Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İnsan DNA'sında Dünya dışı Genler

Başlatan Tiversonus, 27 Haziran 2009, 14:14:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
Kısa ama harika bir paylaşım, teşekürler...

masterphidias

#16
Sevgili Tiversonus, doğrusu bu gerçekten çok ama çok çok önemli bir konu... Düşünün ki DNA'nın duyguların yoğunlaşmasının bir talimat programı olarak genetik kodlama haline gelmesi olağanüstü bir açıklama. Yani bu Ramtha'nın açıkladığı şekilde kendi hayatımızı ve bedenimizi duygularımızla nasıl yarattığımızı açıklamasına olduğu gibi çekim yasasına da büyük bir ışık tutuyor. Böylece, Kryon'un ve diğerlerinin  defalarca belirttikleri gibi genetiğin de yani DNA'nın da değiştirilebilmesinin anahtarının "duygular" olduğu işaret edilmiş oluyor.
Dediğim gibi, bu inanılmaz derecede önemli muhteşem bir konu ve hayret edilecek şekilde kimsenin ilgisini çekmiyor.
 

erica arborea

#17
duygu DNA aracılığıyla nesilden nesile aktarılabiliyor ve ayrıca tarla gibi miras kalabiliyor. bu konuyla ilgilenenlerden birisi  "bert hellinger" ve o da bunu afrika'da keşfetmiş. afrika'da zulular bu bilgiyi meğer bilirlermiş ve kullanırlarmış. hellinger bir alman olması nendeniyle 2. dunya savasinda infazları gerçekleştiren nazilerin utanç ve suçluluk duygularını çocuklarının taşıdığını farketmiş ve bu çocuklarla yaptığı çalışmalar kuramını geliştirmesinde yardımcı olmuş. (bkz: aile dizimi) almanların genetik hafızasına nasıl suçluluk, utanç ve pişmanlık duyguları hakimse, yahudilerinkinde öfke, nefret ve intikam kodları kazınmıştır. soykırım için insanlık suçu denilmesinin nedeni de bu zaten, bütün insanlığa zarar veriyor, sadece bir soya değil. suçun etkileri, dna'ya geçen genetik hafıza ve yoğunlaşmış duygu kodları olarak, suçun büyüklüğü oranında, ileriye doğru uzamaya devam eder. duygu, dna'da kodlanmış olunca bir neslin bilinçaltına ve dolayısıyla çekim yasası ile hayatlarına transfer edilmiş oluyor. bir insanın hayatındaki nedeni bilinmeyen ve ailesel-genetik denilen her türlü hastalık veya istendik olmayan hayat hikayesinin kaynağında yıllar yıllar önce yaşanmış bir olayın sonucunda ortaya çıkmış baskın duygunun olduğu artık ispatlandı. "dede koruk yemiş, torunun dişi kamaşmış", "otu çek köküne bak" bu meseleyi çözmüş olan atalarımızın bize armağanlarıdır. çeşitli kaynaklar tarafından ispatlanması ve desteklenmesi sevindirici gelişmeler. tavsiyem, herkes ailesini bu açıdan incelesin, yaşayanlarla mülakat yapsın. hakim duygular neler? kimden ve nasıl miras kaldılar? ailede cinayet, kaçırılma, hak yeme, borç takma, ah alma, kürtaj, travmatik-dramatik olaylar, göç var mı? duygular iyileştirilerek, geçmiş iyileştirilebilir ve negatif duyguların yazıldığı gibi dna'dan silinmesi ve geleceğe  taşınması engellenebilir. çok ağır vakalar olmadıkça, bunun için ritüellere, hipnoz gibi uzmanlık gerektiren tekniklere ihtiyaç yok. gerçeği bilmek, gerçeğin peşinde olmak ve onunla yüzleşmek yeterli. gerçek saklanıyorsa, çarpıtılıyorsa, yüzleşilmiyorsa, sistem, o aile dersini alana dek o duyguyu canlı tutar ve dolayısıyla çekim yasası hep devrededir. tabi ki son enkarnasyonda yaşanılanlar ve kişinin kendine özgü yapısından kaynaklı olarak özgün bir duygusal yapı oluşacaktır ama aileden dna'ya aktarılan duygu yüklerinin de hesaba alınması gerekir. hem kendimizin yarattığı, hem de atalardan miras kalan negatif duyguların temizliğini yapmak yine bize düşüyor. yara iyileştirir. önce yarayı tespit edin, duygu kendiliğinden iyileşir. yara nerede? "Bilgiye uyandığınızda DNA kontrolü size geçer" cümlesi geçerli. kendi gerçekliğine uyanan, kendi bilgisine erişen dna'sına da, duygusuna da, hayatına da hakim olur.
 

masterphidias

#18
Verdiğiniz değerli bilgiler için teşekkürler Erica Arborea.
 

bozadi

#19
ben "duygu"dan ziyade "düşünce" kavramının ön plana alınması gerektiğine inanıyorum şahsen.

"gerçekliğimizi duygularımızla yaratıyoruz" diyemeyiz çok emin bir şekilde, ama "gerçekliğimizi düşüncelerimizle yaratıyoruz" dersek, bunda hiçbir şüphe yoktur.

neler düşünürsünüz arkadaşlar bu konuda?

bozadi

#20
bu çok ilginç görünen tartışma konusunda belki "duygu" ile "düşünce" kavramları arasındaki ilişkilere, etkileşimlere de daha yakından bakma şansı buluruz.

bozadi

#21
ra bilgileri 1. celsede ra'nın verdiği ama editörlerin kitaba dahil etmediği (ve dolayısıyla Türkçe tercümesine de yansımayan) bir bilgi:

Ra: Sonsuz Yaratan'ın Hizmetindeki Gezegenler Konfederasyonu'nun yalnızca tek bir önemli cümlesi/bildirimi vardır. O cümle, dostlarım, bildiğiniz gibi şudur: "Herşey, tüm hayat, tüm yaratılış, tek bir ilk/asıl düşüncenin parçasıdır." ...Bir an için durup 'düşünce' üzerinde düşünelim. Birşeyi düşünmek ne demektir dostlarım? Ve bugün ne düşündünüz? Bugün ne düşünceler düşündünüz? Bugün hangi düşünceler ilk düşüncenin parçasıydı? Düşüncelerinizin kaçında yaratım bulunuyordu? Sevgi var mıydı? Hizmet serbestçe sunuluyor muydu? Siz maddi bir evrenin parçası değilsiniz. Siz bir düşüncenin parçasısınız. Hiç maddenin olmadığı bir dans salonunda dans ediyorsunuz. Siz dans eden düşüncelersiniz. Bedeninizi, aklınızı ve ruhunuzu biraz eksantrik/çarpık şekillerde hareket ettiriyorsunuz çünkü ilk düşüncenin parçası olduğunuz kavramını henüz yeterince kavramadınız.

ref: http://wiki.lawofone.info/index.php/Ra_Session_1

masterphidias

#22
Bozadi'nin sorusunun tam bir cevabı aşağıdaki alıntıda mevcut, aydınlatıcı olacağını sanıyorum.


Ramtha – Beyaz Kitap
 
 
Bilmenin Bilimi:
 
Herşeyi bilme yeteneğiniz var. Çünkü bilinen her şey Büyük Tanrı Bilinci'nde mevcuttur. Ve bu Tanrı Zekası kalp gibi atarak tüm bu bilgiyi size pompalar.
 
Aydınlanmanın tek yolu, düşüncenin, sizin düşünce sürecinize girerek duyguyla birleşmesi ve deneyimden geçerek bilgeliğe dönüşmesidir.
 
Bilgi varsa özgürlüğünüz var.... Korkunun üzerine bilgiyle gidilirse buna "aydınlanma" denilir.
 
Bilgi sizi genişlemeye ve daha geniş bir kimlik aramaya, "olmaya" zorlar. Sınırlı hayatın çerçevesini kırıp sizi daha geniş bir alana sokar. Bilgi ve öğrenme arayışı ile sadeliğiniz artar.
 
Herşeyi bilme yeteneğiniz ne için var ve bu ne için bu kadar önemli? Çünkü ne bilirseniz o olacaksınız. Ve herşeyi bilmeyi öğrendiğiniz zaman, olan herşey olursunuz, ki bu Tanrı'dır, tümüyle: Sınırsız bilmek, sınırsız hayat, düşüncenin tümü. Ve bununla tekrar sınırsız özgürlük ve varlığınızın hazzısınız.
 
Herşey Tanrı zekası denen düşünceden gelerek var olur ve düşünceden yayılan heer şey tekrar Tanrı zekasına döner.
 
Her yıldız sistemi, her toz zerreciği, her varlık görülen-görünmeyen, bu ve öteki evrenlerden varlığının düşüncesini (kollektif algılama) Tanrı'nın zekasına yansıtıyor. (Düşünce nehri, bilinç akımı) Yani geldiği yere. Her şey yansıyarak düşünceye geri döner. Böylece her şey bilinir.
 
Bedeninizi kaplayan aura elektrik yoğunluğundan (bedeni evreleyen mavi korona) düşüncenin sonsuzluğuna dek uzanır.
Aura, sizin Öz'ünüzdür. Varlığınızın Tanrısı olan Öz'nüz, herşeyin bilindiği bilinç akımına, yani Tanrı Zekası'na direkt olarak bağlıdır. ...Işık alanı tüm düşünceleri bilgi nehrinden alır, bu güçlü alana aktarır. Hangi düşünceleri bilmek istediğiniz sizin düşünce sürecinizi belirler. Auranızın elektro manyetik bölümü düşüncenize uygun olan düşünceleri size çeker. ... Bilgi nehrinin devamlı akımı içinde bulunduğunuz için her şeyi bilme yeteneğine sahipsiniz.
 
Bilinç akımından gelen düşünceyle yaşarsınız. ...Varlığınız bilinç akımından yayılan düşünce cevheri ile varlığını sürdürür.
 
Varlığpınızın her anını, bilinç akımındna gelen düşünceyle yaratırsınız... Düşündüğünüz ve hissettiğiniz herşeyi, herkesin alma olanağı var. Siz onların, onlar sizin düşüncenizden besleniyorlar..
 
Dünyanız, toplumsal bilincin sınırlı, düşük frekanslı düşünceleri ile besleniyor şu anda. Bu düşüncelerin sizi beslemesine izin verdikçe, yarattığınız duyguları yeniden dışarı gönderip insanın sınırlı düşüncesini körüklüyr ve gücünü arttırıyorsunuz.
 
Süperbilincin yüksek frekanslı düşünceleri, anı yaşamaya, olmaya, hayata, uyuma, birliğe, sonsuzluk sürecine ait düşüncelerdir. Bunlar sevgi  düşünceleridir. Bunlar haz düşünceleridir. Bunlar deha düşünceleridir. Bunlar sözcükle tanımlanamayacak sınırsız düşünceler ve yine sözcüklerle ifade edilmeyecek duygulardır.
 
Yaygın inancın aksine, beyin düşünce üretmez. Sadece bilinç nehrinden gelen düşüncenin giriş kapısıdır. Tanrılar tarafından, Öz'ünüzden geçerek gelen düşüncenin alınıp tutulması için yapılmış bir organdır.
 
Beyninizin farklı düşünce frekanslarını alabilme işlevi, hipofiz bezi denen, sağ ve sol beyin yarımküresinin oratsında yer alan çok güçlü bir ölçek aleti tarafından yönetilir. Yedinci çakra diye bilinen hipofiz, beyninizi yönetir. Değişik düşünce frekanslarını alabilmesi için, beynin değişik kısımlarının aktif hale getirilme görevi yapar. Düşünce ve mantık kapasitenizi açan, düşünceyi bedeninize idrak edilmesi için yayan ve daha büyük bir analayış için deneyimler yaratan  kapıdır. Hipofiz üçüncü göz olarak da bilinir.
 
Ego, insan deneyiminden geçerek kazanılan ve ruhda depolanan vebeynin manyık bölümü ile ifade edilen (sol üst yarıküre) anlayıştır.... Düşünce beyne ulaştığında önce mantık fonsiyonlarının yer aldığı sol üst yarıküreye gelir. ..... Ego, bedende daha geniş bir anlayış yaratacak düşüncelerin geçmesine izin vermeyen bir engeldir.
 
Düşünce sürekli bedeninizin her hücresini besledikçe, tüm beden bu elektiriksel uyarıya yanıt verir-tüm bedeniniz. Böylece her hücrenizden geçen düşünce, bedeninizde his, bir seziş, bir duygu yaratır. Ve bu duygu kaydedilmek üzere ruha gönderilir. Ruh büyük bir teyptir, hissedilen her duyguyu kaydeden tarafsız bir bilgisayardır.... Ruh hissi (seziş) yeniden başvurabilek için bir duygu olarak kayda geçirir. Buna "bellek" diyorsunuz. Duygusal hissettiğiniz zaman düşünceyi hissediyorsunuz demektir. ... Ruh, tüm bedence hissedilen düşüncenin yarattığı duyguyu alır ve bellek kaydında benzer bir duyguyu arar ve beyninizin "akıl" dediğiniz mantık bölümü bu duyguyu tanımlayan sözcüğü seçer.
 
Düşünce hissedildiği zaman verdiği duyguyu ruh kayda geçirir ve dah aönce deneyimlenmiş düşüncelerden edinilmiş benzer duyguları bellek bankasında arar. Ve edindiği bilgiyi düşüncenin idrak edildiğini göstermek üzere beyne gönderir. İdrak edilen düşünce tüm beden tarafından idrak edilir.
 
Düşünce nasıl idrak edilir ve bilinir? Duygu yoluyla. Bilmek bütünüyle bir duygudur.  Hiç bir şeyin düşüncesi hissedilene dek bilinmez.; ancak hissedildiğinde kimlik kazanır. Bir düşünceyi bilmek, onu beyninizde kabul etmek, sonra onu hissetmenize izin vermek, onu tüm bedeninizde deneyimlemektir. Bilgi bir şeyin kanıtlanması değil, duygusal olarak sorgulanıp anlaşılabilmesidir.   
 
Tüm bilgi'ye açılan kapı içinizde sevgili varlıklar. İçinizde yanan ateşle, her atom zerreciğinde, her yıldızda, her hücrede yanan aynı ateş. Tüm hayatla bir oluşunuz ışık prensibi ile sağlanmıştır. Çünkü ruhunuzda duyguları yaratan bu ışık, tomurcuklara, yıldızlara, her şeye hayat veren aynı ışıktır. ..... Birşeyi bilmek istiyorsanız, yapacağınız tek şey onu hissetmektir ve hissettikleriniz daima doğru olacaktır.
 
Düşünce, hayat deneyimlerinizi ve hayatımızdaki olayları nasıl yaratır? Epifiz "bilgiyi uygulama" merkezidir. Bilmenize izin verdiğiniz herşey önce bedeninizde gerçekleşecektir. Çünkü epifiz bir duygu olraka kayda geçmesi için düşünceyi elektriksel akımolarak bedene göndermekten sorumludur. Düşünceler sınırsızlaştıkça, bedeninize daha büyük ve hızlı frekans yayılır. Bu yüzden, kendinizi daha hafif ve coşkulu hissedersiniz. Bu duygu, frekansına uygun olarak ruhunuzda kayda geçer ve depolanır. Rauhta kayda geçen her düşüncenin duygusu auraya bir beklenti olarak yansır; bu beklenti, ışık alanınınızn elektromanyetik kısmını harekete geçirir ve bir mıknatıs gibi kollektif eğilim - düşüncenize benzer olan şeyi size çeker. Tüm düşünceleriniz, ürettiği duyguların aynısını size verebilen olayları, nesneleri ve varlıkları size çekecektir. Ne için? Düşüncelerinizi üç boyutlu realitede deneyimleyebilmeniz için. İşte buna Bilgelik deniyor. Bilgelik (hiket) sadece düşünülen ve hissedilen bir şey değildir. Ancak, düşünme, hissetme ve yaşama yoluyla kazanılır.
 
Arzu bir nesnede, bir varlıkta ya da deneyimde aranan doyumun düşüncesinden başka bir şey değildir. .. İçinizdeki arzunun yarattığı aynı duyguyu verebilecek olanı size çeker.  Kuvvetle ve tümüyle arzulanan şey kuvvetle ve tümüyle gerçekleşir. ... En ufak bir kuşku olmadan bilmek, yüksek frekanslı bir düşüncedir. Bir auradaki beklentinin gücünü arttırır. Böylece arzularınızı gerçekleştirme gücünüz de artar.
 
Herşeyi bilme yeteneğiniz var..Beyniniz bunun için yapılmış... Fiziksel dünyada, fiziksel bedende yaşayan tanrılar, Tanrı'nın hangi boyutunu isterlerse onu deneyimleyip anlayabilsinler diye.. İstediğiniz her şeyi bilmek ile göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleştirmek yeteneğiniz var. Buna muktedirsiniz ve cenneti dünya da ancak böyle yaratabilirsiniz.
 
 
Sınırlı Akıl:
 
 Beyniniz Tanrı Zekası'ndaki tüm düşüncelerin frekansını algılayabilecek kapasiteye sahip olmasına karşın, aktif olan kısmı sadece kabul ettiğiniz frekanslar ölçüsündedir.   ... Yalnızca toplumsal bilincin sınırları içindeki düşünceleri uygun bulup bunun dışına çıkamadığınız için beniizin gerçekten çok dar bir kısmı çalışıyor. Diğer bölümlleri yüksek frekanslı düşüncelere gerçekten kapalı.Çünkü hipofiz bezinin ağzı beynin çalışmasına uygun olarak çok az açılmış.
 
"Dar kafalılık" beş duyunuzla algılayabiliklerinizin ötesindeki herhangibir şeyin var olabilme düşüncesine kapalı olmaktır. Ancak, Tanrı realitesinde hiç bir şey imkansız değildir. .....Yalnızca size işlenen sınırlı düşünceleri kabul ettikçe, beyninizin öteki bölümlerini asla harekete geçiremeyecek ve günlk yaşamınıza hakim olan düşüncelerin ötesindeki düşünceleri aslaa deneyimleyemeyeceksiniz. ... Biliyormusunuz, dahi olmak çk kolay. Yapmanız gereken tek şey, kendiniz için düşünmeye başlamaktır.
 
Eğer beyniniz tam kapasite ile çalışsaydı, bedeninizi bir anda ışığa çevirebileceğinizi ve onun sonsuza dek yaşayabileceğini biliyor musunuz? Bir organınızı yitirdiğinizde bedeninizin yeni bir organ yapabilme yeteneği olduğunu biliyor musunuz? Tümüyle kullanıldığında beyniniz bedeninizi bir anda tam iyileştirme ya da fiziksel olarak istediğiniz biçime sokma yeteneğine sahip.
 
Beyninizin şu anda kullanmadığınız bölümlerinin, yalnızca "bilmek" le bedenin herhangi bir bölümünü yenileme ve yeniden inşa etme yeteneği var. Bedeninizin kendi kendini iyileştirebileceğini bildiğiniz an bu düşünce yaralı ya da hastalıklı bölüme merkezi sinir sistemiyle büyük bir kıvılcım gönderir. Ve bu her hücredeki DNA faktörünün hücreyi tekrar etme ve yenilemesini sağlar. Mükemmellikle! Bunun bir mucize olduğunu mu sanıyorsunuz? Olması gereken bu!!!
 
Milyonlarca yıldır insanoğlunun çaresizlik içinde aradığı bu sonsuz gizem , "Tanrı" denen bu dini figur nedir? O düşüncedir ve o kendini algılama yeteneğidir. Ve kendini algılayarak "olur" ve genişler. İşte Tanrı bu: Düşüncelerin tümü, hatay ışığının yayılması ve yansıması. Ve tümüyle Tanrı olma gücü içinizde. Tümüyle!. Beyniniz tam kapasite ile kullanılsaydı, sonsuzluğun içindeki bu an olacaktınız; bilinen herşeyi bilecektiniz; güneşin rengi, denizin derinlikleri, rüzgarın gücü ve ufuktaki yıldız olacaktınız.
 
Tanrı'yı tümü ile bilmekten ve O olmakan sizi alıkoyan nedir? Ego. .. Ego, Tanrı'nın ve sizin bir ve aynı olduğunuz düşüncesini kabul etmenize izin vermez. Sonsuzluğu yaratma gücüne de .. Ölümü yaratma gücüne de sahip olan yüce ve ölümsüz varlıklar olduğunuzu bilmenize izin vermez. .. Deccal Egodur ve o yoplumsal bilinçte hüküm sürer... Mesih ise tek bir kiş değil, içinizdeki Tanrı'nın özelliklerini; gücü, güzelliği, sevgiyi, sınırsız hayatı tümüyle yaşayan her insandır.... Deccal ve Mesih aynı tapınağı paylaşırlar ve bu tapınak sizsiniz. ... Mahşer siz Tanrı ile, siz Deccal; sonsuz bilinç ile sınırlı bilinç; deha ile toplumsal bilinç arasındaki saaştır. Mahşer savaşı dışınızdaki değil, içinizdeki savaştır. .... Tanrı olmak, sınırsız bilmek, sınırsız olmaktır.
 
Sınırsız Akıl
 
Kendinizi ne kadar çok severseniz, beyniniz o kadar çok açılır. O zaman yalnızca bedenle sınırlanmazsınız. Sizi bir arada tutan olursunuz.
 
Sınırlı madde formunda Tanrı'yı öğrenme kapasitesine ulaştınız.. Sizi her zaman seven ve destekleyen Tanrısal Kaynak'tan kendinizi ayırmayı öğrendiniz..... Yeniden sınırsızlığa dönebilmek, hazzın ve olmanın özgürlüğünü yaşayabilmek için, yeniden sizi bir arada tutan olmak zorundasınız. Olabilmek için de, bir bedende sınırlı olmanızdan kaynaklanan toplumsal bilincin dışında kalan sınırsız düşünceleri alabilmek için, yedinci çakra olan hipofizinizi tümüyle aktif hale getirmek zorundasınız. Ancak böylelikle kendinizi sınırsız Tanrı anlayışına açarak bilmenizi genişletirsiniz: Düşüncenin tümü olan, kendisinin tümü olan, seven ve izin veren Tanrı.
 
Beyninizin kapalı kısımlarını hormon salgısıyla açan bu harika küçük guddeyi, yalnızca istemekle uyandırabilirsiniz. Mesih olmak, Tanrı'yı bilmek istemek ve Tanrı gibi olmak demektir. Tüm düşünceyi realitede yaşama arzusudur. Olduğunuz her şeyi her an sevmek arzusudur. Kendinizi bütünüyle olmak arzusudur.
 
Ne olduğunuzu tümüyle sevdiğiniz an, toplumsal bilinci aşarsınız. Onaylanma arzusunun üstüne çıkarsınız. Yargıyı aşarsınız. Zaman illüzyonunun ötesine gidersiniz. Yalnızca kendinizi douma ulaştırmak için yaşarsınız. Sadece içinizdeki sesi dinlersiniz. Yalnızca haz yolunu izlersiniz. Bu yol sizi Her Şeyi Bilen'in bilgisine ulaştırır. .... İçinizdeki Tanrı'yı sevmek için yaşadığınız her an, yaşayıp doyuma ulaştığınız her illüzyon, hazzı ve ışığı bulmak için yaptığınız her şey varlığınızdan yayılarak bilinç akımına katılır.; bu bilinç akımı da tüm insanlığı besler. Kardeşlerinizin kendilerine dönebilmeleri için yollarını aydınlatırsınız- bu onları sevgili Tanrılarının evine götürecek yoldur...
 
Varlığınızın Tanrısallığından sınırsız düşünceleri istediğiniz zaman, bu doyum düşüncesi ruhunuzda hissedilir. Ve bu hipofiz bezinizi harekete geçirerek onu açmaya başlar. Hipofiz açıldıkça epifize daha fazla hormon salgısı gider. Ve bu, çalışmayan bölümü uyandırır. Bedeninizce hissedilmesi için daha yüksek frekansları alabilecek kapasitedeki beyin bölümlerini açar.
Gelen yüksek frekans düşünceleri beyninizin bu uyanmış bölümleri tarafından alınır. Başınızın arkasında olan epifiz guddesi yüksek frekansları alır ve şişmeye başlar. Bu şişme sizde baş dönmesi ya da baş ağrısı yaratır. Bu frekans çok güçlü bir elektrksel akıma dönüşerek merkezi sinir sistemi yoluyla bedeninizin her hücresine hücum eder. Bu nedenle kendinizde bir hafiflik, bir uyuşma, karıncalanma hissedersiniz. Çünkü daha önce hissettiklerinizden daha güçlü bir enerji tüm bedeninize büyük bir hızla yayılmaktadır. Bu frekans her hücreyi kıvılcımlayarak hücrelerin titreşim frekansının artmasına neden olur. Sınırsız düşünceleri daha çok aldıkça vücut daha hızlı titreşmeye başlar. Ve yavaş yavaş ışık yaymaya başlarsınız. Çünkü yüksek frekanslı bedeniniz, frekansını yükselterek ışıa dönüşmektedir.
Sadece bilme noktasına geldiğiniz an, bilginize sebep göstermeye ya da açıklamaya ihtiyaç duymadığınız an, kendi kendinizin efendisi olmuşsunuz demektir. İşta o zaman mutlak bilgiye sahip olursunuz.
 
Zekanız, yaratıcılığınız ve bilmeniz arttıkça, daha önce hissetmediğiniz ve bilmediğiniz şeyleri hissetmeye ve bilmeye başlarsınız. Bir varlığa baktığınız zaman o varlığı içnizde hissedebilirisiniz. Düşüncelerinizden önünüzdeki günlerin nasıl olacağını bilebilirsiniz.
 
Sınırsızlığı daha çok istedikçe, gelen düşünceleri daha çok kucaklayıp hissedersiniz; hipofiz daha çok hormon salgılar, ağzı daha çok açılır. Kendinizi daha çok sevmeyi ve bilerek yaşamayı seçtüğünüz zaman, beyniniz, varlığınızı saran Tanrı tarafındna daha çok açılır – daha çok.. daha çok.. Artık sizi siz yapan bedeniniz değil, siz onu bir arada tutan olursunuz. ...
 
Hipofiz Tanrı'ya açılan kapıdır. Beyninize daha yüksek düşüncelerin girmesine izin verdikçe daha çok açılır. Daha çok açıldıkça daha çok bilirsiniz. Ve bildiğiniz her şey olursunuz.
 
Bir an gelir ki hipofiz sistemi tamamen açılır ve beyniniz tümüyle aktif hale geçer. Hipofizin ruhsal bedeninde bulunan herşey aklı doldurur ve akıl artık asla eski sınırlı haline dönemez. Çiçek bir kez açtımı bir daha kapanmaz... Beyin tümüyle aktif hale geldiği zmaan bir çok realiteyi aynı anda yaşarsınız. Hem burada hem Pleidas ta olabilirsiniz. .. Hipofiz tamamen açıldığında ölüm ve yaşlanma durur. Bedeniniz ne isterseniz onu yapar artık. Bedeninize titreşim frekansını yükseltmeyi söylerseniz, o kendini başka boyuta yükseltir. Ölüyü bile diriltebilirsiniz. Bu denli güçlü olduğunuz zman Tanrı'nın tacını taşıyorsunuz demektir. Saf hayat olan saf Tanrı olduğunuz zaman , sonsuzsunuz, herşeysiniz. ... Bu frekansı daha fazla deneyimledikçe hafifleyeceksiniz ve bedeniniz görünmez hale gelecek ve sizi buradan alıp  götürecek. O zmaan tekrardoğuş döngüsünden kurtulacaksınız.
 
Madde alemde kendini ifade eden üç boyutlu (öz-ruh-ego) bir varlıksınız ve ancak üç boyutla sonsuzu idrak edebilirisiniz. Varlığınızın Tanrısı ile konuşun ve Tanrısallığını hatırlamasını isteyin ondan, hatırlayacaktır. .... Emir verirseniz endokrin guddeleriniz buna itaaat ederler. Ve varlığınızı daha geniş anlayışa ulaştıran duygulara kavuştuğunuzda, çok kolay olduğu için, içinizdeki Tanrıya şükredin...
 
Her şey olanı nasıl daha iyi bilirisin? Önce o olduğunu bil. Nasıl düşündüğün ve nasıl konuştuğun, kendine bilmek için ne kadar izin verdiğini belirler....."Varlığımın Tanrısı ile şimdi bu anda bilmem gereken her şeyi biliyorum. Öyleyse olsun!". Ve yanıtları bekle."biliyorum" sözcüğü bu bilgilerin gelmesi için kapıyı açacaktır.... "Bilmiyorum" diyerek ya da bilginin size geleceğinden kuşku duyarak hayatınızı ve yaratıcılığınızı nasıl da sınırlıyorsunuz..... Böyle konuştuğunuzda, böyle düşünüyorsunuz demektir ve böyle düşündüğünüzde, bu düşüncenin duygusu ruha kaydolacaktır. Ve ruh, düşünce sürecinizi doyuma uğratan realiteyi yaratır.
 
Bilmek inanmak değildir. İnanmak sanmak, bilmek kesinliktir. ... Sizden hiç bir şeye inanmanızı istemiyorum, bilmenizi istiyorum.. Aydınlanmak bilmektir – kuşku, inanç, iman ya da umut olmaksızın... İdrak deneyimden geçer, böylece anlayış kazanırsınız.
 
Tüm alemin yaratıcısı, kesinlikle bilmektir. Kesin bilmekte olmak için de "biliyorum" de. Asla kuşkulanma ve tereddüt etme... Daha büyük düşüncelerin yaratıcılığına bilme kapısını açtığıızda "deha" oluşur.
 
Eğer sürekli olarak "Varlığımın tanrısallığıyla bunun yanıtını şimdi biliyorum. Ve buna açığım. Öyleyse olsun" derseniz, çözümün bilgisine ulaşırsınız. .. Bilmek sizi idrake açık tutar. Yasa koyucu sizsiniz. Biliyorum emrini verdiğiniz anda o yasa gerçekleşir.
 
Bilmek içinizdeki cennetin bolluk kapılarını açar. Bir arzunun zaten gerçekleşmiş olduğunu bilmk, arzunun düşüncesini güçlendirir; auranızdan bilinç nehrine gönderir ve almaya hazır olduğunuz içinde arzunuz gerçekleşir... Gerçek şu ki herşey zaten sizin. Bunu bildiğiniz zaman her şey size sunulacaktır.
 
Eğer tüm sözcükleri alıp size yalnızca bir kaç sözcük bıraksaydım şunlar olacaktı: "Şimdi, Biliyorum, Eminim, Bütünüm, Tanrı'yım, Ben'im." Eğer bunlardan başka sözcük olmasaydı, artık bu dünyada sınırlı olmayacaktınız.
 
Saf düşünce haline yeniden dönebilmek için egoyu yenmek zorundasınız... Ego zaman, mekan ve ikilem illüzyonunun sınırları içinde algılar.. Her şeyi sağ kalma mücadelesi ve onaylanma sınırları içinde algılar. İşte saf düşünceyi bölen ve yargılayan budur.
 
... Bilmek asla hiç bir şeyi yargılamaz. Bildiğiniz zaman, düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığı hakkında bir kuşkuya kapılmazsınız- tüm düşünceler doğru ve gerçektir. Bilmek düşünceyi tartmaz ya da değer biçmez. Bilmek düşünceyi olduğu gibi alır. Kesintisiz ve sansürsüz.
 
Varlığınızın Tanrısallığından, sınırsız bilmeyi istediğinizde, düşüncelerin yargılarla saptırılmadan bilincinize girmesine izin vermelisiniz. .. Arzularınıza yön veren ego, düşünceleri bilinçli olarak kabul etmeye başladığında, hipofiz sınırsız anlayışı almak için beynin bir başka bölümünü harekete geçirir. .. Her zmaan yapmanız gereken tek şey: Açık olmak...Düşünce süreciniz yargılar ve egodan uzaklaştıkça, süperbilinç düşüncelerinin beynin algılama bölümüne girmesi kolaylaşır.
 
Kendine ve hayata yargısız gözlerle bakmayı öğren..Bir çiçeğe baktığınızda onu "çiçek", "ışık", "hayat", "varolan" olarak görebiliyorsanız, güzel-çirkin demiyorsanız, düşünceyi saf hali ile algılıyorsunuz gemektir. Tanrı'nın düşündüğü gibi düşünürseniz, her şeyi eş,t ve olduğu gibi görürsünüz. Hissettiklerinize yargı ve sınır koymadığınız her an, beyninizin sınırsız düşünceleri alabilme kapasitesini arttırarak, günlük otomatik yaşantınızın dışına çıkarsınız....
 
Öteki varlıkların yaşam biçimlerine baktığınızda, onların özünden başka bir şey görmeyin...Yargılarsanız, ruhta kaydolan bu duygular, kendi davranışlarınızı sürekli yargılamanıza neden olur. ... Kimse yargılanmaya değmez. Hiç bir ırk, hiç bir davranış, hiç bir şey kendinizi tanrısallığınızdan saptırmanıza değmez. İnsnaları kim olurlarsa olsunlar, kendilerini nasıl ifade ederlerse etsinler, onları, böyle olmalarına izin veren içlerindeki Tanrı için sev. Onların da özü Tanrı olduğu için sevilmeye layıklar. Ancak onları kendin gibi seversen, kendini de olduğun gibi sevebilirsin. ..İçinde onlara karşı bu sevgiyi duyduğun takdirde, saflaşarak özün olacaksın.
 
Düşünce sürecinizden yargıyı nasıl atabilirsiniz? Duygularınızın ve bu duyguları dpğuran düşüncelerinizin farkında olarak.İşte bu farkında oluş sayesinde düşüncelerinizi arındırmayı kendinize öğretebilirsiniz...
Saptırılmış düşünceler kendinizi veya başkalrını yargılamk ve tek yönlü bakmaktan kaynaklanır. Ve bunlar hoşunuza gitmeyen tüm duygularınızın oluşmasına neden olur. Bu ilişkiyi farkedince düşünceleriniz arındırmaya başlayacaksınız.
 
Olmak, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek ve kendinizi olduğunuz gibi sevmektir. Ne hissediyorsanız o duyguyu yaşayın. Olmak tümüyle anda yaşamaktır. Çünkü olan herşey şimdidedir.... Olma halinde düşünceleriniz geçmiş ve gelecekle uğraşmaz. Olma süreci içinde hayatın özü ve anın sürekliliği vardır.
 
Olmaktan başka hiç bir şey yapmak zorunda değilsiniz. Varlığınızdaki Tanrı, düşündüğünüzü, istediğinizi size çekecektir. Yalnızca tüm düşüncelere açık olduğunuzda Tanrı'nın sesini işitebilirsiniz. Ve o zaman bilmek istediğiniz herşeyi göz açıp kapatıncaya kadar bilebilirsiniz. Düşüncelerinizi yargılamadan, ruhunuzda duygu olarak hissettiğiniz zman sınırsız Tanrı olarak yaşarsınız- yalnızca Öz'e açıksınız demektir. Ancak o zaman kendi Tanrısallığınızın saf bir kanalı olabilirsiniz ve Tanrı Zekası'nın tüm sadeliğine yaklaşırsınız.
 
Bilerek ve izin vererek yaşamayı öğren. O zaman egoyu yenmiş olursun...
 
Bedenini sev. Ona karşı şevkatle davran. Onu besle, bak. O, bu dünyadaki yaşamı deneyimleyebilmek için sahip olduğun tek enstrüman. Düşüncelerinde sınırsız ol ama bunu yapmanı sağlayan araca iyi bak. ....
 
Bir çiçeğin açışından duygulanmak, güneşin doğuşunu beklemek, bu doğuşun görkemini yaşamakbilme yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Dşünce ve duyguyla bir olmak. Buna "vecd" hali denilir. İşte böyle "iyi" olun.
 
Zamanın başlangıcından da daha önce sizi seven, yaşadığınız her hayatta sizinle olan, bedeniniz ölürken de, bedeninizi alıp yükselirken de sizinle olacak tek varlık, yine sizsiniz. Yaşadığınız her şeye dayanacak kadar sizi sürekli seven sizsiniz. Kendinizi kucaklayıp sevdiğiniz ve bu sevgi sizin ölçütünüz olduğu zmaan, insanın toplumsal bilincini aşarak Tanrı Bilincine ulaşacaksınız. Siz güzelliğin ötesindesiniz. Kusursuzluğun ötesindesiniz. Yasa, dogma, toplumsal standartların ötesindesiniz. Sizin doyumluluğunuz, Tanrının doyumluluğudur. Ve yazgınız bu doyumluluğa ulaşmaktır.
 
Siz düşündüğünüz kadarsınız. Her şey olan Tanrı'yı bil.Hiç bir şeyin sonlu olmadığını bil. Hiç bir şeyin mutlak olmadığını bil.
 
Kimsenin sizi esir etmesine ya da korkutmasına izin vermeyin. Daima bir yol vardır ve daha iyi bir yol.
 
Seni sınırlayan herşeyle yüzleş, onları tanı, kucakla. Yen! Tanrı'yı tümü ile bilmekten alıkoyan seni alıkoyan her şeyi dışla.
 
Korkularını tanı ve onların illüzyon maskelerini indir. Sonsuz olduğunu ve bilinmeyende seni mutluluk ve hazdan alıkoyan hiç bir şey olmadığını bil.
 
Kaynağını dikkate almaksızın gerçeğe açık ol, bırak hislerin sana rehberlik yapsın... Tanrı herşeydir. Bir çimen tanesi, bir an bile kendini herşey olan bu kaynaktan ayıramaz. Olgunlaş, hangi biçimde gelirse gelsin gerçeğe kulak ver. Ve onu alacak kadar değerli olduğunu bil.
 
Herşeyin üzerinde kendinize "olma" izni verin. Çünkü olmakta siz herşeysiniz. Yalnızca kendi özünüz olduğunuz zaman, BEN prensibi olduğunuzda tüm hayatla uyum içinde olacaksınız. O zaman insan olarak yarattığınız ayrımı Tanrı'yla bir olmaya dönüştürmüş olacaksınız. 
 

bozadi

#23
anladığım kadarıyla bu uzun alıntı ra'nın söylediğini tamamen onaylıyor: düşünce duygudan çok daha önce gelen, çok daha temel, çok daha önemli bir husus.

"duygu"nun anlamsız, önemsiz, faydasız bir şeyi ifade ettiğini düşünmüyorum bu arada kesinlikle. ve düşünce, bilgi ve duygu kavramlarının birbirinin alternatifi / rakibi olduğunu da düşünmüyorum. ama görünüşe göre ra da, ramtha da düşüncenin hepsinden ne kadar önce gelen, ne kadar daha önemli bir husus olduğunu vurguluyor.

bozadi

#24
egonun belirli bir beyin yarıküresiyle sınırlı/tanımlı olması düşünülebilir mi? "sol beyin kötü, sağ beyin iyi" diye bir tanımlama yanlış olur bence. iki yarıküre de gerekli. sol yarı küre objektiflik için olmazsa olmaz işlevlere sahiptir. bence problem dengesizlikle ilgili, sol yarımkürenin varlığıyla değil. insanlar sağ beyin yarıküreleriyle ilgili problemler yaşamıyorlar mı hiç?

bozadi

#25
solda sorun varsa bu mutlaka sağı da etkiler ve sağdaki problemler de solu etkiler.

belki şu iddia edilebilir: sağ beyin küresi biraz daha "kalbin" temsil ettiği şeyleri ifade ediyor, sol beyin yarımküresi ise "aklın" temsil ettiği şeyleri. akıl ve kalp birbirinden ayrılamaz. akılda bir sorun varsa bu kalpte de bir sorun olduğu anlamına gelir.

eğer kalp ve ifade ettiği realite tek başına yeterli/iyi olsaydı, akıl ve ifade ettiği realitelere hiç ihtiyaç olmazdı.

masterphidias

#26
Şöyle özetleyebiliriz: Sürekli aynı şekilde içerik taşıyan düşünceler aynı duyguları yaratıyor ve hissedilen bu duygular yukarıda Ramtha'nın anlattığı biyolojik-fizik mekanizma yoluyla bedenimizi-hayatımızı yaratıyor. Yani önce düşünce, sonra da onun yolaçtığı duygu mekanizması geliyor.
 

bozadi

#27
işte, onu vurgulamaya çalıştım ben de.

ve düşünceleri duygu yoluyla değiştirmeye/iyileştirmeye çalışma fikriyle karşılaştırıldığında, duyguları düşünce/akıl/bilgilenme yoluyla değiştirme/iyileştirme "çok daha" anlamlı oluyor. bunun %100 tekyönlü olduğunu iddia etmiyorum gördüğün gibi. artan pozitif duygular da düşüncede yükselmeye katkıda bulunur tabi ki ama en azından bizim içinde bulunduğumuz koşullar/realite itibariyle, süreç "daha ziyade" düşünce/bilgilenme yoluyla duyguların iyileştirilmesi şeklinde işliyor.

kasyopyalıların sevgi ve bilgi karşılaştırmasıyla da bağlantılı bir konu. "sevgilenme" yoluyla "bilgilenme" tamamen anlamsız bir kavram olmamakla birlikte, "bilgilenme" yoluyla "sevgilenme" çok daha anlamlı, çok daha isabetli bir kavramsallaştırma.

bir kitap size doğrudan duygu/sevgi aktaramaz veremez, ancak düşünce aktarabilir doğrudan bir şekilde ve siz o düşünceleri kendi düşünce/akıl/bilgi/duygu potansiyelinizle yorumlamaya çalışırsınız.

bu forum üzerinden iletişim kurmamızı sağlayan temel aracı düşüncelerdir. duygu da süreçle alakalıdır ama düşünce çok, çok, çok daha öncelikli, önemli bir husustur.

problemlerimizin çözümü duygularımızı gözden geçirerek değil, düşüncelerimizi gözden geçirerek mümkündür temel olarak. ve bilgi/farkındalık artışı bunda esastır.

duyguyu dönüştürmek zor, belki de kendi içinde imkansızdır, ancak düşüncenin değişmesiyle mümkündür. o da bilgilenme ve bilgilerin kullanılmasıyla mümkün. elbette duygu yine sürecin bir unsuru ama en önde gelen unsur değil kesinlikle.

bozadi

#28
sahip olduğumuz en büyük, en eşsiz yetenek düşünme yeteneğidir. düşünerek ve düşünme yoluyla bilgi toplayarak, herşeyi yapabilirsiniz. bütün problemlerinizi çözebilirsiniz. herkesi affedebilirsiniz, bütün evrenle uzlaşabilirsiniz. bütün geçmiş enkarnasyonlarınızla helalleşebilirsiniz, bütün suçlarınızı bağışlayabilirsiniz, bütün yaralarınızı iyileştirebilirsiniz, bütün engellerinizi aşabilirsiniz, bütün negatif duygularınızı pozitif olanlarla değiştirebilirsiniz. sadece düşünceyle yüksek benliğinizle temas kurabilir, başka bir evrene gidebilir, başka bir evren yaratabilirsiniz. sadece ve sadece düşünceyle. ama düşünmüyoruz işte. :) bunun nedenini tartışmalıyız. :)

masterphidias

#29
Evet, duygular düşüncelerin sonucunda oluşuyor, düşüncelerin "bilinmesiyle"oluşuyor demek daha doğru aslında...düşünceler, duygu olarak bilinip deneyimleniyorlar.Kısacası, hayatımızın değişmesini istiyorsak önce düşünce sürecimizi analiz etmeliyiz, bu sürecin değişmesi ve yeni bir düşünce frekansının ısrarla sürdürülmesi halinde yasa gereği hayatımızda o frekansın gerektirdiği şeyler tezahür edecektir.çekim Yasasının mantığı da bu zaten.