Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#615
Sen sağ ol kardeşim..

Tgur

#616
Pek yakında "Kaldır kendini aradan, tezahür etsin yaradan"şeklinde bir söz duymuştum ,hoşuma gitti bunu tam anlatacak bir done arıyordum ki RA dan şunu buldum ve sizlere aktarıyorum,
-----------------------------------------


SORU: Bunu doğru anladığımdan emin olmak istiyorum. Biz belli
bireylerden söz ettik. Örneğin, daha önceki bir temasımızda George
Patton'dan söz etmiştik. O halde, yaklaşık kırk yıl kadar önce kendisi
burada enkarneyken, onun Yüksek Benliği altıncı yoğunluk derecesinde
bulunuyordu, öyle mi?
RA: Evet. Bu noktada, her varlığın, gerektiğinde kendisini içsel olarak
desteklemeleri için yardıma çağırabileceği birkaç varlığa sahip
bulunduğunu kaydetmemiz gerekiyor. Bunların herhangi birini varlık,
akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü olarak kabul edebilir. Ama durum böyle
değildir. Akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü, olabilecek her şeye ait idrakin
(sınırları) belirsiz bir toplamıdır. Yüksek Benliğin kendisi de zaten
akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü'nün bir projeksiyonu ya da
tezahüründen ibarettir. Bu tezahür, bir devrenin enkarne olunmadığı
bölümünde (madde ötesi alemde) veya enkarnasyon sırasında,
akıl/beden/ruh ile iletişim kurabilir; kurabilir diyoruz, çünkü bu ancak akıl
ağacının köklerine giden uygun yollar ya da kanallar açıksa mümkün
olabilir.



bozadi

#617
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur


Pek yakında "Kaldır kendini aradan, tezahür etsin yaradan"şeklinde bir söz duymuştum ,hoşuma gitti bunu tam anlatacak bir done arıyordum ki RA dan şunu buldum ve sizlere aktarıyorum,
-----------------------------------------


SORU: Bunu doğru anladığımdan emin olmak istiyorum. Biz belli
bireylerden söz ettik. Örneğin, daha önceki bir temasımızda George
Patton'dan söz etmiştik. O halde, yaklaşık kırk yıl kadar önce kendisi
burada enkarneyken, onun Yüksek Benliği altıncı yoğunluk derecesinde
bulunuyordu, öyle mi?
RA: Evet. Bu noktada, her varlığın, gerektiğinde kendisini içsel olarak
desteklemeleri için yardıma çağırabileceği birkaç varlığa sahip
bulunduğunu kaydetmemiz gerekiyor. Bunların herhangi birini varlık,
akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü olarak kabul edebilir. Ama durum böyle
değildir. Akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü, olabilecek her şeye ait idrakin
(sınırları) belirsiz bir toplamıdır. Yüksek Benliğin kendisi de zaten
akıl/beden/ruh bileşimi bütünlüğü'nün bir projeksiyonu ya da
tezahüründen ibarettir. Bu tezahür, bir devrenin enkarne olunmadığı
bölümünde (madde ötesi alemde) veya enkarnasyon sırasında,
akıl/beden/ruh ile iletişim kurabilir; kurabilir diyoruz, çünkü bu ancak akıl
ağacının köklerine giden uygun yollar ya da kanallar açıksa mümkün
olabilir.
Egoyu çıkarınca aradan, tezahür ediyor yaradan, teşekkürler Tgur :)

Tgur

#618

Bizler şu an Ortadoğuda olanları yüzeysel ölçüde değerlendirip anlamaya çalışırken ,yani mezhep çatışmaları, petrol ,sıcak denizlere ulaşabilme batının stratejik bir bölgeyi ele geçirme isteği v.s. olarak değerlendirirken (ki bu sebepler bir ölçüde yine geçerli, aşağıda belirteceğim sebebin bu devirdeki uygulaması) bu işin kökenindeki kertiş planının ne zamandan kotarıldığını, tezgahlandığını görüyoruz,
---------------------------------------------------

"S: (L) Hermes Trismegustus kimdi?
C: Firavun Rana'nın sarayındaki ihanetçi.
S: (L) Firavun Rana kim?
C: Ruhsal anlaşmanın Mısırlı lideri.
S: (L) Hermes ne bakımdan bir ihanetçiydi?
C: Bugün Orta Doğu olarak bilinen bölgedeki tüm insanların ruhsal birlik anlaşmasını bozdu.
S: (L) Hermes kime ihanet etti?
C: Kendine. Güce açtı.
S: (L) Ne yaptı?
C: Anlaşmayı bozdu. Mısırlılar, Eseniler, Ariler, Farslar ve diğerleri arasında bölünmelere neden oldu.
S: (L) Bunu yapmaktaki amacı neydi?
C: Bramley'nin okuduğun kitabında Kardeşlik olarak isimlendirilenlerin felsefesi olan Böl ve Fethet.
S: (L) Hermes birliği reddederek Yılan Kardeşliği'ni mi kurdu?
C: Hermes kurmadı, çok uzun bir zamandan beri mevcuttu.
S: (L) Bramley'nin kitabında tanımlanan Yılan Kardeşliği'ni meydana getiren kimdi?
C: Kertenkele varlıkları."


bozadi

#619
Kitabın ("The Gods of Eden", Cennetin Tanrıları) İngilizce bir web versiyonunun çok sorunlu (pek çok noktada anlaşılması çok zor, hatta imkansız olsa da) Google Türkçe çevirisi için: https://goo.gl/YCxbvc

İspanya merkezli bir site olduğu için, üstte kitabın İspanyolca versiyonunu koymuşlar. Alttaki İngilizce versiyonunun kaba Google Türkçe çevirisi var. 5. Bölüm Yılan Kardeşliği hakkında gibi görünüyor. Ben kitaba daha önce sadece kısmen gözatmıştım. Kitabın ana fikri belli olduğu için, o ana fikir celselerde fazlasıyla net ve tekrarlı bir şekilde anlatıldığı için, bu kitabı ayrıntılı okumadım, sadece kabaca gözattım. Vaktim ve imkanlarım daha geniş olsaydı, kitabın bazı bölümlerinin veya belki tamamının çevirisini paylaşmayı düşünebilirdim ama gerçekten vaktim ve olanaklarım şu an için buna müsaade etmiyor. Ama kitabın google çevirisindeki sorunlar nedeniyle belirli bazı noktaların açıklamasını merak eden olursa, ilgili kısmın orijinaline bakıp o kısımda anlatılanı netleştirmeye yardımcı olabilirim diye düşünüyorum.

bozadi

#620
Andrew Collins diye bir yazarın da "Gods of Eden" (Cennetin Tanrıları: Mısır'ın Kayıp Mirası ve Uygarlığın Doğuşu) diye bir kitabı varmış ve bu adla Türkçeye çevrilmiş. O kitapta da Mısır medeniyeti ve piramit kültürü hakkında önemli bilgiler/keşifler var anladığım kadarıyla. Kitabın tanıtım bilgileri arasında Mısır piramitlerinin ve sfenksin inşasında taşları şekillendirmek için "ses teknolojisinin" kullanıldığına dair sorgulamalar var, ki bu K'ların açıklamalarıyla yakından uyuşuyor.

bozadi

#621
Türkçe kaynaklarda Bramley ve kitabı hakkında bulduğum referanslar:

http://anunnakibilgileri.blogspot.com.tr/2015_01_04_archive.html

Alıntı Yap
 Bu bilgiler ışığında büyük bir gizlilik içinde yürütülen savaş için biyolojik silah geliştiren laboratuvarların, gezegenimizin aşırı nüfus yoğunluğuna çare bulmak için de uğraştıklarını anlayabilmemiz adına bir adım atmak yeterlidir. Alışılmış bilgilerin dışında bu uygulama çok eskidir çünkü suçlular bunu ortaçağda da kullanmaktaydı. O döneme ait çeşitli raporların da ifade edildiği gibi kara veba salgınlarına genellikle garip bir sis eşlik ediyordu ve gerçek toksik bulutlar şehirlerde dolaşıyordu. 1997de prof Arthur David Hom "Humanity's Extraterrtrial Orijins" adlı mehteşem bir eser yazdı. Prof. Hom Kitabında "the Gods of Eden/ A New Look at human history" nin yazarı William Bramley'e de büyük bir yer verir. Sizi Bramley ile baş başa bırakıyorum.

"Örnek olarak 6.yüzyılda Bizans İmparatorluğunu etkileyen "Justianik" vebanın Avrupa'ya kadar yayılması. O döneme ait gazeteci ve yazarların, hastalığın yayıldığı bölgelerde modern uçan daire vakalarına benzer, havada cisimlerin görüldüğünden bahsediyorlardı. Bramley  ortaçağdaki kara vebanın uzaylılar tarafından ve 1347de Asya'dan başlayıp yayıldığına dair elinde bazı kanıtlar vardı.  4 yıl sonra Avrupa'nın kuzeyine yayılmıştı ve tarifi imkânsız acılarla milyonların ölümüne sebebiyet verdi ve nihayetinde birçok bölgenin nüfusunu azaltmıştı. İlerleyen tarihlerde düzenli olarak veba vakaları yaşanmış ancak daha az yıkıcı olmuştur. "Jüstiyanik veba" gibi ortaçağda, 700 yıl sonra yine birçok uçan daire vakası görülmüştür. Bu olaylar halk tarafından komet (kuyruklu yıldız) olarak ifade edildi. 1568 tarihinde Viyana'dan gelen bir tanımı Bramley ele alır. "Güneşe ve aya yakın muhteşem bir gökkuşağı vardı ve ışık huzmesi Stefanienkirche kilisesinin üstünde dolanıp duruyordu. İnsanları, hayvanlar gibi götüren Avusturya, Souabe, Augdburg,Wurtemberg, Nürmberg ve başka şehirlerde de güçlü bir salgın belirdi."  Bramley vebanın başlaması, pis kokan bir sisle bağdaştırılıyordu diye anlatır. Bu kokulu sisler, vebanın başladığı birçok yerde görülmüştür. Bunlardan bazıları da gökyüzünde açık renkli ışıklarla beraberdi. Bazen siyahlar içinde garip insanlar görülmüştü ve yanlarında korkutucu yaratıklar vardı. Bunlar şeytanlar olarak adlandırılmış ve sis gönderip yayarken görüldüklerinden vebanın yayılmasıyla bir bağlantıları olduğuna karar vermişlerdi."



https://canturka.tr.gg/Y%26%23305%3Blan-Karde%26%23351%3Bli%26%23287%3Bi.htm

Alıntı Yap
 "Sümer Yılan Kardeşliği" Örgütü

W. Bramley, "Gods of Eden" (Cennetin tanrıları" adlı kitabında gizli örgütlerin insanlık tarihinin arka planındaki itici güç olduğunu iddia etmektedir. Bramley'e göre, gizli örgütler, tarih öncesi "Yılana tapanlar"kültü tarafından, insanlığı zalim "Nezaretçilerin" (Dünya dışı ziyaretçilerin[1]) tuzağından kurtulmak için kurulmuştu. Bu uğraşları başarısızlığa uğrayınca, "Yılan Kardeşliği" örgütüne "Nezaretçiler"in ajanları sızdı ve örgüt insanlığa karşı cephe aldı. Bu örgüt, bugün de muhtelif gizli örgütler içinde yeniden doğarak yaşamakta ve insanlarla ile ilgili birçok olayı yönlendirmektedir. Bramley'in "Yılana tapanlar" kültü ve gizli örgütlerle ilişkileri oldukça gerçekçidir. Bilindiği gibi, yılan insanlar tarafından bilinen en eski dinsel sembollerden biridir. Tevrat'ta, Musa'nın Yahudiler arasında "Yılana tapan" bir mezhebe rastladığı anlatılır. Bu mezhep, yüzyıllar boyunca yılan için insanları kurban etmişti.

Modern dinler tarafından, yılan –diğer bütün pagan sembollerle beraber- kötülüğün ve şeytanın bir sembolü sayılmıştır. Yılana tapanlar dinlerini devam ettirmek ve baskılara maruz kalmamak için gizli örgütleri kurmuşlardı. Bramley'e göre, bütün gizli örgütler –Masonlar, Gül haçlılar, İran ve Asya mezhepleri, eski "giz" mezhepleri, paganlar, yılana tapanlar v.b- birbirlerinden ne kadar farklı görünürlerse görünsünler, hepsinin ortak motifleri ve inançları vardı. Örneğin "her şeyi gören göz bütün bu örgütlerde çok sık karşımıza çıkan bir semboldür. Bramley, "Her şeyi gören göz" (Bir üçgen içinde ışık saçan göz), Masonlukta da kutsal olarak kabul edilen bir semboldür, demekteydi. İlk Hıristiyanlar ve Mısır dini de "Horus'un gözü" bu göz sembolünü kullanmışlardı. Peki bütün bunları birbirine bağlayan halka ne idi?

Bramley, bu insanların "tanrılar" dedikleri varlıklardı diye cevaplamaktadır. O, mitolojide tabletlerine kadar geriye giderek, tarih öncesi çağlarda da aynı hikayeleri bulduğunu iddia etmiştir.[2] Bramley'e göre bu tanrılar havada uçabiliyor ve insanlara benziyorlardı. Bazı iddialara göre, Führer'in yardımcısı R. Hess adı geçen örgütün (Yani Vril veya diğer adı ile Sümer Yılan Kardeşliği) önde gelen inisiyelerindendi ve Hitler'den daha üstü bir derecede idi. Hess, 1941 yılında Hitler Almanyası'nı terk ederek, özel bir kişi ile görüşmek ve bir çeşit büyüsel ayine katılmak üzere İskoçya'ya gitti. Bu ayin bir "Zaman Yolculuğu" ile ilgili idi. Kontrol grubu, "Marduk" diye bilinen Aryan gezegeninin [3] Mars'la aynı yörüngede rezonansa girmesini beklemişti. Çünkü ancak bu şekilde zamanda yolculuk yapılabiliyordu. Hess'in İngiltere'de Crowley'in Ashdown ormanında Hess'i İngiltere'ye getirmek üzere bir büyü ayini yaptığı biliniyor. Başka bir iddiaya göre de, gerçek Hess başka bir zamana gönderilmişti. Yerine Hess'e benzeyen başka birisi geçmişti. Birçok muhafazakar kaynaklar ve Nürnberg mahkemelerini eleştirenler, R. Hess'in bir ikizi (genetik kopyası mı) ile değiştirildiğine inanmışlardı.

William Bramley, "The Gods ef Eden" (Cennetin tanrıları) adlı kitabında Orange hanedanı üstündeki görünmeyen Alman etkisini, "Yılan kardeşliği" örgütüne bağlar. Bramley adı geçen kitabında Avrupa'daki monarşi kurumunun eski Sümer tanrılarına kadar uzandığını ileri sürmüştü. Sümer tabletlerinden anlaşıldığına göre, ilk insan krallar, insan kadınları ile evlenen dünya-dışı nezaretçi yöneticilerin soyundan geliyordu. Böyle bir soy, kraliyet kanı kimliğini kazanmayı hak ediyordu. Bu tanrılar "Mavi Derili" veya "Mavi Kanlı" olarak ta biliniyordu ki,"Mavi kan"ın soylular için kullanılmasının bir sebebi de budur.



http://www.dinvemitoloji.com/2017/12/eski-sumer-metinlerine-gore.html

Alıntı Yap
 ESKİ SÜMER METİNLERİNE GÖRE İNSANOĞLUNUN KÖKENLERİ

Mezopotamya'da, günümüzde modern Irak'ta M.Ö. 4500 yıllarında Sümer ülkesi gelişti. Sümerler, kendi dili ve yazı sistemi, mimarlık ve sanat, astronomi ve matematik gibi gelişmiş bir medeniyet yarattılar. Onların dini sistemi, yüzlerce tanrıdan oluşan karmaşık bir sistemdi. Eski metinlere göre, her Sümer şehri kendi tanrısı tarafından korunuyordu; İnsanlar ve tanrılar bir arada yaşarken, insanlar tanrılara hizmet ediyorlardı.

Sümer yaratılış efsanesi M.Ö. 5000 yıllarında kurulmuş eski bir Mezopotamya kenti olan Nippur'da bulunan bir tablette görünmektedir.
Sümer tabletlerine göre Dünya'nın (Enuma Elish) yaratılması şöyle başlar:
Cennetin yüksekliği belirlenmediğinde,
Ve altındaki dünya henüz bir isim taşımadığında,
Ve onlardan doğan ilkel Apsu,
Ve kaos, Tiamut, ikisinin de annesi
Suları bir araya getirildi,
Ve hiçbir alan oluşmadı, bataklık görülecek değildi;
Tanrıların hiçbiri yaratılmaya başlanmadığında,
Hiç kimse bir isme sahip değilken ve hiçbir kader belirlenmedi;
Sonra tanrıların cennet ortasında yaratıldığı,
Lahmu ve Lahamu varoldu ...

Sümer mitolojisi, başlangıçta, insan benzeri tanrıların Dünya üzerinde hüküm sürdüğünü iddia ediyor. Dünyaya geldiklerinde yapılacak çok iş vardı ve bu tanrılar toprağı toplayıp, yaşayabilir hale getirmek ve minerallerini madenciliği için kazdılar.
Metinler, bir noktada tanrıların emeklerine karşı ısrar ettiklerini belirtiyor.
Tanrılar erkeklerden hoşlandıklarında
İşi tamamladım ve parası vardı
Tanrıların işi harikaydı,
İş ağırdı, sıkıntı çoktu.

Tanrıların tanrısı Anu, emeğinin çok büyük olduğunu kabul etti. Oğlu Enki ya da Ea, emeği üstlenmek için insan yaratmayı önerdi ve böylece, kız kardeşi Ninki'nin yardımı ile yaptı. Bir tanrı öldürüldü, vücudu ve kanları kil ile karıştırıldı. Bu materyalden ilk insan tanrılara benzer şekilde yaratılmıştır.
Birlikte bir tanrı öldürdün
Onun kişiliğiyle birlikte
Senin ağır işini kaldırdım
Ben de erkeğe zorluk verdim.
...
Çamurda, tanrı ve adam
Bağlanacak.
Bir araya getiren birlik için;
Böylece gün sonuna kadar
Et ve Ruh
Hangi bir tanrıda olgunlaştı -
Kanındaki bu ruhta akrabalık bağlıdır.

Bu ilk adam Eden'de, 'düz arazi' anlamına gelen bir Sümer kelimesi yaratılmıştır. Gılgamış Destanı'nda Eden, tanrıların bahçesi olarak anılır ve Mezopotamya'da Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunur.

Başlangıçta insanlar kendi başlarına üreyemedi, ancak daha sonra Enki ve Ninki'nin yardımıyla değiştirildi. Böylece, Adapa tamamen işlevsel ve bağımsız bir insan olarak yaratılmıştır. Bu 'değişiklik' Enki'nin kardeşi Enlil'in onayı olmaksızın yapıldı ve tanrılar arasındaki bir çatışma başladı. Enlil insanın düşmanı oldu ve Sümer tabletleri, erkeklerin tanrılara hizmet ettiğinden ve çok sıkıntı ve acı çektiğinden söz ediyor.
Adapa, Enki'nin yardımıyla Anu'ya yükseldi ve burada 'yaşam ekmeği ve suyu' hakkında bir soruyu cevaplamadı. Bu yaratılış öyküsünde Eden'in Adem ve Havva'nın yaratılış hikayesine oldukça benzer olduğu görülmektedir.

Kaynak: Eden Tanrılar Kitabı | William Bramley




bozadi

#622
K'ların "Hermes'in ihaneti" dediği şey, başlangıçta dünyadışı negatif güçlere karşı insanlığı koruma amaçlı kurulmuş gibi görünen İlüminati'nin (veya Kardeşlik veya adı her neydiyse) ele geçirilip insanlığa karşı çalışmaya başlamasıyla bağlantılı olsa gerek. Ama bu ele geçirilme ve kullanılma meselesi ilk kez Hermes'in zamanında mı olmuş, yoksa çok daha önce olan şeyin yansımalarından biri mi, onu henüz anlayamadım.

bozadi

#623
Her halükarda, "üç büyük dinin" de Sümer diniyle, kültürüyle ve/veya mitolojisiyle ilginç ve derin bağlantıları olması ve her üç dinde de sevgi, barış, özgürlük, kardeşlik ve adalet temalarından ziyade öfke, üstünlük/elitizm ve cezalandırma söylemlerinin güçlü olması ve Egemen güce / Tanrıya / Efendiye "sorgusuz itaat" talebinin tehditvari şekillerde vurgulanması çok dikkat çekici bence ve Bramley'nin ele aldığı başlıca konulardan biri de bu sanırım.

Tabi ben dinlerin olumlu/pozitif yönleri veya versiyonları veya potansiyelleri olduğuna da inanıyorum ama bu durum yine de bu "büyük dinlerin" karanlık veya sorgulanması gereken yönleri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor bence.

bozadi

#624
Musa ve Muhammed gibi gayet pozitif bir eğilimle / misyonla dünyaya gelmiş varlıkların aslında esaret altındaki insanlığı az-çok olumlu bir yönde disipline sokma amacı taşıdıklarını ama sonuçta insanların ezici çoğunluğunun ciddi oranlarda faşist KH kontrolü altında olması nedeniyle misyonlarının bundan zarar gördüğünü ve şu veya bu ölçüde yozlaştığını düşünüyorum. Düşünün, İlüminati bile başlangıçta gayet pozitif bir amaçla kurulmuş ama insanlığın egosundan ve yozlaşıklığından yararlanan dünyevi ve dünyadışı negatif güçler bir şekilde örgütü ele geçirip kendi amaçlarına hizmet eder hale getiriyor. K'ların dediği gibi "Kertişler bunu çok yapıyor". İnsanlığa yardımcı olmak için her ne yapılsa, faşist egemenler bir şekilde onu sinsice ele geçirip, onun "meşruluğundan" (insanlar üzerindeki etkisinden) de yararlanıp onu gayet negatif amaçlarla kullanılabilecek hale getirebiliyorlar.

Tgur

#625
Bozadi yaklaşımın her zamanki gibi dolu ve doyurucu ,açtığın hususlar için teşekkür ederim,

Dinlerin Atlantis yıkılımından sonra bir kısım Atlantislilerin Cebelitarıkı geçip Mısıra kadar geldiği ve firavunlar devrini başlattıktan sonra devreye alındığını biliyoruz ,bahsi geçen çok tanrılı uygulamalar ve hatta firavunlar v.s. nin tanrı rollerine büründüğünü ve sonunda monoteist akımın üç din ve peygamberler yoluyla etken haline getirildiği de malüm ,

Bu tanrılar yaratıp diğer insanları ayrı bir kefeye koyan hususun yani monoteizmin Atlantisin başlangıcındaki Birin oğulları ve Belialoğulları ikilemindeki Belialoğulları galibiyeti sonunda ortaya çıktığını daha doğrusu lanse edildiğini çok iyi öğrendik ve bu hali K. yorumlamalarımızda bol bol konuştuk ,

Söylemek istediğim,şu anda Ortadoğuda ortaya çıkan ve Atatürkün "bu bataklığa ayağınızı sokmayın" ikazının ne kadar uygun olduğu ve dinler programındaki tek tanrılığı dayattırıp insanın gücünün kendinde olduğu inancını paramparça eden anlayışın "yılan kardeşliğinin" bütün gücüyle kendini gösterdiğini anlıyoruz..



bozadi

#626
Evet, haklısın Tgur, monoteizmin Sümerde değil, çok daha öncesinde, Atlantis zamanlarında temellerinin atıldığına değinilmişti celselerde. Ama monoteizmin "üç büyük dinde" kendini en vurgulu şekilde gösteren versiyonunun Sümerle çok yakından bağlantılı olduğu anlaşılıyor.

Bazı Kertiş "rehberlerin" Sümer'e doğrudan gelip "medeniyet" (bilim vs) öğrettiği anlaşılıyor celselerde söylenene göre (iyilik gibi görünüp aslında uzun vadede insanlığın aleyhine olacak şekilde) ve gerçekten de Sümer'de dünyadışı varlıklarla/tanrılarla doğrudan temasa dair anlatımlar var. Sümer yaklaşık olarak bugünkü Irak toprakları içindeymiş sanırım, yani hemen güneyimizde / güney batımızda, Suriye'nin dibinde. Belanın eksik olmadığı yerler.

Bir yandan Atatürk'e hak vermemek elde değil ama bir yandan da "yılan kadar akıllı, güvercin kadar masum olun" deyişi bağlamında, içimizdeki ve dışımızdaki KH'ye karşı kendimizi koruyabilmemiz, ondan arınabilmemiz için KH'nin en güçlü olduğu alanları/konuları özellikle ilgi ve bilgi sahamıza almamız gerektiğine inanıyorum. Bir anlamda, doktor ile tümör arasındaki ilişki gibi. Hele ki Putin Rusyasının Ortadoğuya yıldırım gibi çakmasından sonra, Ortadoğudaki karanlığa ışık tutmak, onun giriftliklerini anlamak ve bunun altında ezilme kompleksini aşmak çok daha mümkün ve gerekli hale geldi sanki. Bu aslında sadece dışarıdaki KH'ye değil, aynı zamanda kendi içimizdeki KH'ye / egoya yönelik bir farkındalık artışı ve şifa sürecinin doğal ve gerekli bir parçası bence.

Olağanüstü bir misyona ve bu misyondaki olağanüstü başarı düzeyine rağmen Atatürk de tıpkı Musa ve Muhammed gibi maalesef KH'den ciddi bir darbe yemekten ve bir ölçüde yozlaşmaya maruz kalmaktan sakınamadı bence. Bu onu kesinlikle küçültmez, değerini azaltmaz ama büyük önderin deneyiminden de ders alarak daha da dikkatli, daha da güçlü, daha da kararlı bir şekilde, içimizdeki ve dışımızdaki KH realitesiyle yüzleşebilmemiz, üzerine gitmemiz gerektiğine inanıyorum.

Tgur

#627
"S: (L) J--- ve A--- B--- ouija tablasının, üzerine ellerimizi koymadan da işleyeceğini düşünüyorlar. Bu doğru mu? O şekilde işlev gösterir mi?
C: Eğer gösterirse karşınızdaki biz olmayız. Bunu yalnızca kendine hizmet eden güçler yapar. Bu konularla ilgili pek çok aptallıklar olduğunu unutmayın. W--- ve B--- şüpheli. "

------------------------------------------------
Celselerde dolaşırken yukarıdaki kısma rastladım ve evvelce aktarımları ile vurgulayıp üzerinde konuştuğumuz yani yorumlaştığımız "kanalın özellikleri"hususununda aktardıklarımıza ayrı bir onay olacak  bir durumla karşılaştığıma kani oldum.
Zira yukarıda belirtildiği ve bildiğimiz gibi bu kanal en sağlam bir şekilde kotarılmıştır ,ama onda bile en küçük bir davranış değişikliği nelere yol açıyor.

Bir kere kanallama işinde her ne şekilde olursa olsun ,yani medyumik aktarma,vahiy,celse v.s. şeklinde olursa olsun bazı konulara dikkat edilmezse veya bilgili olup farkedilmezse bir çok handikap olduğu gerçektir.

Kısaca müdahele serbestliğinin olduğunu katiyetle kabul etmeliyiz artık..

Hatta belirli negatif bir müdahele olmazsa dahi aktarılan ortamdaki şahısların düşünsel özelliklerinde 3 B e dayalı hususlar baskın halde ise yani kehanet istemeler veya şahsi konularda çok ileri gitme gibi sınırlandırıcı konulara dayalı bir genel hal varsa, kanal dinleyenlere uyuyor yani ısınıyor ve negatif taraf  tarafından müdahele edilmiş gibi davranıyor.

Altıncı yoğunluk mensupları tarafından da devreye alınmış denilen dinler programında da aynı hususlar yürürlüktedir, monoteizm ve cezalandırıcı güncelleme istemez tavırları sergileyen korkutucu hususları bolca devreye alan tenakuzları içinde barındıran kanallama faaliyetleridir..

O halde bütün bunlara maruz kalan insan ne yapacaktır,

Bilgilenecektir .

Ve bu işi yaparken önüne serilmiş olan bilgilerin süzgecinin yine yine de başka bilgiler olduğunu bilecektir.
Ne özeldir ki K. bilgileri insanının bilincini bu şekilde düzenlemektedir..

Tabii sorgulayıcıların mükemmele ulaşması ,kendilerini yetiştirmeleri sonunda sorularını ustaca sormaları adeta konuyu didiklemeleri bu mükemmeliyetin sergilenmesini sağlamıştır..




gerçek tosun paşa

#628
Kişi düşünceden ibaret. Algısı ne düzeyde tezahür edebilecekse o kadar açılabiliyor ya da kendi sapmaları doğrultusunda KH tarafından manipüle edilip şekil değiştiriyor. Bu çok açıktır tabi görmek isteyene. Başka türlüsü doğal dengenin kurucusu ve koruyucusuna ters olacaktır. Yeterli felsefeye ulaşınca ancak bu anlaşılabiliyor gibi geliyor bana.

Tgur

#629
"S: (L) Bir defasında, belirli dünyadışı varlıkların insanları kaçırdıklarını ve "maksimum enerji transferi" sağlamak için onları vahşi ölümlere maruz bıraktıklarını söylemiştiniz. Bu anlamda, uzun, yavaş, işkenceli bir ölüm sürecinde meydana gelen bu maksimum enerji transferi nedir?
C: Aşırı korku ve endişe negatif nitelikte bir korku/endişe enerjisi üretir ve bu enerji o varlıklar için bir yakıttır. Metabolik yapıları bakımından beslenme biçimlerinden biri budur.
S: (L) Metabolik yapıları nedir?
C: Çok karmaşık olduğu için tanımlaması çok zor çünkü bu sizin anlamadığınız dördüncü bilinç yoğunluğu seviyesinde gerçekleşir. Fakat onların dördüncü yoğunluk seviyesinde var olma nedenleri kısmen, hem ruhsal/eterik yöntemlerle hem de fiziksel yöntemlerle kendilerini besleyebilmeleridir. Dolayısıyla, bu enerji transferi eterik/ruhsal beslenme yöntemini temsil eder. Diğeri de fiziksel olarak gerçekleştirilir.
S: (L) Diğeri nasıl?
C: Kan ve kanın yan ürünlerinin tüketilmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir."
--------------------------------------------
Maksadım burada bahsedilen korkunç şeyleri tekrarlamak değil,kertenkelelerin dünyadaki karışıklık ve steresten çıkan unsurları besin olarak almalarını analizlemek istiyorum ,neden,

Onların tanrısı fizik evren yani bu yolu gurup kararı ile kabul etmiş olan bizlerin de sürüklendiğimiz  fizik ortam, bu ortama cehennem burasıdır dediğimde bir çok kimse onaylıyor ama bunu fantazi bir bilgi olarak kabul ediyorlar ,hissediyorum.

Zira doğanın güzelliği ve vaz geçilmezliği iliklerimize işlemiş buradaki yaşamdan başka nasıl güzellik olur bilinmezliği ,körlüğü içinde lineere takılmış varlıklarız,ölümü yani bu yoğunluk değişimini korkunç bir durum olarak kabul etmiş hele reenkarnasyona inanmıyorsak ve biraz bu bilgi genişliğine gelip olanları irdeliyecek sorgulayacak bilincimiz yoksa tam kertenkelelerin besin kaynağı bir durumdayız,

Bilindiği gibi korku duyup bol stres çıkaran, karışıklıklardan karışıklıklara sürüklenen bir moddayız.Bu durum neden önemli ,

Kertişlerin BH olmayı bilmeyen ve istemeyen ,olumsuzu yani negatifi isteyen fizik evreni genişletip daim olmasını isteyen doyumsuz bir halleri var.Bu husus karışıklığın ,korkunun ,stresin olduğu bir genel enerjiyle çoğalır yoğunlaşır ve onların gitmek istedikleri o kök noktalara doğru olan yolculuklarını takviye eder.

Tabiiki bu durum hakkındaki yorumumuz bulunduğumuz ortama ait kısıtlı donelere bağlı bir varsayımlardır,konunun teknik mekanizmaları yani bu stress ve karışıklık nasıl besine dönüşür onun izahını tam yapamayız , keza bizim alt yoğunluklardan temin ettiğimiz besinlerin enerjiye nasıl dönüştüğünü incelikli olarak izah edemediğimiz gibi, ancak BH ve KH nın genel karakteri hakkında az çok bir bilgi yoğunluğuna ulaşmış gibiyiz zira bilgi bilgi peşinde koşuyoruz ve gelebileceğimiz son noktalara yakın bir seçim arefesinde olduğumuzu artık idrak ettik..

KH nin bu besinlenmesindeki ana hususlarından birisi indirgenmiş hayat tarzlarındaki zevke düşkünlük ve onu elde etmek için daha indirgenmeye yönelme yani kök noktalara doğru gitme tarzında ,

Bu durumda yüksek ruhsal kademelerdeki zevk ve dinginlik bu alt yoğunluklardan daha mükemmel değil mi konusu akla gelir ,ancak şu bilinmelidir ki kaba maddelerdeki bilinmeyenlere dalarak bilinmeyen yeni şeyleri zevkleri keşfetmek her halde çok daha cazip geliyor, geldi,

Anlatış bu kademelere gelince varoluşun dinamiğini sorgular bir hale gelindiğini hissediyorum ama doyumsuz olarak bizim de aradığımız, oluşların sebebini gelinebilinecek ölçülerde veya ölçü üstünde de anlamaya çalışmamız olduğunu yineliyorum..