Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

bildiğimize varmak

Başlatan bozadi, 07 Eylül 2009, 20:12:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
evet, "diğer benlikler" kavramına kısmi bir aşinalığım var. yani bir şekilde, aynı varlığın eşzamanlı çoklu enkarnasyonları olabileceği kavramı. bu eşzamanlı çoklu enkarnasyonların farklı boyutlarda veya zaman zaman aynı boyutta meydana gelebileceği konusu.

kasyopya celselerinde de geçmişti bu. eğer bir varlık yeterince ilerlerse, çoklu eşzamanlı enkarnasyonları olabilir gibisinden bir veri geçmişti. yani bir varlık, deneyimlerini zenginleştirmek ve hızlandırmak için, aynı anda birden farklı boyutlara enkarne olabiliyor, eğer bunu yapabilecek kadar ustalaşmış/bilgilenmişse. aynı ortama da çoklu enkarnasyon olabilir gibi algıladım (belki aynı ortamın farklı zamanlarına!)

yüksek benlik illa ki yine rehber durumunda, ama çoklu enkarne olan varlık (spesifik olarak) 6. yoğunluktaki yüksek benlik mi, yoksa 5. yoğunlukta olduğunu varsaydığım varlık özü mü (merkezi benlik) emin olamıyorum ve tahminim, çoklu enkarnasyonlarda bulunan varlığın 5. yoğunluktaki bir merkezi benlik olduğunu düşünüyorum. elbette yüksek benlik perspektifinden bakılırsa, kendisi dahil hepsi aynı benlik, ama kendi seviyemizdeki genel farkındalık edinme çabasında, aslında ikisi arasında bir ayrım da söz konusu bana göre (birliğin anlamını ve önemini bozmadan).

konuyla ilgili verilerimi/çıkarımlarımı herhangi kaydadeğer bir şekilde geliştirirsem, fikirlerimi zevkle paylaşacağım.

Alemtac

#46
Demeye çalıştığımı çok net ifade etmişsiniz, teşekkürler :) Kasyopya celselerinde geçen ve bugün bizlerin söylediği o kadar çok şey var ki :) Ör. en son alıntıladığım "Elekromanyetik kirlilik ve İnsan Sağlığına Etkileri" başlıklı haberde, elektrikli aletlerin fişini çekin deniyordu, bunu K'lar çok önceden söylemişti.

Bu konuyla ilgili bilgilerinizi paylaşmanızı heyecanla bekliyorum.
 

bozadi

#47
çeşitli meşguliyetler nedeniyle hem celse çevirilerine, hem de bu başlık altındaki yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. celse çevirileri birkaç gün içinde kaldığı yerden devam edecek. uzun süre eiriu-eolas çevirileriyle meşgul olan diğer çevirmen arkadaşlar da şu an başka uğraşlar içindeler. ee'den sonra başka çevirilere devam edip etmeyeceğimiz de belirsiz. bekleyip göreceğiz.

Alemtac

#48
Yaratımı, Pleiadesli'ler de benzer şekilde ifade etmişler.

PLEIADES ÖĞRETİLERİ 1
UNUTTUĞUNUZ TANRILAR

İlk Yaratıcının Yolculuğu Üzerine

İnsanlık bir deneydir. Yaradılış içinde yer alan her şey gibi insanlık da tasarlanmıştır. İlk Yaratıcı, daha büyük bir öz-keşif, varlığından zevk alma ve kendini ifade etme amacıyla çok zaman önce yaradılış ile deneyler yapmaya başladı. İlk Yaratıcı, evrene kendi uzantısı olan yaşam enerjileri ve özleri getirdi, kendi uzantılarına, sahip olduğu armağanları bağışladı. Yeteneklerini isteyerek ve özgürce verdi. Birçok başka evren ve evren tasarım yolları var. İçinde yer aldığımız bu özel evren, her şeye izin olan bir özgür irade bölgesi olarak tasarlandı.

İlk Yaratıcı, kendi uzantılarına, "Gidin, yaratın ve her şeyi bana geri getirin." dedi. Bu da basit bir görevdi, değil mi? Diğer bir deyişle İlk Yaratıcı, "Size kendimden bir armağan vereceğim. Siz de gidecek, kendinizi özgürce armağan edeceksiniz, böylece bu evrende yarattığınız her şey, özünü benim varlığım olarak bilecek." dedi. İlk Yaratıcının yaratıcı tanrılar olarak adlandıracağımız bu uzantıları, gittiler ve İlk Yaratıcının içlerinde varolan enerjisiyle deneyler yapmaya başladılar. Kendi hiyerarşilerini yarattılar, yarattıkları hiyerarşiler diğerlerini yarattı. Ortaya çıkan her hiyerarşi, varlığına kendi özünü bağışlayacağı ve bu evrenin gelişimine yardımcı olacak başka bir düzen yarattı.

http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=518
 

bozadi

#49



öncelikle bu bahsettiğim astro-kozmoloji hala hiçbir şekilde bir kesinliği olmayan bir varsayımdır. ilginç bir isabetliliği olabileceğini tahmin ettiğim için deneysel olarak incelemekte ve ilgilerinize sunmaktayım.

3. yoğunluğun ikinci yarısında vurgulu olduğunu tahmin ettiğim yay burcu ve 4. yoğunluğun ilk yarısında vurgulu olduğunu tahmin ettiğim yengeç burcunu üst üste yerleştirdim. 'vurgulu' diyorum, çünkü aslında 4. yoğunluğun sadece yengeç burcuyla açıklanması yanlış olur. karşı kutbu olan 'oğlak'la birlikte ele alınması gerekir. aynı şekilde yay'ın da ikizler'le birlikte ele alınması gerekir. ve aslında her yoğunlukta diğer tüm burçların da etkileri/enerjileri bir şekilde mevcuttur. ben sadece vurgulardaki bazı değişimlerle ilgili tahminlerimi sunuyorum. skalayı hatırlayalım:

7. yoğunluk: hepsinin toplamı
6. yoğunluk başak-balık
5. yoğunluk aslan-kova
4. yoğunluk yengeç-oğlak
3. yoğunluk ikizler-yay
2. yoğunluk boğa-akrep
1. yoğunluk koç-terazi

şimdi bu üstteki resimde, yay'dan önce, muhtemelen daha dikkat çekici olabilecek yengeç burcunun 4. yoğunlukla da ilgili olabilecek şekilde temsil ediyor olabileceği bazı şeylerden bahsetmek istiyorum. tabi ki hepsi tahminden ibarettir. düzeltilmesi, değiştirilmesi gereken çeşitli şeyler olabilir veya farklı bakış açılarıyla yaklaşılabilir.

yengeç burcu. astrolojiye göre ay 'gezegeni' ile ilişkili olan burç.

yengeç-ay sembollerinin temsil ettiği şeylerle ilgili tahminleri olan varsa paylaşırsa sevinirim. örneğin özellikle dünyanın/insanlığın kader/ders yolculuğuyla da ilgili olarak.

benim birkaç tahminim:

yengeç anneyi, kadını, evi, aileyi, koru(n)mayı, şefkati, merhameti, besle(n)meyi temsil ediyor. başka pek çok önemli anahtar kelimesi/kavramı vardır muhtemelen. bunlar ilk aklıma gelenler. 4. çakra, yani kalp çakrasıyla yakından ilişkili (yengeç+oğlak birlikte temsil ediyor 4. çakrayı muhtemelen).

tüm bunlar, dünya insanlığının deli gibi ihtiyaç duyduğu halde birbirine yeterince sunamadığı, henüz sunmayı öğrenemediği şeyleri temsil ediyor aynı zamanda.

yengeç'in simgesine bakın. koruma, şefkat, dayanışma, birlik, aileyi ifade ediyor bir bakıma. yin-yang simgesine de benziyor, arada ne gibi parallikler olabilir, şu anda pek kestiremiyorum. ama ilginç bir tesadüf ve uyumluluk olabilir.

yengeç / ay, "tanrıça" kavramıyla da ilişkili. "ana-tanrıça" fikirleri / algıları / arayışlarında 4. yoğunluk ilhamlarının, sezgilerinin etkisi olabilir.

4. yoğunluk yengeç+oğlak burcu enerjileriyle önemli bir paralellik gösteriyor. peki oğlağı nasıl ilişkilendirmek lazım yengeçle? yengeç ile oğlak arasında bir yin-yang ilişkisi var. yani birbirlerini tamamlayıcı, bütünleyici enerjiler. tek başına yengeç enerjisi kendi içinde bir sürü sorun meydana getirir. aşırı koruyuculuk, aşırı besleme vs vs. tek başına oğlak enerjisi ise aşırı zorlayıcılık, aşırı kanaatkarlık, aşırı ciddiyet, aşırı disiplin gibi problemler doğurabilir. iki enerjinin dengeyi bulması gerekiyor.

şimdi bu oğlak faktörünü devreye sokarken, bunun şöyle bir önemi olabileceğini düşünüyorum: 4. yoğunluğun özellikle ilk kısmı madem yengeç vurgulu bir enerji ortamı, tek başına yengeç enerjisine aşırı konsantre olarak, sürekli sığınılacak bir tanrıça enerjisi arayışı problemi meydana gelebilir. disiplin, çalışma, emek harcama, sabır gösterme eksikliği problemleri olabilir. sürekli kolaya kaçıcılık vs. oğlak disiplin, birşeye çaba harcayarak, hak ederek, sıkıntısına katlanarak ulaşma gibi birşeyleri temsil ediyor sanırım. "tekkeyi bekleyen çorbayı içer" diye bir laf vardır ya, biraz bununla ilgili sanırım. bununla ilgili başka pek çok özdeyiş vardır herhalde. ('sabreden' derviş, muradına ermiş, parayı veren düdüğü çalar, bakarsan bağ, bakmazdan dağ olur vs. daha da alakalı atasözleri, deyimler vardır illa ki, hatırlamıyorum şu anda.)

neyse, işte eğer insanlık şu anda yengeç burcunun temsil ettiği nimetlerden (korunma, şefkat, beslenme, barınma) fazlasıyla mahrum kalıyorsa, veya bunlarla ilgili çok problem varsa, bu aynı zamanda insanlığın oğlak burcunun olumlu yönlerinin temsil ettiği disiplin, sorumluluk, dürüstlük, ciddiyet, çalışma, emek, meditasyon vb disiplin isteyen gelişim çabaları, sabır, direnme, dayanma vs gibi erdemlere yeterince sahip olmadığı için biraz da bu. veya bunlara sahiptir ama şekfat, bağışlayıcılık, koruma, vicdan faktörleri eksiktir.

3. yoğunluğun 4. yoğunluk enerjilerinden/kavramlarından tamamen yalıtık olması söz konusu olamayacağı için bu kavramlar hepimiz için bu kadar önemli diye düşünüyorum. sonuçta her yoğunlukta her türlü astrolojik ve diğer enerjilerin tamamının etkisi var o veya bu derecede. bir alttaki ve bir üstteki yoğunluğun enerjileri her zaman hissediliyor bir şekilde. özellikle bir sonraki yoğunluğun dersleri bizi çok daha fazla ilgilendiriyor.

peki 3. yoğunluktaki durum? ikizler-yay enerjileri. daha önce ikizler-yay ile 3. yoğunluk arasındaki olası ilişkilere dair tahminlerimi paylaşmıştım. ikinci yarıda yay biraz daha vurgulu olduğu için, bunun özellikle insanlar arasındaki felsefi, inançsal, spiritüel bağların güçlenmesiyle yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. bir sonraki seviyeye mezuniyetin yolu buradan geçiyor muhtemelen.

ra'ya ve kasyopyalılara göre 4. yoğunluk enerjileri uzunca süredir dünyayla ilişkili olduğu için, aslında şu an içinde bulunduğumuz süreçte ikizler+yay+yengeç+oğlak enerjilerinin bir kesişiminde olduğumuzu, bu enerjilerin hayatımızın durumunun açıklanmasıyla birinci dereceden ilgisi olduğunu düşünüyorum aslında.

burcunuzun şu veya bu olmasının, astrolojik doğum haritanızda falanca falanca açılar/yerleşimler olmasının, burada bahsettiğim astro-kozmolojide nasıl bir seviyede/durumda olduğunuzla hiçbir doğrudan ilişkisi yoktur. heyecanlanmayın! telaş yapmayın! : )

tahminlerimi paylaşmaya devam edeceğim. birlikte ilham alabilmemiz dileğimle.

bozadi

#50
pozitif olmanın, pozitif düşünmenin öneminden bahsederiz. pozitif olmayla ilgili kitaplar alır okuruz vs. ama tüm bunların bir negatiflik itirafı olduğunu kabul etmek zor gelir. şahsi ve kitlesel yaşantımızın ciddi oranlarda negatifliklerle dolu olduğunu kabul edersek ölecekmişiz gibi bir korku duyuyoruz belki de.

kendimdeki negatifliğin farkına varmada en çok işime yarayan yöntemlerden birini paylaşayım:

durup düşünce süreçlerimi sorgulamaya çalışıyorum:

ben şu anda ne veya neler düşünüyorum?
neden bunu/bunları düşünüyorum?
kendim için, diğerleri için, tüm hayatım için düşünebileceğim en iyi şey bu mu?
düşünebileceğim en iyi şeyi düşünmeyle ne kadar bilinçli bir şekilde ilgileniyorum veya ilgilenebiliyorum?
bildiğim, inandığım, güvendiğim mutlak bir gerçek var mı?
şu anda düşündüğüm şeyler ile o bildiğimi, inandığımı, güvendiğimi düşündüğüm mutlak gerçek arasında nasıl bir bağlantı var?

vs vs.

düşünce gerçekten çok ilginç birşey. düşüncenin yaratıcı bir yönü olduğuna inanmakta fazla bir zorluk çekmiyorum. düşünsenize. düşündüğünüz şeye göre vücut kimyanız, duruşunuz, ruh haliniz değişiyor. düşüncenin ne kadar belirleyici olduğuna dikkat edin. gerçi kasyopyalılar "düşüncenin inanç bölümü" düşüncenin şu bölümü, bu bölümü diye birşeyler söylemişlerdi. belki bu tür tespitler de yapmamız gerekecek ama şu anda genel olarak düşünce kavramı üzerinden gitmek istiyorum.

zaman zaman hayatımızda belirli bir süre neredeyse kesintisiz bir şekilde pozitif düşünebildiğimiz zamanlar oluyor olabilir. ama sanırım bunun hiç de sürekliliğe sahip bir durum olmadığını çoğumuz kabul ederiz. ayrıca "pozitif düşünmek"ten ne anladığımızı da sorgulamamız gerekecek muhtemelen.

ben size "pozitif düşünmek"ten şu an şahsen ne anladığımı söyleyeyim (yarın öbürgün ne söylerim emin değilim ama bununla zıt birşey söylemeyeceğimden eminim):

pozitif düşünmede bir inanç/biliş faktörü var. herşeyin iyi olduğuna dair bir biliş ve güvenç. herşeyin bir ve bütün olduğu, iyi olduğu ve güven içinde olduğu ve bunun mutlak olduğu şeklinde bir his. ve bu bilinçle temas kurmak, onunla uyumlu olmak. bu bilince etkin bir şekilde sahip olmadığımız süreçlerde aldığımız (ve verdiğimiz) yaraları iyileştirmeye başlamak. herşeyi tekrar düzene sokmaya başlamak. doğal bir sevinç, iyimserlik, güven.

işte bu "etkin" farkındalığın olmadığı her an büyük ölçüde negatiflik içinde geziniyoruz gibime geliyor. orada gezinmekten çok memnun oluyoruz, o negatifliğe battıkça batıyoruz demiyorum. ama bir şekilde negatiflik karasuları içinde dolaşıyoruz o sırada, yarı-bilinçli veya ciddi oranda bilinçsiz bir şekilde, uyuyan bir parçamızla.

ifade etmesi çok zor bazı gerçeklikler var bizimle ve hayatımızla ilgili. negatiflikle ilgili. cehaletle ilgili. korku ve dehşetle ilgili. travmalarla ilgili...

ben "imanlı" olmaktan az önce kastettiğim şeyi anlıyorum. yani pozitif düşünme/inanma ile ilgili şeyi. yani herşeyin aslında zaten iyi/adil olduğu gerçeğiyle bağlantı kurabilmeyi, kendi gerçekten kötü durumdaki hayatımıza bile (ve herşeye) güvenebilmeyi, onunla uyum içinde hareket edebilmeyi. tabi bu bir anda olabilen birşey değil, bir süreç içinde olabilen birşey. ve bu süreçte birbirimize yardımcı olmaya ihtiyacımız var. takırt diye artık tamamen pozitif düşünebilmeye/inanabilmeye başlayabilmiş biri olmuş mudur? olmuştur belki de, ama biz istisnalar üzerinden değil, kaideler üzerinden gitmeye çalışalım.

ifade etmesi, yüzleşmesi en zor gerçeklerden biri, içinde yaşadığımız, çevremizi çepeçevre saran koşulların, pozitif düşünmeyi/inanmayı teşvik etmek bir yana dursun, bunu aşağılamaya adanmış bir halde bulunması. insan eliyle kurulmuş hemen herşeyde mevcut bu hastalıklı durum.

ama biz bu zorlu faktörü gözardı etmeden, öncelikle kendi durumumuza bakalım.

bir şekilde tüm bu negatifliklere ciddi oranda bir alışmışlığımız, hatta teslim olmuşluğa benzer bir hal söz konusu. ciddi ölçüde iman kaybı yaşamışız sanki yüzyıllar boyunca. ve netice itibariyle şu anda, yukarıda "iman"dan kastettiğim şeyle genelde etkin bir bağlantı kuramıyoruz.

nedir iman? veya daha doğrusu imanın eksikliği: ait olduğumuz ve bize ait olan şeyin, bir parçası ve kendisi olduğumuz "şey"in varlığını, mutlaklığını unutmuş, farkındalığıyla birlikte güvenini de kaybetmiş olma hali... mutlak bir kaybediş değil tabi ki. bunu mutlak olarak kaybetmek, var olmamak ile eşdeğerdir herhalde.

çevremizle ilgili, ifade etmesi güç koşullarla birlikte, kendimizle ilgili olarak ifade etmesi, yüzleşmesi güç şeylerin de farkına varmamız, bu hususta yardımlaşmamız gerekiyor. zaten bunu da az çok ifade ettim. epeyce negatifleşmiş durumdayız. etkin bir negatiflik değil belki, ama hiç de istediğimiz halde olmama, azımsanamaycak bir sürekliliğe sahip, zaman zaman çok derinleşen bir sıkıntı hali/süreci diyelim. üstelik bunu doğal da kabul etmemiz gerekiyor, ki doğal. yani şu anda kendimiz ve başkaları için istediğimiz ölçüde pozitif olamamamızdan (hatta negatif etkiler yapmaktan) dolayı kendimizi veya başkalarını suçlamaya hiç gerek yok. pek bir işe yaramaz muhtemelen. durumun gerçekliğini kabul etmemiz gerekiyor. hatta mümkünse sempati duyabilmek. bir parçanızla. çünkü bütüncül varlıklar da değiliz, daha önce tanımlamaya çalıştığım gibi. parçalı varlıklarız, ki bunun negatifliğimizle de yakından bağlantısı var. hatta negatifliğimizi anlamanın bir diğer yönteminin bu olduğu da söylenebilir. vaktinizin bütünü boyunca ortak belirli bir bilincin farkında değilseniz, istemediğiniz, razı olamadığınız halde yüksek sayılabilecek bir bilinçten kopmak zorunda kalmış buluyorsanız kendinizi, bu bir parçalanmışlık, bu bir çeşit negatif durumun yansımasıdır. çünkü negatiflik bölücüdür (pozitiflik de birleşme, birleştirme, toparlama eğilimli tabi). bunları söylerken, herhangi birimizin negatif eğiliminin pozitif eğiliminden daha baskın olduğunu falan iddia etmiyorum, farkına varabileceğiniz gibi. hatta pozitif eğilimlerinizin daha fazla (daha derin, daha samimi, yani negatiflikten arınma eğilimli) olduğuna güvenerek paylaşıyorum bunları. (yoksa, yoksa???? :)))) hepimizde ciddi bölünmüşlükler var. ve bunu anlamanın en iyi yollarından biri, istikrarlı ve geniş çaplı bir bilinci deneyimlerimizin bütün sürecinde uyanık tutamıyor olduğumuz gerçeğinin farkına varmamızdır. bu en hafif tanım hatta. yüksek bilince meydan okuyan, epeyce olumsuz parçalarımız da var. bir şekilde, çeşitli bilinç parçalarımız arasında güzel bir uyum olduğu söylenemez sanırım. çevremizi saran koşullar da bunun tam da böyle olması için dizayn edilmiş durumda zaten, büyük ölçüde. yani bütüncül aklımızı yitirmemiz için. özgür irade yasası, negatiflerin bunu çocuk oyuncağı gibi uygulamalarına pek müsaade etmiyor tabi ama, çevremiz üzerimizde çok etki ediyor, değil mi? özgür irademizi kullanış biçimimiz üzerinde, çevremizin, içinde yaşadığımız ekono-sosyal-askeri-dini-vs düzenin çok büyük bir etkisi var. bizim için özenle hazırlandı! : ) tabi dualite faktörünü unutmamak lazım. yani hemen her alanda, çok kısmi düzeyde de olsa, pozitif eğilimlerin de belirli bir ölçüde var olması, kendini ifade etmesi mümkün olmuştur bir şekilde. ben daha yaygın olan ve ister istemez bize daha çok çarpan faktörün varlığını, mevcudiyetini ve ciddiyetini ifade etmek ve çözüm denklemlerimizi bu veriyi de katarak zenginleştirme namına bu tanımları/tespitleri yapma gereği duyuyorum.

kendimizdeki negatifliklerin bilincinde olmamız (genel olarak bu durumun gerçekliğini kabul etmemiz) gerektiğine inanıyorum. size sizde hiçbir negatiflik yokmuş gibi muamele yapan herşeye dikkatli yaklaşmanız gerektiğini düşünüyorum. hepimiz ciddi bilinçsel hastalıklardan muzdaribiz. bir hastalığımız yokmuş gibi davranırsak, evren bu ricamızı kabul eder. ama iyileşmeyi de ertelemiş oluruz sürekli.

bozadi

#51




astro-kozmo varsayımı çakralar kavramına uygulandığında böyle bir sonuç çıkıyor gibi görünüyor. çakralar konusundan hemen hemen hiç anlamıyorum. dolayısıyla neyin ne kadar uyduğunu da pek kestiremiyorum. ama anladığım kadarıyla yorumlarımı, tahminlerimi paylaşacağım müsait bir vaktimde.

uyarımı tekrarlayayım; tamamen varsayımsal ve deneysel bir incelemedir.

erica arborea

#52
"kendimizdeki negatifliklerin bilincinde olmamız (genel olarak bu durumun gerçekliğini kabul etmemiz) gerektiğine inanıyorum. size sizde hiçbir negatiflik yokmuş gibi muamele yapan herşeye dikkatli yaklaşmanız gerektiğini düşünüyorum. hepimiz ciddi bilinçsel hastalıklardan muzdaribiz. bir hastalığımız yokmuş gibi davranırsak, evren bu ricamızı kabul eder. ama iyileşmeyi de ertelemiş oluruz sürekli."

çok doğru. "olanı olduğu gibi kabul etmek" iyileşmek, kendi varlığını "olduğu gibi" kabul ederek sevmek demek. dolayısıyla suçluluk, kurban duygularının yer bulmaması demek... negatif bir şey yokmuş gibi davranmak, mış gibi yapmaktır, imitasyondur, yalan dünyanın yalanlığına katkıdır. ve fakat "ego" olanı saklamaya, olanı işine geldiği gibi değiştirmeye öyle programlı ki  öyle kolay bir iş değil bu. dolayısıyla asıl işimiz bu :) kendi gerçeğimizi olduğu gibi görebileceğimiz, böylece gereğini yapabileceğimiz, egonun tuzaklarına düşmeyeceğimiz bir idrak seviyesine gelmek.
 

erica arborea

#53
"kendimizdeki negatifliklerin bilincinde olmamız (genel olarak bu durumun gerçekliğini kabul etmemiz) gerektiğine inanıyorum. size sizde hiçbir negatiflik yokmuş gibi muamele yapan herşeye dikkatli yaklaşmanız gerektiğini düşünüyorum. hepimiz ciddi bilinçsel hastalıklardan muzdaribiz. bir hastalığımız yokmuş gibi davranırsak, evren bu ricamızı kabul eder. ama iyileşmeyi de ertelemiş oluruz sürekli."

çok doğru. "olanı olduğu gibi kabul etmek" iyileşmek, kendi varlığını "olduğu gibi" kabul ederek sevmek demek. dolayısıyla suçluluk, kurban duygularının yer bulmaması demek... negatif bir şey yokmuş gibi davranmak, mış gibi yapmaktır, imitasyondur, yalan dünyanın yalanlığına katkıdır. ve fakat "ego" olanı saklamaya, olanı işine geldiği gibi değiştirmeye öyle programlı ki  öyle kolay bir iş değil bu. dolayısıyla asıl işimiz bu :) kendi gerçeğimizi olduğu gibi görebileceğimiz, böylece gereğini yapabileceğimiz, egonun tuzaklarına düşmeyeceğimiz bir idrak seviyesine gelmek.

içeride ve dışarıda bütün bu olan bitene pozitif yaklaşmak, imanla bakmakta ise bir sorun görmüyorum. ne negatif taraflarımızın altında ezilelim, küçülelim, ne de egonun tuzaklarına düşüp, tavuskuşu gibi dolanalım. kendinden haberdar, farkında, hakikatin peşinde ve pozitif olalım. şeytani tarafımız o kadar güçlü ki bizi her an girdabına çekebilir, fakat rahmani tarafın gücü de eşit derecede büyük. şeytani tarafa yenilip, girdaplara düşmek de iyileşmeyi geciktirir, kendini kandırmak da... vakit kaybına tahammülüm yok artık benim.
 

erica arborea

#54
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen erica arborea

"kendimizdeki negatifliklerin bilincinde olmamız (genel olarak bu durumun gerçekliğini kabul etmemiz) gerektiğine inanıyorum. size sizde hiçbir negatiflik yokmuş gibi muamele yapan herşeye dikkatli yaklaşmanız gerektiğini düşünüyorum. hepimiz ciddi bilinçsel hastalıklardan muzdaribiz. bir hastalığımız yokmuş gibi davranırsak, evren bu ricamızı kabul eder. ama iyileşmeyi de ertelemiş oluruz sürekli."

çok doğru. "olanı olduğu gibi kabul etmek" iyileşmek, kendi varlığını "olduğu gibi" kabul ederek sevmek demek. dolayısıyla suçluluk, kurban duygularının yer bulmaması demek... negatif bir şey yokmuş gibi davranmak, mış gibi yapmaktır, imitasyondur, yalan dünyanın yalanlığına katkıdır. ve fakat "ego" olanı saklamaya, olanı işine geldiği gibi değiştirmeye öyle programlı ki  öyle kolay bir iş değil bu. dolayısıyla asıl işimiz bu :) kendi gerçeğimizi olduğu gibi görebileceğimiz, böylece gereğini yapabileceğimiz, egonun tuzaklarına düşmeyeceğimiz bir idrak seviyesine gelmek.

içeride ve dışarıda bütün bu olan bitene pozitif yaklaşmak, imanla bakmakta ise bir sorun görmüyorum. ne negatif taraflarımızın altında ezilelim, küçülelim, ne de egonun tuzaklarına düşüp, tavuskuşu gibi dolanalım. kendinden haberdar, farkında, hakikatin peşinde ve pozitif olalım. şeytani tarafımız o kadar güçlü ki bizi her an girdabına çekebilir, fakat rahmani tarafın gücü de eşit derecede büyük. şeytani tarafa yenilip, girdaplara düşmek de iyileşmeyi geciktirir, kendini kandırmak da... vakit kaybına tahammülüm yok artık benim.
 

bozadi

#55
işte, egomuzdan bir anda kurtulmak da imkansız. dünyadaki statüko hala son derece güçlüyken hele. kendimize ve birbirimize karşı epeyce hoşgörüye ihtiyacımız olacak diye düşünüyorum.

imanlı bakış zaten egonun pasifleşebildiği durumlarda mümkün oluyor ve tabi egonun giderek pasifleşmesi için de zemin hazırlıyor. ama işte, belirli bir süreçte uyumlandığımız inançlı, imanlı, güvenli perspektifi sürekli korumak hiç kolay birşey değil bence. eriştiğimiz en yüksek frekansta kalmak falan yani. zor. tabi bu demek değil ki bundan vazgeçelim. aksine, bu tür girişimlerimiz istediğimiz derecede istikrarlı ve sürekli bir netice vermediğinde kendimize karşı hoşgörülü olabilmemiz açısından bilmemiz gerekiyor biraz da meselenin o kadar basit olmadığını, ama imkansız da olmadığını. özellikle işbirliği, dayanışma, bunu imkanlı hale getirmekte en önemli faktör gibi görünüyor bana. kendim her ne kadar ciddi asosyallik, agresiflik, dengesizlik, uçlara gitme problemleri ve kompleksleri deneyimleyen biri olsam da, işbirliği ve dayanışma doğrultusundan başka doğrultu görünmüyor gözüme.

bu ortamda sizlerle belirli bir frekans uyumu yakalamayı diliyorum.

bozadi

#56
yüzyıllardır dünyada tüm gerekli ayarlamalar yapılıp suç ve ceza psikolojisi emdirildi ruhumuza gibime geliyor. bu da egonun çözülmesini çok zorlaştıran faktör. herkes zarar verdi ve herkes zarar gördü. hepimizin bilinçaltında sürekli bunlarla ilgili belki de önemli ölçüde çözülmeden kalmış pek çok problem var. bunun farkında olmak gerekiyor. kendini ve başkalarını affetmek pek çok zaman hiç de göründüğü kadar basit olmayabiliyor. veya çok derinlemesine yaklaştığımızı sanırken yalnızca yüzeylerde dolaşıyor olabiliyoruz bu konuda.

bir de, kendime ve size şu konuda bir hatırlatma yapmak istiyorum; insan kendini arındırmaya, iyileştirmeye niyet edip bu yönde adım atınca, şimdiye kadar çözülmeden bilinçaltına itilmiş meseleler yüzeye çıkmaya başlıyor veya biz onları yüzeye çıkmaya davet etmiş oluyoruz. dolayısıyla, arınma, iyileşme, bilinci toparlamaya yönelik çabalarda, sanki belirli bir huzuru, güveni yakalayınca, artık hiçbir sıkıntı ve problem duymak zorunda kalmayacakmışız gibi bir beklenti bir süre sonra insanın canını acıtıcı bir uyanışla sonuçlanmak zorunda kalabiliyor gibi anlıyorum. aksine, bu yolla güçlenince, güçsüz zamanlarımızda çözemeden bir kenara attığımız meselelerin bizi tekrar bulmak isteyeceğini, bunun çok doğal olduğunu bilmemiz gerekiyor. hazırlıklı olunmasını sağlıyor. hazırlıklı ve sabırlı olunduğunda, o problemlerin her birine şimdi doğru bakış açısıyla yaklaşıp çözümlemeye başlayınca, hissetmeye başlayacağımız hafiflik, huzur, güven giderek artacak herhalde.

bozadi

#57



1. ÇAKRA / 1. YOĞUNLUK : KOÇ-TERAZİ


bu çakralar konusundan neredeyse hiç çakmıyorum ama artık deneysel olarak bir yaklaşmaya başlayayım bari. astro-kozmo hipotezime göre, ilk çakraya/yoğunluğa isabet eden burçlar koç ve terazi.

şimdi internetten birkaç siteye baktım 1. çakrayla ilgili. fiziksellik canlılıkla, bedensel farkındalıkla, hayatta kalma, barınma, korunma güdüsüyle yakından ilgili olduğu belirtiliyor. bunlar koç burcuyla birebir ilgili kavramlar. bu çakranın rengi olarak belirtilen "kırmızı" renk de zaten koç'un rengi olarak kabul edilen renk. buraya kadar iyi. peki teorime göre terazi burcunun nasıl bir ilgisi olabilir bu çakrayla? emin değilim. ama bir şekilde 1. çakrada, koç burcuyla ilgili kavramlara dair ne kadar sorun ve dengesizlik varsa, bunların dengesinin terazi burcunun temsil ettiği şeylerle yapılması gerekeceğini tahmin ediyorum.

1. yoğunluk denen varoluş katı da "madde" ile birebir alakalı olan yoğunluk katı. bir bakıma, bu kök/bazal çakra denen çakra, varlığımızın 1. yoğunluk (fiziksel) yönüyle ilgili durumu idare ediyor herhalde. 1. yoğunlukta, maddenin en ilkel hallerinin, çeşitli şekillerde giderek organize olmayı öğrenerek, bunun komplekslik derecesini arttırması ve giderek belirli biyolojik bir bedenin oluşumuna, yani 2. yoğunluğa kadar ilerletilmesi durumu var. bu da koç'tan terazi'ye olan evrimle çok güzel açıklanan bir faktör. koç bağımsız ve ilkel denebilecek bir haldir, başka birimlerle iletişim kurma, onlarla birlikte yeni formlar oluşturma durumu tam da terazi arketipidir.

ve maddeselliğin olduğu her yerde düalite de var. fiziksel bedenimizle ilgili bildiğimiz en temel düalite, erkek ve dişi olma durumu elbette. ve bu çakranın hizası tam da cinsel organların hizası gibi görünüyor. yani erkeklik-dişilik ayrımını en iyi vurgulayan organlar. eril enerjiyi temsil eden mars/koç, dişil enerjiyi temsil eden venüs/terazi, tam da bu çakrayla ilişkilendirilen koç-terazi burçlarıyla birebir alakalı görünüyor.

koç ve terazi birbirini dengeleyen burçlar/enerjiler. koç mücadeleci/kavgacıdır, terazi diplomasiden ve anlaşmadan yanadır. koç zorlu/mücadeleli yolu sever, terazi kolay, konforlu yolu. tabi arketipik olarak ele alıyorum. kimsenin %100 koç veya terazi enerjisinden ibaret olmasının imkan dahilinde olduğunu sanmıyorum. her zaman ikisinin belirli bir dengelemesine ihtiyaç duyuluyor evrimde ilerlemek için. bir erkeğin vücudunda kadınlık potansiyelinin / enerjilerinin / hormonlarının ve aynı şekilde bir kadının vücudunda erkeklik potansiyelinin / enerjilerinin / hormonlarının bulunduğunu, gebelik sürecinde erkekle dişiyi ayırt eden, şekillendiren şeyin sadece ikisinden birinin derecesindeki belirli bir artış olduğunu okumuştum yanlış hatırlamıyorsam. hatta normalde erkekte meme ucuna bir ihtiyaç olmayacağı halde, fiziksel bedenin oluşum sürecinde belirli bir aşamaya kadar erkek-dişi ayrımı olmadığı için, o sırada meme ucunun potansiyel olarak oluştuğunu, eril cinsiyet şekillenirse, o kalıntının da öylece kalakaldığını. estetik olarak hiçbir itirazım yok. iyi olmuş böyle. :)

nitekim, bu koç-terazi dualitesi, herşeyin kökü, esası, özü ile ilgili bir belirleyiciliğe sahip gibime geliyor. yani sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da. koç-terazi'nin temsil ettiği arketipik anlam, sonraki tüm seviyeler için de geçerli. örneğin sonraki tüm çakralar/yoğunluklarda da her zaman iki yarı var (gece ve gündüz gibi; ama 4. yoğunluktan sonra bu ayrım bizim anladığımızdan çok farklı bir hale geliyor olabilir) ve tüm ilk yarılar koç niteliğinde, tüm ikinci yarılar terazi niteliğindedir benzeşimsel olarak. yeni bir alana ilk girişinizde herşey sizin için çok yenidir, biraz adrenalin vardır, belirsizlikten dolayı her an neyle karşılaşacağınızı, ne hissedeceğinizi bilemez kestiremezsiniz, bu belirli bir heyecan yaratır (bazen biraz daha olumlu, bazen biraz daha olumsuz), çok tehdit hissetmeseniz bile belirli bir ölçüde savunma güdülerinizi etkinleştirmek zorunda hissedersiniz. bu tam koçun temsil ettiği şeydir işte. yepyeni fırsatlar, değişimlerle ilgili fırsat duyguları da algılarsınız. birşeylere arzu duyarsınız, eril bir heyecandır bu aslında. koça özgüdür. belirli bir huzursuzluk da eşlik eder buna ama doğal hissedilir, çok rahatsızlık yaratmaz. cesaret artar. yepyeni olan şey her zaman insanda bir tazelenme, yenilenme, arınma duygusu/fırsatı hissi uyandırır. koç burcunun başlangıcı olan ilkbaharın başlangıcındaki duygudur bu aynı zamanda. mevsimsel olarak yeni bir yılın başlangıcıdır. yepyeni umutlar, yeni başlangıçlar vs vs. hangi zihniyet yeniyılı ocak ayına taşımış anlamak zor. belki de negatif bir şekilde, bilinçli olarak uygulatılmaya, alıştırılmaya çalışılmıştır. işte, normalde koç'un temsil ettiği duygular böyledir. yeni girişimler, yeni başlangıçlar, yeni umutlar, enerjilenme vardır. ama bu enerjilenme aşamasında herhangi bir uzunvadeli birşeye girişmek çoğu zaman mümkün olmaz. herşeyde çok hızlı bir değişim de vardır çünkü. bu şekilde tadı çıkarılmalıdır. tabi koç derken, hiçbir zaman terazi'nin enerjilerinden tamamen bağımsız bir koç enerjisi söz konusu olamaz. yukarıda tamamen koç'a özgü olduğunu söylediğim süreçte bile herhalde belki de yarı seviyesine yakın bir yere kadar, karşı kutup olan terazinin enerjileri, temsilleri de bulunmak durumundadır, ve onsuz olması mümkün değildir, anladığıma göre. erkek veya dişi herhangi bir insan, erkek veya dişi herhangi başka bir insanı gördüğünde, orada bir ilişki başlar. ve bir insan bir insanı gördüğü zaman hemen koça özgü bir tehdit algısı, hayatta kalma güdüsünü etkinleştirme, saldırmaya, gerekirse rakibi yok etmeye hazırlanma gibi bir sürece girmez doğal olarak. eğer bir ortamda/durumda terazi'den tamamen bağımsız bir şekilde sadece koç enerjisi bulunsaydı, oradaki tüm varlıklar birbirlerini tamamen yok edene kadar herşey birbirini öldürmeye, yok etmeye girişirdi herhalde! bir erkeğin %100 erkek, bir dişinin %100 dişi olarak varlığını sürdürmesi mümkün olamaz bence. üstelik, kasyopyalıların iddiasına göre 4. yoğunlukta hermafrodit (her iki cinsiyeti taşımak) olmak gibi bir durum da sözkonusu galiba. aslında bu aşamada da azımsanamayacak ölçüde hermafroditiz ama işte demek 4. yoğunlukta resmiyetini buluyor bu bir bakıma.

ve ilk defa dahil olduğunuz herhangi bir alanı giderek tanıdıkça, oraya, o koşullara aşina oldukça da, koç duygularının egemenliği yerini giderek terazi duygularının egemenliğine terk etmeye başlar. tehdit duygusu azalır, dolayısıyla sürekli tetikte olma gereksinimi azalır. sakinleşirsiniz. daha fazla keyif duymaya başlarsınız. konfor artar. nezaket artar. dostluk artar. herşeyi daha ağırdan, sakince ele almaya başlarsınız. herşeyi daha kolay, daha az hatayla, çok daha mükemmel ve estetik bir şekilde yaparsınız. sanatsal eğilimlerin güçlenmesi de dolayısıyla terazi süreciyle yakından ilgilidir. plan, program, düzenlilik artar. ama bu da aşırıya kaçtığında koç'un heyecanı giderek azalma tehlikesi gösterir. yani sıkılma, aynılık, rutin vs. her zaman her yerde hep dengenin bulunması gerekiyor. işte koç-terazi, 1. seviyede bunu tüm varoluş için açıklıyor bir bakıma.

tüm varoluştaki tüm evrimler, daima koçun temsil ettiklerinden terazinin temsil ettiklerine doğru bir hareket içeriyor sanırım. ama terazi'nin temsil ettiklerine doğru olan hareket, asla koç'un tamamen ekarte edilmesini içeremez. çünkü koç'un sadece aşırılığıdır azaltılması gereken, temsil ettiği herşey değil. koç olmazsa yenilik yok, koç olmazsa enerji yok, koç olmazsa heyecan yok, girişim yok vs.

koç arketipinde her zaman bir tehdit algısı ve korku belirli bir ölçüde sürdürülmek zorunda, ve bu çok da doğal bir süre için. ama bilgi arttıkça, keşif arttıkça, kavrayış, anlayış, hoşgörü, dayanışma arttıkça, korkunun yerini neşe almaya başlıyor.  herkes, evriminde geride bıraktığı aşamalara göre 'terazi' gibi, evriminde henüz ulaşmadığı, ulaşmaya çalıştığı aşamalar açısından 'koç' gibidir denebilir belki.

yukarıda astrolojik ve kozmolojik olarak çok iyi anlarmış gibi paylaştığım çeşitli verilerde, çok çeşitli seviyelerde yanlışlar olması muhtemeldir. ama azımsanamayacak oranda isabetlilik de mevcuttur gibime geliyor. giderek toparlamak, netleştirmek için inceliyorum. kim bilir bu koç-terazi arketipi ve bunun kozmolojik yansımaları açısından aklıma gelmeyen nice güzel örnekler vardır. hatırladıkça ve sizler hatırlattıkça konu gelişecektir.

bozadi

#58
bir ortamdaki varlıklar %100 koç arketipinde olsa, herşey birbirinin sonunu getirine kadar bitmeyecek bir süreç başlardı diye bir tahmin yürüttüm. peki aynı ortamdaki varlıklar %100 terazi arketipinde olsalardı ne olurdu? hiçbir varlık hiçbir varlığa doğrudan bir zarar vermez, sürekli birbirlerine saygı sevgi gösterirlerdi ama bu da giderek bir yozlaşmaya neden olurdu. olağanüstü bir aynılık, sabitlik, bayatlama durumu meydana gelirdi. hareket olmazdı, heyecan olmazdı. hiç hata yok, hiç yanılma yok, hiç elenme yok, hiç üzülme yok... nereye kadar? : ) tabi, hatırlatmak gerekirse, sadece koç olduğu zaman da aşırı vahşi bir durum. denge, denge, denge... sen nelere kadirsin...

bozadi

#59
yazıyı baştan kontrol etmek sıkıcı geldiği için, ancak yayınlayıp oradan okurken farkediyorum bazı yazım yanlışlarını, eksikleri, mesajın içeriğine girip düzeltmeye çalışıyorum.

Tiversonus sağolsun yönetici statüsü atfettiği için kullanıcı hesabıma, mesajlarda yapılan değişikliklerle ilgili olarak altta "mesaj değiştirildi" (edited by) falan bilgisi çıkmıyor niyeyse yönetici hesapları için. ayrıcalık güzel duygu... [ bkz. elitist tehlike :) ]