Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

BİR'liğe Uyanış

Başlatan Cihangir Derince, 08 Kasım 2010, 04:02:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
bu arkadaşlar kendilerini mutlak doğru bilginin, pozitifliğin 'temsilcisi' gibi sunmaya kalkmak yerine, bizimle ortak paydalarını araştırıp onlar üzerinden bizimle işbirliği yapmaya, ortak dertlerimizin çözümü konusunda dayanışmaya çaba gösterseler, başımız üzerine! kabul ettikleri bilgilerin olası yanlış yönlerine de hoşgörü payımız çok daha yüksek olurdu. ama kendisini bu kadar doğru, bu kadar iyi ilan eden bir kaynağın bu kadar basit konularda negatif tutumlar sergilemesi, hiç de iddia ettikleri kadar doğru veya pozitif olmadıkları fikrini getiriyor insanın aklına, öyle değil mi? veya getirmeli! bunun anlamlarını düşün derim. bir ortamda bekleyebilecekleri tevazu, o ortamda ve ortamdakilere karşı sergiledikleri tevazudan fazla olmamalı.

veya itiraf etmeliler: "evet, biz o kadar da pozitif değiliz. ama şu falanca falanca bilgilerin pozitif kaynaklı olduğunu düşünüyoruz, şu yüzden böyle düşünüyoruz ve bu yolla kendimizi giderek pozitifleştirmek ve bu konuda sizinle de işbirliği yapmak istiyoruz" diye. kendini pozitif ilan etmeyen bireylerin pozitifliğini yargılamaya kalkmam, ama kendini pozitif ilan eden ve bilincime hitap eden bireylerin gerçekten pozitif olup olmadıklarını tespit ve ifşa çabası beni birinci dereceden ilgilendirir ve kendi çapımda elimden geleni yaparım bunun için, bir üye ve şu an için bir yönetim yardımcısı olarak. eleştirilere de sonuna kadar açığım.

bozadi

#16
ve evet, ben pozitif bir varlık/birey değilim! hiç birimiz de değiliz. var mı iddia eden 'pozitif varlık' olduğunu? inceleyelim! analiz edelim, gerçekten, "pozitif" mi? var mı aramızda "pozitifliğini" test ettirmek isteyen? "pozitif varlık"ın (%51 pozitif olmanın) ne anlama geldiğini biliyor muyuz gerçekten?

pozitif olmaya niyet ediyorum, eğilimimin o yönde olduğunu düşünüyorum ama bunun ne kadar süreceğinden hiç emin değilim. ve o zamana kadar, pozitifliğimi arttırmaya çalıştığını iddia eden kaynakların bunu gerçekten yapıp yapmadıkları beni çok, ama çok ilgilendiriyor. çünkü tersini de yapmaya çalışıyor olabilirler! ve eminim bunun için kendilerince çok haklı sebepleri vardır!

bozadi

#17
mevcut bilgi ve kabullerimin değişikliğe kapalı olmadığını söylüyorum. yeni elde edilecek bilgiler, geçmişte çok emin bir şekilde kabul edilen bilgilerin/varsayımların değişmesine neden olabilir. ben şu anda sahip olduğum en iyi bilgilere dayalı olarak hareket ediyorum ve üstelik eleştiri ve analize de açığım. elbette yanlış bildiğim şeyler olabilir (mutlaka var! üstelik doğru bildiklerimin hepsini kullanıyor muyumdur?! kesinlikle hayır!) buyrun bildirin bana. anlatın. konuşalım. işbirliği yapalım. dayanışalım. ama pozitifim deyip de hem benim tarafımdan, hem de algısına, fikrine güvendiğim başka bireyler tarafından öyle algılanmayan kaynaklar/bireyler tehlike (veya lüzumsuz risk) çanları çalıyor benim zihnimde niyeyse?!

bozadi

#18
sevgili Tgur, aynı fikirde olmamıza çok sevindim. marjinal bir tip gibi kalmak istemiyorum ortada. :) forum nihai olarak hepimizindir diye düşünüyorum, onu geliştirmek için her birimizin elinden gelen çabayı göstereceğinden eminim! :)

Alemtac

#19
bende aynı fikirdeyim :)
 

bozadi


erica arborea

#21
sevgili bozadi senin tarafından yanlış anlaşılmak benim kaderim oldu :)
ben cihangir derince'ye hitaben yazmıştım ama sen üstüne alınmışsın :)

o zaman kendi adıma ve daha açık yazayım:
* burada sadece bilgi için bulunuyorum.
* bir şeyin tarafında ya da karşısında değilim.
* fanatizmi rahatsız edici buluyorum. körü körünelik, eleştiriye kapalılık konudan uzaklaşmam için geçerli bir neden.
* bilgiye en kısa yoldan ulaşmak isterim. mümkünse basit ve sade bir dili olsun ve kolayca ulaşabileceğim noktada olsun. anlamak için birilerine ihtiyaç duymamalıyım. okuyunca anlamalıyım. bir üstad, bir efendi, bir mürşid bağımlılığı veya sadakatine yer olmamalı. bunu zayıf halka olarak görüyorum. konunun uzmanları olabilir, başvurulabilir ama bunlar olmadan da anlaşılabilen-ulaşılabilen bir bilgi sistemi yaratılmalı.
* olabildiğince fazla kaynaktan faydalanmak isterim. böylece kendi sentezimi yapabilirim. bilgi o zaman benim malım olur, içselleşir, dna'ma geçer.
* bütün, beni ikna etmesi yeterli olan, eklektik, sürekli iyileşen, dinamik ve bana ait "olan"ın peşindeyim. bu bana ait olan şeyde başkalarından parçalar olacaktır. bir adı, kitlesi olmak zorunda değil.
* başkalarının farklı inanca sahip olması beni rahatsız etmiyor. bunun zenginleştirici ve olması gereken olduğunu düşünüyorum. bireysellik ve özgür irade bu çeşitlilik için var. herkesin aynı şekilde ibadet etmesi, kitlesel inanç sistemleri ise bu yasayla çelişiyor. cemaat, aidiyet kavramları insanları çekiyor sanıyorum.
* burada cihangir derince'ye yapılan kritiklerin yapıcı olduğuna ve bilgiye doymayan, bulduğuyla asla yetinmeyen insanlar tarafından yapıldığına inanıyorum. ve nasıl cevap verileceğini merakla bekliyorum. bir türlü dili sadeleştirmeyi başaramadılar. sanki anlaşılmak istemiyorlar ya da işlerine gelmiyor.
* burada yazan insanlarla farklı düşündüğüm pek çok şey olabilir ama ben ortak noktalarla ilgileniyorum. bu ortak noktalar sinerji yaratır.

neden kendimden bahsetmek zorunda kaldım, lafı neden bu kadar uzattım onu da anlamadım ya neyse... kayıtlara girsin, erica da böyle işte... sadece cihangir derince'nin yazdıklarının bende ufuk açmadığını, oysa ne kadar da bilgiye aç olduğumu yazsam yeterdi.
 

bozadi

#22
:) valla bana söylüyosun sandım sevgili erica. şimdiye kadar kabul ettiğimden çok daha paranoyağım, bunu giderek daha iyi anlıyorum. daha önce de oluyordu, tırmanıyordu ara ara. ama görmezden gelme eğilimindeyim sanırım. anormalliklerimi teşhis etmeme doğrudan ve dolaylı olarak, sabırla yardımcı olmakta olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim! :)

erica arborea

#23
"Dünya' nın Durgun Nova halini alması demek, "Quvant altı partiküller" olarak ifadelendirdiğimiz ve madde ötesi oluşlar olan, içerisinde bilgi ve güç barındıran "Porlar" ın titreşiminin değişerek, şu an içinde bulunduğumuz Alfa Boyut'un frekansı olan Hareketli Işıki Aktiflik değil de onun bir üzerindeki Durgun Ateşi Aktiflik vechesini aşikare çıkartması anlamına gelmektedir. "

açıklamanın, açıklanan şeyden daha anlaşılmaz olması güzel olmuş, fıkra gibi :)
 

erica arborea

#24
sevgili bozadi anormallik, paranoyaklık demeyelim. gelişmeye açık alanlarınız var diyelim mesela ve o alanları tespit edip geliştirelim.
 

bozadi

#25
bilmem ki... bir deneyelim... ama sanki bu konudaki katı eğilimimi kolay kolay bırakamayacakmışım gibi geliyor bana. allah size sabır versin.

n/a

#26
atlanta ra öğretisine karşı gösterdiğimiz reaksiyonların biraz sert olduğunu düşünüyorum. hatta oldukça önyargıyla yaklaştığımıza inanıyorum. burada bir kaç paragrafta belli ki "terminolojik dil"de ısrarlı olan bir öğretiyi "alıntı"lı metinlerle deşifre etmemiz mümkün olmayacak. kaldı ki alıntı yapılmasının bile eleştiri konusu olmasını yadırgadığımı itiraf etmeliyim. (burada paylaşım için bulunmuyor muyuz?)

öte yandan her ne kadar teknolojik dil'e mesafeli duranlardan olsam da, içeriğe iyi niyetle baktığımız zaman bir "dayatma", "mutlak doğruluk" iddiasına ben rastlayamadım. yıllardır ra, kryon, kasyopya metinleri arasında yolumuzu ararken; yine yıllardır o seminer senin bu seminer benim farkındalığımızı arttırmaya çalışırken, gerçekten "koşulsuz sevgi"ye kavuşan ya da "bilgelik" düzeyinde bir sıçrama yaşayan kaç kişi tanıyoruz, söyleyebilir miyiz? hepimiz itiraf ediyoruz işte, pozitif varlık olmadığımızı, olamadığımızı... zaten bunun da bir başarısızlık olmadığını bilerek söylüyoruz, süreç böyle işliyor çünkü, evet bunun da farkındayız..
ama arkadaşlar, lütfen, hiç mi umutsuzluğa kapıldığımız olmuyor, hiç mi gündelik hayatın içinde, ilişkilerimizde, yüksek benliğimizle farkındalığımızı arttırmaya çalışırken sürecin yavaşlığından şikayet etmiyoruz, bu sürecin kişisel olduğunu söyleyenlere itirazım olmayacak elbette... yine de, haniyse negatif varlıklar olarak tanımlayacağımız atlanta ra öğretisini açıklamaya çalışanlara karşı gösterdiğimiz tutum yıllardır ilgilendiğimiz, yakalamaya çalıştığımız "pozitif"likle ne kadar örtüşüyor?

bence öğretiyle ilgili son derece samimi ve zarif bir davet var. icazet eden olur, etmeyen olur... bu platformda emperyalist bir tutum sergilediklerini düşünmüyorum bu arkadaşların... değerlerimizin, bilgilerimizin, sezgilerimizin güzergahında olası/imkansız değişime bu denli tutucu tepki gösterenleri de bu aşamada anlayabiliyorum.

atlanta ra öğretisine ilgi duyanlar sözkonusu derneğe giderler, devamını getirip getirmeyeceğinin kararını da kendileri verirler. yoksa başkalarına hizmet forumu'nu ele geçirmeye çalışan güçler olduğunu düşünmenin ve bunu ifade etmenin şık olmadığını hepimizin teslim etmesi gerekiyor..
yüz yüze konuşmadan, çalışmalara katılmadan sağlıklı bir "seçim" yapamayacağıma inandığım için bir iki hafta içinde sözkonusu derneğe ben de uğramak istiyorum açıkçası. çünkü benim de tedirgin olduğum bazı konular var ki bunları burada ifade ederken, atlanta ra öğretisine çağrıda bulunan arkadaşların iyi niyetine gölge düşürmeden yapmayı tercih ederim:

-kullanılan teknolojik orjinal dilin; manipulasyona, öznel yoruma düşmeden bilginin aktarımı için önemli olduğu vurgulanıyor. tam da bu noktada hemen hepimizin şüpheleri gündeme geliyor. çünkü o kadar alışmışız ki sevgi kelebeği modunda yazılmış metinlere, konuşmalara... ve yine o kadar alışmışız ki kullandığımız dilin sınırları içinde kalmaya. şimdi burada roland barthes'ın göstergebilim ve saussure'ün semiyoloji savlarını gündeme getirmek isterdim ama konudan uzaklaşma riski taşımaktan mana çekince duyuyorum. özetle "dil"in disiplini olan bir kodlama olduğu ve ancak duyularla tanımlanan "dil"in imajinasyon üzerindeki egemenliği öne çıkartılır göstergebilimde ve semiyolojide. hatta burada size "bu bir pipo değildir!" adlı rene margritte tablosunu örnek vermek isterim. pipo resminin altında "bu bir pipo değildir!" diyerek dili tartışmaya açmıştır ressam.
bütün bunları laf kalabalığı olsun diye yazmadım, biraz da olsa "dil" bazındaki yaklaşımımızı bizim de sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum ve mesafemizi ayarlarken "ötekileştirme" gayretinin düşük frekanslı bir tavır olduğunu duyumsuyorum. Ama Atlanta ra öğretisinin aktarımındaki özgün dil'in yabancısı olanlara yaklaştırılması için de ciddi bir çaba gerektiğinin farkındayım.
zaten tanıtım seminerlerine yapılan çağrı da, bu dil ve terminolojisinin altyapısını oluşturmaya yönelik bir çağrı. ayrıca niye reklam yaftası yapıştırıldığını da anlayabilmiş değilim... ücretsiz verilen bir seminer dizisinden bu derneğin "dünyevi" ne çıkarı olacakmış bunu ancak gidince öğrenebileceğim sanırım.

- cenap özman'ın videolarının bir kısmını izlediğim için yine yukarıda bahsettiğim bir sunum farkı sözkonusu ki bu fark da, buradaki bir çok üyeyi, ifade etmeseler de tedirgin ediyor açıkçası. cenap bey, "sevgi kelebeği, papatya yaprağı" konseptinde bir anlatı sergilemediği için, hatta masaya ara ara vurup, eleştirel çıkışlar yaptığı için ve yine adrenalini zaman zaman yükselten tonlamalarla hafiften "ayar" verme artikülasyonuyla meramını anlattığı için ilk aşamada ben de kuşku duvarlarımı yükseltmiştim. fakat videoları izledikçe bunu aştığımı hayretle gördüm ki tek meselem hala eksiksizce anlamakta zorluk çektiğim deklare lisanıdır. yine de terimler arka arkaya kullanıldıkça bu sıkıntının da ortadan kalkacağına inanıyorum. tabii ki sabırla ve katılım sürecine ısrarla dahil olmakla alakalı bir durum var ortada. işte tam da bu noktada, cenap bey'in ilk aşamada bir çok kişiyi kaygılandıran "asabi" tavrının da sağlıklı bir açıklaması olduğuna inanıyorum. belki de bu sunumun ardındaki bilgiye odaklanmamız gerektiğini hatırlatıyor bize cenap bey, bilemiyorum... eklemek isterim ki reaksiyonların sebepleri sadece teknolojik dilin anlaşılmazlığından değil, rutinde tanık olmak istemediğimiz üstenci tutumu cenap bey'in sergiliyor olmasıdır. Yoksa dört beş sayfalık bilgiyi okuyup da "sizin öğretiniz bilmediğim hiçbir şeyi söylemiyor" iddiasının da beni ikna etmedini belirtmek zorundayım.

- kanal olmadığı, yüksek benliğinden gelen aktarım olduğu söylendiğinde de haklı sorular gündeme geliyor burada. Bunu da birkaç metinde Atlanta ra öğretisine çağrıda bulunan arkadaşlar net açıklayamadılar sanırım... onlar adına değil ama yaşadığım bir anekdotu paylaşmak isterim: aylar önce nezire selçuk'un bir toplantısına katıldığımda aynı kuşkuyu taşıdığım için öz akış tekniğiyle aktarımda bulunan nezire hanım aktarımın tam ortasında bana dönüp "siz bu bilgilerin kanallık yoluyla geldiğini sanıyorsunuz ama burada kanallık yapılmıyor, öz benliğimizden gelen bir aktarmadır bu!" diye uyarmıştı. İşte, yine birlik ilmi sitesine bakın, oradaki metinler de kolay anlaşılır metinler değildir. bunu bizzat nezire hanım'a sorduğumuzda "yüksek benliğiniz anlıyor!" demişti. bu anlama akışı devam ettikçe farkındalığın da yükseleceğini "hasat", "har", "kotlama" ve benzeri kalıplarla aktarmaya çalışmıştı. hatta aynı gün, erim ergün'e "yakında sen de öz akış'ınla aktarımda bulunacaksın, sana yardımcı olacaklar" demişti. erim bey'in telaşını hiç unutmam: "bundan sonra daha dikkatli mi olmalıyım yani, ne yapmam gerekiyor?" cevap çok basitti: "kendini akışa bırak, sevgide, tevazuda kalmayı bil yeter, hazırlayacaklar seni!" nezire selçuk da yine ücretsiz buluşmalar düzenleyip "bütünlükler"in farkındalığını atlanta ra bilgilerindeki kadar olmasa da yine teknolojik bir dille yükseltmeye çalışıyor. işte ben de bu dil kaygısı yüzünden çalışmalara devam etmemiştim, ama yakın zamanda erim ergün'ün de tıpkı nezire selçuk gibi öz akışıyla mesajlar yayınlamaya başladığını görünce "sürecin" hakikiliğine inancım tam oldu... uzaktan da olsa!

neticede arkadaşlar, seçim bizim...

hangi öğreti, hangi kanallık, hangi yüksek varlık grubunun mesajlarını referans alırsak alalım, yolumuzu vardırmak istediğimiz nokta birbirinden kopuk değil...

sevgili Bozadi, Atlanta ra öğretisiyle ilgili inan senden inan daha fazla bilgiye sahip değilim, öğrenme sürecimin hızlanmasını istiyorum ben de... ama değerlendirme bazında seninle aynı düşünmediğim ve tutumunu belki de "rencide" edici bulduğum için benim üyeliğime son verirsen seni anlayışla karşılayacağımı bilmeni isterim... ayrıldığımız nokta "anlamlandırma" tercihinden doğuyor. Kimsenin kimseyi metazori yöntemlerle kendi platformlarına dahil etmeyi becerebileceğine inanmıyorum, hele ki bu forumda konunun haikimi/uzmanı üyeleri kolayca etkileyebileceklerine hiç inanmıyorum.

atlanta ra öğretisine çağrıda bulunan arkadaşların da tartışma sahası içinde özne olmaktan kaçınmalarını tercih ederim. bir çok forumda, mail grubunda sözkonusu çağrılarına tanık oluyoruz... iyi niyetlerinden ben şahsen eminim. Onlara da şiddetle karşı çıkanlara da teşekkürler...

nezire selçuk'un ilginç bir cümlesi vardı o toplantıda: "yaratım o kadar mükemmel ki, bu bütünlükte "şeytan"ı bile kucaklamaktan çekinmem!"

belki de rene magrittehaklıdır: BU BİR PİPO DEĞİLDİR.
sevgiler....
 

bozadi

#27
sevgili OQAN, "atlanta ra" öğretisi mensubu kardeşlerimiz, forumumuz için çok çok yeni oldukları için, şu anda burada bir çeşit misafir olduklarını kabul etmeliler öncelikle. ve içinde bulundukları ortama sadece bir mal satmaya çalışır gibi girmemeliler. hele ki orada artık misafir statüsünde olmayanlar tarafından isteksizlik ve hatta şikayetle karşılaştıklarında, göstermeleri gereken hassasiyet seviyesine çok daha dikkat etmeliydiler, eğer pozitif olduklarını iddia ediyorlarsa (ki ediyorlar, hatta başkalarını pozitifleştirme misyonlarından bahsediyorlar). onları buraya biz özel olarak davet etmedik, geldiler, birşeyler söylemeye başladılar, biz de baktık, inceledik ve oluşan bazı ciddi şüpheler ve güvensizlik neticesinde özellikle Cihangir bey reklam motivasyonu konusunda uyarı ve şikayet aldığı halde bunu görmezden geldi ve üstüne yeni reklamlar yaptı. eğer rencide olmaktan bahsedeceksek, bunları da görmeniz gerekiyor.

bu mesajınızda ifade ettiğiniz eleştirilerinizde genel olarak sizinle aynı fikirde olmamakla birlikte, benim açımdan kısmi de olsa mutlaka belirli haklılık payları olabileceğini düşünüyorum sevgili OQAN. ve eleştirilerinize kendi yanıtlarımı bugün-yarın ayrıntılı olarak ifade etmek, analizinize sunmak isterim. ama önce size de "ra bilgileri"ni okuyup okumadığınızı sormak istiyorum. eğer ra bilgilerini yeterince incelediyseniz, ra bilgileri ile atlanta ra öğretisini bir karşılaştırmanızı rica ediyorum kendi incelemişlik derecenize göre. ve özellikle de şunu sormak istiyorum: ra bilgileri'nde bulamadığınız hangi önemli bilgiye rastladınız "atlanta ra" öğretisinde? dikkat edin, kendim de henüz muhtemelen yeterince incelememiş olduğum için, mutlak negatif bir yorumda bulunmuyorum. sadece bir şüpheye binaen soruyorum. ben ra bilgileri hakkında azımsanamayacak bir farkındalığa sahip olduğumu düşünüyorum, ve bu konularla ilgilenen pek çok kişi tarafından da bilinen bir kaynak olduğu için onu örnek veriyorum. o yüzden soruyorum: eğer ra bilgileri'ne aşinaysanız, "atlanta ra" öğretisinin sizin için fark yaratan yanları nedir?

Alıntı YapEklenti:

"yaratım o kadar mükemmel ki, bu bütünlükte 'şeytan'ı bile kucaklamaktan çekinmem!"


3. boyuttan sonra negatiflik bulunmadığı iddiası ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, bu cümlede söylenen şey de o kadar tehlikeli ve saptırıcı bence. bunu söyleyen şahıs, bunu söylerken geçici olarak 7. yoğunluğa çıktı herhalde. olaylara hep oradan bakbilecek olsa sorun yok, ama tahminimce 3. yoğunluğa dönmek zorunda kalmıştır ve 3. yoğunlukta şeytana sarılma hevesinin pozitif neticeler doğuracağından gerçekten şüphe ediyorum. siz bu konuda ne düşünüyorsunuz sevgili OQAN?

erica arborea

#28
"yaratım o kadar mükemmel ki, bu bütünlükte 'şeytan'ı bile kucaklamaktan çekinmem!" bu söz ancak bütünlüğüne kavuşmuş bir insan tarafından söylenebilir. korkusu olmayan "bütün" insana şeytan bir şey yapamaz ki... sözün sahibi ve felsefesi hakkında bir fikrim yok ama bu söz üstüne sabahlara kadar konuşulur.
 

Yolcu

#29
OQAN incitmeden,güzel tarafsız bir perspektif sunmuş. Üstelik "3. boyuttan sonra negatiflik bulunmadığı iddiası ne kadar yanlış ve tehlikeliyse, bu cümlede söylenen şey de o kadar tehlikeli ve saptırıcı bence." bunu neye dayanarak delil olarak kullanabiliyorsunuz? İnsanlar olarak taraftarlığa karşıyızdır ama taraftar olduktan sonrada başkalarına karşıyızdır! Neden herhangi bir kanal bilgisi rahatlıkla kabul görürken bazılaı kabul görülmez.Çoğunluk ve azınlık durumlarımı etken yoksa! Neden fanatikleşmeden tarafsız bir farkındalıkla tüm varolan bilgilerden bilgileri almaya gönül vermiyoruz,bu çok zormu! Her kanaldan,her insandan öğrenilecek,alınacak bilgi vardır en cahilinde bile.Bu bir arı misali her çiçekten öz alıp onu bala dönüştürmeye benzer.

Yaradılış öyle mükemmel ki şeytanı bile sevmek mümkün ama sevgili bozadi bu sizin anladığınız anlamda değil, bu sevmek şeytanın emrine girmek değildir.Onu kendinden ayrı görmemektir.Tanrısallaştıkça bunu hepimiz daha iyi anlayabileceğiz.