Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Basından

Başlatan Mordevrim, 14 Haziran 2009, 20:36:28

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

believer planet

#405
sevgili "alemtac" bu değerli bilgiler ve paylaşım için teşekkürlerimi bir boç bilirim.gerçekten zor zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde, sitede bahsedilen haarp ,haiti ve japonya depremi bilgilerinden sonra , ülkemizde oluşan büyük van depremine karşı bir iki gündür aklıma büyük bir şüphe  uyanmıştı. acaba mı derken sonrasında bu bilgiler geldi. evet bariz ki amerikanın bu coğrafya daki planına destek veren bir büyük bir saldırı .haberin doğruluğunun olabilitesi bile insana ürpertiriyorken ,hele hele yıllardır beklenen ve söylenen  istanbul depreminden önce van da (özellikle bu sıcak gündem de) oluşan bu deprem hiçde doğal bir sonuç gibi gözükmedi bana. tabi daha sonraki günlerde hem celselerde hemde tartışma ve bilgi paylaşımlarında bu  konuyu dahada açıklayıcı bilgiler paylaşılıcak ve ifşa edilicektir. çok olası bir durum olduğu açık .
durumun zorluğu beni ayrı bir karamsarlığa itse de,3. yoğunluk KH nin ,zaman daraldıkça  daha da saldırgan ve dahada azgın hale gelmesi bir nevi başarısızlıklarının sonucumudur acaba. planları pürüz çıktıkça, istedikleri gibi gitmeyince ilgiyi başka yere çekmek adına başlıyorlar kitleleri imha etmeye. bunu bilen büyük devletlerinde elinden birşey gelmiyor. çok zorlu bir sınav ve geçiş dönemi olacak...
herşey mümkün

Alemtac

#406
Rica ederim, bilgileri paylaşan Saffet Güler, ben sadece aktardım :)
 

Alemtac

#407
Erciş'te yanan toprak değil...
02/11/2011 2:00


Felaketlerin ardından esrarengiz bir atmosfer yaratmaya meraklı olanlar 4000 yıllık bilgiyi hiçe saydı: Erciş'te yanan turbadan başka bir şey değildi

Erciş te toprağın yanması depremle ilişkilendirilmişti ancak yanan turbalıklardı. Turbaların yanması da tektonik hareketlere bağlı değil.

Prof. Dr. ALPER H. ÇOLAKArşivi

TURHAN GÜNAYArşivi

Arş. Gör. SİMAY KIRCAArşivi

Van'daki depremin ardından medyada 'Deprem bölgesinde esrarengiz toprak yangını', 'Magma yeryüzüne çıktı', 'Yanan toprak depremin habercisi mi?' gibi gizemli cümleler duymaya başladık. Haberler eskiden kurutulduğu söylenen bataklık alanda toprağın içten içe yanması ve toprağın çökerek çukurlar oluşturması üzerine çıktı.
 
Yanan alanın kurutulmuş 'bataklık' olduğu söylense de burası 'turbalık.' Bataklık ile turbalık karıştırılıyor. Turbalıklar, sulak alanlarda ölü bitki artıklarının katmanlar halinde, 'turba' şeklinde yüzlerce, binlerce yıl birikerek oluştuğu alanlardır. Van'da yanan mineral toprak değil, organik bir toprak olan turbadır.
 
Turbalıkların yanıcı özelliği Bronz Çağı'nın başlangıcından beri, 4000 yıldır bilinmektedir. 17. yy.'de de Evliya Çelebi Van'a yaptığı ziyaretlerden Seyahatnamesi'nde bahsederek burada köylülerin ona yanan toprağı gösterdiğini ve buradan kokulu bir duman çıktığını belirtmiştir. Kahramanmaraş'ın Gavur Gölü, Sürmene-Ağaçbaşı Yaylası, Osmaniye-Sorgun Yaylası ve Erzurum-Karaçoban/Binpınarlar (Köşk) turbalıklarında olduğu gibi halk turbalıkları yazın kurutarak, kışın yakarak enerjisinden faydalanır.

Peki Van'da turbalık neden deprem öncesinde yanmaya başladı? Turbalık, yamaç arazilerden sızan suların birikmesiyle ıslak çayır otları, ölü kök ve gövde artıklarının birikimi sonucu meydana gelen organik bir oluşumdur. Bu sızıntı sularının özellikle yazın kesilmesi ve arazinin kuru hale gelmesiyle, normalde oksijenle temas etmeyen turba parçalanmakta ve gerçek turba özelliğini kaybetmektedir. Biyolojik ayrışmayla turba ısınarak, çatlaklarına hava girmesiyle alev alarak yanabilmektedir. Olayın deprem öncesi yaşanması tesadüftür.
 
Van'da toprağın çökerek çukurların oluşmasının da basit bir açıklaması vardır: Turbalıkların doğal olarak veya insan müdahalesi sonucunda kurumasıyla büzüşmeler olur. Bu çökmelere neden olabilir. Diğer olasılıksa, bu alanlardan turbanın çıkartılmış olması ve zaman içinde üzerinin bitki örtüsüyle kapanmasıdır. Burada depremin oynadığı tek rol, örtüyü sarsarak çökmesine neden olabileceğidir.

Akla bir atasözü geliyor: "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz". Ancak bu defa yanlış ateşin peşine düşüp aceleci yargılara mı varıldı? Buradaki büyük yanlış, turbalıklarda görülebilen bu iki basit olayın Van-Erciş depreminin üzerine atılmış olması ve insanların yanlış bilgilendirilmesidir. Bundan sonra Van'da halk her turbalık yangınında deprem olacak diye sokağa dökülürse ne olacak? Ya Türkiye'de Denizli, Kars, Adıyaman gibi illerde turbalıklarda olabilecek yanma sonucunda halk sokaklara dökülüp Godot'yu bekler gibi depremi beklerse? Beckett'ın eserinde Godot nasıl gelmiyorsa, deprem de turbalık yanınca olmayacak! Kimsenin insanlara bu korkuyu yaşatmaya hakkı yok.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1068232&Date=02.11.2011&CategoryID=146
 

zer-zivi

#408
Dünya nüfusu yedi milyarı geçmiş,hayırlı olsun. Bundan sonra geriye doğru bir nüfus sayımı gerçekleşecektir :)


http://www.haberturk.com/polemik/haber/685096-dunya-bu-nufusu-kaldirir-mi
 

Alemtac

#409
7'nin anlamı, ilginç :))
 

zer-zivi

#410
Evet ilginç, acaba  yedinci çocuğuda doğurmakmı lazım! biz şu an  hayatta olan yedi kardeşiz, artık artmanın imkanı yok,fabrika yok,ham madde yok :) Artık geriye doğru  sayım başladı,tek tek gideceğiz :)
 

Alemtac

#411
Bu da yeşil ve pembe bir haber [:)]


Rusya'da 50 aile şehir yaşamını terk ederek, ormanda yaşamaya karar verdi

Posted by David Dogan Beyo on November 4, 2011 at 6:00pm


Rusya'da 50 aile şehir yaşamını terk ederek, ormanda yaşamaya karar verdi  03 Kasım 2011, 01:05



Rusya'nın başkenti Moskova'ya yakın Kaluga bölgesinde 50 Rus aile, kent
yaşam koşullarından bıkarak ormanı mesken tuttu. Rus aileler, kentteki
araçların gürültülü seslerinden, çevre kirliliğinden kaçarak doğa ortamında
yaşamayı tercih ettiklerini belirtiyor.

Kendilerini "vejetaryan-yerleşimciler" diye tanıtan aileler, tıpkı eski
çağlardaki yaşam koşullarında yaşamaktan çok memnun. Haberlere göre,
dertlerini beş yıl önce Kaluga Bölge Valiliği'ne anlatan aileler, nihayet
yerel makamları ikna etmeyi de başardı. Valilik onlara, ormanın hemen
yanıbaşında 150 hektarlık bir arazi tahsis etti. Bölgeye komşu Milyonki
köyü sakinleri de vejataryen-yerleşimcilerle iyi geçindiklerini belirtti.
Rus muhabirin, "Hiç karşılaştınız mı onlarla?" sorusuna köylü Anatoli
Petrov, "Evet, bazen karşılaşıyoruz, muhabbet ediyoruz" dedi.

Yeni yerleşimciler, evlerini tıpkı eski yüzyıllarda olduğu gibi ağaçlardan
yapmayı tercih ediyor. Komşu köylülerin onların evlerini ilgiyle izlediği
de söyleniliyor. Ria Novosti ajansına göre, ormanda bol olmasına rağmen,
yeni yerleşimciler parayla tahta mamülleri satın almaktan yana.


Aralarında işadamları, doktorlar, öğretmenler ve başka meslek sahibi olan
yerleşimciler Orta Asya geleneksel çadır evlerinde oturmayı da seviyor. Beş
yıl önce buraya yerleşen Dyaçenko ailesi, tarlasından topladığı ürün ve
gıdalarla besleniyor. Ailenin hanımı Mariya Dyaçenko tarlasındaki sebzeleri
toplayarak, "Burada havuç, turp, patlıcan ve başka sebzeler yetiştiriyoruz"
değerlendirmesinde bulunuyor.

Vejetaryen köyünde sebze ve meyvelerin yetiştirilmesi için kimyasal
maddeler kullanılması kesinlikle yasak. Vejeteryan köyde sadece hayvan
gübresi kullanılıyor, bu da komşu köylerden getiriliyor. Köyde hayvancılık
da yasak. Çünkü yerleşimciler, çocuklarına da et ürünlerinden uzak kalmayı
öğretiyor.

Mariya bunun gerekçelerini ise şöyle anlatıyor: "Kente gittiğimizde markete
gidiyoruz, çocuklar her türlü cipsi ve başka renkli ürünleri istiyor. Biz
ise onlara anlatıyoruz, renk katkı maddeler içeren ürünleri kesinlikle
almıyoruz. Tatlı şeker mi istiyoruz, al sana bal, elma". Yerleşimciler
elektrik yerine güneş enerjisi kullanmayı tercih ediyor. Sabun ve temizlik
maddelerini kendileri üretiyor ve ekmeği de kendileri pişiriyor. Yemekler
hazırlanırken de eski yöntem ve tarifler kullanılıyor.

Fuad Seferov, Moskova, Cihan
http://www.haberrus.com/life/2011/11/03/rusyada-50-aile-sehir-yasam...

peaceandharmony.ning.com
 

Alemtac

#412
KARANLIĞIN DEVASA GÜCÜ

 NASA'nın 200 bin galaksi üzerinde 5 yıl boyunca ve kozmik zamanda 7 milyar ışık yılı geriye gidilerek yapılan gözlemler sonucunda, evrende karanlık enerjinin, yer çekimi gücüne baskın olduğu ve evrenin giderek artan bir hızla genişlemesini sağlayan düzenli ve tek vücut bir güç olduğu teyit edildi.

 NASA'nın internet sitesinde yer alan habere göre, uzayda bulunan "Galaksi Evrim Kaşifi (Galaxy Evolution Explorer)" aracı ve Avustralya'nın Siding Spring dağlarının zirvesinde bulunan teleskopla yapılan gözlemleri izleyen dikkatli ölçümler, galaksilerin birbirinden uzaklaştığı bilgisini bir kez daha doğrularken, bulgular, karanlık enerjinin varlığının, şimdiye kadar sağlanan en iyi teyidi oldu.

 Avustralya'daki Swinburne Teknoloji Üniversitesi'nden Chris Blake, bu durumu, "bir taşı havaya attığınızda, bir süre sonra hızının azalmayıp, giderek artması ve havada giderek daha hızlı biçimde yol almayı sürdürmesi gibi" ifadeleriyle tanımlıyor.

 Araştırmayla ilgili iki makalenin yazarlarından olan Blake, karanlık enerjinin bir kozmolojik sabit güç olduğunu en iyi şekilde teyit ettiklerini belirterek, baskın olan yer çekimi olsaydı, "karanlık enerjinin zaman içerisindeki bu düzenli, sabit etkilerinin gözlemlenemeyeceğini" belirtti.

 Gizemli karanlık enerji, evrenin yapı taşlarını birbirinden uzaklaştırıyor. Yapısı bilinmediği, sadece gözlemler sonucu tahmin edilebildiği için, bu gizemli enerjiye karanlık enerji adı veriliyor. Karanlık enerjinin, evrenin yüzde 74'ünü oluşturduğu düşünülüyor. Karanlık madde ise karanlık enerjiye göre daha az gizemli, hakkında daha çok şey biliniyor ve evrenin yüzde 22'sini oluşturuyor. Geriye kalan, atomların oluşturduğu ve gezegenleri, yıldızları ortaya çıkaran olağan madde ise evrenin sadece, yaklaşık yüzde 4'lük bir kısmı.

 Karanlık enerji düşüncesi, süpernova patlamalarının yerleri arasındaki değişimler gözlemlenerek, 1990'lı yıllarda ortaya atıldı. Bu yeni çalışmayla da, bu düşünce teyit edildi. Astronomlar önce, "Galaksi Evrim Kaşifi" aracının sağladığı verilerle, uzak evrendeki galaksilerin üç boyutlu bir haritasını çıkardı.

Avustralya'daki teleskop yardımıyla da, galaksiler arasındaki mesafelerle ilgili ölçümler yapıldı. Bu çalışmada, evrenin erken dönemlerinin bıraktığı ses dalgalarından da, galaksiler arasındaki mesafe değişimlerini belirlemek amacıyla yararlanıldı. Sonuçlar, galaksilerin giderek artan hızla birbirinden uzaklaştığını gösterdi. Bilimadamları, galaksi kümelerinin kentler gibi giderek büyüdüğünü, binlerce galaksilik kümeler oluştuğunu, bu kümelerin yer çekimi etkisiyle kendisine doğru yeni galaksileri çektiğini, ancak karanlık enerjinin ise bu kümeleri dağıtma yönünde çalıştığını, bu nedenle galaksilerin kümelenme sürecinin yavaşladığını belirledi. Bu da karanlık enerjinin, dağıtıcı gücünün ölçülmesine olanak sağladı.

 Çalışmalardan elde edilen sonuçlara göre karanlık enerji ve yer çekimi, birbirine zıt ancak birbirine bağımlı "yin-yang" gibi, iki güç. Evrenin erken zamanlarında yer çekimi baskın durumda idi. Evreni ortaya çıkaran ''Büyük Patlama''dan 8 milyar yıl sonra ise karanlık enerjinin gücü öne geçmeye başladı ve evren genişledikçe yer çekimi gücünün etkisi zayıflamaya, madde, giderek hızlanan bir süreçle evrende dağılmaya başladı. Bundan milyarlarca yıl sonra, karanlık enerjinin daha da baskın hale geleceği düşünülüyor. Milyarlarca yıl sonra galaksiler birbirinden o kadar uzaklaşmış olacak ki, bu galaksilerde yaşayan zeki canlılar bir diğer galaksiyi artık göremeyecek.

 NASA astrofizik direktörü Jon Morse, elde edilen sonuçlara ilişkin yaptığı açıklamada, "astronomların son 15 yılda yaptıkları gözlemler, fizik bilimi alanında en şaşırtıcı keşiflerden birinin yapılmasını sağladı. Bu da, evrenin, Büyük Patlama ile tetiklenen genişlemesinin hızlanarak sürdüğüdür. Bağımsız yöntemler ve Galaksi Evrim Kaşifi aracının sağladığı verilerin kullanılmasıyla, karanlık enerjinin varlığından daha fazla emin olduk" dedi...
 

Alemtac

#413
2012: MANYETİK KUTUPLARIN TAKLA ATMASI BÜTÜN JEOLOJİK ZAMANLARDA OLMUŞTUR

30.11.2011-http://www.nasa.gov/topics/earth/features/2012-poleReversal.html

 

Bilim İnsanları Dünyanın Manyetik Kutuplarının binlerce yıldır yer değiştirdiğini biliyorlar. Diğer kelimeler içinde, eğer siz 800.000 yıl önce yaşasaydınız,  ve bizim elinizdeki bir Manyetik Pusulada kuzey diye adlandırdığımız şeyle karşılaşsaydınız, iğne Güneyi işaret edecekti. Bunun nedeni, Manyetik Pusulanın Dünya Kutuplarına göre kalibre edilmesidir.  Eğer bu günün Manyetik Alanı ters yüz edilseydi, bir Manyetik Pusula üzerindeki Kuzey-Güney işaretleri 180 derece hatalı olacaktı. Birçok Kıyamet teorisyeni bu doğal Jeolojik olayı alarak bunun Dünyayı yok edebileceğini öne sürdü.  Ancak, dramatik bir etki olacakmıydı? Yanıt, Jeolojik ve Fosil kayıtlara göre geçmişte yüzlerce kez Manyetik Kutup değişimi yaşadığımızı bilirsek, hayır olarak görünüyor.

 

Kutup değişimleri ender görülür bir durum değil bir kuraldır. Dünya, her ne kadar son ters-yüz den bu yana geçen uzun sürede iki kezden fazla olsa da, geçen 20 milyon yıllık dönemde olduğu gibi her 200.000 ile 300.000 yıllık dönemlerde bir Kutup değişim örneği içinde oldu. Bir ters-yüz olayı yüzlerce, binlerce yıl içinde olur, ve açık bir takla atma olayı kesin değildir. Manyetik Alan, işlem içindeki düzensiz enlemlerde, bölgelerde ortaya çıkan çoklu kutupluluklarla biçimlendirir ve bir diğerini iter ve çeker. Bilimcilerin değerlendirmesi bu ters-yüz oluşun nihayetinde geçen 3 milyar yıl içinde yüzlerce kez vuku bulduğudur. Ve bu takla atma geçen yıllarda daha sık vuku bulurken, Dinazorların Dünyada yaşadığı zamanlarda bir ters dönüşün her milyon yılda bir olması daha ihtimal dahilindeydi.

 

Okyanus tabanından alınan tortu özü Bilimcilere Manyetik Kutup değişimleri hakkında, fosil kayıtlar ile Manyetik Alan Hareketi arasında doğrudan bir ilişki kurarak bilgi verebilir. Dünyanın Manyetik alanı, Kuzey Amerika ve Avrupa Kıtalarının ayrıldığı Orta Atlantik Yarığı kenarındaki okyanus tabanı altında uzanan lavın manyetizasyonunu belirler. Bu lav katılaşırken, bir sesi kaydeden teyp kaydına çok benzer bir biçimde geçmiş Manyetik alanların yönlendirmesinin kaydını yaratır. Dünya Kutuplarının geçen sefer olan bir büyük ters-yüz olma dönüşü bundan 780.000 yıl önceydi, ve bilimciler onu Brunhes-Matuyama taklası diye adlandırmıştır. Fosil kayıtları bitki ve hayvan yaşamlarında etkili bir değişim olmadığını gösteriyor. Bu dönemdeki derin Okyanus taban tortu özleri, öz içindeki oksijen izotopları toplamı üzerinde temellenen, bir buzul hareketliliği içinde bir değişim olmadığını gösteriyor. Bu, bu nedenle, Gezegenin eğik dönüş ekseni, iklim ve buzul üzerinde önemli bir etkiye sahip olur ve herhangi bir değişime buzul kaydı içinde bir kanıt olması gerekirken, Kutupsal Ters-yüz oluşun Dünyanın dönüş eksenini etkilemeyeceğinin bir kanıtıdır.

 

Yeryüzü Kutupları kararlı değildir. Klasik bir çubuk Mıknatısa, ya da buzdolabınızdaki dekoratif mıknatıslara benzemez, maddenin yönlendirdiği Dünyanın Manyetik Alanı çevrede hareket eder. Jeofizikçiler , Dünyanın sıvı, sıcak, akışkan bir okyanusla çevrelenmiş katı demir çekirdeği nedeniyle Manyetik bir alana sahip olduğundan oldukça eminler. Bu işlem, bununla beraber, bir Süper Bilgisayarla modellendirilebilir. Bizimkisi, abartmasız, dinamik bir Gezegen. Yeryüzünün çekirdeğindeki sıvı demirin akışı, bir dönüşüm içinde Manyetik bir alan yaratan bir Elektrik akımı yaratır. Böylece, Dünyanın dış çekirdeğinin parçaları Bilimcilerin doğrudan ölçebilmeleri için çok derinde yer alırken, biz, Manyetik Alan içindeki değişimleri gözlemleyerek  çekirdek içindeki hareketi anlayabiliriz. Manyetik Kuzey, araştırmacıların onu kesin olarak ilk yerleştirdikleri zaman olan 19.yüzyılın başlarından beri  -600 milden (1.100 km) daha fazla- kuzeye doğru sesizce ilerlemiştir. O şimdi daha hızlı hareket ediyor, gerçekten, Bilimcilerin değerlendirmesi olarak Kutup, 20. Yüzyılın başlarındaki her yıl 10 millik bir yürüme değerlendirmesine karşılık, her yıl kuzeye doğru 40 mil göç ediyor.

 

Bir başka Kıyamet hipotezi, Jeomanyetik taklanın içeri giren Güneş aktivitesine dair korkularla oynamasıdır. Bu ileri sürüm, Güneşten gelen koronal fışkırma ve Güneş püskürmelerinden bizi koruyacak olan Manyetik Alanın, Kutupların ters-yüz olmasıyla anlık yok olacağı yanlışlığını gerçek farzetmeye dayanıyor. Fakat  zaman içinde, gerçekten Dünyanın Manyetik Alanı zayıflayıp güçsüz düşebilir, onun tamamiyle yok olacağına dair bir belirti yoktur. Daha zayıf bir alan kesinlikle Güneş Radyasyonunu Yeryüzü üzerinde az bir miktarda arttıracaktır –yine de daha alçak enlemlerde Auroranın harika bir gösterimi olacaktır- fakat hiçbirşey ölümcül olarak değil. Üstelik, hatta zayıflayan bir Manyetik Alan ile, Yeryüzünün kalın Atmosferi, Güneşin içeri giren partiküllerine karşı bir koruma bile sunar.

 

Bilim gösterdi ki Manyetik Kutup taklası -Jeolojik bir zaman ölçeği koşulları içinde- bin yıl üzerindeki bir zaman sürecinde yavaş yavaş vuku bulan genel bir olaydır. Kutuplar ters-yüz olurken  koşullar tamamiyle öngörülemez değildir  -Kuzey Kutbunun hareketi, örnek için, ayrıntılı bir şekilde yön değiştirebilirdi – 2012 yılında Kutupların takla atmasına bağlı olarak ciddiye alınabilecek herhangi bir Kıyamet senaryosu ortaya koymanın milyonlarca yıldır kayıtlı bir Jeolojik önermesi yoktur.  Bir ters-yüz oluş, bununla birlikte, Manyetik Pusula üreticileri için iyi bir iş olmalıydı.

 

İlişkili linl: http://science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2003/29dec_magneticfield/

 

Patrick Lynch

NASA's Goddard Space Flight Center

http://www.nasa.gov/topics/earth/features/2012-poleReversal.html

 

Çn: Süleyman Kaya

Sevgi ve hep ışıkla...
 

believer planet

#414
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi'nin dışında birçok bakımdan Dünya'ya şaşırtıcı biçimde benzeyen yeni bir gezegen bulduğu bildirildi.


WASHINGTON - Bilimadamları, yeni gezegenin yüzeyinde sıcaklığın yaklaşık olarak 72 derece olduğunu, yıldızının Güneş'e ikize kadar benzediğini, muhtemelen su ve toprağa sahip olduğunu söyledi.

Yeni gezegenin NASA'nın "gezegen avcısı" teleskopu Kepler tarafından bugün yaşanabilir bölgenin ortalarında bulunduğu, bunun da yaşam koşullarının uygunluğuna işaret ettiği belirtiliyor. Kepler'in ilk defa Güneş Sistemi'nin dışında yaşanabilir bölgede ne çok sıcak ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

Astronomlar sözü edilen bölgede daha önce iki kez gezegen bulduklarını açıklamışlar ancak yaşam için umut vadetmeyen gezegenlerden birinin konumunun çok tartışmalı olduğu, diğerinin de sıcak sınırda olduğu belirtilmişti.

Kepler Teleskopu, adını Alman gökbilim, fizik, matematik bilgini Johannes Kepler'den (27 Aralık 1571-15 Kasım 1630) alıyor.

link : http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1071632&Date=06.12.2011&CategoryID=81
herşey mümkün

Scyth

#415
Hava, mevsime göre ne kadar sıcak diğmi. :)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

believer planet

#416
özellikle son yıllarda sinema filmlerinde bu konu ,yani uzaylı ve başka gezegenlerdeki yaşam hep irdeleniyor. tabi 3. yoğunluk bir dünya ortamının betimlemeleriyle irdeleniyor. yani bence negatif, saptırıcı bir durum. olayın ruhsal ve üst boyutsal boyutu hiç irdelenmez :) ama bence pozitif ilhamlı filmlerde yok değil:)

 ısı olayı garibime gitti zaten :) ama gerçekten böyle iskan edilmiş 3 yoğunluk bir gezegen varsa ,ki yaşadıkları gezegenin atmosfer şartları buna izin veriyorsa gene bir olasılık. :) ama üst yoğunluk uzaylı gerçeği bilgisinin önünü kapamak ,insanları uzaydaki yaşamın sadece bizim gibi maddeseldir (yani 3. yoğunluk) demek gibi saptırıcı bir haber olma olasılığı da açık.
herşey mümkün

Alemtac

#417
BBC'nin haberinde ise biraz farklı bilgiler veriliyor, mesela dünyaya benzer gezegenin yüzey sıcaklığının 22 santigrad derece olduğu. Konuyla ilgili bilgilerin devamı için:

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/12/111206_earthlike_planet.shtml
 

believer planet

#418
ilginç bu haberdeki sıcaklık farkı :/

bakalım gelecekte ne tür keşifler olacak.:)

şu "AY"la ilgili yeni bir haber ve keşif yok nedense kişisel bir hobi oldu benim için.takip içersindeyim:)

gelecek için, bekleyip görelim.
herşey mümkün

Alemtac

#419
Kızıldenizde, 2011 Aralık ayı ortalarında bir denizaltı Volkanı patlaması ile Yemenin 60 km.açığında oluşmaya başlayan ada, volkanik faaliyetin devam etmesiyle büyümeye devam etmektedir. Dünya Gözlemi-1 uydusunca 07.01.2012 de alınan bu gerçek renkli görüntüde ada oluşturmaya devam eden Volkanın püskürttüğü kül ve kimyasal buharlar görülmektedir. Ada şimdiden 530 a 710 mt.lik bir büyüklüğe ulaşmıştır. Volkanik hareketlilik halen sürmektedir...


http://earthobservatory.nasa.gov/NaturalHazards/view.php?id=76911

Süleyman Kaya