Rusya: Dünyanın düzenini ABD yıktı (13 Eylül)

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2016, 14:13:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#75
Trump son zamanlarda Venezüela ile ilgili sert açıklamalar yapıyordu. Son celselerden birinde de (Kasım 2025), ABD'nin Venezüela'ya yönelik askeri bir operasyon yapmasının çok muhtemel olduğu açıklaması yapılmıştı.

Yine de, bugün ABD'nin Venezüela'ya askeri bir operasyon yapıp (ABD'de Maduro hakkında açılan dava gerekçesiyle) Maduro ve eşini ülke dışına kaçırması çok anormal bir gelişmeydi. Maduro'nun Rusya ve Çin'le olan dayanışma ilişkisi de bu operasyonun başlıca nedenlerinden biri. Trump ayrıca, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi olan Veneüzela'daki petrol çıkarma altyapısının ABD'li şirketlerce oluşturulması ve bunların sonradan ülkeden kovulmasını gerekçe göstererek, ABD'nin Venezüela petrolü üzerinde sahip olduğu hakları alma amacı güttüğünü de söylüyor. Kasım celsesinde konunun petrolle ilgili kısmına da değinilmişti.

ABD bugünkü operasyon sırasında Maduro'yu koruyan askeri güçlere, diğer bazı askeri üslere ve uyuşturucu yüklemeleri yapıldığı iddia edilen bir limana havadan bombalı saldırılar yapmış.

Kasyopya forumda Joe şöyle bir tahmin paylaşmış: Trump, Çin'in Tayvan'da ve Rusya'nın ise Ukrayna'da hükümet değişimi sağlamaya yönelik askeri girişimlerine karışmama karşılığında, Rusya ve Çin'in de Venezüela'da bir hükümet değişimi konusunda kendisine zorluk çıkarmamaları için anlaşma yapmış olabilir.

Şahsen mesele hakkında derinlemesine fikir yürütebilecek bilgilere sahip değilim ama Trump bir yandan hükümetinin gelir kaynaklarını artırmak, bir yandan da Rusya'yla gizli bir işbirliği içinde olduğuna dair eleştirileri dindirmek için kalkışmış olabilir bu işe. Yine de, Trump derin devletle olan mücadelesinde giderek köşeye sıkışıyor gibi geliyor bana.


Alıntı yapılan: 15 Ekim 2016S: (Beau) Eğer Trump seçilirse, Amerikan dış politikasını gerçekten değiştirecek mi?

C: Deneyecek.

S: (Pierre) Başaracağı anlamına gelmiyor bu.

(Joe) Denersen... (Pierre) Nispeten...

C: Çok fazla sayıda değişken var.


Alıntı yapılan: 5 Ağustos 2017C: "Deneyeceğini" söylemiştik fakat başaracak mı? Muhtemel değil.


Alıntı yapılan: 16 Eylül 2017C: [...] Trump Derin Devlete boyun eğdi.

...

C: Trump gerçekten boyunu aşan bir işe kalkıştı. Daha önce herşeye çok basit bir bakış açısıyla bakıyordu. Şimdi daha fazla şey biliyor ve daha az şey yapabilecek durumda. Yine de kalbi doğru yerde.





bozadi

Evet, Erdoğan'ın daha önce epeyce sahiplendiği, dayanıştığı, desteklediği Maduro'ya (ülkesine ve yönetimine) ABD tarafından böylesine aşağılayıcı/aşağılık bir muamele yapılması karşısında sergilediği tavır veya tavırsızlık bence de pek yakışık almadı. Erdoğan bu meselede Trump'la geliştirmeye çalıştığı dayanışma nedeniyle, hoşgörülebilecek hiçbir tarafı olmayan Maduro operasyonu karşısında büyük ölçüde sessiz kalmayı tercih etti.

Türkiye'nin Venezüela'da altın konusunda yapmaya çalıştığı bazı yatırımların Maduro yönetiminin bazı bürokratik engelleri ve istikrarsızlıkları nedeniyle çok sınırlı kalması gibi bazı olumsuz durumlar var gibi görünmekle birlikte, yine de Maduro'ya yapılanlara karşı sergilenen sessizliğin bence çirkin bir yönü var.

Yalnız, Bahçeli bu konuda net bazı açıklamalar yapmış:

Alıntı yapılan: CNN Türk"ABD'nin Venezuela'da yapmış olduğu askeri müdahaleyle devlet başkanı Nicolas Maduro'yu iktidardan hukuksuz ve haksızca uzaklaştırma gerişimi bizim tarafımızdan bilinen ve tanıdık bir komplodur. Bazı yayın organlarındaysa bu hakikat yerine meselenin başka mecralara çekilmeye çalışılması hatalı ve yanlış bir yaklaşım olacaktır. Türkiye, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris'te bulunurken doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle bugün Maduro'yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz 2016'da Türk milletinin iradesiyle netice alamayan Amerika, bugün Venezuela'da benzer bir girişimde bulunmuştur. Konunun bu yönünün yayın ve yorumlarda ele alınması, yöntemdeki benzerliğin kamuoyunun dikkatine sunması daha doğru olacaktır."

https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/erdogan-sessizligini-koruyor-bahceli-maduro-ya-yapilanlari-15-temmuz-a-benzetti-2466870

Daha önce de dikkat çekmeye çalıştığım gibi, Bahçeli ABD/İsrail ve müttefikleri karşısında Rusya ve müttefikleriyle işbirliği yapma ihtiyacımızı daha açık ve cesur bir şekilde ifade ediyor epeyce zamandır. Erdoğan ve Bahçeli arasında bu konuda bir fikir uyuşmazlığı veya çatışması olmasından ziyade, birbirini destekleyici ve dengeleyici yönleri olabileceğini düşünüyorum. Ama eninde sonunda Bahçeli'nin işaret ettiği yönde gidilmesi gerekeceğine inanıyorum şahsen.


bozadi

#80
https://www.odatv.com/siyaset/ozgur-ozelden-kar-altinda-cankiri-mitingi-venezuela-ve-maduro-sozleri-trumpin-duzeni-dunya-duzeni-olamaz-adnan-beker-ve-cemal-enginyurt-esprisi-120129992

Özgür Özel, Erdoğan'ı sıkıştıracak bir konu buldu diye atlamış, "Biz 6. filoyu denize döken anti-emperyalistlerin partisiyiz" falan diye. Duyan da CHP'yi Amerikan emperyalizmiyle mücadele eden solcu bir parti sanacak.

Özgür Özel ve CHP, ABD'nin inanılmaz saldırılarına, faşist müdahalelerine rağmen seçimle yönetime gelmeyi başaran "Sosyalist Maduro"nun meşruiyetini sorgulamış, ABD kuklası olan muhalefetin tarafını tutmuştu resmen. Hem de Maduro'nun Atatürk'ü sahiplenen, öven açıklamalarına rağmen. Sırf Erdoğan'la dayanışma içine girdi diye Maduro'yu suçlu/kötü ilan etmişlerdi. Şimdi de sırf Erdoğan bu konuda çelişkili duruma düştü diye CHP/Özel bir anda "Madurocu" oluverdi, hazır Erdoğan'la arayı iyi tutmaya çalışan Trump'a da çakma imkanı doğmuşken.

Özel'in İmamoğlu konusunda Batılı kukla yönetimlere hitaben CNN ve BBC'ye "Erdoğan'ı yıkma çabamızda bizi niye yalnız bırakıyorsunuz?" diye ağlamasının üzerinden bir yıl bile geçmedi. CHP'nin Atatürkçülük yerine "NATOTürkçülük" ilkelerine sarılarak Rusya ve müttefikleri karşısında ABD ve müttefiklerini alenen savunma rezilliği de hız kesmeden devam ediyor üstelik.


bozadi

https://www.odatv.com/siyaset/devlet-bahcelinin-trci-hamlesi-milliyetci-cephede-avrasya-kavgasi-ankarada-eksen-tartismasi-120145210

Valla ben Bahçeli'nin kendi partisindeki bu devrimci tavrına hayran kaldım. Elbetteki bu Türk milliyetçiliğini bırakıp Rus veya Çin milliyetçiliği yapmak değildir. Rusya ve Çin'le olan çıkar çatışmalarımızı unutmadan, ortak düşmana karşı belirli ölçülerde stratejik işbirliği ve dayanışma olarak görüyorum ve son dönemde buna Erdoğan'dan ziyade Bahçeli'nin önayak olmasına ayrıca çok şaşırdığımı ve sevindiğimi belirtmek istiyorum.

Ve tabi, yine, bunu söylerken, AKP veya MHP'nin, yani iktidarın harika/kusursuz olduğu iddiasında değilim. Muhalefetin iktidara tepkilerinin birçok meşru yönü var. Yine de, mevcut şartlarda iktidar ve muhalefetin doğru yerde olduğuna inanıyorum.

bozadi


bozadi


İngiltere öncülüğünde Moskova'ya son düzenlenen ve belirli bir başarı elde eden saldırılarla gizlenmeye çalışılan gerçek bu işte. Rusya cephede Ukrayna'yı (ve ardındaki güçleri) köşeye tamamen sıkıştıracağı noktaya çok yakın. Hem dikkatleri dağıtmak, hem de Rusya'ya karşı alenen topyekün savaşın gazını/fitilini ateşlemek için yırtınıyorlar. Ama arzu ettikleri yerel ve global kamuoyu desteğine bir türlü ulaşamıyorlar. Rusya bedeller ödeyerek de olsa süreci kontrol altında tutuyor. NATO denen ve kıçı-başı ayrı oynayan örgüt, varlık amacı / hedefi olan Rusya'ya güç yettiremiyor. Çünkü NATO asla gerçek, birlik-bütünlük içinde bir örgüt olmadı. Asla gerçekten var olmadı, varmış gibi gösterildi, göz dağı vermek, dünyaya ayar çekmek için. Rusya bütün NATOnun toplamından çok daha gerçek. Ciddi bir bedel ödeyerek de olsa tüm dünyaya bunu gösteriyor. İnsanlık namına müthiş bir manzara.

bozadi


gerçek tosun paşa

@bozadi Ankara NATO toplantılarına ne diyorsun?

Büyük ipuçları çıkacak ardından gibi...

bozadi

#86
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 03 Temmuz 2026, 12:46:05 @bozadi Ankara NATO toplantılarına ne diyorsun?

Büyük ipuçları çıkacak ardından gibi...
Normalde AKP / Erdoğan hükümetinin "rezilliği" demek çok geliyor içimden ama PKK'yı ve Fetö'yü bir sopa olarak kullanan ve daha da spesifik olarak 15 Temmuz'un azmettiriciliğini yapanların NATO'yla aynı güç (ABD derin devleti ve nihai olarak İlüminati) olduğunu Erdoğan'ın bilmemesi veya görmezden gelmesi mümkün değil sanırım. Filistin'i ve nice benzer örnekleri de hatırlamak gerek. Erdoğan neyin ne olduğunu (NATO'nun arkasındaki gücün kim olduğunu) çok iyi biliyor bence.

Erdoğan'ı / AKP'yi iktidara bizzat o güçlerin getirdiği bir sır değil. Dilipak bunu (AKP'nin kuruluşunda ABD'nin belirleyici rol oynadığını) açıkça dillendirmişti (bunu bilmek için onun beyanına muhaç değiliz ama yine de bizzat o mahallenin medyasından önemli sayılabilecek bir figürün bunu söylemesi önemli bence). Zaman zaman değindiğim bir husus olduğu için tekrara girmekten kaçınamıyorum ama tekrarlamakta fayda da görüyorum. Erdoğan epeyce bir süre o güçlerle el ele, kol kolaydı (o sırada kafasından neler geçiyordu, bilmesem de). Ama bence kesin olan birşey var ki, geniş bir halk kitlesinin gücünü arkasında hissetmeye ve Fethullah'ın emirerliği pozisyonunu sorgulamaya ve itiraz etmeye başladıktan sonra, Fethullah'la arası giderek bozuldu ve nihayet açıkça rekabet eder hale geldiler, düşmanlaştılar ve 15 Temmuz'a kadar geldi iş. Erdoğan NATO'nun kim olduğunu çok iyi biliyor ama düzenin ikiyüzlülük düzeni olduğunu çok iyi bildiği için, "köprüyü geçene kadar ayıya dayı" muamelesi yapma konusunda büyük bir ustalık geliştirdi, geliştiriyor diye düşünüyorum.

Ayrıca bu politika Erdoğan'ın Rusya'ya karşı kullanabileceği büyük de bir koz sağlıyor gibi görünüyor. Bu AKP hükümeti adına bence pek de gurur duyulamayacak, şu veya bu ölçüde çirkinlik arz eden bir "şark kurnazlığı" politikası gibi görünüyor bana, %100 emin olamasam da. Yani, "ne ABD'ye gücüm yetiyor, ne Rusya'ya, ama ikisinin de ciddiye almak zorunda kaldığı önemli bir aktörüm, öyleyse kendi çıkarlarımı maksimize edecek şekilde bunları birbirlerine karşı kullanabildiğim kadar kullanayım" politikası gibi algılıyorum durumu. En büyük arzusu muhtemelen bir tür Yeni Osmanlı kurmak yoluyla ABD ve müttefiklerinden de, Rusya ve müttefiklerinden de daha üstün veya eşit sayılabilecek bir güce kavuşmak sanırım ama bu şimdiye kadar mümkün olmadı, bundan sonra olur mu, bence olmaz ama yine de hem global stratejik siyaset oyunculuğunda hem de artan silah gücü bakımından bir tür ilerleyiş, yükseliş trendi var gibi görünüyor.

Erdoğan'ın tamamen Doğu/Rusya-Çin eksenine koşmamasının onun için başka faydaları da var gibi görünüyor. Bu ülkenin geçmişinde Rusya ve Çin genellikle baş düşmancıl güçler olarak görüldü. Milliyetçi, dindar, muhafazakar kesim başta olmak üzere toplum tabanının azımsanmayacak bir kısmında Rusya ve Çin kötü duygular çağrıştırıyor. ABD ve müttefikleri her ne kadar düşmanlık/kötülük konusunda Rusya ve Çin'den fersah fersah öne geçmiş olsa da, ta Osmanlı döneminden beri Batı'nın gücüne ve medeniyetine duyulan bir özlem, onlara yakın olma ve onlar tarafından takdir edilme arzusu oluşmuş gibi görünüyor. Yani "Batı hayranlığı" (ille kötüleme anlamında değil, olumlu-olumsuz çeşitli yönleriyle söylüyorum) Atatürk'le başlamadı, Osmanlı'nın son dönemlerinde başlamıştı zaten. Erdoğan'ın Batı kulübünde bir yer sahibi olmaya, onlar tarafından takdir edilmeye gösterdiği heves bence açık. Ama onların çok karanlık, çok tehlikeli tarafları olduğunun da farkında. Osmanlı da bu tanımdan çok farklı olmadığı (hem çok güçlü ve güzel, hem çok karanlık taraflara sahip olduğu) için bir benzerlik ve empati hissediliyor belki de.

Kısaca Erdoğan'ın "NATOcu" görüntüsünün büyük ölçüde bir görüntüden ibaret olduğunu düşünüyorum. Ama NATO'nun ardındaki güçler Erdoğan'a "havuç ve sopa" (etkili ödül ve ceza) uygulama gücüne sahip olmaya devam ettiği sürece, Erdoğan onlara cephe almak yerine, onların ikiyüzlülük oyunlarına ayak uydurmaktan da geri durmayacak gibi görünüyor. Yine de toplum tabanından bu konuda ciddi tepkiler yükseldikçe (bu konuda Perinçekçileri çok beğeniyorum), politikasında buna uygun söylemsel ve eylemsel ayarlamalar yapacaktır diye düşünüyorum. Ve tabi ABD ve müttefikleri ile Rusya ve müttefikleri arasındaki rekabetin gidişatına göre de politika ayarlamaları olacaktır. Yani kesin olan şey, alışık olunduğu üzere AKP hükümetinin politikalarının "su" gibi akışkan, duruma göre değişken, git-gelli olmaya devam edeceği bence. Bunu biraz üzücü, çirkin bir durum olarak görüyorum ama yine de olabilecek en kötü durum değil bence ve hatta gidişat kötüye doğru değil, nispeten iyiye doğru gibi geliyor bana. Bu bakımdan, Erdoğan hükümeti bütün çeşitli ciddi sorunlu yanlarına rağmen, "ehven-i şer" (kötünün iyisi) olarak da görülebilir belki.

Spiritüel manada (bizim ve herhangi birinin ruhsal tekamül niyetleri bağlamında) hükümetin kim/ne olduğunun, ne yaptığının, ne yapacağının büyük bir önemi, ehemmiyeti olduğunu sanmıyorum. Evrensel, varoluşsal, zaman-mekan ötesi açıdan bakıldığında bunlar "küçük" dünyevi oyunlar. Bu oyunlarla çok fazla özdeşleşmek iyi bir fikir değil bence. Kendi açımdan düşündüğümde; benim moral-motivasyonumun, imanımın, tekamülümün nasıl devam edeceği bu dünyevi oyunlara bağlı olmamalı. Benim ruhsal durumumu bu oyunlar ciddi oranda belirliyorsa, çok fazla dünyevileşmişim, dünya hayatının epeyce negatiflik içeren gelgetilerine kapılmışım demektir.

bozadi

#87
Atatürkçülük bayrağı altında birleşmeye çalışan cenahtan, Erdoğan hükümetini "sallayacak" doğrudan veya dolaylı politik etkilere sahip bir toplumsal "hareket" doğmadı. Gezi hareketi muhtemelen buna en yakın şeydi ama onun en güzel, en güçlü yönleri Atatürkçülükten de ziyade "insanlıkla" ilgiliydi bence. AKP'nin aşırı baskıcı yönlerine "insanlık namına" güçlü bir cevap, bir tepki, bir "hop!" çekişti, veya böyle bir yönü de vardı en azından. AKP'nin baskıcılıkta aşırıya giderse (herşeyi gerçekten sırf devlet/silah gücüyle tamamen kendi kafasına göre belirleyebileceğini sanma hatasına düşerse), toplumun azımsanmayacak bir kısmının kaybedecek birşeyi kalmazsa, neleri göze alabilecekleri ve neler yapabilecekleri konusunda önemli dersler verdi bence AKP'ye. Farklı yönlere kayma potansiyelleri de sergiledi, çeşitli güçler çeşitli şekilde kullanmak istedi belki bu rüzgarı ama bu anlamda nispeten kısa sürmesi daha hayırlı oldu belki de. Yeterliydi. Güzel oldu, veya gerçekten güzel, doğru, gerekli bazı yanları vardı.

Ama öyle sanıyorum ki, en hayırlısı AKP'nin / Erdoğan'ın yıkılması değildi. Hayat sadece Erdoğan'a bir miktar ayar çekti bu yolla, ama yıkılmasını uygun/hayırlı bulmadı. Çünkü siyaset bağlamında Erdoğan AKP'sinden daha iyisinin oluşacağının hiçbir garantisi olmadığı gibi, bunun ihtimali son derece düşüktü ve hala da öyle bence. Bal gibi de yanılıyor olabilirim tabi ama böyle düşünüyorum. Nihai anlamda, özellikle spiritüel bağlamda, dediğim gibi, tüm bu dünyevi siyaset oyunlarının ve sosyo-ekonomik hayat koşullarının herhangi büyük veya belirleyici önemi olduğunu sanmıyorum.