Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

bildiğimize varmak

Başlatan bozadi, 07 Eylül 2009, 20:12:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

birlikte bilinçlerimizi inceleyelim. :)


bozadi

#16
uyuşumsuz ve hatta taban tabana zıt inanç/algılar içeren bilinç hallerine girip çıkıyoruz. bu da, nispeten parlak bir bilinç parçamız/bölümümüz etkinken aldığımız bir ilhama veya uyanan bir farkındalığa dayanarak yapılan bir planın, hayatımızı düzenleme isteğinin, başka (farklı inançlar(inançsızlıklar)/kabuller içeren) bir bilinç bölümü etkinleşir etkinleşmez adeta "havada kalması" ve giderek anlamını yitirmesi acı neticesiyle sonuçlanabiliyor. eminim bunu hemen hepimiz defalarca deneyimlemişizdir.

3. yoğunlukta bilincin parçalı olması doğal ama parçalar arasında adeta farklı yasalarla işleyen ve birbirleriyle uyumlu/bütüncül/destekleyici olmayan özerk bölümlerin hüküm sürüyor olması hastalıklı bir durum. üstelik yoğun olumsuzluklar deneyimlemiş bazı bölümlerimizdeki frekans o kadar düşük olabiliyor ki, orası etkinleştiği zaman tamamen başka bir insan haline gelebiliyoruz. yani şu "doktor jekyll, mr. hyde" bölünmesine benzer bir durum hepimiz için geçerli aslında. üstelik çok muhtemelen ikiden fazla karakter taşıyoruz bilincimizde. uyumsuz, hatta "birbirini tanımayan" karakterler.

bu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor.

tüm günlerimiz veya vaktimiz boyunca bilinçli bir şekilde uyanık tutabildiğimiz ortak/tek/bütüncül bir bilincimiz mevcut değil. yüksek frekanslı bazı parçalarımız var, alçak frekanslı bazı parçalarımız var ve ikisi arasında çeşitli seviyelerde çeşitli bilinç bölümlerimiz var. "üstat" denebilecek parçalarımız da var, birkaç kez dürtüklenmesi durumunda "cinnet" geçirmeye hazır parçalarımız da. ve genelde bilinçli bir şekilde farkında olmadığımız, çok iyi ve çok kötü çeşitli parçalarımız. dediğim gibi, problem çeşitlilik değil, çeşitliliğin/bölünmüşlüğün yer yer vahşi denebilecek kadar uyumsuzluklar, "kopukluklar" içermesi, parçaların birbirinin farkında olmaması, aynı şeyin parçaları olduklarını anlayamamaları ve dolayısıyla dayanışamamaları.

ve böyle bir meselemiz yokmuş gibi yaşıyoruz, bu şekilde yaşamaya "zorlanıyoruz."

bu problemli çok parçalılık hali bizi devamlı endişe halinde tutuyor. iyi-güzel, ilham verici, güven ve sevgi içeren durumlar yaşasak ve bu farkındalık hiç bitmeyecekmiş gibi görünse de, yerini çok farklı kanunların geçerli olduğu bir parçamıza bırakabiliyor hiç yaşanmamışçasına. bu durumu kanıksadık belki de. hayatın kendisinin böyle olduğuna inanıyor olabiliriz.

şimdi birlikte bu durumun farkına vararak, birleşme, bütünleşme, iyileşme için önemli bir ortak adım atıyoruz belki bilinçli bir şekilde farkında değilsek bile. birlikte olması çok önemli, çünkü tek başımıza çok zayıf kalıyoruz. alakasız bir parça etkinleşir (etkinleştirilir!) ve kendimizi tanıyamaz halde savrulabiliriz. kendimiz o anda uygun bir parçada değilken, alakasız bir yönde bizi savuran bir etki altındayken, bir diğerimizdeki uygun parçayı görerek, maruz kalarak, hissederek, farkederek, hatırlayarak, ilham alarak kendimizdeki ilgili uygun bir parçayla dengeleyici/toparlayıcı bir duruma erişebiliriz.

bozadi

#17
"güven"e dair;

sıkça atıfta bulunduğum, bizi negatif bir kalıp içinde şekillendirmeye çalışan yaşam düzeneği içinde en çok zedelenen, eksikliği veya yozlaşması en çok problemler yaratan kavramların belki de başında, güven.

güvene dayalı olmayan bir yaşam sürmeye zorlanıyoruz. ekonososyal güce 'dayalı' bir güven duygusu vurgulanıyor ve bu da güvenin gerçek kaynağıyla/niteliğiyle olan ilişkileri geliştiriyormuş gibi görünürken o bağı daha da zayıflatması mümkün olan birşey bir bakıma.

"güvenin kaynağı" veya "gerçek güven" denebileceğini düşündüğüm bir güvenden ve "o güven"le aramızdaki durumdan bahsetmeye çalışacağım bu ve belki sonraki birkaç mesajda.

gerçek güven, dünya da dahil tüm gezegenlerin, boyutların, evrenlerin nihai olarak zaten güvenle yürütüldüğü, güvenin tüm varoluşun özünde ve bütünselliğinde mutlak şekilde mevcut olduğu bilgisi/sezgisi/inancıyla ilişkili şu anki düşüncelerime göre.

biraz deneysel/ilginç olabilecek bir örnek vererek devam edeyim:

varoluşu bir küre olarak hayal ediyorum. ve yedi katmandan oluşan bir küre. en dış katman 1. yoğunluk, en içteki merkezi küre 7. yoğunluk. varoluşun gerçek duygusu/niteliği merkezden tüm küreye yansıtılıyor sürekli. bir anlamda bir tv veya radyo yayını gibi. merkezden yapılan bu yayın tüm dünyalara, tüm galaksilere, tüm boyutlara, tüm evrenlere, varoluşun her santimetreküpüne erişiyor. bu yayın, güven, sevgi, birlik bilgisini/gerçeğini yayıyor.

bizler, varoluşun 3. katmanında gelişimini/eğitimini sürdürmekte olan varlıklarız genel bir tanımla. ve 3. kat, bireyselliğin doyurulmaya/tamamlanmaya çalışıldığı bir aşama bir yönüyle. varoluşun genelinin, bütünselliğinin farkındalığından ciddi oranda bir yalıtım gerektiriyor koşulları gereği ve bu yüzden de "perdeli" bir aşama olarak tanımlanıyor. bu durum belirli yapısal bir negatifliği içinde barındırıyor zaten ama bizim dünyamızdaki durum, bu seviyeye özgü yapısal, doğal denebilecek negatiflik seviyesinin de üzerine çıkageldi, 4. kattan negatif varlıkların bizi negatif yola çekmeye dönük müdahalelerine karşı etkili bir tepkisellik, direnç, dayanışma gösterilmediği için.

[çoğunluğun bu duyarsızlığı ve hatta negatife adaptasyonu dünyanın nihai kaderini belirleyemeyecek, çünkü dünya gezegeni denen varlık, 4. yoğunluk bir gezegen olabilecek titreşimsel gelişimini tamamlamış bir şekilde ve 4. yoğunluğa girecek. üzerindeki varlıkların çoğunluğu, 4. yoğunluğa geçmeye hazır değil, dolayısıyla burayı terk etmek zorunda kalacaklar ra'nın tanımıyla. 4. yoğunluğa geçebilecek nispeten az sayıdaki birey arasında ise, pozitife yönelimli olanların oranı ezici şekilde daha fazla olduğu için (belki de dünya nüfusunun onların oranına göre ezici derecede fazla oluşu gibi), dünya gezegeni bir süre sonra üzerinde kalan varlıklarla birlikte 4. katta bir pozitif enerji gezegeni olacak diye tanımlanıyor.]

kısacası, binlerce yıldır devam eden haliyle, genel dünya insanlığının yaşayageldiği hayat tipi, varoluşun merkezinden yayılan birlik/sevgi/güven sinyallerini etkili bir şekilde almaya hiç uygun değildi, kendi çoğunluk tercihlerinin de belirleyiciliği ile. çok daha lokal olarak yapılan/yayılan negatif (ayrılıkçı, güvensizlikçi, nefretçi) eğilimli bir radyo-tv yayınına odaklanarak, kendine hizmet eğilimlerini güçlendirmeye sevk edildiler ve çoğunluğu bu durumu doğrudan veya dolaylı olarak kanıksadı.

burada olayın en vurucu yerlerinden birine dikkat çekmek istiyorum: bu negatif yayınların içeriğine adapte olan / kanıksayan varlıklar (insanlığın çoğunluğu), bu yayınları evrenin/tanrının/hayatın yayını olarak algılıyorlar veya bunun böyle olmadığını algılayabilecekleri halde, aksi yöndeki bir varsayımı benimsemeyi seçtiler. yani dayatılan yaşam koşullarını doğal yaşam koşulları olarak kabul ettiler.

dünyada halen hakim olan, güveni/birliği yıkıcı, bölücü, elitist din/devlet/askeriye/ekonomi/kültür vs düzeneklerinin son derece siyasi bir şekilde dayatılmaya çalışılan bir "seçenek/yol" olduğu algılanamıyor çoğunluk tarafından. yani tanrının/evrenin "tavsiye ettiği" ("şef"in tavsiyesi!) düşünülebilecek birlik, güven/sevgi yayınları bir seçenek/yol olarak algılanamıyor genelde çoğunluk tarafından. insanlık, pozitif ve negatif eğilimli güçlerin kendilerine yönelik reklam yaptığını algılayamıyor. negatiflerin dünya koşullarında insanlığın antenlerine daha fazla "dayatılan" yayınları, "olağan" yayın olarak kabul ediliyor. dolayısıyla bir "seçenek" olarak değil, "mutlak/tek gerçek" olarak algılanıyor (giderek bu şekilde algılanageldi), ve buna uygun davranış ve tutumlar hakim oluyor. sonuçlar da trajik oluyor tabi.

bu negatif yayının aktörlerinin en büyük başarısı, kendilerini çok etkili bir şekilde gizlemeleri! yani sanki bu yayınlar, kendileri de bizim gibi tanrının birer parçası/öğrencisi olan belirli birileri/güç odakları tarafından yapılmıyormuş da, varoluşun siyaset ötesi bir yerlerinden gelen, evrenin doğal frekanslarıymış gibi "algılatılmaya" çalışılıyor ve bunda çok başarılı olundu.

kendi seviyemizdeki ve bizimle ilgilenen üst seviyelerdeki negatif varlıklar hakkında genel/temel düzeyde bir farkındalık edinmenin ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir böylece. çünkü günlük hayat dediğimiz düzenekteki vaktimizin ciddi bir bölümünde reklamlarına/frekanslarına maruz kalmayı engelleyemediğimiz negatif yayınların başarısı en çok, bu yayınların varoluşun/hayatın doğal sinyalleriymiş gibi algılanabilmesi ve böylece bilinçli veya yarıbilinli şekillerde bu sinyallere ciddi oranlarda "teslim olunması" ve böylece güvenin, birliğin, sevginin giderek körelmesi.

o yüzden, negatif varlıkların varlığı ve dünya insanlığına yönelik siyasi yayınları/amaçları (elbette üst seviye pozitif varlıkların da belirli bir ölçüde siyasi reklam yaptıkları kabul edilebilir) hakkında bir farkındalık geliştirilmeye çalışılması, sanki bizzat negatif felsefenin reklamıymış gibi algılatılmaya çalışılabiliyor.

özellikle internete bağlı bir bilgisayar kullanırken bir "antivirüs" kullanmanın önemini düşünün. eğer o antivirüs programı, negatif yönelimli aktörler (virüsler veya bazı gizli reklam yazılımları) hakkında bir bilgiye sahip olmazsa ve bunlara yönelik bir takip/karantina/etkisizleştirme programı uygulamazsa, zararlı programcıklar sisteme giderek hakim olacak ve kullanıcıyı çeşitli bakımlardan zararlara uğratabilecektir. virüsler veya virüsümsü yazılımlar biçiminde bir tehdit yokmuş veya hiç virüs bulaşma tehdidi içermeyen işlemler yapıyormuşsunuz gibi varsayarsanız, buna dayalı olarak antivirüs kullanmaz veya güncellemezseniz, en hafif şekliyle sistemin ağırlaşması, performans düşmesi, donmalar, hatalar, daha ciddi olarak önemli bilgilerin çalınması, silinmesi gibi çeşitli problemler meydana gelebilir.

işletim sistemlerinde ve her tür internet sitesinde, zararlı yazılımların bilgisayarınıza bulaşmasına imkan sağlayabilecek "açıklar" daima mevcut olmaktadır. aynı şekilde hepimizin bilinçlerinde de negatif varlıkların yayınlarının/frekanslarının sızmasına imkan tanıyan açıklar mevcuttur. negatifliği azımsanamayacak oranda benimsemiş bölümlerimiz de vardır. aslında karışımlar yaygındır. yani negatif eğilimlerle pozitif eğilimlerin karışımları. bu durumda belirli bir bilinç parçamızda/bölümümüzde (veya parçaların genelinde) ne negatif ne de pozitif eğilim hakim olabilmektedir. bu ise uzun sürdüğünde hayat deneyimini niteliklendiriyor gibi görünüp aslında "niteliksizleştirmektedir", yani atalete/entropiye/hayat enerjisinin sönmesine dönük bir etki yapmaktadır. bir çeşit intihar süreci.

kendimize ve birbirimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri, hepimizde negatif eğilimlerin de, pozitif eğilimlerin de ve entropik karışık eğilimlerin de mevcut olduğunu kabul etmektir. çünkü kendimizi "cillop" gibi pozitif bir varlık olarak görme/hissetme eğilimimiz, negatif bir yönümüz/parçamız hortladığı-hortlatıldığı zaman yaşayacağımız krizin/bölünme sendromunun (hastalığın) etkisini şiddetlendirmekten başka işe  yaramayacaktır.

şu da var; pozitif eğilimlerimiz, negatif ve entropik yanlarımızın zararlarını ciddi ölçüde tolere eden bir etkiye sahip. yani biraz tuhaf ve kaba bir ifadeyle, bir gram samimi pozitiflik, bin gram negatifliğin ve karışık entropikliğin zararlarının aşırılıklarını ciddi ölçüde azaltabilir. bunu söylerken, genel ortalamada pozitif eğilimimizin daha yüksek olduğunu kabul ederek söylüyorum ve "bizi" böyle kabul ediyorum.

işte, şimdi güven frekansına konsantre olmayla ilgili öneride bulunurken, şuna dikkat etmenizi tavsiye ediyorum: bunu yaparken, yani "güven duyarken", o an çok belli olmamakla birlikte çeşitli negatif ve entropik eğilimlerinizin pasif bir şekilde de olsa bilincinizin bir yerlerinde hala mevcut olduğunu göz ardı etmeyin! bundan korkmayın! bu hepimizin, tüm insanlığın gerçeği!

bu tavsiye herkese uymayabilir ama uygun bulabilecekler için biraz tanımlamaya çalışacağım: yaşam biçimizin ve içeriğinin genel olarak güveni geliştirici değil, güveni açık veya gizli, hızlı veya yavaş şekillerde parçalamaya çalışan niteliğinin farkında olalım. bunun karşısında kendi içimizde ve aramızda etkili bir dayanışma yürütemiyoruz ne yazık ki. bu son derece ciddi bir sürekliliğe sahip. dolayısıyla, doğru dürüst bir dengeyi sağlayabilmek için olağan negatif-baskın yaşam akışını "askıya alıp", üzerimizde biriken kirleri biraz temizlemeye, yani kendimizi şifalandırmaya yönelik tutumlara ihtiyacımız oluyor. artık boş/özgür vakitlerimiz ne kadar müsaade ediyorsa ve biz bu vakitlere ne kadar kullanabilecek durumdaysak, sevdiğimiz birşeyler yapmaya çalışıyoruz. bir yerlere gitmek, sohbet edebileceğimiz birileriyle buluşmak vs.  ama bizzat bunlar çok enerji düşürücü olabiliyor veya bir yönüyle frekans yükselticiyken, başka bir yönüyle oldukça frekans düşürücü olabiliyor.

o yüzden ben bireysel veya grupsal olarak daha meditatif şeyler önermek istiyorum. tabi bunun uyumlu bir grupsallıkla olması ve sürmesi pek kolay başarılabilecek birşey olmayabilir. ama bu giderek başarılmak zorundadır bence.

burada meditasyon derken kastettiğim şey, tek başınıza veya uyumlu olabilecek birileriyle, varlığını hatırlamaya çok ihtiyaç duyduğumuz şeyleri/gerçekleri hatırlamaya çalışmak, bunlara konsantre olmak, böylece antenlerimizi o gerçeğe, gerçeklere ayarlamak, o kanalı açmak, böylece durumumuzu dengelemeye çalışmak. bunu yaparken, çok daha düşük (hatta pek çok zaman "düşürücü") olan "olağan" yaşam frekanslarına dönmek zorunda olmayabilirmişsiniz gibi düşünmenin faydalı değil zararlı olduğunu düşünüyorum. aksine, aynı koşullara (cehenneme! :)) döneceksinizdir, ama varoluşun merkezinden tüm varoluşa zamansız bir şekilde yapılan birlik/sevgi/güven/şifa yayınlarını almaya dönmeye devam ettikçe, yaşamınız giderek "dönüşüyor" olacak. en çözülmeyeceğini sandığınız şeyler belki özel bir müdahaleye gerek olmadan kendi kendini çözüyor olacak, en affedilmeyeceğini sandığınız suçlarınıza bakış açınız değişecek, en onulmaz sandığınız yaralarınız iyileşiyor olacak, en güvensiz, kızgın, lanetli parçalarınız yeni bir şeyler görecek...

algıladığım şekliyle kendi durumumuza göre o güvene erişmeye ve bunu "dengeli" (dönmek zorunda olacağımız koşulları göz ardı etmeden) bir şekilde yapmaya yönelik bazı afirmasyonlar türetmeye çalışacağım. eğer üretebilirsem bunları sizinle paylaşacağım. tabi tartışılması, geliştirilmesi gereken pek çok şey olabilir.

Tiversonus

#18
:)Benden bir onaylama beyanı : İnsan varlığı, bünyesinde en ulvi/İlahi ve en düşük titreşimleri birlikte barındırır (en rahmani ve en şeytani eğilimleri) -Evren Biz isek:)- Bunun ontolojik, bilinç katmanları ile ve v.s. bir sürü şey ile alakası var ve aslında bu bir evrimin aşaması, iyi-kötüyü de aşan bir anlamı barındırıyor?


Ne yapılabilir? Bilgi ile Evrimleşmek olabilir ve GERÇEK/Hakikat varoluşu idrak etme çabası ve yeni Varoluş düzlemlerine yol almak. Kolay mı? Kolay olması planlanmamıştır bile:) Ne yapılabilir?


Sibirya'da bulunan Mamut fosilinde (buzul altında) midesinde henüz sindirilmemiş yeşil otlar bulunuyor. Yani bir kaç günde oluşan bir "hızlı" değişim olmuş, belki kutuplar takla attı ya da küresel ölçekte-hızlı bir döngü hareketi. Bu kez "Boyutların Birleşmesi" bunun ile çakışıyor gözüküyor: "Evrende 2. kez, Galaksimizde ilk kez " yaşanacak/yaşanan bir olay... Kısaca bir Evrensel işleyiş var ama sabit bir şey de değil. Sonuçta Bilinç Yolculuğu işte...Burada artık Eski Enerji klıplarında yürümeye devam etmek ile Yeni Enerji'de yürümek arasında bir kararın alınmış olması gerekiyor, özgürce. Zaten olaylar, bir seçimsizlik ve rahat bölgeden ayrılamama ama bir şekilde de yeni enerjiye heves etme arasında bocalamaya yol açıyor öncelikle. Bu önce böyle kanımca, burada kişi içinde zaten bölünmüş, bölündük, bölünülüyor. Ve yeni enerjide yeni kalıplara bir karar alındığında da sancı bitmiyor ama nisbeten bu yeni alan farklı..."Tam Bir Hayat Biçimi" değişikliği, öyleki ruh kardeşimiz, bilinç kardeşi miz? cinsinden. Hayatın tüm alanlarını (seks, yeme, içme, sosyal fal.,iş, ticaret, bilgi toplama yayma, spor, işte bir sürü ve çeşitli spirit faliyetler v.s.) etkileyecek bir Yeni Varoluş Düzlemine bizleri sokabilecek bir Misyona karar vermek. ÜST YOĞUNLUĞUN YARDIMLARI BAŞLAYACAKTIR ELBETTE..

ama işte hala ayağı hala eski enerjide, bugun böyle, yarın başka, öbürsügün bir başka yani bir kararsızlık içinde zaten varlık kendi ile anlaşımsız halde, nasıl ortak misyona ve dayanışmaya girecek? elbette en şeytani ve en rahmani titreşimleri barınıdırıyoruz, hadi gelin eski enerjiye artık Enerji vermeyelim,rahat bölgemizden çıkalım ne yapalım? anlaşmanın temeli kişinin kendi içinde anlaşmış olması kanımca, ve evet diğer herşey böylece kolay çözülür, çünkü artık Ra'nın gözleri ile olaylara bakmaya ve Tanrısallaşmaya başlıyor olacak İnsan..."Tam Bir Hayat Biçimi" , bence kavranması gereken cümle -hepimiz için veya seçen için- ama zor ama başka türlü yeniye yol alınabilir mi?

EK: güven konusunda bir ek yapmak isterim. kişiler arası ilişkilerde dalgalanmaları normal sayarım. Yine de "görünenin yüzündeki görünmeyen yazı.matematik" cinsinden genel olarak bir eğilimi yakalamaya çalışırım. Kısaca matematiğin belki cebir alanı değil ama; daha çok "olasılık" ile ilgili bir alanı olan "örüntü" seyrini çevremde içsel olarak hem kendimde hem de gözlem alanıma uygularım: Örüntü...Bu bir ağırlıklı eğilimi gösterebiliyor, ya da Ra bilgilerinde olduğu gibi yüzde 51 BH ya da Kasyopya celselerinde söylendiği gibi BH adayı olmak. Ve sadece an' vardır ama işte lineer algılamaya da sahibiz. elbette bu konudaki bilgileri okuyacağım ya da bilmediğim ama kabul edebileceğim yaklaşım önerileri olabilecektir sanıyorum.

bozadi

#19
iman ve güven

tahmin ediyorum ki, "düşüş" denen fenomeni yaşadığımızdan beri, varlığa, kendimize, özümüze ihanet ettiğimiz duygusunun suçluluğu bizimle birlikte. varoluşsal suçluluk duygusu...

bugün durup kendi yurdumuzda ve tüm dünyada yaşanagelen süreçleri gözlediğimizde, insanlığın gerçekten de kendine hiç iyi davranmadığını anlamak zor değildir. netice itibariyle, hayatımızda genel olarak inanç/iman/bilinç/istikrar/güven/şefkat eksik. potansiyel olarak fazlasıyla mevcut, ama uygulamada çok ciddi problemlerle karşılaşıyoruz. hayatımızın tüm yönleriyle yüzleşemiyoruz.

herşeyi çözen, herşeye sükunetle bakan, "HERŞEYi yoluna koyan" bilinç her zaman bizimle değil. daha doğrusu biz her zaman onunla değiliz. bunu kendimize ve birbirimize itiraf etmemiz gerekiyor, değil mi? yani bizzat kendimizde ciddi problemler olduğunda, büyük yanlışlar yaptığımızda bile bizimle bağlantısını kesmeyen, dengeyi tekrar bulmamıza, tekrar düze çıkmamıza yardım eden bilince yeterince dönemiyoruz. ama bulunduğumuz seviye ve durum itibariyle artık bunu birlikte ve daha bilinçli bir şekilde yapmaya çalışmamız yerinde olur.

bunu (veya herhangi birşeyi) istediğimizi düşündüğümüz anda, bunu belirli bir parçamız veya parçalarımızın istediğini, ama aynı anda bunu istemeyen, veya bu konuda işbirliğine yanaşmayan taraflarımız da olduğunu tahmin ediyorum hemen her durumda. zaten biraz düşünürsek, içimizde böyle engeller/çelişkiler olmaması durumunda, hayatımızın şimdiye kadar şu anda olduğundan çok daha ileri bir düzeyde olması gerekirdi, değil mi?

bu durumun farkında olalım. sadece olumlu yönlerinizi dikkate alarak birşeylere girişmek oldukça ciddi hayalkırıklıklarıyla neticelenecektir eninde sonunda bence. farkında ve dikkatli bir şekilde, olumlu enerjinizi arttırmaya çalışırken elbette olumluluğa odaklanılacaktır, ama durumumuzun genelinin, yani somut bütünsel durumun daima akılda tutulması önemlidir. çok önemli olmayan, çok ciddi olmayan, ders içerikleriyle doğrudan ilgili olmayan bazı konularda/durumlarda, bazı olumsuzlukları "görmezden gelerek çözmek" işe yarayabilir/yarar, ama bu her durum için geçerli olmadığı gibi, önemli derslerin içeriğiyle ilgili "meseleler" için makul bir yöntem olmayabilir. "sürekli" pozitifliğe odaklanmak, sadece iyiyi, güzeli görmeye çalışmak pek akıllıca bir yol olamaz kötülüğün son derece güçlü ve yaygın olduğu bir dünyada yaşarken, öyle değil mi? o kötülük kendi içimizde de mevcutken hele. öyle olmasa, etrafımızdaki kötülüklere karşı tepki göstermede çok daha kolay, çok daha doğrudan ve hızlı şekillerde işbirliği yapabilirdik. ama birşey bizi durduruyor. aynı derecede aktif ve şiddetli olmasa da, aynı negatifliğin kendi bilincimizde de mevcut olduğunu sezebildiğimiz için, kendi bilincimizin bizi yarıyolda bırakacağını sezdiğimiz için, etrafımızdaki negatifliklere kitlesel olarak güçlü bir şekilde "dur" deme konusunda çok arzulu olamıyoruz. sistemin bize karşı en büyük avantajlarından biri bu işte. binlece yıldır özenle oluşturduğu, geliştirdiği negatif sisteme maruz kala kala, parçalana parçalana, zayıflaya zayıflaya, bunu olağan birşey gibi göre göre biz de epeyce kirlendik, yozlaştık, istikrarsızlaştık, güçsüzleştik, kolay manipüle edilebilir hale geldik. ve hayat koşullarımızı belirlemeye adanmış resmi ve derin resmi güçler gözümüzün içine baka baka bir sürü yeni ve daha yoğun kötülükler dayatırken hayatımıza, bunu çok büyük oranda seyretmek veya "görmezden gelmek" zorunda kaldık. belki birşeyler yapmak istedik ama tek başına çok fazla şey yapılamaz. kalıcı değişimler için kitlesel işbirliği gerekir ve bu konuda işbirliği hiç de göründüğü gibi kolay değil. çünkü insan gibi görünen herkes bizim "insanlık"tan anladığımız erdemlere/anlayışa sahip değil (3. yoğunluğun ilk yarısındakiler) veya edindiği erdemleri terk edip negatif felsefeye "yamanıyor" yarı bilinçli bir şekilde. ve tüm bu spiritüel konularda bilgili değiliz. böyle bir kültür geliştiremedik. işbirliğinde meydana gelen sorunların 3. yoğunluğa özgü egosal yönünde, kendindeki negatifliği, çelişkiliği, sorunsallığı, hastalığı kabul etme erdeminin eksikliği de çok büyük bir pay sahibi. hepimiz için geçerli bu.

sistem, mümkün olduğunda zorla ve açık bir şekilde (sopasını doğrudan kullanarak), bu mümkün olmadığında seyrelterek ve örtülü bir şekilde, tehditle (sopayı aba altından göstererek) bir sürü negatiflik zerk edegeldi bilincimize. ama özellikle kısmi ve özel amaçlı (ve ironik) bir özgürlük tanıdı yaşamlarımıza ki, bilincimiz işkencenin adamakılı farkına varıp da var gücüyle ve kitlesel bir şekilde buna karşı şahlanmasın. işte yoğun kh baskısı altındaki 3. yoğunlukta bilinç böylesine "hastalıklı" denebilecek bir halde. yani "parçalı". tümleşik değil. istikrarlı değil. gerçek bir bilinçten söz etmek biraz zor. yüksek benlikle uyumlu ve istikrarlı bir bağlantı halinde olunduğunda bu mümkün olabilir ama hayat koşullarımız spiritüel konularda (çok boyutlu varoluş) bilinçlenmemizi ve öğrenmeye başladıklarımızı test etme sürecimizi sabote etmek üzere tasarlandı ve oldukça etkili oldu. bu sabotaj için sadece devlet, ekonomi, ordu ve siyaset değil, din de çok etkili bir şekilde kullanıldı. spiritüel gerçekleri anlatması gereken dinler, hayatımızı aydınlatacak spiritüel gerçeklere karşı birer karartma operasyonu merkezi olarak kullanıldı. reenkarnasyon olgusuna karşı açılan savaş, cennet-cehennem vurgusu yoluyla 7 yoğunluklu varoluşal öğreniş/ilerleyiş yolculuğu farkındalığının öldürülmeye çalışılması, tanrının bizi ve tüm varlıkları koşulsuz bir şekilde sevdiği, kolladığı, beslediği gerçeğinin bastırılmaya çalışılması vs vs vs. tabi her alanda olduğu gibi, dinde de bir dualite söz konusu. yani iyi yönler ve kötü yönler. sürekli ikiye bölünmeler var her yerde, kendi bilincimizde olduğu gibi.

kendi bilinç problemlerim nedeniyle, konuları işleyiş biçimimde de pek çok sıkıntı olması muhtemeldir. yani ideal bir düzenden son derece mahrum bir şekilde yazdığımı fark ediyorum. daldan dala atlamalar, sabırsızlıklar, dikkatsizlikler söz konusu pek muhtemel olarak. lütfen bunu göz önünde bulundurun. ben bu konuların otoritesi değilim. bilincime aldığım verileri birleştirmeye çalışıyorum ve süreç şu anda hala kaotik bir durumda ama giderek belirli bir düzene doğru ilerliyor. biraz agresif bir dayatıcılık yönüm olduğunu da gözlemliyorum. zamanla geçmesini diliyorum.

bu yazıyı, yukarıda bahsettiğim çeşitli hususlarla güven arasında bir bağlantı kurmaya çalışarak bitirmeye çalışacağım.


hayatımın her alanı yolunda değil, ama yolunda olmayan herşeyin tekrar yoluna girmesi mümkün, doğal, ve evrensel güçler tarafından teşvik ediliyor. düzelmeyecek, yoluna girmeyecek, iyileşmeyecek, affedilmeyecek hiçbir şey yok, mutlak ilahi güvenin ve bilincin farkındalığı artmaya devam ettiği sürece. herkes birer öğrenci, ve yaşanan herşey derslerin birer parçası. bu gerçeği her zaman aklımda tutamıyorum, hatta bazen bu anlayışla hiç uyuşmayan bilinç süreçlerine girip çıkıyorum. ancak bilincimi giderek toplayabileceğime inanıyorum. kendimi ve diğerlerini bağışlamak istiyorum. herkes değerlidir ve birlikte güçlüyüz.

Tiversonus

#20
"antivirüs kullanmaz veya güncellemezseniz, en hafif şekliyle sistemin ağırlaşması, performans düşmesi, donmalar, hatalar, daha ciddi olarak önemli bilgilerin çalınması, silinmesi gibi çeşitli problemler meydana gelebilir."

İlginç bir "rastlantı", sevgili Bozadi yukarıdaki yazısını yazmadan üç-beş saat önce kişisel bilgisayarımda, paralel yada benzer bir hayıflanma ile Kaspersky antivirüs programımı kapatmıştım ve yazıyı okuduğumda gülmüştüm...Paylaşmakta zorlandım hala da kapalı, ama işte buna bile farklı anlamlar yüklenebiliyor, yani bazen ortak feneomene bile yüklemeler farklı olabiliyor, benim en iyi açıklamaları aldığım kaynaklar bu konuda: Kasyopya Celseleri ve Pleiades Öğretileri/Bringers of the Dawn...

bozadi

#21
:) neden kapattın?

Tiversonus

#22
:) Yani sistem adamı fena dövüyor ve sonra "gel bakiim seni tedavi edeyim diyor" gibi işleyen bir şey ..elbette bir de açılır açılmaz şu zararlı diyor örneğin lisanssız olmayan:) yazılıma:) Ve "Acronic true image" programı veya hiç internete girmeyen bir pc yedeklemesi veya internetçilerin gözdesi olan, fozen türü programalara devam...Kısaca dikkati elden bırakmaya yöneltmemeli bu durum fkat daha çok "Yaratıcı çözüm" için yollar açık...

bozadi

#23
anladım. kullandığın antivirüs programının kendisi çok aşırı yoğun/ayrıntılı işliyor yani. ben avira antivir kullanıyorum son zamanlarda. önemli bir problem yaşamadım şimdiye kadar ama 3. yoğunlukta ve hele ki bir kh dünyasında ve pek muhtemel karmik yüklerimizle, % 100 güvenlik hayal sanırım! :) optimal bir güven arayışına/sorgulamasına devam tabi.

Tiversonus

#24
Aklıma şu örnek geldi, 70 lerden sonra DnA SI DEĞİŞTİRİLMİŞ TOHUMCULUK ve organizmacılık...Düşündüğümde bir doğal yerde köy tavuğu en az en az 6 ay sonra sofralık duruma gelebiliyordu, bu doğanın anaın ya da doğal olanın süresi idi. sonra yakından bildiğim bir tavuk çiftliğinde 2.250 gr bir piliç tam 45 günde yetiştiriliyor ve sonraki günlerde verilen YEM ete dönüşmüyor. ve yemekhane şirketlerinden toplanan atık yağlar, mermer tozu ile karıştırılıp yem diye veriliyor, bu birinci elden çalışanın ifadesi...Ve şimdi seri numaralı yumurta çıktı..Tıpkı ÇUKOLATALI ve içinde oyuncak olana benziyor:)..VE TESADÜF OLSUN, BİR TAVUK KRİZİ diye milletin elinden tavukaları aldılar, korku ile ve maliye bakanının oğlu pastörize yumurta üretti...Ve Domuz gribinde dünya nufusu azaltılacak "iddiası" fin bakandan geldi:)) Ve napolyonun 5. kolu var tarihte. Kasyopya sitesinde ise 5 li halka üyelik filasn..Yani ben taktşsyen olsam topla tüfekle değil bu tür 5 tl lik tavuk eti ile yumurta ile daha göze batmadan yapardım, konsorsiyum adına..evet ve işte tam o arada bir len var bir de öldüren ve şimdi desen pet şişe kanser yapar ve gsm de tümör ve bir prof tv ye çıkarılamaz. çünkü, bu bilimsel verileri veremez çünkü bir tv istasyonu topu tarağı ile ve vergisi ile zarardadır ama REKLAM değeri nedeniyle 150 milyon dolara satılır...GSM şirketinin bankası sonra REKLAM da vermez...

Tam bu arada eski cinayet romanlarında olduğu gibi: biri otelde cinayeti işlemiştir: sigara:))

Sigaranın "bilimsel önermesi" bence şu: Sigara kanseri tetikleyebilir...

Ve ONLARCA FAKTÖR İÇİNDE sadece buna eğilmenin ikinci bir kuşu vurmak ile alakası da olabnilir "derim" ben ve; acaba ne pozitif iş görürü bu sigara diye, bakış açımın yardımı ile bilgiye de ulaşabilirim...Yani her şekilde bir yakalaşım ile virus programları sistemin parçası ve oyun havasında öğrenmekte zevkli...


Ek: bunu eklemeden duramadım. bir tavsiye üzerine benim haberim olmadan, babam ve kardeşim balık işleme tesisinden bir tanıdık şoklama yerinden 1 metre boyunda camgöz/köpekbalığı almışlar bu beleş ve 12 yerine 8 tlden de kefal. ve ikisinide yedim aynı zamanda ve şu kefal maztlu koktu ama beleş olan diğeri harika idi ve internette özelliklerini bakılırsa hiç mi hiç çiftlikte üretilemeyen harika bir dna dizaynı ve bir mühendislik harikası olduğu görülür ve bu beleş ya da yenmezdir toplumda. bilmiyorum yaratıcı çözüm mü bu örnek, ama paylaşmak istedim...

masterphidias

#25
Valla insanlığın uluslarüstü bir negatif varlıklar grubu tarafından dehşet verici bir komplonun içine düşürüldüklerini çok iyi biliyoruz (bkz. Tiranların Son Valsi)artık bu yolda olup da bunu bilmeyen olduğunu sanmıyorum doğrusu...Üstat Tivorsonus, evet "sigara kanseri tetikleyebilir" ama bunu kendi başına değil de hücrelere giden oksijenin azalması ve kalitesinin düşmesi nedeniyle, bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu yapar. Kefale gelince, eski bir balıkçı olarak asla kefal yemenizi önermem, kefal denizin çöpçüsüdür, pis suda yaşar ve herşeyi yer, o yüzden de mazot kokması normaldir...eskiden İzmir körfezinde balıkçılık yapmış biri olarak o pis kokuyu çok iyi hatırlıyorum. Mis gibi tertemiz ızgara balıklar yemenizi dilerim,benim favorim çupra, levrek, sardalye ve kupestir...ımmm bak sen şu işe,çok canım çekti valla...
 

bozadi

#26
bu hayatı yaşamayı kendimiz tercih ediyoruz. herşey bilinçte olup bitiyor. aydınlanma/kurtulma, bilince sahip çıkılmasıyla olur ancak. şu anda içinde yaşadığımız, çevremizi saran düzen bunu teşvik etmiyor, hatta var gücüyle caydırmaya çalışıyor. yani bireyleri bilinçlerine sahip çıkmaktan caydırmaya. negatif felsefeye bağlı güçler, 3. seviye dünya popülasyonunun çok büyük bir bölümünü çok büyük oranlarda sömürüyor, esir tutuyor. özellikle 3. seviyedeki negatife aktif yönelimli varlıklar aracılığıyla diğerlerinin yaşamları üzerinde çok büyük bir etkiye sahip oluyor.

eğer durup elimizden gelen en iyi şekilde bilincimizi yeterli bir süre boyunca gözlemeye çalışırsak, bilincimizi, yani varlığımızı, yani hayatımızı istediğimiz gibi yönetemediğimiz/yönetmediğimiz gerçeğiyle karşılaşırız. kendi aleyhimize şeyler yapmakta olduğumuzu, kendimize zarar vermekte olduğumuzu. kendimizi kandırdığımızı. ve bunu açıkça bir problem olarak ele almadığımızı. neredeyse, böyle birşey yokmuş gibi yaşamaya devam ettiğimizi. elbette dolaylı çeşitli yollarla kendimizi iyi hissetmemizi sağlayacak, pozitif duyumlar yaşamaya yönelik birşeyler yapmaya çalışıyoruz ama eninde sonunda durup sorunun adını açıkça koymamız gerekecek. bilincimize sahip çıkmamız gerekiyor.

bozadi

#27
bunu yaparken, kendimize karşı epeyce hoşgörüye ihtiyacımız olacak. bilincimizin bu girişimden hiç hoşlanmayacak, korkacak, nefret edecek parçaları da var. bunu baştan kabullenmemiz gerekiyor. bu çok sabır isteyen bir niyet.

bozadi

#28
tüm varlıklar tanrısal merkezden çıkıp tanrısal merkeze geri dönüyorlar. yaşanan tüm deneyimler bu arada yaşanıyor. korkusuzluğun temeli budur bana göre. güvenin temeli budur. varoluşun iyiliği, doğruluğu, adaleti, güzelliğidir. bunu her zaman sezmek, anlamak, takdir etmek pek mümkün olmuyor tabi, negatiflikle ve negatif-pozitif karışımı ataletle olan ilişkimiz nedeniyle.

ama artık mutlak gerçekleri hatırlamaya, istikrarlı bir şekilde bilmeye ihtiyacımız var, çünkü ancak bundan güç alabiliriz.

"kendine güvenmek" kavramı çok kullanılır, haklılığı da vardır elbette. nitekim kendimiz dediğimiz şey de ilahi bütünlükten başka birşey değil neticede. ama 3. seviye kh ortamındaki bireysel "kendimiz", güvenin altını oyan pek çok şeyle de iştigal edebiyor, malumumuz üzere. "kendimize güvenimizi" ciddi oranda yitirdiğimiz pek çok şey yaşamışızdır ve yaşayacağızdır muhtemelen. dolayısıyla, güveni sadece "bireysel kendimizle" ilişkilendirmek, problemli neticeler doğurabilir. kendimize güvenimizi yitirdiğimizde, tanrıdan, yani bir parçası olduğumuz ve bir parçamız olan  tanrısal gerçekten güç/moral/destek almaya ihtiyacımız olacak pek çok durum/süreç deneyimleyebiliriz.

lakin, yine hatırlamamız gerekecektir ki, tanrıyı pek bilmeyen, veya güvenmeyen, belki nefret eden parçalarımız da olabilir ve vardır muhtemelen. tabi tanrıdan nefret, onu bilmeme, ona uyumsuz özellikler atfetme ile yakından ilgili olacaktır.

tanrıdan geldiğimiz, 7 aşamalı bir devinimle o birliğe tekrar döndüğümüz bir süreçte herşeyin meydana geldiğini anlamamız gerekiyor. daha doğrusu ben bu yönde verilen bilgiyi benimsiyorum / benimseme eğilimindeyim. sade / mutlak gerçeklerle ilgili tespitlerimizi yapmamız gerekiyor. bulunduğumuz seviyede ne kadar mümkün/doğalsa.

bu konudaki görüşlerini paylaşmak isteyenleri buna teşvik ediyorum. çünkü ilerleme/gelişme/iyileşme stratejimizi belirlerken, geliştirirken, şekillendirirken bunun bir anlamı, önemi olacaktır.

bozadi

#29
"inanç" konusu.