nelerin olup bittiği konusunda sorumluluğumuzu geri almak, onu açığa çıkarmak, onunla yüzleşmek ve böylece onu değiştirmek anlamına gelir.

 

Buna ek olarak, duydum ki, eğer kendi gerçekliğimizi yaratırsak, gerçekten olup bitenler için suçlanacak kimsenin kalmayacağı söyleniliyor. Bu, benim fikrimce, aşırı basitlik ve saflıktır.

 

Her düşünce, olayları değiştirir ve onları etkiler. Bu yüzden, ne olursa olsun, bundan herkes sorumludur. Bir eylemi fiziksel olarak gerçekleştirmeyi seçen bireyler, bir eylemin gerçekleşmesini sağlamak için onu düzenleyen bireyler ve büyük çoğunluk olan, bir eylemin gerçekleşmesine boş boş oturarak, sorusuz-tepkisiz, seyirci kalan bireyler..

 

Ne yapmamız lazım?..O acı çeken, tacize uğrayan, büyük korkulardan geçen çocukların kendi gerçekliğini yarattığını söyleyip, onları bir başlarına mı bırakalım? Bu davranışımız kendi gerçekliğimiz hakkında bize ne gösterir peki?

 

Bu websitesi ve kitaplarım, bu korkuları fiziksel olarak yaşamış olanları ve onların hangi şebekeler aracılığı ile kullanıldığını açığa çıkarmaktadır. Fakat, buna ek olarak, sunmaya çalıştığım bilgiler, tüm bu olanlara karşılık sorumluluğumuzu elimize almamız için de bize meydan okumaktadır, çünkü tüm kötülükler, acılar ve korkular, eğer biz gözlerimizi ve zihinlerimizi kapatarak olmalarına izin verirsek, gerçekleşirler.

 

Ya da, bir mazaret niyetine, yapabileceğimiz bir şey olmadığı konusunda kendimizi ikna etmemiz, ve böylece bir şey yapmayarak vicdanımızı rahatlatmamız için "Ne yapabilirim ki?" sorusunu sormak...


Ruhsallığı ve sorumluluğu konuşmak vardır..

Ve bir de bunları YAŞAMAK..

İkisi ayni şey değildir ve sürekli olarak karıştırılır.

Sevgilerimle,

 

David Icke

http://www.davidicke.com/turkey/icke/articles3/truth-tr.html



Gerçekten harika bir yazı, elbette kendimin bir eleştirisini de bulduğumdan "acı" ama "gerçek" bir saptama var içerisinde. Paylaşmak istedim, daha doğrusu kendim okudum, kendim için...




Tiversonus

#199
AYIN RİTİMLERİYLE YAŞAMAK 30 Temmuz

30 Temmuz 2009

 

Yiğit Köseoğlu

 

Sevgili Dostlar,

 

Bugün 30.07.09 Perşembe, 9. Ay günü. Şu dakikalarda %58'i aydınlanmış durumda olan Ay'ın, bu gece gözle izlenebilecek bölümü daha da büyümüş olacak. Bugün saat 15:54'te Ay son iki gündür içinde bulunduğu Akrep burcunu terk edecek ve saat 23:10'da Yay burcuna ulaşacak. Yani Ay, Akrep'ten çıkıp Yay'a ulaşmadan önce yaklaşık 7 saatlik süre "boşluk"ta kalacak. Bu süre içerisinde sizin de kendinizi boşlukta hissetmeniz çok doğal. Önem verdiğiniz hiçbir mevzunun çözümünü bu saatler arasında vereceğiniz kararlara bırakmamanızda yarar var.

 

Ay Yay burcundayken bedenimizde en yoğun etkiyi; sakrum, kuyruk sokumu, siyatik siniri, üst bacaklar ile duyu organlarında yapıyor. Alt lomber omurlarında sorunu olanlar Yay günlerinde ağrılarında hafif bir artış hissedebilirler. Siyatik şikayetlerinde de artma gözlenebilir. Yapılacak şey, Yay günlerinde bu bölgeleri güçlendirmek için üzerimizde/içimizde çalışan Ay enerjisinin işini kolaylaştırmaktır. Bu günlerde bu bölgeleri aşırı zorlayacak hareketlerden kaçınmak iyi olacak. Bel omurlarından yayılan sinirlerin ve siyatiğin serbest kalmasını kolaylaştıracak gerinme/gevşeme egzersizleri sizi rahatlatacaktır. Sırt üstü uzanın mesela, vücudunuzu ve özellikle alt bel bölgenizin, kalçanızın, kuyruk sokumunuzun ve üst bacaklarınızın bütün ağırlığını bir kaya gibi yer çekimine teslim edin. Nefes alırken bu bölgelerinizdeki gerilimi, nefes verirken ise gevşemeyi hissedin. Her nefes verişinizde içinizden bu bölgelerdeki kaslarınıza gevşeme komutları verin. Bu kadarcık bir çaba bile şikayetlerinizi hafifletecektir. Pelvik Tilt adı verilen egzersiz (bilmiyorsanız İnternet'ten bilgi edinebilirsiniz) de adeta Yay günleri için yaratılmıştır. Bel ve sakrum bölgelerinde ağrısı olmayanlar bu egzersizi güçlendirme amacıyla uygulayamaya başlayabilir. Ay'ın Yay burcunda olduğu günler, insanın alıp başını uzun uzun yürümek isteyebileceği "özgürlük günleri"ndendir. Ama mesafeyi çok abartmak ve zorlu bir parkur seçmek üst bacaklarınızı bu günlerde fazla zorlayabilir. Rutin yürüyüşlerinizi Yay günlerinde biraz kısaltmanın hiçbir zararı olmaz. Özetle, yukardaki beden bölgelerimiz Yay günlerinde hassas olacak. Bu bölgeleri zorlayacak, zayıf düşürecek her şeyden (tabii acil olmayan ameliyatlardan da) kaçının.

http://www.kosulsuz-sevgi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=688&Itemid=717

Tiversonus


Tiversonus

#201
MANYETIK KUTUPLAR YER DEĞIŞTIRIYOR



Yerküre'nin sahip olduğu manyetik alan, kendi ekseni etrafında dönüşünün ve yer kabuğunun Ay'ın çekimi ile etkileşmesinin bir ürünüdür. Buna göre Yerküre, coğrafi kutuplarının yanında ayrıca, manyetik kuzey kutup ve manyetik güney kutup noktalarına da sahiptir. Manyetik kutup noktaları, coğrafi kutuplardan 1600 km. uzaktadır.

Yeryüzü'nün manyetik alanı, manyetik kutupları birbirine bağlayan kuvvet çizgileriyle Dünya'yı sarıp sarmalamıştır. Bu manyetik alan, dış uzaydan gelen kozmik ışın parçacıklarına enerji kaybettirir ve böylece bir kalkan görevi görür.

Dünya'nın değişik yerlerinde yapılan jeolojik çalışmalar, manyetik kutupların belirli bir düzende sürekli yer değiştirdiğini ortaya koymuştur. Jeolojik geçmiş boyunca meydana gelmiş bulunan volkanizma olayları sonucunda, içinde demir minerali bulunan mıknatıslanabilir volkanik kayaçlar oluşmuştur. Yüzeye çıkarak katılaşmaya başlayan akıcı lavlar içindeki demir molekülleri, dizilimlerini ve manyetik yönlenmelerini, Yerküre'nin o andaki manyetik alanının etkisi altında gerçekleştirerek manyetik kuzey-güney yönünde düzenlenirler.

Faaliyetini 100 milyon yıl eksiksiz sürdüren bir yanardağdan dikine alınan bir sondaj kesitinde, değişik yaşlardaki lav katmanlarının içindeki demirli minerallerin manyetik dizilim yönünü tespit etmek suretiyle, örneğin, 100 milyon yıl içerisinde manyetik kutuplarda meydana gelmiş bulunan değişiklikler saptanabilir.

Geçerliliği kesin olarak ispatlanan bu yöntem sayesinde, son 76 milyon yıldan bu yana 170 manyetik kutup değişmesi (terselmesi) saptanmıştır. Yapılan araştırmalara göre, manyetik kuzey kutup ile manyetik güney kutbun yer değiştirmesi hareketi 1000 ile 10.000 yıl arasındaki bir zaman dilimini kapsamakta ve kutupların yer değiştirdiği bu dönemde Yerküre'nin manyetik şemsiyesinde yırtılmalar meydana gelmektedir.

Manyetik alanın yön değiştirdiği dönemlerde, manyetik alanın koruyucu bir kalkan görevi görmesi sekteye uğramaktadır. Bu şekilde Yeryüzü'nün manyetik alanının şiddeti azaldığında, kozmik ışınlara karşı korunması da zayıflamaktadır. Bu durum, gerek iklimler üzerinde gerekse canlı yaşamı üzerinde önemli etkilere sebep olmaktadır.

Her manyetik kutup terselmesinden sonra 100 bin ile 1 milyon yıl arasında değişen dönemler boyunca manyetik kalkanın tekrar etkin olarak kurulduğu bir evre yaşanmaktadır. Dolayısıyla atmosfer, iklim ve canlı yaşamı yeni bir doğal dengeye kavuşmaktadır.

Günümüzdeki manyetik kuzey kutbu, bugünkü yerine bundan yaklaşık 700 bin yıl önce gelmiştir. Ondan önceki 300 bin yıllık bir dönemde bugünkü manyetik kuzey kutbu Antarktika'daydı, yani bir pusula o dönemde kullanılmış olsaydı, ibrenin kuzeyi gösteren kolu, coğrafi kuzey kutbuna değil, Antarktika'ya yönelik olacaktı. Ondan önceki dönemde manyetik kuzey kutbu yine bugünkü yerindeydi ve bu durum 100 bin yıl sürmüştü. Daha önceki dönemde ise manyetik kuzey kutbu yine Antarktika'ya kaymıştı ve bu durum 1 milyon yıl sürmüştü. Daha eskilere doğru inildikçe manyetik kutup terselmesinin ritmik olarak devam ettiği görülmektedir.

Ritmik olarak gerçekleşen bu manyetik ters dönme olaylarının sebebi ise bilimsel bir mantıkla henüz açıklanamamaktadır. Nedeni bilinmediği ve ani olarak ortaya çıktığı için de, önceden hesaplanması şimdilik olanaksız görünmektedir. Ancak yapılan istatistiki hesaplara göre, manyetik kutup terselmesinin arasındaki zaman aralığı gittikçe azalmaktadır. Örneğin; 500 milyon yıl önceki iki manyetik kutup değişiminin arasındaki zaman aralığı 10-20 milyon yıl iken, 200 milyon yıl önce bu süre bir milyon yıla düşmüştür. Son 20 milyon yılda bu değişim arasındaki süre ortalama 250 bin yıla, hatta bazı ekstrem durumlarda 10 bin yıla kadar düşmüştür.

Yapılan bilimsel ölçümlere göre, günümüzde Yeryüzü'nün manyetik alan şiddetinin azalmakta olduğu saptanmıştır. Nitekim, 1670 yılına oranla manyetik alanın şiddetindeki azalma %15 oranındadır. Bilimsel tahminler, yeni bir manyetik kutup terselmesi sürecinin her an başlayabileceği yönündedir !..

Manyetik alanı zayıflamaya başlayan gezegenimiz, kaçınılmaz bir şekilde Güneş'ten ve dış uzaydan gelen kozmik ışınlara karşı daha korunaksız bir hale gelmektedir. Diğer koruyucu kalkanımız olan atmosfer örtüsü ise beşeri kaynaklı aşırı kirlilik baskısı altında doğal dengesini yitirmektedir. Ozon tabakasındaki seyrelme oranı ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Gezegenimizin her iki kalkanındaki eş zamanlı zayıflama, beklenmedik bir kozmik ışın bombardımanının etkilerini ciddi boyutlara taşıyacaktır. Özellikle Güneş'in zaman zaman "lekeleriyle" ilgili olduğu saptanan beklenmedik faaliyetleri olmaktadır. Güneş'in morötesi ışınlarının şiddetinde olabilecek artışlar, Dünya iklimlerini ve canlı yaşamını doğrudan etkileyecektir.

Yerküre'nin doğasında; taş küresi, hava küresi, su küresi ve canlı küresi karşılıklı etkileşimiyle sürekli yeni küresel dengelerin kurulması özelliği bulunur. Bu husus; Kozmos'da bir yer işgal eden gezegenimizin varlık icabıdır.

Içinde bulunduğumuz Yeni Çağ'da küresel boyutta yeni bir doğal dengenin kurulmakta olduğu anlaşılıyor!.. Tuttuğumuz medeniyet yolu ile gezegeni tahrip eden bir çıkmaz yola girdik. Beşeriyet olarak bu Yeni Çağ dengesinde yerimizi alacak mıyız? Tarihimiz boyunca ilk defa topyekün karar vereceğimiz bir çağdayız...

 

 

 

Derleyen: Yrd Doç Dr Cengiz Kayacılar

 







Güneş Enerjisi Kaynağı Füzyon Değil

Güneş enerjisi kaynağı güneşin çekirdeğinin içerisindeki Nükleer Füzyon Reaktörü olarak düşünülmüştür. Güneş füzyon (eriyip kaynaşma) reaksiyonu tarafından değil; galaktik merkezden gelen manyetik alanlar tarafından ısıtılmaktadır.. Güneş enerjisi kaynağı nükleer füzyon değil; galaksinin merkezinden gelen manyetik alanlardır. Güneş enerjiyi kütleye dönüştürür kütleyi enerjiye değil.

Güneş enerjisi kaynağı güneşin çekirdeğinin içerisindeki Nükleer Füzyon Reaktörü olarak düşünülmüştür. Güneş füzyon (eriyip kaynaşma) reaksiyonu tarafından değil; galaktik merkezden gelen manyetik alanlar tarafından ısıtılmaktadır.. Nükleer füzyon manyetik alanların ısınmasının yan ürünüdür. Galaktik merkezden gelen manyetik alanların değişmesi güneşin içerisindeki güneşi ısıtan elektrik akımlarına neden olur. Isı ve güneşin çekirdeğindeki parçacıkların yüksek kinetik enerjisi; maddenin elektron proton ve nötrinonun ana elementlerini oluşturan yüksek enerji çarpışmalarını tetikler. Çarpışmalar Döteryum Trityum Helyum ve Lityum gibi daha ağır elementleri de eriterek birleştirir veya Nükleosenaaa yapar. Bu da yıldızların ve galaksilerin daima kütle ve enerji ürettikleri gerçeğine yönlendirir. Makale galaksilerin enerji üretiminin ardındaki saatin mekanizmalarını açıklayacaktır. Galaksi enerjisi ve kütle üretimi Big Bang Teorisi'ni geçersiz hale koyar ve evrenin genişlemesine ve hızlanmasına neden olan çok miktardaki yeni kütleyle sabit durumdaki kozmolojik modele doğru yöneltir.

Kozmolojideki en son gelişme özellikle evrenin sadece genişlemekle kalmayıp; ayrıca hızlandığı bulgusu Einstein'ın Kozmolojik Sabitesi'ni tekrar geri getirmektedir. Evrenin hızlanmasını açıklamak için; Kara Enerji'nin galaksileri geri püskürttüğü ve evrenin hızlanmasına neden olduğu farz edilmektedir. Kara Enerji vakumda muazzam miktarda enerji bulan Kuantum Mekanik'deki gelişmelere dayanmaktadır. Galaksilerin rotasyon eğimlerini açıklayan Kara Enerji ve Kara Madde evrenin %96'sı olarak bulunmuşken; yıldızları ve bitkileri oluşturan Düzenli Baryonik Madde evrenin yalnızca %4'üdür. Oysa böyle bir Kara Maddenin veya Kara Enerjinin gerçekten varolduğunu kanıtlayan dünya üzerinde yapılan bir deney veya şüpheleri ortadan kaldıran bir kanıt yoktur. Bu kanıt eksikliği Big Bang Teorisi için de doğrudur. Vakumun yüksek enerji ve kütle yaratarak anında patlayabileceğini gösteren hiçbir deney yoktur. Kozmolojik gözlemi açıklamak için bu şekildeki içgüdüsel olmayan teorilerin kaynağı itiraz edilmeden kabul edilen ve hiçbir zaman sorgulanmayan hergünkü sürecin yanlış anlaşılmasından ortaya çıkmaktadır. Bu; güneşin enerji kaynağını veya diğer yıldızları anlayışımız veya daha doğrusu yanlış anlayışımızdır. Güneş ısısının yerçekimsel enerjiye dayalı olduğunu açıklamaya çalışan tarihi bir teori vardır. Bu teoriye göre Güneş güneşe ait bulutsu uzak yıldız topluluğundan varolmuştur. Bütün atomlar bulutsu uzak yıldız topluluğunun merkezinden serbest düştüklerinde hızları ısıya dönüştürülmüştür. Benzer teori 19.ncu yüzyılda Lord Kelvin tarafından ileri sürülmüştür ve Lord Kelvin güneş ısısının yerçekimsel enerjiden özellikle de güneşin içine düşen göktaşları tarafından kaynaklandığını söylemiştir. Bugünkü nükleer teori Güneşin nükleer füzyon reaktörü olduğunu ve ısısının hidrojen atomlarının füzyonundan helyuma kadar belirdiğini söylemektedir. Erimiş helyum hidrojenden daha hafiftir böylece Güneş kütle fazlalığını enerjiye dönüştürür. Bu modelde hâlâ bazı problemler vardır. Herbir galakside daima yeni doğmuş yıldızlar vardır. Bazıları Mavi Süper Dev'ler Güneşten 50 kere daha büyük ve daha ağırdırlar ve hidrojeni Güneşten daha fazla yakarlar. Bu onların ortalama yaşam ömürlerini yaklaşık olarak sadece on milyon seneyle sınırlandırır. Eğer böyle daha büyük ve daha ağır yıldızlar sürekli doğuyorlarsa ve hidrojeni bu kadar çabuk yakıyorlarsa; öyleyse bütün hidrojen nereden gelmektedir? Yıldızlararası ortam bu kadar çok hidrojeni içermemektedir. Yıldızlararası hidrojen galaksinin içindeki yıldızlara ait rüzgarda olan yıldızlardan ve süpernovadaki yıldızlardan gelmektedir.

Evren kütlesinin kaynağı ve enerjisi bir gizemdi ve Big Bang Teorisinin yaratılmasına neden oldu. Big Bang Teorisi bunu hidrojen yakıtı da dahil evrendeki bütün maddenin Big Bang zamanında yaratılmış olduğunu belirterek anlatmaya çalışır. Bu aaa evrenin gerçek kütle ve enerji kaynağının galaksi olduğunu gösterecektir.Burada sunulacak pek çok olgu güneş ısısının kaynağının manyetik alanlarla veya İndüksiyon'la değiştiğini gösterecektir. Manyetik alanlar galaktik merkezden gelmektedir galaktik disk aracılığıyla dağıtılırlar ve diskteki bütün yıldızları ısıtırlar. Değişen manyetik alanlar Güneş plazmasındaki elektrik akımlarının indüksiyonu tarafından oluşturulmuşlardır. Elektrik akımları Güneş plazmasını ısıtırlar ve güneşin parlamasını sağlarlar. Güneşteki hidrojenin füzyonu manyetik alanlar tarafından oluşturulan ısının yan ürünüdür. Güneşin çekirdeğindeki indüksiyon akımları tarafından oluşturulan muazzam sıcaklık parçacık hızını ve kinetik enerjiyi arttırır. Parçacıklar çarpıştıkça onların yüksek kinetik enerjisi Einstein'ın E=MC2 Denkliğine göre yeni parçacıklar oluşturarak kütleye dönüştürür. Güneş kütleyi enerjiye dönüştürmemekte fakat enerjiyi kütleye dönüştürmektedir. Güneş üzerindeki pek çok gözlemlenen fenomen manyetiktir böylece Güneşin Manyetik İndüksiyon tarafından ısındığını düşünmek makuldur. Yıldızların bu kütle oluşumu evrendeki bütün kütlenin nereden geldiğini ve evrenin neden genişlediğini ve hızlandığını açıklayabilir. Ayrıca evrendeki ağır elementlerin nasıl yaratıldığını da açıklayabilir. Pek çok ağır elementlerin süpernovada oluşturulduğuna inanılmaktadır; bu çünkü ağır elementlerin füzyonunun enerjiyi tüketmesinden ve hidrojenin yaptığı gibi enerjiyi üretmemesinden kaynaklanmaktadır.Yıldızların enerjisi manyetik alanlardan geldiğine ve füzyondan gelmediğine göre; öyleyse ağır elementlerin nükleosenaaai Kırmızı Devler'de meydana gelmektedir. Eğer yıldızlar kütle ve enerjiyi üretiyorlarsa o halde galaksilerin de kütle ve enerjiyi ürettiklerini söyleyebiliriz. Galaksiler kütle ve enerjiyi oluşturmak için olan evren makinalarıdırlar. Eğer Güneş galaksinin merkezinden manyetik alanlardan ısıtıldıysa galaksinin enerjisi nereden gelmektedir? Manyetik alanlar yıldızlardaki kütleyi oluştururlar ve bu kütle güneşe ait bir rüzgar olarak uzaya fırlatıldığında galaksinin merkezine doğru Serbest Düşme'ye başlar. Serbest düşen toz ve gazın yerçekimsel potansiyel enerjisi galaktik merkezdeki Kara Deliklerin Birikme Diskleri tarafından toplanmaktadır.Bu yerçekimsel potansiyel enerji kütleyi oluşturmak için kullanılan enerjiden çok daha yüksektir. Dinamo etkisiyle birleşen birikme diskleri yıldızlarda daha fazla kütle üreten galaktik merkezlerdeki manyetik alanları ve benzerini oluştururlar.

Alemtac

#202
Alıntı YapOrjinal Mesaj? Ekleyen Tiversonus

Morgans Hill, Nr Bishop Cannings, Wiltshire. Reported 2nd August.

http://img199.imageshack.us/img199/3706/morganeshill2044.jpg
http://img196.imageshack.us/img196/2277/morganeshill216.jpg
http://img195.imageshack.us/img195/8443/morganeshill233.jpg

Ortada yer alan desen sonsuz ya?am çiçe?idir, bildi?im kadar?yla.



E?er Dünyay? tam ve do?ru ölçülerinde ya?am çiçe?i ile kaplarsak, bütünüyle dinsel yerler, ta? ve benzerleri olan, alt? noktan?n merkezine oturur.

http://img196.imageshack.us/img196/5797/earthgridsg.jpg

http://www.world-mysteries.com/sar_sage1.htm
 

Tiversonus

#203
Evet sevgili Alemtac, sanırım bu "yaşam çiçeği" ne benziyor ancak biraz faklı sanırım. Kanımca varolmasının bile anlamı, "grafiksel" anlamlardan daha da önemli.

Pınar

#204
Bence böyle bir halı dizayn etmeli, mor-lila-krem renklerinde... Ben isterdim şahsen salonumun ortasında böyle bir şekil.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#205
Silbury Hill (2), Nr Avebury, Wiltshire. Reported  3rd August.

http://img269.imageshack.us/img269/2338/silburyhill254olivier.jpg




Tiversonus

#206
Dünyanın 7 mührü açılıyor, bizim de çakra sistemlerimiz değişiyor , yeni kundalini geliyor..

5,6,7 ağustos da yeni bilincin tezahürü için dünya ile ilgili çok önemli ayarlamalar yapılacak.

Çok fazla enerji yüklemesi olacak

Bu nedenle merkezinizde kalmanız, bilinçli olmanız ve günlük yaşamın içinde dengenizi ve huzurunuzu korumanız çok önemli.

Bu yoğun enerjisel dönemde korkuya ve kaosa yer vermeyin.

Bu yoğunluğu pek çok şekilde hissedebilirsiniz, gece uykularınız huzursuz olabilir , farkındalıkla bunun bir ayarlama olduğunu hatırlayın ve ilüzyonu güçlendirecek şeylerden kaçının.

Sonsuz neşem ve sevgim ile


alıntı : ekin duman

rinda

#207
Alıntı Yaphttp://img196.imageshack.us/img196/5797/earthgridsg.jpg

http://www.world-mysteries.com/sar_sage1.htm

Geleneksel halı ve kilim motiflerinin yansımaları gibi. Bence bu konuda eski kilim ve halı motifleri de incelenmeli.

Çok güzel bir paylaşım Alemtaç ablam.. Teşekkür ederiz
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Gregorsamsa

 

Gregorsamsa