Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Gregorsamsa

#180
merhaba arkadaşlar,

Biliyorsunuz Kasyopyalılar son celselerde, içinden geçmekte olduğumuz dönemde dengede kalmak ve blokajlarımızdan arınmanın önemine sürekli vurgu yapıyorlar. Bunun en iyi yöntemlerinden birinin de doğru nefes almak tekniği ile doğru meditasyon oldugğunu söylüyorlar. Ve yine hatırlarsanız Laura'nın bir aralar uygulamış oldugu bir nefes tekniğini önermişlerdi.

Laura bununla ilgili bir video hazırlıyor ama bu arada bir ses dosyası ile nefes tekniğini göstermiş. Yani dileyenler bu ses dosyasındaki nefes ve sayma adımlarını aynı anda uygulayarak bunu öğrenebilirler.

Laura burada kendi sesinden yönlendiriyor olayı, dolayısıyla İngilizce ama yapacagımm bir kaÇ açıklamadan sonra anlaması basit, zaten bir süre sonra oturur.

Şimdi; sayma sayıları dışında (one, two, three, four vs vs)  üç tane temel eylem ve dolayısıyla üç tane terim var :

1- "breath in", ya da sonraları sadece "in" diyor, bu komutla nefes alınacak
2-"hold" - tutmak , durmak. Bu alırken de oluyor nefesi verirken de.
3-"out" - nefes verme hareketi

ve tabii herbirinin ardından kaç saniye sürecegini o sırada sayarak açıklıyor.

örnek vermem gerekirse; şöyle başlıyor :

Breath in (bu aynı zamanda nefes almaya başlamanın 1. saniyesi, dolayısıyla ardından 1 (one ) demiyor), two, three, four, five, six (yani ilk nefes alma 6 sn.ye uzatılıyor), hold (burada duruyoruz, two, three (yani 3 saniye tutmuş oluyoruz), out (nefesi vermeye başlıyoruz ve sayıyoruz) two, three, four, five, six, seven, eight, nine (yani ilk seferde alıp tutmuş oldugumuz nefesi 9 saniyede veriyoruz) , hold (nefesi verirken duruyoruz, bekliyoruz), two, three, in (yani yeniden nefes almaya başlıyoruz) vs vs..

dosya büyük degil, 2 mb civarı , şu linke giderek 10 dk da indirebilirsiniz:

http://www.cassiopaea.org/Eiriu-Eolas/

burada hemen üstlerde yer alan "Right-click on the following link and select 'Save Link As...' to download breathing practice audio:link" linkine sağ tıklayarak (birinci değil, altındaki link) ve hedefi farklı kaydet diyerek indirebilirsiniz. Bir üzerinde de uzunca bir (yine Laura'nın sesinden) bir anlatım dosyasının linki var. Bir kısmını dinledim. nefes alma tekniklerinin önemini Gurdiejeff' ten başlayarak anlatıyor. Tabii yine İngilizce. Dileyen onu da indirebilir.

Not 1: konu kanımca önemli oldugu için bu mesajı öneriler degil kanal mesajları kısmına koydum. Tabii bir de önerinin kaynağı Kasyopya kanalı oldugu için.
Not 2: Laura bu dosya için ve hazırlamakta oldukları video dosyası için bir parasal ücret talep etmemiş, ve lütfen faydalanacak olanlara çekinmeden dağıtın diyorlar, dileyenlerden ve durumu uygun olanlardan gelecek bağışa da hayır demiyorlar tabii. Faydalanmayı deneyeceksek en azından şükranlarımızı gönderebiliriz sanıyorum. Bunu da belirtmeyi kendime birç bildim.
 

Tgur

#181
Pınar dostumuzun uğraşılarına ben de teşekkür ederim ,bizi yorumlama konusunda açılım
sağlayabilecek bir konuma sürükledi,
Afrika kökenli yorumlar ihtiva eden ekin çemberleri konusu da ayrıca incelenebilecek
bir durum arzediyor kanaatimce ,bu hususta topluca cevaplayabileceğimiz bazı sorularım
olacak,
Şu ara inceleyip üzerinde konuşulması gereken ayrı bir konu var,

: (L) "Ben O'yum" dişi bir güç mü?
C: Cinsiyet sınıflamalarına takılmış görünüyorsun canım. Bu anlaşılabilir birşey, ama bir açıklama için kendini hazırla, çünkü başka yol yok gibi görünüyor. 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde düalite/ikilik yoktur. "Tanrı Gücü" 7'nci yoğunluktan "aşağı doğru" yayılır ve tüm yoğunluklara işler. Düaliteyle ilgili hiçbir sınıflama tanımaz, çünkü mükemmel bir şekilde harmanlanmıştır ve bu nedenle sürekli dengededir.

S: (L) Tanrı'nın bizi hayal edip yaratmasını mı kastediyorsunuz?
C: Hatırla, "Tanrı" yaratılışta varolan herşeydir, yani tüm bilinçtir. Çünkü varolan herşey bilinçtir ve bilinç varolan herşeydir.
S: (L) Karmaşık olduğunu biliyorum! Işığın 7'nci yoğunluk olduğunu söylüyorsunuz. Çekimin Tanrı olduğunu söylüyorsunuz. Tanrı ve 7'nci yoğunluk aynı şey ve...
C: Hayır. 7'nci yoğunluk "Bir ile birleşme."


S: (L) Bir ile birleşmeyle Tanrı arasındaki fark nedir?
C: Tanrı yalnızca 7'nci yoğunlukta birleşik.

Burada tenakuz gibi gelen bir açıklama üzerinde durmak istiyorum,"5 ile 7 arasında dualite yoktur"
denirken "Tanrı yalnızca 7'nci yoğunlukta birleşik" denilmesi neleri çağrıştırıyor,

Demekki dualite 7 den aşağıda endike ama 5 ile 7 arasında uygulamada başka şeyler var ve dualite
işini ben kendimde halletim demek işe yaramıyor ,hallettim ve 5 e 6 ya geldim demek kafi gelmeyen
bir olgunlaşma..

Bu (tabiri caiz ise) sızlanmayı bize seslenip yardım etmek isteyen 6. yoğunluktakiler de bol bol
bahsediyor hatırlarsanız ,o halde durumu nasıl tanımlayacağız,

Tanımlayamıyacağız,

Şu andaki bilincimizle ve bildiğimiz varsayımlarımızla ve dualiteyi aşmaya çalışan halimizle,
bulunduğumuz yoğunluktaki minimal yaşantı şekillerinden tam kopamadığımız ,koparsak kaybolacağımız
durumumuzla bizim için biraz zor..

Ancak 5 ile 7 arasındaki yolculuğu tamamlamanın ,tortu bırakmadan tamamlamanın esas olduğu hakkında
genel düşüncenin üzerinde düşünülmesi de gerekiyor gibi de netice çıkarabiliriz,

Böyle bir durumun olduğu bilgisine ulaşan farkındalıkla hadiseyi akışa ve kabule bırakan
bir anlayışa bürünmeye çalışacağız.


Tiversonus

#182
Konu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bunu yapabilmek için bir çocukluk anımı anlatacağım. Hafızama kayıtlı bu çocukluk anısı, daha sonra sorduğum, olayın ikinci yaşayanı tarafından da durum onaylandı. Aslında olayın kavranması önemli, yaşanmış olması ikinci planda kalır o zaman... Okul tatil olduğunda veya hafta sonları gittiğim amcamlar tarım ile uğraşıyorlardı. Çok iyi arkadaşım olan amcamınoğlu ile zaman geçirebilmek ve tarlaların içerisinde koşmak, boyumuza ulaşan bitkiler arasında saklambaç oynamak, av yapmak, hayvanlar ile oynamak gibi bir çocuk için çok güzel şeylerdi. İşte böyle bir zaman geçirdiğim zamanda amcamınoğlu ile tarlaların yanından geçen ve hemen yanındaki toprak yolun kenarında olan "bağ evi" ndek çıktık. Genişliği 15 metreyi bulan betonerme olan sulama kanalının suyu kesilmişti. Bu bizim için güzel haberdi; balık toplayabilirdik. Böylece sulama kanalına, merdivenli olan yerden indik ve balıkları toplamaya başladık. Kümeleşmiş suda hem balık vardı hem de bir sürü atılmış eşyalar. İşte elimizdeki poşet ile yürüye yürüye topladığımız balıklar ile sulama kanalının bir köprüsüne geldik. Köprünün üstünden arabalar geçiyor ve "afet evleri" denilen ıssız bir köye gidiyordu. Köprünün altına geldiğimizde, tıpkı bizim gibi iki çocuğun da balık topladığını gördük. Ancak onlar sadece köprünün altında topluyorlardı bu bana ilginç geldi. Ve işte orada balık daha fazla idi. Çocuklara yanaşıp konuşmaya başladım. Ve çok ilginç geldi: Çocuklar tıpkı bizim gibi "amca çocukları" idiler. Şaşırdım ama üzerinde fazla duramayacak kadar da çocuktum. Sonra isimlerini sordum ve tam hayrete düştüm. Evet bu çok şaşırtıcı bir durum idi; amca çocukları olan çocukların isimleri de tıpkı bizim isimlerdi. Ben oldukça şaşırmış ve biraz da ürkmüştüm. Ama sonra ürkme ve gözlemleme durumumda bir "kötülük" almadım. Ve yalnızca onbeş-yirmi saniye kadar donduğumu hatırlıyorum. Amcaoğlum kavramıyor ve sakindi. Çocukların topladığı balıklar köprünün altında bir naylon torbada idiler ve bizim balıklardan bayağı fazlaydılar. Bu dikkatimi çekti. Sonra biraz uzaklaştık ve öneri amcamınoğlundan geldi, "onların balığını alalım mı?"...İşte buradaki sessiz ve derin düşünme halimi çok iyi hatırlıyorum, derin ve karışık bir düşünme ama sonuçsuz bir düşünme idi, bir gariplik hissediyordum. Cevap olmayınca sıkıldım "off be tamam" dedim ve çocuklar sanki bize yardım ederler gibi biraz uzaklaşmış ve yönlerini bize ters dönmüşler balık topluyorlardı...Ve ben gittim ve balıkları aldım ve amcamın oğlu ile oradan hızla, koşmadan uzaklaşmıştık. Yolda konuşa konuşa ve sevinçli sesli konuşarak bağ evine geldik...Güldük ancak ben hala bir garip durum var diye düşünüyor ancak bulamıyordum...Ve bu durumu sonraları geceleyin çocuk kafamla çok kurgulamış ve o olayın "gizem"ini hep düşünmüşümdür, ancak bunun anlamını bir kaç yıl içerisinde kavrayabildiğimi düşünüyorum. Nedir kavradığım?

Sevgili Tgur, hayat oyunundaki her bir varlık/kişilik bizleriz. Bir'ine bir şey yaptığımızda aslında biz kendimize yapıyoruz, bir başkasına değil.

Üçüncü yoğunlukta olmamız; bilgi bakımından alacağımız mesafe bitmedi demektir, tamam bunu kabul ediyorum. Ancak, üçüncü yoğunluğu aşma gayretleri ve isteğimiz ile birçok üçüncü yoğunluktan da farklı "bilgi" lerdeyiz. İşte tamam "resmin ana hatları" nı kavrayabiliriz demektir bu. Resmin tüm içeriğinden bahsetmiyorum asla, ancak genel hatlarını anlayabilir ve simgesel de olsa anlatabiliriz. Zaten bizler 5. yoğunlukta bulunmuş ruhlarız. İşte oradan defalarca hayat seçimlerimiz ile bu an'lara geldik. Defalarca bedenlenerek, deneyimleyerek, öğrenerek geldik. 6. yoğunluğun , "bir kişi ulaştığında herkes ulaşır" dedikleri 7. yoğunluk, tüm ruhların hedefi. O muazzam dinginlik, huzur, arılaşmış sevgi frekansını her bir ruh yaşamak istiyor. Yoğunlukların en altından başlasak bile unutmayalım ki biz ruhlar büyük patlama öncesi Bir'dik. Buradaki anılarımız hücrelerimizin en derininde saklı. Ayrıca biz Bir'liğin de modeliyiz, bilgi içimizde var.

İşte 6. yoğunluğa da gelinse, oradan aşağıya da bakılsa biz 3. yoğunluk ruhlarına bakan birisi için biz onların, tekamül etmemiş yönleriyiz. Bize yapılacak tekamül yardımı aslında kendilerine yapılan yardım. Onlar da 7. yoğunluğun dingin, huzur dolu, saf sevgi frekansını deneyimleyebilmek için alt yoğunlukları tekamül ettirmeleri gerekiyor. Yani yapılan yardım "bize" değil: onların "geçmişi/tekamüle ihtiyaç duyan" aslında. "Bir kişi ulaşltığında herkes ulaşır" sözü biraz da şu: Bir kişi Bir'liğin modeldir. Bir kişi geri kaldığında Bir'lik geri kalır.

Selamlar, Sevgilerimle...

Tgur

#183
Sevgili Tiversonus,
Benim sözü dolaştırıp dolaştırıp aynı şeyler söylediğimi farketmediniz mi,bu tekrarlara da olağan dışı bahaneler bulduğumu  da hatırlarsınız.

Temcit pilavı manzarası verdiğinden kendimden utanmaya başladım ,ama bu da herhalde bir program ,bazı varlıklar bir basit görevle gelirlermiş şeklinde birşeyler hatırlıyorum,mesela birinin ayağına taş olup takılma ,ve o kişinin taşa takılıp düşüp ,doğrulup yeni idraklere geçmesini sağlatmak gibi.Benimki de buna benzer birşey herhalde ,
Bunun yanında başka bir anlatım olarak işin özünü çözüyorum isteğiyle çok çetrefilli ve muğlak arayışlarla neticelere yönelmeyi kendimize görev veya meşgale diye tutturup ,esasın çok sade ve basit olduğunu unutup ,kendimize detaylar cehennemi yaratmadık mı..

Bu yorumlamalarımız da ,aynı sözleri söyleyen kişiliklere bölünmüş ,söylediğin gibi yine kendimiziz.

Problem ,ayrı göllerdeki benliklerimizi bu biz okyanusuna akıtabilmek ,kritik olan ise,
veya ironik olan, ben toplamaya koyuldum arkadaşlar dediğinde en ayrı en uzak gölün suyu oluverirsin ve kurursun..

Tiversonus

#184
Evet haklısınız! Şu sözünüze katılıyorum: "ben toplamaya koyuldum arkadaşlar dediğinde en ayrı en uzak gölün suyu oluverirsin ve kurursun.."

Ve dün sanırım bunu yeniden aktarmıştım ve sevgili Ra çok güzel açıklamış bu "yardım" konusunu:



DÖRDÜNCÜ YOĞUNLUĞA GEÇİŞE YARDIMIN YOLU

SORU: Bazı teknikler ya da başka yollarla, bir varlığın bu son günlerde dördüncü yoğunluk derecesine erişmesine yardım edilebilir mi?

RA: Başka bir varlığa doğrudan doğruya yardım etmek olanaksızdır. Ancak, hangi şekilde olursa olsun, bir katalizör ortaya konabilir. En önemli katalizör, varlığın Yaratan ile bir olduğunun idrakine ait yayınlardır; bundan sonra sizinle paylaştığımız bilgilere benzer bilgiler gelir. Biz, kendimiz bu bilgilerin yaygın olarak, geniş bir alana dağıtılması konusunda bir aciliyet ya da zorunluluk duymuyoruz. Bunları üç, dört, beş kişiye iletebilmiş olmamız yeterlidir. Bu son derece büyük bir sonuçtur, bir ödüldür. Çünkü, eğer bir tek varlık bile bu katalizörü kullanarak dördüncü yoğunluk idrakine eriştiyse, biz hizmet yönünde Bir'in Yasası'nı yerine getirdik demektir. Biz bilgileri paylaşmak için, sayıya bakmaksızın ve başka yandaşlar toplanıp toplanmadığına aldırmadan, hislere kapılmadan soğukkanlı bir çaba gösterilmesini öneririz. Sizin bu bilgileri dağıtmaya çalışmanız da sizin hizmetinizdir. Bu çaba, bir kişiye bile erişebilirse, herkese erişmiş demektir. Aydınlanmanın kestirme yolu yoktur. Aydınlanma, şu anda sonsuz zekâya giden bir geçittir. Bu da ancak insanın kendisi tarafından ve kendisi için yapılabilir. Bir başkası asla aydınlanmayı öğretemez/öğrenemez, ancak bilgiyi öğretip/öğrenebilir, ilham verebilir ya da sevgiyi, gizemi, bilinmeyeni paylaşabilir. Bu da karşıdakinin ileri doğru uzanıp aramaya başlamasını sağlar. Bu çaba belki bir an sonra sona erebilir, ama bir varlığın "şimdi'ye giden kapıyı ne zaman açacağını kim bilebilir ki?



Ra Bilgileri 1, s.224

Sonuçlar:

1. Başka bir varlığa doğrudan doğruya yardım etmek olanaksızdır, ancak bir katalizör ortaya konabilir.

2. En önemli katalizör, varlığın Yaratan ile bir olduğunun idrakine ait yayınlardır.

3. Aydınlanmanın kestirme yolu yoktur, Aydınlanma, şu anda sonsuz zekâya giden bir geçittir.

4. Bu da ancak insanın kendisi tarafından ve kendisi için yapılabilir.

5. Bir başkası asla aydınlanmayı öğretemez/öğrenemez, ancak bilgiyi öğretip/öğrenebilir, ilham verebilir ya da sevgiyi, gizemi, bilinmeyeni paylaşabilir.

[/size]

Ve açık şekilde anlatılmış burada, işte belki bizi takip eden yeni katılımcılar açısından eskimeyen katalizör niteliğindeki bilgileri paylaşmak ta eskiler için sıkıcı olabilse de en azından eskilerden özür dilerim.


rinda

Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tgur

#187
Bu yazı biraz gecikti, iki üç gün tehirli oldu, aldırmazsınız sanırım,
 
Sezgilerinize niye set çekmeye çalışıyorsunuz sevgili Pınar,
Algılar , sezgilerle alınanlar ve onlarla ilgili birçok açıdan yapılan yorumlarla bilincimizi yükseltmek değil mi çabalarımız ,çok değişik ve anlamlı bilgiler alıyoruz sayenizde ,yorum potamızda eritiyoruz, inanç sistemimize yerleştiriyoruz ,ama gevşek bir zeminde ,

Neden gevşek bir zemin dedim,
Bilgilerin çok kanallardan gelip, hitap ettiklerini ,özellikle bilinçte açılım ve aşama yapmışların düşünce mekanizmalarını alt üst ettiği şu evrede,konuları yerli yerine oturtmak için sabit bir zemin bulmak, kolay olmamaktadır.
Biliyoruz ki dualite konusunu halletmiş veya halletmeye çalışan üst bilgi vericilerimiz ,açılmış olan kanallardan girip, manüple veya evvelce verilip dünya nüfusunun büyük bir kısmını etki altına alan monoteizm illüzyonları gibi, bir zamanlarda yerleştirdikleri illüzyonlarda oynamalar yapmaya  çalışanlara ,fazla müdahele etmiyorlar.

Okuyanlar bilir  ,
RA bilgilerinin alınışındaki medyuma yapılan negatif saldırıları ve bıraktığı olumsuzlukları da hatırlarız ,hatta, koruyucu koruma ritüel tavsiyeleri yanında bu konuyu ,olumsuza müdahele etmeyerek nasıl olgunluğa erişileceği hakkında bir ders olarak sunmaya çalışmışlardı,

Zira dualiteyi ,bizim oldukça  etkilendiğimiz kutbiyet  unsurlarını, maruz kaldığımız gibi önemli ve kaçınılması gereken bir husus olduğunu kabul etseler ,bulunduğumuz yoğunluk bilincimize adapte olmuş olurlar ki ,bu ,genelde düşüklüktür..

Onun için "sizlerin düşünceleri, bizim düşüncelerimizdir ,ama biz, size herhangi bir konuda öneri v.s. verirken sizin düşüncelerinize göre vermeyiz" demekteler.

Bütün bu izahlardan sonra,
Bahsettiğim gevşek zemin ,şüpheleri eksik etmeyen ,bilgileri itina ile karşılamak ve sizler gibi sezgi ve bilgi üstatlarımızın yorumlamalarına başka açılardan da bakabilmek,

Pınar kardeşimiz Adinkra sembollerini devreye aldı ve çok da güzel oldu,
Ancak Kryon veya hatırladığım kadarı ile Kasyopya celselerinde bir yerlerde ,Afrikaya yönelmekten bahsediliyordu,
Bu yöneliş ,zihnimde ,olumsuz yönde KH güçlerinin ,griler olarak bildiğimiz uzantılarının, emperyalist ve başka negatif uygulama alanlarında faaliyet yeri olarak Afrikayı seçmek şeklinde olacak doğrultusunda bir bilgi kırıntısı olarak yerleşmiş.

Acaba yanılıyor muyum,

Ekin çemberlerinin ,masum Afrika yerlilerinin o bilgece birçok şeyi anlatan ,özetleyen, mesaj şekillerini çağrıştırmasının ne kötülüğü olabilir ,buluttan nem kapar hale mi geldik..

Hayır ,
marazi bir şüpheyi devreye alan düşünce şeklini bayraklaştıran bir durumun peşinde değiliz ,ancak bilgileri yerleştirirken acaba bir provakasyon ,manüplasyon altında mıyız,oralara da bakmamız lazım ,derim sadece.

Aynı masumiyette bir uyarı..

Zira ekin çemberleri gibi olağanüstü bir yol ile mesaj vermek ,dünya insanının dikkatini çekmek için bir çeşit kanal faaliyeti olarak tanımlanabilir ,kanallara KH güçleri de girebiliyor,ve sonuçta kanal raporları olarak sorulduğunda (bir başka devrede olan kanal sahiplerine),şu kanal yüzde altmış ,yetmiş doğrudur, gerisi bozulmuştur deniyor..

Görüldüğü gibi "bilgi korur" dostlarım. Kaygan zemin tamamen bu.

Sevgi..


rinda

#188
Bu ekin çemberinin bende uyandırdığı his, sanırım yeni bir buluşun eşiğindeyiz, bu aynı tekerleğin icadı kadak önemli bir buluş olacak.
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tsunami

#189
Gözlüklü ekin cemberinin bende uyandirdigi his:

6. yogunluk varliklari söyle diyor:

Hey siz! Catik kaşlarınızla, verdigimiz mesajlari okumaya calisirken bazen kacirdiginiz önemli bir sey var: nese! nese!

Anafikir: bu resimden ciddi ciddi bir anlam cikarmaya calistiysaniz, sizi arada gidiklamamiza izin verin:)) Yazan: ABDDM (Altinci Boyut Drama Dagitma Merkezi)
 

rinda

#190
http://img165.imageshack.us/img165/3469/dragoneye.jpg

9 Temmuz şeklindeki daire içinde yukarıdaki şeklin çoğaltılmış hali. Bu şekil "Ejderha gözü" olarak bilinir
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Pınar

#191
Sevgili Rinda, bu konuda biraz daha açıklayıcı bilgi rice edeceğim.Netten araştırdım, karşıma harbi ejder gözleri çıktı da...:)) Bilgisizliğimi maruz gör lütfen.Gerçekten nedir bu " Ejderha gözü"?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

rinda

#192
Sevgili Pınar'cığım,

Sanırım öncelikle şunu söylemeliyim ki, biz evrenin bir parçasıyız -ki bunu zaten biliyorsunuz. Bunu söylememin nedeni ise gerek ufoloji olsun, gerek spirituaizim, ezoterizmi, simya, mitoloji vb. dalların aslında biribirinden hiç de ayrı dallar olmadığıdır. Özellikle sembolizim gördüğünüz gibi her alanda kullanılanılan popüler bir yöntemdir.

Aslında sanırım bu sembollerin anlamlarını birazda buralarda aramak gerek.

Ejderhanın gözü aslında Ejderha'nın kendisini temsil eder. Bu nedenle bu sorunun cevabını mitolojide aramak gerek. Aşağıda kısa kısa ejderhalarla ilgili bilgi bulabilirsiniz. Ama kısaca benim tanımamla Ejderhalar kadim yaratıklar olduğu ve evrenin dengesinde önemli rol oynadığıdır.

[purple]Ejderha

Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evren) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, özelliklere sahip, kuvvetli ve büyük bir yılan veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş, tanımlanmıştır. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken, Doğu-daki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.

Abra: Altay şamanlığında, yeraltındaki büyük denizde (Tengiz) yaşadığına inanılan, Erlik hizmetlisi, timsah biçimli efsane yaratığı. Abura diye bir söylenişi de vardır. Yeşil bir kumaştan yapılmış ve örgülerle süslenmiş Abra-nın tasviri, şamanın giysisine asılır. Abra-nın başı puhu tüyleri (ülberk) ile süslenir. Gözü, parlak bakır düğmelerden, ayakları da genellikle kırmızı kumaşlardan seçilmiş yamalardan yapılır. Bunlara, örülmüş dokuz püskül eklenir.

Yelbegen: Zaman zaman yedi başlı dev ya da bir evren (ejderha) olarak tanımlanan mitolojik canavar.
Yedi başlı Yelbegen, adlı büyük dev varmış,
Öç alır ay güneşten, onları yer yutarmış.
Büyük Tanrı Bay-Ülgen, aya bakar sararmış,
Ayı bitirip yiyen, bu deve ok atarmış.
Dev bazan yıldızları, kovalar götürürmüş,
Sonra da parçalarmış, ağzından tükürürmüş.
Yıldızlar bu azgından, kaçarmış hep göklere,
Dev onları ağzından, saçarmış hep göklere.

Altay mitolojisinde Ay-ı yiyerek onun küçülmesine (Ay tutulması) yol açan göksel canavar; Yilbüke, olarak ta tanımlayabileceğimiz Yelbegen-in neden olduğu ay tutulmasından sonra Altay Türkleri "Yine Yelbegen ayı yedi" derlermiş.

Yutba: Altay tasarımlarında, Yeraltı Denizi-nde (Tengiz) yaşadığına inanılan, çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak algılanan yılan, yeraltı canavarı. Bazı metinlere göreyse Doymadım ırmağının kıyılarında yeşil baldırlı, beyaz göğüslü, büyük kayığa benzer çeneli korkunç canavarlar vardır. Bunlara Yutpa denir. Yutpa-lar Erlik sarayının bekçileridir. Zaman zaman Abra-nın karşıtı olarak kullanılır.

Şaman giysisinde, cübbenin bir yanında yer alan, yeraltı canavarı olarak algılanan yılanı temsil edecek biçimde çatal kuyruklu ve dört ayaklı olarak tasarımlanan, kötü ruhlardan koruduğuna inanılan, siyah kumaştan şerit.

ALINTIDIR...

Başka bir kaynak ejderhalar için şöyle der;

ejderhalar yarasa kanatlı, dikenli kuyruklu derisi pullu, ağzından ateş saçan dev kertenkele ya da yılan olarak tarif edilirler söylencelerde. Bu yaratıkların insanların düş dünyasına nasıl girdiği tam olarak bilinemiyor. Dev boyuttaki dinozor kemiklerine rastlayan insanların düş gücünü çalıştırması yoluyla ortaya çıkmış olabilirler. Bir başka görüşe göre de ejderhalar aslında insanların içinde yer alan yılan korkusunun abartılmış bir biçimidir. Sözgelimi batı dillerinde ejderha anlamına gelen dragon sözcüğünün kökeni olan Yunanca'daki "drakon" sözcüğü başlangıçta her türlü büyük yılan için kullanılırdı. söylencelerdeki ejderler de insanların karşısına çeşitli biçimlerde çıksalar da aslında hep büyük sürüngenler olarak kaldılar.

Ortadoğu'da ejderha ve yılan kötülük sembolü olarak çıkar karşımıza. İnsanları kaçıran, acı çektirerek öldüren canavarlardır. Karanlıklar dünyasıyla ilişkide oldukları düşünülür. Tam tersine Uzakdoğu'daysa ejderhalar saygınlığı olan iyilik simgesi yaratıklardır. Çin ejderi Long, Çin mitolojisinde ırmak göl ve okyanuslarda yaşayan, göklerde gezinen dev bir yaratıktır. Başlangıçta bir yağmur tanrısı olan Long, Avrupa'daki kötülülük simgesi ejderhanın tersine göksel iyiliğin ve verimliliğin simgesiydi. MÖ 6 yüzyıla değin uzanan yağmur ayinlerinde bir grup dansçı Long'u canlandırırdı. Geleneksel Çin topluluklarında şans getirmesi için bugün bile benzer törenler yapılır.

Çin'de ejderhalarla uğraşanlara göre bu düşsel hayvanın tanımı şöyledir: Bir ejderhanın, devenin başına erkek geyiğin boynuzlarına, bir canavarın gözlerine, bir ineğin kulaklarına, bir yılanın boynuna, bir sazan balığının pullarına, bir kartalın pençelerine ve bir kaplanın ayaklarına sahip olduğu anlatılır. Gövdesinde 117 tane pul vardır. Bunların 81 tanesi iyi etkiyle (yang) 36 tanesiyse kötü etkilerle (yin) doludur. Böylece ejderha biraz koruyucu biraz da yok edicidir.


Eski Çin söylencelerine göre evrenin yaratılışıyla ilgili dört ejderha vardı. Bunlardan birincisi tanrıların kutsal konutlarını koruyan Gökyüzü Ejderhası (Tian Long), İkincisi Gizli Hazine Ejderhası (Fu Zang Long) üçüncüsü su yollarına hükmeden Yeryüzü Ejderhası (Di Long) dördüncüsüyse yağmur ve rüzgarları yöneten Ruhlar Ejderhası (Shen Long). Yaygın inanışa göre bu ejderhaların son ikisi çok önemlidir. Bu dört ejder zamanla Ejder Krallar (Long Wang) ad verilen tanrılara dönüşmüşlerdir. Ejderhaların Çin kültüründeki önemi o denli büyüktür ki uzun süre Çin bayrağında ejderha simgesi yer almıştı. Batıdaki ejderhalardan farklı olarak doğudaki ejderhalar kanatsız olarak betimlenirdi.


Uzakdoğu'da iyi ve koruyucu olarak düşünülen ejderhalar batı dünyasında genellikle kötü, korkulacak canlılardı. Korumasız, çaresiz insanları kaçırırlar ya da büyük hazinelere bekçilik ederlerdi. Hazinelere bekçilik eden ejderha düşüncesi öylesine yaygındı ki bir çok masala ve öyküye konu oldu. İngiliz yazar J. R. R. Tolkien, "Hobbit" adlı kitabında Smaug adını verdiği ejderi bakın nasıl anlatıyor: "Orada yatıyordu, olağanüstü, kızıl altınımsı bir ejderha... Derin bir uykudaydı; çenesinden ve burun deliklerinden bir tıkırtı geliyordu ve tabi duman parçacıkları da, ancak uykudayken alevlerin boyları küçüktü. Altında, yani tüm uzantılarının ve kıvrık kuyruğunun altında ve görülmeyen zeminlere doğru ve tüm yönlerde uzayıp giden çevresinde, yığınlarca değerli şey, işlenmiş ve işlenmemiş altın, sayısız değerli taş ve mücevher ve kırmızı ışıkta üzerlerine al lekeler vurmuş gümüşler yayılmıştı.

Smaug, kanatları ölçüp biçilemez büyüklükte bir ejderhaymışçasına kıvrılmış ve hafifçe bir tarafa abanmış yatıyordu. Ejderha paha biçilmez yatağında boylamasına yattığından hobbit, altın parçacıkları ve değerli taşlarla kaplanmış uzun soluk karnını ve alt kısımlarını görebildi..."

Ejderhalarla ilgili bilinen bir başka şey de onların ağızlarından ateş püskürtmeleridir. Bir ejderha geniş kanatlarını açıp havalandığında ve çevresine ateşler yağdırdığında düşmanların en korkuncu olabilir. Onu yenmek ancak cesur şövalyelerin ya da korkusuz masal kahramanlarının başarabileceği bir şeydir. Ağzından ateş püskürten ejderha masalının kökenini yine yılanlarda bulabiliriz belki. Bazı zehirli yılanlan ısırıkları, ya da püskürttükleri zehirler bir ateş gibi yanma hissi verebilir. Zehirin verdiği bu yakıcı his belki de ağzından ateş çıkan büyük yılanlar, sonrasında da ejderhalar masalını doğurmuş olabilir.

Bir ejderhayla karşılaşırsanız eğer yapmamanız gereken şeylerden biri onun gözlerine bakmaktır. Ejderha, gözlerine bakanı kolayca etkisi altına alır, onu öldürmez ama kendine köle yapar. Bir başka söylenceye göre de ejderhalar insanlara yalanlar söyleyerek onları etkileri altına almak isterler. Konuşmalarında karşı konması çok zor bir ses tonu kullanırlar. Bu ses tonuna dayanıp etkilenmeyenlerin dikkat etmesi gerekense ejderlerin bol bol yalan söylemeleridir. Kimi zaman yalan söylemeseler bile söyledikleriyle başka şeyleri kastedebiliriler. Ursula Le Guin, "Yerdeniz Büyücüsü" adlı kitabında, kahramanı büyücü Ged ile bir ejderhanın karşılaşmasını şöyle anlatıyor: "Ejderha, Ged gibi Kadim Lisan'da konuşuyordu. Çünü bu dil ejderhaların hâlâ kullandığı bir dildir. Kadim Lisan'ı kullanmak, bir insanı doğru söylemeye mecbur eder, ancak bu ejderhalar için geçerli değildir. Bu onların kendi dilleridir, bu dili kullanırken yalan söyleyebilirler; kelimelerin anlamını saptırıp, yanıltabilirler. Dikkatsiz bir dinleyici, her biri gerçeği yansıtan ama hiçbir yere varmayan ters sözcüklerle bir labirente çekilebilirler..."

Ejderhalar hakkında anlatılan şeylerden biri de sağlık ve sonsuz yaşam verecekleri inancıdır. Oldukça uzun ömür sürdükleri anlatılan ejderhalar aynı zamanda hastalıklara da çare olabilirler. Ejderhanın su içtiği yerden içenin, ya da yattığı yerde yatanın hastaysa iyi olacağına, sağlıklıysa uzun bir ömür süreceğine inanılır. Bu inanış biraz da ünlü "Şahmaran" söylencesini andırıyor. Yılanların padişahı olan Şahmaran'ın da bir tür ejderha olduğunu düşünmek çok da yanlış olmaz. Tıpkı ejderhalar gibi Şahmaran da korku verici olduğu kadar uzun ömrün, sonsuz yaşamın ya da hastalıkların tedavisinin bir simgesidir.

Ejderhalar gerçekte hiç var olmadılar, insanların hayal ürünü canlılardı. Yine de yalnızca hayal ürünü olan bir canlının doğudan batıya hemen hemen bütün kültürlerde yer alması ve hakkında anlatılan bir öykü bulunması ilgi çekici değil mi? İnsan ister istemez soruyor kendine, acaba gerçekten yaşadılar mı diye...
ALINTIDIR...

TÜRKLERDE EJDERHALAR

Ejderhalar, hemen hemen her kültürde yer edinmiş varlıklardır. Birçok kültte varlıklarından bahsedilmesi gibi ejderhalarla iletişim için gerekli majikal ritüeller veya bilgilerde bulunmaktadır. Ejderhalar genel olarak birçok kültürde uçan büyük yılan şeklinde, zeki, akıllı, bilge ve sihre sahip varlıklar olarak geçer. Yalnız batıda kanatlara sahip bir sürüngen olarak resmedildiği görünür. Hristiyan propogandacıların kötülemek amacıyla ejderhalara batıda yaratık canavar ve şeytani bir varlık mührü vurmuşlardır. Batıda ki bir çok paganist kültüre (Druidler, keltler vs.) şeytani sıfatlar takan Hristiyanların buna da kötü demesi beklenen bir olgudur tabi ki. Ama tüm kültürlerde bilge varlıklar olarak anılması onların bilge olduklarını gösterir.
Ejderhalara değer veren kültlerden birisi ise bizim kültürümüzdür. Osmanlılarda ve daha eski türk kavimlerinden ejdarhaya -evren- denmekteydi. Ve eski türk mitolojilerinde dünyayı, gezegenleri çevip çeviren, döndüren bilge varlıklar olarak bahsedilmiştir:
"yarattı kör , evren tuçi evrülür.
anıng birle tezginç yine tezginir " (yusuf has hacip)

türkçesi:

"yarattığı evren durmadan döner,
onunla birlikte zaman da döner"
Bu dizelerden şunu anlıyoruz ki türk mitoloji ve destanlarında evren dünyayı çevip çeviren bir varlık olduğu gibi zamanı da kontrol eden bir varlıktır. Ayrıca Hacı Bektaşi Veli ile ilgili şöyle bir anlatı vardır: -hacı bektaş kapısını berkitip içeride evren donunu giyip başını rast kapıdan yana koyup yattı.- Eski türklerin -yedi başlı evren-i anadolu-da da karşımıza çıkar. (-erenler evreni karaçuk çoban / ademiler evreni deli dumrul- dede korkut) Ayrıca Göktürklerde de onyedi başlı evren kutsal sayılmaktadır. Eski Türklerin -12 Hayvanlı Takvimi-nde de yer almıştır
Şu da bir gerçek ki Anadolu-da ki birçok cami, medrese, kervansarayda ejderha motifleri resmedilmiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki evren yani ejderha bizim kültürümüzün de en önemli temalarından biri aslında.

Bizim kültürümüz dışında ortaçağda ejderhalara dair birçok bilgi mevcuttur. Özellikle ejderha söylemleri Fransa,Almanya,İsviçre,Avusturya bölgesinde yaygındır. Ortaçağda Ejderha söylencelerinin en ünlüsü Rodos Ejderhası idi Sonunda Dicudone de Gazon isimli rodos şovalyesince öldürülmüştür.

Rodos Ejderhası

Çin ve Uzakdoğu kültlerinde zaten ejderhaların başlıca sembolleri olduğunu biliriz. Zeki, bilge ve ruhsal olarak gelişmiş varlıklar olarak geçerler. Hatta çin burcunda da yılları vardır. Ejderha festivalleri düzenlenir, bayraklarında sembollerinde sıkça kutlanır. Türk kültürüyle benzer unsurlar taşımaktadır.

Çin Ejderhası

Sümer, Mısır ve diğer kültlerde de ejderha motifleri çokça yer almaktadır ve efsanelerinde adları geçmektedir.

Bu konuda bu efsane gibi görünen varlıkların hala gerçekçiliği konusunda şüpheleriniz olabilir. Ejderhaların her kültürde yerlerini alması ve önemli fonksiyonda bulunmaları onların bir zamanlar yaşamış olduklarının göstergesidir. Öte yandan ejderhaları çağırmak üzere çeşitli majikal ritüellerde kültürlerde mevcuttur. Kesin kanıtlar bulunamasa da bazı basit düzeyde fosiller vardır. Ejderhaların varlıkları konusunda en mantıklı görüş boyut varlıkları olmasıdır. Boyutlarda insanlar dışında birçok farklı varlık türleri yaşamaktadır. Bunlardan bir grubunda ejderhalar grubu olması yadırganamaz. Kültürlerde yoğun etkileri olması onların insanlarla irtibat halinde bulunabileceklerini veya bir dönem dünyada bedenlenmiş olabileceklerini gösterir. Ama bu bedenlenmenin fazla uzun sürmediği de aşikardır.

Kelt Ejderhası Motifi

Her ne kadar bunlar efsanevi gibi gelse de, dünya oldukça büyük ve içinde gizemler barındıran bir yerdir. Öte yandan geçtiğimiz yıllarda ejderhalar üzerine kurulu bir şifa sistemi de gelmiştir: Ra-sheeba.
Ra-sheeba mısır kökenli bir enerji çeşididir ve sırf sembollerle çalışmaktadır. Ra-sheeba hakkında alınan bilgilere göre bu enerji antik mısırda Firavun Akhneton zamanında geldiği ama dünyada çapa bulamadığı için yok olduğudur. Pen Gough İsimli ejder rehberi olan Merlyn Brethreck Türkiye-de yaptığı bir röportajda ejderler hakkında şu bilgileri veriyor (ejderlerle alakalı kısımları veriyorum): "Ejderler kendi bilgelikleriyle kendi hikmetleriyle geliyorlar zaten. Ejderler korumada yapabilirler . Onlar çok bilge varlıklar oldukları için kendi bilgeliklerini getirirler. Ve tabii ejderlerin diğer rehberlerden çok daha güçlü korumalar yapabilir. Bella Antora ejderlerin kraliçesi. Aynı zamanda Ejder Yüksek Konseyi başı. O, 10. boyuttan bir varlık ayrıca. Genellikle sarayında oturuyor ve her yere elçiler gönderiyor.- Ve bu bilgilerin devamında her kişinin bir ejderha eşlikcisi olduğu ve Bela Antora-dan bunu isteyebileceği açıklanıyor. Ra-sheeba hakkında daha detaylı açıklamaları forumumuzda bulabilirsiniz.

ALINTIDIR...[/purple]
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

rinda

#193
başka bir kaynak der ki;

Ejderha:

Çesitli hayvanların özelliklerini bünyesinde toplayan ve bundan dolayı-belkibütün
hayvanların gücünü ve niteliklerini toplu olarak sembolize eden ve timsah ya da
kertenkeleden köken alan canlılar olduklarına inanılır. Uzakdoguda uzun ömürleri ve büyü
güçleri nedeniyle bilgeligin sembolüdürler. Bunların en büyüklerinden biri olan "Komodo
Kertenkelesi" ejderha efsanelerinin bazılarından köken almaktadırlar . Çin Mitolojisinde
çok sık rastlanan ejderha, pek çok tür hayvanın garip bir karısımı olarak bir devenin basına, bir erkek geyigin boynuzlarına, bir canavarın gözlerine, bir inegin kulaklarına, bir yılanın boynuna, bir midyenin göbegine, bir sazan balıgının pullarına, bir kartalın pençelerine ve bir kaplanın ayaklarına sahiptir. Kafasının üzerinde "Chi'ih muh"denilen büyük bir parça vardır. Gövdesi birlesik üç bölümden sekillenmistir. Gövdesinde 117 adet bulunan pullardan 81 tanesi iyi (yang) etki gösterirken, 36 tanesi ise kötü (ying) etkiyle doludur. Böylece ejderha hem biraz koruyucu hem de biraz yok edicidir. Boyun altındaki pulları terstir ve her bir ayagında bes adet parmak
bulunur. Bir erkek ejderha disisinden, tepesine dogru giderek incelen dalgalı bir boynuzla
ayrılır. Ayrıca disi ejderhanın burnu da düzdür. Kanatlı ejderhalar oldugu gibi, at-ejderha, bogaejderha,
köpek-ejderha, kurbaga-ejderha ve balık-ejderha'da vardır. Ejderhaların en önemli
düsmanı belki kaplandır ama kaplan baslı ejderhalara da rastlanılır. Görüldügü gibi ejderhalar
diger hayvanlara da dönüsebilirler
Ejderhalar kesinlikle suyla ilgilidir. Yagmurun ve suyun efendisi, gök gürültüsünün
tanrısı ya da yagmurun ve suyun tanrısı olarak anılırlar. Fırtınalar çıkaranlar da vardır. Bazı
mitolojilerde ısık tanrısıdır. Yeni dogmus bir ejderha, bir solucan veya bir yılan ya da bir
kertenkeleden daha büyük degildir. Ancak çok süratli gelisirler. Ejderhaların kemikleri olduguna inanılan, fosillere ait kemiklerin tıbbi amaçlı olarak kullanıldıklar görülür. Ejderhaların yakınlarında kesinlikle tedavi edici özellige sahip sifalı otlar vardır. Ejderhalar derilerini dökerler ve bazen de kemiklerini fırlatıp atarlar. Bes ayrı renge sahip ejderha kemiklerinin iç organlara yönelik olarak tedavi edici etkileri bulunmaktadır. Buna göre mavi renk kemikler karaciger ve safra kesesi; beyaz renk olanlar akciger ve ince bagırsak; kırmızı renkliler kalp ve kalın bagırsak; siyah renktekiler böbrekler ve mesane; sarı renk kemikler ise dalak ve mide üzerine etkilidir. Ayrıca ejderhaların tükürügünün de tedavi edici özellikte oldugu bildirilmektedir. Tanrıların, ejderhalar üzerinde yolculuk yaptıklarına inanılır
Genel olarak yılan kuyruklu, kanatlı ve arslan pençeli mitolojik hayvanlar olan ejderhalar
"uçan yılan" olarak da nitelendirilirler. Kaynagı Eski Babil ve Sümer inançlarıdır. Aslında her
ulusun mitolojisinde ejderhalar vardır ve onlarla hep savasılır . Germen kavimlerinin
Nibelungen efsanelerinde ve ayrıca Yunan mitolojisi içerisinde korkunç ejderha motifleri vardır
ve bunlar çesitli kahramanlar tarafından öldürülürler . Yunanca ejderha "gözcü" demektir.
Zaten ejderha, pek çok öyküde kutsal suların gözcüsü ve bekçisidir. Sümer, Babil, Akad ve
Hititlerde erkek kahramanlar veya tanrılar ejderhaları öldürürler .
Mitolojide ejderha motifi Türk sanatında da Hint ve Çin sanatı kadar yaygındır . Türk
mitolojisinde büyük yılan biçimli olarak betimlenen ejderhaların, üçten yediye kadar degisen
sayıda basları bulunmaktadır. Yedi baslı ejderha anlamına gelen "büke" sözcügü Yakut Türkleri tarafından büyüklere unvan olarak verilir. Ejderhaların kuyuların diplerinde sarayları vardır.
İnsan eti yiyen ejderhalar, genç kızları buralara kaçırırlar. Ejderha Türk mitolojisinde zaman
zaman dünyayı tasıyan bir hayvan olarak da kabul edilir . Dört yön ile iliskisi vardır ve gök
ile yer-su kültlerinin varlıgı nedeniyle astrolojiyle iliskili olarak farklı sembolik anlamlar
yüklenmistir. Türklerde bir ejderha kültünden söz edilebilir. Ejderhaların, karanlık yer ejderi,
.
gök ejderi, sarı ejder, agaç ejderi ve kırmızı ejder gibi tipleri bulunmaktadır. Kökenini timsahtan
aldıgı ileri sürülür . Ejderha, Eski Türklerin "12 Hayvanlı Takvimi"nde de yer almıstır .
Ejderha Çin'de oldugu gibi, Türklerde de bir hukuki sembol olarak kullanılmıs olmalıdır .
Yunan mitolojisinde ejderha ile ilgili, diger toplumların inançlarıyla paralellik gösteren
öyküler anlatılır. Ekhidna adı verilen ejderhanın yeraltında ve yeryüzünde ne kadar korkunç
köpek ve canavar varsa, hepsini yarattıgına inanılır. Lerna Ejderi adlı dokuz kafalı bir yılanejder
vardır. Herakles'in onun zehir saçan kafalarını kopardıgına ve ölümsüz olan bir kafasını da
bir kayanın altına gömdügüne inanılır .

ALINTIDIR...
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

4BH

#194
Merhaba arkadaşlar 16 Temmuz'da yeni bir Kasyopya celsesi yayımlandı (aslında yayımlanmış ben de yeni farkettim, ve yine 4 Temmuz' da da bir celse yayımlanmış) Önemli kısımlarını veya tamamını çevirip buraya koymaya çalışacagız ama 16 temmuz celsesini çevirip eklemek istedik.
İki önemli not :

1- 16 Temmuz 2009 celsesi , 1994 teki ilk celsenin tam 15. yıldönümüne denk geliyor, celse başında bununla ilgili konuşmalar ve sorular da var.
2- Laura aynı gün, 4 Temmuz 2009 celsesini siteye koymuş, ve forumdaki kişilerden biri (henüz bakmadım) Maze (labirent) Dansları, ya da  Ariadne dansı, ya da Crane (vinç) dansı denilen dans tekniği hakkında bir şeyler yazmış ve bu konuyu incelemişler. Ark bu dansa ilişkin bir kaç video indirmiş (inceleme fırsatını bulamadım ama bana Don Juan'ın Sihirli Geçişlerini çağrıştırdı, ilk fırsatta bununla ilgili kaydadeger bir bilgiye ulaşırsam siteye koyacagım) . Kasyopyalılar da bu dansların kişisel ve toplumsal blokajları kaldırmak için doğru bir bilgi olduğu bilgisini veriyorlar. Yani aşağıda çevrilmiş bölümde geçen dans konusu bundan ibaret.

16 Temmuz 2009

.........

S: (L) Bunlar oldukça ilginç şeyler. Neden bunlardan bizlere daha önce bahsetmediniz ? (gülüşmeler)
C: Bunu bildiğinizi düşündük! Güçlenmek için kendi başınıza öğrenmeniz gereken çok şey vardı ve ayrıca güven faktörü konusu vardı. İnsanlığın bir çok kereler yanlış yöne saptırıldığını anlıyoruz ve ortalıkta çok fazla metafiziksel "gürültü" var. [ç.n. gürültü (noise) ile kastedilen, sistemlerin çalışmasını, bozan sekteye uğratan karıştırıcı unsurlar] . Ve bu zaman sonunda , düşünüyoruz ki geleceğin ve gerçekliğin "açık" tabiatına rağmen, yanlış yönlendirmede bulunmadık. İlk 6 yıl [ç.n. celselerin başlamasını takiben] farkındalığınızın artırılması ve ilüzyonlardan arındırılma yolunda geçirildi. Şimdi, Dünyanız'da bahsetmiş olduğumuz değişimlerin olmakta olduğunu görüyorsunuz. Şimdi; bir umudun varolduğunu, ama bizler ya da diğer tüm BH varlıklarının ancak sizler aracılığıyla (duraksama), kollektif bir anlamda hareket edebilceğimizi anlamaya başlamanızı umuyoruz.

S: (L) Oh , anlıyorum.  (Ark) Neyi ? (L) Kollektif sözcüğünü duydum. Hep düşünüp dururdum, Allah aşkına bu sözcük neden sözlükte var diye. Tamam. (Ark) Hala umut olduğunu mu söylediler ? Söyledikleri bu mu ? (L) Sanırım umut; bizim dalgayla nasıl buluşacağımız [ç.n. ya da onu nasıl karşılayacağımız] , ve Dünya'mız onun ardından nasıl olacak ? Eğer bir dalgaya sahipsen, bir tsunamiye sahipsen, Krakatoa filmindeki adam gibi bir şey yapabilirsin. Bilirsin, çapanı fırlatırsın, ve ona doğru (dalgaya, tsunamiye) yönelirsin, kendini dümene bağlarsın ve bol bol gülümsersin! Bu çok hoştu. Yani demek ki temel olarak burada konuştuğumuz; dalga gerçekleşecek ve onunla nasıl buluşacağımız, onu nasıl karşılayacağımız, nasıl hazırlandığımıza ve ne yapabilceğimize bağlı...
C: Evet. Ve bunun altında kalacak çok fazla "elit" var. Daha önce de dediğimiz gibi Rockefeller ve onun gibiler için "üç kat kötü kötü bir gün olacak.

S: (L) Yani bir başka deyişle nasıl dans edeceğimizi öğrenmek gerekiyor. Herkesin dans etmeyi öğrenmesi gerekiyor mu ?! (gülüşmeler)
C: Hayır, yalnızca genç ve buna fiziksel olarak müsait olanlar. Ama... bu gerçekten güçlü olurdu! [herkesin öğrenmesi]

S: (Ark) Gördünüz mü, birilerinin dans etmesi gerekiyor (çömeliyor ve zor manevralarla zıplamaya çalışıyor) (L)  Yani temel esas, seni fiziksel olarak gerçekten incitebilcek şeyler olmamalı. Gergin ve sert hareketler değil. (DD) O diz koymalar haricinde (Ark) Tamam, yarın antremanlara başlıyorum! (C) Peki ya tüm 200 kişinin aynı mekanda bulunması gerekmiyor değil mi ? Yoksa gerekiyor mu ?
C: Bir grupta en az 7 kişinin olması iyi olur. Hatta 8 daha iyi.

S: (L) En az. Yani ne kadar fazla olursa o kadar daha canlı mı olur ?
C: Evet.

S: (Ark) Yani sanki şu şamanların yağmur dansı yapmaları gibi, değil mi ?
C: O, bozulmaya  uğramıştı. Bunun bir grupsal olay olduğu ve kimsenin (4.Yoğunluğa karşı) tek başına , birey olarak yalnız duramayacağı bilgisini çoktan yitirmişlerdi.

S: (L) Ama kızılderililer yağmur dansını beraber yaparlardı değil mi ? Yani Amerika yerlilerini kastediyorum.
C: Evet , ama onlar da çok fazla bilgiyi yitirmişlerdi.

S: (P) Dans yapılan yerin coğrafi konumunun dansın etkisi üzerine etkisi var mı ?
C: Olabilir, ama üzerinde düşünülecek kadar etkisi yok. Negatif enerji odağı lokasyonlardan kaçınılmalı.

S: (DD)  Belki de , altından bir yer altı suyu akıp göle karıştığı için buranın arka bahçesinde değil.
C: Akan bir suyun olması iyidir.

S: (A__)  Bugün kameriyeyi söküp, taşıdığımız yer olabilir, orada güzel bir açıklık var. (joe) Bu odadaki 7 kişi bu aralar böyle bir şey yapabilir mi ?
C: Bununla ilgili harcanacak çaba buradaki herkes için son derece faydalı olabilir, özellikle DNA ve diğer faydalar anlamında. Ama global anlamdaki amaçlar için daha fazla sayıya gerek var. Her katılan kişi ile güç logaritmik (üssel) olarak artacaktır. Şu deyişi hatırlayın : Nerede iki ya da DAHA FAZLASI (harfler yavaşça geliyor) bir araya geliyorsa...

S: (DD) Bu dansı Pazartesileri yaparken, tercih edilebilecek bir zaman dilimi var mı, gündoğumu ya da günbatışı ? [ç.n. celsenin başında bu dans ile ilgili bir soruda, Pazartesiyi uygun bir hafta günü olarak belirtmişlerdi]
C: Gün batımında daha iyi. Aslında, bir parça güneşe bakışı [odaklanmayı] da işin içerisine katabilirsiniz.

S: (L) Yani önce Güneş' e odaklanılarak , bakılır, enerji şarj edilir, ve sonra dansa başlanır. Böyle mi ?
C: Evet.

S: (Joe) Bunun öncesinde nefes alma egzersizini yapmak iyi bir fikir mi ?
C. Kesinlikle!

S: (DD) Dans adımlarının hangileri oldugunu biliyor muyuz ? (L) Dediler ki, 1. ve 2. videolardaki dans adımları doğruymuş, ya da bunların bir çeşit kombinasyonu. (Joe) Peki ya müzik ?
C: Bu amaca bağlı bir şey. Bu konuda bir sonuca varmak için bir ağ çalışması yapabileceğinizi düşünüyoruz.

S: (Joe) Eger amacın böyleyse (agresif bir tarza öykünüyor) ... (L) Sanırım, cesurane ve savaşçı seslere ihtiyaç var (S) Yani en sonuncusunu yaparken, hani şu 200 kişiyle, negatifleri bloklamak için, Pink Floyd kullanabiliriz, Tear Down the Wall şarkısını kullanabiliriz (gülüşmeler) [ç.n. bahsedilen The Wall albümün kapanıştan bir önceki şarkısı olan Trial (mahkeme) şarkısı sonundaki tekrarlanan "tear down the wall", yani duvarı yık, nakaratları] (L) Duvardaki diğer bir tuğla, ha ?
C: Gerçekten...

S: (Gülüşmeler) (L) Kötü fikir değil! (Allen) Yani bu dansları insanlara öğreteceğimiz workshoplar mı düzenle meliyiz ?
C: Daha iyisi önce bunları kendiniz iyice öğrenin!

........