BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sybleman

Sohbet çok güzel gidiyor. Herkesin eline sağlık.

Çevresel etkilerde bh gostergeleri nasıl olabilir çok dusunmusumdur.

Bence ilk olarak yönetilmeye olan ihtiyaç ortadan kalkardı diye düşünüyorum. Toplum da kişisel gelişmeler oldukça yonetilmeye olan ihtiyaç kalkacaktır. Kh in en sevdiği mevzu yönetmek yönlendirmek.

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 02 Mayıs 2025, 15:37:12 Bence ilk olarak yönetilmeye olan ihtiyaç ortadan kalkardı diye düşünüyorum. Toplum da kişisel gelişmeler oldukça yonetilmeye olan ihtiyaç kalkacaktır. Kh in en sevdiği mevzu yönetmek yönlendirmek.
Bu konuda aklıma ilk gelen şey şu: Öncelikle ve esasen "kendimizden" sorumluyuz. Başka bireylerin veya birey kitlelerinin BH'ye (pozitifliğe) yönelip yönelmemesi tamamen onların özgür iradelerine kalmış birşey. Gerçekten pozitifliğe yönelen bireylerin bir süre sonra kendi aralarında işbirliği ve dayanışma geliştirmeleri doğal ve kolayca gerçekleşecek bir durum muhtemelen. Dolayısıyla bizim açımızdan önemli olan neredeyse tek şey, kendi kurtuluşumuza odaklanmak, ki de bu da kendimizi egoyla, yani sahte benlikle özdeşleştirmişlik halimizden kurtulmak anlamında. "Kendi üzerinde çalışma" denen şeyin tamamen bununla ilgili olduğunu düşünüyorum. Elbette benzer eğilimlere sahip bireylerin bu doğrultuda dayanışması da bu süreci hızlandıracak, kolaylaştıracaktır.


Alıntı YapC: Ego berbat birşey!


Alıntı YapC: Kalbin açığa çıkması için sahte kişiliğin ölmesi gerekir.


Alıntı yapılan: S: (L) Kişiyi zayıf kılan nedir?

C: Çoğunlukla ego.


Alıntı yapılan: (Ennio) Bilgi ve iletişim konusuna dönecek olursak... İnsanların odaklanması gereken herhangi belirli bir bilgi alanı var mı?

C: Kendini ve zayıflıklarını tanıma.

Tgur

#332
 Bozadi tarafından başlatılıp dostlarla dantel gibi işletilen BH laşma konusuna sanırım mazide yazdığım şu dörtlüklerle katkı yaptığımı sanırım,şahsen bu karaktere ulaşabilmek için çok "çaba" yahut "düğüm çözme"faaliyetindeyim.


29.04.2006
Zamanı bilmeyen varlığa bir ömür nedir ki
O, bir yaşam sürmeyi görev bilmektedir
Zamansızlığın erittiği o muhteşem bilinciyle
İnsanın yaşarken bela dediklerini oyuna çevirmektedir


Ne güzeldir ona hayat , var oluşların en güzel kolu
Ego yok , savaş yok , maddeye takılmak başkasının yolu
Saf denilip alay edilen yanları ile
İliklerine kadar o unutulan sevgiyle dolu

benguonat

Alıntı yapılan: sybleman - 02 Mayıs 2025, 15:37:12 Sohbet çok güzel gidiyor. Herkesin eline sağlık.

Çevresel etkilerde bh gostergeleri nasıl olabilir çok dusunmusumdur.

Bence ilk olarak yönetilmeye olan ihtiyaç ortadan kalkardı diye düşünüyorum. Toplum da kişisel gelişmeler oldukça yonetilmeye olan ihtiyaç kalkacaktır. Kh in en sevdiği mevzu yönetmek yönlendirmek.

bence başkalarına hizmet eden insanların olduğu bir toplum tam anlamıyla demokratik olurdu :D demokrasi en nihayetinde halkın kendi kendini yönetmesi değil miydi? ama insan bazında, çoğunluğu kendini yönetebilen insanların olduğu bir toplum dünya tarihinde olmuş mudur bilmiyorum.

bence kendini yönetmek; kendini bilmek, kendi üzerinde çalışmak, kendini her daim yüksek ruh hallerinde tutmak, bunun için herhangi bir koşul veya zaman beklememek, sevgi, huzur, mutluluk, cesaret, yeterlilik, değerlilik vb. hislerinde olmak, bu ruh halinin doğrultusunda devam etmek olurdu. en nihayetinde özündeki tanrısal kaynağa bağlanmak, 7Y olduğunu hatırlamak ile kendi kendimizi yönetebiliriz.

yoksa kendi içimizdeki tanrısal kaynaktan daha fazla bağlandığımız bir şey oldu diyelim, kendi içimizdeki her şeye yeten kaynağa güvenimizi kestiğimiz anda yetersizlik ve güvensizlik hissi otomatik geliyor. kendini unutma ile birlikte düşük seviye hislerin kontrolü altına giriyoruz. özümüz olmayan şeylerin kontrolü altına giriyoruz. çeşitli çeşitli bitmeyen hırslar işte biliyorsunuz. çıkar ilişkileri, atılan kazıklar, yenilen darbeler vs. anlatmaya gerek yok. bitmiyor çünkü temelinde yetersizlik hissi var. dış unsurlar tarafından yönetilmek bu. bu mantıkla ölçek değiştirirsek, dış unsurlar tarafından yönetilen insan olmak toplumların başına despot tipleri, sömürecek tipleri getiriyor.

Alıntı yapılan: sybleman - 02 Mayıs 2025, 15:28:04 Biz sizi o şekilde görmüyoruz. Büyeyen çocuğuna bakan bir annenin bakışı gibi görüyoruz. Çocuğun da belirli dönemlerinde duygusal kontrolsuzlukleri olur, kendini kontrol edemeyebilir. Yaptiklariniza yanlış olarak bakmıyoruz. Gelişme ve büyüme olarak bakıyoruz. Ruhunuz ve bedeniniz aynı anda gelişme göstermez. Bedeniniz yetişkin olabilir ama ruhun da kendine göre evreleri vardır. O aşamaları geçiriyorsunuz sadece bir süreç. Ve bizim gelismemizi izlerken bir annenin çocuğunda gördüğü gelişmeleri gördüğünde ki sevinci gibi mutlu olduklarını söylediler.

kh den bh ye yol almak bence de ruhsal olarak yetişkinliğe gelmek oluyor. yetişkin kelimesinin kökü zaten yetmek. içimizdeki bu yeterliliği keşfetmeden nasıl yetişkin olabiliriz? ruhsal olarak çocuk olan insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda, onların, seçtikleri tipleri "anne, baba" olarak görmeleri ve fanatik bağlılıkları bence normal. veya ruhsal olarak ergenlerin çoğunlukta olduğu bir toplumda fanatik muhalefet de olabilir. ergenken anne babaya devamlı isyan ediyoruz ya.  tahmin ediyorum bh toplumlarında adalet anlayışı baya farklıdır.

yaşamak için yemek yiyeceğiz tabi en nihayetinde gene bir şeyleri sömürüyoruz. bence bh leştikçe sömürü minimuma inerdi. celselerde 4BH bir gezegenin nasıl olduğu söyleniyor mu bilmiyorum, daha oraya kadar okumadım.

bozadi

Alıntı yapılan: benguonat - 02 Mayıs 2025, 19:09:04 4BH bir gezegenin nasıl olduğu söyleniyor mu bilmiyorum
Ra'da 4Y BH'deki bir toplumda en ufak bir uyumsuzluk olmayacağına dair birşey söyleniyordu.

bozadi

Alıntı yapılan: SORU: Teşekkür ederim. Dördüncü yoğunluk derecesindeki koşulları kısaca betimlemeniz mümkün mü?

RA: Sözlerimizi dinlerken, dördüncü yoğunluk derecesini betimleyecek sözcüklerin bulunmadığını da göz önünde tutmanızı istiyoruz. Sadece ne olmadığını açıklayabiliriz, bir de yaklaşık olarak ne olduğunu. Dördüncü yoğunluk derecesinin ötesini betimleyebilecek sözcükler ise iyice azalır ve giderek tümüyle sözcüklerden yoksun kalırız.

Dördüncü yoğunluk derecesinin ne olmadığına gelince: Özel olarak tercih edilmedikçe orada sözcükler kullanılmaz. Bedenler ağır kimyasal araçlardan oluşmazlar. Varlık burada kendi içinde uyumsuzluğa düşmez. İnsanlar arasında da uyumsuzluk yoktur. Burada herhangi bir yolla uyumsuzluğa neden olma olanağı da yoktur.

Bu yoğunluk katının ne olduğunu yaklaşık olarak ifade edersek: Bu iki ayağı üzerinde duran canlıların bulunduğu bir yaşam katıdır, bu araçlar çok daha yoğun ve hayat doludurlar. Bu katta insan diğer benliklerinin düşüncelerinin ve titreşimlerinin farkındadır. Bu katta, üçüncü yoğunluk derecesine ait ıstıraplar idrak edilir ve onlara şefkat ve merhametle yaklaşılır. Bu yoğunluk derecesinde, bilgelik ya da ışığa erişmek için çaba gösterilir; bu katta her ne kadar bireysel farklılıklar varsa da bunlar grubun ortak tutumuyla, otomatik olarak uyumlu kılınır.

bozadi

#336
4Y'de (BH) tüm toplum tam bir sevgi halindeki tek bir aile gibi anladığım kadarıyla. Tüm bireyler ailenin ortak çıkarına tam olarak odaklanmış durumda. İdeal bir toplum işte :)

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: bozadi - 03 Mayıs 2025, 22:28:14
Alıntı yapılan: SORU: Teşekkür ederim. Dördüncü yoğunluk derecesindeki koşulları kısaca betimlemeniz mümkün mü?

RA: Sözlerimizi dinlerken, dördüncü yoğunluk derecesini betimleyecek sözcüklerin bulunmadığını da göz önünde tutmanızı istiyoruz. Sadece ne olmadığını açıklayabiliriz, bir de yaklaşık olarak ne olduğunu. Dördüncü yoğunluk derecesinin ötesini betimleyebilecek sözcükler ise iyice azalır ve giderek tümüyle sözcüklerden yoksun kalırız.

Dördüncü yoğunluk derecesinin ne olmadığına gelince: Özel olarak tercih edilmedikçe orada sözcükler kullanılmaz. Bedenler ağır kimyasal araçlardan oluşmazlar. Varlık burada kendi içinde uyumsuzluğa düşmez. İnsanlar arasında da uyumsuzluk yoktur. Burada herhangi bir yolla uyumsuzluğa neden olma olanağı da yoktur.

Bu yoğunluk katının ne olduğunu yaklaşık olarak ifade edersek: Bu iki ayağı üzerinde duran canlıların bulunduğu bir yaşam katıdır, bu araçlar çok daha yoğun ve hayat doludurlar. Bu katta insan diğer benliklerinin düşüncelerinin ve titreşimlerinin farkındadır. Bu katta, üçüncü yoğunluk derecesine ait ıstıraplar idrak edilir ve onlara şefkat ve merhametle yaklaşılır. Bu yoğunluk derecesinde, bilgelik ya da ışığa erişmek için çaba gösterilir; bu katta her ne kadar bireysel farklılıklar varsa da bunlar grubun ortak tutumuyla, otomatik olarak uyumlu kılınır.

Vay be özlemişim. Bunları okuduğum zamanların tadını da özlemişim heralde. Çok eski bir bilgisayar kasam vardı. O zaman için ince şimdi için kalın ve hantal LCDTV'ye bağlamıştım. Oradan tüm RA kitaplarını okuyordum  ;D

Şu şefkat ve merhamet işinin 4'e kalması da güzel. 3KH frekansı çok karışık ve bana öyle geliyor da olabilir insanın insana bu hisleri beslemesi pek mümkün değil. Ya da benim bu tarz duygularım yok. Çok yakın çevreniz dışında duyarsız oluyorsunuz. Kendinizi çevresel tüm koşullara kapamadan yaşamak çok zorlaşıyor, o psikolojinin altından kalkmak için bu kültürel alışkanlıklar ve sistemle devam edilmesi mümkün değil gibi.

Bu duygular yüzünden bazen ulan yanlışlıkla 4KH olmayayım diyorum.  ;D Sonra diyorum "olsun be oğlum sonuçta 4" ve kendimi avutmaya çalışıyorum.

gerçek tosun paşa

#338
Bu arada duygum yok derken dünyadaki genel negatiflik karşısında benim ve toplumun çok büyük kesiminin hissizleştiğini düşündüğüm için söylüyorum.

Anaakım medya ve hatta sosyal medya üzerinden sürekli pompalanan dehşet çok etkileyici. Bir psikoloji nasıl duyarlı ve uyaranlara açık vaziyette kalabilir? Bunu mümkün görmüyorum işte.

Bunun çok cevabı var ama en basiti dehşetin ve vahşetin izlenebilir prim yapmasıdır. TV'lerde reyting alan, internet ortamında hashtag olan veya hit olan durumların neredeyse tamamı son derece negatif şeyler. Yok "adam arkadaşlarıyla karısını öldürdü, bilmem ne futbol kulübü başkanı küfür etti, yok 16 yaşında çocuk 8 kişiyi bıçakladı vs."

Bu gerçekten kısır bir döngü. Hemen arkasından gelen "yoldan geçenler kadına neden yardım etmedi?" diye bağıran sosyal tespitler gündemi oluşturuyor. Geçen gün çıkan haberde başka bir adam başka birine çatalla salata yer gibi 4 kurşun sıkıyor çünkü. Bu sebeple kimse kimseye yardım etmek istemiyor.

Dünya üzerinde çekilen açlık, hukuksuzluk, savaşlar vb. konuların detaylarına hiç girmiyorum bile.

İşte bu duygusuzluk durumu buna benzer etkilerle oluşuyor diye düşünüyorum. Sanırım bu dalganın gelişiyle oluşacak boyut değişimindeki "bilgi" frekansını ölçüp değerlendirme işleminde kilit nokta değil. Eğer öyle olsaydı sanırım böyle bir 3Y ortamı da olmazdı diye düşünüyorum. (Yani 3Y sevgi ve merhametin değerlendirildiği evre olsaydı.)

Tüm bu gündelik negatif saldırı karşısında @bozadi nin varlık ve olumluluk kategorisi altında yazdıklarının ne kadar umut verici ve önemli olduğunu daha fazla anlıyoruz. Kendi üzerimizde yapacağımız çalışmanın ne kadar temel bir yapı taşı olduğunu anlıyoruz. Forumu takip edenler için çok ilham verici konular geçiyor. Hepinizin eline sağlık.


bozadi

#339
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 06 Mayıs 2025, 13:34:59 Vay be özlemişim. Bunları okuduğum zamanların tadını da özlemişim heralde. Çok eski bir bilgisayar kasam vardı. O zaman için ince şimdi için kalın ve hantal LCDTV'ye bağlamıştım. Oradan tüm RA kitaplarını okuyordum  ;D
Wau... 👍

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 06 Mayıs 2025, 13:34:59 Şu şefkat ve merhamet işinin 4'e kalması da güzel. 3KH frekansı çok karışık ve bana öyle geliyor da olabilir insanın insana bu hisleri beslemesi pek mümkün değil. Ya da benim bu tarz duygularım yok. Çok yakın çevreniz dışında duyarsız oluyorsunuz. Kendinizi çevresel tüm koşullara kapamadan yaşamak çok zorlaşıyor
Evet, hatta ben dünyayı tamamen yok saymadan BH'ye, pozitifliğe, iyiliğe, şifaya odaklanmayı imkansız buluyorum adeta. Dünyayı kesintisiz bir şekilde yok saymak (savunduğum şey bu değil tam olarak) pek mümkün olmuyor, hatta çoğu zaman olmuyor ama bu konuda giderek ustalaşmam gerektiğini düşünüyorum.

İyilik orada duruyor, kendi varlığımın bir yerinde, özümde. Yani yasaklı veya erişimsiz bir durumda değil. Şifa orada duruyor, sonsuzluk orada duruyor. Gel, al, ol diyor. Gitmememin, almamamın, olmamamın sebebi ne olabilir diye soruyorum, "dünya"dan başka birşey aklıma gelmiyor. Tümü doğrudan veya dolaylı olarak dünyevi hayatla, dünyevi dertlerle, komplekslerle, arzu ve korkularla, yani bir yığın dünyevi saçmalıkla ilişkili nedenlerden dolayı içimdeki Tanrı'ya erişmiyorum, almıyorum, olmuyorum. Tamamen bir alışkanlık meselesi bu muhtemelen. Bu aptalca alışkanlığı elimden geldiğince erkenden bırakmam gerektiğini algılıyorum. Araya girebilecek herşeye "sen aslında yoksun, yalansın" demek hiç de imkansız veya yanlış değilmiş gibi geliyor artık. Kendi kendime eriş(e)miyorum. Neden? Çünkü arada dünya var. Dünya diye bir film izliyorum ve bu film bana neden özümdeki sonsuz kudrete (kendime) erişmemem gerektiğiyle ilgili bir yığın sebep ve motivasyon (düşük arzu ve korkular) gösteriyor, veriyor, dayatıyor ve ben de bu durumu "kabulleniyorum". Neden dünyaya taparcasına bu kadar önem veriyorum ki?! Ondan başka bir varlığım olmadığını sanmaya alışmışım. Evrenin, varlığın ta kendisi değilmişim de, rezil bir asalağıymışım gibi hissetmeye, hissettirilmeye alıştığım için.

bozadi

#340
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 06 Mayıs 2025, 14:10:42 Tüm bu gündelik negatif saldırı karşısında @bozadi nin varlık ve olumluluk kategorisi altında yazdıklarının ne kadar umut verici ve önemli olduğunu daha fazla anlıyoruz. Kendi üzerimizde yapacağımız çalışmanın ne kadar temel bir yapı taşı olduğunu anlıyoruz. Forumu takip edenler için çok ilham verici konular geçiyor. Hepinizin eline sağlık.
K'lar 3y dünyanın/gezegenin yakında tanınmaz hale gelecek kadar büyük yıkımlar, dönüşümler geçireceğini söylüyor (en azından yüzeysel/topografik olarak). Şu anda bildiğimiz şekliyle "hayatımız" dediğimiz şey de tamamen yalan olacak tabi. Ki baştan beri yalan-dolandı zaten. Kendi üzerimizde çalışmak, yapmamız gereken neredeyse tek şey gibi görünüyor.

Alıntı yapılan: (Ennio) Bilgi ve iletişim konusuna dönecek olursak... İnsanların odaklanması gereken herhangi belirli bir bilgi alanı var mı?

C: Kendini ve zayıflıklarını tanıma.

İyilikle, iyileşmekle, mutlulukla aramızda duran tüm engelleri aradan kaldırmak gerekiyor ve arada duran neredeyse tüm engeller hep dünyayla ilgili. Dünyadışıların bize müdahale imkanları bile dünyevi sebeplerle aptallaşan, egosallaşan bilincimizdeki çürümelerden, yozlaşmalardan kaynaklanıyor.

Dünyaya, bu filme, bu ilüzyona tapıyoruz resmen. O kadar tapıyoruz ki, varlığımızın ta kendisi olan iyilikle, mutlulukla, sevinçle, sevgiyle aramıza girmesine bile müsaade ediyoruz!!!

bozadi

Kıyamet şöyle iyiden iyiye bi kopmaya başlasa da, dünyayla yıkanmış beynimiz bi özgürleşmeye başlasa! :))

benguonat

Geçen internette denk gelen videolardan birinde diyordu ki, bu şehir hayatının başlaması yeni. Medyanın, hatta sosyal medyanın başlangıcı çok yeni. Daha önceden herkes kendi köyünde olan bitenleri biliyordu, kimsenin dünyanın gündeminden haberi yoktu. Bu yeni çağda haber bombardımanı altındayız ve çoğunlukla hakkında bir şey yapamayacağımız gelişmelere üzülüyoruz gibisinden bi şey diyorlardı. Üstelik taraflı yayınlarla iyice beynimizi bulandırıyorlar falan diyorlardı. Videoyu bulursam atarım. Bu düşünce nedense yüzde yüz doğru gelmedi bana ama hak verdiğim noktalar da var. Herkes kendi klanına baksın diyordu kısacası.

Yani, vurdumduymazlık hoşuma gitmiyor ama ben de herkesi sevemiyorum. Bütün dünya insanları, haydi el ele tutuşalım kucaklaşalım diyemiyorum. Şefkat merhamet bende de öyle çok olamıyor yani, en fazla hayat hikayesine saygı duyuyor ve muhatap olmuyorum. İnsanları seviyorum ama uzaktan 😃 Gidip "seni seviyorum, sana şefkat ve merhamet gösteriyorum" desem birine, o sevgiyi alır mı mesela?

Muhtemel cevaplar :"bunlar yalan dolan/gene bi ürün mü satacaklar/zam mı istiyorsun/hayırdır/siz hangi tarikatsınız/gene işin düştü he/oy mu istiyorsun/bin di sini siviyorum cnm... vs.

Bu tepkiler boşa da değil, var altında bir şey. İnsanların yaraları var çözemiyorlar. Böyle bir insanlık ortamında sevgi de yardım da sınırlı oluyor. K'lar bizi uzaktan seviyorlar mesela. Evet, bütün insanlığa sevgiyle bakıyor olmaları "Bizler gelecekteki sizleriz" demelerinden belli. "Sizden adam olmaz" da diyebilirlerdi ama sanırım BH birinin bakış açısı, insanlara gelişme payı vererek bakmak. Herkesin hayat yolculuğuna saygı duymak. Yardımı isteyene etmek. Gerektiği kadar yakın durmak. Şu anki kapasitemle bu kadar algılayabiliyorum.

bozadi

#343
Varoluşta bir döngüsellik olduğunu gözlemliyoruz. Dünya güneşin etrafında dönüyor, gece-gündüz oluyor. Ay dünyanın etrafında dönüyor, farklı merhalelerden geçiyor düzenli olarak. Mevsimler birbirini takip edip duruyor.

Ruhun, bilincin, varlığın döngüsü nedir? Elimizdeki temel kaynakların sunduğu kozmolojiden anladığım kadarıyla tüm varlıkla mutlak birlik halinden ve bilincinden nispi bir kopuşa ve bireyselleşmeye, sonra tekrar tüm varlıkla mutlak birliğe doğru bir bilinç artışı yolculuğu var.

Tüm varlıkla mutlak birleşmeye, tekleşmeye doğru ilerleme halindeyiz, en uzunvadeli yolculuğumuz itibariyle. Güneşe, ışığın saf kaynağına doğru bir yolculuk. Özümüze, kendimize doğru bir yolculuk. Var olan herşeyin özüne, mutlak birliğine doğru.

Herşeyin aslında bir olması, en mutlak, en nihai, en yüce bilgi gibi görünüyor.

Sizin ve var olan herşeyin mutlak birliği ve mutlak özü olan varlık güneşine, ışığına doğru ilerlediğinizi düşünün. Tüm sorunların, tüm soruların mutlak çözüme, mutlak cevaba ulaştığı yere doğru. Kendinize doğru.

Dünya hayatında / ilüzyonunda bu kadar çok sıkıntı ve olumsuzluk yaşarken, en uzunvadeli bu yolculuğumuzu hatırlamanın dengeleyici, tedavi edici etkileri olduğunu düşünüyorum.

Ne yapacağımızı bilmez bir halde sıkıntılar içinde debelenip dururken, son derece basit ve bir o kadar da iyileştirici bir hatırlayış ve biliş olduğunu düşünüyorum bunun.

Fiziksel manada öleceğimiz kesin. Birkaç saniye içinde veya en geç birkaç dünya on yılı içinde. Bu dünyaya veya başka bir dünyaya reenkarne olacağız derslerimizin devamı için. Ta ki reenkarne olmayı gerektirmeyen bir bilinç düzeyine ulaşana kadar.

Netice itibariyle tüm varlığın mutlak birliğine doğru ilerliyor olacağız. Ve bunu şimdi ve burada da hatırlayabilir, inancımızı pekiştirebilir, güvenebilir, huzurunu, sevincini, sevgisini deneyimleyebiliriz.

Ona doğru ilerleyişin tüm sorunları çözecek şey olduğunu görebilmek, inanabilmek, güvenebilmek gerekiyor.

Güneş simgeselliğinde birlik (kendiniz, özünüz) orada duruyor. Ona doğru ilerliyorsunuz. Ve tüm sorunlar çözülüyor.

Dünya hayatının feci olumsuzluklarla dolu karmaşası maddi ve manevi bir sürü rahatsızlığa, sıkıntıya, hastalıklara neden oluyor. İşte, bu karmaşadan, bu bataklıktan, bu hastalık halinden çıkmak imkansız mı? Veya çok mu zor?

Bunun zorluğunu belirleyen şeyin ne olduğunu düşünüyorum ve bunun dünyaya, dünya hayatına, bu hayatın içeriklerine, arzu ve korkularına olan saplantılı bir bağlanmışlık, başka birşey düşüneneme hali olduğunu gözlemliyorum. Olumsuzluğa, rahatsızlığa, hastalığa neden olan düşünüş ve davranış tarzlarını bırakamıyoruz ve bunun en büyük nedenlerinden biri toplumsal asimilasyon gibi görünüyor. Yani, etrafımızdaki hemen herkes aynı durumda, aşağı yukarı aynı şeyi yapıyor.

Peki, yeterince bağımsızlaşabilirsek biz ne yapabiliriz?

Basit bir doğru olduğuna inanıyorum. İyilik, sağlık, mutluluk, esenlik orada duruyor. Tüm yapmamız gereken ona gitmek, o olmak. Şimdi ve burada, bir sürü karmakarışık olumsuzluklar, berbatlıklar, endişeler içindeyken bile, pozitifliğin, iyiliğin, umudun, sevincin bizden tamamen kopuk olmadığını, onunla, yani varlıkla, gerçek varlıkla, hakikatle, özle bir bağımız olduğunu sezebiliriz. Tüm yapmamız gereken ona gitmek, o olmak, ama gitmiyoruz, olmuyoruz.

Dünya ilüzyonuna, bir sahtelikler, saçmalıklar, hastalıklar silsilesine olan "aidiyetimiz" nedeniyle, kendi gerçek özümüz olan basit doğruya, güzele, iyiye doğru ilerlemekte, hatta bunun imkanını, gerçekliğini görmekte, hatırlamakta, inanmakta, güvenmekte olağanüstü zorlanıyoruz.

Gerçek o kadar basit ki. İyilik, şifa o kadar basit, o kadar bizim kendi özümüz, kendi malımız, kendi varlığımız ki, ona bu denli ters düşmüş, bu kadar acılar, sefaletler, nefretler, acizlikler içinde kıvranıyor olmamız, öylesine trajik bir hipnoz ve gaflet hali ki... İnanılmaz...

sirera

#344
Alıntı YapS: (L) Yani belirli genetik özelliklerin, bir ruhsal eğilimin fiziksel bir yansıması olduğunu mu söylüyorsunuz? Ruh yalnızca potansiyel olarak bile olsa kendini genetik özelliklerle eşleştirmek zorunda, öyle mi?
C: Evet, aynen öyle.
S: (L) Yani bir kişinin ruhsal ilerleyişi veya gelişimi büyük ölçüde genlerine mi bağlı?
C: Doğal süreç, mevcut olduğunda sistematik yapı ile birleşiyor.
S: (L) Eğer durum buysa ve dünyadışı varlıklar insanları kaçırıyorsa ve genleri üzerinde oynamalar yapıyorsa, yüksek seviyeli ruhların gelememesi için genleri değiştiremezler mi?
C: Enkarnatif süreç değil, doğal biyolojik süreçler. Enkarnasyon süreci 5'inci yoğunluktaki tamamen eterik bazı koşullara göre alt yoğunluklarla bir bağlantı sağlıyor ve bu nedenle dışarıdan hiçbir şekilde kontrol altına alınamayan üç döngülü bir transfer "örtüsüyle" çevreleniyor. Ama yeterli teknoloji mevcutsa, 1'inci, 2'nci, 3'üncü ve 4'üncü yoğunluk süreçlerinin herhangi biri ve tümü istenildiği zaman herhangi bir derecede manipüle edilebilir.
Titreşimlerimizin  genetiğimiz izin verdiği ölçüde bh ye yönelmesi olası görünüyor. Kendi ruhsal eğitimimizi aldığımız bir oluştayız. Dünya ana  birsürü olasılıkların olduğu çeşitliliğe kucak açan muhteşem bir oluşa mekan sağlıyor.
5. yoğunluktaki benliğimizle kurduğumuz bağ burada ölmeden önce ölme deneyimi ile güçleniyor, bu bağ güçlendikçe hem bh titreşimlerine uzanabiliyor hem de korunmayı artırıyor olmalıyız . Farkında olmak ve farkettiğimizi fark ederek farkında kalmak bir hayli komik bi oluş aslında. Ancak bazen trajikomik sonuçlar da doğurabiliyor.
Bana yapılan haksızlıkları affettim deyişinde affedilen kişi veya kişiler değil olgular olmalı. Yani 5. yoğunlukta uyuyan benliğimizle oluşumuzun bir kutsaması gibi. Affettiğimiz kişileri bu farkındalıkla bağışlar sıkıca kucaklamaya başlarsak  trajikomiklikler başlıyor maalesef. Kh de kendine hizmet yoluyla başkalarına hizmet ediyor zaten diyip oraya sarılmak gibi.
Starlink projesi sonrası neler olacak acaba.
Alıntı YapS: ...(A__l) Yani eğer çevre bu kadar kirli olmasaydı, bizim de süper güçlerimiz olabilir miydi? (L) "Kozmik çevre" dediler.
C: Çekim şu anda farklı.
S: (A__l) Çekime ne oldu? Nasıl değişti?
C: Uzayda güneş sistemi yolculukları. Bu tür değişikliklere tekrar yaklaşıyorsunuz.
S: (A__l) Yeniden süper mi olacağız?
C: Bazıları olacak.

@Tgur 'un bahsettiği bi örnekte bir koyunu alıp keserken ne yapıyorsun derse dile gelirse onu kesemeyiz örneği de bence doğru bi yaklaşım. İzlenimi bırakmamak yem olmaktan alıkoyabilir.
Yem olmamak ilk başta tedbirli olmak için beklentisiz bir çaba gerekiyor sanırım. Işıyan bilginin izlenimini terketmeden, süründüren gözlere göz olmadan ilerlemek.  Bh titreşimleri ise genetik izin verdiği kadar. Ve de süper güçlerin bh ile ilgisi yok demek ki.

Mobilde de yazılar kaydediliyor artık teşekkürler 😍
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)