Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

bildiğimize varmak

Başlatan bozadi, 07 Eylül 2009, 20:12:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#60
forum idaresine yardımcı olmama niyetlenmişti sevgili Tiversonus ama onu bu konuda ektim :) özür diliyorum kendisinden.

bozadi

#61
koç-terazi 1. yoğunluk/çakranın vücuttaki karşılıklarından birinin "kan" olabileceği geldi aklıma. "kan" ile "koç" arketipi arasında önemli bir bağlantı var. tabi bir hayvan olarak "koç"un "kurban edilmesi", kanının dökülmesi, alna sürülmesi şeklindeki ritüel de akla geliyor hemen. bunun da bir şekilde ilgisi olabilir elbette olayın astro-kozmolojik yönüyle.

1. yoğunluğun "elementsel deneyimlerle" ilişkili olması ile, insanın vücuduna aldığı besinleri kan aracılığıyla vücuda yayması arasında bir bağlantı var muhtemelen. kanın "kırmızılığı", ilk burç olan koç arketipinin renginin kırmızı olması ve gökkuşağının ilk renginin kırmızı olmasıyla ilişkili görünüyor.

kan hayatı, canlılığı, yaşam iradesini temsil ediyor mecazi olarak.

koç-terazi polaritesi üzerinde düşünürken aklıma şu da geldi: bu birinci polarite, varoluş yolculuğunun geri kalanındaki pek çok şeyle ilgili bazı temelleri de ifade ediyor.

kasyopyalılar, "kh dengesizliktir, bh dengedir" demişti.

terazi'den yalıtık bir şekilde ele alındığında koç arketipi, "dengesizlik" ve "kendine hizmet" faktörleriyle ilgili bir sembolizma ortaya koyuyor sanırım. terazi dengelemesinden yalıtık bir koç enerjisi, sürekli savaşa endeksli olacaktır. ve ele aldığımız çeşitli kaynaklarda belirtildiği gibi, üst seviye, özellikle 4. seviye KH varlıkları sürekli olarak bir savaş halindeler. sürekli olarak fethedecek, sömürecek yeni kaynaklar arama, bunun için açık ve gizli yollarla kesintisiz bir savaşma modundalar gibi görünüyor. eylemleri kendilerini de etkilediği için kendilerini giderek daha zor durumlara sokuyorlar ve bu da onların gözünü iyice karartıyor, daha uç koç/savaş/vahşet/şiddet/sömürü girişimlerine sevk ediyor.

"şeytan ateşten yaratılmıştır" tanımı geçer islam felsefesinde. işte, bu bir bakıma koç'un (ateş elementi) aşırı yalıtık versiyonunun bir yansıması sanırım. ve "cehennem/ateş" faktörü, terazi (hava elementi) ile dengelenmemiş aşırı ateş vurgusu. KH varlıklarının ve KH aleminin genel niteliğini yansıtıyor muhtemelen. "şeytan azapta gerek" sözü de bununla ilişkili görünüyor. yani terazi (hava) faktörünün ifade ettiği huzur, müdahalesizlik, sükunet unsurlarına ilgi/farkındalık beslemeyen bir tutum.

koç'tan yalıtılmış bir terazi enerjisi/tutumu da aslında bir çeşit KH tutumu veya daha da kötüsü bir çeşit atalet/entropi döngüsünü temsil ediyor olabilir. ki insanlık nüfusunun ciddi bir bölümünün durumunu ifade ediyor bu bana göre. ra bilgileri'nde kh/bh kutupsallığı ile ilgili bir konu tartışılırken, ra 3. yoğunlukta herhangi bir kutupsallığın seçilmemesinin, kutupsallıklardan herhangi birinin seçilmesinden daha olumsuz bir durum teşkil ettiğini vurgulamıştı. burada koç'tan yalıtık bir terazi enerjisinin/tutumunun olumsuzluğu söz konusu bence. yani büyük bir umursamazlık, vurdumduymazlık, atalet, entropi, inisiyatifsizlik, dağılma durumu. koç bir yerde hayatta kalma güdüsünü, iradesini, kararlılığı, mücadeleyi, hareketi, devinimi, enerjiyi, coşkuyu temsil ediyor. koç eksikliği olan bir terazi güdüsü, hayatın devinimine, gelişimine, zorluklarına, meydan okumalarına karşı aşırı bir duyarsızlık, umursamazlık durumunu ifade ediyor. hayata karşı bir duyarsızlık yani. hayattan birşey almamak ve hayata birşey katmamak. kendini uyuşturarak yokoluşa sürüklenmek gibi birşey bu belki de. hiçbir güçlü, ateşli duygu duymamak. terazi'nin aşırılığında bireyin kendine (ve herşeye) karşı dürüstlüğünün azalması durumu söz konusu olur sanırım. yani çatışmadan, mücadeleden, uğraşmaktan, çaba harcamaktan fazlasıyla çekinme neticesinde, kendi isteklerinin, sıkıntılarının, taleplerinin sesine karşı duyarsızlaşma ve bunun neticesinde bir çeşit yozlaşma sürecine girme durumu olabilir bu.

"bh dengedir" derken, koç ve terazi'nin bir dengesi olmalı bu. ne koç'un aşırısı, ne terazi'nin.

tabi bunlar bir insanın burcuna veya astrolojik haritasının ayrıntılarına bakılarak anlaşılabilecek şeyler değil. psikolojik ve arketipik anlamdaki şahsi yorumlarım. düzeltilmesi, geliştirilmesi gereken yönleri de vardır muhtemelen.

bozadi

#62
ra bilgileri'nde "perdelemeden önce" "perdelemeden sonra" diye kavramlar geçer. bu, kasyopya celselerinde "düşüş'ten önce / düşüşten sonra" diye geçen kavramdır.

ra insanlığın perdeleme öncesinde kh seçeneğinin prensip olarak bulunmadığı tamamen pozitif bir varoluşta 3. yoğunluğu deneyimlemekte olduğunu söyler. nitekim kasyopyalılar da düşüş öncesinde insanlığın "uzundalga döngüsü" diye tanımlanan tamamen pozitif, kitlesel ve yavaş bir döngüde 3. yoğunlukla 4. yoğunluk arasında bir noktada bulunduğunu söyler.

ra'nın "perdelemenin gelmesi" dediği şey muhtemelen insanlığın maddesel olmayan bir ortamdan maddesel bir ortama geçmesiyle ilişkili. maddesellik ile kh/negativite arasında da bir ilişki var. yani maddesel deneyim seçeneğinin getirilmesi, kh seçeneğinin getirilmesi gibi birşey aynı zamanda. peki bu seçenek neden getirildi? ra'ya göre insanlık kitlesi, bu maddesel "perdeleme" faktörünün getirilmesi öncesinde eterik bir 3. yoğunlukta, üst yoğunluklarla olan bağlantılarının tam farkındalığı içinde, tamamen korkusuz, tamamen rahat bir haldeydiler. bu rahatlık onları yozlaştırmış anlaşıldığı kadarıyla. 4. yoğunluğa ilerlemek için gerekli kutupsallaşmayı sağlayamamışlar çok uzun bir süre. çünkü ra'nın tanımına göre, her bir yoğunlukla bir sonraki yoğunluk arasında, delinmesi kolay olmayan bir "eşik" bulunur. ve o eşiği geçebilmek için yoğun bir kutupsallaşma/adanma/çalışma/öğrenme gerekir. ama insanlık yediği önünde, yemediği arkasında bir halde, umursamaz, yani epey şımarık-yozlaşık bir haldeymiş. durum o varlıkların giderek yozlaşması ve yok olması tehlikesi doğurmaya başlamış anladığım kadarıyla. işte bunu önlemek için de kh seçeneği getirilmiş. yok oluşa sürüklenmektense kh'yi tanıyıp bh'nin kıymetinin anlaşılması ve 4. yoğunluğa ilerlemek için gerekli motivasyonun geliştirlmesi seçeneği/planı belki de bu biraz da. nitekim insanlık o anki yozlaşık durumunun da etkisiyle kertişlerin bedensel varoluşa geçiş önerilerine/projelerine "zıplamış" dikkatsizce ve böylece "düşüş" gerçekleşmiş. eteriklikten maddeselliğe geçiş her halükarda bir "düşüş" olarak tanımlanabilecekti belki ama özellikle dikkatsizce kertişlerin planları doğrultusunda bir geçiş, gerçekten berbat, travmatik bir "düşüş" haline gelmiş sanırım.

işte, insanlığın "düşüş" (maddesel perdelenme içine giriş) öncesindeki yozlaşık hali de, koç'tan çok eksik nasiplenmiş bir "terazi" konforunun tehlikelerine işaret ediyor. tam da ra'nın belirttiği gibi, kutuplaşma ve "ilerleme" eksikliğine neden oluyor bu. ve bu durum, kh'nin seçilmesinden bile daha berbat bir durum, yani entropi/varoluşsal çözülme/dağılma/yokoluşa doğru kayıyor.

düşüş öncesinde insanlık bir "dengesizlik" içinde değildi. aksine "dengeliydi", "bh"ydi, ama bh içinde kutuplaşma iradesini, motivasyonunu yitirdiği zaman, kh'nin bh'nin anlamı kalmıyor görünüşe göre. yokoluşa/dağılışa doğru kayıyor. insanlığın ciddi bir bölümünde de var bu duyarsızlık. tabi kendini yokoluşa bırakacak seviyede midir, değil midir bilmiyorum.

yani, koç'un aşırısı aşırı eylemsellik ve savaş yoluyla kendini yokoluşa sürükleme yoluna işaret edebileceği gibi, terazi arketipinin aşırılığı da aşırı barış/tepkisizlik/umursamazlık yoluyla kendini yokoluşa sürükleme anlamına gelebiliyor. terazi koç'u dışladığında artık terazi'nin "dengeliliğinden" bahsetmenin bir anlamı kalmıyor muhtemelen. aynı şekilde koç terazi'yi dışladığında, mücadele-zafer coşkusu/hırsı bir süre sonra kendi kendini yok edecek bir mecraya girebilir.

bozadi

#63


2. ÇAKRA, 2. YOĞUNLUK: BOĞA-AKREP




ikinci çakra ve 2. yoğunluğu temsil eden burç çifti olarak boğa-akrep dualitesi hakkında şu an için aklıma gelen birkaç yorum...

boğa burcunun bedensellik ve somutluk/pekiştirme ile yakından ilgisi var. bu somutluk/pekiştirme ille de bedensellikle/fizikselikle ilgili olmak zorunda değil. ruhsal anlamda bir somutluğu, adanmayı da temsil edebilir.

1. yoğunlukta koç-terazi etkileşiminde maddenin temel birimleri çeşitli şekillerde bir araraya gelerek çeşitli elementleri, bileşikleri, molekülleri vs meydana getiriyor. bu gelişim ve kompleksleşme belirli bir aşamaya varınca tek hücreli ve çok hücreli canlılar oluşmaya başlıyor. ilkel bitki türlerinin 1. yoğunluk olduğu söyleniyor. ve nihayet bu kompleksleşme evrimi de belirli bir seviyenin üzerine çıkınca, belirli özelliklere sahip biyolojik bir beden ortaya çıkıyor ve ileri bazı bitki türleri ve hayvanların sahip olduğu bu bedenlerin elde edilmesi, 2. yoğunluğa mezuniyet getiriyor. bu bedenlerin özelliği belki de organların gelişimi, çok sınırlı ve robotomsu şekilde de olsa bir zekanın ortaya çıkması, ayrıca enerji dönüştürücü bir sisteme sahip olunması olabilir. beden boğa burcu ile yakından ilgili. akrep burcu ise gelişmiş bir biyolojik bedenin özelliği olan enerji çevrimleriyle yakından ilgili gibi görünüyor. örneğin bitkilerin fotosentezi, hayvanların ise yedikleri yiyecekleri enerjiye çevirme sistemi akreple yakından ilgili olmalı. yeme, sindirim ve boşaltım sistemleri döngüsü. bir bedenin dünyaya gelmesinde de yine akrepsi bir dönüşüm sistemi var: seks ile üreme. dişi ile erkeğin cinsel birleşimiyle türün yeni bir bireyinin dünyaya getirilmesi yoluyla türsel devamlılığın sağlanması. boğa-akrep döngüsüyle birebir alakalı. doğum, gelişim, ölüm, tekrar doğuş da (farklı haller ve boyutlar arasında geçişler) boğa-akrep polaritesiyle yakından ilgili. boğa bilinir, istikrarlı, somut bir durum. akrep ise kuralları değiştiren değişim, dönüşüm ve geçişlerle yakından alakalı.

insanın bedeni, yani biyolojik makinesi, insanın 2. yoğunluk doğasını temsil ediyor. o bedeni oluşturan maddeler, elementler, bileşikler ise 1. yoğunluk doğamızı teşkil ediyor.

2. yoğunlukta biyolojik bir beden sahibi varlığın vücudundaki en önemli işlevlerden biri de salgılar. bu salgılar yaşamın programlanmasında çok önemli bir yere sahip. uyuma-uyanma, yorulma-dinlenme, acıkma-doyma, tehlikeleri fark etme ve sakınma ve başka pek çok işlevin sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesi için beyin tarafından yönetilen / salgılanan kimyasal salgıların vazgeçilmez bir önemi var. maddeler/kimyasallar (boğa) ve bunların dönüştürücü etkileri (akrep). boğa lineer/doğrusaldır, akrep ise eğriseldir, esnek, yön değiştiricidir. gelişim için ikisine de ihtiyaç vardır.

2. çakrayla ilgili yapılan yorumlardan biri, bu çakranın duygularla ve su/sıvılarla yakından ilgili olduğudur. bence 2. çakra seviyesindeki duygular genel olarak fiziksel varlığın sürdürülmesine / düzenlenmesine yönelik ilkel duygulardır ve söz konusu sıvılar da vücutta buna dair salgılanan kimyasallardır. yaratıcılık ve cinsellik de bu çakrayla ilişkilendiriliyor, hatta seksüel/cinsel çakra olduğu tanımlaması da yapılıyor. üreme anlamında bir yaratıcılık söz konusu olabilir bu seviyede. ama yaratıcılığn da cinselliğin de ilkel halleridir bunlar. yüksek duygu/şefkat/su elementi 4. çakrayla, yani yengeç-oğlak polaritesiyle çok daha yakından ilgili görünüyor.

akrep burcu astrolojide su elementinin parçası olduğu için, elbette bedensel salgılar, sıvılar, kimyasallarla yakından ilgili. ama toprak elementine bağlı olan boğa ile akrebi birlikte düşünmek gerek. boğa kendini veya ilgili duyduğu herhangi birşeyi istikrarlı bir şekilde sürdürmek ve geliştirmek için istikrarlı ve güvenli bir besleme/destekleme döngüsünü sürdürür ve bu süreçte akrep ile bütünlük halindedir. akrep bu amaca yönelik yeni kaynakların ve yöntemlerin tespitiyle yakından ilgilidir.

ingilizce kaynaklarda 2. çakrayla ilgili geçen anahtar terimlerden biri "self-gratification"dır. bu terim, "kendini tatmin etme", "kendini memnun etme", "kendini keyiflendirme", aynı zamanda "arzularının/zevklerinin esiri olma" gibi anlamlara sahiptir. bu tanım boğa-akrep döngüsüyle yakından ilgilidir. elbette olumsuz anlamlar dengesiz durumlarda ortaya çıkar. ama insanlığın dünyadaki fiziksel varoluş hikayesi zaten bir düşme hikayesi olduğu için, o dengesizlik tüm insanlığın bir hastalığı durumundadır yüzbinlerce yıldır. kasyopyalılar da bu "self-gratification" ifadesini kullanmışlardı bir veya birkaç celsede, insanlığın KH'liğinin bir ifadesi olarak. bir de "fiziksel artış gereksinimi" diye bir ifade geçmişti. bu maddiyatçılık anlamında olmalı daha çok. iki deyim yakından alakalı olabilir. insanlığın düşüş hikayesinde maddeye dayalı zevk arayışının önemli bir rolü olduğuna vurgu yapıyordu kasyopyalılar. boğa-akrep döngüsündeki bir sapmayla yakından alakası var gibi görünüyor tüm bu negatiflik yansımalarının.

"tezahür" ve "bırakmayı öğrenme" terimleri de geçiyor bu çakra için. tezahür, cisimleşme, yoğunlaşma boğa burcuyla yakından alakalıdır. bırakmayı öğrenme ise akreple yakından alakalıdır. burada "bırakmak", daha doğru, daha uygun, daha geliştirici şeylere erişmek için, eski, işe yaramayan, engelleyici şeylerin bırakılmasını temsil ediyor. risk, yenilik,  heyecan, bazen korku içerir bu ama hayatın en önemli dinamiklerinden biridir. boğanın temsil ettiği sabit döngülerimizden bazıları bizim lehimize çalışmaz, bizi yozlaştırır. bu durumda akrebin temsil ettiği dönüşümler bizi ya gerilemeye, ya ilerlemeye zorlar. tıkanıklıkların aşılması bazen zorlu olabilir. burada akrebin karmayla yakından ilgisi olabilir. bilinmeyen ve dönüştürücü birşey, olağan döngülerimize meydan okuyor. bu bazen olumlu bazen de olumsuz şekilerde gerçekleşebilir.

2. çakra için libido kelimesi de kullanılıyor bazı kaynaklarda. bu yine oldukça tartışmalı bir konu. libidonun ne anlamda kullanıldığına bakmak gerekir. sadece üreme güdüsü anlamındaysa, evet, 2. çakra bununla yakından ilgili. ama libidonun veya cinsel enerjinin "hayat enerjisi" gibi bir anlamda kullanıldığı durumlar da var. peki insanı hayatta tutan ve varlığını sürdürmeye sevk eden şey sadece üreme güdüsü olabilir mi? hayır. yaşam enerjimiz varlığımızın/ruhumuzun daha üst yoğunluklarından geliyor, ki bu kaynak 5 ve/veya 6 ve/veya 7. yoğunluktur. kasyopyalılar cinsel/seksüel merkezin 3. çakra olduğunu söylüyor ve varoluşun üst katmanlarından gelen enerjinin doğrudan bu çakraya geldiğini, diğer çakralara da buradan dağıtıldığını söylüyor. işte, 3. çakraya gelen bu enerjiyi "yaşam enerjisi" olarak düşünürsek, libidonun aslında bu olduğu düşünülebilir. o durumda mesele libidonun seksle (ille üreme amaçlı seks değil) nasıl bir alakası olabileceğini anlamaktır, ki bunu da tartışmalarımız sürecinde başarabilmemizi diliyorum.

libido hakkında şu temel ansiklopedik bilgiye gözatmak gerekiyor: http://tr.wikipedia.org/wiki/Libido

görünüşe göre "libido", "keyif vermek" anlamındaki latince bir kelimeden geliyor ve "arzu, şehvet" gibi anlamları var. ama modern psikolojide "hayat enerjisi" şeklinde bir tanım var. zaten tartışma da bununla ilgili. hayat enerjisi "seks güdüsü / şehvet" ile eşanlamlı mıdır? veya hayat enerjisinin kaynağı bu cinsel güdü müdür? yoksa neredeyse tam tersi bir durum mu söz konusu?

2. yoğunluk temel olarak hayvanlar alemini ifade ediyor. ve 2. çakra da bedensel varlığımızı, fiziksel hayatta kalış ve üreme güdüsünü, ve başka pek çok hayvani yönlerimizi ifade ediyor gibi görünüyor. burada "hayvani" derken aslında "otomatikleşmiş" veya "otomatikleşmiş olması gereken" anlamında daha çok. çünkü bizler 3. yoğunluk varlıklarıyız ve 3. ve daha üst çakraların kullanımına odaklı olmamız gerekiyor gibi görünüyor (ilerleme namına). acaba insan yaşamında üreme dışında zevke yönelik cinselliğin veya cinsel güdünün yoğunluğu/gücü/önemi bir tür gerici/geriletici faktör olabilir mi? şu andaki sezgilerim, çok kısıtlı istisnalar dışında bunun genel olarak böyle olduğu yönünde. yani "yaşam enerjisi" anlamdaki libidonun seksle ilişkilendirilmesi problemli gibi.

insan varlığının üst boyutlarından gelen enerjiyi üçüncü ve sonraki çakralara yöneltme konusunda ciddi bir aleyhte baskı altında kalıyor mevcut statüko içinde. yani doğru dürüst bir bireysellik (3. çakra/yoğunluk) ve doğru dürüst bir dayanışma/ailesellik (3. çakra/yoğunluk sonu, 4'e yönelim) deneyimi yaşamak zorlaştırılıyor ve varlığımızdan çektiğimiz enerjiyi daha düşük çakrasal faaliyetlere yönlendirmeye/saptırmaya zorlanıyoruz. yani enerjiyi istikrarlı bir şekilde yüksek frekanslı / yükseltici faaliyetlere yöneltmek kolay değil. aşırı baskı altında kişiliğin farklı parçalara bölünmesi faktörünü de işin içine katınca, yüksek/yoğun bir deneyime kısayollardan erişme isteğinde bir artış oluyor. ve seks burada ciddi bir kaçış/sığınma noktası olabiliyor gibi görünüyor ama bu konuda faydalı bir araç olduğu şüpheli.

bozadi

#64
2. çakra/yoğunluk ve bunun diğer çakra/yoğunluklarla ilişkilerine dair aklıma gelen veya keşfettiğim şeyleri buraya eklemeye çalışacağım. parçaları giderek birleştirip, yanlışları ayıklayıp anlamlı büyük resimlere ulaşmaya çalışıyorum.

maskesiz

#65
Sevgili Bozadi yazdıkların okadar önemli ve güzel ki tekrar tekrar okudum.Üzerinde durulmalı tartışılmalı parçalardan bütüne ulaşılmak için çok faydalı olduğunu düşünüyorum.Yaşanmışlıkları özetlemişsin ve bunları paylaşman çok değerli ve güzel birşey bence. kendi adıma tekrar tekrar okuduğumu , dersler çıkardığımı bildiklerime tekrar varmaya çalışmak için adım attığımı söyliyebilirim. Kendi adıma teşekkür ediyorum paylaştıkların için
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

bozadi


bozadi

#67
Arkadaşlar, bir başka mecrada tartıştığım bir konuyla ilgili olarak aklıma gelen şeyleri burada da paylaşmak/hatırlatmak istiyorum:

Evrensel üçlemeyle ilgili bazı fikir/bilgiler:




Bu işaret sonsuzluğun ve evrensel üçlemenin işaretidir.




Ortadaki nokta tüm varoluşun özüdür, ayrışmamış saf tanrısal özdür. İki yandaki noktalar ise dualiteyi temsil eder: Aydınlık-Karanlık, Pozitif-Negatif, Eril-Dişil ("erkek-kadın" konusu, burada anlatılmaya çalışılan şeyle bizim anladığımız şekilde doğrudan alakalı değildir, ayrışaca tartışırız).

Şekle dikkat edilirse, bu şekil aynı zamanda bir devridaimi ifade etmektedir. Her üç nokta arasında daima bir akışkanlık vardır. Ve yine dikkat edilirse, bu şekil aslında bir çemberin hafifçe kıvrılmış bir görüntüsüdür. Tümü birdir.




Açılmış hali, aynı zamanda güneşin ve tüm varoluşun simgesidir:




İnsan yüzünde de aslında bu ebedi simgenin bir kopyasının olduğu görülebilir:




Üçüncü göz olarak adlandırılan ve 6. çakranın (6. his?) yansıması olan alındaki nokta, iki gözle birlikte evrensel üçlemeyi simgeliyor. Ortadaki noktanın biraz daha yüksekte olması, ikisinin kaynağı olmasıyla ilgili muhtemelen.




Ekin çemberlerinden örnekler: