Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 12 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#645
Sağol bonafide bilmukabele[:)][:)]

Astre

#646
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fatihesen

Teşekkürler "bozadi" Herhangi bir yeteneğe sahip olduğumu düşünmüyorum, şu zamanda her hangi bir insana bilgi gelebileceğini düşünüyorum, sanki her insana farklı özellik ve bilgi yüklemesi yapılıyor, ve bu bilgilerle bir kitap oluşturmaya çalışıyorlar gibi geliyor ilerki safhalarda neler olacak açıkça heyecen ile bekliyorum.RA bilgilerini okuma fırsatım olmadı bir iki hafata içinde ona başlamayı düşünüyorum onu okuyunca nasıl açılımlar olacak acaba

Ben açıkça 1-7 diye bir sınırın olmadığını düşünüyorum sonsuz içinde sonsuzluğu basamaklarının olmadığını ve basamakları çıkarken saymanın gereksiz olduğunu hatta her bir sonrakinden sonrakini merak ediyorum

Şu ana kadar okuyup dinleyip te bu olamaz dediği hayrete düştüğüm hiç bir şey olmadı, bu benim için önemli "eğer bir gün bir olay karşısında hayrete kapılırsam işte o gün varlığımın üstünde bir olayla karşılaşmış olacağım" (daha önceki enkarnasyonlarımdan gelen bilgi haricinde yeni bir bilgi almış olacağım) ve o günü bekliyorum.

Belli bazı bilgiler puzzle misali belli kişilere iletiliyor, kişisel görüşüm bu insanların bir şekilde (kader/yönlendirme) birbirlerini bulup/etkileşime geçip bir süreç başlatacakları. 1-7 olarak tanımlanan şey aslında sizin dediğinizle aynı gibi. 1-6'ya kadar öğrenme 7 ise sonsuzluk bence. RA bilgilerini okuduktan sonra temaslar başlamıştı, belli bir enerji yayarsanız (kalpten hissedilen sahte olmayan, BH veya KH fark etmeksizin) ziyaret edilirsiniz diye düşünüyorum.
 

Tgur

#647
Bazı bilinçlerin mahmurluğunu atamadığını sanıyorum ,
Yani dinsel ,ve diğer ona benzer kutsal yazıtlar,mitos destanları ,hakikate bürünmüş masallar v.ilh.
Bunlar genellikle birbirini tamamlar gibi gözüken bazen de zıt görüş ve dayatmacı ,korku yaratan hale dönüşmüş (bilhassa dinsel olanlar) yazılardır ve zihinleri tutsak etmiştir.

Bu mahmur bilinçler dayatma ve korkuyla irkilen ve kendini geliştirme yani aklını kullanmayı bile büyük bir günah özür gibi gören bilinçlerdir,
Bir de evrensele açıldım zannedip bu bilgilerin karmaşası altında adeta zihin bulanıklığı gösteren bilinçler de var ,gerçeğin kaygan zemin üzerinde değişken olduğunu biraz biraz fark eden ama bu bilgi karmaşasının yarattığı dağın altından silkelenip kendini sıyıramayanlar..

Bittabi bu dağın etkisinde vaktiyle biz de kaldık silkelenip huzura yani zihin açıklığına geldik mi o biraz şüpheli, geldim deyip durduğumuz yer sonsuzluğu fark edememişsek düşüp silineceğimiz yerdir..

Kasyopya şu anda can simidimiz ,en azından zihnimizi çalıştırmayı kendi kendimize gerçek dediğimize yanaştırıyor,

Aşağıda Adem Havva sembolizması ve diğer bazı alıntılar,
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Sodom ve Gomorra ve civardaki diğer şehirler nasıl yıkıldı? Ve kim tarafından?
C: Nükleer; EM etki. Kim olacak?
S: (L) Kertişler mi?
C: Evet.
S: (L) Neden?
C: Korku ve itaat aşılamak için.
S: (L) Sodom ve Gomorralılar gerçekte kötü değiller miydi?
C: Bu tarihin bir aldatmacası.
S: (L) Lut'un karısı tuzdan bir sütuna mı çevrildi?
C: Hayır.
S: (L) O hikayede bize yönelik herhangi bir sembolizma var mı?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim'le konuşan tanrı Kertişlerden biri miydi?
C: Evet.
S: (L) İbrahim'in yaptığı anlaşma Kertişlerle miyidi?
C: Evet. Doğrudan değil.
S: (L) Melçizedek Kertişlerin rahiplerinden miydi?
C: Hayır.
S: (L) Melçizedek İbrahim'e doğru bilgi mi verdi?
C: Yakın.
S: (L) Kabala iyi adamların gerçek bir öğretisi mi?
C: Yakın.
S: (L) Osiris döngüsü; Osiris'in bedeninin parçalanmasını DNA sarmallarının parçalanmasına benzetmek bakımından Kertişlerin insanlık üzerindeki faaliyetinin bir örneğini mi teşkil ediyor?
C: Yakın.
S: (L) Havva'nın yediği ve sonra Adem'e verdiği iddia edilen, İyi ve Kötü Bilgisi Ağacı'na ait meyve neydi?
C: Bilgi sınırlaması. Kodlama.
S: (L) Havva'nın bilgi ağacının meyvesini yemesi ne anlama geliyor? Bunu yapmak için ne yaptı?
C: Yanlış tarafla arkadaşlık yaptı?
S: (L) Burada arkadaşlık ne anlamda?
C: Havva sembolik.
S: (L) Neyi sembolize ediyor?
C: Dişi enerji.
S: (L) Dişi enerji yanlış tarafla arkadaşlık ettiğinde ne yaptı?
C: Bir miktar bilgi ve güç kaybetti.
38
S: (L) Tanrı veya tanrılar, Havva'nın 'iyi ve kötünün bilgisi' denen bu ağacın meyvesinden yiyerek onlarla eşit konuma gelmesinden neden korkuyorlardı?
C: Ne? Lütfen sorunu açıkla.
S: (L) Bu meyveyi yemesinin Havva'yı onunla veya onlarla eşit seviyeye getirmesinden korkan tanrı kimdi?
C: Hayır.
S: (L) Kutsal Kitap'ta, 'Tanrı dedi di, şimdi onlar hayat ağacının meyvesini alacak ve sonsuza kadar yaşayacaklar.' şeklinde bir bilgi var. Bu ne anlama geliyor? Bu meyvenin yenmesi Tanrı'yı neden korkuttu?
C: Korkutmadı.
S: (L) Hayat ağacının meyvesi neydi?
C: Sınırlanma.
S: (L) Ebedi hayat ağacının meyvesi nasıl sınırlanma olabilir ki?
C: Kavramsal olarak sınırlı.
S: (L) Şunu bilmenizi isterim ki bu pek anlamlı değil.
C: Anlamlı. Dikkatlice düşünün.
S: (L) Bahçede dolaşarak Adem ve Havva'yı iyi ve kötünün bilgisini veren ağacın meyvesinden yememeleri için uyaran tanrı, o asıl tanrı mıydı? Yani iyi adam mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Onlara bu ağaçtan yememelerini emreden tanrı kimdi?
C: Karmaşıklaşıyor. Laura, bariz olanı kaçırıyorsun.
S: (L) Hayat ağacının meyvesi nasıl sınırlandırıcı olabilir?
C: Tek bir kaynağın tüm bilgiyi içerdiğine inanmak gerçekle çelişiyor.
S: (L) Cennet'e tekrar girilmesini engelleyen yanan kılıç neydi?
C: Anlamıyor musun?
S: (L) Hayır, anlamıyorum.
C: Gözden geçir.
S: (F) Eğer buradaki kavram bilgi ağacının meyvesinin yenmesinin tüm bilgiyi sağladığı ise, o zaman kişi yanılmış oluyor çünkü hiçbir belirli bilgi kaynağı tüm bilgiyi sunamaz. Bu yüzden kişi bu aldanmaya inandığında, kendini bir tuzağa sokmuş oluyor. Ve böylece insan ırkı çeşitli şekillerde yansıyan aynı sorunla zehirlenmiş oluyor: kişi gerçeği pek çok farklı yollardan arayacağına tek bir yoldan arıyor ve çok karmaşık konu ve soruların çok basit cevapları olduğuna inanıyor.
S: (L) Cennet bahçesine tekrar girilmesini engelleyen yanan kılıç neydi?
C: Tuzağı simgeliyor.
S: (L) Onu biz mi koymuş olduk?
C: Evet.
S: (L) Cennet nerdeydi?
C: Dünya.
S: (L) Tüm dünya Cennet miydi?
C: Evet.
S: (L) Cennet'teki düşme, veya cennet halinin kaybedilmesine eşlik eden bir afet oldu mu?
39
C: Evet.
S: (L) Ne tür bir afet?
C: Kometler.
S: (L) Daha önce belirtilen küme mi?
C: Evet.
S: (L) Peki, bu ne kadar zaman önce oldu?
C: 309882 yıl önce.
S: (L) Cennet halinin kaybedilmesiyle Kertişler insanlığın yönetimini ele mi geçirdi?
C: Evet.
---------------------------------------------------------------------
S: (L) Adem ve Havva, bilgi ağacının meyvelerini yerken kendilerini esaretten kurtaracak bilgiyi elde etmeye mi çalışıyorlardı?
C: Adem ve Havva sembolik.
S: (L) Peki esaret altındalar mıydı ve iyi bir "yılanın" yardımıyla kendilerini özgür kılmaya mı çalışıyorlardı?
C: İyi değil.
S: (L) Kertenkeleler geldiğinde Adem ve Havva birine esir miydiler?
C: Hayır. Özgürdüler. Adem ve Havva'nın sembolik hikkayesi yanlış bilgiye cezbolma hikayesidir. İyi ve kötünün bilgisinin ağacı, odaklanmış, sınırlandırılmış bilgiydi.
-----------------------------------------------------------------------
S: (L) İnsanlar arasında Yılan Kardeşliği'yle işbirliğini başlatan kimdi?
C: Adem ve Havva.
S: (L) Adem ve Havva gerçek insanlar mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Bir insan grubu muydu?
C: Cazibeye kapılma değildi, bir düşünce kalıbı değişimiydi.
S: (L) Bu insanlar kimdi veya neydi? Hangi ülkede yaşıyorlardı?
C: Tüm insanlar. Boyut sınırından geçiş.
S: (L) Yani bunun bir boyut geçişi veya birleşimi sırasında mı meydana geldiğini söylüyorsunuz?
C: Evet.
S: (L) Bu olayda bir grup varlıkla diğer bir grup varlık arasında savaş gibi birşey oldu mu?
C: Boyut sınırı geçişinin pek çok yansımaları vardır.
S: (L) Yani Kertenkeleler olmasaydı başkası olacaktı, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Yani bunun olması bir bakıma kaderdi?
C: Evet.
S: (L) Bu büyük bir kozmik oyunun parçası mı?
C: Evet.
S: (L) Mutlak yaratıcı kendinin farkında mı, kendinin bilincinde mi?
C: Evet ve hayır.
------------------------------------------------------------------

S: (L) Scorpio kelimesinden kökünden türeyen diğer bir kelime "skopos" veya "görmek." İnsan ırkının Akrep takımyıldızındaki bir gezegende tohumlandığını söylemiştiniz ve dolayısıyla zodyak oluşturulduğunda ve
967
ipuçları ortaya çıktığında, bana öyle geliyor ki, Terazi burcunun eklenmesinin amacı insanların güçlerini ellerinden almak, görmelerini önlemek, onları savunmasız kılmaktı. Bu imgeleme doğru mu?
C: Doğru iz üzerindesin.
S: (L) Ve Akrep dört şekilde temsil ediliyor; akrep, kertenkele, kartal ve güvercin. Yani dört deneyim seviyesi var. Minerva/Atena Zeus'un kızıydı. "At terbiyecisi" olarak biliniyordu ve bakire bir tanrıçaydı. Aynı zamanda Parthenos olarak biliniyordu ve bu "ayırma" anlamına geliyor. Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılması, veya bilginin ruhtan ayrılması veya 3'üncü yoğunluk ile 4'üncü yoğunluk dünyası arasındaki örtü imgeleminin bir parçası mı bu?
C: Yakın.
S: (L) Astrolojik sembolojide farklı yıldızlar rastgele bir şekilde vücudun farklı yerlerinde bulunuyor olarak gösteriliyor ama bunların yıldızların gerçek konfigürasyonuyla bir ilgisi yok gibi görünüyor. Koç burcunda bulunan ve Kraliçe Kasyopya'nın eşi olan Kral Cepheus'un sağ omzunda bir yıldız var. Bu yıldızın adı Arapça'da "kurtarıcı" anlamına geliyor. İsa'nın haça gerilmesi imgesinde, İsa haçı sağ omzunda taşıyor olarak tasvir ediliyor. Sanki yeni kral için yol açmak üzere ölmesi gereken yaşlı bir kral gibi... Ayrıca pek çoğumuz omuzlarımızda, kollarımızda zaman zaman ağrılar yaşıyoruz. Bazı celselerde bunun DNA değişimleriyle ilgili olduğunu söylemiştiniz. Acaba belirli bireyler diğer yoğunluklarla belirli takımyıldızlardaki pencereler yoluyla mı bağlantılı? Ve yıldızların takımyıldız şekillerindeki yerlerinde de bunun ipuçları var... Bu yerler eterik alanımızda DNA'nın etkinleşme yerleriyle örtüşüyor belki...
C: Belki.
S: (L) Bana burada biraz yardımcı olabilir misiniz?
C: Yardımcı olursak keşif yapamazsın.
S: (L) ... Pleiades Öğretileri'nde Barbara Marciniak şöyle yazıyor; "Dünya üzerinde farklı türlerin, uzaydan gelen yaratıcı tanrıların girişini sağlayan çeşitli kapılar vardır. Dev kapılardan biri de uğruna savaş verilmekte olan Ortadoğu kapısıdır. Dünya tarihinde gerilere doğru gidecek olursanız bu kapıdan ne kadar çok din ve uygarlığın geçtiğini göreceksiniz. Çapı yaklaşık bin mil olan dev bir kapıdır bu. Ortadoğu'da bu kadar çok hareket olmasının nedeni bu kapıdır. Kertenkeleler bunu kullandı." Bu bilgi hakkında yorumda bulunur musunuz? Pozitif varlıklar tarafından kullanılan o büyüklükte portallar var mı?
C: O portal dual.
S: (L) Yani herhangi biri kullanabilir. Orta Doğu'da büyük bir portal olduğu doğru mu?
C: Kitapta belirtilenler yakın, ama mutlak değil.
S: (L) Bu portallar konusu çok önemli bir konu mu? Onlar için savaşılıyor mu?
C: Evet ama daha fazla bilgi edinene kadar bu gerçekleri keşfetmene gerek yok.
S: (L) Tamam. Marciniak ayrıca iyi Kertişlerin de olduğunu söylüyor. Siz bir keresinde iyi Kertişlerin sayısının belirtmeye değmeyecek kadar az olduğunu söylemiştiniz. Marciniak'ın söylediği gibi iyi Kertişlerin var olduğu doğru mu?
C: En karanlık çevrelerde bile iyilikler vardır.
--------------------------------------------------------------

Tgur

#648
S: (L) MM'nin çektiği aura fotoğrafındaki köpeğe benzer görüntüyü merak ediyorum.
C: Bu zamanlarda 2'nci yoğunluk varlıkları giderek daha fazla yapışık ruh çekecek.
S: (L) Bu yapışık ruhlar başka varlıklar anlamında mı?
C: Evet, ve diğerleri.
S: (L) 2. yoğunluk varlıkları bu yapışık ruhları çekerken, bunları bizden mi çekiyorlar, örneğin koruma amacıyla?
C: Hayır.
S: (L) Bize zarar vermesi için bu tür yapışık ruhları çekmede kullanılıyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Yani köpeklerimiz üzerinde de mi yapışık ruh temizliği yapmamız gerekecek? (V) Yüce Toledo!
C: İşe yaramaz.
S: (L) Hayvanlarımız neden yapışık ruh topluyor?
C: Frekans titreşimlerindeki yoğunlaşmalardan dolayı.
S: (L) Yapabileceğimiz birşey var mı? Yani evcil hayvanlarımızdan kurtulmamız mı gerekiyor?
C: Bu kadar katı birşey önermeyiz. Fakat dikkatli olun: 3'üncü yoğunluk KH yönelimi 2'nci yoğunluk üzerinde "hakimiyet" düşüncesini de içerir ve bu yalnızca dalganın yaklaşmasıyla artan enerjinin doğal bir neticesi... Derslerin bazıları oldukça ilginç gerçekten. Sizden daha düşük kapasiteli olanları zorla tutup esaret altına almanın "iyilik" amacıyla olduğunu varsaydığınızda, sizden daha yüksek kapasiteye sahip olanların da aynı şeyi sizin için düşünmekte olmasını neden beklemeyesiniz?!?

----------------------------------------------------------------

İlginç bir konu ,çoğumuz evcil hayvana düşkünüz ve onları kafes yani kontrol altına aldığımızda iyilik yapmış doğanın tehlikelerinden korumuş hissederiz ,bu bir bakıma yem ve yer yönünde rahatlama sağlamanın ,onu kurtarmış olmanın mutluluğunu sağlamış gibi görünür öyle ya ben bunu yapmasaydım eğer bir kedi köpekse araç altında kalacak veya kuş ise başka cinslere yem olacaktı v.s.

Diğer yandan bu evcil hayvanların yalnızlığa verdiği kurtarıcı arkadaş konusu da önemli onu da göz ardı edemeyiz,hatta amaların en önemli yoldaşlarıdırlar, bir diğer konu ise bu hayvanların insanlarla yakın teması onların evriminde bir üste çıkma konusu üzerinde yani insan olmaları yönünde büyük bir avantaj sağladığını da biliyoruz zira evrim basamakları esnasında bazı durumlar varlıkların üst yoğunluklara çıkmalarında bazı baypaslar sağlama özelliğindedir mesela bir sodyum atomu diyelim toprakta evrim için binlerce yıl bekleyecek olsa da bir su ile sürüklenip salatalık bitkisince özümsenip salatalığa oradan da bir insan midesine geçip insan hücresinde bir enzimin elemanı haline geldiğini yani vücutta kaldığını düşünün ,bir baypas sağlanmıştır .

Konuyu dağıttım, meseleyi daha derin bir çok yöne çekebiliriz ,anlatmak istediğim  K.ların en son paragrafta belirttikleri evcil hayvan beslemeyin gibi katı bir önerme değil yoğunlukların birbiri üzerindeki özellikle 4 yoğunluk KH varlıkların insanlar üzerindeki ağır hegemonyasının insanların 2 yoğunluk varlıklarına yaptıkları bu "iyilik" faaliyeti ile özdeşleştirmeleri ,bir nevi haklı bir davranış gibi sergilemeleri..

Burada bir altıncı yoğunluk görüş ve algılayış örneği var galiba, denge kanunları ile olana bitene  objektif bakış eksersizleri..

Ne dersiniz..


Tgur

#649
Aşağıdaki alıntı "sezgileriniz artacak"ifadesinin bendeki tezahürü ,

Zira çok evvelden beri bu yaşadığımız "düşen melek Lusifer" halimizin olanlar içerisinde zamana kısılmış bir yaşam oyunu olduğu üzerinde kesin bir algım var ama defalarca okuduğum halde K celselerinde bunu bir yerlere oturtmadan geçip gitmişim ,işte bu aktarımda bunun bir film gibi deney unsuru olarak bizlere tatbik edildiğini ap açık gördüm,

İlginç olan ise bu oynadığımız oyundan kurtuluş diğer yoğunluğa geçmek,başka ne yaparsanız yapın kurtulamyorsunuz ,çırpınıp duruyorsunuz ,işte bu da benim 3B yorumum oluyor tamamen.
İşin gerçeği yapın ama çabalamadan yapın ,yani kendinizi akışa bırakın ,yaptıklarınızın hemen etkisini beklemek arzulu düşünüş çünkü, bu kadar çabaladım da bir yerlere gelemedim eyvah demek..

Olanları anlamak ve bu anladığınızın gerçek olduğunu sorgulayıp idrak tamamlanınca o husustaki inancı oluşturmak..

Sorgulamanın neden bu kadar önemli olduğu ise 4KHnin bir film senaryosu üzerinde olup yaşadığımız olayları hemen düzeltip yani aktör, artist, ortam üzerinde oynayıp değişiklikler yapıp uygulamayı ters yüz edip yani dördüncüde hazırladıklarını üçe adapte edip yaşam şekli diye önümüze koymaları ve bizim o oyun çizgisinde yani her nevi çarpıklığın mantıksallaştırılıp önümüze gerçek diye sunulmuş yaşamı yaşamamız..

Sanırım aşağıdakileri okuyunca konu daha iyi anlaşılacak,
---------------------------------------------------------------------

S:  Bant bitmeden bunu sormak istiyorum ve sonra bir ara vereceğiz. Konsorsiyum tarafından gizlenen "en büyük sır" nedir?
C: Kontrolünüz sizin elinizde değil, bir deneysiniz. [ARA]
S:(L) Bu konuda söylemek istediğiniz başka birşey var mı?
C: Size bağlı.
S:(T) Bunun, devletin bizden gizlediği en büyük sır olduğunu söylerken, bunu sadece bu ülkedeki insanların en büyük gerçeği olarak mı söylüyorsunuz?
C: Temel olarak.
S:(T) İnsan ırkının en büyük sırrı, bizim, bir grup insanın hepimiz üzerinde uyguladığı bir deney olduğumuz mu?
C: Kısmen.
S:(T) Diğer kısmı da Kertenkelelerle mi ilgili?
C: Evet.
S:(L) Peki başka dünyadışılar?
C: Evet.
S:(T) Bu deneyi yapan insanlar, kendilerinin de bu deneyin bir parçası olduklarını biliyorlar mı?
C: Evet.
S:(T) Bunu kendi istekleriyle mi yapıyorlar?
C: Seçenekleri yok.
S:(L) Neden seçenekleri yok?
C: Deney ilerliyor.
S:(T) Deneyin konusu nedir?
C: Sizin için aşırı karmaşık.
S:(J) Bunun olmasından nefret ediyorum! (T) Peki bu, Kertişlerin bizi yönetmesi ve enerjimizi emmesi deneyiyle mi ilgili?
C: Evet, ama bundan çok daha fazlası var, 4'üncü seviyede anlayacaksınız.
S:(T) Tamam, bu konuda başka birşey sormayacağım. (L) Pekala, bu Krill belgesinde Grilerin ve diğer dünyadışıların, fiziksel muayene sırasında insanlardan çıkardıkları beze salgılarını kullandıklarına dair bir ifade var. Bazı jinekoloji ve sperm alma muayeneleri yapıldığı ve bu maddelerin beslenmek için kullanıldığı ve bunlara bağımlı oldukları söyleniyor. Bu doğru bir değerlendirme mi?
C: Hayır.
S:(L) Peki beze salgılarını kullanıyorlar mı?
C: Evet
S:(L) Peki bu maddeleri ne için kullanıyorlar?
C: İlaç.
S:(L) Bu ilaçları neyin veya kimin üzerinde kullanıyorlar?
C: Kendileri.
S:(L) Bu ilaç onlara ne sağlıyor?
C: 3'üncü yoğunluğa katlanmalarına yardım ediyor.
S:(T) Yani geçici olarak 3'üncü yoğunlukta kalabilmelerine olanak sağlıyor?
C: Yakın.
S:(L) Daha somut, fiziksel bir şekilde ortaya çıkmalarına da yardımcı oluyor mu?
C: Evet.
S:(L) Yani bu beze salgılarını o yüzden alıyorlar. Bireylerin ürettiği cinsel enerjiyi de 3 boyuttaki koşullarında kullanıyorlar mı?
C: Hayır. Daha önce de söylediğimiz gibi bu onları 4'üncü yoğunlukta besliyor.
S:(L) Evet. Tamam. Zamanın mevcut olmadığını söylediğinizi biliyorum ama bizim ölçümümüze göre Griler ne kadar zamandır insan ırkıyla etkileşiyor? Yani Kertenkeleler değil, Griler, sibergenetik robotlar...
C: Hayır.
S:(L) "Hayır" derken neyi kastediyorsunuz?
C: Zaman yolcuları, o nedenle "zaman sürekli."
S:(L) Pekala, JR'nin verdiği birkaç kitabı okudum, "Knight in Shining Armor" ve "Replay". Bu kitapların her ikisinde de zaman yolculuğu tanımlanıyor.
C: Hayır, henüz bitirmedik. Son yanıtın ağırlığını kavradınız mı?
S:(L) Zamanda yolculuk yapıyorlar, zamanda ileri ve geri gidebiliyorlar, aklımızla oyun oynayabiliyorlar... (T) İstedikleri bir geleceği yaratmak için geçmişi düzenleyebiliyorlar. (D) İstedikleri enerjiyi yaratabilmek için herşeyi organize edebiliyorlar... (L) Ayrıca birşeylerin iyi görünmesini, iyi bir şeymiş gibi hissedilmesini sağlıyorlar. Belirli bir fikir aşılayıp daha sonra onu doğrulayan bir durum yaratıyorlar...
C: Ne kadar zamandır diye sormuştun. Tamamen sınırsız, anlayabilir musunuz?
S:(L) Bu iyi değil. Eğer zaman-mekanda geri gidip geçmişimizdeki bir olayı değiştirirlerse, geçmişteki bu değişim şu anımızı da hemen etkiler mi?
C: Bu defalarca oldu ve olmaya devam ediyor.
S:(D) Bunu sürekli olarak, tekrar ve tekrar yapıyorlar mı? (L) Yani her bir...
C: Siz henüz farkında değilsiniz, bunun ne gibi anlamlara geldiği konusunda bir fikriniz yok!!!
S:(L) Küçük bir ışık yakaladık! Evet, küçük! (T) Zamanda ileri ve geri hareket edebilmek ve bunu istediğin gibi kullanabilmek... (J) Ve bize neler yapıyor olabilecekleri... Ve bize tekrar ve tekrar yapacakları... (L) Diğer bir deyişle tüm bu lanet olası koşullarda tek gerçek şansımız bu yoğunluktan çıkmak. Anladığım kadarıyla bize söyledikleri şey bu.
C: Yakın.
S:(L) Çünkü aksi taktirde, tıpkı o kitapta söylendiği gibi, aynı döngüde takılıp kalırız. İşkence sürekli tekrarlanabilir ve... Cengiz Han, Atilla... herşey yeni baştan... (T) Bir zaman [kısır] döngüsü içinde takılıp kalmış durumdayız; bizi bir zaman döngüsüne koyuyorlar. (J) Bir zaman döngüsü içinde miyiz?
C: Evet.
S:(D) İnsanlık o veya bu sebep için zamanı belirtmek için zamanı kullanmayı gerekli bulmuş. Görebildiğim tek sebep, yazılı veya sözlü iletişimlerde bir çeşit...
C: Kontrol mekanizması.
S:(T) Bu kontrol mekanizmasını kırmamızın bir yolu var mı? 4'üncü yoğunluğa geçme dışında?
C: Hayır.
S:(D) Peki zaman yoksa olanları nasıl ifade edersiniz?
C: Yeniden sor lütfen; daha net olarak.
S:(D) Sanırım sorduğu şey şu; eğer telepatik olarak iletişim kuruyorsan... (D) 4'üncü yoğunlukta... (L) Ve eğer zaman yoksa, şimdi olan olaylarla daha sonra olan olayları nasıl ifade edersin? (J) Sıralama nasıl oluyor?
C: Çeviri.
S:(D) Çeviri mi? Tamam, kastettiğim şeyi açıklayayım. Örneğin 1907'de olan birşeyden bahsediyoruz...
C: Bu şekilde yapılıyor.
S:(T) Çeviri yoluyla yapılıyor. Deneyimi mi çeviriyorsun?
C: 4'ten 3'e ve tersi.
S:(L) Diğer bir deyişle, film yapmak gibi birşey. (J) Doğrusal düşünce süreçleri kullanılıyor mu? Yani doğrusal ve eğrisel?
C: Yalnızca 3B ilüzyonunun bir parçası.
S:(L) Yani eğer bir 4'üncü yoğunluk varlığıysan, herşey bir şekilde oluyor, herşey eşzamanlı ve eğer bunları tartışmak veya aktarmak veya bu birleşik boyutun herhangi belirli bir yönü üzerinde odaklanmak istersen bu deneyimleri bir şekilde 3B'ye projekte ediyorsun...
C: Yakın.
S:(L) ...tıpkı bir film gibi.
C: Ama oraya gidene kadar tam olarak anlamayacaksınız.
S:(T) Yani bu noktada, 3B'de tam olarak kavrayabileceğimiz bir kavram değil?
C: Bir köpek soyut matematiği kavrayabilir mi? Anladınız.
S:(L) Yani berbat durumdayız! Ve bu adamlar da bir anlamda bizimle oyun oynuyorlar...
C: Subjektif.
S:(T) Berbat bir durumda olup olmadığımız mı subjektif?
C: Evet.



Tgur

#650
Ruh kavramı üzerinde biraz yanıldık galiba daha doğrusu ben yanlış algıladım,

Ruhu bütünden kopmuş bir parça olaraka düşündüğümde onu başlı başına ayrı bir unsur olarak görmekteydim onda bütünde olan her şey var ama bu farkındalığını unutmuş adeta ayrı bir varlık olarak düşünmekteydim bu görüş halinde ruhu üçüncü yoğunluk donelerine takılmış bir zihinle adlandırıyormuşum ,

Okyanustan kopmuş bir göl ve arasına giren ayrılık maddeleri ve olaylar dolayisiyle  okyanusu unutmuş bir su birikintisi ,tabiiki bu biraz da edebi pastoral düşünüşle olanın veya o idrakimin belirtilmesi idi ,ruh kavramını  tamamen bütünden ayırıp ayrı bir cisim gibi düşünmek ,

Gerçek öyle değilmiş,

Bazı alıntılar sunuyorum ve en sonunda noktalanan cümle ile ne denmek istendiğini anlayacaksınız,

------------------------------------------------------------------------

C: Başkalarının seni yolundan alıkoymasına kesinlikle izin verme. Seni gerçekten uzaklaştıracak pek çok girişime maruz kaldın. Şimdi birkaç bildiri geliyor: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."
S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?
S: (L) Nerede?
C: Biz sorduk.
S: (L) Sanırım bir sınır yok.
C: Eğer sınır yoksa, senin kendi aklın ile başka herhangi bir şey arasında fark nedir?
S: (L) Eğer nihayetinde herşey birse, sanırım bir fark yok.
C: Doğru. Eğer iki şey mutlak olarak sınırsızsa, o iki şey tamamen aynı şeydir
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Her bir ruhun mutlak gücü olduğunu ve tüm varoluşu yaratabileceğini ve yok edebileceğini söylediniz. Bu diğer ruhların varlığını da kapsar mı?
C: Evet. Ama bundan daha karmaşık. Başka bir celsede daha fazla açıklama yapacağı
---------------------------------------------------------------------------
C: Ruhlar bu gezegene "doğmaz". Ruhlar hiçbir zaman doğmadılar! Ve hiçbir zaman da ölmeyecekler!
------------------------------------------------------------------------
S:(TR) Ruhların yüzde elliden fazlası 6'ya ulaştığında ve 7'ye geçmeye hazırlandığında, geri kalanların hepsi de otomatik olarak 7'ye mi geçecek?
C: Doğru kavram değil. 3'üncü yoğunluk "Yılan Kardeşliği" ilhamlı matematiksel hesaplama ve fikirleri kullanıyorsun.
S:(J) Yani bu işin yüzdesi yok. (TR) Yani her bir ruhun oraya ulaşması gerek. (V) 3'üncü yoğunluk matematiğini uygulayamayacağımız kadar yüksek değil bu bence. (TR) Çoğunluk diyelim.
C: Hayır. Hala 3'üncü yoğunluk matematiğini kullanıyorsunuz.
S:(L) Pekala, 7'nci yoğunluğa kesin geçişin ölçütleri nedir?
C: Derslerin tamamlanması.
----------------------------------------------------------------------------
S:(L) Reiki, iyileştirme yeteneklerini anında %50 arttıracaktır. (GB) Ruhun yaşadığı süreci açıklayabilir misiniz?
C: Ruh bilinçliliktir, nokta.
---------------------------------------------------------------------------------
Bu en son cümlede her şey yerli yerine oturuyor..


beyrutkapı

#651
Yürekten ve canı gönülden teşekkürler sevgili tgur. Garip bir şekilde daha önce celselerde okuduğum ve pek üzerine düşünmediğim herhangi bir bölüm, senin alıntılarınlarınla birlikte muhteşem bir idrake dönüşebiliyor. Lütfen bu şekilde forumda sesli düşünmeyi sürdür sevgili bilge tgur. İyi ki varsın.
 

Tgur

#652
Ruhun sadece bilinç olduğunu idrakle beraber ruh izlerindeki farklılığın da idraki gerekir diye düşünüyorum işte siz sevginin tezahürünü fark ederek ve bu husustaki rezonansı anlayanlardansınız,

Bu sebeple bilmukabele sevgili dostum..


Tgur

#653
(L) Hayır. Yaşıyorlar ama yaşam kaliteleri nasıl? Bu şahısların yaşam kalitesi nedir?
C: Robotikler ve gerçek neşeyi deneyimleyemiyorlar.
S: (L) Pekala, gerçek neşeyi deneyimleyemediklerini söylüyorsunuz ama eminim epeyce zevk deneyimliyorlar. Arada bir fark var mı?
C: Elbette. Zevk fizyolojik kökenlidir, neşe ise ruhsaldır.
S: (Joe) Peki yalan olduğunu bildiği yalanları söyleyen insanlar, doğru olmadığı halde söylediklerine inananlardan daha kötü bir etki mi deneyimler?
(L) Yani bilinçli yalan söylemek bilinçsiz yalan söylemekten daha kötü mü?
C: Evet
--------------------------------------------------------------
S: (Joe) Ben de öyle düşünmüştüm. Hillary Clinton muhtemelen binlerce bilinçli yalan söylemiştir. Ve insanlar bunlara inanıyor. Niall'in Alan Foster Dulles'ten alıntıladığı ölüm döşeğindeki son söz gibi, "Rusya'ya dikkat edin!" [kahkaha]
(Pierre) Sınır çok net değil çünkü sanıyorum ki bazı insanlar bazı yalanlara inanmaya başlayabilirler ama sonra bu yalanlar o kadar yaygınlaşıyor ki, o insanlar için gerçek haline geliyor.
(Joe) Ve insanlar çok küçük bir yaştan itibaren yalanlarla programlanıyorlar...
C: Delüzyonlar.
S: (Galatea) Deli miyim bilmiyorum ama bazen diğer insanların niyetlerini veya düşüncelerini okuyabiliyorum veya hissedebiliyorum.
C: Hem de çok sık.
S: (Galatea) Bu diğer insanlar üzerinde nasıl bir etki yapıyor?
C: Işık.
S: (Galatea) Peki okuduğum şeye neden bu kadar güçlü reaksiyon gösteriyorum?
C: Işık yayımı.
S: (Galatea) Demek o yüzden çok güçlü reaksiyon gösteriyorum. Bu ne anlama geliyor?
C: Karanlık ışıktan nefret ediyor.
S: (Galatea) Yani birşey okuduğum zaman bu tıpkı gerçek gibi ışık yayıyor, ilüzyonu yok ediyor?
C: Evet
S: (Galatea) Vay be! Bu gerçekten ağır sorumluluk.
C: Evet
S: (Galatea) Bu konudaki sıkıntılarımı hafifletmenin bilmediğim hangi yolları olabilir?
C: Paylaş.
S: (Galatea) Tamam. Çok teşekkür ederim.
---------------------------------------------------------------------

Bu bölümlerde iki veya üç ayrı şeyi ele alacağım,
*zevk ve gerçek neşe
*yalanlar
*paylaşım
Zevk ve gerçek neşe nin birbirine karıştığı bir yaşam sürüyoruz, ruhsallıkla yoğun olan bir varlığın veya bir ruh gurubunun    "lusifer düşüşü" hadisesini doğuran sebep demek zevk imiş zira fizyolojik kökenli olduğunu şahsen ben şimdi anladım belki okuyanların büyük kısmı da ancak bu düşüş hadisesinin bir kere değil de defalarca olduğunu yani tekrarlanan olduğunu anlayınca bir tuhaf duygulara kapılıyoruz,bu durum bizim tekrarlama hadisesini 3B düşüncemiz ile değerlendiren mantığımız yüzünden  zaman düşüncemiz üzerinde konuyu başka bir platforma oturtmamız lazım,
Ruhsallığın bilinç olduğunu hatırlarsak ,bir ile bir olduğunu anlayana dek bu savrulmuş parçalanmış ayırımlara tabi tutulmuş ruhsal bilinç yapılarının bazı şeyleri denemesi derslerini alması demekki, işte zevk ve hakiki neşeyi anlaması için baştan belirttiğim karışıklığın bilinç ile idraki bu maceraların yaşanmasına sebep oluyor,

Fizyolojik zevki neşeyle karıştıran bilinç bu deneyi yapmayı arzuladığında seçiminin yanlış yerlerde olduğunu anlayana dek bulunduğumuz yaşam ortamını adımlaması lazımmış ,ama bunun biteviye oluşundaki mantığı çözmek baştan biraz güç gelse de "yükselebilmek için düştüğün tabanı yoklamak gerek"dünyevi düşüncesini ortaya getirebiliriz..

Zira belki de onu yapmasa var oluşun en önemli ve genişlemeyi motive eden o vazgeçilmez "merak"hususu boşta kalacaktı.
"Olmazsa merak oluruz helak"

Yalanlara gelelim ,bilinçli ve bilmeden yalan ,bilmeden yalan biraz masum gibi ,öyle ya toplumumuzun büyük kısmı şu monoteizmin yalanına kapılmamış mı..Bir başka güce tapmak ve kendine yapılan mantıksallaştırmalarla kandırılıp bilinçsel olarak kapaklanmak..Bunun böyle olmadığını söyleyen tasavvuf ehline kan kusturmak..Ama onların söylediği bu konudaki vecizeleri de dilden düşürmemek..

Bilinçli yalanı ise tarif etmeye gerek yok ama onu da beyaz yalan ve ötekiler diye ayırıma tabi tutuyorlar bilemem ben hep yalan dedikleri türleri pek beceremediğimden çam deviriyormuşum,

Geçenlerde kayınbiraderim vefat etti ve Afyonda evinde o defin sonrası okumalar sonunda Hoca dedikleri kişi herkesin "Amin" diye onayladığı bölüme geçti ve bütün şehitler falan anıldı ama Atatürk den bahsetmekten eser yok,ben duramadım ikaz ettim ,hele Afyonluların onu daha fazla kabul etmesi lazım dedim ,ben miyim bunu söyleyen en yakınlarımdan bile papara yedim anlayın..İçimdeki Atatürk sevgisini bastırma yalanını pek sergileyememişim.

Geri kalan bilinçli yalanı yorumlamama gerek yok.

Paylaşıma gelince, "karanlığın ışıktan nefret etmesi"
Evet ben de karanlığın yarattığı illüzyonun ışıklı bir parçalanmaya tabi olmasını gönülden istiyorum ,paylaşımla.

Tgur

#654
Yahudiler kimdir ,üzerinde Kasyopyada geniş bir araştırmaya giriştim doğrusu tam bir neticeye varamadım somuçta KH güçlerinin üzerinde o bahsettiğimiz zamansızlık ortamında yapılan çeşitli müdahalelerle en son dünyanın kaderi ile oynamaya yönelik olumsuz faaliyetlerde bulunan bir ırk haline dönüştürülmüş olarak  belirli belirsiz bir yerlere gelebildim ,

Yahudilik hakkında anlatılan çeşitli kısımları her zaman olduğu gibi aktarabilirdim ama çok kafa karıştırıcı olacağını düşünerek vaz geçtim yalnız son celselerden yaptığım bu aktarma belki bizi bir yerlere doğru götürür,

----------------------------------------------------------------

S: (Pierre) Başka bir soru: Yıllar önce bir celsede Nazi Almanyasının bir prova
olduğunu söylemiştiniz. Bir sonraki sefer kim Nazilerin rolünü oynayacak ve
Yahudilerin rolünü kim oynayacak?
C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek
Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan
veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu
söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet
S: (Artemis) Şeytanca!
(L) Tamam, sonraki soru?
(Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz.
(Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun. Tamam,

---------------------------------------------------------------

Anlaşılacağı gibi yahudiler 4 yoğunlukta esasta özel bir misyon yüklenmek üzere kodlanmışlar ,nazilerin farkına varmadan yaptıkları soy kırım bu görevi yok etmek içinmiş ,ancak yahudilerin tarih boyunca hemen hemen bütün dinlerin çıkıp yayılmasına özellikle Sezarın insancıl düşüncelerinin Paul tarafından gördüğü vizyonlar vasıtası ile yahudi İsa oluşumu ile dönüştürülmesi ve hristiyanlığın ortaya çıkması ilginç..
Bununla ilgili aktarım,
----------------------------------------------------------
(L) Ben de onu söylemeye çalışıyordum. [kahkaha] Gerçekten çok şey okudum ve birkaç küçük yanıt almayı
çok istiyorum. Öyle görünüyor ki Yahudi İsa Josephus'un yazılarında betimlediği çeşitli farklı karakterlerin
unsurlarından oluşuyordu. Perealı Simon vardı, Galileli Yehuda vardı ve isimlerini hatırlayamadığım
başkaları vardı. Bu adamlar daha ziyade ihtilalcilerdi. Ama elbette biliyoruz ki birisi için ihtilalci veya
terörist olan, bir başkası için özgürlük savaşçısı olabilir. Bu adamlar temel olarak dinlerine, yani Yahudi
1919
inancına bağlıydılar ve Romalıların onların Kutsal Şehrinde yaşayıp şehri yönetmesi, rahiplerini ataması ve
onlara ne yapacaklarını söylemesi hiç hoşlarına gitmiyordu. Onların dinine ve çok güçlü dinsel inançlarına
göre tek yönetici Tanrı'ydı ve Tanrı'nın yönetimine de rahipler aracılık ediyordu. Rahipler ise Roma
temsilcisi tarafından değil halk tarafından seçiliyordu. O yüzden çok mutsuzdular ve rahatsızdılar. Sonuç
olarak belirli gruplar arasında dinlerinin daha katı bir versiyonunu oluşturdular ve Josephus bunu
Dördüncü Felsefe diye tanımlıyor. Romalılara karşı büyük bir ihtilal hamlesi yapmak için
Yahudiye/İsrail/Filistin'in tüm halklarından destek topluyorlardı. İnsanların sonradan Kudüs Kilisesi diye
ifade ettiği orijinal grubun bu olduğunu düşünüyorum. Ama bu aslında kesinlikle bir Hıristiyan Kilisesi
değildi. Temel olarak dinci bir topluluktu ama perde arkasında isyana hazırlanıyorlardı, silahlanıyorlardı
ve Roma'ya isyan etmek için dinen ve maddi olarak hazırlık yapıyorlardı. Şu ana kadar yaptığım
tanımlama doğru mu?
C: Evet
S: (L) Tamam. Paul Tarsuslu olabilir de, olmayabilir de ama İncil'de "Elçilerin İşleri" bölümünde tanımlandığı
gibi bir Roma vatandaşı değildi muhtemelen. Bu onu Roma'ya belirli bir şekilde götürmeye yönelik özel
bir tanımlama biçimiydi yalnızca. Paul ya Şam'da ya da Antakya'da veya yakın bölgelerden birinde
yaşayan Helenik bir Yahudi'ydi. Bana öyle geliyor ki, o devrimci grubun üyeleri olan Kudüs Yahudileri
onun yaşadığı bölgeye geldiler ve dini kancaları kullanarak adam topluyorlardı. Paul o süreçte onların
başına bela olmaya başladı. Paul Ferisi olduğunu söylüyor ve Ferisilik Yahudiliğin çok çok katı bir biçimiydi
ve dolayısıyla da aralarında doğal bir çatışma noktasıydı. Şu ana kadar doğru mu?
C: Evet
S: (L) Mücadele buydu. Paul bir Ferisi'ydi ve diğer Ferisileri onlara karşı doldurdu. Bana öyle geliyor ki
Steven'ın taşlanması muhtemelen asla olmadı. Doğru mu?
C: Evet
S: (L) Perealı Simon ve Yehuda ve Matta ile başlayarak, ki Büyük Hirodes zamanlarında bu şahıslar belki
öldürülmüşlerdi, belki de henüz yaşıyorlardı, bu şahısların apokaliptik anlamda "dirildikleri" inancı vardı.
Cebrail'in Vahiy Taşı dedikleri bir yazılı taş bulundu ve o yazıtla ilgili bir yorum kitabı yazan Israel Knohl o
yazıtların Perealı Simon'un ölümüne dair olduğunu düşünüyor. Gerçekten de öyle mi?
C: Evet
S: (L) O yazıtta Perealı Simon'un ölümünden üç gün sonra tekrar dirileceği yazıyormuş. Ölümünden sonra
dirildiği söyleniyor. O yazıtta ayrıca Simon ve diğer şehitlerin kanının, ki Josephus bu şahısları çok yanlış
bir şekilde anlatmış olabilir, göğe yükselen bir tür manyetik madde olduğunu ve tanrının intikamını
çekebileceği de ima ediliyor. Bunu çok ilginç buldum. Bu görüşler o sırada İsrail'deki bazı gruplar arasında
yayılıyordu. En azından Ölü Deniz Parşömenlerini hazırlayanlar arasında. Bu parşömenler arasında bazı
parçaları bulunan Etiyopyaca Enok kitapları örnek olarak ele alınıyor. Herkes arasında yaygın bir bilgi
değildi bu ama bana öyle geliyor ki kahramanların tanrılar olarak dirilmesine dair Greko-Romen
fikirleriyle de benzeşiyordu iddialar. Ve herkes ölmüş olan liderlerinin dirildiğini iddia ediyordu. Perealı
Simon'un, Galileli Yehuda'nın ve ilgili diğer bazı şahısların. Bunlar fiziksel dirilmeler değildi, sadece birer
vizyondu. Sorum şu: Bu vizyonları gördüklerini iddia eden insanlar söylediklerine gerçekten inanıyorlar
mıydı yoksa devrimlerine insanların desteğini sağlamak için bunu bir propaganda olarak mı
kullanıyorlardı?
C: Bazıları gördü, sonra diğerleri de gördüklerini iddia etti.
S: (L) Peki "İsa" adı bu noktada mı gündeme geldi? Bu Yahudi devrimci lider veya liderler Yeşu olarak mı
tanımlanıyorlardı? Musa'nın sağ kolu Yeşu? Yani normalde yaşarken başka bir adı olan, örneğin Perealı
Simon veya Galileli Yehuda diye bilinen kişi ölüp dirildikten sonra Yeşu olarak mı adlandırıldı?
C: Evet
S: (L) Tamam, şimdi bir fikir yürüteceğim. Sabırlı olmanız gerekiyor. Paul o grupla mücadele ettikten sonra
bir vizyon gördü. Romalılar tarafından öldürülen o Yahudi'yi mi gördüğünü düşündü?
C: Pek sayılmaz.
1920
S: (L) Ama o grupla belirli bir ilişkisi vardı...
C: Vizyonu yanlış yorumladı ama bu yanlış yorum çevresinden kaynaklanıyordu yalnızca. Simon nasıl öldü?
S: (L) Askerler onu çölde kovalıyordu ve biri ona kılıcıyla vurdu ve onu öldürdü. Sanırım kafasını uçurdular.
C: Haç yok muydu?
S: (L) Hayır, haç yoktu. Pekala...
C: Paul bir haç gördü.
S: (L) Demek Paul bir haç gördü.
C: Trophaeum üzerinde Sezar resmi.
S: (L) Yani Paul o süreçte etrafında olan bitenlerden o kadar etkilenmişti ki, gördüğü gerçek bir vizyonu
başta yanlış yorumladı ama sonradan ne olduğunu anladı, öyle mi?
C: Evet
S: (L) Ve Paul'ün teolojisi sizin bize 4. Yoğunluk varlıklarının yaşadığı 4. Yoğunluk alemi olarak tanımladığınız
realitelere ve bu dünya veya alemde bir hayat yaşadıktan sonra gittiğin veya mezun olduğun bir yere çok
benziyor sanki.
C: Evet
S: (L) Paul'ün ruhsal beden fikri bile çok benzer çünkü o krallıkta et ve kemikle yaşanmadığını söylüyor.
Bedenin bir tohum gibi ekilmesinden ve ruhsal bir beden olarak büyümesinden bahsediyor. Sanki
fizikselliğin değişken olduğu bir başka gerçeklikten bahsediyor. Ve beklediği değişikliğin zamanı geldiğinde
hala burada olanların bile göz açıp kapayıncaya kadar değişmiş olacağını söylüyor hatta.
C: Evet
S: (Perceval) Peki Paul'ün gördüğü vizyon nasıl bir vizyondu?
C: Sezar'ı gördü ve gördüğü kişinin bir Yahudi bireyi olduğunu sandı. Ama kısa bir süre sonra vizyonu anladı.
Paul var gücüyle insanları kurtarmaya, dünyayı dönüştürmeye çalışıyordu ve bu nedenle de amaca hizmet
eden her durumda "herkese herşey oldu." Kudüs'teki grup da onun gözünde herhangi biri gibi
kurtarılması gereken bireylerdi.
S: (L) Doğru anlıyorsam Paul başta Yahudi bir birey gördüğünü sandı o vizyonda ama kısa süre içinde yanlış
yorumladığını anladı. Çünkü Perealı Simon'un haçta ölmediğini biliyordu. Gördüğü şeyin Trophaeum
üzerindeki Sezar olduğunu anladı mı?
C: Evet
S: (L) Yine de gördüğü Sezar'ı amacı doğrultusunda Yahudi bir adamla harmanladı...
(Perceval) Kudüs'teki grubu etkilemek için mi?
(L) Yani bunu kasten mi yaptı?
C: Evet
S: (Perceval) Mesajı kitleler için değiştirdi.
(L) Yahudilere mesajı iletirken herkese aynı mesajı mı verdi?
C: Hayır
S: (L) Açıkça herkese herşey olduğunu söylüyor. Yahudilerle birlikte olduğunda Yahudi. Başkalarıyla
karşılaştığında onlardan biri. Ama "tüm bildiğim Mesih'in haça gerildiğidir" dedi. Teolojisini bir 4.
Yoğunluk vizyonuna dayalı olarak geliştiriyor. Herhangi bir bireyden, tarihsel bir kişiden bahsetmiyor hiç.
Bunun kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Odaklandığı şey 4. Yoğunluğun tezahürüydü. Herhangi bir
insandan kasıtlı olarak bahsetmediğini, vurgusunu farklı bir yöne yaptığını düşünüyorum. Doğru mu?
C: Evet
1921
S: (L) Ama bu da büyük bir soruna yol açtı. Roma'da bir kilise vardı. Paul Roma'ya gitmeden önce, Roma'daki
bir Hıristiyan kilisesi olduğu düşünülüyor bunun. Romalılar Kitabını bu kiliseye yazdı. O bir Yahudi kilisesi
miydi?
C: Hayır
S: (L) Yani Yahudi insanlarla bağlantılı bir kilise değildi, bir Yahudi sinagogu değildi, Yahudi mesihi bilenlerin
ve tapanların mekanı değildi?
C: Hayır
S: (L) Sezar tapınımıyla bağlantılı olarak, Yahudi olmayan bir grubun kilisesi miydi?
C: Evet
S: (L) Sezar'ın suikaste kurban gitmesinden iki nesil sonrası bu. İki nesilde pek çok şey olabilir.
C: Evet
S: (L) Paul Roma'ya gittiğinde... Her ne kadar Elçilerin İşleri kitabı herşeyin Kudüst'ten doğduğunu iddia etse
de, herşey Roma'dan doğuyor veya kaynaklanıyor gibi görünüyor.
C: "Elçilerin İşleri" kitabı birşey iddia ettiğinde, tam tersini düşünün.
S: (L) Pekala, Roma'da belirleyici birşeyler var. Paul Roma'ya vardığı zaman ne oldu? Roma'ya bir Kudüs esiri
olarak mı götürüldü?
C: Paul Kudüs'e üçüncü defa gitmedi asla.
S: (L) Kudüs'e üçüncü defa gitmedi asla ama Roma'ya gitti. Gittiği zaman oradaki kilise onu nasıl karşıladı?
C: Sıcak bir şekilde.
S: (L) Bu pek anlam ifade etmiyor. Sanıyorum ki Sezar tapınımının bozulması ve Yahudi İsa'nın bozulması da
tam burada düğümleniyor.
C: Tüm bunların Kudüs'ün yok edilmesinden sonra gerçekleştiğini hatırlayın.
S: (L) Yani gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz. Paul'ün Roma'ya sanılandan çok daha önce gitmiş olabileceğini
düşünüyorum. Bu mantıklı çünkü eğer gerçek Mesih 29 veya 30 yılında değil MÖ 4'te ölen biriydiyse, o
zaman herşeyin geri çekilmesi gerekir. Peki Paul Roma'ya 48'de veya 49 yılında mı gitti?
C: Evet
S: (L) Sonra İspanya'ya mı gitti?
C: Evet
S: (L) Nerede öldü? Roma'da mı, yoksa İspanya'da mı?
C: İspanya.
S: (Chu) Yani Paul St. James de Compostela mı?
C: Yakın!
S: (L) Belki de St. Jacques Türbesi'nde gömülen kişi Paul'dü?
C: Evet
S: (Perceval) Oraya bir hac ziyareti yapman gerekiyor Laura!
(L) Hacca gitmem gerekiyor!
(Pierre) Yürüyerek!
(Perceval) Bisikletle gidebilirsin.
(L) Ata binebilir miyim?



bona fide

#655
Tgur almanların soykırımı avrupadaki yahudilerin sözde kurulan israile gitmelerini yerleşmelerini sağlamak amacıyla çıkarıldığını arı alman ırkını koruma gayesini bahane ederek  sadece yahudi değil binlerce çingeneyi de öldürdüğünden bahseder. https://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10005219
"Almanlar ve Mihver müttefikleri, savaştan önce Avrupa'da yaşadığı düşünülen yaklaşık bir milyon Romandan 220.000 kadarını öldürdü."
kaldıki bu günün zengin yahudi ailelerinin savaşın başladığı yıllarda abd den hitlere yardımcı olduğu bizzat bu soykırımı yönettiklerini de yazıyor bazı yayınlar.ki savaş sonrası israilin nufus artışı sağlanıp 48 de resmen devlet ilan edilmiştir. ve yine bazı kaynaklar 6 milyondeğil bir milyon civarında yahudi öldürüldüğünden bahseder. duyduklarımın okuduklarımın yalancısıyım. ve içimdeki fesat hain kadın, bahsettiğin celse bilinçli ama çaktırmadan yahudileri ayrıcalıklı özel göstermeye çalışıyor kanaatinde.
 

Tgur

#656
Bonafide endişeli bakışına cevap verebilmek için başlangıçtaki sami ırkının ne olduğu hakkındaki aktarımdan daha geniş bir izah verecek Kantek araştırması ile ilgili aktarımları da aşağıda veriyorum,

Konunun özünde anlatılanlara objektif bir ölçüde bakmayı becerebilirsek olayları K.ların yani 6 yoğunluğun bakışı hakkında bir şeyler oturtmaya başlarız diye düşünüyorum,
Bittabi bu son önerim biraz yüksekten gibi, benden çıktı ama bana da ters geldi biz kim oluyoruz falan (bak senin anlatımın nasıl etkilemiş) ,her neyse anlatmaya çalıştığım yahudilere 4. yoğunlukta sonradan açılacak bir misyon kodu verilmiş çok muğlak bir ifade varsayım motorunu çalıştırırsak bu genelde insanlığın bir bölümüne verilen bir misyon kodu da olabilir ,yani gerçekleri illa fark edip BH a geçeceklere yol gösterecek bir gurup olabilir bunu neye dayanarak söylüyorum ,işte en başta verdiğim alıntı içinden,

Öte yandan KH tarafından yap boz tahtasına çevrilmiş şimdiki Yahudi ırkının neler yaptığını yapacaklarını ve en sonunda kendilerini yok edeceklerini de görüyoruz biliyoruz ,anlatmaya çalıştığımı hali hazır durumdan ayırıp öyle nitelemek lazım.

---------------------------
(Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz.
(Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun. Tama
----------------------------------
Konuyu daha iyi anlayabilmek için en başta dediğim bu bir kısmını verdiğim alıntının tamamını da okuyabilirsin ,Yahudi konusuna giriştiğim bölümden ,
Ve sonra kantek hakkında daha geniş mmalümat aşağıda..
----------------------------------

S: (L) Neandertal adamının dünyadan götürüldüğünü söylemiştiniz. Cro-Magnon adamı ise birden ortaya
çıktı. Bu Cro-Magnon adamı aslında Kantekliler mi?
C: Yakın.
S: (L) Görünüşe göre bir süre boyunca dünyada yanyana varolmuşlar. Birbirlerine karıştılar mı? Bu iki tür
arasında evlilikler oldu mu?
C: Evlilik?!
S: (L) Neyi kastettiğimi biliyorsunuz! Genetik karışma.
C: Bir Neandertal evliliği düşünebiliyor musunuz?
S: (L) Evet! Sopalı ve saçından sürüklemeli bir tören! (T) O bir ritüeldi... Sopayla birlikte babadan oğula
geçti...
------------------------------------------
S: Bu Kuzeyden gelen medeniyet konusundaki ilginç şeylerden biri, en temel Ari tutumlarından birinin Erkek
egemen din olması. Erkek egemen din nasıl "egemen oldu"? Ari grubunun eğilimi her zaman bu muydu?
C: Dinden başka şeylerle de ilişkili. Din kolaylaştırıcı.
S: Neyin kolaylaştırıcısı?
C: Geleneksel psiko-sosyal alışkanlık.
S: Kimin?
C: Ari dediklerinizin.
S: Ariler erkek odaklı din "alışkanlığını" nereden edindiler? Diğer herkes o veya bu şekilde bir tanrıçaya
tapıyordu. Ama bu erkek egemen teoloji Kuzeyli insanların ayırt edici özelliklerindendi. Bunu nereden
edindiler?
C: Kendi yuvaları olan gezegende oluştu.
S: Kantek mi?
C: Kesinlikle.
S: Kantek'in yok olmasına katkıda bulunan şeylerden biri de bu erkek egemen din miydi?
C: Hayır.
S: Kendi gezegenlerindeyken, neden dişi temelli bir din değil de erkek temelli bir din geliştirdiler? Bazı
bakımlardan kadınların hayatın kaynağı olmaları gerçeği düşünülecek olursa?
C: Sizin yoğunluğunuzda erkeklik-dişilik şansa dayalı birşey. Hatırlayın, üst yoğunluklarda cinsiyet mevcut
değil.
S: Burada yaşadığım sorun şu: erkek egemen din temelde monoteist özellikli...
C: Sizin referanslarınızda.
S: Eski erkek egemen din politeist nitelikli miydi?
C: İzden uzaklaşıyorsun.
1322
S: Ariler her zaman diğer herkesten daha iyi olduklarını düşündüler...
C: Kendilerini arasında bulduklarından daha ileriydiler.
S: Ama görünüşe göre İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş. Ve sonra
İbranilik Hıristiyanlığı doğurmuş. Hıristiyanlık 2000 yıldır etkisi altında yaşadığımız ataerkil vahşi savaş
savunuculuğuna temel oluşturan şey. Bu Batılı, Avrupalı aklı... Arilerden geliyor. Kuzey'den.
İncelenebilecek her açından buna "medenileştirici" etki dendi. Bu düşünüş türünün gücü ve hakimiyeti
diğerlerine yönelik medenileştirici bir etki yaptı ama diğer yandan aynı medeniyet egemenliği, öldürmeyi,
savaşı, bölgeciliği, Hitler'i ve diğer herşeyi meydana getirdi. Bu istenebilecek herşeyin zıddı. Ama siz
Kuzeyli İnsanlarla binlerce yıldır temas içinde olduğunuzu söylediniz. Evet, Kasyopya bir Kuzey
Takımyıldızı ve muhtemelen bu insanların ilk efsanelerinde de bilmediğimiz bir şekilde sayılıyordu ama
temsil ettikleri herşey KH.
C: Siz de öyle, peki o halde sizinle neden temas kurduk?
S: Ben o monoteistik, egemenlikçi, savaş savunucusu, herkesi tek tip düşünceye uydurmaya çalışanlardan
değilim!
C: Başka herkesin buna uyum sağladığını mı düşünüyorsun? Yoksa son analizde önemli olan ruh mu?
S: Tamam, elbette herkes farklı ve bazıları onların yoluna uymadı.
C: Siz de öyle.
S: Anladım. Bu konu çok karmaşık. Keşke bununla ilgili gerçekleri bana hemen söyleyiverseniz! Arilerin hala
gezegendeki tüm insanlara empoze etmeye çalıştığı bu erkek-egemen, monoteistik anlayışı verenler
kimler?
C: Etkileşimler yoğunluklar-arasıydı.
----------------------------------------------------------

S: (A) Tezahür mü? (R) Bu akla Merkaba'yı getiriyor. Ana Taş. Anne Taşı. (A) Demek her tür şeyi yapmak için
kullanılabilir... (R) Bu cisim Merkaba mı?
C: Anne Taş, evet.
S: (R) Demek buymuş! Merkaba'nın gerçek anlamı bu. Oldukça anlamlı. Ve bunlardan sadece bir tane var.
(L) Bu cisim nerede yaratıldı?
C: Kantek.
S: (L) Kanteklilerin Dünya'ya taşınmasında da bu cisimden yararlanıldı mı?
C: Bazılarının. Diğerleri Kertenkeleler tarafından taşındı.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam. Herhangi birinizin bununla ilgili sorusu var mı? Tamam, herkesin programını devam ettirmesi
gerekiyor. Şimdi forum üyelerinin sorduğu bu sorulardan bazılarına bakabiliriz sanırım. Ne dersiniz?
Tamam, ilk soru: Nostratik geçerli bir dil birimi mi? Temelde Kanteklilerin orijinal dilini mi temsil ediyor?
Sanırım bunu parçalara ayırarak sormamız gerekiyor: Nostratik geçerli bir dil birimi mi?
C: Evet.
S: (L) Esas olarak Kanteklilerin orijinal dilini mi temsil ediyor?
C: Yarı.
S: (L) "Yarı" derken neyi kastediyorsunuz?
C: Yarı dünyaya ait. Çok erken bir aşamada karışım oldu.
1650
S: (L) Bir sonraki soru: Doğu Asya'daki varsayılan Nostratik konuşucuları sanırım benim Gizli Tarih ve diğer
yazılarımda anlattığım orijinal şamanlar olan Asyalıları kapsıyor, özellikle Ural-Altay dillerini konuşanları.
Eğer durum buysa ve eğer Nostratik bir dil grubu olarak orijinal Kantek popülasyonuyla ilişkiliyse, bu
durumda Doğu Asya'nın ilk şamanları ile Avrupa'nın çember-insanlarının (daha güneyde ise piramitinsanları)
kökeni Kantek'te mi birleşiyor?
C: Evet.
S: (L) Ve iki grup arasındaki fenotip farklılıkları, Doğu Asyalı Kanteklilerle zaten Dünya'da olan daha yerel
grubun karışımını mı gösteriyor?
C: Evet. Ve "Afrika'dan çıkan" ve "Asya'dan çıkan" gruplara dair tartışmalara dikkat et. Bu yanlış bir
varsayım. "Kantek kökenliler" ve "Dünya kökenliler" daha iyi bir formül.

--------------------------------------------------------------------------



bona fide

#657
Tgur şu kısım;

S: Ama görünüşe göre İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş. Ve sonra
İbranilik Hıristiyanlığı doğurmuş. Hıristiyanlık 2000 yıldır etkisi altında yaşadığımız ataerkil vahşi savaş
savunuculuğuna temel oluşturan şey. Bu Batılı, Avrupalı aklı... Arilerden geliyor. Kuzey'den.
İncelenebilecek her açından buna "medenileştirici" etki dendi. Bu düşünüş türünün gücü ve hakimiyeti
diğerlerine yönelik medenileştirici bir etki yaptı ama diğer yandan aynı medeniyet egemenliği, öldürmeyi,
savaşı, bölgeciliği, Hitler'i ve diğer herşeyi meydana getirdi. Bu istenebilecek herşeyin zıddı. Ama siz
Kuzeyli İnsanlarla binlerce yıldır temas içinde olduğunuzu söylediniz. Evet, Kasyopya bir Kuzey
Takımyıldızı ve muhtemelen bu insanların ilk efsanelerinde de bilmediğimiz bir şekilde sayılıyordu ama
temsil ettikleri herşey KH.
C: Siz de öyle, peki o halde sizinle neden temas kurduk?


ataerkil aklı,"bu batılı avrupalı aklı,kuzeyden gelen akıl" diyor . burada saptırma olduğunu düşünüyorum kuzeyde keltler pagandı tanrıçaya inanıyorlardı ataerkil akıl monoteizmle en çok tevratla ortaya çıkmış. bilakis hristiyanlık güneyden kuzeye doğu ilerlemiş. kuzey avrupada hiristiyanlığın egemen olması için vahşi savaşlar yapılmış. 1870 ler sonrası yahudilerin yükselip yeniden yapılanmaya intikam almaya başladığı dönem hristiyanlıkta söz sahibi halen yahudiler. vatikanda kimin papa olacağını dahi onlar seçiyor. bazı yahudilerin sürekli demogoji yapmaları cüretkar, kendini beğenmişlikle üstünlük takıntısı baydı. gen havuzundan çıkarmak için hitler soykırım yapmış bu çok saçma 1. ve 2 dünya savaşında resmi olmayan tarih bilgileri yahudilerin mezalimlerini anlatıyor. bolşevikler marksizm sevdası adı altında milyonları öldürürken onları maddi manevi destekleyen yahudilerdi. avrupayı kana bulayanlar. ki kendi antlarında hristiyanlardanda öçlerini alacaklarını anlatırlar. bilmiyorum, okuduğum şeylerin etkisinde kaldığımdan mı enver paşanın sarıkamışta binlerce genci soğuktan dondurup öldürmesi gibi ittihat ve terakki-yahudi hizmetkarı- mensubu aşşağılık yaratık. savaşmayı seven güç manyağı kompleksili yahudilere hiç sempatim yok. 
sonuçta ataerkil sistem var dinlerde. kasyopalı, cinsiyet 3. boyutta şansa bağlı diyor sonrada bu yapılanmada  yoğunluklar arası etkileşim mevcuttu diyor.çelişti.etkileşim mevcutsa evrensel yasa devrede.  ne tezahürmüş arkadaş binlerce yıldır ataerkil yapılanmadan kaynaklı yıkım yıkım yıkım.döngüyü düşünürsek yaratım ve düşüş,savaşlar hiç bitmeyecek.ta ki dünya gezegeni döngüsünde farklı yapıya dönüşünceye dek. insanın kendisi nefsiyle mücadele ediyor. evrenin cozmosun ruhu ilk bilgi yaratımın kaynağı aynı dertten muzdarip sonuçta herşeyi yaratan bir arzu var. kaynağın kendine hayrı yoksa ki düşmekte tüm yaratılan ruhlar, benden de bişey beklememeli. kaynağın arzusu yaratmak. bahane aramasın yarattıkları kendinde olan arzularından arınıp kendine dönecekler. bazen üst yoğunluktan gelen sizleriz dediklerinde olmuş bitmiş yaşam döngüsünde mahşerdeyiz ve hesaplaşıyormuyuz acaba dyorum zaman yoksa an daysa ilüzyonsa bu mahşer olmalı. kendimizi izleyip telafi edilebilir bölümlerinde müdahale eden bizler mahşer yerinden bireysel yayınımızı mı izliyoruz. sesli düşündüm.
 
 

bona fide

#658
buraya yazdıklarımdan celselerde açık aramaya çalışan ahkam kesen biri izlenimi verdiysem özür dilerim. her şeyle bir olma duygusu düşman gibi gördüğüm kişi ve oluşumlarda hatta önceki yaşamlarımda aşşağılık dediğim kişilerden daha berbat biride olabilirim. her şeye karşı nötr objektif değerlendirme seviyesinde olmadığımın bilincinde olduğumu bilmek pratikte na mümkün. yapamıyorsun o halde sesiz ol kadın! üst benliğim uyardı. yazık ki oda müdahale edemiyor. benliğin yüzde 70 yle yaşamın içine eden bedensel ruha kalan yüzde 20 nin telepatiyle tüyolar vermesi ne kadar zavallıca aynı zamanda lutuf. sessizlik ve yaşamda empati yüksek benlikle bağ kuruyorsa...bu yardımı sürekli alabiliriz. bak bak bak gerizekalı meditasyonun önemini anca kavradı. şahsım kendim ve diğer şizofren kişiliklerim pılımızı pırtımızı toplayıp kaçıyoruz.
 

Tgur

#659
Kaçma Bonafide dostum Robinson olmak muteber değil,hayatın içinde olup sağa sola bakacağız ama bahsettiğin o yüksek benlik sesini de kısmayacağız.

Evvela İbranilerin Hristiyanlığı kuzeyden getirdi demiyorlar İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş  ifadesi var yani erkek egemen hali,

Sonra fazla uzatmadan Yahudilerin şu anda yapmış olduğu barbarlığı katiyetle ben de lanetliyorum ,

İkinci olarak biz KH ız ve düşüp geldiğimiz ve KH aldatmacıları ile dayattırıldığımız güya kendimiz koyduk zannettiğimiz medeni dini v.s  şartları ile  yaşadığımız bu yerin ,dünyanın insan profiline bakalım,

Yarısına yakını OP yani insan olmak için henüz ruhsal bağlantısı olmayan ve varlığımızın hemen yanı başında da olanlar ,beraber yaşadığımız akrabalar dahil ,bunlar insanca yaşamayı henüz öğreniyorlar ve daha çok bizim davranışlarımızı taklit ediyorlar ve diğer büyük kısmı da psikopat dediğimiz ve üzerinde bol bol konuştuğumuz varlıklar ,RA bunlara otomatik enkarneler diyor.

İnsanlığı yeni öğreniyorlar ,öğrenme işi ana baba öğretmen o da olamazsa yaşayarak öğrenmedir ve bunlar daha çok sonuncu şıkkı devreye alırlar.Yaşayarak öğrenme malüm filin züccaciyeci dükkanına girmesi gibi kırıp dökücüdür..

Geri kalan insanlığın büyük kısmı da defalarca ve etraflıca bahsettiğimiz KH dezenformasyonuna kapılmış ve takıntılı hallerinden kurtulamayan bireyler ,enel hak deyeni katli vaciptir diyenler ,ayrıca büyük bir popülasyon da reenkarnasyona  katiyen inanmazlar  ve dolayısiyle ilahi adalet de diyeceğimiz hadiseyi yani karmayı öte alem terazisine bırakanlardır,

Oysa evrende bir denge vardır bozan her varlık mutlaka  terazinin kefelerini düzeltecek şekilde davranmalıdır hatta aşırı pozitif bile olsan negatif arka kapıdan girer yani denge böyle acımasız diyebileceğimiz yapıdadır..

Tablo bu,bu tabloya biraz geriye yaslan ve öylece bak,

Bunu ben seçmedim deme öyle diyorsan bu sitede yazılanları lütfen tekrar gözden geçir ,
Selam ve sevgi..