BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

benguonat

Ben burada kastedilenlerle, kitapta yazanların özünde aynı olduğunu düşünüyorum. Ama içinde bulunduğumuz dünyada pek çok sayıda inancını yitirmiş insan var. Tanrı, Din, Tekamül hatta Ra, Kasyopya gibi kavramların geçtiği cümleleri asla dinlemeyecek olan bir sürü insan var. Çok bilimsel ve mantıklı giden batı insanına daha çok hitap eder diye düşünüyorum. Ama benim de gözden kaçırdığım kavramlar varmış. Kendi tanrısal özümü keşfederken hala daha altta çalışan yetersizlik programlarımı görmemi sağladı.

benguonat

Bu arada "Çember" gayet çaktırmadan bilerek konmuş bir sembol olabilir 😁 Tanrı'yı sembolize etmesi açısından. Benim çemberden anladığım toplumsal bir mevzu değildi, kendi tanrısallığını hatırlamanın sembolü olarak almıştım.

bozadi


bozadi

Alıntı yapılan: bozadi - 18 Mayıs 2025, 19:30:26
☉

Bu üstteki simge, astronomide ve astrolojide Güneş'i temsil ediyor. Çok çeşitli yorumları olabilir ama ben ortadaki noktayı 7y (yedinci yoğunluk) olarak kabul ediyorum. Çember ise ilüzyon (1'den 6'ya kadarki yoğunluklar).

Çember aynı zamanda noktanın büyütülmüş/genişletilmiş bir hali olarak da düşünülebilir sanırım. Diğer bir bakış açısından, "nokta" ruh, "çember" beden olarak görülebilir. Veya "nokta" kalp, çember "zihin" olarak da yorumlanabilir belki, çok emin olamasam da.

bozadi

Çember düalite, nokta teklik. Çember içindeki nokta (veya nokta etrafındaki çember), çokluğun tekliği veya tekliğin çokluğu olarak düşünülebilir belki.

bozadi

Spiritüel bakış açısından, çember noktanın (tanrının, özün) "aynası" olarak da düşünülebilir sanırım. Tanrısal öz, ışığı, yaratımları ve sevgisi yoluyla kendini tanıyor, biliyor.

Yazarın "Çember" tanımında bir toplum (yaşam, bireyler, çeşitlilik) olması, belirttiğim simgedeki çemberin ilüzyon/düalite ile özdeşliğiyle uyumlu sanırım. Ama elbette bu demek değil ki çemberde (düalitede) nokta (teklik) bilinci yok. Tam aksine, yazarın betimlediği şekliyle Çember zaten ortadaki teklikten alıyor ışığını, bilincini, varlığını. Çember noktanın ta kendisi aslında. Onun genişletilmiş hali. Tohumun açılmış, tezahür etmiş hali.

benguonat

Alıntı yapılan: bozadi - 17 Mayıs 2025, 09:11:24 ...Ve bu eksikliği, bu acizliği gidermek için vahşi bir mücadele ve rekabet başlıyor. Burada "ikiliğin" nasıl tüm acıların, tüm azapların, işkencelerin kaynağı olduğu görülebilir. Nitekim KH varlıkları bizim KH'lik düzeyimizi iyice pekiştirmek için hayatımızı her türden işkenceyle, travmayla dolduruyor ki, negatif duygu ve düşünceler iyice hakim olsun bilincimizde, birlik ihtimalinden iyice uzaklaşalım, iyice kopalım, böylece egemen KH güçlerine seve seve kölelik yapacak duruma gelelim.

Mesajın bu kısmı kontrol edilme damarıma bastı ve şöyle bir ilham verdi. Şunları yazmak içimden geldi. Eksik/yanlış bulduğunuz şeyler varsa yazın lütfen 😄

Başka başlıklar altında yazmış olduğum önceki mesajlardan birinde önceden online bir eğitime katıldığımdan bahsetmiştim. Budist-Hindu felsefesi hakkında. Oradaki hocamız bize 5 dk "Her şeye teşekkür edin, kalbinizden sevgi yayılsın, mutlu ve sağlıklı olun." diyorsa, kalan 3 saat 25 dk boyunca eleştiri modundaydı:

"Haftasonu geziyorsunuz ha! 5 duyunuzu iyice besliyorsunuz! Bağımlılığınızı arttırıyorsunuz! İçe yönelmiyorsunuz! Bu haftasonu hangi kafeye, hangi restorana gidelim? Utanmazlar!..Alkol almayın! Bedenine kötü davrananlar aydınlanmaya erişemezler! Aydınlanma yolunda bedenin sağlıklı olması şarttır. İşte sağlıklı ürünlerimiz: (1 kg 200 dolar, gümrük vergisi hariç)."

O kurs bitince bir sonrakine alınmadım.😁 Ürünlerini almak istememiş ve bu arada Mısır'da kendimi kaybederken (vay günahkar!)(yoksa kendimi bulmak mı diyelim?) haftalık test sınavımı göndermeyi, ne kadar muhteşem bir kurs olduğuna dair haftalık yazılı sınavımı göndermeyi unutmuştum. Sistemden beni atmaya karar vermişler. Yalanı yok baya üzülmüştüm. Büyük bir ayıptı bu benim için. Büyük bir utanç. 1 yıldır devam ettiğim ve aydınlanmanın sırlarını veren bir kurstan atılmam büyük rezaletti benim için. Hele ki hocam beni daha bir kaç ay önce herkesin önünde bir övmüştü bir övmüştü. Geri dönmeyi talep eden mektuplar yazmayı bile planlıyordum dfddfddsasfdsf.

Ama o atılma bana iyi geldi ya. Benim için çok önemli olan bir şeyi fark ettim ve cidden de teşekkür ediyorum hocama. Titreşimin, sözlerden çok daha önemli olduğunu fark ettim. Üstteki cümleler teknik olarak doğruydu da, üslubu eleştiri ve suçlamak üzerineydi. Utandırmak üzerine. Belki de ben önceden sıklıkla bu duygulara düştüğümden beni çekmişti bu kurs. 1 yıl boyunca bu öğretiler bu yüzden ters gelmemişti.

Niye gezmek suç olsun? Alkolü kesmekle bütün sorunlar düzelir mi? Sağlıklı yemeye kendimi zorluyorum, evet sindirimim düzeldi ama niye robot gibi hissediyorum? İlk defa orada geldi bana ne hissettiğimin öneminin, kuralları uygulamaktan daha önemli olduğu. Zevke ve 5 duyuya kapılırsam hayatımın kayacağı ve düşeceğim endişesine sahiptim bu yüzden kontrolcüydüm. Başkalarının beni kontrol etmesine izin veriyordum. Onlar etrafımda olmadığı zamanlar kendi kendimi kontrol ediyordum.

Alıntı YapSORU: Şu halde, bir beşinci yoğunluk derecesi varlığı için kişilik disiplini, benlik bilgisi (kendini tanımak) ve iradesini kontrol altına alarak güçlendirmek önemlidir. Doğru mu?

RA: Gerçekte bunlar, üçüncü yoğunluk derecesinden yedinci yoğunluk derecesinin başlarına kadar bütün dereceler için önemlidirler. Burada bir ayrıntı üzerinde düzeltme yapacağız, o da sizin kullandığınız "kontrol" sözcüğüdür. Bir varlığın, Bir'in Yasası'na uygun olmayan eylemlerle sonuçlanacak durumlar dışında, kendi düşünce süreçlerini ve içten gelen dürtülerini kontrol altında tutmasının, bu varlığın idrakinin gelişimi açısından yararlı ve istenen bir durum olmadığını anlamak son derece önemlidir. Disiplin, huzur ve aydınlanmaya giden en kısa yolun kontroldan geçtiği sanılabilir. Ama benliğin -kusursuz olan bu özün kontrolü ya da baskı altında tutulması, bu durumu dengeleyecek başka enkarnasyon deneyimlerine gereksinim duyulmasına yol açar ve bu potansiyeli hazırlar.

Bunun yerine, iradenin kullanılması ile ilgili yaklaşımınızı beğeniyor ve öneriyoruz. Yani, kendini kabul etmek, kendini bağışlamak ve iradeyi yönlendirmek; işte disiplinli bir kişiliğe götüren yol budur. İradeniz sizin içinizde saklı olan ve birlikte-Yaratan olmanızdan kaynaklanan bir güçtür. Bu özelliğinize, bu güce ne kadar önem verseniz azdır. Pozitif eğilimli yolda olanlar bu gücü dikkatle kullanmalı ve başkalarına hizmete yöneltmelidirler.


Peki niye burada 5 duyu unsuruna ve zevke kapılmaktan korkuyordum? Hah! İşte, temeldeki hissi, titreşimi bulduk: Korku. Tekamül için çıktığım bu yolda titreşim seviyesinde pek de yükselememişim. Bu şey bana diğer öğretmenler tarafından söylenen şu korkulara benziyor:

"Eğer iyi çalışıp iyi okul kazanmazsanız, iyi para kazanamazsınız ve hayatınız kayar!"
E ne oldu yani, iyi çalıştım ve iyi okul kazandım; iyi para kazanamadım ve hayatım kaydı 🤣 Temeli korku olan bu yaratımda korktuğum şeyi yarattım, tıpkı online ashramımdan atılma hikayemde olduğu gibi. Sistemde kalabilmek adına çabaladım ve sistemde kalamadım 🤣

Sonra insanları biraz gözlemledim. Bir arkadaşım, sürekli dert yanmaya bana geliyordu. Onu dinliyor ve tavsiyeler veriyordum. O da her seferinde çok rahatladığını söyleyerek yanımdan ayrılıyordu. Yalnız olayda bir gariplik vardı. Her gelişinde kızıyla daha büyük bir kavga ediyordu. Telefonundan kızıyla olan mesajlarını gösterince bir şeyleri anladım: Bu kişi, benden aldığı morali, kızını daha beter azarlamak için kullanıyordu. Abi resmen benden şarj oluyor, ve daha büyük patlıyor. Ofis arkadaşım her haftasonu daha da güzel yerler geziyor ama her pazartesi kendi haline daha da isyan edip iç karartan biri dinliyorum. Aaaaa, demek zevk bu yüzden yasakmış, sonrasında çevreye olan isyanı daha da arttırıyor.

Evet, düşük titreşim seviyesinde kalırsak gerçekten de öyle. Hayatın güzel anlarını yaşadıktan sonra şunu diyor muyuz: Beni devamlı bu güzellikleri yaşamaktan alıkoyan şey ne? Bu halim niye süremiyor?

Demiyoruz çünkü acı dolu hissetmekten de, neşe dolu hissetmekten de sorumlu olan sadece biziz. Bu gerçek ağır geliyor ve görmek istemiyoruz. Ayrılık bilinci, başkasını suçlamak, utanç, eleştiri gibi şeyler çok daha kolay geliyor. Fakat fark etmiyoruz ki, başkasına yönelttiğimiz oklar bize dönüyor ve bir süre sonra kendini suçlamak, eleştirmek ve utanca dönüşüyor. Örneğin utanç hissederek o titreşimde oluyoruz. Kendimize ve her şeye utanma/utandırma çerçevesinden bakıyoruz. Bu ayrılık bilincinde o kadar farkındasızız ki, buradan çıkış yolunun kendi içimizde bir an meselesi olduğunu unutuyoruz. "Kontrolcülüğe" giriyoruz, dış unsurları sanki kontrol edebilecekmişiz gibi. Başkalarını ve kendini kontrol etme arzusu, çözümün kendi içinde olduğunu görememekten kaynaklanıyor.

O zaman ne yapabiliriz? En azından ben ne yaptım? Meditasyon yaptığım vakitlerden birinde iç sesim "Kendini her daim yüksek titreşimde tut. Çünkü en güzel ilhamlar o zaman gelir." demişti. Kendimi her an anlayışta, bilgelikte ve sevgide tutmaya adadım. Düştüğüm anları fark ettim ve bir anda yükselttim. Bu, sanki bulutları dağıtmak gibiydi. Ben ne yaşayacağımı bilirdim, ben ne hissedeceğimi bilirdim. Yavaş yavaş kontrolcülüğüm kalktı çünkü, zaten her şey olması gerektiği gibiydi ve boşuna gerçekleşmiş hiçbir şey yoktu. Bu anlayış ve kabul; utancımı, eleştirelliğimi ve suçlayan tutumumu silmişti. Negatif titreşimden çıkmaya çabalamış mıydım? "Senin etkin altına girmeyeceğim" diyerek kontrole uğraşmış mıydım? Hayır. Dikkatimi sadece daha yüce olana yönlendirdim. Kendiliğinden gittiler. Anlayış, kabul, bilgelik ve sevgi çabalamanın o bulutlarını dağıttı. Evrende hiçbir şey boşuna olmaz, geçmişte bunları yaşamış olmam da bugünlerimin değerini bilmek için yaşanmıştı. Bu teşekkür halinde olduğunda "zevke kapılmak" mümkün müydü? Ona kapılıp tepetaklak olma kavramına güldüm çünkü öyle bir titreşimdeyim ki, etrafımdaki her şey yaratılışın iyi ve güzel olduğuna dair bir onay. Ve bu güzellikleri yaşamak utanç duymak adına değil, kalkıp birilerine daha beter saldırmak için güç toplamak değil. Bulunduğum titreşim bunlar değil. Ben utanç ve öfke değilim, ben anlayış ve teşekkürüm. Güzellikleri, varoluşumu anlamak ve teşekkür etmek adına yaşarım. Evet, şimdi önceki paragrafta sorduğum sorulara bakalım:

Niye gezmek suç olsun?
Hangi titreşimde olduğuna göre cevap değişir.
Alkolü kesmekle bütün sorunlar düzelir mi?
Hiçbir zaman bağımlı olmadım ama uzun süredir neredeyse alkolü bıraktım. Geçen gün içtiğimde bana öyle iyi de hissettirmedi.
Sağlıklı yemeye kendimi zorluyorum, evet sindirimim düzeldi ama niye robot gibi hissediyorum?
Otomatikman sağlıklı yiyorum, diğer besinler artık ilgimi çekmiyor.

Burada çabalama ve kontrol etme yok. Robot gibi olmak yok. Sadece kendini her daim yüksek titreşimde tutmak var. Çünkü en güzel ilhamlar o zaman gelir.

Başkalarına hizmet eden varlıklar, özgür irade yasası gereği, isteyenlere yardım ediyorlar. Ama yardım isteyenlerin çok az olması içimizi burabilir. Bu buruklukla farketmeden zaman içinde çevremizi kontrolcülüğe girebiliriz ki hocamın başına gelen tahmin ediyorum buydu. Yardım yapamadığımız zamanlarda üzülmek yerine her daim iyi olursak, çevremize örnek olabilir ve ilham yayabiliriz.



bozadi

#367
Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Başka başlıklar altında yazmış olduğum önceki mesajlardan birinde önceden online bir eğitime katıldığımdan bahsetmiştim.
O mesajını kaçırmışım veya gördüysem de dikkatli bakmamışım. İbretli hikayeni burada ilgiyle okudum şimdi 😀


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 "Haftasonu geziyorsunuz ha! 5 duyunuzu iyice besliyorsunuz! Bağımlılığınızı arttırıyorsunuz! İçe yönelmiyorsunuz! Bu haftasonu hangi kafeye, hangi restorana gidelim? Utanmazlar!..Alkol almayın! Bedenine kötü davrananlar aydınlanmaya erişemezler! Aydınlanma yolunda bedenin sağlıklı olması şarttır. İşte sağlıklı ürünlerimiz: (1 kg 200 dolar, gümrük vergisi hariç)."
😂


Ra'dan yaptığın alıntı gerçekten harika bir bilgi içeriyor diye düşünüyorum. İçinden geleni yapma ve/veya hata yapma özgürlüğü yoksa, özgürlük yok demektir. Ki, aslında, yine Ra'nın dediği gibi, en nihai bakış açısından bakıldığında, "hata" diye birşey yok.


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Peki niye burada 5 duyu unsuruna ve zevke kapılmaktan korkuyordum? Hah! İşte, temeldeki hissi, titreşimi bulduk: Korku. Tekamül için çıktığım bu yolda titreşim seviyesinde pek de yükselememişim. Bu şey bana diğer öğretmenler tarafından söylenen şu korkulara benziyor:

"Eğer iyi çalışıp iyi okul kazanmazsanız, iyi para kazanamazsınız ve hayatınız kayar!"
E ne oldu yani, iyi çalıştım ve iyi okul kazandım; iyi para kazanamadım ve hayatım kaydı 🤣 Temeli korku olan bu yaratımda korktuğum şeyi yarattım, tıpkı online ashramımdan atılma hikayemde olduğu gibi. Sistemde kalabilmek adına çabaladım ve sistemde kalamadım 🤣
"Sistemde" tutunamamış olman başta moralini ne kadar bozmuş olsa da, nihayetinde hem senin için, hem de bence hepimiz için potansiyel olarak çok uyandırıcı etkiler, tepkiler meydana getirmiş.


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Sonra insanları biraz gözlemledim. Bir arkadaşım, sürekli dert yanmaya bana geliyordu. Onu dinliyor ve tavsiyeler veriyordum. O da her seferinde çok rahatladığını söyleyerek yanımdan ayrılıyordu. Yalnız olayda bir gariplik vardı. Her gelişinde kızıyla daha büyük bir kavga ediyordu. Telefonundan kızıyla olan mesajlarını gösterince bir şeyleri anladım: Bu kişi, benden aldığı morali, kızını daha beter azarlamak için kullanıyordu. Abi resmen benden şarj oluyor, ve daha büyük patlıyor. Ofis arkadaşım her haftasonu daha da güzel yerler geziyor ama her pazartesi kendi haline daha da isyan edip iç karartan biri dinliyorum. Aaaaa, demek zevk bu yüzden yasakmış, sonrasında çevreye olan isyanı daha da arttırıyor.
👍


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Evet, düşük titreşim seviyesinde kalırsak gerçekten de öyle. Hayatın güzel anlarını yaşadıktan sonra şunu diyor muyuz: Beni devamlı bu güzellikleri yaşamaktan alıkoyan şey ne? Bu halim niye süremiyor?

Demiyoruz çünkü acı dolu hissetmekten de, neşe dolu hissetmekten de sorumlu olan sadece biziz. Bu gerçek ağır geliyor ve görmek istemiyoruz. Ayrılık bilinci, başkasını suçlamak, utanç, eleştiri gibi şeyler çok daha kolay geliyor. Fakat fark etmiyoruz ki, başkasına yönelttiğimiz oklar bize dönüyor ve bir süre sonra kendini suçlamak, eleştirmek ve utanca dönüşüyor. Örneğin utanç hissederek o titreşimde oluyoruz. Kendimize ve her şeye utanma/utandırma çerçevesinden bakıyoruz. Bu ayrılık bilincinde o kadar farkındasızız ki, buradan çıkış yolunun kendi içimizde bir an meselesi olduğunu unutuyoruz. "Kontrolcülüğe" giriyoruz, dış unsurları sanki kontrol edebilecekmişiz gibi. Başkalarını ve kendini kontrol etme arzusu, çözümün kendi içinde olduğunu görememekten kaynaklanıyor.
Yüzleşmesi acı verici ama hayati bir gerçek/farkındalık.


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 O zaman ne yapabiliriz? En azından ben ne yaptım? Meditasyon yaptığım vakitlerden birinde iç sesim "Kendini her daim yüksek titreşimde tut. Çünkü en güzel ilhamlar o zaman gelir." demişti. Kendimi her an anlayışta, bilgelikte ve sevgide tutmaya adadım. Düştüğüm anları fark ettim ve bir anda yükselttim. Bu, sanki bulutları dağıtmak gibiydi. Ben ne yaşayacağımı bilirdim, ben ne hissedeceğimi bilirdim. Yavaş yavaş kontrolcülüğüm kalktı çünkü, zaten her şey olması gerektiği gibiydi ve boşuna gerçekleşmiş hiçbir şey yoktu. Bu anlayış ve kabul; utancımı, eleştirelliğimi ve suçlayan tutumumu silmişti.
Benim bu başlığı açmamdaki temel motivasyon da tamamen bununla ilgili. Bizim başka bir işimiz yok aslında, gibi geliyor bana. Frekansımızı, titreşimimizi daima yükseltmek. Varoluşsal yolculuğumuz tamamen buna dayalı bence. Bu frekans yükseltimi bizi tüm varlıkla, yani kendimizle mutlak birleşmeye doğru ilerletiyor. Kendimizi dünya hayatıyla çok fazla özdeşleştirdiğimiz zaman, o esas yolculuğumuzun bilincinden, güzelliğinden, kudretinden uzaklaşıyoruz, kayboluyoruz, aptallaşıyoruz, acizleşiyoruz ve yanlış veya küçük amaçların peşinde sersefil oluyoruz.


Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Negatif titreşimden çıkmaya çabalamış mıydım? "Senin etkin altına girmeyeceğim" diyerek kontrole uğraşmış mıydım? Hayır. Dikkatimi sadece daha yüce olana yönlendirdim. Kendiliğinden gittiler.
Mesajında en çok dikkatimi çeken kısımlardan biri bu oldu. Yeri gelir, olumsuz bir deneyimimizi tıpkı bir bilimcinin bir mikrobu incelediği gibi incelememiz gerekir, ama evet, iyileşmenin en temel yöntemi sağlığa/iyiliğe duyulan özlem, ona doğru ilerleme iradesidir. Bu irade yoksa, ilaçla iyileşsek veya iyileştirilsek bile aynı veya benzer hastalıklara tekrar yakalanmamız gayet mümkündür. Hastalıklardan temelli kurtuluş için, sağlığın, iyiliğin saf özüne (yani kendi varlığımızın saf özüne) çekim duymak ve o çekim doğrultusunda ilerlemek gerekiyor sanırım. Ama tıpkı senin deneyiminde olduğu gibi, negatif bazı deneyimlerimizin "itici" gücü, özümüzdeki sonsuz varlığın "çekim" gücüyle uyumlanmamıza "yardımcı" olabiliyor :-)

Mesajının sonundaki grafiği inceleyeceğim.

gerçek tosun paşa

#368
Alıntı yapılan: bozadi - 18 Mayıs 2025, 19:30:26
☉


Evet 7 yoğunluğu anlatan "bir" sembolü. Çemberin dışı da hesaba katılabilir.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: benguonat - 18 Mayıs 2025, 19:50:13 Büyük bir utanç. 1 yıldır devam ettiğim ve aydınlanmanın sırlarını veren bir kurstan atılmam büyük rezaletti benim için. Hele ki hocam beni daha bir kaç ay önce herkesin önünde bir övmüştü bir övmüştü. Geri dönmeyi talep eden mektuplar yazmayı bile planlıyordum dfddfddsasfdsf.

Kovulmayan teknik adam teknik adam değildir.




Bu arada çok güzel yazı olmuş gayet hoş aktarımlar teşekkürler paylaştığın için.

benguonat

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 19 Mayıs 2025, 15:10:44 Kovulmayan teknik adam teknik adam değildir.




😆

Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 19 Mayıs 2025, 15:10:44 Bu arada çok güzel yazı olmuş gayet hoş aktarımlar teşekkürler paylaştığın için.

Ben teşekkür ederim. Burada böyle güzel nitelikte konu başlıkları ve kendimi özgürce ifade etmeme izin veren insanlar olmasaydı bunları yazamazdım.  :)

bozadi

#371

Kıtlık Transı kitabı çevirisini biraz ağırdan da olsa okumaya devam ediyorum.

Dikkatimi çeken, beğendiğim açıklamalardan bir diğeri:

Alıntı yapılan: benguonat - 14 Mayıs 2025, 22:05:03
Korku veya kaygıyı uzun süre sürdürdüğümüzde, daha yüksek beyin işlevlerimize erişimi kaybederiz.


• İnsanlar uzun süre korku veya kaygı sürdürdüğünde, daha yüksek beyin fonksiyonlarımıza - yaratma ve işbirliği yapma kapasitemize, meraklı veya şefkatli olma yeteneğimize - ulaşımımız kaybolur. Şu anki anı spontane bir şekilde yanıtlayamadığımız için, sistemimizde kalmış olan geçmiş koşullara dayalı olarak yanıt vermeye devam ederiz. Ve sonuç hoş değildir. Sürekli korku, fiziksel sağlığımızı erittiği gibi, önyargı, şüphe, istifçilik, izolasyon ve kendini haklı çıkarma koşullarının gelişmesine neden olan bir petri kabı oluşturur.



Tgur

#372
İran'da topluma cehennem similasyonu gösterilmiş inancı korkuyla desteklemek bahanesi ile , ne saçmalık,

Gerçekte cehennemin bu dünyada olduğunu fark edemeyenler bizde de var,

Gerçi bir kısım açılmış insanlar aynı şeyi söyleyip isyan etmişler ama genelde toplumlarda korkuyu kabul etmiş boyun eğmiş yaşamayı sürdüren oldukça büyük çoğunluk var..

benguonat

Bu konuyu daha önce baştan sona okumuş olmama rağmen bu konu geçti mi hatırlamıyorum ama olsun, varsa da gündeme gelsin tekrar. Geçen bozadi iletilerin birinde şöyle bir şey demişti, cevap vermeyi unuttuğumu fark ettim:

Alıntı yapılan: bozadi - 09 Ekim 2025, 23:28:37 Ve tabi ki yaptığın alıntıda "acı"nın ne kadar normal, kaçınılmaz ve de gerekli olabileceğine dair yapılan açıklamaya katılıyorum. Benim burada dikkat çekmek isteyebileceğim husus şu olabilir: Orada kastedildiği şekliyle acıya izin verilmesi ve hatta acının neredeyse övülmesi, uzunvadede acıyı artırma değil azaltma amaçlı, sizlerin de takdir edebileceği gibi. Dolayısıyla orada da son derece pozitif bir niyet var. Yani acının bazen kaçınılmaz ve hatta gerekli olabileceği düşüncesi (veya "gerçeği"), acıyı kutsayan ve devamını (veya uzunvadeli olarak "artışını") arzulayan bir niyetle söylenmiyor. Tabi ben bu kadar pozitiflik savunusu yapınca, sanki en ufak bir negatiflik deneyimler deneyimlemez bu deneyimden kaçmalıymışız, asla hiçbir acı çekmemeliymişiz gibi bir ima doğuyor olabilir bundan ama elbette benim kastettiğim pozitiflik öyle birşey değil. "Toksik pozitiflik" dedikleri şeyle mi ilgiliydi o? "Sahte pozitiflik" bile denebilir belki ona.

Dile getirmek istediğim kavram "Psikolojik güç". Negatif duyguları ben de tercih etmem ama belli bir seviyedeki stres adeta kasları ağırlıkla çalıştırmak gibi etki yapıyor, yani güçlendiriyor. Tabi burada yükü ne zaman bırakacağını da bilmeli :D

Bir arkadaşım geçenlerde şöyle bir laf söylemişti:

Alıntı Yapİyileşme kötü koşullar kalktığında değil, artık o koşullardan etkilenmediğin zaman gerçekleşir.

gibisinden bir şeydi.

Günümüzde ise insanların hayatına, konuştuklarına, gündeme baktığımda insanların acının bu yüklerini, güçlenmek için kendilerini dönüştürmek amacı yerine adeta yükün altında ezildiklerini gözlemliyorum. Yük taşımak derken adeta arabanın altında ezilmeye benziyor. Nasıl böyle biri fiziksel olarak sakatlanırsa, bunu psikolojik olarak ele aldığımızda ise iş psikolojik sakatlanmaya kadar gidiyor.

Bence BH'leşmek için & pozitifleşmek, iyileşmek için ilk başta her gün tekrar eden duygularımız üzerinde çalışabiliriz. Yükü hafif tutarak, gücümüzü arttıracak şekilde. Zaten güçlendikçe hayata bakış açımız değişiyor, değiştikçe güçleniyoruz. Daha büyük çaptaki "sorunlar" da o kadar ağır gelmemeye başlıyor çünkü artık yükün altında ezilecek kadar güçsüz değiliz 😄

Yük bile değil aslında ya o. Bir iki kitaptan alıntı yapacağım:

Vahşi Güç (Alexandra Pope, Sjanie Hugo):

Alıntı Yap"Sahip çıkmadığınız parçalarınızla tanışmak ve onları bütünleştirmeye zaman ayırmak büyük bir tutarlılık yaratır ve ilahi olanın akabileceği kanalı rafine eder. Kimi zaman hissettiğiniz güçlü duygular, bu kutsal zamana hazırlanmak için onaylanmaya ihtiyaç duyan ruhunuzun egemenliğidir (otoritesidir)." s.174

Galaktik İnsan (Virginia Essene, Sheldon Nidle):

Alıntı Yap"Korktuğumuz şeyi reddeder, ve her neyi reddediyorsak onu yargılarız ve yargılanan her şey hayatın büyüsünden dışlanır; bundan dolayı, o yargılanmadan kabul edilene kadar tekrar tekrar kendini sunmak zorundadır." Ek, s.X

Bunları idrak ettikten ve bazı duygularım üzerinde çalıştıktan sonra Varlığın Sonsuz Sevgisi, o İlahi Kanal ile önemli derecede daha az kesintili bir şekilde bağlantıda olduğumu fark ettim.

Önceki iletilerde başka isimler altında ele aldığımız bu Bir'liğe, 7. Yoğunluk olmaya ulaşmak için hiçbir koşul olmadığını ve her an her yerde "ol" abileceğimizi yazmıştım. Bu hala geçerli. Ama neden çok küçük anlarda orada durabiliyoruz? Bu hali genişletmeyi deneyebiliriz!

benguonat

Her gün tekrar eden negatif duygularımın ben şahsen şöyle üstesinden geldim. Belki sizde yarar/yaramaz. Bu yüklerden kurtulunca ruminasyonum ortadan kalktı ve bi yerde takılıp kalan enerjim bana kendi yaratıcı çalışmalarımda kullanılacak enerji olarak geri döndü.

Öfke&Eleştirellik: Başkalarını madem bu kadar eleştiriyor ve iyisinin şöyle şöyle olacağını madem çok biliyorum, o zaman kendim ayağa kalkıp bildiğim gibi bir şey başlatabilirim ;D

Pozitif anlamda kullandığımda öfke bana cesaret ve liderlik sağladı.

Üzüntü: Gelecekte çok daha iyisinin beni beklediğini bilseydim hala daha üzülür müydüm?

Geçmişte ne yaptıysam o anki koşullara göre elimden gelenin en iyisini yaptım. Geçmişten emin olma tohumunu ekmezsem gelecek eylemlerimden de öyle emin bir sonuç alamadığımı fark ettim.

Korku: Sınırlayıcı düşüncelerimi ve "kıtlık bilinci"min yuvalandığı yerleri fark etmem gerekiyor. Bir şey tek bir yolla olmak zorunda değil. Bana göre bir şeyler her zaman var.

Şüphe: İncele! Hemen geçme.

Madem Yüce Yaratıcı ile Bir'iz, o zaman irademizi mutluluk dolu bir gelecek yaratmak için kullanabiliriz. Bu da Tanrı'yla bir olduktan sonra "Birlikte Yaratan" olma kavramına değiniyor. O zaman da Başkalarına Hizmet olayı bizim için daha kolay olur diye düşünüyorum  ;D