Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

BH’leşmek için ne yapmak gerek?

Başlatan bozadi, 13 Eylül 2021, 13:45:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sybleman

Eline sağlık bozadi. Düşünce akışı yazılarını severek takip ediyorum.

Sadece içimizdeki kötülüğü geçici olarak görmeyelim sözüne katılmıyorum. Tam tersi iyiliğe giden yol içimizdeki kötülerle yüzleşmek olduğunu düşünüyorum.

Bir düşünce kalıbından gelebilir, bir varlıktan gelebiir, annemiz veya babamızın yargılayıcı sesi olabilir. Bütün hepsiyle yuzlesip onların iluzyon olduğunu farkedip artık onları serbest bırakmak lazım.

İyiliği arttırmak terimi bana doğru gelmiyor. Özümüz zaten en mükemmel ve saf sevgi. İçimizdeki kötülükleri silip aynayı parlatmak lazım 

Naçizane benim görüşüm..

Tasavvuf der ki egonun/nefsin senden ayrı bir şey olduğunu farketmeden ve onunla savaşmadan kurtuluşa eremezsin.

bozadi

#286
Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 Eline sağlık bozadi. Düşünce akışı yazılarını severek takip ediyorum.
Sevindim :) Belirttiğim gibi, bunları biraz da tartışmaya açmak için yazıyorum.


Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 içimizdeki kötülüğü geçici olarak görmeyelim sözüne katılmıyorum. Tam tersi iyiliğe giden yol içimizdeki kötülerle yüzleşmek olduğunu düşünüyorum.
Evet, kötülükle/negatiflikle yüzleşmek, iyiliğe giden yolun çok önemli bir parçası, katalizörü. Yani, pozitif-negatif ayrımını yapabildiğimiz ve seçimde bulunmamız gerektiğini anlayabildiğimiz zaman pozitif kutbiyetimizi artırma motivasyonu yükseliyor bana göre. Ama pozitif kutbiyeti artırma "sırasında", adı üzerinde mümkün olduğunca yalnızca pozitifliğe odaklanmak gerekiyor. Bu konuda farklı düşünmüyoruzdur sanırım? Tabi pozitifliğimizi artırmaya yönelik tek bir hamlede bilincimizdeki veya eğilimlerimizdeki tüm negatifliklerden bir anda kurtulamadığımız için, sonradan pozitifliğimizi daha da artırma sürecinde bunun en büyük katalizörlerinden / kolaylaştırıcılarından biri yine negatifliklerin ayırdına varmak ve bunu istemediğimize karar vermek olacaktır.


Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 Bir düşünce kalıbından gelebilir, bir varlıktan gelebiir, annemiz veya babamızın yargılayıcı sesi olabilir. Bütün hepsiyle yuzlesip onların iluzyon olduğunu farkedip artık onları serbest bırakmak lazım.
Somut biçimde başka bir bireyden veya varlıktan geliyor olsun veya olmasın, kendi bilincimizde ortaya çıkan her türlü negatifliği fark eder etmez, "bu olumsuz düşünce yanlış bir algıya dayalı, hakikatte böyle birşey yok, böyle olumsuz düşünmeyi/hissetmeyi gerektirecek bir durum yok aslında" diye düşünüp onun yerini alması gereken olumlu hissi/düşünceyi deneyimlemenin, onaylamanın, sevincini duyumsamanın etkili olacağını tahmin ediyorum.


Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 İyiliği arttırmak terimi bana doğru gelmiyor. Özümüz zaten en mükemmel ve saf sevgi.
Forumdaki en temel bilgi kaynaklarında "BH kutbiyetini artırmak" gibi bir kavram var, hatta bildiğin gibi bunun yüzdeleri dahi veriliyor. Biz şu anda teknik olarak KH spektrumu içinde yer alıyoruz ve potansiyel olarak KH'lik kutbiyetimizi giderek azaltıp BH kutbiyetimizi giderek artırmamız icap ediyor. Bunu sadece elimizdeki kitaplarda yazdığı için değil, anlayışıma veya sezgilerime ters gelen bir tarafı olmadığı için makul buluyorum.


Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 İçimizdeki kötülükleri silip aynayı parlatmak lazım
Aynadaki kirleri temizleme süreci bir anda gerçekleşmiyor, belirli bir sürece yayılıyor ve nitekim bunu BH (pozitiflik) kutbiyetini giderek artırmak olarak düşünmekte bir sorun yok sanırım?


Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 Tasavvuf der ki egonun/nefsin senden ayrı bir şey olduğunu farketmeden ve onunla savaşmadan kurtuluşa eremezsin.
BH kutbiyetini artırmak / KH kutbiyetini azaltmak bir tür savaş zaten mevcut koşullarda. Ama bu başkasıyla bir savaştan ziyade (o yönü de var tabi ki) kendi içimizde kendimizle olan bir savaş. Ego (sahte benlik) taşıdığımız/benimsediğimiz sürece, şu veya bu ölçüde egoyu kendimizle özdeşleştirme hatası yapıyoruz demektir. Ama ruhumuzun (gerçek benliğimizin) derinlerinden gelen duygu ve düşüncelerin egosal eğilimlerimizle çelişkili olduğunu fark ettiğimizde, gerçek benliğimizin eğilimleri ile sahte benliğimizin eğilimleri arasında bir tür çatışma doğuyor. Dış dünyada egoyu besleyici bu kadar çok katalizör/kolaylaştırıcı olmasa belki de ego hastalığını terk etmek çok kolay olurdu ama sahteliği veya hastalığı besleyen adeta bir okyanus dolusu etkenin içinde yaşayınca, ruhun eğilimlerini benimseyip egonun eğilimlerini terk etmek o kadar da kolay olmuyor çünkü 3y KH alemi içinde yaşadığımız hayat çok ciddi oranlarda egosallık üzerine kurulu bir hayat. İşte "savaş" gerekliliği biraz da bundan doğuyor. Yani "egoistan"da yaşadığımız ve ona şu veya bu ölçüde uyum sağlamak zorunda olduğumuz halde bir yandan da onunla tamamen ters nitelikteki gerçek pozitif değerleri sahiplenme ve benimseme düzeyimizi giderek artırmaya çalışmak kolay iş değil. KH'ye adanan güçlerin saldırıları ve manipülasyonları (ve çevremizde şu veya bu ölçüde o güçlerin tesiri altına girenlerin bize yönelttiği bilinçli veya yarı bilinçli saldırı ve manipülasyonlar) da işin içine girince, BH ve KH eğilimlerimiz arasındaki çatışma ve mücadele daha da somut bir gerçeklik haline geliyor sanırım.

gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 İyiliği arttırmak terimi bana doğru gelmiyor. Özümüz zaten en mükemmel ve saf sevgi. İçimizdeki kötülükleri silip aynayı parlatmak lazım

Yoo benim içim bildiğin bayağı bir KH. İyiliği arttırmak çok da doğru bir tanım. BH olmak daha doğrusu BH adayı olmak üzerine sistematik çalışma gereken bir durumdur. Hiç de öyle cilalı parlatmalı bir durum değildir. Cilayla kurtarabilecekler hiç bu KH limanlarına gelmiyor canım. Belki kısa döngüye bile girmiyor. Biz şeytanla seks yapmayı seven çocuklarız. Suyumuz baya bulanık.

sybleman

Kesinlikle katılıyorum bozadi. En büyük savaşımız bu aslında. Kendi içimizde verdiğimiz savaş. O yüzden içimize bakmaya başladıkça güzellikler ortaya çıkacaktır.

Egoyu geçici kapattığım bir iki hafta geçirmiştim. Ama orada da bir sıkıntı vardı. Ego kapalıydı evet ama ruhum da o kadar güçlü değildi. Çok berrak bir zihin, bedendeki acıyı duyguların yoğunluğunu, yorgunluğu hissetmeden ve anda yaşamak dedikleri haldi. Ama ruhu güçlendirmeden de ego yu teslim almak çok da işe yaramıyor. Sanki op gibi saf berrak zihin elde ediyorsun, beden kontrolü sende oluyor başka da bir işlevi olmuyor. Ruhsal bağlantın tam açılmadan evet bu halle şimdi ne yapabilirim diyerek kalıyorsun. Elinde son model bir araç var ama gideceğin yönü hala bilmiyorsun. Sonra buradaki eksikliği farkettim. Bu hal doğru değildi. Evet güzeldi ama bunun sonu anlık görevleri mükemmel yerine getirecek bir makineye dönüşmekten farksızdı. O halden çıktım bilerek.

O sebeple aslında söylediğin de doğru . Belki de ikisi de aynı anda yapılmalı. Ruhu besleyecek faaliyetlere de önem vermek lazım. Sadece KH'lığı kısarak da etkin bir çözüm olmuyor olabilir. Sanatsal faaliyetler, doğa gezintileri, meditasyon gibi ek yönelimler de güçlenmeyi sağlıyor olabilir. Egoyu kısarken ruhu da açmak gerekebilir. Aynı anda ikisine de odaklanmak lazım.

sybleman

#289
Alıntı yapılan: gerçek tosun paşa - 30 Nisan 2025, 12:49:37
Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 09:56:06 İyiliği arttırmak terimi bana doğru gelmiyor. Özümüz zaten en mükemmel ve saf sevgi. İçimizdeki kötülükleri silip aynayı parlatmak lazım

Yoo benim içim bildiğin bayağı bir KH. İyiliği arttırmak çok da doğru bir tanım. BH olmak daha doğrusu BH adayı olmak üzerine sistematik çalışma gereken bir durumdur. Hiç de öyle cilalı parlatmalı bir durum değildir. Cilayla kurtarabilecekler hiç bu KH limanlarına gelmiyor canım. Belki kısa döngüye bile girmiyor. Biz şeytanla seks yapmayı seven çocuklarız. Suyumuz baya bulanık.
;D  Bir alıntı paylaşayım. Dediğini anımsattı.

Bir derviş pirine soruyor. Diyor ki "Kötülerden olduğumuzu nasıl biliriz?" Piri diyor ki "İyilerden olduğumuzu sandığımız zaman." Derviş diyor ki "Peki iyilerden olduğumuzu nasıl biliriz?" piri diyor ki "Artık kötülerden olduğunu anladığın zaman".

Tabii burada mecazi hemen kötüyüm dedik diye iyi olmuyoruz. Ama bunun farkındalığı artık kendini bildiğini gösteriyor. İçimizi incelemeye başladığımızı iyiliğe giden yolda adım attığımızı gösteriyor.

Zaten ego yu bilen içindeki kötülüğün farkında olandır. Senin dediğin durum da budur. Biz kendimizle egoyu aynı sandığımız için biz kötüyüz diyoruz. Öyle de demeliyiz doğru diyorsun. Kontrol hala egodaysa doğru olan da budur.

benguonat

Ben de geçen gün bu konular üzerine düşündüm ve kendine hizmet/başkalarına hizmet kavramlarını düşündüm. Celselerden birinde aslında kendine hizmet edenler bir anlamda başkasına da hizmet etmiş oluyor, başkasına hizmet edenler de bir anlamda kendilerine hizmet etmiş oluyorlar diyordu. İyi-kötü diye ayırmıyoruz tamam. Ama BH/KH ayrımı da bende kalkmaya başladı. Sanırım bu dualitede düşünmek oluyor. Singularitede yani tekillik veya birlik bakış açısıyla baktığım zaman şunu gördüm:

Her zaman alınan dersler var. Kim olduğunu hatırlamak var. Herkesin kendi içindeki Tanrı'yı kendisinin hatırlaması yolculuğu var. Kendi hayatımız bizim ellerimizde, ne hissedeceğimiz ve düşüneceğimiz bizim elimizde. Bir süre önce içimden bir ses bana "Sen ne yaşayacağını bilirsin, sen ne hissedeceğini bilirsin." demişti, tam olarak anlamamıştım ama şimdi bakıyorum da anlamı buymuş. Kendimizle ilgili unsurlar bizim elimizde. Ve bunun farkında olsak da, olmasak da hayat bize sinyaller yolluyor. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az derler ya 😄 Gerçekten anlamasını, öğrenmesini bilenler için hayatın küçük okşamaları bile ders oluyor. Anlamadın mı, o zaman ittirip kaktırma, gene mi anlamadın? O zaman dayağı yiyorsun.

Neyi görmedik? Kendi içimizdeki Tanrı'yı görmedik. Kendi hayatımızın yaratıcısı olduğunu görmedik. Göremediğimiz gibi başkalarının özgür iradesine karışarak onların duygularını, düşüncelerini, tecrübelerini, hayatlarını kendi istediğimiz şekilde şekillendirmeye çalışıyor ve en çok dayağı burada yiyoruz. Bence gerçek BH, örnek olmak olmalı. Kimseye bir şey dayatmıyorsun, hiçbir şey anlatmıyorsun. sadece tavırlarını görüyorlar ve yaşamanın daha güzel bir şekli olduğunu görünce fikirleri değişiyor. Bu kadar. Olmadı mı? Benim sorunum değil, o kişilerin almaları gereken dersler var demektir. Herkes kendi yaptığı dış dünya değerlendirmesinin, kendi iç dünyasının yansıması olduğunu anlamalı. "Haksızlıklar" içinde boğuşan birine ben bunu söylersem çok antipatik olacağım belli. Bu yüzden herkes kendi bulmalı. Bu haksızlık konusuna da değinmek istiyorum.

Geçen gün son birkaç yılda yaşadıklarımı düşünüyordum. Önceki mesajlarımı okuyanlar hatırlıyordur belki, eski çalıştığım yerde uğradığım mobbinglerin beni nasıl yıprattığını yazmıştım. Çok güzel bir kariyerim vardı, gerçekten çok iyi gidiyordum ve bu gidişatı "mahvettiler". Çalışanı ayrı, müdürü ayrı, patronu ayrı. Oradan ayrıldım, kendi işimi yapayım dedim, çalıştığım ortaklardan da kazık yedim, sanki her şey üzerime geliyordu! Her şey güzel giderken resmen ben artık mesleği bırakma seviyesine kadar gelmiştim ve o eski günlerimden eser kalmamıştı. Bu gerçekten "haksızlık" mıydı? Yoksa bir ödül müydü? Ve ben bu ödülü olaylar sıcağı sıcağınayken nasıl görebilirdim ki? Her şey bitip gittikten sonra düşünürken bu farkındalık geldi: Ben zaten sevdiğim işi yapmayan, zamanında tercih ettirilmiş işi sevmeye çalışan biriydim. Sevdiğime de inanmışım ha! Peki bu inanmak nasıl olur?

Farkındasızlıkla olur. Negatif duygular; korku, öfke, hırs, isyan, vb. bu duygular bizim "savaş veya kaç" refleksimizi tetikliyor ve o panikle başka bir yere bakamıyoruz. Tek odak noktasıyla yapılan bir tercih nedir? At gözlüğü takmaktır. Dar bir vizyonda bakmaktır. Farkındasızlıktır, kendinin ne olduğunu unutmaktır. Kendi içindeki Tanrı'yı unutmak; duygu, düşünce, tepki, tecrübelerin kendi elimizde olduğunu unutmaktır farkındasızlık. Çünkü neydi, savaş veya kaç refleksini tetikleyen negatif duygular bizi bütünü görmekten alıkoyuyordu. İşte bu yüzden iyi olmalıyız; cesur, neşeli ve sevgi dolu.

Eee şimdi ben bu başıma gelen haksızlığı niye yaşadım? Yıllar içerisinde derinden unutulmuş bir şey vardı kendimle ilgili. Derin bir farkındasızlık. Hayat bana göndermedi mi bunun sinyallerini, "Bak Bengü bu yoldan dön" diye. Gönderdi. Ben de şöyle düşündüm : "Bir şeyleri zorlanmadan, acı çekmeden, ağlamadan elde edemezsin, zor ama devam. Her şey iyi olacak." Oldu mu, hayır 😄 Bu düşünce şekli hatalıymış, çünkü çıkış noktası yanlış. Acılar beni iyiye götürmeyecek. Aldığım dersler beni götürecek. Yeni mesleğime geçiş yaptıktan sonra gördüm ki, buna yıllar içinde hazırlanıyor olmam hep kendiliğinden olmuş. Neye hazırlandığımı bile bilmeden şevkle kitaplarımı okuyor, etkinliklere, eğitimlere katılıyormuşum. Size süreci anlatsam "Of neler atlatmışsın" dersiniz ama benim için öyle değildi ki! Sadece kendim oluyordum o kadar! Mesleklerinde başarılı ve pozitif enerjiyle dolu insanları gözlemlediğimde de bunu fark etmiştim: Ne iş yaparlarsa yapsınlar, sadece kendileri oluyorlardı o kadar. Benim karakterime uymuyorsa bir zorluk, tatlı değil acı gelecektir. İşte hayatın sinyali buydu da bana, ben de yanlış anlayıp daha da bağlandım. Sonra dayağı da yedim.

Ve bana bu "haksızlıkları" yaşatan insanlara bugün minnettarım. Onlar bana ceza değil, ödül verdiler. üstelik konuyu hiç bilmeden. Vay be dedim, bu açıdan hiç bakmamıştım. Bana ne olduğumu, nasıl hissetmem ve olmam gerektiğini vura vura öğrettiler. Onlar benim bakış açımdan 3KH olabilirdi, ama gerçekte bu bir insanı "kötü" olarak etiketlemeye değer mi? O zaman anladım iyi-kötü, ak-kara diye ayrım yapmamak gerektiğini. Ve o zaman hesabı kapattım; hem o insanlarla, hem kendimle.

Anladım ki ortada intikam alınacak bir durum yok. Affedilecek bir durum yok. Çünkü haksızlık yok. Hak ediş var, ne olduğunu hatırlamanın hak edişi. İlahi adalet her an var, bir an bile durmuyor, değil mi? O zaman böyle bir düzende hata da olamaz. Ceza da olamaz, af da olamaz. Ve hala daha yaşananlara ödeşme & affetme açısından bakacak olursak hesaplarımız kapanmaz. Ne kendimizle, ne de başkasıyla. Tanrısal aleme sevginin, mutluluğun, huzurun hafifliğiyle gireceğiz, kapanmamış hesapların ağırlığı ile değil.

Yaşadığım her şeye teşekkür ediyorum. Yaşatan insanlara teşekkür ediyorum. Hakkımı helal ediyorum. Ben de birilerine istemeden acı yaşatmışımdır. Umarım onlar da benim geçtiğim süreçlerden geçer ve hafiflerler.

Bu şekilde düşünmenin beni başkalarına hizmete daha çok yönelttiğini fark ettim bu arada. Haksızlık ve isyan hali, dışarıdan daha çok kendine hizmet gibi duruyor her ne kadar artık ayrım yapmak istemediğimi söylesem de. Önemli değil dedim ya, hangi yaşam şeklini, felsefeyi, siyasi görüşü, herhangi bir görüşü hangisini benimsediğin önemli değil. İçerideki düşük titreşimli duygulara kapılıp taraf tuttukça farkındasız yaşıyoruz ve bu bizi kendine hizmet yapıyor. Farkındasızsak eğer, en aydın felsefe bile zamanla kararabilir. O yüzden bence bu BH/KH mevzusunda olay farkındalık. O gelince zamanla başkalarına hizmet yolunda yol alınıyor bence.

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 13:06:35 Egoyu geçici kapattığım bir iki hafta geçirmiştim.
Egoyu kapatmak derken neyi kastettiğini anladığımdan emin değilim. Ego bir anlamda KH'liğimizin ta kendisi. O anlamda "egoyu kapatmak" ile "KH'yi kapatmak" aynı anlama gelebilir, ama kastettiğin bu mu?

bozadi

#292
Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Celselerden birinde aslında kendine hizmet edenler bir anlamda başkasına da hizmet etmiş oluyor, başkasına hizmet edenler de bir anlamda kendilerine hizmet etmiş oluyorlar diyordu.
Evet, hem Ra hem de K'lar bu anlamda birşeyler söylemişti. Örneğin K'lar "başkalarına hizmet ederek kendimize hizmet ediyoruz" gibi birşey söylemişti. Tüm varlık nihai olarak bir olduğu için, başkaları da biz oldukları için, onlara hizmet etmek dolaylı olarak kendine (bire) hizmet etmek oluyor. Ama bu 3Y'ye kıyasla 6Y için daha geçerli bir ifade biçimi sanırım. O seviyede "başkaları" ile "kendi" arasındaki ayrım iyice ortadan kalkmış oluyor. 3Y ve 4Y'de ise bu ayrım en belirgin halinde.


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 İyi-kötü diye ayırmıyoruz tamam.
İyi-kötü ayrımı teknik olarak çok doğru bir ifade şekli olmamakla birlikte, daha üst yoğunluklara kıyasla 3Y'de tamamen geçersiz veya anlamsız olmayabilir. Örneğin bizler hayatımızda olan biten bazı şeylere bakıp "Bu iyi" veya "Bu kötü" demekte zorlanmıyoruz. Yani bazı şeylerin iyiliği/doğruluğu, bazı şeylerin ise kötülüğü/yanlışlığı bizim yaşam seviyemizde gayet makul, geçerli ve gerekli ifade biçimleri olabiliyor. Nitekim K'lar iyiliğin-kötülüğün göreceliliğini vurgulamakla birlikte, bazen bizim bakış açımızdan bu kavramları gayet geçerli ve vurgulu şekillerde kullandıkları da oluyor.


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Ama BH/KH ayrımı da bende kalkmaya başladı. Sanırım bu dualitede düşünmek oluyor.
Şiddetli bir yargılama içermediği sürece, BH-KH ayrımı, iyi-kötü ayrımına kıyasla çok daha doğal, geçerli ve gerekli gibi görünüyor ve nitekim Ra-Kasyopya kozmolojisinin en temel kavramları arasında bunlar.


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Bence gerçek BH, örnek olmak olmalı. Kimseye bir şey dayatmıyorsun, hiçbir şey anlatmıyorsun. sadece tavırlarını görüyorlar ve yaşamanın daha güzel bir şekli olduğunu görünce fikirleri değişiyor. Bu kadar. Olmadı mı? Benim sorunum değil, o kişilerin almaları gereken dersler var demektir. Herkes kendi yaptığı dış dünya değerlendirmesinin, kendi iç dünyasının yansıması olduğunu anlamalı. "Haksızlıklar" içinde boğuşan birine ben bunu söylersem çok antipatik olacağım belli. Bu yüzden herkes kendi bulmalı.
Evet, isabetli buluyorum bu tanımı.


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Anladım ki ortada intikam alınacak bir durum yok. Affedilecek bir durum yok. Çünkü haksızlık yok. Hak ediş var, ne olduğunu hatırlamanın hak edişi. İlahi adalet her an var, bir an bile durmuyor, değil mi? O zaman böyle bir düzende hata da olamaz. Ceza da olamaz, af da olamaz. Ve hala daha yaşananlara ödeşme & affetme açısından bakacak olursak hesaplarımız kapanmaz. Ne kendimizle, ne de başkasıyla.
Yüksek, güzel, doğru bir bakış açısı bence. Ama 3Y'de bu bakış açısını her zaman sürdürmek mümkün olmayabilir. Bu bakımdan, kendimize karşı da, başkalarına karşı da affedicilik değerli bir erdem sanırım. Tabi affetmek derken, hakkında yapılabilecek başka birşey kalmamış durumları kastediyorum. Devam eden ciddi bir mağduriyet varsa, bununla yüzleşmek, mağduriyeti gidermeye çalışmak gerekir, devam eden ve edecek gibi görünen ciddi bir mağduriyet için affedici olmak çok anlamlı olmayabilir. Yine de ilgili spesifik senaryoya bağlı olarak değerlendirmek gerekir durumu sanırım.


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Tanrısal aleme sevginin, mutluluğun, huzurun hafifliğiyle gireceğiz, kapanmamış hesapların ağırlığı ile değil.
Harika bir yorum bence 😊


Alıntı yapılan: benguonat - 30 Nisan 2025, 13:37:24 Yaşadığım her şeye teşekkür ediyorum. Yaşatan insanlara teşekkür ediyorum. Hakkımı helal ediyorum. Ben de birilerine istemeden acı yaşatmışımdır. Umarım onlar da benim geçtiğim süreçlerden geçer ve hafiflerler.

Bu şekilde düşünmenin beni başkalarına hizmete daha çok yönelttiğini fark ettim bu arada. Haksızlık ve isyan hali, dışarıdan daha çok kendine hizmet gibi duruyor her ne kadar artık ayrım yapmak istemediğimi söylesem de. Önemli değil dedim ya, hangi yaşam şeklini, felsefeyi, siyasi görüşü, herhangi bir görüşü hangisini benimsediğin önemli değil. İçerideki düşük titreşimli duygulara kapılıp taraf tuttukça farkındasız yaşıyoruz ve bu bizi kendine hizmet yapıyor. Farkındasızsak eğer, en aydın felsefe bile zamanla kararabilir. O yüzden bence bu BH/KH mevzusunda olay farkındalık. O gelince zamanla başkalarına hizmet yolunda yol alınıyor bence.
👍

benguonat

Alıntı yapılan: bozadi - 30 Nisan 2025, 14:50:24 Devam eden ciddi bir mağduriyet varsa, bununla yüzleşmek, mağduriyeti gidermeye çalışmak gerekir, devam eden ve edecek gibi görünen ciddi bir mağduriyet için affedici olmak çok anlamlı olmayabilir. Yine de ilgili spesifik senaryoya bağlı olarak değerlendirmek gerekir durumu sanırım.

Devam eden mağduriyeti affetmekten ziyade, bu bana ne öğretmeye çalışıyor diye düşünüyorum, o ders her zaman içe yönelme olmayabilir. Susmak olmayabilir. Bu şekilde yaparsak kendi hakkımıza girmek, kendi kendini mağdur etmek gibi bir olay da doğuyor. Başkasını yemeyeyim diye kendi kendini yemek değil benim kastettiğim.

Ama niye "yemek"? Niye tüketmek? Düşük seviyedeki ruh halleri bizi ya sömürmeye, ya da sömürülmeye itiyor. Ben devam eden mağduriyeti çözeyim derken sömürme-sömürülme tarafından biri olmak istemiyorum. Yüksek seviyedeki ruh halleri beni bir olayı "ders" olarak görmeye yöneltiyor ve o zaman sömürme açısından bakmıyorum. Karşıdakinin bakış açısından da sorumlu değilim. Empati, anlayış, kabul, saygı gibi unsurlar beni sadece sorun çözmeye yöneltmiyor, aynı zamanda kafam çalışıyor. Stres insanın zekasını azaltıyor ya.

Kurban psikolojisinde durduğum her an kendimi gerçekleştirmeye dair olanakları kaçırıyorum. Mağduriyetime ders olarak da baktığımda, o benim için zaman kaybından ziyade, kendini geliştirmeye, gerçekleştirmeye dair bir adım oluyor.

sybleman

Alıntı yapılan: bozadi - 30 Nisan 2025, 14:31:21
Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 13:06:35 Egoyu geçici kapattığım bir iki hafta geçirmiştim.
Egoyu kapatmak derken neyi kastettiğini anladığımdan emin değilim. Ego bir anlamda KH'liğimizin ta kendisi. O anlamda "egoyu kapatmak" ile "KH'yi kapatmak" aynı anlama gelebilir, ama kastettiğin bu mu?

Bilemiyorum. KH'ı kapatmak BH olmak değil diye düşündürüyor bu sebepten. Dediğin şeye geliyoruz aslında. KH egoyu kapatsak da tam olarak BH olduğumuzu düşünmüyorum. Zaten çok ideal bir durum gibi gelmedi. Evet güzel bir zihinsel ve fiziksel durumdu. Ama neticede kendimi BH hissettim diyemem. Öyle bir etkisi yoktu.

Şöyle birşeydi. Zihinsel berraklık. Net düşünebilme. Hiç bir çelişki hissetmeme. Karar ver yap gibi bir durum. Ne geçmişe bakıyorsun ne geleceğe. Şuanda önemli olan ne, ne yapmalıyım. Şunu tamam. Ve vücuttaki hisleri kas ağrısı, yorgunluk, baş ağrısı gibi etkileri hissetmeme. Biliyorsun vücut yorgun ama o hisler ağrı olarak yansımıyor. Hayattan zevk alma durumu yoğun. Hiçbir şeyden şikayet etmedim, sızlanmadım. Beni öfkelendirecek şeyler bile tesir etmedi. Yemek yemek sadece gerektiği için yapılan birşeydi. Yemeklere arzu istek yoktu. Uyku tercih ile yapılabilecek gibiydi. Saati geldi evet uyumalıyım gibi. Özgüven ve korkusuzluk hali de yoğundu.

Fibromiyaljim var uzun süredir. Normalde çok fazla ağrı hissederim. Biri koluma değse o bile benim için ağrı sebebidir. O iki hafta 0 ağrı ve yorgunluk vardı. Ve fibromiyalji olanlarda beyin sisi yoğun olur. Düşünmek odaklanmak çok zordur. Çok net bir zihin durumu yaşadım o dönem. 

Hayatımda ilk ve tek kez deneyimledim bunu. Senelerdir bu ağrılar ve beyin sisi az veya çok her zaman hayatımdaydı. 

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 13:06:35 Egoyu kısarken ruhu da açmak gerekebilir. Aynı anda ikisine de odaklanmak lazım.

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 18:33:05 KH'ı kapatmak BH olmak değil diye düşündürüyor

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 18:33:05 KH egoyu kapatsak da tam olarak BH olduğumuzu düşünmüyorum.

Pozitifleşme dışındaki iki temel olasılığı ("negatiflik" ve "ne negatif ne pozitif") betimledin ama pozitifliğe dair birşey göremedim söylediklerin arasında. Pozitiflik senin için ne ifade ediyor?

sybleman

Bh olmak bence bütün varlıkla ve doğayla  bir olmak hissini her daim bilmek. Ra da bir betimleme vardı. İki varlık birbirini bir olandan farklı bir varlık olarak görmezdi şeklinde. Nereye bakarsan bir olani görebilmek. Kendini de onda bilmek.

İyi veya kötü olarak tanımladığımız şeylerin aslında hepsinin iyiye hizmet ettiğinin idrakine varmak. Bütün varlığı sevmek. Her daim mutmain olmak. 

Tasavvufta tanimlardan birisi. Ne incitir ne incinir. 

bozadi

Alıntı yapılan: sybleman - 30 Nisan 2025, 22:55:39 Bh olmak bence bütün varlıkla ve doğayla  bir olmak hissini her daim bilmek. Ra da bir betimleme vardı. İki varlık birbirini bir olandan farklı bir varlık olarak görmezdi şeklinde. Nereye bakarsan bir olani görebilmek. Kendini de onda bilmek.

İyi veya kötü olarak tanımladığımız şeylerin aslında hepsinin iyiye hizmet ettiğinin idrakine varmak. Bütün varlığı sevmek. Her daim mutmain olmak.

Tasavvufta tanimlardan birisi. Ne incitir ne incinir.
Ben "pozitif" olmanın senin için ne ifade ettiğini sormuştum ama meseleye bu kavram üzerinden yaklaşmak istemedin sanırım. Evet, Ra-Kasyopya kozmolojisinde BH ve pozitiflik büyük ölçüde eşanlamlı kavramlar. Ama 3Y KH koşulları açısından bakıldığında, BH'liği deneyimlemeye kıyasla pozitifliği deneyimlemek çok daha mümkün, çok daha elverişlidir. K'ların epeyce vurguladıkları "kendi üzerinde çalışma" (work on self) faaliyeti sırasında "pozitifleşme" iradesi geliştirmek, "başkalarına hizmet" iradesi geliştirmekten çok daha "önce gelen", çok daha yapılabilir, test edilebilir, gözlemlenebilir, üzerinde çalışılabilir bir olgu. Nitekim, insan pozitifleşme iradesini ne kadar geliştirebilirse ve bu yolla pozitifliğini ne kadar artırırsa, "başkalarına hizmet" imkanı veya gücü de o kadar artmış olacaktır. Öncelikli sorumluluğumuz kendimize karşıdır. Başkalarına hizmet edip etmediğimizin değerlendirmesi genellikle bize değil, hayata kalmış birşeydir, bunu zaman gösterecektir. Ama kendi içimizde pozitif olup olmadığımızı gözlemlemek, değerlendirmesini yapmak, mutluluk-mutsuzluk, huzur-huzursuzluk, sevinç-sevinçsizlik gibi deneyimlerimizi gözlemlemek ve pozitiflik eksikliğimizi tespit edip giderme iradesi geliştirmek büyük ölçüde kendi sorumluluğumuzdadır.


bozadi

Teknik olarak halen KH spektrumu içinde var olan bireyler olarak "pozitifleşme iradesi" geliştirmek, "başkalarına hizmet" doğrultusunda ilerlemenin en etkili "kendine hizmet" biçimlerinden biri, diye düşünüyorum. Yani kendine hizmet çalışmaları arasında, başkalarına hizmete doğru ilerlemeye en çok yardımcı olanı, kendini pozitifleştirmek veya diğer bir deyişle kendini iyi'leştirmektir. Öyle ya; egoyu büyük ölçüde bir hastalık olarak kabul edecek olursak (mevcut şartlarda bir miktar ego gayet doğal ve gerekli olmakla birlikte), kendimizi iyileştirme sorumluluğumuz, başkalarının iyileşmesine katkıda bulunma sorumluluğumuzdan doğal olarak önce gelir. Başkalarının hastalıklarının iyileştirilmesi öncelikle onların kendi sorumluluğundadır (özgür iradeleri esastır ve durumlarında iyileştirilecek birşey görmüyor da olabilirler). Yardımlaşma, dayanışma elbette esas ve hayatidir ama sanırım kimsenin itiraz etmeyeceği gibi, potansiyel BH adayı bireyler olarak en öncelikli sorumluluğumuz kendi hastalığımızı, yani kendi kendimize zarar verme durumumuzu gözlemleyip bu durumdan çıkmaya çalışmaktır. Kendimizi iyileştirdiğimiz ölçüde, istekli olan diğerlerine yardımcı olma imkanlarımız da artacaktır.

sybleman

İkisi aynı kavram gibi düşünürdüm. Farklı yorumlayabileceğimi düşünmedim açıkçası. Katılıyorum kendi üzerimizde çalışmak çok önemli. Artık düzenli yapmaya çalışıyorum.