alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#975
bugün bu konuyu açtığım bir arkadaşım, küçüklüğünden beri tuzla fırçaladığını söyledi ve ekledi; üstelik dişler florlu diş macunlarına nazaran daha beyaz oluyor...florsuz olanları tercih etmek veya tuzla fırçalamak gerekiyor gibi geliyor banada ve ağız kokusuna karşı karanfil veya kahve çekirdeği çiğnemek.

Aklıma yatkın gelmeyen kısım; sevgili Scyth'in de değindiği gibi dişlerimin arasına dilimi sıkıştırmış vaziyette "love" diyebilmek...denedim ve kendime uygun bir ses yakalayamadığım gibi love bile diyemedim :)))
 

Scyth

#976
Bir bardağın üçte birine ılık temiz su koydum. Bir kaç tane kaya tuzunu karıştırdım. Bir defne yaprağını bir kaç parçaya ayırıp içine kattım. Çabucak hazırlanabiliyor. Yudum yudum alıp, gargara yaptım ve fırçaladım. Kullanıp, farkı görmek lazım.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#977
Harkasın sevgili Scyth :) Misvak geldi aklıma, nasıl bir şey olduğunu bilmem yinede diş macunlarının zaralarını düşününce...aslında sevgili Maskesiz'in konuları bunlar...misvak anladığım kadarıyla odunumsu bir bitki, aktarlardan bulunabilir mi, nasıl kullanılır...hatırlarmısınız, bir ara misvaklı dişmacunu vardı :)
 

Scyth

#978
Misvak diş fırçasının yerine geçmişte kullanılmış; anladığım kadarıyla. Diş macunu reklamlarında geçen koruma özellikleride var. Diş etlerinizi ve tartara karşı korur. Bir de ölmeden önce kelimeyi şehadet getirmeyi hatırlatırmış. En büyük fayfası da bu olsa gerek. Bütün gün ağzımda bir sopayla dolansam sanırım ne tip bir şey çiğnediğimin bir anlamı olmazdı. Ne olsa, o kadar kurcalayınca dişi temizler. Hiç kuşkusuz bir faydası vardır; tabi.

Ökse otundan bahsedilmişdi; Celselerde.  Biraz araştırdım şekere, tansiyona ve kalbe iyi geliyormuş. Druidler altın bir bıçakla törensel bir biçimde ökse otunu keserlermiş. Her hastalığı iyileştirebileceği söylenmiş. Meyvesi, zehirli bir bitki. Yaprakları bir tatlı kaşığı geceden soğuk suya bırakılıyor günde 1-3 bardak arası. Bir yerde yemekten önce ve sonra yarımşar bardak diye yazıyordu; üç öğün için. Yada kaynar suya yarım yada bir tatlı kaşığı ökse otu koyularak demlenebiliyor.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#979
:))))
 
ökse otu asalak bir bitki, ağaçlara tutunarak yaşamını sürdürür, yapış yapış bir bitkidir :) son senelerde rastlamadım hiç, kullanılan ilaçlar yok etmemiştir umarım...tedavi için kullanıldığını bilmiyordum.
 

Scyth

#980
Nette floritsiz macun ararken bu yazıya rastladım


Liza adlı üye yazmış...


"
Yazıyı hazırladığım tarih 08 Kasım 2002 / Ankara.
> > >
> > > Sevgili Arkadaşlar,
> > >
> > > Okuduğum anda çok ilgimi çeken aşağıdaki bu konu Almanya'da
kendi
> > > vatandaşlarını aydınlatmak ve bilgilendirmek için çaba harcayan
> > > Johannes Holey adlı bir yazarın kitabında yer alıyordu. Kitabın
> > > adı "Bis zum Jahr 2012 - Der Aufstieg der Menschheit" ( 2012
> >yılına
> > > kadar - İnsanlığın yükselişi ). Bu kitabı temin etmek isteyenler
> > > www.amadeus-verlag.com adlı internet sitesinden veya Almanya'da
> >bir
> > > kitapçıdan sipariş ederek temin edebilirler. Kitabın türkçesi
> > > maalesef yok. Bu kitap, insanlığın ve dünyanın önümüzdeki
yıllarda
> > > yeni bir zamanın içine gireceğini, bunun için kişisel olarak
> > > hazırlanmanın bilgilerini okurlarına sunuyor. Bu konuları
> >açıklarken
> > > de günümüzdeki kültürlere, ülkelere ve nihayetinde insanlara
> > > yapılan; Bilinç manipulasyonu, Ruhsal yönlendirmeler , Hızlı
> > > kapitalizm, Yeni Dünya Düzeni, Dünya çapında gözetlemeler,
Yayın-
> > > Basın yönlendirmeleri, Günlük-Uzun-Kısa-Kişisel politik
> > > manipulasyonlar vs. gibi konulara da değinmeden edemiyor.
> > > Bu tarz konuları son bir kaç yılda bizde sayın Oktay Sinanoğlu,
> > > Metin Aydoğan, Atilla İlhan gibi aydınlarımızdan Türkiye'de
> > > yasaklanmadan yayınlanan kitaplarından okuyoruz. Bu konulara
artık
> > > çok şükür yabancı değiliz ve önlemlerimizi toplum olarak
> >aldığımızı
> > > ümit ediyorum.
> > > Benim bu yazıyla amacım almanca diline veya bu konuya vakıf
> >olmayan,
> > > bu tarz kitapları okuyamayan arkadaşlara, bu kitapta yazılı olan
> > > önemli bir bilgiye sahip olmaları ve bu sayede konu hakkında
> > > araştırma yapmaları için bir fırsat tanımak. Ayrıca kafalarında
da
> > > bir soru işareti bırakmaktır.
> > > Kitabın 135. sayfasındaki "Bilinç Manipulasyonu" adı altında
> >işlenen
> > > konunun türkçe çevirisi şöyle.
> > >
> > > BİLİNÇ MANİPÜLASYONU:
> > > Bilinç manipulasyonu "Flüoritli Su" sayesinde, toplumların
dayanma
> > > gücünü, kaybettikleri özgürlüklerini indirgemek, onlara rahatça
> > > hükmetmek ve kontrol altına almak amacıyla uygulanır. " Her kim
> >bir
> > > yıldan fazla bir süre boyunca vücuduna flüoritli su alırsa, o
kişi
> > > hem ruhsal hem de fiziksel olarak eskisi gibi değildir."
> > > "ZeitenSchrift" dergisi (http://www.zeitenschrift.com/) 1999'un
> > > 22.sayısında "Suyun kötüye kullanılması" adlı bir haber
yayınladı.
> > > Ve Jim Keith'in "Bilinç kontrolü" ("The American Mercury"
> >dergisinde
> > > hangi sayısı bilinmiyor ve "Contact" dergisinin 31.01.1995
yılında
> > > yayınlanan sayısında) adlı yazısından alıntılar yaptı: Halbuki -
> > > bunu gerçekten kararlılıkla ve açıklıkla söylüyorum- suyun
> > > flüoritlenmesinin gerçek sebebi çocuk dişlerine iyi geldiği için
> > > değildir. Gerçek sebebi bu olsaydı o zaman daha basit, daha
ucuz,
> > > daha etkili ve başka imkanlar kullanılınırdı.
> > > Suyun flüoritlenmesindeki gerçek amaç, toplumların
> >hükmedilmelerine
> > > ve kontrol altına alınmalarına, kaybettikleri özgürlüklerine
karşı
> > > dirençlerini azaltmak için yapılmaktadır.
> > > Beynin sol lobunun arkasında küçük bir beyin dokusu vardır. Bu
> >doku,
> > > bireyin gücünden ve hükmedilmeye dayanmasından sorumludur. Bu
> >beyin
> > > dokusunu, yok olup giden küçük miktarlardaki flüorit
dozajlarıyla
> > > yavaş yavaş zehirlemek ve uyuşturmak, belirli bir zaman sonra
> > > bireyin gücünü herhangi bir hükmetmeye karşı dayanmasını azaltır
> >ve
> > > onu yönetmek isteyenlerin arzularına boyun eğmesini
kolaylaştırır.
> > > "Bana bu büyük plan, büyük bir kimya endüstri sanayisi olan ve
> > > zamanında Nazi harekatında önemli bir yer tutan Farben (
> > > I.G.Farben ) kimya endüstrisinde çalışan alman bir kimyacı
> > > tarafından anlatıldı.
> > > Bunları size 20 yıldan beri flüoritle Kimya, Biyokimya, Ruhbilim
> >ve
> > > Pataloji dallarında araştırma yapan bilim adamlarının bütün
> > > ciddiyeti ve dürüstlüğüyle söylüyorum. Her kim bir yıldan fazla
> >bir
> > > süre boyunca vücuduna flüoritli su alırsa, o kişi hem ruhsal
hemde
> > > fiziksel olarak eskisi gibi değildir."
> > > Flüorit'e dair daha söylenmesi gerekenlerden bir diğeri de;
büyük
> > > endüstrilerin size bu yüksek orandaki zehiri en ucuz şekilde
> > > vermeleridir. Diş çürümelerini veya erimesini engellemek için
> > > kullanmış olduğunuz diş macunlarının biyolojik sisteme yarardan
> >çok
> > > zararı vardır (diş macununun köpüğünü kaç dakika ağzınızda
> > > tutuyorsunuz ve neden? ). Dişleri fırçalama esnasında istem dışı
> > > sindirim sistemine inen flor izleri ayrıca bağırsak florasını
> >zayıf
> > > düşürmekte hatta oymaktadır.
> > > İşte kitapta yer alan konu böyle arkadaşlar. Tesadüf bu değil
ya!
> > > İstanbul'da çalışan bir bayan doktor arkadaşıma bu konuyu
> > > anlattığımda tüyleri diken diken bir vaziyette
> > > 'Biliyormusun hastanemizde çocuklarda 3 aydan başlamak
suretiyle 7
> > > yaşına kadar "Flüorit tedavisi" uyguluyoruz' dedi. Peki bu
> >tedaviyi
> > > niye uyguluyorsunuz dediğimde. 'Çocuklarda diş erimesi ve diş
> > > çürüğünü tedavi etmek, flüorit oranı az olan çocuklarda bunu
> > > artırmak için' dedi.
> > > Bende uyanan merak şu: Bunlar kimler tarafından niye
> > > uygulandırılıyor? Gerçekten doktorlarımız, kimyagerlerimiz ve
> > > araştırma laboratuvarlarımız bu kullanılan kimyasal maddeler
> > > hakkında yeterli bilgiye sahipler mi? Sahiplerde bazı şeyler
gizli
> > > mi tutuluyor? Flüoritin zararları bazı avrupa ülkerinde
> >bilinmesine
> > > ve uygulamadan kalkmasına rağmen neden ülkemizde bu konuda kimse
> >bir
> > > şey yazıp çizmiyor? Yoksa bazı araştırmalar varda üstü örtbas mı
> > > ediliyor? Doktorlarımız diş eti hassasiyetlerini veya diş
> > > çürümelerine karşı flüoritli diş macunu tavsiye ediyor.
Türkiye'de
> > > bütün diş macunlarında bu madde var. Dişlere yararı flüoritten
> > > olduğu sanılıyor. Sakın bu diş macunlarının içerisinde, diş ve
diş
> > > etine flüoritin değilde, başka bir maddenin yararlı olduğu
> >olmasın?
> > > Böylece bilmediğimiz yararlı bir maddenin yanında, yararlı
> >olduğuna
> > > inandığımız flüorit bazlı diş macunlarını faydalı diye
kullanıyor
> > > olmayalım? Bu maddenin reklamı ülkemizde de öyle bir yapılıyor
> > > ki "flüorit=yararlı madde" gibi bir izlenim uyanıyor halkta! Bu
> > > madde sadece diş macununda yok. İçme sularında, çoğunlukla
avrupa
> >ve
> > > amerika da popüler olan yavaş yavaş ülkemizde de satılan ağız ve
> >diş
> > > sularında ve iyotlu tuzlarda mevcut.
> > > Yaptığım küçük bir araştırmayla bu konuya duyarlı olan başka
> > > arkadaşlarında internette yazılarını gördüm fakat kaynaklarını
ve
> > > kimin yazdığını bulamadım.Yazıyı ekliyorum;
> > >
> > > SULARA DİKKAT EDİN
> > > Şehir şebekelerinden gelen musluk suyu, ABD'de gittikçe artan
bir
> > > şekilde, ciddi bir sağlık sorunu haline geliyor. Halkın içtiği
> >içme
> > > suyunu kirletenler, sadece böcek öldürücü ilaçlar ve tarımsal
> > > runoff'lar (yağmurun emilmeyip toprak üstünde kalan kısmı)
değil.
> > > Çevresel Korunma Birliği EPA'ya göre, 30 milyon Amerikalının
> >musluk
> > > suyunda, tehlikeli kurşun düzeyi var.
> > > Musluk suyu, çeşitli kirletici maddeler içerebilir. Bunlar,
> >hastalık
> > > yapan bakteriler, radyoaktif partiküller, ağır metaller, benzin
> > > çözümleyicileri, endüstri atıkları, kimyasal atıklar ve sentetik
> > > organik kimyasallar ve dezenfekte edici yan ürünler olabilir.
> > > Yeraltı suları da toksik düzeyde radyonüklitler içerebilir.
> >Bunlar,
> > > uranyum, radyum ve radon gibi, doğada zaten bulunan radyoaktif
> > > maddeler ve su kaynaklarına yapışıyor.
> > > Bir su toksikoloğu olan Dr. William L. Lappenbusch'a göre, "İçme
> > > suyundaki radyonüklitler, o ortamdaki diğer tüm faktörlerden
daha
> > > çok kansere neden oluyor. Belki sadece böcek öldürücü ilaçlar,
> > > onların tehlikesine yaklaşabilir."
> > > Bazen hiç beklenmedik kirletici maddeler de, halka verilen su
> > > rezervlerine doğru kendilerine bir yol bulabiliyor. Örneğin
> > > California'da San Quentin Köyü'nde, 42 evin musluklarından akan
> > > sularda naftalin bulunmuş. Naftalin, güveleri yoketmek için
> > > kullanılan bir kimyasal, ayrıca benzin ve boya tineri gibi
petrol
> > > temelli ürünlerde kullanılıyor.
> > > Kirli içme suları, başka nedenlerle de kanser riskini
> > > yükseltebiliyor. Suda, zararlı organik ve inorganik kimyasallar,
> > > klorlama ürünleri, flüorit, radyoaktif materyaller, canlı
> > > organizmalar ve asbest gibi katı zerrecikler de olabiliyor.
> > > Onyıllardır, ağır kimyevi gübrelerin kullanımından meydana gelen
> > > nitratlar, yeraltı sularına karışıyor ve bebeklerde, oksijen
> > > yetersizliğine, ölüme neden olabiliyor. İçinde kurşun bulunan
içme
> > > suyu da, hem çocuklarda hem yetişkinlerde sağlık sorunlarına
neden
> > > olabiliyor. Bunların arasında, doğumsal sakatlıklar, öğrenme
> > > yetersizliği, yüksek tansiyon, zihinsel gerileme ve
iktidarsızlık
> >da
> > > var.
> > > Eski su tesisatından kurşun sızıp sulara karışabiliyor. Musluk
> > > suyunda bulunan kurşun, bakır ve diğer ağır metaller, bedenin
> > > dokularında toplanıyor ve sonunda da kronik ağır metal
> >zehirlenmesi
> > > meydana getirebiliyor. Ayrıca, sudan bedene giren toksinlerin %
> > > 70'inin de, banyo sırasında cildimizden içeriye sızdığını
> > > unutmamakta yarar var.
> > >
> > > KLORLU SU
> > > Tabii sularla bulaşan, tifo, kolera, salmonella gibi
hastalıklara
> > > karşı, klorun büyük bir rol oynadığına hiç kuşku yok belki ama,
> > > milyonlarca insanın kanser riskini artırdığı da bir gerçek.
> > > 1992 yılında International Journal of Epidemiology Dergisi'nde
> > > yayımlanan bir Norveç araştırmasına göre, klorlanmış içme suyu
> >ile,
> > > kolon (kalın bağırsak) ve rektal (makat) kanser vakalarındaki %
20-
> >40
> > > artış arasında ilişki var.
> > > Ayrıca Harvard Üniversitesi ile Wisconsin Tıp Okulu'nun
yaptıkları
> > > ortak bir çalışmaya göre, uzun süre klorlu su içen insanların,
> > > rektal kansere yakalanma riskleri %38, mesane kanserine
yakalanma
> > > riskleri ise %21 artıyor.
> > > Klor, sudaki organik maddelerle etkileşime girdiği zaman,
> > > trihalomethane denilen, toksik ve karsinojenik kimyasal
bileşimler
> > > oluşuyor. Bunlardan iki tanesi, kloroform ve trikloroetilen.
İkisi
> > > de, kanser nedeni olarak, ürkütücü maddeler.
> > > Bir zamanlar anestezi amacıyla kullanılan kloroform, 1976'da,
FDA,
> > > yani ABD'de ilaç ve gıdaları onaylayan kurum tarafından
> >yasaklanmış.
> > > Nedeni de kansere neden olan özellikleri. Trichloroethylene ise
> > > birçok ilaç imalatı işlemlerinin toksik bir yan ürünü.
> > > Bu konuyla ilgili olarak çok önemli bir nokta var. Kloru
solumanın
> > > getireceği tehlikeler, klorlu su içmenin getireceklerinden çok
> >daha
> > > fazla olabilir. Çünkü bir duş sırasında solunan veya cilt
yoluyla
> > > emilen kloroform (klorlanmış sudaki en yaygın zehirli kimyasal)
> > > miktarı, klorlanmış içme suyundan alınandan tam altı kat fazla
> > > olabiliyor. Bunu, International Health News Dergisi söylüyor ve
bu
> > > şekilde kloroforma maruz kalma, duş yaparken pencereyi açık
tutmak
> > > veya suyu karbon filtresinden geçirmekle, %30 azaltılabiliyor.
> > >
> > > FLÜORİTLİ SU
> > > Flüorit, toksik etkisi açısından, "sadece arsenikten daha az
> > > zehirli" bir madde ve sağlığa verdiği zararlar gittikçe daha çok
> > > kanıtlanmasına karşın, 1950'li yıllardan beri, düzenli olarak
> >musluk
> > > sularına ve diş macunlarına katılıyor. Ayrıca suya en yaygın
> >olarak
> > > katılan flüorit bileşimleri, aslında, fosfat kimyasal gübre
> > > üretiminin, rafine edilmemiş, toksik atık ürünleri. Üstelik, ta
> >1953
> > > yılında bilimadamları, flüorit katılmış suların, çocuklarda diş
> > > çürüklerini önlemediğini kanıtlamıştı.
> > > Bilimsel araştırmalara göre, flüorit tüketimi, kanserle ilgili
> > > olarak, katmerli tehlikeler yaratıyor. Aslında flüorit, çok çok
> > > küçük miktarlarda bile, normal insan hücrelerini kanserli
> >hücrelere
> > > dönüştürebiliyor. Ayrıca, flüoritli suyun, 20 yaşın altındaki
> > > erkeklerde altı kez daha fazla kemik kanserine neden olduğu
> > > saptanmış.
> > > Flüorit ayrıca, kansere neden olan diğer kimyasalların etkisini
de
> > > artırabiliyor. 14 yıllık verileri inceleyen Ulusal Kanser
> >Enstitüsü
> > > çalışmasına göre, flüorite normalden daha fazla maruz kalmak,
ağız
> > > ve gırtlak kanseri oranlarını %50'ye kadar artırabiliyor.
> > > Dr. John Yiamouyiannis, artık klasikleşmiş olan bir
çalışmasında,
> >30
> > > yıl boyunca, flüorit katılmış su kullanan 10 kentle, katılmamış
su
> > > kullanan 10 kentin, kanserden ölüm oranlarını karşılaştırmış ve
> > > suları flüoritli olan kentlerde 17 yıl içinde kanser oranının,
> > > özellikle de 45 yaşından büyük kişilerde %10 arttığını saptamış.
> > > Flüoritli su, aslında 14 Avrupa Ülkesi, Mısır ve Hindistan'da,
> >halk
> > > sağlığı için fazla toksik olması nedeniyle yasaklanmış olmasına
> > > karşın, ABD'de halâ kullanılıyor. Unutulmaması gereken birşey
daha
> > > var, içme sularındaki flüoritin üstüne, diş macunlarındaki, ağız
> > > çalkalama sularındaki, jellerindeki, tabletlerindeki, bilumum
ağız
> > > ürünlerindeki flüoritler de ekleniyor.
> > > Bu yazılanların sizlerin ve halkımızın bilinçlenmesi için
olduğunu
> > > lütfen unutmayın! Bu yazıyı gönderebildiğiniz kadar çok
> >arkadaşınıza
> > > gönderin ki araştırsınlar. Bilgisayarı olmayan arkadaşlara veya
> > > yakınlarınıza bu konu hakkında bilgi verin. Yalnız yazının
başında
> > > da belirttiğim gibi önce daha detaylı bir bilgi sahibi olun.
Varsa
> > > doktor veya kimyacı arkadaşlarınızdan bilgi toplayın. Onların
> > > düşüncelerinden ve araştırmalarından faydalanın. Eczacı
> > > arkadaşlardan veya diş hekimi arkadaşlardan çocuklarımıza
> > > kullandırttırılan flüorit tabletleri hakkında bilgi isteyin. Bu
> > > tabletleri dağıtan firmalardan doktor arkadaşlar daha detaylı
> >bilgi
> > > ve kaynak istesinler. Bu firmaları araştırın. Üzerinde yabancı
> > > hayranlığı ve manipülasyonu gerçekleşmemiş kimyager veya
> > > laboratuvarlardan analizler yaptırtın, bilgi edinin. İnanın
bana,
> > > doktor arkadaşlarımız dahi bu maddelerin vücudumuzda
yarrattıkları
> > > kalıcı hasarlardan haberdar değiller. Bir diş doktoru
> > > arkadaşım "Labarotuvarlarda inceleniyor ve bize gerekli olduğu
> > > söyleniyor" diyor! Bir çok doktorumuz görevlerini
araştırmalardan
> > > yoksun, soruşturmadan, kabullenerek, yarım bilgiyle
> > > gerçekleştiriyorlar. Bari siz bu konular hakkında bilimsel
> >yayınları
> > > okuyun ve araştırın! Lütfen armut piş, ağzıma düş yapmayın!
Doktor
> > > hanım veya doktor bey biliyordur diye kestirip atmayın. Sorun ve
> > > araştırın. Ancak bu sayede bilgi size gelecektir! Bu sizin
> > > sağlığınız ve bundan daha kıymetli bir şeyiniz yok.
> > > Bu konuyla ve sularla ilgili başka çeviriler elinizde varsa
lütfen
> > > sizlerde bilgilerinizi benimle paylaşın. Bu yazdıklarım
> >başlangıçta
> > > korku uyandırabiliyor ama korkmayalım. Korku, sevginin olmadığı
> > > yerde olur. Bilginin olmadığı yerde cahillik, ışığın olmadığı
> >yerde
> > > karanlık vardır. Bunları değiştirmek bizlerin elindedir. Bu
> >değişimi
> > > istersek yaratabiliriz.
> > > Hepimizin daha bilinçli ve sağlıklı yaşayabilmesi niyetiyle."

http://forum.donanimhaber.com/m_2557510/tm.htm


Bu arada bir kaç marka buldum; fakat bu bilinen markalar içerisinde floritsiz macun yok heralde. Ayrıca bir kutu macun için 15 lira çok fazla. Böyleyse eğer diğerleride, tuz yerine birde karbonatla deneyeyim.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

maskesiz

#981
:)))))kahkalarla gülüyorum niye diyeceksiniz çünkü soyadımın anlamı ağaçlarda asalak yaşayan ökse otu hehe:))) uzun zamandır böyle gülmemiştim:)))))
Sevgili Scyth dişler için karbonat önermiyorum çünkü mine de aşınma yapar.Netten florsuz diş macunu bulabilirsin yada dişlere en faydalısı enginar suyudur bilinen markaların hepsi florludur ve en kötüsüde hamilelikten itibaren flor tabletleri kullanmaya başlarlar:((((ve çocuklarada 3 yaşından sonra flor tabletleri verenler var:(((
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#982
Aktardığın yazı için teşekkür ederim sevgili Scyth. Sularında floridli olduğunu bilmiyordum. Bursa'da belediye panolarda ilan ediyor: "Bursa'da su çeşmeden içilir". Bir çok Avrupa ülkesinde de çeşme suyu, içme suyu olarak tüketiliyor. Daha önce edindiğim bilgilere göre, florid kullanımı bırakıldığında etkiside kalmıyor du...oysa bu yazıda bir daha eski ruhsal halimize dönemiyeceğimiz yazıyor.

Karbonatı denemiştim ve tavsiye etmem, öncelikle diş minesini aşındırdığı biliniyor. Karbonat kullandıktan sonra, diş etlerim fena sızladı, iki gün sürdü sızlaması. Bu sabah tuzla fırçaladım; yayvan bir tabağın içine bir miktar tuz döktüm, ıslak diş fırçasını içine batırdım ve dişlerimi tuzlu dişfırçası ile fırçaladım ve ayrıca tuzla gargarada yapmış oldum :))  Şimdilik memnunum :)

 

Alemtac

#983
Aynı anda yazmışız sevgili maskesiz :))
 

Qui-gon jinn

#984
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Daha önce edindiğim bilgilere göre, florid kullanımı bırakıldığında etkiside kalmıyordu...oysa bu yazıda bir daha eski ruhsal halimize dönemiyeceğimiz yazıyor.

Yok artık! Nasıl bir "Zihin"den çıkıyor bunlar ruhsal gerçeklerdir diye çok merak ediyorum açıkcası???

Alemtac

#985
Sevgili Qui-gon jinn, bahsettiğim ve sorguladığınız konuyla ilgili olan kısım aşağıda bilgilerinize sunulmuştur:

BİLİNÇ MANİPÜLASYONU:
Bilinç manipulasyonu "Flüoritli Su" sayesinde, toplumların dayanma gücünü, kaybettikleri özgürlüklerini indirgemek, onlara rahatça hükmetmek ve kontrol altına almak amacıyla uygulanır. " Her kim bir yıldan fazla bir süre boyunca vücuduna flüoritli su alırsa, o kişi hem ruhsal hem de fiziksel olarak eskisi gibi değildir." "ZeitenSchrift" dergisi (http://www.zeitenschrift.com/) 1999'un 22.sayısında "Suyun kötüye kullanılması" adlı bir haber yayınladı. Ve Jim Keith'in "Bilinç kontrolü" ("The American Mercury" dergisinde hangi sayısı bilinmiyor ve "Contact" dergisinin 31.01.1995 yılında yayınlanan sayısında) adlı yazısın...

Sevgiler.
 

Qui-gon jinn

#986
Ne Flüoritmiş be! Bizde ruhun gücünü sozsuz bilir, asla yok edilemez olduğunu sanırdık.Oysa sonsuz gücü sınırlayabilen, flüorit varmış?...:))

Şaka bir yana, "ruhsal" derken, "Ruh"tan ne anladıklarınıda merak ettim şimdi??? Acaba burda bahsedilen "Ruh" değilde, "Egosal zihin" olmasın sakın.Ne dersiniz, bana bir kavram kargaşası var gibi göründü.Zihinsel ve fiziksel dese, tamamdır.Zihinsel ve fiziksel olarak kontrol edebilirler ama siz "Ruhta olduğunuz" sürece hiçbir sınır sizi sınırlayamaz.Nihayetinde burda Ruh konusunda kaspilere katılıyorum:

C: Eğer önemli olanın ruh olduğunu ve ruhun yok edilmez olduğunu hatırlarsanız, ne korkunuz olur.

Sunduğunuz bilgiler için teşekürler Sevgili Alemtac.Sağlıcakla.

Alemtac

#987
Ruhsal derken ruh sağlığı anlamında kullanılmış olabilir.
Rica ederim, iyi geceler ve sevgiler :)
 

Scyth

#988
Bizler saf bilinçten oluşan bir hal içinde değiliz; henüz. Sadece ruhsallıktan bahsedebilmemiz için 5. veya 6. yoğunluk varlıklarından bahsetmemiz gerekir. 3. yoğunluk varlıkları için madde ve ruh iç içedir. 4. yoğunlukta bu durum hafifler. Özellikle, içinde yaşadığımız sistem göz önüne alınırsa; bedeni tanıma gerekliliği ile karşılaşırız. Çünkü beden merkezli bir sistem de yaşıyoruz. Bu beden genetik olarak manipüle edilmiş ve ediliyor. Duyguları bile hormonal beden süreçlerine dayalı; büyük çapta. Gözünüze bir çöp kaçsa bile ne denli rahatsız olursunuz. Rahatsız olan sadece bedenmidir. Kasyopyalılar "beden ve ruh birbiri ile evlidir" demişlerdi (kelimesi kelimesine doğru yazmamış olabilirim; ama fikir buydu). Ruhunuz rahatsız olmaz mı? Geçmiş yaşamlar da deneyimlenin trajik deneyimler sadece bedensel mi deneyimlenir. Ruh da iz bırakmaz mı? Su girdiği kabın şeklini alır. Yan kısmına vurduğunuz da içinde ki su sabit bir biçimde mi kalır; yoksa tepki mi verir. Bilinç ruhtur. Sınırlı bilinç ya da akıl ruhun bir parçasıdır tıpkı beden gibi. Ama alt elemanları olduğunu düşünüyorum. Önemli olan ruh; tıpkı Kasyopyalıların dediği gibi. Bununla beraber ruh bu alt elemanlarla bir bütünlük arz eder; etkiler ve etkilenir. Eğer böyle olmasaydı nasıl deneyimleyebilirdiniz. Beden, ait olduğu yoğunlukta deneyimlenenleri, ruha aktaran bir aracıdır. Sözün özü beden önemlidir; bedene iyi bakmak ruha iyi bakmak demektir. Bedene acı çektirmek ruha da acı çektirmek demektir. Acı faktörü sizi rahatsız eden; yerinizden oynatan bir süreçtir. Harakete geçirir. Acının, genetik sarmallarda ki eksik kısımları aktive ettiğinden bahsedilmişti; diye hatırlıyorum Celseler'de. Buda'da acıdan, tekamül etme yöntemi olarak bahseder. Burada ki olumsuz gözüken örneğin, haraket etme isteği doğruması gibi olumlu bir sonucu söz konusu. Neye doğru; yükselme isteğine acı verici durumdan çıkmaya ve rahat etmeye yönelik seçime yönelik. Bir söz paylaşmıştın; yakın zaman da Sevgili Qui, çukurda çürümek veya nehrin ötesinde feraha ulaşmakla ilgiliydi. Durumu gayet güzel açıklıyor.

Ruh sınırsızdır; bedense sınırlı. İçinde bulunduğumuz halde; beden ne denli sınırları aşarsa; ruhta ki potansiyel o denli açığa vurur. Yedinci yoğunluğa geçiş bir parmak şıklatmayla gerçekleşen bir süreç değil. Fon dip yapmaya çalışan varlıklar, nihayetinde bir karadelik olmuş olabilir mi acaba! Yudum yudum tadının vararak içmek, yoldan keyif alarak ilerlemek süreci zevkli bir hale getirir. Adı üstünde yol; bir mesafe kaydediliyor. İlerledikçe öğrenirsin; öğretmenin basitçe yoldur denilebilir. Hangi yol dümdüz, sapaksız ve engelsiz olur ki. Olsa, o yolu yürüyenler bir haz alabilirmiydi. Yol da izleyecek güzellikler ve çirkinlikler olmasa o yolu yürüme isteği doğarmıydı. Güzellik olmadan çirkinlik olurmuydu ve tersi. Bir spirali gözünün önüne getir. Bu spiralde her bir halka diğeri ile aynı mıdır. Eğer aynı olsalardı, o bir spiral olabilirmiydi. Her iç halkada farklı bir özellik. İşte bizim bedenlenmiş halimizin izahıda, içinde bulunduğumuz spiralin halkasının bir özelliği. Bu yoğunluğun derslerini öğrenmek için belkide aşmamız gereken bedenselliktir. Pek tabi ısınmak için ateşe yaklaşmak gerekir ve bedenin olmadan bedenselliği deneyimleyemediğin gibi onu aşman da mümkün olmaz. Olmayan, manzaranın resmini çizemezsin.

Ruh, 3. yoğunlukta bedenin müsadde ettiği kadar psişik yapısını tezahür ettirebilir. Bedende ki psişik blokajlar ruhsal potansiyele ket vurur; kişiyi öğrenmeye geldiği dersin içinde hapis tutar; salmaz. Bundan dolayı anti-detoks diyeti, nefes egzersizleri ve sürekli bilgi girişi çok çok çok önemli. Böylece bedende ki; psişik potansiyelini ortaya çıkaracak kritik noktalar aktive edelebilir. Bedeni bedenselliğe mahkum edenler, ruhsallığın farkındalığına ulaşılmasından korkanlardır. Çünkü oyunları bozulur. Taptıkları maddesellik düzeni, ruhsallığın karşısında silikleşir; albenisi kalmaz. Müşterisi olmayan dükkan batar. Alıcısı olmayan mal, pazarlanmaz. Satılmayan maldan kar edilmez. Ticaret= Dolandırıcılık.



Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#989
Ökse otu iyi geldi; yaratıcılığım arttı gibi. Daha rahat yazmaya başladım.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.