Ben O'yum (Gassan Satar)

Başlatan Tiversonus, 23 Mart 2010, 12:23:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Ben Oyum


MAHARAJ diyor ki: Tek gercek beyan "Ben-im"dir. Diğer herşey başka şeylere göre varılan sonuçlardan ibarettir.

Işte ,gerçek deneyimlenen (deneyimi yaşayan)zihin değil,Ben, yani herşeyin onun içinde meydana çıktığı,göründüğü ışıktır.Ben,tüm deneyimlerin kökenindeki ortak faktördür; içinde herşeyin vaki olduğu(meydana geldiği) farkındalıktır.

Bu "Ben-im"lik, bilincin bilincinde olmak,kendinin farkında olmaktır. Ve o tanımlanamaz, nitelendirilemez olandır,çünkü onun sıfat ve nitelikleri yoktur. O sadece Ben'in Ben oluşudur ve bu Ben'de var olan her şeydir. Var olan her şey, ben olarak vardır.

"Ben-im" dünyadan, bedenden ve zihinden önce de vardı. Ben-im, onların hepsinin kaynağıdır,dünyanın şaşırtıcı çeşitliliğiyle tezahur etmesine olanak veren evrensel güçtür.

"Ben-im" duygusu, bu ilkeselliğine rağmen,En üstün olan değildir.Mutlak değildir, bu "Ben-im"lik duygusu yada tadi zamanın tamamen ötesinde değildir.

Var olarak kalan ise sözcüklerin ötesinde olduğundan, tarif edilemez.

Benim sorgulayışım, ben`im bilincinin enel-hak deyimine ne kadar yakın olduğudur. benim görüş açımla yukarıda Maharaj'ın anlattığı, açıkladığı `ben`im`, `enel-hak` ın bir başka söylemidir.

`Enel-hak` öncesizdir.. Çünkü zaten yaradanın içinde olandır. Yaradandan bir ışık olarak ayrılmak bir öncelik zaman oluşturmaz. Zaten kendi ışık partiküllerinde o öncesizliğin bütün bilgisi mevcuttur. Esas olan deneyimlemek ve ben`im duygusuna ben değilimden yola çıkarak ulaşmaktır.. İşte ben değilimden yola çıkıldığında ben`ime ulaşıldığında söylenecek tek sözcük enel-hak oluyor.. Yani ben tanrının iradesiyim, tanrının rengi tanrının nefesiyim.


Kendisine doğum tarihi sorulduğunda, Üstad yumuşak bir şekilde, asla doğmadığını söyledi! Öte yandan bin yıl önce bence aynı söylemi bir başka cümle ile hallac-mansur ifade etmişti `ölüm güzeldir. Ölümde benim için yaşam vardır` O zaman bu sözlerden yola çıkılarak bu yaşamın bir yanılsama olduğunu söyleyebilir miyiz?.. Neden doğmamıştır Maharaj ve neden ölümde benim için yaşam vardır demistir hallac?

Yaşamın esas enerjisi sonunda bana döndürüleceksiniz denen o anda mı saklı? Bugün ortalama 70 yıl süren yaşamımızı ne yapıp ne yapmadığımızla değil, ama sonsuz yaşam için yeterli bir kıstas olup olmayacağı yönünde sorgulamak lazım. Hakikaten tek bir doğuşa dayalı bir yaşam sonsuzluğa hazırladığımız ruhumuza gerekli olanı verecek midir?

Bugün içinde bulunduğumuz yaşam cennete yada cehenneme gitmemizi belirleyen bir yaşam mı yoksa sonsuzlukta kendimizi daha net idrak etmemizi sağlayan bu yüzden bütün duyguları deneyimlettiren bir yaşam mı?Bu yaşama ruhumuza öğretmen rolü verirsek eğer, o zaman başka bir soru ortaya çıkacaktır. Tek bir yaşam sonsuz yaşamda sonsuz duyguyu bize öğretecek yeterlilikte mi? Eğer değilse o zaman çok yaşamdan yani reenkarnasyondan söz etmek gerekecek ve eğer reenkarnasyondan söz edersek, ruhumuza kimliğini idrak ettirmekten söz ediyorsak o zaman da bugün içinde yaşadığımız yanılsamadan kurtulduğumuz anda bizi bekleyen şey esas yaşamdır, yani hallacın söylediği ölümümde benim için yaşam vardır olgusudur.

Gelin bu bölümü Mevlana'nın sözleri ile noktalayalım;

KİMSE AĞLAYIP SIZLAMASIN ÖLDÜĞÜM GÜN
HELE AYRILIKTAN HİÇ SÖZ EDİLMESİN
BULUŞMA GÜNÜDÜR ÖLÜM, AYRILIK DEĞİL
GÜNEŞLE AYA BATMAKTAN NE ZİYAN GELİR
YERE HANGİ TOHUM EKİLDİ DE YEŞERMEDİ Kİ
İNSAN TOHUMUNA GELİNCE BAŞKA OLACAK DEGİL Kİ



MAHARAJ diyor ki; `Varoluş, "Ben-im" duygusu ilk ortaya çıkacak olandır. Ne olduğunuzu bilmeniz gerekmez, çünku bilgi, idraksal yada kavramsal olsun, daha önceden bildiğiniz bilgilerle yapılan bir tarif demek olduğuna göre, bunun kendini-biliş olması söz konusu değildir. Nasıl her çiçek ayrı bir renge sahipse ama bütün renklerin nedeni aynı ışıksa, birçok deneyimci de bölünmemiş ve bölünmez olan farkındalığın içinde ortaya çıkar; herbiri bellekte ayrı ama özde bir ve aynıdır`

Şimdi bize düşen belki de bunun üstünde durmaktır. Şöyle ki; bilgi daha önce bildiklerimizle oluşur.(idraksal yada kavramsal) burada esas olan bilmediklerimizin ne olduğudur. Bilmediklerimiz bizim kendimizi tarif etmede kullandığımız bilgi ve bilme gerçeğini değiştirebilecek yada tamamlayacak mahiyette olabilir.

Bu bir insana önyargılı yaklaşmayla örneklendirilebilir. Daha önce o kişi hakkında duyduklarımız ve/veya ona ait kişisel gözlemlerimiz ve/veya onun yazdığı,yaptığı bir eylemden aklımızda kalanlarla bir bilgi, bilme tanımı oluşur ki, bilmediklerimiz hala o kisi ile ilgili karar, yargı, degğerlendirme ve tanıma olgusunu tamamiyle değiştirebilir. Peki hiç düşündünüz mü acaba kendimize de önyargılı olamaz mıyız? Kendimize dair henüz bilmediklerimiz yok mu? Peki bilmediklerimizi bilmek icin çabamız nedir? Yoksa `yaşam zor, başımı kaldırıp kendimi görecek halim yok, gelecek korkusu yeter başımda` deyip siniyor muyuz kendi içimize?

İnsanın kendisine ulaşmasının yolu, reddetme ve geri çevirme yolu ile oluşur. Bu ben değilim, bu benden değil diye yola çıktığınızda siz olmadığınızı düşündüğünüz ne varsa yok olur ve geriye sadece siz olan kalır. Peki ya geriye hiçbir şey kalmazsa? O zaman siz herşeysiniz sonucu çıkmaz mı? Belki de kendinizi sadece tek tek nesne ve düşüncede aramaktır yanlış olan. Sadece zengin, sadece aptal, sadece zeki, sadece sevimli, sadece sıkıcı, sadece cahil, sadece bilgili değilsinizdir belki. Hepsinin toplamı olmaya ne dersiniz? O ben herşey olan değil midir?..

Mesela soralım bakalim kendimize; Acaba insan nedir? Bir kol mudur?.. Hayır elbette ki hayır! Peki insan bir burun mudur? Hayır elbette ki hayır! Peki insan bir tek bacak mıdır, göz müdür, kafa mıdır? .. Hayır hayır hayır...Hiçbiri değil! Peki ya hepsinin toplamı? Evet mi diyoruz? O bütünün hepsi insan mıdır? Yoksa insanın bedeni midir? Yani görünen şeyler insan denen olguyu tanımlamaya yetmiyor. Çünkü insan bedeni ile ve ruhu ve duyguları ile vardır. O zaman tekrar düşünelim. Biz neyiz?... Ama önce ne olmadığımızdan yola çıkalım. Ve sonra bütününde düşünüp bütüne ekleyebileceğimiz görünmeyen ne varsa hepsini bularak görerek hissederek düşünelim.




Gassan Satar

Tiversonus

#1
Diyor ki Maharaj `hoş olanı aramanın ve hoş olmayandan kaçmanın ne yanlışlığı var? Hayat nehri, ızdırap ve zevk kıyıları arasında akar.Ancak zihin hayatla birlikte akmayı reddettiği ve kıyılara tutunup kaldığı zaman bu bir sorun haline gelir. Hayat ile birlikte akmak dediğim zaman, kabullenmeyi -gelenin gelmesine,gidenin gitmesine izin vermeyi- kastediyorum.`


Dünya zevk ve isteklerinden sıyrılıp sadece tanrıyı arama olgusu daha cok tasavvuf yolunda ortaya çıkar. Bir hırka bir asa ve bir lokma kuru ekmek modeli bunu temsil eder. Uzakdogu dinlerinde de buna benzer çilecilik anlayışı mevcuttur. Oysa Maharaj'ın yukarıda söyledigi sözden çıkan sonuç çileciliğe gerek olmadığıdır. Burada bütün olay hem Maharaj'ın hem de diğer dinlerin söylediğinden bir an sıyrılarak kendimizin ne dediğidir. Maharaj "en doğru gerçek algıladığındır" derken belki de bunu kastediyordu. O zaman düşünelim bakalım tanrıy ya da kendimizi ararken çileciliğe gerek var mı? Sanırım bunun cevabı verilmemesi ve herkesin kendi arayışında kendi tek gerçeği olarak bulacağı bir cevaptır.


Belki kendimizde oluşturacağımız bir olgu bu anlamda işe yarayabilir. Mesela "hoş olandan kaçınmya gerek yoktur, esas olan hoş olanı yaşama içgüdüsüne teslim olup gerçegi yaşamaktan uzaklaşmamaktır." Özellikle Hindistan'da çok yaygın olan Brahmanizm ve Brahmanizmin biraz daha gelişmiş kolu olan Upanishadlarda dünya nimetlerini bırakıp çileciliğe yöneliş vardır. Daha sonra aynı coğrafyada doğacak olan ve lüks yaşam içinde yaşama sahip bir prens olan Buddha bu anlayışı degiştirecek bir orta yol bulur. Bu orta yol "esas olan nefislerin kölesi olmadan onları doyurma" yoludur. Hallaci Mansur buna benzer bir yaklaşımda bulunur "nefsi yapması gereken bir şeyle meşgul et, yoksa yapılmaması gereken bir şeyle o seni mesgul eder".


Nefse hakimiyet ne onu yokluğa teslim etmekle ne de onu olabildiğince farkındasızlık özgürlüğe bırakmakla gercekleşmez. Olsa olsa farkındasız özgürlük farkındalıklı özgürlüğe bir adım olabilir. Ne de olsa güneş doğmaya doğru yürüdüğü yolda karanlık bir dehlizden geçer.


Maharaj kendisine istirabin kozmik bir olgu mu yoksa zihinsel midir diye soran ogrencisine evrenin butunlugunu orneklendirir. Butun olan yerde, eksikligin hic bir yerde olmadigi bir yerde isdirap nasil olabilir diye surdurur konusmasini.


Burda butunden yani tanrisal olandan kopup tekligi benimsedigimiz su halde acaba izdiraba neden olan ilk duygu butunden koparilmis ve teklige mahkum edilmis zihnimizin bir urunu mudur?


Butunden bir parca ama butunden bir parcanin icinde butunun her ozelligini ve tamligini alan bir parca oldugumuzu dusundugumuzde teorik olarak zevksel maddesel bagimliligimiz biraz duser mi?


Teorik olarak diyorum cunku ucuncu boyut dusuncesinde ve tek olmanin hissedildigi bir anlamda sahiplenme butun cipklakligi ile izdirap veren bri gercek olarak ortaya cikar. Belki bu anlamda butunden bir butun olma olgusunu teorik olarak isleyebiliriz


Biz yine maharaj ile ogrencisinin konusmalarina donelim; Ogrenci butunlukten bahseden maharaja; evren bir butun olarak tamamdir ama ayrintilarda eksiklidir der. Maharaj tam burada ogerncisine soyle cevap verir; butunun parcasi butunle iliskili olarak goruldugunde tamamdir. Butunden yalitilmis olarak goruldugunde ise eksik ve dolayisi ile aci verici hale gelir. Yalitima neden olan nedir?


Ogrennci sorusuna zihnin sinirlamalari elbette bu yalitima neden olan diye cevap verir. Ve devam eder zihin parcalara baktigindan butunu goremez. Biz maharajin cevabina gecmeden ogrencinin bir onceki sorusunu ve ustanin verdigi cevabi irdeleyelim biraz; Insan vucudu bir butundur. Bu butun icinde kolu ornekledigimizde kolu bedenden ayri dusunemeyiz. Kol butunun icindedir. Asla ayrik bir parca degildir. Tam bu noktada bedenden kesilmis kolu dusunelim. O zmaan o kesik kol buirden psikolojik olarak bedenden dolayisi ile butunden ayrik hale gelir.


Simdi bizim kozmik birlikten ayriligimizi bu asamada degerlendirmek sanirim bize daha genis bir bakis acisi kazandiracaktir. Simdi biz yine maharajin cevabina donelim. Maharaj ogrencisine; zihin kendi dogasi geregi ayirir ve karsi koyar:birlestiren ve uyumlu kilan, parcada butunu goren, parcayi butunle bir eden baska bir zihin mevcut olabilir mi diye sorar.


Bu zihni nerde aramali diye soran ogrencisine maharah; sinirlandiran, bolen ayiran karsi koyan zihnin otesine gecerek. Bildigimiz sekliyle zihinsel sureci yok erdirerek. O sona erdiginde bu zihin dogmus olur diye cevap verir.


Simdi burda asil baglantisini yapmak istedigim nokta maharajin baska zihin mevcut olabilir mi sorusu ile yunus emrenin bir ben vardir benden iceri sozudur.


Yunus emre 'bir ben vardir benden iceri ' dedigi zaman kanimca maharajin soz ettigi ve sinirlamalari ve butunden bizi ayri gosteren zihni yok edip tanrisal butunde bizi bulabilen ve maddesel cekimden uzak olan biz olan BEN duygusunun gercek ismini veren zihni kastetmektedir.


Biz donelim yine maharaj ile ogrencisinin sohbetine. Ogernci maharajin son sorusuna; o zihinde artik sevinc ve keder sorunu yok mudur diye karsi soruyla yaklasir Maharaj; onlari bildiginiz tarzda degil, yani arzu edilen ya da nefret edilen halleriyle degil. O daha cok, kendini ifade etmeye ve engelleri goguslemeye calisan bir sevgi meselesi haline gelir birlestirici zihin -kosullara karsi savasan baslangicta dus kirikligina ugrayan ama sonucta zafere ulasan - eylem halindeki sevgidir Ogrenci; ruh ile beden arasindaki kopruyu saglayan sevgi midir Maharaj; baska ne olabilir ki? Zihin karanlik, dipsiz ucurumu yaratir, gonul ( sevgi) onu asip gider..


Simdi yine yunus emrenin ben gelmedim kavga icin benim isim sevgi iledir sozune Ya da asik hudainin' bizim dinimiz sevgidir baska din bilmeyiz ' sozune Ana tema inanc bile sevgi olarak yorumlanmaktadir Ama sevginin turune de bakmak lazim Bu sevgi once insanin kendi ruhu ve bedeni arasinda olusan sahiplenmesiz kosulsuz nedensiz sevgidir. Insanin kendi ruhu ve bedenindeki bu sevgi koprusu sonradan kosulsuzlugu ve sahiplenmesizligi orantisinda diger insanlara gececek ve ozlenen butunluk bu anlamda hissedilecektir.


Haydi gelin bu konuyu buyuk bilge olan mevlananin bir siiri ile bitirelim.


DALI ONCESIZLIKTIR ASKIN, KOKU SONRASIZLIKTA.
BU ULULUK, SU AKLA, AHLAKA YARASIR DEGIL.
YOK OL, VARLIGINDAN GEC,VARLIGIN CINAYETTIR
ASK,DOGRU YOLU BULUSTAN BASKA BIR SEY DEGIL


Gassan Satar

isiklidusler

#2
Size benim Gurum'un Gurusu'nun nasıl öldüğünü anlata cağım. Sonunun yaklaştığınıbildirdikten sonra, günlük yaşam akışını
değiştirmeksizin, yemek yemeyi kesti. On birinci gün , dua saatinde güçlü ve dinç bir biçimde şarkı söyleyip el çırpıyordu ve
birden öldü! Tam böyle, iki hareket arasında, üflenmiş bir mum gibi. Herkes yaşadığıgibi ölür. Ben ölüm den korkmam, çünkü
hayattan korkmam. Ben mutlu bir hayat yaşıyorum ve mutlu bir ölümle öleceğim. Sefalet doğmak tadır, ölmekte değil. Her şey
ona nasıl baktığınıza bağlıdır.