İnsan DNA'sında Dünya dışı Genler

Başlatan Tiversonus, 27 Haziran 2009, 14:14:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
evet. düşünce resmen "yaratıcı"

ne istersek yaratabiliriz. sadece düşünerek ve samimi düşüncenin kendiliğinden meydana gelen "eylemsel" sonuçlarına "direnmeyerek."

istediğimiz an. sadece düşünerek. ama bunda ne kadar yavaş olduğumuza, ne kadar isteksiz ve korkulu olduğumuza bakalım! neden? bunu keşfetmemiz, çözmemiz gerekiyor.

bozadi

#31
neyi düşündüğümüzde ne oluyor? birlikte her türlü testi yapabiliriz.

bozadi

#32
bu arada kendi karakterimdeki problemler nedeniyle aceleciliğe çok meyilli biriyimdir ve kesinlikle tavsiye etmiyorum aceleciliği! :=) dedikleri gibi, "tavşan gibi olmak yerine, kaplumbağa gibi olmak çok daha iyi."

kimseyi herhangi bir konuda aceleciliğe sevk etmek istemem.

Alemtac

#33
Tam cevap yazacakken, henüz konu bu kadar gelişmemişken internet gitti.

Demek istediğim şuydu; duygular dna üzerinde damga oluşturur, duygu kontrolü ile dna üzerinde oluşan damgalardan kurtulabiliriz. Sevgili erica'nın da bahsettiği buydu sanırım, yanlış anlamadıysam. Dna mızı geliştirebilmemiz ancak düşünce ile olur bana göre de. Düşünce'nin önemi öyle büyük ki, işte bu nedenle kitleleri belli inançlara sevk etmeye çalışiyorlar. Birde, beyinle ilgili olarak; her iki yarım kürede gerekli Sevgili Bozadi, haklısınız. Önemli olan denge, herşeyde denge. Sol beyinin özellikleri olmasa, en önemlisi sadece duygularla hareket ederdik ve böylece başta söylediğimize döner, dna mızda oluşan damgalardan kurtulamazdık.
 

erica arborea

#34
bir deli kuyuya taş atıyor, sonra taşın arkasından kendini de atıyor, sonra diğer deliler taşlarıyla birlikte atlıyorlar, sonra bütün deliler kuyudan, attıkları taşların üstüne basarak, yükselip çıkıyorlar. böyle bir benzetme yapmak geldi içimden :) deliden kastım arayan insandır efendim.

"gerçekliğimizi duygularımızla yaratıyoruz" diyemeyiz çok emin bir şekilde, ama "gerçekliğimizi düşüncelerimizle yaratıyoruz" dersek, bunda hiçbir şüphe yoktur. (ref:bozadi)

ben doğrusu hiç bir şeyden bu kadar emin olamıyorum ama tecrübeme dayanarak şunu söyleyebilirim düşünce devrede olmadan, sadece duygunun değişimiyle değişim-dönüşüm yaşandığına tanık oldum, kendim de yaşadım.  duygular değişince insanın beti-benzi, ses tonu, gözünün pırıltısı, ifadesi değişiyor ve sonra hayatı da değişiyor ama zaman aldığından biz bunu kadere bağlıyoruz. oysa kader değil. biz kadere hakimiz ama bilgiyle hakimiz. bilgisiz, cahilsek, gafletteysek o bize hakim. mevlana "gönlünü değiştir, dünyan değişsin" derken fiziksel kalpten ya da düşünceden bahsetmiyordu. çevirmen gönül kelimesini uygun görmüş, aslında karşılığı duygu da olabilirdi ki gönül zaten duygu değil midir? önce düşünce mi, duygu mu ne farkeder? yumurta-tavuk gibi bu tartışma... tabi ki önce düşünüyoruz ve sonra duyguyu hissediyoruz ya da duygu gelişmiyor ve düşüncede kalıyor. tam da böyle "düşüncede kalıyor" işte bazen, tasarı hayata geçmiyor. bir düşünün düşünce + duygu hissettiğiniz şeyleri... mutlaka gerçekleşir onlar. yaratım mekanizmasını tetikleyen duygudur. duyguyu yaratan ise düşünce olabilir ama olmayabilir de... hiç düşünmeden de duygu haline girebilir insan. hal dili derlerdi buna eskiden. bence duygu-düşünce karşılaştırmasına hiç girmeyelim. biri diğerine üstün değil. bambaşka fonksiyonları, işlevleri var. benzer şekilde sağ beyin-sol beyin karşılaştırması da bizi bir yere götürmez. alemtac demiş zaten denge önemli diye... duygu-düşünce ve sağ beyin-sol beyin arasındaki farkları analiz etmek, onları anlamak için ve dolayısıyla kendimizi anlamak için gerekli ama biri diğerine üstün ya da ikincil pozisyonda değil... emin olduğum budur, iyi olan, ideal olan dengedir.
 

masterphidias

#35
Bana göre, insana bağlı olmaksızın, onun nasıl algıladığından bağımsız şekilde, yaşamın kendisinde var olan bir akıllı tasarım olduğuna hiç kuşku yoktur.Bu varoluş modeline en uygun ve insanı bir tanrı niteliğinde vareden açıklama Ramtha'nın anlattığı düşünce-duygu ile hayatı yaratma mekanizmasıdır.Bu mekanizmada önemli olan şeyin düşünce değil, düşünceden kaynaklanan duyguyu yaşamak-hissetmek olduğunu idrak etmem çok uzun bir zaman dilimi aldı.Zaten Ramtha açıklıyor neden duyguyla olduğunu. Sadece düşünmek hiçbirşeyi değiştirmiyor.Başlamak için düşünmek ama yaşamak için o duyguyu sürekli hissetmek gerekiyor.
 

erica arborea

#36
Evet ben de ramtha'nin açıklamasını çok tatmin edici buldum. Onun için tesekkur ederim.
 

sirera

#37
Yapı olarak ben de aceleciyim. Biraz bakıldığında acele etmenin hızlı düşünmekle de bir alakası olduğunu gözlerim bazen. Gündelik hayatta kullandığımız kelimelerle düşünüyorsak eğer bu sayının çok olmaması ne kadar da düşük bir frekansta titreştiğinin gösteresi olabilir. Kutadgu Bilig 11.yy da yazılmış ve 3bin kelimelik söz varlığına sahip. Bunun varlık bilincine etkisi de olmuştur sanırım. Duyguların düşüncenin ötesinde daha ince bir alanda olduklarını düşünüyorum. Ve toplamda sezginin varlığı ışımaya başlıyor. Önce ışık bir maddeye çarpıyor sonra görünüyor. Madde ise bilgi. Düşüncelerin ve duyguların bazen kendime ait olmadıklarını hissederim. Bunu düşünmem bilirim. Duyumsarım. O anda uzaklaşırlar kendiliklerinden, bunu nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum ancak sizin de bunu yaşadığınızı sanıyorum. O anda olamamanız için tasarlanmış birşeyler oluyordur. Uzaklaştırdığınızda ne yapacağınızı bilirsiniz.
Sanki ateş de hayat da kül gibidir. İkisinin de başı ve sonu dumandır. Bunu İbni Sina yazmış. Upanishadlarda da geçer. Bu bilinçle kazanılan dumanın olmadığı yerdir. Alevsiz duman, eylemsiz eylem diye anlatılır. Bu nasıl olur ve nasıl anlatılır bilmiyorum. Gerçekleşen düşünceler değil, tüm olanın algılandığı o anda olan. İçinde hepsi olan ama sadece size ait olduğundan emin olunan. O zaman gerçekleşiyor. Basit ama bir o kadar da karmaşık. Ve zihin düşük frekansta titreştiğinde her an korkular, endişeler, suçlamalar, yargılara açık olunuyor. Kendinden uzaklaşma durumu. Sıkça yaşıyorum ben de bu zihin durumunu. Son birkaç aydır yoga yapmıyorum, meditasyon, nefes herşeyi birtarafa bıraktım. Sıkıntılı bir durum aşacağım. Kontrol istemeyen bir parçam güçlenmek istiyor. İradeyi hakim kılmak isterken kontrolü bırakmak aynı zamanda mümkün olmalı.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

masterphidias

#38
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sirera

 İradeyi hakim kılmak isterken kontrolü bırakmak aynı zamanda mümkün olmalı.

Sevgili Sirera, yukarıda Ramtha'nın açıkladığı yaratma mekanizmasının muhteşem bir özelliği var. Birçok ruhsal kanal bilgisinden ve hatta kendi yaşam deneyimlerimizden de edinebileceğimiz bir bilgi: "Bildiğimiz şey gerçekleşir." Hayatımızda olmasını istediğimiz birşeyin olacağını (olduğunu) biliyorsak o şey GERÇEKLEŞİR!
Yukarıda sözünü ettiğiniz şey her ne ise yapmanız gereken tek şey onun olduğunu "bilmek"tir. Bilmek o şeyi yaratır! Bu yasadır.. Bildiğiniz zaman kontrolü bırakırsınız, zaten gerçekleşmiştir.
 

bozadi

#39
Alıntı Yapdüşünce devrede olmadan, sadece duygunun değişimiyle değişim-dönüşüm yaşandığına tanık oldum, kendim de yaşadım.

"düşünce devrede olmadan" kısmını biraz daha açıklar mısın sevgili erica? benim bilgilerim/sezgilerim, "düşünce devrede olmadan" bireysel olarak varlığını sürdürmenin bile olanak dışı olduğunu söylüyor. bilgimizi, farkındalığımızı geliştirme namına soruyorum. sonu gelmez bir polemik yaratmak için değil.

bozadi

#40
Alıntı YapDuyguların düşüncenin ötesinde daha ince bir alanda olduklarını düşünüyorum.

sevgili sirera, aynı şekilde, polemik için söylemiyorum, sadece fikrimi ifade etme namına söylüyorum: hiçbir şey düşünceden daha ince olamaz.

düşüncelerle karşılaştırıldığında duygular son derece kalın ve ilkeldir. bu özellikler duyguları otomatik olarak "kötü" kılmaz, aksine duyguların öyle olmaları doğal ve gereklidir.

bozadi

#41
siz bakmayın benim herşeyi varoluşun en mutlak bilgisini paylaşıyormuşum gibi bir tavırla ileri sürdüğüme :) beni heyecanlandıran konularda böyle bir havaya giriyorum nedense. ama biliyorum ki her iddiamda, her varsayımımda mutlaka eksik ve yanlış yönler vardır. yeter ki akıl, bilgi ve iyi niyetle konuya ışık tutmaya devam edelim. :)

biraz da bu "dna" başlığını gaspetmiş oldum, özür diliyorum. isterseniz ilgili bölümleri başka bir başlığa taşıyıp oradan da devam edebiliriz. böylece başlığın konusu olan dna tartışmasıyla ilgili görüşlerimizi de bu kendi başlığı altında paylaşmaya devam edebiliriz ve gasp durumundan çıkmış oluruz :)

masterphidias

#42
Sevgili Bozadi, akıl sağlığını tamamen kaybetmiş olan insanları gözönüne aldığımızda "düşünce devrede olmadan" da bedenin yaşamını devam ettirmek için kendi akıllı tasarım mekanizmasının çalıştığı açıktır.İnsan bedeni olağanüstü kompleks ve büyüleyici derecede gelişebilen muhteşem bir yapıdır.
Sprituel kanallardan verilen bilgilere göre ki -Ramtha bunun en açık ifade edenidir-aslında insan beyninin düşünme gibi bir yeteneği yoktur.Bedeni kullanan ruh ne kadar evrimleşir ve tekamül ederse,bilincini ne kadar genişletirse hemen etrafındaki sonsuz akıl-düşünce okyanusundan çekebileceği düşünce ve bilgiyi çeker.Duyguları aracılığıyla onu deneyimler,kullanır.
Duygular "son derece kalın ve ilkel" değillerdir. Bu çok önyargılı bir bakış açısı. Duygular, insanın varoluşunun bir tezahür ettirme-deneyimleme aracıdır.İyi ya da kötü kavramları bilince aittir. Yoksa mekanizmanın kendisi değer yargılarıyla iş görmeksizin sadece düşünce ve duygu yoğunluğu ile çalışmaktadır.
 

bozadi

#43
Alıntı YapSevgili Bozadi, akıl sağlığını tamamen kaybetmiş olan insanları gözönüne aldığımızda "düşünce devrede olmadan" da bedenin yaşamını devam ettirmek için kendi akıllı tasarım mekanizmasının çalıştığı açıktır.

"akıl sağlığını tamamen kaybetme" ile "düşüncenin devreden çıkması" aynı şey mi acaba? ne dersin?

Alıntı YapSprituel kanallardan verilen bilgilere göre ki -Ramtha bunun en açık ifade edenidir-aslında insan beyninin düşünme gibi bir yeteneği yoktur.

bütün spiritüalizm bu bilgiye dayalı zaten.

Alıntı YapDuygular "son derece kalın ve ilkel" değillerdir. Bu çok önyargılı bir bakış açısı.

burada iddiamı biraz çarpıtarak verme gereği duymuşsun sevgili masterphidias. cümlenin orijinaline bakalım:

düşüncelerle karşılaştırıldığında duygular son derece kalın ve ilkeldir.

düşüncelerini değiştirebildiğin hızla duygularını değiştirebilir misin? söylemek istediğimi anladın mı? duyguları kötü birşey diye tanımlamadım. gereksiz birşey diye de tanımlamadım. sen kompleksle hareket edersen beni de komplekse sürüklersin sevgili masterphidias. çünkü ben de komplekssiz değilim.

fikirleri tartışırken senin değerini tartışmıyorum. lütfen bu konuda anlaşalım ve fikir tartışmalarını başka yerlere sürüklememeye dikkat edelim.

bozadi

#44
içinde yaşadığımız gerçeklikte duygular bu kadar tehlikeli hale gelebilen şeyler işte. her birimiz için. sen şimdi bana karşı pozitif duygularla hareket ettiğini söyleyebilir misin? ne duygu duyuyorsun bana karşı? çok muhtemel olarak bana karşı ağırlıklı olarak negatif bir duygu içinde olduğun ve bu duyguya teslim olma eğiliminde olduğun için, bu konudaki düşüncelerini değiştirmeye sürekli uzak tutacaksın kendini.

benim sana karşı duygumu sorarsan, senin bana karşı duyguların kadar negatif duygular duymadığımı "iddia ediyorum."