alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

#945
Yorumunu beğendim Sevgili Alemtaç. Takılıyosun bana biliyorum. :)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

 

Alemtac

#947
20.11.2011, ne enterasan bir tarih. 19.09.1909, bir dakika baştan geriye gideceğim; 
20.10.2010,
20.09.2009
20.08.2008
.
.
20.01.2001
20.00.2000 [:)]
19.12.1912 diye tekrar başlar ve gider...

 

Alemtac

#948
21.12.2012 hiç uymamış bence, ahengi bozuyor.
 

Alemtac

#949
Aşağıdaki linkte Milliyet gazetesinin felsefe bölümü yazarlarından Berk Yüksel'in "Kıyamet mi, uyanış için bir vesile mi ?" başlıklı yazısını dilerseniz okuyabilirsiniz:

http://blog.milliyet.com.tr/21-aralik-2012--kiyamet-mi--uyanis-icin-bir-vesile-mi--/Blog/?BlogNo=331127&ref=fblike
 

Alemtac

#950
Kurbansız bir bayram dilerim, sevgiler...
 

Tgur

#951
Evet,mesajımda hayvan katliamını onaylamasam da demeyi unutmuşum..
İlave ettim.

Alemtac

#952
Teşekkür ederim Sevgili Tgur :) Büyüğümüz olarak ilk siz kutladınız bayramımızı. Sayfanızda öyle anlamlı ve güzel şiirleriniz var ki bütünlüğü bozmaya kıyamıyor insan, sizden sonra kendi sayfamdan hepimizin bayramını kutlamak istedim. Sizin ve eşinizin bayramını bir kez daha kutluyorum, sağlıklı, neşe içinde daha bir çok bayram gibi günlerde beraber olmayı diliyorum. Sevgiler ve Saygılar.
 

zer-zivi

#953
Evet  bayram bitmeden bayram kutlama dileğinde bulunalım  :) Dünyada sevgi ve ışığın gönüllere,akıllara nüfuz etmesi dileğiyle, iyi bayramlar...
 

Alemtac

#954
Öz; öyle güzelki, güzel demek yetmiyor, kelimeler kıfayetsiz...bildiğimiz hiç birşey tarif edemez. Bildiğim tüm renklerden fazla ve gördüğüm tüm ışıklardan daha parlak. Dinlediğim müzikler, onun sesini aradığımdan. Görüyor muyum, görmüyor muyum...ne farkeder, biliyorum.
 

Alemtac

#955
Yeterince yükselebilsek ve herşeyi olduğumuz yerden, etrafı duvarlarla çevrili bir bahçeden değilde, dünyanın uzaydan görünüşü gibi görebilsek, ne bahçe kalır ne duvarlar. Bizler enerjiyiz ve birbirimize enerji ağlarıyla bağlıyız. Kendi gücümüze inanmalıyız, birer enerji olduğumuza ve herhangi bir şeye bağımlı olmak bizleri kısıtlar. Her olanı bağımlı olduğumuz şeye bağlamak, bizlerin kendi içsel gücümüzün gelişimini durdurur. Kendi iyileştirici gücümüzün farkında olmalıyız. Bağımlı olduğumuz şey kendi başına hiç birşeydir, ona gücü veren bizim enerjimizdir, ona yüklediğimiz manadır, ona verdiğimiz niyettir. Sonuçta her şey bir araçtır. Kendi özümüzden yayılan enerji olmasa, nesneler hiçtir. Tahtaya vurmak nazardan korumaz, tahta; tahta olduğunun bilincinde bile değildir. Ona bu olguyu yükleyen bizim bilincimiz ve tahtaya vururken ki niyetimizdir. Tarot kartları, sadece kağıttır. Küre, adi bir camdır. Fincan da bir porselen. Bir insanın yüzüne bakarakta her şeyi söylemek mümkün. Ömrünü, bu tür şeylere bağlı olarak yönlendiren arkadaşlarımdan biri, bir hafta evinden çıkamamıştı. Çünkü başına bir kaza geleceğine inanıyor ve bu hafta evden çıkmazsa atlatacağını söylüyordu. Ne zor bir hayat..Kağıda, cama, porselene şahsiyeti veren biziz, ona kendi enerjimizi ve evrensel bilişimizi yükleriz, kendi iyileştirici gücümüzü ve iyi niyetimizi veririz. Yoksa bak bak dur, kağıt ne bilsin dimi.
 

Alemtac

#956
21.01.2012, aradaki "0"ları kaldırırsak : 21.12.12
21 Aralık 2012'de bir felaket olacağına inanmıyorum, ancak bir değişim/dönüşüm olacağına inanıyorum. Umud ediyorum, bu değişim birlik yönünde olsun, BH'nin yoğunluğunun arttığı koşulsuz sevgiyi idrak edebileceğimiz zamanlar gelsin. İçimden bir ses, bu günün başlangıç olduğunu söylüyor, bütünün hayrına olması dileklerimle...
 

Scyth

#957
Sevgili Alemtaç desteklenmesi gereken bir umut bu. Bir diğer şekilde de bu sayı dizilimi 3.3.3' e takamül etmekte. Geçen gün aslanlarla ilgili bir belgesel izliyordum. Bolluk zamanında aslan sürüsü nispeten uyumu içindeler. Fakat kıtlık zamanında tek bir avın üstünde birbirleriyle kavga ederek beslenmeye çalışıyorlardı. Bu manzarın insanlar içinde geçerli olduğuna inanıyorum.
Aristo insan için "Düşünen hayvan" demiş. Çok kaba olacak belki ama insan içindeki hayvanı eğitmek yerine onu sürekli bastırıyor. Bunu toplum içinde yaşamanın gerektirdiği bazı zorunluluklardan dolayı yapıyor. Toplumun izin verdiği alanlarda içindeki hayvanı ortaya çıkarıyor.

Aslanlarla ilgili verdiğim örneği başka örneklerle genişletmek istiyorum. Yakın bir zamanda Birleşik Devletler'in Philidelphia eyalatinde bir kasırga olmuştu. Bu mekanda yaşananlardan fazla bahsedilmedi. Yağma ve talan bir kenara insanların yiyecek bulamadıklarından yamyamlık yapmaya başladığı televizyonlarda şöyle bir yer aldı; o kadar. Ya da Afrika'nın bazı ülkelerinde ki korkunç drama göz atalım. Tecevüzler,uzuv kesilmeleri, çocuk askerler... Eğer istenirse tarihten bir çok örneğine rastlanılabilir. İnsanlar zaman değiştikçe kullandığı aletleri değiştirdiler ama kendilerini pek değil. Hala içlerinde ego patlaması yaşıyorlar. Bu da bahsettiğim hayvana tekamül ediyor.

Biz bize verilen haberler kadarını biliyoruz; fakat 21.12.2012 ya da daha ileri bir tarihi bir temel alarak olaya yaklaşmak yerine çoktan insanlığın yer yer kaotik deneyimler içinde olduğunu sezinleyebiliriz. İçinde yaşadığımız sistem hem egolarımızı besleyerek hemde onları kafesde tutmaya çalışarak  daha vahşileşmiş egolar tezahür ettirebilir. Ya da bir başka deyişle insanın sisteme karşı duruşu çekilmiş bir sapana benzer öylesine bir enerji birikmesi vardır ki artık gelmekte olan dalgayla beraber daha fazla tutulamayacak ve bu enerji boşalıcaktır. Şimdi ki genel eğilimlere baktığımızda da ne  tür bir trajedinin gelmekte olduğunu görmek için kahin olmaya gerek yoktur. Olan zaten ortada; gelmekte olan da öyle. Gelecek hakkında kesinlik arz eden şeyler söylemek temelsiz akıl yürütmeler. Her ne kadar böyle olsada gören bir göz olasılıkları gözden geçirdiğinde neyin gelmekte olduğunu da fark edicektir.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#958
3.3.3'ün anlamı; bize her zaman yardıma hazırlar, bize yakın olduklarını bilmemizi ve sevgilerini hissetmemizi istiyorlar.

3 ile ilgili Zollar (sayıların erdemi) şöyle yazar: "Bütün şeylerin başlangıcı Birliktir. Birden bütün şeyler sayıya göre ortaya çıkar. Birlik bütün çokluğu içerir. Birlik olmadan İkilik olamaz. Oysa İkilik Birlik ve onun aynılığının inkarı ile doğar. Ancak ortaya çıkan gerilim süremez ve üçlük ortaya çıkar. Bu da daireyi tamamlar, zıtlıklar barışır ve birlik veya bütünlük yeniden tesis edilir." Çünkü üçlükle çizgi üçgene dönüşür, çizgi üzerinde üçüncü nokta tekrar birinci noktaya bir çizgi gererek Bir'e dönüşü sağlar. Biri pozitif ve diğeri negatif iki zıt güç bir araya geldiğinde, üçüncü, birleşik nötr bir güç oluşur.

Çağdaş bilim ve felsefede üçlü ilkeyi, tez, antitez ve sentez olarak görürüz. Herhangi bir varsayımı kanıtlamadan önce onun aksini kanıtlayacak verileri de dikkatte almak gerekir, yoksa aldığımız netice tek yanlı olur. Sonuçta meydana gelen sentez her zaman tek yanlı bir tez veya antitezden üstündür.

Geçmiş, gelecek ve şimdideki zaman bir üçlü oluşturur. Bunlar nesnel alemde tamamen ayrıdır, ama birbirine iç içe bağlıdırlar. Şimdiki zaman, geçmişin bir neticesidir, gelecek bu anın fiilleri ile şekillenecektir. Bu üç zaman birimi ancak ilahi bir planda birleşirler. K'ların da dediği gibi; orada zaman ve mekanın bir olduğu bir sonsuzluk boyutu olduğundan, zaman yoktur da diyebiliriz sanırım.

Mistisizmde ilahi üçlü ilahi aşk, ilahi kudret ve ilahi hikmettir. İlahi aşk pasif unsurdur, karşılık beklemeden Tanrıya, insana ve doğaya karşı duyulan kayıtsız şartsız sevgidir. İlahi kudret aktif unsurdur ve şuurun değişiklik yaratma gücüne dayanır. İlahi Hikmet dengeleyici nötre unsurdur ve gücün sevgiyle kullanılmasına dayanır. Ayrıca 33: En şanslı sayıdır. Sevginin sihridir. Her alanda şanstır.

Benim penceremden umut var demek istiyorum, yukarıdaki analizin sonucuda bunu söylüyor. Benim düşünceme göre ne kadar çok kişi bu yönde düşünürse gerçekleşmesi o kadar mümkün olur. Birlik içinde olacağımız, koşulsuz sevgiyle ben ve sen değil biz diyeceğimiz günlerin yakın olduğu umuduyla sevgiler.
 

Alemtac

#959
Bu gün İstanbul'da harika bir hava vardı ve bu havayı kaçırmak istemedim. Sayılı günlerimin kaldığı, çok sevdiğim şehrimin sokaklarında dolaşmak için çıktım.

Telaşsız, sakin bir yürüyüş sırasında, insanları gözlemledim ve o anda neler düşündüklerini düşündüm. Havanın güzelliğinden, bulutsuz gökyüzünün maviliğinden habersiz gibi, yaşadığımız anın tadını çıkaramayan insan kalabalığının arasında kulağıma gelen binbir ses duydum. Korkuyorlar, endişeliler, güvensizler, neşesizler.

Bankaya uğradım, kiraya gelen zammı yatırmak için. Sırada beklerken yine incelemeye başladım. İnsanlar çok yorgun, bıkkın. Özürlü bir insan, sıra için fiş alamadığını söylüyor ve kimse ilgelenmiyor, tam da sıra bana gelmişken. Ben yardımcı olabilirim dedim. Memur, önce imzanızı alayım, sonra yardım edersiniz dedi. Yardım isteyen hanıma seslendim, biraz bekliyebilirmisiniz, ben yardımcı olacağım. Bekledi ve hala kimse yerinden kıpırdamıyor, aldırmadım aslında, bunları o an düşünmedim, şimdi yazarken düşünüyorum.

Sıra numarasını aldıktan sonra bankadan çıkarken içimde mutluluk cıvıldıyordu. Neden ? yardımcı oldum diye :) Bir insana yardım ettim diye bu kadar mutlu oluyorsam, demek ki bir başkasına iyilik yapmamıştım, kendime iyilik yapmıştım :) Bunları düşünerek yokuş yukarı yürümeye devam ederken, etrafımda olanları kaçırdığımı farkettim. Neden nötr olamıyordum ? Sonra herkesin, neşesiz, yorgun, bıkkın olduğunu da nereden çıkarmıştım ? Etrafıma başka bir gözle bakmaya başladım ve herkes gülüyordu, neşeliydi. Çiçek satan çingene kadınlar neşe içinde gülerek satıyordu çiçeklerini. Bir simitçi gördüm, ne zamandır canım İzmir gevreği istiyordu, aynısı gibi olamaz ama bir tane alayım dedim. Bir simit istedim, birden kalabalıklaştı simitçinin etrafı. Bir hanım, bir simit birde çatal istedi. Çatal, simitçide çatal mı vardı ? Meğer, oda bir çeşit unlu mamülmuş :) Benim simidide paketledi, simitçi. Bir torba rica edebilirmiyim, demem üzerine simitçi, hay hay efendim, memnuniyetle diye neşe dolu bir sesle cevap verdi. Herkes mutluydu, simitçi gülüyordu, simit alanlar mutluydu.

Aynı yolları yürüyerek dönerken anladım ki, yola çıktığımda ben endişeliydim, korkuyordum, neşeli olduğumu sandığım halde mutsuzdum. Bir insana yaptığımı sandığım iyiylik aslında kendime yaptığım iyilikti ve nasılda değişmişti herşey.