Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

yucelulu

#360
Belki de ayın dünyadaki canlılara yaptığı organik ve inorganik etkileri de incelemek gerekecek.
Örnek olarak insanda ve bazı canlıların dişilerinde döngüsel etkileri bilinmektedir. Denizlerdeki gel git olaylarına neden olması v.s gibi.
 

bozadi

#361
evet, umarım konuya bilinçsel olarak daha hakim bir konuma ulaşırız.

sirera

#362

Ouspensky ' nin kendini bilmek kitabında
4.yol öğretisinde 4 bedenden bahsedilmiş,
1: Fiziksel Beden (Araba)
2: Doğal Beden  (at ) duygular arzular, astral
3: Ruhsal beden (sürücü)  akıl, mental beden
4: İlahi beden (efendi-yolcu) ben, şuur,irade, nedensel, kozal beden
Sıradan bir insan tüm bedenlerinin olduğunu düşünür, başkalarını da böyle düşünmeye sevk eder. Bunun nedeni fizik bedenin de aynı maddelerle çalışmasından dolayıdır. Fiziksel bedenin dışındaki bedenler onda kristalize olmamıştır(sabitleşmemiştir) denmiş.

gurdjieff'in fazla teoriye kaçmadan anlaşılmasını istediği, kişinin kendi içinde anlamasını ve hissetmesini istediği, o zaman kendi dışımızda görebileceğimizi söylediği oktavlar kanunu var.
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=365&SearchTerms=oktavlar,kanunu
bu sayfada sevgili Tiversonus bahsetmiş.
Öğretide temel evren yasalarında alemlerden bahsedilmiş,
dünya için alem, kendisinin de bir parçasını oluşturduğu güneş sisteminin gezegenler alemidir, toplu halde bütün gezegenler için alem, güneş ya da güneşin etki alanı veya gezegenlerin bir parçasını oluşturduğu güneş sistemi, güneş için ise alem, yıldızlar alemimiz veya Samanyolu, yani pek çok sayıdaki güneş sistemleri topluluğudur. Felsefi sonuç olarak da tüm alemlerin bizce bilinmeyen anlaşılmayan, bütün veya bir'i oluştururlar diye devam edilmiş. 

1 numaralı Mutlak alem
3-numaralı Bütün alemler
6- "     "       Bütün güneşler
12-"     "      Güneş
24-"     "      Bütün gezegenler
48- "     "     Dünya
96-"     "       Ay

Burada kısaca,
Belli bir yoğunluğa sahip madde ve ortamındaki titreşimler düşünüldüğünde, bir örnek, 48 numaralı alemin nispeten ağır atomlardan oluştuğu varsayıldığında bu alemin her bir atomu 48 ilksel (asal) atomun bir topluluğudur. Bu ortamda ilerleyen titreşimler oktavlara, oktavlar ise notalara ayrılabilir denmiş. Bir çeşit araştırma yapmak amacıyla bu titreşimlerin bir oktavını ele aldığımızda bu oktavın sınırları içerisinde daha ince bir maddeye ait titreşimlerin ilerlediğini fark ediyor olmamız gerekir. 48 numaralı alemin maddesi, 24 numaralı alemin maddesiyle ilişikide olduğu gibi, 24 numaralı alemin maddesindeki titreşimler 48 numaralı aleminin maddesindeki titreşimlerle ilişkide ve etkileşim halindedir. 48 numaralı alemin maddesindeki titreşimlerin her bir notası 24 numaralı alemin maddesindeki titreşimlerin bütün bir oktavını içerir. Bunlara iç oktavlar denmiş. Bu durumda güneş aleminin her titreşimi yıldız aleminin 7 notasını, gezegensel alemin her bir notası güneş aleminin  titreşimlerinin 7 notasını içerecektir.İçiçe.
İç oktavların dış oktavlardaki ilişkisini ve etkilerini incelemek, alem ve insanın incelenmesinde  önemlidir diye anlatılmış.
Ardından, bütün bu alemler zinciri yani bütün alemler, bütün güneşler, bizim güneşimiz, gezegenler, dünya, ay, kendimizi içinde bulduğumuz yaratılış ışınını oluşturdukları anlatılmış.
Yaratılış ışınının sonu, başka bir deyişle dalın büyüyen sonu ay dır. Büyümenin sağlanması için gerekli enerji yani, ay ın gelişmesi ve yeni sürgünlerin oluşması için gerekli enerji güneşin ve güneş sisteminin diğer bütün gezegenleri ile dünya nın ortak hareketleri sayesinde meydana gelen enerji dünya' dan  ay' a gider. Bu enerji dünya nın yüzeyinde bulunan büyük bir akümülatörde depolanır ve muhafaza edilir. Bu akümülatör dünyadaki organik hayattır.Dünyadaki organik hayat Ay' ı besler. Dünyada yaşayan her şey Ay için besin oluşturur. Ay, Dünya üzerinde organik hayat olmadığı zaman var olamadığı gibi, dünya'daki organik hayat da Ay olmaksızın var olamaz. Organik hayat açısından Ay, büyük bir elektromıknatıstır.
Ay'a giden belki bir miktar şuur ve hatıra sahibi olan ruhlar, kendilerini orada, 96 kanununun etkisi altında, mineral yaşamının koşullarında veya farklı bir biçimde ifade etmek gerekirse ölçülemeyecek kadar uzun gezegensel devreler içerisinde olan genel bir tekamülden başka kaçış  yollarının bulunmadığı koşullarda bulurlar. Ay, uçtadır, alemin sonundadır. Diğer canlı varlıklar gibi insan da yaşamaın olağan koşulları içinde kendini Ay'dan koparıp serbest kılamaz. Bütün hareketleri, sonuç olarak bütün faaliyetleriAy tarafından kontrol edilmektedir. Bir başkasını öldürürse, kendisini başkalarına adarsa, vs bunları ay yapmış demektir. Kötü işler, suçlar, kendini feda etme hareketleri, kahramanlık istismarları, gündelik hayata dair tüm davranışlar ay tarafından kontrol edilmektedir. Zihinsel güç ve yeteneklerin gelişimi ile doğan kurtuluş, Ay'dan kurtuluştur. Yaşamın mekanik kısmı Ay'a bağımlıdır. Ay' a tabiidir. Kendimizdeki şuur ve iradeyi geliştirirsek ve mekanik hayatımızı, tüm mekanik tezahürlerimizi, bunlara tabi kılarsak Ay ın etkisinden kurtuluruz diye de önerilmiş.
Öğreti ile ilgili diğer sayfalar bulabildiğim kadarıyla
http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=592&SearchTerms=Gurdjieff
http://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=163
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#363
Gurdjieff, 4. yol, Ouspensky vb ile ilgili ayrıntılı bir araştırmaya başlayamadım ne yazık ki hala ne bu forumda, ne de genel olarak web'de. ama artık başlasam çok iyi olacak :) alıntı ve yorumlar için teşekkürler sevgili sirera. hep birlikte tüm bunlardan ortak olarak ne anladığımızı görmeye çalışmak çok iyi olacak.

bozadi

#364
not: önümüzdeki 2-3 gün çok yoğun olacağım gibi görünüyor mesleki çeviri çalışmaları ve başka meşguliyetler nedeniyle. forum takibi ve katılımım biraz aksayacak.

yucelulu

#365
Sevgili Sierra'ya çok teşekkür ederim. Gurddjieff ve Quspensky gerçekten incelenmesi gereken öğretmenler.
Üniversitede öğrenci iken malzeme kimyası derslerine giren bir hocam vardı. "Nefes alışını aklında tutmaya çalış, nefes alışının devamlı farkında ol" diye bir alıştırma söylemişti. Uygulaması son derece güç olan bu uygulamanın ucunun Gurddjieff'e dayandığını yıllar sonra anladım.
............
 Gurddjieff'in New York'ta çekilmiş bir resmini gördüm internette. Sol elinde sigara tuttuğu görünüyordu. Kasyopyalıların olmayan kulakları çınlasın :))
 

sirera

#366
kişisel yazdığım yazının anlamsız olduğunu düşünüp silmiştm kusura bakılmasın. Zulular ve drone tone hakkında bilgi için Tgur'a teşekkürler. Kasyopya nefes eksersizlerinde vagus kasları ile yapılan hee sesi ile gösterilen-açıklanan gırtlaktan çıkan sese yoga da ujayi nefesi deniyor. Bu sesin arının vızıltısı sesini taşıdığı da söyleniyormuş. Meditasyona hazırlık olarak iyi bir çalışma olduğu anlatılır. Köpeklerin bu sesi hasta olduklarında kendilerini tedavi etmek için yaptıklarını yoga bilgilerinde, kedilerin mırıltısının da bu kaslarla ilintili olduğunu kasyopya dan edinmiştim. Arzulu düşünüş ve ego yu sadece teknik anlamıyla kullanıp içsel çalışmada bunu yıkma ile bir olmak ve ilizyonu aşmak amacındadır yoga da. Burada yaşanan farklı algılamaların, bir olan algısınjdan çıkan-ayıran-bölen zihin yapısı , ahenk taşımayan bir yanı da çok güçlüdür. Burada da farklı bir tür bilinç besini olma tehlikesi var. Bu anlayışa eren ve anlatan öğreten-uygulatan sayısı da çok değil. Bozadi ye de teşekkürler kasyopya sözlüğü tercimesi için. Yazdığı bu mesajı daha önce okumadığımı farkeetiğimde salaklaştığımı da ifade edeyim. :) Görmemiş miyim yoksa bütünlüğü bozmamak için sonradan mı eklendi bilemedim.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#367
mesaj içeriği sonradan değiştirilebilse de, sonradan araya yeni bir mesaj eklenemiyor sanırım sevgili sirera. :)

Gurdjieff'in yerli kaynaklarda sıkça Gürciyef/Gürcüyef, Ouspensky'nin Uspenski (okunuşu da bu zaten sanırım) diye sıkça kullanıldığını fark ettim bu arada.

sirera

#368
Benim yolculuktan dolayı sersemlemişliğimden olsa gerek. İstanbul' a gitmiştim.

Çoğunlukla spiritüel seminerler, kurslar ilgimi çekmeseler ve katılmasam da hayatımda önemli bulduğum bir arkadaşın önerisiyle  Shibendu Lahiri'nin 3 günlük kursuna katıldım. 3.gün uygulamalar vardı ve uygulamalara karşı son derece isteksiz ve karşı duran benliğim kazandı uygulamalara katılmadım. Bir brahman olan Shibendu Lahiri'nin sadece anlattıklarını dinledim. O' nun ilk baştaki spritüel marketlere ve bu konudaki kirliliğe olan öfkesi 2.5 gün süreyle onu dinlememe vesile oldu :)Aynı zamanda brahmanlara tapınmanın, din adına olan savaşların da ondaki izlenimlerinin tepkisini gösterdi.

4.yolda 3 tür besinden bahsediliyor; biri yediğimiz besin diğeri hava (parana anlamında) öteki de izlenimler. Yediğimiz Besinler olmadan uzun bir süre dayanabiliriz, hava olmadan birkaç on dakika yaşayabiliriz ancak izlenimler olmadan bir an bile yaşayamayız denmiş. İzleyecinin kendini izlemesi çalışması ilk çalışmlardan ve en önemlisi. Bunu yarın yaparım değil sürekli her an bunun içinde yaşanması gerekliliğinden bahsetmişler. İzlenimleri görerek şoklar yaratılıyor ve bizim aldığımız besin farklılşıyor. (dolayısıyla varlığımızda neye besin olduğumuz da)

İstanbul' a olan yol boyunca bu izleme içinde gidiş ile sonra da orada Shibendu Lahiri gözlem ateşinden bahsettiyle paylaşmak istedim örtüşen yanı var. Spritüel marketlerdeki rudraksha kolyeleri bilirsiniz, oradaki rudra nın bu gözlem ateşi olduğunu anlattı. 2 tür gözlemden bahsetti.Birine Laksha diğerine aksha dedi ( yanlış yazmış olabilirim) Laksha için fotoğrafik bir algılamanın olduğu aksha nın ise gören görülenin bir olduğu, gözlemenin görenin üzerine çıktığı bir görüş olduğuydu. Aksha nın ateşi olarak, gözlem ateşi bunun da rudra olduğunu anlattı. Bu ateşin ışığında ikilik kalmadığından bahsetti.
(biri zihinden düşünce, diğeri gözlem ateşine ait)

4.yolda Gereksiz enerji sarfı olarak anlatılan, zihnimizdeki düşünce akışı, kaygı, tedirinlik, acelecilik, duyguların ifade edilmesi vs. akülerin boşalmasının engellenmesini uygulama yoluyla olabileceğini anlattı. Asanaların-(yoga hareketlerinin) mekanikleştirilerek yapıldığı takdirde gözlem ateşi konusunda bir işe yaramayacağı olasılığından da tıpkı 4.yoldaki anlatımda olduğu gibi bahsetti.
Kasyopyadaki ujayi nefesinin (boru soluyuşunun) da önemini tekrarladı.
Nefes konusunda nefesi alma-tutma-verme kısımlarının tutma durumunun bedenin kendini ayarlamasının gerekli olduğunu yoksa bunun zarar verme olasılığından bahsetti.

Bizim buradaki paylaşımlarımız da kişisellikten öte kendi yolumuza aydınlık tutan görüşleri izlenimleri paylaşmak. Diğer forumlara bakıldığında veya msn yazışmalara bazen gereksiz sarfı görebilmekteyim.

Bir kısmı yaşadığı spritüel deneyimleri anlatmakta diğer bir kısmı bir başkasına öfkesini bildiğini sandığı bilgilerin savunucusu olarak anlatmakta bir diğeri çok doğru bildiği bir düşünceyi savunmakt a vs. vs.
İç oktavların dış oktavlardaki ilişkisini ve etkilerini incelemek bu gözlem ateşiyle mümkün sanırım. Yaratılış ışını için her ton kendi içinde önemli olmalı.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#369
katıldığın kursla ilgili paylaştığın izlenimler için teşekkürler sirera. Shibendu Lahiri'den ilk kez haberdar oluyorum. eleştirileri hoşuma gitti :)

ujayi nefesini şimdi wikipedia'dan bir kontrol ettim, evet kasyopya ekibinin boru soluyuşu ile aynı uygulama sanırım. nitekim onlar da yine doğulu bir hocanın tekniğinden yararlanarak geliştirmişler sanırım egzersizlerini. ujayi'de nefes alış da, veriş de burundan yapılıyormuş anladığım kadarıyla. aslında ben de bazen bu uygulamayı sadece burundan yapıyorum.

bozadi

#370
kasyopya sitesinde son birkaç aydır hiçbir yeni celse yayınlanmadı gördüğüm kadarıyla. umarım yakında yayınlanır.

1994-2002 yılları arasına ait ana celse grubundan sadece 4 celse kaldı çevrilmemiş. son yıllara ait olarak ise kasyopya sitesinde yayınlanan birkaç celse veya celse parçası kaldı çevrilecek.

sirera

#371
teşekkürler bozadi, ilginç oldu bu celse, dün dejavu ve bu yardım konusunda yazmak istediklerim vardı, yazdım sonra sildim, çok karışık gibiydi, kişiseldi, çözüme yönelik değildi vs vs nedenlerle.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#372
Gerçekliğin akışkanlığı denen bu durumda ya donanımlarda arıza oluyor ya da dejavu olabiliyor sanırım. Dejavu için de gerçeklik köprülemesinin bir hissedilişi olarak yorumlamışlardı. Uzun sürdüğünde birşeylerde eksiklik oluyor, gözlem yapan benlik ısrarla durduruluyor sanki.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#373
gerçeklik akışkanlığı ve gerçeklik köprülemesi, bunları nasıl tanımlayabiliriz?
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#374
gerçeklik akışı ve gerçeklik köprülemesi terimlerinin/tanımlarının spesifik bir anlamı var mı bilmiyorum ama ikisinde de farklı gerçekliklerin/boyutların etkileşimi ima ediliyor gibi algılıyorum.

gerçeklik köprülemesi, gerçeklik akışından daha bilinçli bir durumu ifade ediyor muhtemelen. yani bilinçli bir çabayla yapılan birşey gibi anlıyorum. gerçeklik akışı daha kendiliğinden, beklenmedik durumlarda farklı boyutların etkileşimini içeriyor olabilir. nitekim bu celsede bilinçli/programlı bir çabadan ziyade dolaylı/tesadüfi/spontan bir deneyimi ifade ediyor gibiydi "gerçeklik akışı" denen şey. nispeten 4. yoğunluk "sızıntısı" kavramını da anımsatıyor.

gerçeklik köprülemesi hangi celselerde geçmişti, nasıl geçmişti hatırlamıyorum ama nedense özellikle yüksek benlikle bağlantı halinde misyonuna uyanış sürecinde kendimizi daha üst yoğunluklarla, o boyutların yasalarıyla / düşünüş biçimiyle uyumlamak üzere gösterilen daha bilinçli çabalar şeklinde kalmış aklımda. tabi bunun sürekli olması mümkün değil ama bir şekilde gerekli ve oluyor zaman zaman. misyona uyanış sürecindeki bilinçli dönüşüm çabaları belki. ama yine de bu terimin aklımda kalış/şekilleniş biçimi hatalı olabilir. ilk müsait zamanımda bu terimleri ilgili kaynaklardan biraz daha araştırıp erişeceğim bilgileri paylaşmaya çalışacağım.

sende ne gibi izlenimler oluşturuyor bu terimler? dejavuyla nasıl ilişkilendiriyorsun? dejavu derken nasıl birşeyi kastediyorsun? eşzamanlılıklar mı, yoksa özellikle "bunu daha önce yaşadım" duygusu/algısı mı?