Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#375
14 HAZİRAN MEDİTASYONU

Time: June 14, 2011 from 10pm to 11pm

Location: bulunduğunuz her hangi bir yer-anywhere and everywhere

Event Type: meditasyon-meditation

Organized By: Selin


Merhaba,

15 Haziran'da gerçekleşecek olan ay tutulması öncesi 14 Haziran gecesi saat 22'de hep beraber meditasyon yapalım... Herkes evlerinden, iş yerlerinden ya da o an bulunduğu yerden, en azından tüm dünya ve insanlık için güzel niyetlerde bulunarak katılabilir...İyilikte, güzelliklerde, bollukta, sağlıkta, huzurda ve sevgide olmayı seçelim... hep beraber...
Let us all meditate on June 14, 2011 at 10 PM, prior to the lunar eclipse. You can participate from your houses, working places or whereever you are at that moment by at least praying for the well being of all humanity and the world. Let us wish to be at love, beauty, peace, health and light... all together...
 
with love,
Selin   

Love Peace and Harmony
We are all one in the infinite ocean of love...
 

Alemtac

#376
***15.HAZİRAN.2011 MEDİTASYONU***

15 Haziran tam ay tutulması ile birlikte Yüce Mekanizma programı dahilinde Dünya taç şakrası olan İsveç-Siljan gölü portalinden giriş yapılarak Dünya kalp şakrası-Türkiye-vorteksi üzerinden Dünya Ana kristal ışık ağına bağlı tüm Işık Elçilerine " UYANIŞIN İLK IŞIKLARINI ÖZÜMSEME ENERJİSİ" aktarımı yapılacaktır.

Özünden onay alan Dostların 15.6 saat tam 23.00 da, meditatif konumda, 5-10 dakika süreyle:
"Yüce Mekanizma, Güneşler Güneşi tesir sahasına bağlanıyor (yada terminolojiniz ne ise-Rabbime, Yüce Yaradana, Allaha, Kaynağa...gibi), enerji akışına izin veriyorum" şeklinde Evrene niyetini bildirerek bizlere destek olması bütünün hayrına ve Yeni Dünya-Yeni Düzen ışık/foton/bilgi açılımlarına vesile olacaktır.

Güneşler Güneşi Hakimi alanı iletisi ışığında
Tüm Dostlara saygı ve sevgiyle duyurulur.
Mustafa Kuyucu

Love Peace and Harmony
We are all one in the infinite ocean of love...
 

Alemtac

#377
O anı sakın kaçırmayın!

Tüm dünya, 15 Haziran akşamı çok nadir yaşanan bir olaya tanık olacak...
O anı sakın kaçırmayın!

Bu tarihte gerçekleşecek olan Ay tutulması, normallerinden farklı olarak çok daha uzun sürecek. 2011'in ilk tam tutulmasında kırmızıya bürünecek olan Ay, bu haliyle tam 1 saat 40 dakika boyunca gözlemlenebilecek.

Sadece ABD ve Kanada'nın yer aldığı Kuzey Amerika'da net bir şekilde gözlemlenemeyecek olan Ay tutulması, Doğu Afrika, Orta Asya, Orta Doğu ve Batı Avustralya'dan izlenebilecek.

En son Temmuz 2000'de yaşanan en uzun tam Ay tutulması sadece yedi dakika sürmüştü. Bu sefer, Dünya'nın gölgesine girecek olan Ay, buradan 1 saat 40 dakika boyunca çıkmayacak. Bu son derece nadir olayın, Çarşamba akşamı TSİ 22.13'te başlaması bekleniyor.

NASIL GERÇEKLEŞİYOR?

Tam Ay tutulması, Dünya'nın Güneş ışınlarının erişmesini engellediği bölgeye Ay'ın girmesi sonucu oluşuyor. Ay, karanlık bölgede ilerledikçe, rengi gümüşten turuncuya ve sonrasında kırmızıya dönüyor.

Bu süreçte, sadece kırmızı Güneş ışınlarının Ay'a ulaşabilmesi nedeniyle, Ay ürkütücü ve bir o kadar etkileyici bir görünüm kazanıyor.

Ancak Ay'ın siluetinin nasıl olacağını kestirmek zor. Bunun nedeni, tam Ay tutulması esnasında atmosferde ne kadar toz veya bulut olacağının bilinmemesi.

BİR SONRAKİ TUTULMA ARALIKTA

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Ay tutulması uzmanı Fred Espenak, "Ay'ın Dünya'nın gölgesinin merkezine çok yakın geçeceğini, tutulmanın da bu yüzden uzun süreceğini" belirtti.

Avrupa'daki izleyiciler, bu olağanüstü şovun ilk kısmını kaçıracak, çünkü tutulma Ay'ın yükselişinden sonra başlayacak. Doğu Asya ve Avustralya ise tutulmanın son kısımlarını izleyemeyecek. Güney Amerika ise tutulmanın başından sonuna kadar izlenebileceği tek coğrafya olacak.

Güneş tutulmalarının aksine, Ay tutulmaları çıplak gözle izlenebiliyor.

ABD'LİLER SABRETMEK ZORUNDA

Bir sonraki Ay tutulması, 10 Aralık'ta gerçekleşecek. 51 dakika sürecek olan tutulmayı sadece ABD'nin Hawaii Aladarı ve Pasifik'in kuzey bölgeleri çok az gözlemleyebilecek.

ABD'liler, tam Ay tutulması izleyebilmek için 15 Nisan 2014'ü beklemek zorunda kalacak.

Ekleyen: Doğanın Ruhu..
 

Alemtac

#378
Sevcgili Saffet aracılığı ile http://www.hurriyet.com.tr/planet/18037556.asp

NASA: Güneş'in faaliyetleri olağandışı yavaşladı

Hürriyet Planet15 Haziran 2011

ABD'li gök bilimciler, Güneş'in faaliyetlerinde olağandışı bir yavaşlama tespit ettiklerini ve bu durumun on yıllarca sürebileceğini açıkladı. Uzmanlar bu gelişmelerin dünyayı bekleyen olası bir tehdide işaret edebileceğini belirtti.ABD'li gök bilimcileri harekete geçiren gelişme, Güneş'in faaliyetlerini izlemeye yarayan Güneş lekelerinin azalması oldu.

 

Güneş lekeleri, güçlü manyetik kuvvetler ısı yayılımını engellediği için Güneş'in iç bölgesindeki ısıdan mahrum kalan ve ancak yoğun manyetik etkinliğin bulunduğu bölgelere deniyor. Güneş döngüsü denilen 11 yıllık periyotlarda kara lekelerin sayılarında ve büyüklüklerinde değişiklikler yaşanıyor.
 

Ancak, ABD'li bilim insanlarının Güneş'in iç kısmı, yüzeyi ve atmosferi üzerinde yaptığı üç bağımsız araştırma, Dünya'nın ve insanlığın geleceği hakkında korkutucu bir olasılığı ortaya çıkardı. Gök bilimciler, "Güneş'te olağandışı gelişmeler yaşandığına dikkat çekerek, 2020 yılında gerçekleşmesi beklenen bir sonraki Güneş döngüsünün olması gerekenden daha genç yaşanabileceği" uyarısında bulundu.

 

Bu durum kısaca, Güneş'in belirsiz bir süre için "kış uykusuna yatması" anlamına geliyor. Bu "kış uykusu" yeni bir buzul çağının başlamasına neden olabilir. Tarihe "Maunder Minimum" olarak geçen benzer bir olayda, 1645 ve 1715 yılları arasında bir nevi "Mini Buz Çağı" yaşanmış ve Avrupa'daki su kanalları buz kesmiş, Alplerdeki buzullar, dağ yamaçlarındaki köylere kadar uzanmıştı.

 

GÜNEŞ FIRTINALARIYLA ORTAYA ÇIKAN GÜNEŞ LEKELERİ / Foto Galeri
 

Bilim insanları, Güneş'teki manyetik faaliyetleri takip etmek için, bazıları Dünya'dan büyük olan Güneş lekelerine başvuruyor. 17'nci yüzyılda yaşamış olan gök bilimciler Galileo Galilei ve Giovanni Cassini, Güneş lekelerindeki değişimleri gözlemleyerek Maunder Minimum döneminde yaşanan faaliyet düşüklüğünü tespit etmişti.
 

GÜNEŞ LEKELERİ OLUŞMAYABİLİR
Bilim insanları 19'uncu yüzyılda Güneş lekelerinin her 11 yılda bir sayı ve büyüklük açısından değişim gösterdiğini tespit etti. Güneş lekelerinin değişimlerinin takip edilmeye başlandığı tarihten itibaren bakıldığında, bugün 24'üncü Güneş döngüsü içinde yer alıyoruz.

 

Güneş'in 2013'te maksimum faaliyet göstereceğini tahmin ediyordu. Ancak, Arizona eyaletindeki McMath-Pierce Teleskopu'yla yapılan ve 13 yıl süren gözlemler, Güneş lekelerinin giderek güç yitirdiğini ve Güneş'in manyetik alanının 25'inci Güneş döngüsü içinde yeterince leke üretmeyebileceğini ortaya koydu. Teleskopun bulunduğu Kitt-Penn Gözlemevi'nden yapılan açıklamada, "kara lekelerin giderek aydınlandığını, dolayısıyla içinde bulunduğumuz güneş döngüsünün bir öncekinin yarısı kadar güçlü olduğunun anlaşıldığını" ifade etti.
 

Daha da kötüsü, 25'inci Güneş döngüsünde hiç Güneş lekesi olmayabilir.
 

DÜNYANIN SONUNU GÜNEŞ FIRTINASI MI GETİRECEK / Arşiv

 

JET AKIMI YAŞANMADI

NASA'nın Ulusal Güneş Gözlemevi'nde çalılan Frank Hill ve meslektaşları, Güneş döngülerini tespit etmek için dev yıldızın içindeki akustik dalgaların neden olduğu yüzeysel titreşimleri inceleyerek, Güneş'in iç yapısının haritasını çıkarıyor.
 

Frank, bu bilgilere dayanarak Güneş'i kutuplardan Ekvator'a kadar çevreleyen jet akımlarının Güneş lekelerinin oluşumunda etkili olduğunu düşünüyor. Hill, 24'üncü Güneş döngüsünü tetikleyen jet akımlarının 1997-98'de gerçekleştiğini belirtirken, 25'inci döngüyü başlatacak akımların henüz yaşanmadığına dikkat çekti. Oysa bu akımlar 2008-2009'da ortaya çıkmalıydı.

 

YETERİNCE SERA GAZI YAYDIK

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Güneş Dinamikleri Gözlemevi'nde (SDO) görevli olan Dean Pesnell, "Güneş'teki faaliyetin iklimle ilgili olduğuna dair bazı bulgular var, ancak bunu teyit edemiyoruz... Güneş'in faaliyetini en düşük seviyeye indirmesi halinde buzul çağı başlayacağını zannetmiyorum... Atmosfere gereğinden fazla karbondioksit, metan ve sera gazı yaydık" dedi.
 

GÜNEŞ'TE DÜNYAYI SARSACAK PATLAMA

 

Avrupalı araştırmacılar ise "Güneş'teki faaliyetin azalmasıyla yaşanacak soğukların, sera gazlarının neden olduğu ısınmayı telafi etmeyeceğini" belirtti. Hesaplamalara göre, geçmişte Avrupa  kıtasının yaşadığı mini buzul çağında sıcaklıklar 0,3 santigrat derece düştü. Birleşmiş Milletler (BM)  uzmanlar komisyonu ise yüzyıl sonuna dek sıcaklık artışı  öngörüsünün 3,7 ile 4,5 santigrat olduğunu vurguladı.

 


'PANİĞE GEREK YOK'

İklim değişikliği, Güneş lekelerinin güç kaybetmesi ve jet akımlarına ait bulguları bir araya getiren gök bilimciler, dün New Mexico eyaletinde bir araya gelerek "25'inci Güneş döngüsünün gerçekleşmeyebileceğini" duyurdu.
 

Buna rağmen, Hill endişeye düşülmemesi gerektiğini ifade ederek, "Bu geçmişte yaşanan bir durum. Hayat geçmişte devam etti. Korkmuyorum ancak oldukça heyecanlıyım" dedi.

 

Pesnell ise "Şu an Güneş'i gözlemleyen çok sayıda uydu ve en son teknoloji gözlemevlerimiz var... Eğer Güneş bildiğimizden farklı bir şey yapacaksa, ona tanık olacağız" dedi.
 

Alemtac

#379
Tam ay tutulması ile ilgili fotoğraf ve videoları bulabileceğiniz site;

http://www.huffingtonpost.com/2011/06/15/lunar-eclipse-live-video-2011_n_877517.html?ref=fb&src=sp
 

Alemtac

#380
Mars'ta yaşamın varlığı ve Mars yüzeyindeki şekillerin anlamlarıyla ilgili tartışmalar sürerken, sonunda...

Mars'ın yüzeyindeki insan profili görüntüsünün Hindistan'ın siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi'ye ait olduğu iddia edildi. İngiliz Daily Mail gazetesinde yer alan habere göre, İtalyan uzay meraklısı Matteo Lanneo, Mars gezegeninin yüzeyinde Madhatma Gandhi'ye benzeyen bir yapı bulduğunu iddia ediyor.

Lanneo, Mars Express sondası tarafından gönderilen son görüntüleri tararken yüzeydeki insan profiline benzeyen görüntüyle Gandhi arasında esrarengiz benzerlik bulunduğunu öne sürdü.

DAHA ÖNCEDE GÖRÜNTÜLENDİ

Mars toprağındaki insan yüzü görüntüsünün ilk kez fotoğraflanmadığını söyleyen uzmanlar,Temmuz 1976 yılında, Amerikan Viking 1 Orbiter insan yüzü biçimli bir tepeyi göstermek için çeşitli fotoğraflar çektiğini belirtiyorlar.

Uzay meraklıları, bu yüzlerin uzaylılar tarafından inşa edildiğini ileri sürüyor. Ancak, 2010 yılında NASA'nın kamerası ile çekilen bir görüntü, insan yüzü sanılanın büyük bir kayalık tepe olduğunu gösterdi.

Bulutlar ve tepelerin zaman zaman insan yüzü görüntüsü şeklinde algılanabildiğini ve buna da yüz görme fenomeni "pareidolia"denildiğini vurgulayan uzmanlar, insanların hayatta kalma tekniği olarak bu fenomeni oluşturduğunu ifade ediyor.


Video: http://youtu.be/gqCv4lOubQE

(bence İsmet İnönü'ye benziyor ama neyse..)


 

CyBLL

 

Alemtac

#382
Güneş sisteminde davetsiz misafir!Gök bilimciler, herkesin duymaktan çekindiği açıklamayı yaptı...


Dünya'ya tehdit oluşturabilecek meteorların tespit edilmesi için kurulan Pan-STARRS 1 teleskopuyla uzayı gözlemleyen gök bilimciler, herkesin duymaktan çekindiği açıklamayı yaptı. Gök bilimciler, yeni keşfedilen bir meteorun 2013 yılında Dünya'nın yakınından geçeceğini, hatta çıplak gözle izlenebileceğini açıkladı.

 

 

ABD'nin Hawaii Adaları'nda kurulu olan teleskop, 5 ve 6 Haziran günü yapılan gözlemlerde C/2011 L4 (PANSTARRS ) olarak adlandırılan meteorun tespit etti. Meteorun gerçek olduğu, diğer gözlemevlerinde yapılan analizler sonucunda doğrulandı.

 

 

Bilim insanları, C/2011 L4 meteorunun Mart veya Şubat 2013'te Güneş'e 50 milyon kilometre mesafede geçeceğini belirtti. Bu mesafe, Merkür'ün yörünge hareketi boyunca Güneş ile arasında oluşan en yakın mesafeye de oldukça yakın.

 

 

Yüzeyi buzlarla kaplı olduğu belirtilen C/2011 L4 meteorunun, iki yıl içinde görülebilecek mesafeye girdikten sonra günbatımından sonra izlenebileceği ifade edildi.

 

 

Hawaii Üniversitesi'nden Richard Wainscoat, "Meteorun parabole benzeyen bir yörüngesi var. Bu da Güneş'e ilk defa bu kadar yaklaşacağı ve geri dönemeyebileceği anlamına geliyor" dedi.

 

 

C/2011 L4, şu an Güneş'ten 1.2 milyar kilometre mesafe uzaklıkta. Kısaca, şu an Jüpiter'în yörüngesinin bile gerisinde olan meteor o kadar silik ki, sadece hassas elektronik detektörleri olan Pan-STARRS 1 gibi teleskoplar tarafından tespit edilebiliyor.

 

 

DÜNYA'YI TEHDİT ETMİYOR

 

 

Gök bilimciler, her ne kadar kozmik mesafeler içinde Dünya'ya yakın bir noktadan geçeceği belirtilse de, C/2011 L4 meteorunun insanlığa bir tehdit oluşturmadığını belirtti.

 

 

Keşfettiği meteora adını veren Pan-STARRS 1 teleskopu, 1.8 metre çapında bir aynaya ve dünyanın en büyük dijital kamerasına sahip.

 

 

Kamera tam 1.4 milyar piksel ve her 45 saniyede uzayın derinliklerine ait bir görüntü yakalıyor. Teleskopun çektiği her bir fotoğraf yaklaşık 3 gigabyte büyüklüğünde.

 

 

Güneş'e çok uzak bir yıldızın Güneş Sistemi'ne fırlattığı bir meteor olduğu düşünülen C/2011 L4'ün, Oort Bulutu'ndan geldiği düşünülüyor. Gök bilimciler, C/2011 L4 üzerindeki araştırmalarıyla meteorun gelecek birkaç hafta içinde ne kadar parlaklık kazanacağını tespit etmeye çalışacak.
 

Alemtac

#383
Atlantis bulundu-mu ??

Şehir kalıntısı 160 km x 150 km civarında ve -5000 metrede... Google Earth'a bakınız...



Google Ocean programında, Atlantik Okyanusu'nun ...ortalarındaki bir deniz yatağında kayıp şehir Atlantis'in bulunduğu iddiası internette heyecan yarattı.

Programdaki görüntülerde, Atlantis Okyanusu'nda daha önce fark edilmeyen bir yapılaşmanın izlerine rastlandı.

Söz konusu "şehirleşme benzeri yapılar" yaklaşık olarak Galler büyüklüğünde. Dikdörtgen şeklindeki alan, Kanarya Adaları yakınındaki Batı Afrika kıyılarının 1000 kilometre açığında kalıyor.

Programda, "31 15'15.53N 24 15'30.53W" koordinatlarında bulunan görüntüler, tepeden bakılan bir şehir izlenimi veriyor.

Google Ocean'da tespit edilen görüntüler, Yunan filozof Platon'un bahsettiği efsanevi Atlantis şehrini akıllara getirdi.

Platon'nun kayıtlarına göre, Atlantis, dokuz bin yıl önce yaşanan felaketler sonucu okyanusun dibine gömüldü.

New York State Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Dr. Charles Orser, İngiliz The Sun gazetesine yaptığı açıklamada, Google Ocean programında rastlanan görüntülerin çok etkileyici olduğunu belirtti.

Orser, "Programda belirtilen koordinatlar, kayıp şehir Atlantis'in bulunduğu iddia edilen bölgelerin başında geliyor.... Sadece coğrafi bir oluşum olduğu ortaya çıksa bile, kesinlikle yakından bakılmayı hak ediyor" dedi.

'İNSANLAR İNŞA ETMİŞ OLMALI'

Google Ocean programında Atlantis olduğu iddia edilen yerin görüntülerini tespit eden 38 yaşındaki Bernie Bamford, keşfettiği "şehir planını", Buckinghamshire kasabasının şehir planıyla karşılaştırdı.

Bamford, yaptığı değerlendirmelerin ardından, fark ettiği görüntülerin "insanlara ait bir şehir olduğu" düşüncesini güçlendirdiğini belirtti.

OKYANUSLARIN KEŞFİ

Bu ay başında internette hizmete sunulan Google Ocean programı, okyanuslardaki sualtı yaşamı, batıklar ve tarihi keşif bölgelerini gösteren binlerce fotoğraf içeriyor.

Tarih boyunca insanları heyecanlandıran Atlantis efsanesi, hiçbir zaman gündemden düşmüyor. Son yıllarda, kâşifler Güney İspanya ve Kıbrıs'ta, kayıp şehre ait kalıntılar bulduklarını iddia etmişti.

Platon, Atlantis'i "Libya ve Asya'nın toplamından daha büyük bir kara parçası" olarak tanımlamış ve Cebelitarık Boğazı'nın (Herkül Sütunları) karşısında bulunduğunu belirtmişti. Tarihteki en gelişmiş uygarlıklardan biri olduğuna inanılan Atlantisin, deprem ve sel felaketleri nedeniyle okyanusun derinliklerine gömüldüğü iddia ediliyor.

.....

Atlantis Bulundu Mu?

Google'un son teknolojisi "Google Ocean" tarafından çekilen bir görüntüyle 12 bin yıl önce kaybolduğu iddia edilen kayıp Atlantis şehrinin izine rastlanıldığı iddia ediliyor.

Internet kullanıcılarının okyanus tabanı ve derinliklerinde sanal gezinti yapmalarını sağlayan Google Ocean programı, Kanarya Adaları'na yakın Afrika'nın batı sahillerine 997 kilometre uzaklıkta yer altında 'gizemli' şekiller keşfetti. Fotoğraflarda görülen kusursuz dikdörtgen şekillerin kayıp kıta Atlantis'e ait olabileceği söyleniyor. Dikdörtgen şekillerin Galler büyüklüğünde olduğu ve 4 kilometre derinlikte yer aldığı belirtildi. Birbirini direkt kesen belirgin çizgilerin şehrin hava fotoğrafını andıran cadde şebekeleri olabileceği belirtiliyor. Şekillerin doğal yollarla oluşamayacak kadar düzgün olması dikkat çekiyor.

Filozof Platon, kıtanın M.Ö 9700'de sulara gömüldüğünden bahsetmişti. New York Üniversitesi'nden uzman Charles Orser, keşfi büyüleyici olarak niteledi. Orser, 'Şekiller Platon'un tarif ettiği bölgede bulunuyor. Kesinlikle daha yakından bakılmayı ve araştırılmayı hak ediyor' dedi. Platon'un diyaloglarında gömülü bir hikaye halinde olan Atlantis, genellikle filozof tarafından kendi politik teorilerini anlatmak için oluşturulmuş bir efsane olarak görülüyordu.

Google Earth tarafından kayıt edilen okyanus haritalarının detayları Kanarya Adaları bölgesindeki seyir halinde olan gemilerin sonar ölçümlerinden geliyor. Bir Google Earth sözcüsü söyle konutsu: "Google Earth'de inanılmaz kesiflerin yapıldığı doğrudur, örneğin en son Antik Roma'dan kaldığı iddia edilen bir villa Mozambik'te el değmemiş bir ormanda bulunmuştu. Bu olayda ise kullanıcıların gördükleri ciddi bir veri toplama surecinin sonucudur. Deniz zemini, cevrede seyir halinde olan gemilerin sonar verilerinden alınan bilgilerle oluşturulmuştur. Bazı yerlerde siyah noktaların olmasının sebebi ise dünya okyanuslarını ne kadar az bildiğimizin işaretidir."

Atlantis olduğu iddia edilen bölgeyi, Google Earth programının eklentisi olan Google Ocean'da 31 15'15.53N - 24 15'30.53W koordinatlarında bulabilirsiniz..

http://www.indigodergisi.com/mk541.htm
 

Alemtac

#384
Pann-star teleskobuyla tespit edilen meteorun çapı, yüzeyi buzla kaplı olduğu için bilinemiyormuş... 20 Haziranda yayınlanan bu haber ile son Kasyopya celsesi arasında bir bağlantı varmı diye düşünüyorum. Meteor daha önce dünyamızdan görünmemiş, yönünün değiştiği ve yön değişiminin, bir başka gezegene çarpmasından dolayı olduğu sanılıyormuş. Hedefinin güneş olduğunu söyleyen haberlerde var, ancak güneşten oldukça küçük olduğu sanılan meteorun sonu iyi olmayacak deniliyor. 2013'te dünyanın yakınıdan geçecek, bekleyelim ve görelim.
 

Alemtac

#385
HADRON ÇARPIŞTIRICISIYLA ZAMANDA YOLCULUK

Vanderbilt Üniversitesi'nden fizikçi Tom Weiler and Chui Man Ho'ya göre CERN'de bulunan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (BHÇ) sayesinde zamanda yolculuk yapmak mümkün olabilir.

 

Profesör Weiler, henüz daha yolun başında olduklarını kabul etse de kuramlarının hiçbir fizik kanunuyla ters düşmediğini de ekliyor. Weiler ve Ho'ya göre BHÇ gibi bir makineyle maddenin zamanda yolculuk yapması "teoride" mümkün.Araştırmanın çıkış noktası ise bilim insanlarının BHÇ ile bulmayı umdukları Higgs bozonu, ya da diğer adıyla "Tanrı parçacığı."

 

Bazı bilim insanlarına göre eğer Higgs bozonu ortaya çıkarsa onunla birlikte Higgs singleti adı verilen ikinci bir parçacığa da ulaşmak mümkün.Weiler ve Ho'ya göre bu singletler beşinci bir boyuta geçip zamanda yolculuk yaparak geçmişte ya da gelecekte tekrar ortaya çıkabilme özelliğine sahip olmak zorunda.

Bilim Dünyası

 

Alemtac

#386
Gök bilimciler tarafından Çarşamba günü keşfedilen ve 2011 MD olarak adlandırılan bir asteroitin, yarın Dünya'nın atmosferini sıyırıp geçmesi bekleniyor. Öte yandan, gezegenimize 12 bin kilometreye kadar yaklaşacak olan göktaşı, Dünya'nın manyetik alanının etkisinde kalırsa atmosfere de girebilir. 2011 MD, amatör gök bilimciler tarafından teleskoplarla gözlemlenebilecek.ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), ABD Hava Kuvvetleri ve Massachusetts Teknoloji Enstitüsü  (MIT) tarafından yürütülen LINEAR programının tespit ettiği 2011 MD, yarın TSİ 19.14'te Dünya'nın üzerinden çok büyük bir süratle geçecek.
 

NASA yetkilileri,  asteroitin yerden 12 bin metre yükseklikte, Antarktika'nın açıklarında ve Güney Afrika'nın yaklaşık 3,218 km güneybatısından geçeceğini açıkladı.
 

Dünya'ya bu kadar yaklaşacak olmasına rağmen, 9-30 metre genişliğindeki 2011 MD tehdit oluşturmuyor. Ancak, asteroitin Dünya'nın manyetik alanından etkilenmesi ve bu yüzden yörüngesinden sapması riski var. Böyle bir durumda, 2011 MD Dünya'nın üzerini kaplayan uydulara çarpabilir.
 

NASA'nın California eyaletindeki Jet İtiş Gücü Laboratuar'ının verilerine göre, 2011 MD büyüklüğündeki bir gök cismi ortalama 6 yılda bir Dünya'ya yakın bir noktadan geçiyor.
 

REKOR ŞUBAT'TA KIRILDI
Yetkililer, büyüklüğünün 10 metre olduğunu düşündükleri asteroitin atmosfere girecek olması halinde bile tehlike arz etmeyeceğini, çünkü "25 metreden küçük gök taşlarının atmosfer tabakalarında parçalandığını" ifade etti.
 

Öte yandan, 2011 MD Dünya'ya en yakın geçen asteroit olmayacak. Rekor, 4 Şubat 2011 tarihinde Dünya'ya 5,471 km yaklaşan CQ1 asteroitine ait.
 

Gök bilimciler, büyük teleskoplara sahip olan amatör gözlemcilerin 2011 MD'yi görebileceğini ancak asteroitin izlediği koordinatların çok iyi takip edilmesi gerektiğini belirtti.


 http://www.hurriyet.com.tr/planet/18112939.asp?gid=381

 

Alemtac

#387
Bilim insanları, deneyde mikrodalgaların bükülmesini sağlayarak bakır bir silindiri 'görünmez' hale getirdi.

 Araştırmacılar, bilimkurgunun sınırlarına yaklaşıyor. Henüz daha Uzay Yolu'ndaki gibi insan ışınlanması için erken olsa da, Duke Üniversitesi uzmanları bakır bir silindiri 'yok etmeyi' başardı. Yüksek ısıda, ışığı bükünce madde de ortadan 'kayboluyor'. İdeal bir görünmezlik halinde, gözlemcinin görünmezliğe maruz kalan nesnenin arkasındakileri görebilmesi gerekiyor. Duke Üniversitesi'nde yapılan deneyde ise arka plandaki nesneler biraz da olsa karartı içinde görünüyordu.

Araştırmayı yürüten Duke Üniversitesi'nden David Schurig, bir maddeyi gözlemcinin gözünün görmesini engelleyemeye yetecek bir ışık bükülmesi gerçekleştirdiklerini belirtti. İlk denemede mikrodalganın nesneyle reaksiyona girmesi önlendi.

 

 

Mikrodalgaların, nesnenin etrafından dolaştırılması sağlanarak görünmezlik sağlanıyor.

Işık veya mikrodalgalar, normal şartlarda nesnelere çarparak geri dönüyor ve bu sayede nesne görünür oluyor. Ancak radar veya ışığın bir nesnenin etrafından dolaştırılması sağlanarak nesne görüntüden kaçırılabiliyor. Schurig bunu suyu derenin ortasındaki bir kayanın etrafından akmasına benzetiyor. Mikrodalgalar nesneyi geçtikten sonra yeniden birleştiriliyor. Aksi takdirde nesnenin arka planındakiler de gözükmeyebiliyor.

 

META MALZEMELER MÜHENDİSLİKTE ÇIĞIR AÇTI

Deneyde kullanılan nesne metamalzeme olarak nitelenen, bakır-fiberglas alaşımlı ve elektromanyetik dalgaları kaçırabilecek bir madde. Bilim insanları, metal ile seramik, teflon veya fiber gibi malzemelerin alaşımı olan metamalzeme adı verilen maddelerin mühendislikte çığır açacağını vurguluyor. Gelecekte henüz üretilmemiş metamalzemelerle birlikte gerçek anlamda görünmezlik gerçekleştirilebilecek. Bu bağlamda ölçüt, metamalzemenin deneyde kullanılan ışının dalgaboyundan daha ince yapıya sahip olması gerekiyor.

BİLİM DÜNYASI
 

Alemtac

#388
2011 Yılı Gök Olayları Takvimi

Temmuz 2011

 

Gezegenler:    Venüs ve Mars, Güneş'ten hemen önce doğuyor. Sabah doğu ufkunda gözlenebiliyor

                        Jüpiter, sabaha karşı gözlenmeye başlıyor.

                        Satürn, geceyarısına doğru batıyor.

 

Önemli Gök Olayları:

1 Temmuz 2011: Parçalı Güneş Tutulması, Türkiye'den gözlenemeyecek.

4 Temmuz 2011: Dünya en ötede, Dünya yörüngesinin Güneş'ten bu yıl için en uzak noktasında olacak (152 102 197 km)

27 Temmuz 2011: Ay'ın Mars'ı Örtmesi, Türkiye'den gözlenemeyecek.

27 Temmuz 2011: Delta Aquarid Akanyıldız Yağmuru, Saatte 10-15 adet gözlenebilecek.

http://rasathane.ankara.edu.tr/2011/takvim.php
 

Alemtac

#389
DNA - İÇİMİZDEKİ YAŞAYAN İNTERNET

İnsan DNA'sı biyolojik bir İnternettir ve yapay olan internetten bir çok yönden daha üstündür. En son Rus bilimsel araştırması durugörü, sezgi, şifanın anlık ve uzaktan işlevi, kendi kendini iyileştirme, onaylama teknikleri, etrafında olağan dışı ışık - auraları olan insanlar (spiritüel üstatlar), zihnin iklim - seyrine etkisi ve bunun gibi bir çok fenomeni direkt olarak veya dolaylı olarak açıklamaktadır. İlave olarak, DNA ları kesip çıkarmadan ve tek tek genleri değiştirmeden, DNA nın sözlerle ve frekanslarla etkilenebileceği ve tekrar programlanabileceği yeni bir tür tıp için kanıt vardır.

 

DNA mızın sadece % 10 u proteinlerin inşası için kullanılmaktadır. Batılı araştırmacıların ilgilendiği ve incelenip kategorize edilen DNA nın bu % 10 luk bölümüdür. Diğer % 90 ı "süprüntü - kalitesiz DNA" olarak düşünülür. Ancak Rus araştırmacılar, doğanın aptal olmadığına inanıyorlar, "süprüntü DNA"nın bu % 90 lık bölümünü keşfetmek için dilbilimcilerin ve genetikçilerin yolculuğuna katılıyorlar. Bu araştırmacıların sonuçları, buluşları ve yorumları devrimcidir ! Onlara göre, DNAmız sadece bedenimizin inşası için sorumlu değildir, aynı zamanda veri deposu olarak ve iletişimde hizmet görür. Rus dilbilimciler özellikle görünür olarak yararsız olan % 90 da, genetik kodun tüm insan lisanlarında olduğu gibi aynı kuralları izlediğini keşfettiler. Bu noktaya kadar, onlar syntax (sözdizim) kurallarını (cümle ve sözcük öbeği oluşturmak için sözcüklerin birleştirildiği yol), anlambilim (semantikler) (lisan şekillerindeki anlam çalışması) ve gramerin temel kurallarını karşılaştırdılar. DNA mızın alkalinlerinin (alkali olan, baz ; asit karşıtı) düzenli bir gramer izlediğini ve bizim lisanlarımız gibi kurallar kurulmuş olduğunu keşfettiler. İnsan lisanları tesadüfi olarak ortaya çıkmamış, onlar bizim doğal DNAlarımızın bir yansıması .

 

Rus biyofizikçi ve moleküler biyolog Pjotr Garjajev ve arkadaşları ayrıca DNA nın titreşimsel davranışını keşfettiler. (Kısa olması için burada sadece bir özet vereceğim. Daha fazla açıklama için lütfen bu makalenin sonundaki eke bakın) Alt başlık şöyle : "Yaşayan kromozomlar, içinden büyüyen DNA lazer radyasyonunu kullanan solitonic - holografik bilgisayarlar gibi fonksiyon görüyorlar." Bu şu anlama geliyor, örneğin, kromozomlar bir lazer ışını üzerine belli frekans modelleri modüle etmeyi yönetiyorlar ve bununla DNA frekansını etkiliyorlar ve böylece genetik bilginin kendisini etkiliyorlar. DNA - alkalin çiftlerinin temel yapısı ve lisan benzer yapıda olduğundan DNA nın şifresinin çözülmesi gerekli değildir. Kişi basitçe insan lisanının sözcüklerini ve cümlelerini kullanır! Bu deneysel olarak kanıtlanmıştır ! Yaşayan DNA maddesi (yaşayan dokuda, vitro'da degil. Vitro = bir önsöz, camsı yapıda olan bir minerali gösterir) eğer uygun frekanslar kullanılmış ise, lisanla - modüle edilmiş lazer ışınlarına ve hatta radyo dalgalarına daima reaksiyon gösterir. Bu, onaylamaların, otojen eğitimin, hipnozun ve bunun gibi tekniklerin neden insanlarda ve onların bedenlerinde böyle güçlü etkiler yapabildiğini bilimsel olarak açıklar. DNA mızın lisana reaksiyon göstermesi tamamen normal ve doğaldır. Batılı araştırmacılar DNA ipliklerinden tek tek genleri kesip onları başka yerlere yerleştirirken, Ruslar uygun modüle edilmiş radyo ve ışık frekansları vasıtasıyla hücresel metabolizmayı etkileyebilecek ve böylece genetik hataları tamir edebilecek cihazlar üzerinde büyük bir hevesle çalışıyorlar.

 

Garjajev'in araştırma grubu örneğin x - ışınları tarafından hasar görmüş kromozomların bu yöntemle tamir edilebileceğini kanıtlamayı başardı. Onlar özel bir DNA daki bilgi modellerini zaptettiler ve onu başka şeye geçirdiler (ilettiler), böylece hücreleri başka bir genom'a tekrar programladılar. Onlar başarılı şekilde dönüştüler, örneğin kurbağa embriyoları, DNA bilgi modellerini basitçe ileterek (geçirerek) semender (kertenkele) embriyolarına dönüştü ! Bu yolla, tüm bilgi DNA dan genler kesilip tekrar eklendiğinde karşılaşılabilecek yan etkiler ve uyumsuzluklar olmadan iletilebilir. Bu, inanılmaz, dünya - değiştiren bir devrim ve sansasyondur. Bunun hepsi, kesip çıkarma işlemi yerine lisan ve titreşimle uygulanır ! Bu deney dalga genetiğinin yoğun gücünü gösterir, bunun organizmaların oluşumunda alkalin zincirlerinin biyokimyasal proseslerinden daha büyük etkisi vardır.

 

Ezoterik ve spiritüel öğretmenler bedenimizin lisan, sözcükler ve düşünce ile programlanabileceğini yüzyıllardır bilmekteler. Bu şimdi bilimsel olarak kanıtlanmış ve açıklanmıştır. Şüphesiz, frekans doğru olmalı. Ve herkesin eşit derecede başarılı olmamasının veya bunu hep aynı güçle yapamamasının nedeni budur. Bireysel kişi, DNA ile bilinçli bir iletişim kurmak için içsel prosesler ve olgunluk üzerinde çalışmalı. Rus araştırmacılar bu faktörlere bağlı olmayan, kişiye doğru frekansı kullanmasını sağlayacak HER ZAMAN işe yarayacak bir yöntem üzerinde çalışıyorlar.

 

Ancak, kişinin bilinçliliği yükseldikçe, her hangi türde bir cihaz için daha az gereksinim olacaktır! Kişi, bu sonuçlara kendi kendine ulaşabilir, ve bilim en sonunda böyle fikirlere gülmeyi bırakacak ve bunu onaylayacak ve sonuçları açıklayacaktır. Ve bu orada bitmeyecektir. Rus bilim adamları ayrıca, DNA mızın vakumda (boşlukta) rahatsız edici modellere neden olabileceğini, böylece manyetize olmuş kurtyenikleri üretebileceğini keşfettiler ! Kurtyenikleri, kara deliklerin çevresindeki Einstein _ Rosen köprüleri olarak adlandırılan şeyin mikroskopik eşdeğeridir. Kurtyenikleri evrende bütünüyle farklı alanlar arasındaki tünel bağlantılarıdır, bu tünel bağlantıları vasıtasıyla bilgi uzay ve zamanın dışına iletilebilir. DNA bu bilgi parçalarını çeker ve onları bizim bilinçliliğimize aktarır. Bu hiperiletişim prosesi gevşeme durumunda en fazla etkindir. Stres, üzüntüler veya hiperaktif zeka başarılı hiperiletişimi önler veya bilgi tamamen değişir ve yararsız olur. Doğada, hiperiletişim milyonlarca yıldır başarılı şekilde uygulanmaktadır. Böceklerde yaşamın organize akışı bunu dramatik olarak kanıtlıyor.

 

Modern insan "sezgi ; önsezi" olarak bunu sadece daha ince bir seviyede bilir. Ancak, biz de bunun tam kullanımını tekrar kazanabiliriz. Doğadan bir örnek : Bir kraliçe karınca kolonisinden uzaysal olarak (mekan olarak) ayrı olduğunda, inşa hala gayretli bir şekilde ve plana göre devam eder. Ancak, eğer kraliçe ölürse, kolonideki tüm çalışma durur. Hiçbir karınca ne yapılacağını bilmez. Görünür şekilde kraliçe uzaktan da "inşa planlarını" kendi kolonisindeki karıncaların grup bilinçliliği yolu ile göndermektedir. Kraliçe canlı olduğu sürece, istediği kadar uzakta olabilir. İnsan hiperiletişiminde buna çoğu zaman, kişi kendi bilgi temelinin dışında olan bilgiye aniden eriştiğinde karşılaşılır. Böyle hiperiletişim, sonra ilham veya sezgi olarak deneyimlenir.

 

Örneğin, İtalyan besteci Giuseppe Tartini bir gece şöyle bir rüya görmüş ; bir şeytan yatağının yanında durup keman çalıyormuş. Ertesi sabah Tartini hafızasındaki parçayı tam olarak yazabilmiş, ve buna Şeytan'ın Trill Sonatası adını vermiş. 42 yaşında eski bir erkek hemşire yıllardır bir rüya görmekteymiş, bu rüyada kendisini bir tür bilgi CD - ROM'una çengellenmiş (asılmış) olarak görüyormuş. Tüm imgelenebilir alanlardan doğruluğu kanıtlanabilir bilgi kendisine transfer edilmiş, ertesi sabah bu bilgiyi hatırlayabilmiş. O kadar büyük bir bilgi akışı imiş ki, bir gecede bütün bir ansiklopedi aktarılmış gibi. Olayların büyüklüğü kendi kişisel bilgisinin dışında imiş ve tamamen hiç bir şey bilmediği teknik ayrıntılara ulaşmış.

 

Hiperiletişim gerçekleştiğinde, bu insan varlığının özel fenomeninde olduğu kadar DNA'da da gözlenebilir. Rus bilim adamları DNA örneklerini lazer ışığı ile aydınlattılar. Ekran üzerinde tipik bir dalga modeli oluştu. DNA örneğini uzaklaştırdıklarında, dalga modeli ortadan kalkmadı, orada kaldı. Bir çok kontrol deneyi modelin uzaklaştırılmış örnekten hala geldiğini gösterdi, örneğin enerji alanı görünür şekilde kendi kendine kaldı. Bu etki şimdi, fantom DNA (hayalet DNA) etkisi olarak adlandırılıyor.

 

DNA uzaklaştırıldıktan sonra, aktive edilmiş kurtyeniği vasıtasıyla enerjinin uzay ve zamanın dışından hala aktığı tahmin ediliyor. İnsanlarda ayrıca hiperiletişimde çok sıkça karşılaşılan yan etki, ilgili kişilerin etrafındaki açıklanamayan elektromanyetik alanlardır. CD çalarlar gibi elektronik aletler ve benzerleri saatlerce tahriş olabiliyor ve çalışmayabiliyor. Elektromanyetik alan yavaşça dağıldığında, aletler tekrar normal şekilde çalışıyor. Çoğu şifacılar ve psişikler bu etkiyi kendi çalışmalarından bilirler. Atmosfer ve enerji daha iyi olunca, kayıt aleti çalışmayı durduruyor ve tam olarak o anda kaydetmesi daha çok engelleniyor. Ve seanstan sonra açma ve kapama düğmelerine tekrar tekrar basılması çalışmasını sağlamıyor, ancak ertesi sabah her şey normale dönüyor. Belki çoğu kişi için bunu okumak rahatlatıcı, cihazlarla teknik olarak yapabilecekleri bir şey yok, bu onların (bu tür olaylarla karşılaşanların ) hiperiletişimde iyi oldukları anlamına gelir.

 

"Networked Intelligence" (Şebekelenmiş Zeka) adlı kitaplarında, Grazyna Gosar ve Franz Bludorf bu bağlantıları açık bir şekilde ve tam olarak açıklıyorlar. Yazarlar ayrıca ilk zamanlarda insanların, hayvanlarda olduğu gibi, grup bilinçliliğine çok güçlü şekilde bağlı olduğunu ve bir grup olarak hareket ettiğini farzeden kaynakları zikrediyorlar. Bireyselliği deneyimlemek ve geliştirmek için, biz insanlar hiperiletişimi hemen hemen tamamen unutmak zorundaydık. Şimdi, bireysel bilinçliliğimizde oldukça değişmez (stabil) olduğumuzdan, grup bilinçliliğinin yeni bir formunu yaratabiliriz, DNAmız vasıtasıyla tüm bilgiye erişim elde edeceğimiz bir form ; bu bilgiyle ne yapılacağı ile ilgili uzaktan kontrol edilmeden ve zor kullanılmadan. Şimdi biz biliyoruz ki, internette olduğu gibi, DNAmız networke (şebekeye) kendi doğru verisini besleyebilir, networkden bilgi çağırabilir ve networkteki diğer katılımcılar ile temas kurabilir. Uzaktan şifa, telepati veya "uzaktan duyu/hissetme" ve buna benzer durumlar böylece açıklanabilir. Bazı hayvanlar, sahipleri eve dönmeyi planladığında bunu uzaktan bilir. Bu grup bilinçliliği ve hiperiletişim vasıtası ile açıklanabilir ve yorumlanabilir.

 

Herhangi bir kollektif bilinçlilik özel (diğerlerinden ayrı) bir bireysellik olmadan herhangi bir zaman periyodunda hassas olarak kullanılamaz. Diğer taraftan kolayca manipüle olan (kendi amacı doğrultusunda yönlendirilen) ilkel bir hayvan sürüsünün içgüdüsüne dönerdik. Yeni binyılda hiperiletişim oldukça farklı bir şey anlamına geliyor :

 

Araştırmacılar çok fazla bireyselliği olan insanların grup bilinçliliğini tekrar kazanması halinde, Dünya üzerinde her şeyi yaratmak, değiştirmek ve şekillendirmek için bir Tanrı - gücüne sahip olacaklarını düşünüyorlar. Ve insanlık yeni bir tür grup bilinçliliğine doğru kollektif olarak ilerliyor. Bugünün çocuklarının % 50 si, okula başlar başlamaz problemli çocuklar oluyor. Sistem herkesi bir araya koyuyor ve buna uyum göstermeleri isteniyor. Ancak bugünün çocuklarının bireyselliği o kadar güçlü ki, onlar bu uyumlanmaları reddediyor ve en farklı (değişik) yollarla kişisel özelliklerinden vazgeçiyor. Aynı zamanda çok daha fazla sayıda geleceği görebilen çocuklar doğuyor (Paul Dong'un Çinli Indigo Çocuklar kitabına veya benim kitabımdaki "Nutze die täglichen Wunder" Indigolarla ilgili bölüme bakın). Bu çocuklardaki bir şeyler yeni tür grup bilinçliliğine doğru daha çok çabalıyor ve bu artık zaptedilemeyecek. Bir kural olarak, örneğin hava durumunun tek bir birey tarafından etkilenmesi daha zordur. Ancak grup bilinçliliği tarafından etkilenebilir (bunu yağmur dualarında yapan bazı kabileler için bu yeni bir şey değildir).

 

İklim, Schumann frekansları olarak adlandırılan Dünyanın rezonans frekansları tarafından kuvvetli bir şekilde etkilenir. Ancak, bu aynı frekanslar ayrıca bizim beyinlerimizde de üretilir ve bir çok insan düşüncelerini senkronize ettiğinde veya bireyler (örneğin, spiritüel üstatlar) düşüncelerini lazere benzer bir tarzda odakladıklarında, bilimsel olarak konuşursak bu şekilde iklimi etkileyebilmeleri hiç şaşırtıcı olmaz.

 

Grup bilinçliliği araştırmacıları Tip I uygarlıklar teorisini formüle ettiler. Yeni türdeki grup bilinçliliğini geliştirmiş bir insanlık ne çevresel sorunlara sahip olur ne de enerji kıtlığına. Çünkü, zihinsel gücünü birleşik bir uygarlık olarak kullanırsa, doğal bir sonuç olarak kendi yuvası olan gezegenin enerjilerinin kontrolüne sahip olur. Ve bu tüm doğal felaketleri de kapsar !!! Teorik bir tip II uygarlığı kendi galaksilerinin tüm enerjilerini bile kontrol etmeye muktedir olur. "Nutze die täglichen" adlı kitabımda bunun bir örneğini verdim : Çok fazla sayıdaki insan dikkatlerini veya bilinçliliklerini Noel, dünya futbol şampiyonası veya İngiltere'de Lady Diana'nın cenaze töreni gibi benzer bir şey üzerine odakladıklarında, bilgisayarlardaki bazı gelişigüzel (random) sayı üreticileri, gelişigüzel sayılar yerine düzenli sayılar vermeye başlıyor. Ve düzenli grup bilinçliliği tüm çevrelerinde düzen yaratıyor !!!

 

Çok sayıdaki insan çok yakın bir şekilde bir araya geldiğinde, şiddet potansiyelleri dağılıyor. Sanki burada, tüm insanlığın insancıl bilinçliliğinin bir türü yaratılmış gibi görünüyor. Örneğin, her yıl yaklaşık bir milyon genç insanın toplandığı Sevgi Geçit Töreninde (Love Parade), örneğin spor olaylarında meydana gelen acımasız hengamenin hiç biri ortaya çıkmıyor. Olayın ismi bile tek başına burada bir neden olarak görülmüyor. Bir analizin sonuçları insan sayısının, şiddete yatkınlığa izin vermek için ÇOK BÜYÜK olduğunu belirtiyor. DNA ya geri dönersek : DNA görünür olarak normal beden sıcaklığında çalışabilen organik bir süperiletkendir. Yapay süperiletkenler fonksiyon görebilmeleri için 200 ve 140 º C arasında çok düşük sıcaklıklar gerektirir. Son zamanlarda öğrenildiği gibi, tüm süperiletkenler ışığı ve böylece bilgiyi depolayabilir. Bu, DNA nın bilgiyi nasıl depoladığının daha ileri bir açıklamasıdır. DNA ve kurtyeniklerine bağlanan başka bir fenomen vardır. Normal olarak, bu süper küçük kurtyenikleri yüksek derecede kararsızdır/değişkendir ve bir saniyenin çok küçük fraksiyonları içinde elde edilebilirdir. Bazı koşullarda (bunu yukarıda bahsedilen Fosar/Bludorf 'un kitabında okuyun) kararlı kurtyenikleri kendilerini organize edebilirler, o zaman diğerlerinden ayrı vakum alanları oluşturabilirler, bu vakum alanlarında örneğin yerçekimi elektriğe dönüştürülebilir. Vakum alanları önemli miktarda enerji içeren iyonize gazın kendi kendine ışıyan küreleridir. Rusya'da böyle ışık saçan kürelerin çok sıkça ortaya çıktığı bölgeler vardır. Sonuç olarak ortaya çıkan karışıklığı izleyerek, Ruslar sonunda yukarıda bahsedilen keşiflerin bazılarına götüren kitlesel araştırma programlarına başladılar. Çoğu insan vakum alanlarını gökyüzündeki parlak küreler olarak bilir. Dikkatle bakınca, şaşırırlar ve kendilerine onların ne olabileceğini sorarlar. Bir keresinde söyle düşünmüştüm : "Merhaba yukardakiler. Eğer bir UFO iseniz, bir üçgen içinde uçun (üçgen seklinde uçun)." Ve aniden, ışık küreleri bir üçgen seklinde hareket ettiler. Veya buz hokeyi diskleri gibi gökyüzünde çaprazlama gidip geldiler. Gökyüzünde yumuşak bir şekilde kayarken sıfır noktasından çılgın hızlara kadar hızlandılar. Biri aval aval bakmayı bıraktı ve bir çok insan gibi, ben de onların UFO olduğunu düşündüm. Dostça olanlar, görünür şekilde, sadece beni hoşnut etmek için üçgenler şeklinde uçtular.

 

Şimdi Ruslar, ışığın topraktan gökyüzüne doğru ışık küreleri olarak uçan vakum alanlarının sıkça görüldüğü bölgelerde, bu kürelerin düşünce ile yönlendirilebileceğini keşfettiler. Biri o zamandan beri vakum alanlarının düşük frekanslı dalgalar yaydığını keşfetti, bunlar ayrıca bizim beyinlerimizde de üretilir. Ve dalgaların benzerliğinden dolayı bu küreler bizim düşüncelerimize reaksiyon gösterebilirler. Toprak seviyesindeki bir kişinin heyecanlı bir şekilde bunlara doğru koşması (bunlarla temasa geçmek istemesi) iyi bir fikir olmayabilir, çünkü bu ışık küreleri çok büyük enerjiler içerebilir ve genlerimizi mutasyona uğratabilir. Küreler bunu yapabilir, bunu yapmalarına gerek yok diyebilirsiniz. Çünkü çoğu spiritüel öğretmen de derin meditasyonda veya açık bir şekilde hoş duygulara neden olan enerji çalışması esnasında böyle görülebilir küreler veya ışık kolonları üretebilir ve bu herhangi bir zarara neden olmaz. Görünür olarak bu ayrıca içsel düzene ve vakum alanının kaynağına ve niteliğine bağlıdır. Bazı spiritüel öğretmenler vardır (örneğin genç İngiliz Ananda), önce kendisinde hiçbir şey görünmez, ama hiperiletişimde onlar meditasyon yaparken, konuşurken veya otururken biri bir fotoğraf çekmeye çalıştığında, sandalye üzerinde sadece beyaz bir bulutun resmi ortaya çıkar. Bazı Dünyayı iyileştirme projelerinde de, böyle ışık etkileri de fotoğraflarda görünür. Bu fenomenler kitapta tam olarak tanımlanan yerçekimi ve anti - yerçekimi kuvvetleri ile ilgili olmalıdır ve daha stabil kurtyenikleri ve hiperiletişim ile ilgili olmalıdır ve de bizim zaman ve uzay yapımızın dışından gelen enerjilerle ilgili olmalıdır. İlk jenerasyonlar böyle hiperiletişim deneyimleri ile temas kurmuşlar ve görülür vakum alanları onların melek görmelerini sanmalarına neden olmuştur. Ve hiperiletişimi kullanırken bilinçliliğin hangi şekline erişebileceğimizden çok fazla emin olamayız.

 

Meleklerin etkin varlığının bilimsel kanıtlarına sahip olmamak (insanların böyle deneyimlere sahip olmaları hepsinin halüsinasyon gördüğü anlamına gelmez) bunun metafiziksel zemini (geçmişi) olmaması anlamına gelmez. Realitemizi anlamaya doğru bir başka dev adım attık. Resmi bilim de Dünya'nın yerçekimi anomalilerini bilmektedir, ancak sadece yüzde birin altında. Ama, son zamanlardaki yerçekimi anomalileri % 3 ile % 4 arasında bulunmuştur. Bu yerlerden biri Roma'nın güneyindeki Rocca di Papa (tam yeri Vernetzte Intelligenz kitabında bulunabilir ve başka kaynaklarda). Her çeşit yuvarlak objeler, kürelerden dolu otobüslere, yokuş yukarı yuvarlanıyor. Ancak Rocca di Papa'daki gerilme kısadır ve optik illüzyon teorisine kaçan mantık şüphecilerine meydan okur.

 

Tüm bilgiler von Grazyna Fosar ve Franz Bludorf'un ""Vernetzte Intelligenz" kitabındandır ve Baerbel tarafından özetlenmiş ve yorumlanmıştır.

 

Kitap maalesef sadece Almanca. Yazarlara su adresten ulasabilirsiniz :

 

[email protected],

www.Awakening-Healing.com dan alınmıştır.