Kişi saldırıyı bilmeli, beklemeli ve sonra da saldırıyı etkisizleştirmeli

Başlatan Tiversonus, 20 Şubat 2010, 12:42:49

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

"KİŞİ SALDIRIYI BİLMELİ, BEKLEMELİ VE SONRA DA SALDIRIYI ETKİSİZLEŞTİRMELİ."...NASIL???


Kasyopya Celsesi
(18 Mart 2000)



S: Küçük mail grubumuzda meydana gelen ilginç bir yan etki var. Bu insanlar okumuş, son derece bilinçli insanlar. Ama bu insanlar farkındalıklarını arttırmak üzere materyalimizi okumaya başladığı zaman çok garip şeyler oluyor onlara. Bazıları ÇOK garip davranışlar sergiliyor!

C: Bunu zaten biliyorsun.

S: Genel olarak gruba verebileceğimiz herhangi bir tavsiye mesajınız var mı?

C: Tabi... BİLGİ KORUR, BİLGİSİZLİK/İHMAL TEHLİKE YARATIR!

S: Öyle görünüyor ki, insanlar bazı ipuçları elde etmeye başlayınca saldırılar artıyor ve durum çok moral bozucu bir hale geliyor. Sürecin bu aşamasını nasıl atlatabiliriz?

C: Kişi saldırıyı bilmeli, beklemeli ve sonra da saldırıyı etkisizleştirmeli. Bazı yazışmacılarınız fazla saf.




Kasyopya Celselerini ve diğer bazı kaynakları (Ra Bilgileri ve Pleiades Öğretileri) takip eden okuyucuların, açıkça deneyimlerini ve bu deneyimlerden kazandıklarını paylaşabilmek amacı ile bu başlığı açtım.

Bir örnek olsun diye anlatıyorum: Evimin garajında bulunan eski model Toyota marka arabam, bir kaç gün önce düzgün çalışmamaya başladı. Bir süreliğine tek başıma yazlık/yayla denilen yüksek rakımlı yere, spiritüel çalışma yapmak için tek başıma gitmiştim. Olay burada yaşandı. Giderken sorun yoktu. Arabam düzgün çalışmıyordu, tekliyordu. Şehre döneceğim günün sabahı kırsal alana çıkarak, bir su kenarında günlük meditasyon ve niyet/duamı yaptım ve sezgim (kalp bölgemde ve solar bölgemde) bir şeyler olduğunu söylüyordu. Su kenarına giderken arabamın ön kaputunu açmıştım, oldukça parlak olan güneş ışınlarını alabilsin, belki de geceleyin soğukdan dolayı nemlenen bujiler sorunun kaynağıdır diye düşünmüştüm. Ve öylece yola çıkacaktım. Bir süre sonra evin girişinde bulunan ve ön tarafını güneşe doğru açık arabama geri geldim. Dikkatlice baktığımda arabanın bujilerine giden dört adet kablodan bir tanesinin "kesik" olduğunu ya da kopmuş olduğunu gördüm...Arabam şu anda bir bant ile kablosu sarılmış olarak aşağıda, garajda duruyor. O an, yanımda fotoğraf makinamın yanımda olmasını arzulamıştım. Bu bir çatlama, kırılma değildi. Üç milimetre civarındaki kablo, yan bir şekilde kopuktu, ve arasında belki 3-4 mm boşluk vardı...Bugün o kabloyu değiştirmeyi düşünüyorum ve kabloyu, test amaçlı incelemeyi düşünüyorum...Aslında bir kaç gün önce geceleyin, havadaki enerjiyi, bu enerjinin farklılığını hissettmiştim, tek başıma kaldığım evin etrafında girdap çizen rüzgar çıkmıştı ve bir süre etraftan hiç bir hayvan sesi gelmemişti; ne bir kuş ne de başka bir ses, bu garipti, enerji hissedişimde garipliği algılamıştım. Sadece dikkatli olmam gerektiğini, herşeye rağmen tüm olası şeyleride düşünüyordum. Bu bir enerji oyunuydu, ben ilginç şekilde yüksek ritimde atan kalbimi bir kaç işlemden sonra normale dödürmüş ve aslında yüksek frekanslı bir titreşime geçebilmiştim. Ve yemek yapıp, yedikten sonra derin uyumuştum, çokta rahattım, sezgim ilginç durumun geçtiğini söylüyordu. Bence koruma öncelikle frekansımızı düzeltmekle/yükseltebilmekle başlıyor ve sonra da dikkatli, ihtiyatlı olmakla...Bu bir futbolcunun bir maçta, rakipten kendisine "çelme" atılacağı bilgisine sahip olmakla ilgili bir şey gibi; çelmenin üzerinden atlamayı becerebilmek ve böylece gelişebilmek...

Evren'de pozitif akımın nasıl bir hakkı var ise negatif akımında müdahale hakkı vardır. Hiç birisi "ezici" şekilde varolamazlar. Eğer böyle olsaydı, hiç bir gelişim ya da ilerletici bir şey olamazdı. Ben bütün bunları, herşeye rağmen geliştirici kutbiyet içindeki enerjiler olarak kabul ediyorum. Burada kritik olan şey ise; Yüksek Boyutların dualiteyi "faydalı" bir öğrenme aracı olarak görmeleri... Bizim için ise; bu gibi durumlarla nasıl etkileşime gireceğimiz noktası önemli. Korku, karmaşa ve kaos içine bir girdapa gireresek gelişemeyiz. Tüm bunları yok sayarsak canımızı fena acıtabilir. Resme korku sokulduğunda dönüp bakmamak ise "bilgelik" ister. Bilelik: Bilgi ve Sevgi...

Genel olarak bu bölüme, bilgilenenlerin, bilgilenmeye başladığında bu tür benzer şeyler ile karşılaştıklarını düşünerek; öğrenmek ve bilgi yolunda ilerlemek adına; paylaşılmak istenen deneyimler için açtım. Eğer yeterince üzerinde konuşursak, faydalı, koruyucu bilgilere ulaşabileceğimi düşünüyorum.

Bu tür kişisel deneyimlerin paylaşılmasını diliyorum.

Tiversonus

#1
Saldırıyı Beklemeli Mi? Beklememeli Mi?


Bir keresinde bana forum arkadaşım şunu söylemişti: "Saldıryı beklediğin için yaratıyorsun!"...

Bunun üzerinde uzunca düşünmüştüm. Acaba bu olabilirmiydi? Saldırı gibi şeylerde çok fazlaca "şaşırma" yaşadığımı düşünürüm. Eğer şaşırıyor isem, bunu nasıl bilerek yaratmışımdır? Evren'imizin dualite/kutupluluk yapısından dolayı zaten realitenin bir ortağıdır düşük frekanslı enerjiler. Evet ben olaya "zeka" taşıyan enerji olarak bakıyorum, negatif eğilimli de olsa bence bu böyle.

Sonuçta şu kanata vardım: Eğer sonuçta; frekansımı tüm bu negatif enerji etkileşimlerine rağmen koruyabiliyorsam ve "ihtiyatlı/dikkatli" olabiliyorsam bu bence geliştirici bir durum.

Bir simge ile durumu anlatmak istiyorum. Durgun, masmavi bir denizi düşünelim. Denizin bir dalga olduğunu imgeliyorum ve denizin orta derinliklerinde bir noktada sabitçe, hareket etmeden durduğumuzu düşünelim. Ne aşağıya düşüyoruz ve ne de yukarıya çıkıyoruz, yan bir şekilde sabitçe duruyoruz, tıpkı yatağımızda sırtüstü yatıyor gibi...Denizin orta derinliğinden "yukarı" doğru çıkabilmek için bir hamle yapıyoruz; ellerimiz ile suyu avuçlayarak aşağı doğru itiyoruz... Suyu aşağı doğru iterek "yukarı" çıkabilmek için bir hareket yapıyoruz, işte üzerimizde bulunan su kütlesinin "direnci" ile karşılaşıyoruz. Bu direnci kırabilmemiz gerekiyor ki; "yukarı" doğru mesafe alabilelim. Üzerimizde bulunan suyun direncini; dualitik negatif enerji olarak kabul edebiliriz. Bir süre sonra dinleniyoruz ve yukarı doğru aksiyonumuz devam ediyor. Bir dalganın üstünde, diğerinin ise altındayız.

Bir keresinde bir arkadaşım şunu söylemişti; "bu kitabı okuduğumda, zihnimde tepki ile karşılaşıyorum ve ben de okumayı bıraktım"...Şunu düşünüyorum; eğer bu kaynak negatif olsa idi, negatiften bir "etki" gelmeyeceğidir ve pozitif ise özgür iradeye saygılı olduğundan karışmayacaktır. İlginç değil mi? Elbette, zihnimizin çocukluğumuzdan beri taşıdığı kalıpların içsel bir direnci de olabilir bu sıkıntılar, ama işte zihnimizin ördüğü duvarları aşabilecek konuma gelemez isek, nasıl gelişebiliriz? Bu durumda ilginç geliyor bana: Zihnin sıkıntıya girdiği her bilgiden uzak kalmak!

Akıl/Beden/Ruh "Bileşimi" olarak bizler, "I'AM ..." VEYA "BEN OLAN BEN" durumuna gelebiliyor isek; Birliğin, Bir'in, Sevgi'nin tüm potamsiyellerini taşıdığımızın farkındalığına gelebiliyor isek; bizi kimse duruduramaz diye düşünüyorum. Unutmayalım ki; dualte de "çözüm" için çalışıyor, o da sistemin bir parçası ve "Kendine Hizmet olmaz ise Başkalarına Hizmet Olmaz" sözünü hatırlayalım.Bu gerçekten doğru.

Realitemizi ya "merkezimizden" yaratırız ya da başka merkezlerim maniplasyonlarına kapılarak onların istediği doğrultuda yaratırız. "I'AM ..." frekansına geldiğimizde, yüksek titreşimlere çabucak geçebildiğimizde sorun ortadan kalkacaktır, denge Evrenin temel yasasıdır... Dikkatli/İhtiyatlı olmak; ama aşırıya kaçmadan bunu yapabilmek, kısaca paranoyaya girmeden ihtiyatlı olmanın bir sakıncası yok. Bu faydalı bir farkındalık durumudur aynı zamanda; zihinsel, duygusal, fiziksel hareketlerimizin kontrolünü ele almamıza yol açar. Bir şekilde "Kamil" insan olmaktır aynı zamanda. "Karmik Dünya Planı" için bence bu oldukça faydalıdır; tüm frekansımızı belirli bir nisbette kontrol edebilmek. Başka bir durum ise; Fiziksel bakış yerine "asol olanın Ruh olduğu" bakışıdır ki, bizler buna yabancı olmayan bir kültürde doğduk: "Öldüğüm gün doğum günümdür". Elbette ölüm korkusu yaşamadan yaşamak anlamında yorumlanmalı...

Herşey Ruh'un öğrenebilmesi için kurulmuş Realitelerden oluşuyor, aslında bir "rüya" ya da ilüzyondan. Gelişebilmemiz için herşey var. Bize düşen ise bunları sakince düşünmek ve bilgi toplamak ve uygulamak. Seçimlerimiz ile bir sınavdan geçiyoruz ya da testlerden. Koruyucu enerjilerin de varlığını unutmayalım. Herşey parlayan, parıldayan bir elmas olabilmemiz için tasarlanmış gözüküyor ve aslında tersine çevrilmiş evrimden geldik.

Kısaca bilgiye ulaştıkça bir akım olarak negatif enerji ile muhatap oluruz, bu aşılmaz değildir, bilakis bunu aşabilmek kişiyi geliştirici bir sonuç yaratır.

Tiversonus

#2
Saldırıyı===>BİLMEK---->BEKLEMEK

Acaba, "Bilmek" yani saldırıyı beklemeden önce "bilmek" ne anlama geliyor? Neden önce "bilmeli" ya da neyi bilmeliyiz?

Diğer arkadaşların bu konuda, çekinmeden, özgürce düşüncelerini paylaşmaları çağrısını yapıyorum! Benden bugünlük (cevap gereği olmadıkça) bu kadar:))

Tiversonus

#3
Not: Parçayı değiştirtdim; ve babam bilakis açtıdığını ve baktığını söylüyor tek kelime il "ilginç" diyor ve "oğlum sen ne diyorsun, fizik kanunları ile çalışırlar" yani bir bakışla bakıldığında, ilginç durumların zorlayıcı sebepleri olmasına rağmen doğa kanunları ile de açıklanabilir olması sözkonusu. Başka bir bakışla, bazısı için "kaza" bazısı için negatif enerjinin müdahalesi gözükür...İhtiyatlı olmak ise her iki durum içinde faydalı bir sonuçtur...75 ytl'ye maloldu:))

Tgur

#4
Bu yoğunlukta devamlı olumlu halde kalmak ,mutluluk döngüsüne hapsolmak demektir ,
döngüyü hareket ettirmek için arada bir mutsuz durumlarla karşılaşıp dönmeyi helozoni hale getirmek lazım ,

Bu mutsuz durumların saldırı şeklinde olabileceğini "bilmek", bahsettiğiniz bilmektir .

Saldırının sadece negatif guruplar tarafından değil de yüksek benliğimiz tarafından da devreye konabileceğini
kabul etmek ve bilmek ,bu bilme hadisesinin evrensel bir kavramda olduğunu hissetmektir.

Yaşamın dersler manzumesi olduğunu ve bu dersler için sadece mutlu olmanın ,dersi eksik bırakacağını anlamak
konuyu daha açık hale getiriyor..

Selam ve sevgi..

Tiversonus

#5
Teşekür ederim, paylaşımınız için.

Bilinç deneyimi için varolan Yoğunluklar, dualitik/ikili/kutuplu yapıda. En azından bizim Evrenimizde bu böyle. Bu çok fazla etkili olmasa da 6. Bilinç Yoğunluğunda da (farklı bir sembolizma ile de olsa burası da kutuplu olduğu söylenir, çeşitli kaynaklarca) kutuplu. Bu bir "dinamizm" yaratıyor. Kısaca kutupluluk bir amaç taşıyor; en azından "çözümün tarafı" fonksiyonunda "kötü" ya da "karanlık fanilalılar" takımını oluşturuyor gözüküyor.

Varolan kutupluluk yapısı için genel olarak; hizmeti açısından benzer düşünüyoruz. Ancak:

"Saldırının sadece negatif guruplar tarafından değil de yüksek benliğimiz tarafından da devreye konabileceğini kabul etmek"

Bu görüşe katılmıyorum... Açıklamaya çalışayım: Evet Kendine Hizmet(KH) var, bunların varlığı konusunda ve can-acıtıcılığı konusunda hemfikiriz. Ancak bu KH varlığını "Yüksek Benlik" dediğimiz 6. Yoğunluk Ben'liğimiz tarafından "devreye sokulduğu" fikrinde değilim...Ancak; Yüksek Benlik ya da 6. Yoğunluk Işık Varlıkları, taşıdıkları özelliklerden dolayı -ki en başta Özgür İrade Yasası gelir- KH varlıklarına "izin verirler" ve varlığın her türlüsüne "izin verirler", yardım isteyen varlığa da sanıyorum ki; yardımına bir "ölçüye kadar" karşılık verirler. Sonuçta her tarafı "Yaratan" olarak algılarlar...Örneğin bir varlık (3. yoğunluk olsun) "Yaratan" olarak gözükür algılarında. Bu Yüksek Benlik ve diğer Işık Varlıkları için böyle. Ve "Yaratan" olarak gördükleri varlığın diyelimki; başka bir varlığa eziyeti dolayısı ile yarattığı "karmik seçime" saygı duyarlar...Dolayısı ile olayın içine sokulacak şeye varlığın kendisi karar verir: Gerek bu yaşmdan ve gerekse tüm yaşamlarda....Bir bakışla benzer şeyleri sonuçları itibari ile söylesek te, burada kritik şeyin "Bir'in Yasası" olduğunu düşünüyorum.

Bu neden önemli? Kendi zihinsel, duygusal, fiziksel v.b. tüm hareketimizin en önemli ve aslında tek sorumlusunun yine kendimiz olduğudur. Sonuçta sistem dengeli işler ve zaten "Bir'in Yasası" na bağlı Işık Varlıkları, sadece "özgür seçimlere" saygılı olurlar.

Ve şunu da eklemeliyim; "Karmik Borcu Sıfırlamaya" da izin verirler. Bu bazen sadece "bağışlama" olabilir!

Bütün bu "izin verme" olayının temeli, bizim "Ne Olduğumuz" ile ilgili, yoksa Ben'likten ayrı/yüksek bir karar verme, ceza verme v.b. sonucu değil. Yine bu konu hakkında Ra Bilgilerinde oldukça açık örnekleri bulabiliriz. Bizim aldığımız karara saygı duyarlar demek belki çok daha açıklayıcı olur: Kararımıza saygılı olurlar ve öneri, tavsiye, uyarı ve yardımlarını esirgemezler.

Kişisel olarak görüşlerim bunlar.

Selamlar, Sevgiler...

Tgur

#6
İtirazınızda haklı olabilirsiniz ,ama "mutluluk" ve "saldırı" kavramları üzerinde kuantsal düşünce, yorumlarımızı değişik planlara atar,

Çok basit örnek,
bir hastalığı saldırı olarak kabul eden bilince karşılık bu yolla para kazanan meslek erbabının saldırıyı doğal yaşam halleri olarak kabul etmesine ve kazanma unsuru görmesine ne diyeceğiz,
Açlık saldırısına uğramış bilinçleri bekleyen fırıncılar var..

Tekrar sevgi..

Tiversonus

#7
Tek cümle; "özgür irade evreni" ve derince bakıldığında, yaşaması "haksızlık" gibi gözüken tüm olası eylemlerimizin başrol deki karar vericileri yine bizleriz; geçmiş yaşam ya da bu yaşam veya tüm yaşamlar.

Tiversonus

#8
Pleyades Öğretilerinde "Kendisini televizyon seyrederek öldüren -ve bu sırada doktorları zengin eden- bütün bir kuşak var." diye bahsedilir. Keza Kendine Hizmet dünyasının ifadesi olarak kapitalizm de, serbest piyasa aldatmacası üzerine kuruludur...Şu söylenmişti "özgür iradeleri ile tutsak edilenler" Ra Bilgileri'nde...Evrende Güneşler var ve Karadelikler, bu ikisinden Ruh bakışı ile kişi seçer; özgür Ruh olmayı seçiyor ise, Başkalarına Hizmet dayanışmasına girer ve belki sonra Hizmet'inin bir formsal ifadesi olarak Güneşe'e dönüşür. Keza Ruhları aldatma yolunu seçmiş Ruhlar ise Karmik düzende ya uyanırlar BH yoluna özgür iradeleri ile geçerler ya da bir Karadelik haline gelirler... Ne yapacağız? Biz sadece yolumuzu seçeceğiz, öneri, tavsiye ve uyarı dışında özgür seçimlere karışmak olmaz Bir'in Yasası'na göre ve BH varlılkları ile irtibatımızı kuvvetlendireceğiz, belki önce bir zihinsel, duygusal vb. arınmalara zaman ayıracağız ve Yüksek Benlik bağlantımızı kuracağız ve yolumuzdan yürüyeceğiz. Bunların hepsi ben seçtim demekle de olmuyor, adanmışlık, çaba ve bir sürü şeyle oluyor. Kısaca seçimi BH olan için yol belli; Hizmet...Elbette yavaş yavaş bir oranı tutturup bunu saflaştırma ile ilgili bir süreç, süreçte hızlı olan olur yavaş olan olur. Kısaca ne yapacağımız ancak kendimiz için ve Başkalarına Hizmet için ne kadar fedakarlıkla ilgili şeyler...Sonuçta tüm bu fiziksel koşturmacanın sonucunda temel olan şeyin Ruh olduğunu da unutmamalıyız. Fizik beden ölür, Ruh deneyime devam eder. Ve BH varlıklarının yardımını da unutmamalıyız...Dışarıda bir şeyleri düzeltmekten önce, yaşamımız içinde belirli bir arınmışlık ve ne kadar Gezegenin ve Tüm Yaşam Formları'nın En Yüksek Hayrına yaratıma ve hizmete geçmek, sanırım bu yol, yani Bütünün Hayrına bir yol BH için Yükselişi ifade ediyor.

Dengeli kalmak ve birbirlerimizi bilinç besinleri ile beslemek, ve Bütünün Hayrına yaratımlarımızı artırmak ve sonucunda Kaynak ile bağlantımız ve BH varlıkları ile bağlantımızı artırmak, zaten Ruhsal arınmışlık olunca inanıyorum ki bir çok hayatı kolaylaştıran Spiritüel Teknoloji de ortaya çıkacaktır.

Seamlar, Sevgiler...




İlgili Pleiades Bölümü

"Çağdaş teknoloji, frekans kontrolünün en büyük silahlarından biridir. Size eğlence ve rahata ulaşmanın yöntemleri benimsetildi, tümü de frekans kontrolüne ilişkindi. Televizyonunuzdan kurtulmanızı hararetle öneririz. Bilincinizi gündelik olarak manipüle etmenin temel aracıdır televizyon. Deney öyle ince düzeyde ayarlanmıştır ki, televizyon kanalıyla yaratılan rahatsızlığa bilinçaltı olarak cevap verirsiniz. Kendisini televizyon seyrederek öldüren -ve bu sırada doktorları zengin eden- bütün bir kuşak var."

Pleiades Öğretileri

Tiversonus

#9
Not: Son bölümü sonradan ekledim ve yazım hatalarını düzelttim...Evet, şu tv konusunda çok tepki aldığım olmuştur, olacak veya olmayacak... Ama açıkça "ben bunu yaşadım, biliyorum" diyorum, tv ile kavga ederdim, açıkça bu böyle, yine de bir öneri ve tavsiyedir fazlaca değere almayın, sadece siz seçersiniz diyorum, ve hoşgörünüze (tüm okuyanların) bırakıyorum.

Tgur

#10
Bahsettiğiniz konulardaki safiyet dolu arzu ve direnişleri anlıyorum,
Ancak ,
Erdem ve bilgiyi kaybetmeden bulunduğu ortamın sazını çalmak mecburiyeti de var,

Kurulu düzen,manüplasyonlar ve yanlış davranışları yaşam kalıbı olarak seçmişlerin düzeni ise ve bu düzenle yaşamak gerçekliği varsa ,yani hayatı sürdürmek ,teneffüs edebilmek için kirlenmiş havayı soluklamak zorunluluğu varsa, maske takarak dolaşamazsınız,separe edilip yaşam dışına sürülürsünüz,

Buradaki rol,riyakarlık sınırlarına yaklaşmak gibi acıtıcı olabilir,zira halografik bir yaşantıda olduğunuzu bilmenize rağmen,fizik mevcudunuzla bu KH yaratımı dip boyutun duvarları ile çevrilisiniz..

Velhasıl bu yoğunluğa mecbur olmuşsunuz ,artık bir görev üstlenerek mi yoksa karmik mecburiyetiniz ile dengelenmekten ötürü mü ,analizlerinizi yapınız.
Bu gerçekliğin (lineer veya kuantsal)farkındalığına göre tutturduğunuz yaşamda yürümek zorundasınız ,

Bahsettiğiniz gibi Tv seyredersiniz, sığ manzaralar,

Dost sandıklarınız ile evrensel konuşmak istersiniz ,dudak büküp konudan kaçışlar,

Mesleğinizde etik olmaya çalışırsınız ,rant düşkünü politize edilmiş kitlelerin kuzu postuna bürünmüş kurt davranış ve dayattırmaları,

Bütün bu olumsuz yaklaşım içinde tek teselli veren ,frekansınıza uygun gördüğünüz sesler ,ruhun sevgi ve bilgelik dolu anlayışını terennüm eden ve sizi anlayabilen o karanlığı aydınlatıp kaynağa çağıran ışığın pırıltısı,

Ve bu karmaşa içindeki davranışlar yoğunluğunun, çirkinlikleri çarpa çarpa deneyerek saflaşıp ,sonuçta mutlak ışıklanacağını bilişiniz..

Sabırlar..

Tiversonus

#11
"Dürüst Bir Sevgi Eğiliminden Daha Etkili Bir Büyü Yoktur"




SORU: Bu psişik saldırıya karşı koymak ve medyuma en iyi şekilde yardımcı olabilmek için bize söylemiş olduğunuz şeyler dışında yapabileceğimiz özel bir şey var mı?

RA: Medyumun zihnini tarıyoruz ve onun her bir varlığın kendisine gösterdiği ilgi ve duyarlığı takdir ettiğini görüyoruz. Bu psişik destek sağlayan ortam, böyle psişik saldırıların yarattığı rahatsızlığın en iyi çaresidir.

Bunu her biriniz, medyuma karşı duyduğunuz zihinsel, duygusal ve ruhsal sapmaların bilinçaltı bir foksiyonu olarak kendiliğinden yapmaktasınız. Dürüst bir sevgi eğiliminden daha etkili bir büyü yoktur.



(Ra Bilgileri 3, s.44,45)



Buradan Çıkan Sonuçlar:


1. Zihinsel, duygusal ve ruhsallığın bir bilinçaltı fonksiyonu vardır.

2. Dürüst bir sevgi eğiliminden daha etkili bir büyü yoktur.

Deja

#12
Olumsuz durumlarla karşılaşmamızın açıklamasını yalnızca "denge" olarak yapamıyorum artık. Daha ötesi var gibi geliyor. Çok sayıda benzer örneği yaşadığım için böyle düşünüyorum. Hemen neden bahsettiğimi özetleyeyim: ayı (lunar illumination) takip ediyorum, dolunayda kendimce bir çalışma yapıyorum. onun dışında çalışma yaptığım zamanlar oluyor ve dikkat ettim; ne zaman ciddi bir çalışma yapsam o gece ya korkunç bir rüya görüyorum (çok canlı ve korkunç!) ya da ertesi gün ciddi belalarla uğraşıyorum. bunun dışında iş kurma arifesindeyim ve işimi dünya algımdan uzak tutmadım. bu algı düzeyleriyle ilgili bir iş yani. biliyorum ki yaptıklarım sonucunda birbirini arayan kaybolmuş bazı çocuklar da birbirlerini bulacak. ama bu işlerle ilgili ne zaman adım atsam bin türlü engelle karşılaşıyorum. bazen de tam aksine mucizevi rastlantılar yaşıyorum. sebebinden hala emin değilim ama teorim şu yönde: kişi ne kadar gelişime açıkca ve bunu ne kadar güçlü diliyorsa, karşısına o ölçüde engeller koyuluyor. sistem yine de bunu bir nebze dengeliyor olmalı ki arada küçük mucizelerini gösteriyor bana. aklıma gelen bir başka şey ise, bazı valrıkların dikkatini çekiyor olmamız. parlayan ampule doluşan sinekler gibi, tepemizde topluyoruz galiba onları :) dediğim gibi, emin değilim. sadece fikir..
 

Deja

#13
Yüksek benlikle ilgili konuda tiversonus'a katılıyorum. engelleri önümüze koyan yüksek benlik değil bence de. ama hayati bir tehlike olmadığı müddetçe de yardım ettiğini sanmıyorum. daha doğrusu bunu sık sık yaptığını düşünmüyorum.

2. Dürüst bir sevgi eğiliminden daha etkili bir büyü yoktur. kısmına gelince, koşulsuzca sevdiğim onca insan olmasına ve onlardan tek beklentimin beni bilerek ve isteyerek kırmamaları iken; bunu defalarca yaptılar. açıkçası bu gerçek saf sevginin gücü de işe yaramayabiliyor bazen. acıtan yine acıtıyor. zamanla bu saf sevgilerimi komple kaybetmekten korkuyorum. diyeceksiniz ki "koşulsuz seviyorsan incinmezsin" koşulsuzdan kastım bana istedikleri kötülükleri yapsınlar yine de seveyim değil, sadece bilerek isteyerek canımı yakmaya uğraşmasınlar. ehm galiba koşulsuz sevemiyorum. ben bunun üzerine biraz daha düşüneyim. :)

bilinçakışı oldu bu post resmen, kusura bakmayın.
 

Pınar

#14
Aşkla karşılamak için kalp çakrasını tam kapasite çalıştırmak gerekiyor.Bunun için de önce saldırı olarak nitelendirdiğiniz ama aslında enerjinizi tıkayan yağırların temizlenmesi gerekiyor. Öyle bir olay yaşıyorsunuz ki, orada beklentiyi kesmeniz gerekiyor aslında ama insan fıtratımız da var ve kamil sıfatını almadan önce öğrenmemiz gereken dersler. Elbette kalp çakrası, diğer alt çakaraların doğru çalışması ile mümkün.Oldu dersler dört tane. Yaşanan olaylar çileden çıkarıyor.Biri gidiyor kişinin, diğeri geliyor.Hatta olay şu; Aynalarla dolu bir odada, bir yansımaya öfkeleniyor ve hızla kafamızı çeviriyoruz. Gözlerimizi açtığımızda burnumuza yapışan başka bir surat görüyoruz. Cismi değişmiş ama yine aynı enerji.Siz onu görüp, onu tam olarak kabul edene kadar sürekli çevrenizde dolaşıyor.O odadan çıkış şansınız yok, kaçacak saklancak yeriniz yok.Bunu anlayınca zaten, tüm görüntüler siz oluyorsunuz.Kimi öfkeli siz, kimi utangaç, kimi kibirli v.s.... Bu durumda ne öfkelenecek, ne utanılacak ne de kibirle davranacak kimse kalmıyor sizden başka. Sonuç; kendinizi her halinizle sevmeye başlıyorsunuz, realitenizi değiştirmeye başlıyorsunuz. Sitem dolu bir söz mü duydunuz, ilk tepkiniz durup dinlemek oluyor " Ben, bana bir şey anlatıyorum, Nedir?Hımmm! Kırılmışım meğerse, ve bunu anlatıyorum. Özür dilerim sevgili ben, seni kırdığımın farkında değildim.Kızgındım şimdi hatırlamadığım bir şeye.Beni affet.Ben seni çok seviyorum" Zihninizdeki diyolog bu oluyor.Ve karşınızdaki kişi anında değişiyor. Çünkü merkezden yaydığınız enerji değişiyor.Yaşam çiçeğiniz değişiyor.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)