30 Aralık 2023

Başlatan bozadi, 04 Ocak 2024, 10:59:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Yula Sibylla

Alıntı yapılan: bozadi - 04 Ocak 2024, 11:29:38
Celse çevirisini deepl ile yapıp üzerinde bazı düzeltme ve geliştirmeler yapmaya çalıştım (bu düzeltme gerekliliklerinin bir kısmını ancak çeviriyi yayınladıktan sonra okurken fark ettiğim için biraz gecikmeli yapabildim, az önce. Belki sonradan tekrar okurken yeni düzeltmeler veya geliştirmeler yapmam gerekebilir).

Celsede Pierre'in "İhtişam geliyor" dediği yerde ihtişam sözcüğünün orijinalindeki kelime "Glory". Çok çeşitli manaları var bu sözcüğün, örneğin "zafer" ve "hale" gibi. Nitekim Laura hemen sonrasında "Güneş Sistemi mi?" deyince ve onay alınca, "Glory" sözcüğünün adeta astronomik bir anlamı varmış gibi oldu. Ayla/Hale, yani ışıkla ilgili birşeyler. Tüm anlamlar birbiriyle bağlantılı tabi yine de sonuçta.

Yeni forumdaki ilk celsenin Pavlus'un sevgiyle ilgili mektubuna (veya mektubunun sevgiyle ilgili kısmına?) denk gelmiş olması manidar oldu sanırım. K'ların bu vurguyu yapması ve Laura'nın Pavlus'un sevgiyle ilgili açıklamalarını celse sonuna eklemiş olması sevindirici.

Bildiğiniz gibi Ra 4. yoğunluğu "Sevgi (ve anlayış, idrak) Yoğunluğu" olarak tanımlıyor. K'lar şimdiye kadar doğrudan böyle bir ifade kullanmasa da sevginin önemiyle ilgili çeşitli vurguları olmuştu. Şimdi Pavlus'un sevgiyle ilgili mesajlarının haftada birkaç kez özenle, dikkatle okunup değerlendirme yapılmasının faydalı olacağını vurgulamış olmaları dikkat çekici.


Ra'nın 4. yoğunluğu sevgi, 5. yoğunluğu ise bilgi yoğunluğu olarak tanımlaması bana çakraları düşündürmüştü ve bunun sembolik bir ilişki olduğunu varsaymıştım. Çakralar ve yoğunluklar arasında nasıl bir bağlantı var, yani örneğin 3.yoğunluk olarak 1 ve 2nin derslerini öğrenmiş olduğumuz için, meditasyon yaparken onlarla alakalı çalışmamıza gerek yok mu?

Tgur

#31
Doğrusu yorumlarıma biraz ara vermem hakkında kararım vardı ama sizin bu sorunuz için "kanal bilgi tartışmalarında" yeni bir yorum aktaracağım,

Bahsi geçen ve bizim 3Y de algıladığımızdan tamamen başka  saf ve gönülden sevgi yaradılışın esası ,bunu unutanlara hatırlatma konusu son celsede K.lar tarafından sık sık okunup hatırlanması yönünden tavsiye edildi, özetle dünya illüzyon ve maddesel beden yapımızın ihtiva ettiği duyguları farkındalıkla kullanıp bazılarını es geçebilmeyi etkisini yok sayabilmeyi becerebilmek için.

bozadi


Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 01:49:11 Ra'nın 4. yoğunluğu sevgi, 5. yoğunluğu ise bilgi yoğunluğu olarak tanımlaması bana çakraları düşündürmüştü ve bunun sembolik bir ilişki olduğunu varsaymıştım. Çakralar ve yoğunluklar arasında nasıl bir bağlantı var
Ra ve K celselerinde "yoğunluklar" hakkında verilen bilgiler, "çakralar" hakkında verilenlerden çok daha bol ve anlaşılır. Çakralar biraz muğlak kalıyor gibi. Ama, yoğunluklar ile çakralar arasında doğrusal bir ilişki var gibi göründüğü için (1y ≈ 1. çakra, 2y ≈ 2. çakra vs.), aslında yoğunluklar hakkında bildiklerimizi kabaca çakralar hakkında bildiklerimize (ve tersi) uygulayabiliriz sanırım. Birbirini destekleyici, birbirini açıklayıcı bazı durumlar var yani denklemin iki yanı arasında.


Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 01:49:11 yani örneğin 3.yoğunluk olarak 1 ve 2nin derslerini öğrenmiş olduğumuz için, meditasyon yaparken onlarla alakalı çalışmamıza gerek yok mu?
İsteğe ve ihtiyaca bağlı sanırım. Bedenimiz hayvanımsı bir organizma olarak 2. yoğunluk olduğuna göre (1. yoğunluk olan maddelerden oluşuyor tabi ki) onun üzerinde hiç çalışmayalım diye düşünme şansımız yok. Anladığım kadarıyla 5y'den itibaren maddi beden (enkarnasyon) ihtiyacı tamamen geride bırakıldığı için, orada varlığımızın 1y ve 2y kısımları üzerinde belki de hiç düşünmemize gerek kalmayacak (kabaca varsayıyorum, uyduruyorum). Belki orada, hatta hem 4y'de hem de 5y'de, K'ların dediği gibi kendimiz 1y ve 2y varlıklar/formlar yaratma işleri yapabileceğimiz için aslında tüm yoğunluklarla ilişkiler, etkileşimler hiç bitmeyecek muhtemelen. Ama evet, K'lar benliğimizin 1y ve 2y (ve doğal olarak 3y) özelliklerinden ziyade sonraki yoğunluklar (4, 5, 6) üzerinde düşünüp çalışmalar yapmamızın, yani aktif dikkatimizin çoğunu bunlara vermeye çalışmamızın daha verimli olacağını söylüyor. 7y diğer yoğunluklar gibi çok ayrıntıntıları olan müfredatlar içermediği için ve bireyselliğin tamamen sona erme noktasına gelmesi nedeniyle "7y üzerinde düşünmek" şeklinde spesifik bir tavsiyede bulunulmadı ama bu 7y'yi ve onunla özdeşliğimizi anlamaya çalışmak için hiçbir çaba gösterilmemesi gerektiği anlamında değil diye düşünüyorum. Sonuçta celselerde 7y hakkında da bir sürü soru-cevap, açıklama var.

1y ve 2y kavramlarıyla/dersleriyle ilgilenmek kötü veya yanlış değil, hatta bundan tamamen kaçınmamız mümkün bile değil sanırım ama sonuçta hedefimiz 7y'ye doğru ilerlemek olduğu için, önümüze bakmak, ileriye bakmak anlamlarında, dikkatimizi geçmişten (zaten öğrenilmiş olanlardan) ziyade gelecek (yeni öğrenilecekler) üzerinde yoğunlaştırmak daha mantıklı görünüyor.

Yula Sibylla

Bir de 4yBH olan ancak bunun farkında olmadan 3yde olan bir varlık nasıl davranırdı? Onları nasıl ayırt edebilirdik mesela, kendileri bile bilmiyorken? Gene nordik tipler olacakları ve Laura'nın bazılarıyla karşılaşmış olabileceği dışında bir şey söylenmedi diye hatırlıyorum bu konu hakkında. Örneğin kalp çakraları gelişmiş mi olurdu? Çakraları da çok net anlamlandıramıyorum tabii orası ayrı da. Mesela Kalp çakrasını geliştirmemiz daha duygusal, insanları daha önemser, daha vicdanlı olmamızı mı sağlayacak? İyileştirme yeteneklerimizi mi artıracak ya da? 

(Bu arada reiki öğrenmek istiyorum -ya da şifa vermemi sağlayacak başka bir şey(?)- reikiyle ilgili bilgi edinebileceğim, öğrenebileceğim bir yer var mıdır ya da sizler neler yaptınız bu konuda....


Dionysos

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:11:10 Bir de 4yBH olan ancak bunun farkında olmadan 3yde olan bir varlık nasıl davranırdı? Onları nasıl ayırt edebilirdik mesela, kendileri bile bilmiyorken?

K'ların "güç merkezi" dediği kavram gözden geçirilebilir.

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:11:10 (Bu arada reiki öğrenmek istiyorum -ya da şifa vermemi sağlayacak başka bir şey(?)- reikiyle ilgili bilgi edinebileceğim, öğrenebileceğim bir yer var mıdır ya da sizler neler yaptınız bu konuda....

Celselerde reiki kavramını genel aramayı, gözden geçirerek başlamayı öneririm.

Ben bu konuda hiç bir şey yaptığımı sanmıyorum. Birilerine şifa verme davranışlarımı yarı yaşımda terkettiğimi sanıyorum.

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Yula Sibylla

Alıntı yapılan: Dionysos - 07 Ocak 2024, 23:41:51
Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:11:10 Bir de 4yBH olan ancak bunun farkında olmadan 3yde olan bir varlık nasıl davranırdı? Onları nasıl ayırt edebilirdik mesela, kendileri bile bilmiyorken?

K'ların "güç merkezi" dediği kavram gözden geçirilebilir.

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:11:10 (Bu arada reiki öğrenmek istiyorum -ya da şifa vermemi sağlayacak başka bir şey(?)- reikiyle ilgili bilgi edinebileceğim, öğrenebileceğim bir yer var mıdır ya da sizler neler yaptınız bu konuda....

Celselerde reiki kavramını genel aramayı, gözden geçirerek başlamayı öneririm.

Ben bu konuda hiç bir şey yaptığımı sanmıyorum. Birilerine şifa verme davranışlarımı yarı yaşımda terkettiğimi sanıyorum.



Laura da K'ler de reikiyi çok işe yarar buluyor, bunu biliyorum. Şifa verme hep beni çeken bir konu olduğu için celselerde geçenleri bir seviyede bilinçli olarak okuduğumu düşünüyorum.. Orijinal sembollerin sanskritçe olduğunu, Usui'nin kendisine verilen her bilgiyi açıklamadığını, ona bilgi edinmek isteyenin kendisi de edinebileceği için her şeyi açıklamanın gerekli olmadığının söylendiğini, Laura'nın konuda gerçekten iyi olan kişiyi K'ler yardımıyla bulduğunu biliyorum. Hatta K'ler yeni semboller öğretmişlerdi Laura'ya. Ama türkçe kaynaklarda en azından bu işte gerçekten iyi olan birini çok göremedim... Bu işin parayla yapıldığını görmek de rahatsız ediyor ve öğreticinin ustalığını sorgulamama sebep oluyor, bu yanlış bir şey mi... bilmiyorum. Meraklı ve daha çok bilgisi olan biri vardır umarım... Teşekkür ederim Dionysos  :P  doğru yerlere odaklanmamı sağlıyorsun

Dionysos

#36
Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:58:37 Laura da K'ler de reikiyi çok işe yarar buluyor, bunu biliyorum. Şifa verme hep beni çeken bir konu olduğu için celselerde geçenleri bir seviyede bilinçli olarak okuduğumu düşünüyorum.. Orijinal sembollerin sanskritçe olduğunu, Usui'nin kendisine verilen her bilgiyi açıklamadığını, ona bilgi edinmek isteyenin kendisi de edinebileceği için her şeyi açıklamanın gerekli olmadığının söylendiğini, Laura'nın konuda gerçekten iyi olan kişiyi K'ler yardımıyla bulduğunu biliyorum. Hatta K'ler yeni semboller öğretmişlerdi Laura'ya. Ama türkçe kaynaklarda en azından bu işte gerçekten iyi olan birini çok göremedim... Bu işin parayla yapıldığını görmek de rahatsız ediyor ve öğreticinin ustalığını sorgulamama sebep oluyor, bu yanlış bir şey mi... bilmiyorum. Meraklı ve daha çok bilgisi olan biri vardır umarım... Teşekkür ederim Dionysos  :P  doğru yerlere odaklanmamı sağlıyorsun

Biz şöyle yapıyoruz. İndirdiğimiz pdf celse dosyasını açarak crtl+shift+f ile bir arama yapıyoruz. Örneğin reiki ve şifa kavramları. Bunları arka arkaya canlı birleştirerek okuma gibi bir avantaj.

Sanırım celselerde şuna benzer bir şey var. (Yanlıyor olabilirim.) Birinden reiki almaya çalışıyorlar ama Laura'nın reikisi yüksek ve on engelliyor mu ne? Bu tip örnekleri aldıktan sonra kimseye bir şey vermemeye karar vermiş olabilirim bilmiyorum.

Dürüst olacaksak çocukluk, ilk gençlikten itibaren bu tip düşüncelerim vardı. Örneğin insanlara yardım edebilmek, şifa aktarabilmek, sevgi, enerji vs vermek aktarabilmek olabilir. Zaten bu celselerle sevgi aktarımın KH'ın ta kendisi olduğunu öğrenecektim, onu zaten kapatacaktım, kendimi düzenleyecektim.

Daha sonra çok düşündük. Usui'nin ne kadar doğru olduğunu bilmediğimiz bir hayat hikayesi özetini okuduk. Çolak bir insan görür, ona yardım etmeyi çok ister, bir dağa çıkar 21 gün oruç tutar ve meditasyon yapar ve 21. günün sonunda bir şimşek ve ışık belirir. Sanırım gerçek bir reiki vericisi olma bu tip hikayenin paylaşanı olmakla ilgili olabilirdi. O olacağımı sanmıyorum, emin değilim. Gerçekten yardım edebilmek istediğim durumlar olmuştur ve tam tersi gerçekten parapsikolojik uğraş denen biçimde el enerjisi şifa gibi kavramlar üzerinde yanılgılı durduğum olmuştur. Belki her ikisi.

Bu celselerin yüzümüze, benim gibilerin yüzen çarptığı şeyler var. Sonra düşünüyorsun. Bir şey vermek. Bu ben de var mı? Yani kavramı bile daha sonra verme değil de kanal-aracı olunması olarak görmeye başladık. Aslında yine şifalanacak kişinin kendinden kendine ulaşacak bir şifanın arayolları için bir taşıyıcı ve uyaran olmak gibi bir sentez. Yani ben kimim ki? veriyorum. Neyi veriyorum.

Jung'un yaralı şifacı öyküsü var. Belki de empati biraz şifacıdır.

Bak reikiyle ilgili son fikrim şu.
İsa yaşamadı ama ilk celselerde bir İsa var. Laura soruyor. İsa şunu yaptı mı? İsa bunu yaptı mı? Sonra gelinen noktada peki İsa tüm bunları yapmadıysa İsa ne yaptı? diye soruluyor yanıtı geliyor.
Can atanlara bilgi verdi ve ruhsal gerçekleri öğretti. Yani dedim ki; tamam sanırım bu bilgi kavramına odaklanmalıyız.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Yula Sibylla

Alıntı yapılan: Dionysos - 08 Ocak 2024, 00:30:22
Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:58:37 Laura da K'ler de reikiyi çok işe yarar buluyor, bunu biliyorum. Şifa verme hep beni çeken bir konu olduğu için celselerde geçenleri bir seviyede bilinçli olarak okuduğumu düşünüyorum.. Orijinal sembollerin sanskritçe olduğunu, Usui'nin kendisine verilen her bilgiyi açıklamadığını, ona bilgi edinmek isteyenin kendisi de edinebileceği için her şeyi açıklamanın gerekli olmadığının söylendiğini, Laura'nın konuda gerçekten iyi olan kişiyi K'ler yardımıyla bulduğunu biliyorum. Hatta K'ler yeni semboller öğretmişlerdi Laura'ya. Ama türkçe kaynaklarda en azından bu işte gerçekten iyi olan birini çok göremedim... Bu işin parayla yapıldığını görmek de rahatsız ediyor ve öğreticinin ustalığını sorgulamama sebep oluyor, bu yanlış bir şey mi... bilmiyorum. Meraklı ve daha çok bilgisi olan biri vardır umarım... Teşekkür ederim Dionysos  :P  doğru yerlere odaklanmamı sağlıyorsun

Biz şöyle yapıyoruz. İndirdiğimiz pdf celse dosyasını açarak crtl+shift+f ile bir arama yapıyoruz. Örneğin reiki ve şifa kavramları. Bunları arka arkaya canlı birleştirerek okuma gibi bir avantaj.

Sanırım celselerde şuna benzer bir şey var. (Yanlıyor olabilirim.) Birinden reiki almaya çalışıyorlar ama Laura'nın reikisi yüksek ve on engelliyor mu ne? Bu tip örnekleri aldıktan sonra kimseye bir şey vermemeye karar vermiş olabilirim bilmiyorum.

Dürüst olacaksak çocukluk, ilk gençlikten itibaren bu tip düşüncelerim vardı. Örneğin insanlara yardım edebilmek, şifa aktarabilmek, sevgi, enerji vs vermek aktarabilmek olabilir. Zaten bu celselerle sevgi aktarımın KH'ın ta kendisi olduğunu öğrenecektim, onu zaten kapatacaktım, kendimi düzenleyecektim.

Daha sonra çok düşündük. Usui'nin ne kadar doğru olduğunu bilmediğimiz bir hayat hikayesi özetini okuduk. Çolak bir insan görür, ona yardım etmeyi çok ister, bir dağa çıkar 21 gün oruç tutar ve meditasyon yapar ve 21. günün sonunda bir şimşek ve ışık belirir. Sanırım gerçek bir reiki vericisi olma bu tip hikayenin paylaşanı olmakla ilgili olabilirdi. O olacağımı sanmıyorum, emin değilim. Gerçekten yardım edebilmek istediğim durumlar olmuştur ve tam tersi gerçekten parapsikolojik uğraş denen biçimde el enerjisi şifa gibi kavramlar üzerinde yanılgılı durduğum olmuştur. Belki her ikisi.

Bu celselerin yüzümüze, benim gibilerin yüzen çarptığı şeyler var. Sonra düşünüyorsun. Bir şey vermek. Bu ben de var mı? Yani kavramı bile daha sonra verme değil de kanal-aracı olunması olarak görmeye başladık. Aslında yine şifalanacak kişinin kendinden kendine ulaşacak bir şifanın arayolları için bir taşıyıcı ve uyaran olmak gibi bir sentez. Yani ben kimim ki? veriyorum. Neyi veriyorum.

Jung'un yaralı şifacı öyküsü var. Belki de empati biraz şifacıdır.

Bak reikiyle ilgili son fikrim şu.
İsa yaşamadı ama ilk celselerde bir İsa var. Laura soruyor. İsa şunu yaptı mı? İsa bunu yaptı mı? Sonra gelinen noktada peki İsa tüm bunları yapmadıysa İsa ne yaptı? diye soruluyor yanıtı geliyor.
Can atanlara bilgi verdi ve ruhsal gerçekleri öğretti. Yani dedim ki; tamam sanırım bu bilgi kavramına odaklanmalıyız.


Ben kimim, diye düşünmüştüm ben de. Ben kimseyim, bir yeteneğim, özelliğim, farkım ya da önemim  olduğunu düşündüğüm için yardımcı olmak isteme niyetinde değilim. Sadece içimde büyüyen bir eğilim var. Yardım etme eğilimi. Neye.. bilmiyorum. Neyi veriyoruz şifa çalışması yapılırken... bunu da bilmiyorum. Kavramsal olarak anlayabilmiş değilim zaten, reikide yaşanan şeyin tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değilim muhtemelen. Sadece başkası acı çekmesin, isteğim var ve bu isteği reiki öğrenerek rahatlatabileceğimi düşünmüştüm ki kendime yardım edemiyormuşum ben daha... anladım.

Sevgi aktarımı khnin kendisidir derken... orayı anlayamadım ama

Dionysos

#38
Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:58:37 Hatta K'ler yeni semboller öğretmişlerdi Laura'ya. Ama türkçe kaynaklarda en azından bu işte gerçekten iyi olan birini çok göremedim... Bu işin parayla yapıldığını görmek de rahatsız ediyor ve öğreticinin ustalığını sorgulamama sebep oluyor, bu yanlış bir şey mi... bilmiyorum.

Şimdi dürüst olacaksak ben de şöyle bir durum var. Bir sembolden nasıl bilgi enerji ya da şifa alıyorum_? Buna dair hiç bir kavrayışım yok, bana ilk bakışta hiçbir şey ifade etmiyor hatta ilk bakışta bana tuhaf geliyor. Tamam bu bir bilgi sistemi ve var ve eğer işe yarıyorsa buna saygı duyarım ama bilmiyorum, kavrayışımı aşıyor ya da benim mantıksallaştırma alanımda tutarlı bir açıklamaya henüz sahip değilim. Yani o halde bir gizemcilik mi oynayacağım? İkincisi kim oluşturdu? Yani Usui'ye tanık olsam, bu anı paylaşsam ,bir şeyler olsa, bir sembolünü uygulamayı denerdim diğer durumda çekici bulmuyorum ve açığım. Derim ki; kendi kendime bu sembolsüz başka yolları var mı? Bu hikaye bana ne anlatıyor_?

Mesela kristalimsi taşlar ve renklerini severim ama şimdilik bir kristali enerjilendirme ve ondan geri şifa umma bana benim dünyama ait gelmedi. Bunu yapıyorlar K'lar onaylıyor, bir anlamı vardır diyorum öylece kalıyor.
Bu eski materyalist kafam ve yönümün bir yansıması da olabilir onu bilmiyorum.

Şunu yaptım ama bakın. K'lar ekin çemberleri bizim mesajımız dediğinde crop circles com gibi bir site bulup oradaki bütün görselleri taradım. Mesajın görsel okunması gerekip gerekmediğini bilmiyorum, herhangi bir şey de ummuyorum ama onlar bu bizden dedi o halde zaman ayırıp baktım.

Paraya gelince; K'lar reiki ya da psikolojik danışmanlık gibi bir şey emin değilim tam aksine yetenekli birini buna teşvik ediyorlardı sanıyorum. Bunun kötü-yanlış bir tarafı yok anlamında ama onun durumunda aldığına karşılık vereceği bir şeyler olacağı kesin görünüyor.

Şu var bakın. Halk şifacıları. Bel çekenler, fıtık masajcıları, elle kırık tamir edenler. Onlara gidenler özellikle onlara gidiyor. Tavsiye üzerine gidiyor.
Bunları yapan kişiler ne verirsen ,gönlünden ne koparsa, gücün neyse, paran yoksa hiç verme der. Çok izlenen bir youtube kanalında bel çekme için bir örneği var. Telefon görüşmesi kaydı. İstersen hiç verme diyor adam. Düşünelim ki bu kişiler gerçekten usta, faydalı, insanlara yararı dokunuyor. Bu işten gelir elde edemese onu tam zamanlı yapamazdı.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 08 Ocak 2024, 00:49:12 Sevgi aktarımı kh'nin kendisidir derken... orayı anlayamadım ama
O alıntıyı yarın bulmuş eklemiş olurum

Başkalarına sevgi vermeye/göndermeye çalışmak. Bu mesela bizim gibilere new -age denilen düşünce akımıyla bulaştırılmış bir şeydi. Başkalarını bilmem ama benim sürekli sevgi sevgi diye gezdiğim bir kaç yılım var ve sürekli dış dünyaya sevgi transferi aktarımı sanısı ile dolu hatta bir anı ekleyelim. Yolculuk yapıyorum, denize doğru pembe bir görselle imaj olarak çiçek gibi bir şey ekliyorum o sürekli sevgi/katıyor/katacak.

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 08 Ocak 2024, 00:49:12 reikide yaşanan şeyin tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değilim muhtemelen.

Benim aklıma gelen şu ki ve hep bu hikayeyi anlatırım. Çok küçük yaşlardayken rahmetli ananeme karnım ağrıyor demişim. Dur ben bir çember (başörtü) sarayım o hemen geçer demiş ,sarmış geçmiş (ben hatırlamıyorum) daha sonra her karnım ağrıdığında anane karnıma çember sarsana dermişim. O anlatıyor.

Ananeme mahalle de köyde civarda hayvan hastalandığında ekmek okutulurdu, nazar okutulurdu. Komşularının P. teyze sen oku, sen okuyunca geçiyor deyip özellikle ona okuttuklarını biliyorum. Ben buna da özel bir anlam yüklemiyorum ve şimdi şöyle yorumlarım. İnanç .
Bana göre çevrede herkes şunu yapıyor. Köyde kim var kim yok kafasında bir tarıyor. En yatkın onu buluyor. Bunu şuna benzetiyorum. Bir köydeysen diyelim mekanik bir alet bozuldu onu kimin tamir edebileceğini bilirsin yapamayacak olsa bile yetenek düzeyinde, birini o işe yakıştırırsın. Bunu kabile işbölümüne benzetiyorum. Bence onu seçiyorlar ve ona misyon yüklüyorlar, en yatkın onu buluyorlar, en saf ya da temiz kalpli, açık yürekli çevrede onu görüyor olmalılar. Bilmiyorum.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 07 Ocak 2024, 23:11:10 Bir de 4yBH olan ancak bunun farkında olmadan 3yde olan bir varlık nasıl davranırdı? Onları nasıl ayırt edebilirdik mesela, kendileri bile bilmiyorken? Gene nordik tipler olacakları ve Laura'nın bazılarıyla karşılaşmış olabileceği dışında bir şey söylenmedi diye hatırlıyorum bu konu hakkında.

(Bu arada reiki öğrenmek istiyorum -ya da şifa vermemi sağlayacak başka bir şey(?)- reikiyle ilgili bilgi edinebileceğim, öğrenebileceğim bir yer var mıdır ya da sizler neler yaptınız bu konuda....



Yattım ve düşünürken aklıma şunlar geldi. Usui'nin yardım etme isteği, bilgisini ele alalım. Sanırım yardım etmek için içi parçalandı.

Örneğin bir doktor uygulayıcı olarak mesleğinde iyiyse mesleki bilgisi tamsa ve tam bir tanı koyabilirse yardımı olurdu. Yani burada içi parçalanacak kadar yardım etme isteği duymasa da .Burada aslında yardımı olan sanırım bilgi, yol-yordam ya da uygulama. Doktor da bilgiye aracı.

İkinci örnekte pati uygulayıcısı (naturopat, homeopat vb. dediklerimiz.) K'lar bunların istisnasız tamamının bh ilhamı alacağını belirtti. Yani bu anlamda bu böyleyse o halde bir pati uygulayıcına gitsem bh ilhamı alıyor olurdu ve o halde bir pati uygulayıcına dönüşsem belki de bh ilhamı alıp aktarabilir ve insanlara yardımcı olabilirdim.

Ülkemizde bilinen  yaygın bir şey değil ve sanırım sertifikasyonunun bir geçerliliği olmayabilir (ki bilmiyorum yorum)  ama batı da eminim tam böyle değil. En azından uygulayıcılık sertifikaları alınabiliyor. Yani örneğin bu aktarım doğruysa örneğin pati ağlarının güç merkezi bh topluluklarıyla ilişkili olabilir mi?
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#42
Celselerde sevgiyle ilgili geçen bazı açıklamalar:

Alıntı Yap
 C: İhtiyaç duyulan tek şey sevgi.

 

Alıntı Yap
S: (L) Tamam, şu şekilde sorayım. Bize karşı düşünceleriniz nedir veya bize karşı tutumunuz veya duygularınız nedir? Birey olarak veya grup olarak?

C: Sevgi.

 


Alıntı Yap
C: Gerçek sevgi hormonlara dayalı değildir.

 


Alıntı Yap
C: Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil, daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.

 

Alıntı Yap
S: (L) Ve seçimi KH olan insanlar var. Bu onların yolu.

C: Yakın.

S: (L) Yani üzerinde bulundukları yolun sonunu görsen bile birini kendi yoluna döndürmeye çalışmak bir yargılama ve kötü bir davranış oluyor. Çünkü neticede bu onların yolu...

C: Evet.

S: (L) Ve eğer böyle birine "kovalar dolusu sevgi ve ışık" gönderirsen, onların özgür iradesini ihlal mi etmiş oluyorsun?

C: "Kovalar" dolusu kusmuk da gönderebilirsiniz, çünkü onların tepkisi bu olacaktır.

S: (MM) Neden herhangi bir şey gönderiyoruz ki... Yalnızca tarafsız mı olmak gerekir?

C: Yargılama KH'dir.

 

Alıntı Yap
(V) (...) İlişki egoya gelmez. İlişki ruhsal bağlantı ve sevgi demektir.

C: Evet.

 

Alıntı Yap
S: (L) O zaman oğlumun söylediği şey doğru. Birine acıdığın zaman, karanlıktakilere veya şikayet edenlere ve kendileri bir çaba göstermeden "kurtarılmak" isteyenlere sevgi ve ışık gönderdiğin zaman, suistimal ve manipülasyon karşısında nazik olduğun zaman, aslında bu kişilere verdiğin güçle iyice parçalanıyor ve bencilleşiyorlar. Yani KH'ye düşüşlerine güç kazandırıyorsun. Bu doğru mu?

C: Yanıtı biliyorsun!

 

Alıntı Yap
S: (L)  Pekala,  Eddie  diyor  ki: "Laura'nın sevgi konusunda söylediği bazı şeyler kafamı karıştırdı. İstenmediği zaman sevgi vermenin nasıl olup da fayda yerine zarara neden olduğunu anlamıyorum." Bu konuda yorumda bulunabilir misiniz?

C: O durumda sevgi "vermek", vermek değildir.

S: (L) Yani senden istenmediği zaman sevgi verdiğinde, aslında veriyor OLMUYORSUN, öyle mi?

C: Genelde olduğu gibi, alıyor oluyorsun.

S: (L) "Alıyorsun" derken, ne alıyorsun?

C: Enerji, KH olarak.

S: (L) İstenmediği bir durumda birine sevgini vererek ondan nasıl enerji alabilirsin ki?

C: Çünkü bir KH aracı, başka birinin ihtiyaçlarına karar vererek BH adayı olmayı öğrenemez.

S: (L) Bunun enerji almayla ilgisini anlayamadım.

C: Çünkü o durumda gerçekleştirilen eylem kendini memnun etmeye yöneliktir. Eğer biri talep yokken, yani ihtiyaç yokken, "verirse", bu bir özgür irade ihlalidir! Ve ayrıca, böyle bir senaryoda başka ne gibi bir motivasyon olabilir ki?!? Bunun hakkında dikkatli ve objektif bir şekilde düşünün.

S: (L) Öyle bir senaryoda eğer biri istemeyen birine sevgi veriyorsa, bu diğerini değiştirmeye yönelik bir arzu olur. Yani kontrol etme arzusu.

C: Anladın!!

 

Alıntı Yap
S: (L) "Eğer dünyaya sevgi enerjisi göndermezsek, egosantrik KH enerjisinin hakim olacağına inanıyorum." diyor...

C: Bir kişi neden böyle birşey göndermeyi seçer? Motivasyon nedir?

 

Alıntı Yap
S: (L) İstemeyenlere sevgi vermeme konusundan bahsettik. Peki aydınlanmış BH varlıkları ne verir ve kime verir?

C: Herşey; isteyenlere.

 

Alıntı Yap
C: Gerçek sevgi herşeye kadirdir.

 


Alıntı Yap
C: Tüm forum üyeleri için: Şevkinizi kaybetmeyin. Şunu hatırlayın; eğer elinizden gelenin en iyisini yaparsanız, gelecekteki benlikleriniz boşluğu doldurur. Hepiniz kaosa potansiyel bilgi aktarıcılarısınız. O bilgi sevgi/gerçek olsun. Hoşçakalın.

 

Alıntı Yap
C: Geçmişte tavsiye ettiğimiz gibi, kilit husus sevgiyle ağ çalışması yapmak. Rakibin amaçlarına ulaşabilmek için herhangi ve tüm yollara başvurma yeteneğini küçümsemeyin. Sizin göreviniz kalkanı güçlendirmek için sevgiyle gerçek birliği yaratmak. Psişik bilgi aşılamaları yoluyla izin verilen ölçüde yardımcı olacağız. Farkındalık ve kullanım size kalmış.

 

Alıntı Yap
S: (L) Hepimizin o veya bu şekilde kullanılabilecek bir zayıflığı vardı. Dediğim gibi, bu kusursuz bir fırtına meydana getirdi. Pekala, başka konulara geçmeden önce bu konuda söylenmesi gereken başka herhangi birşey var mı?

C: Birbirinize bolca sevgi verin. Bazen birşeyler en sonunda olacağından farklı görünebilir.

 

Alıntı Yap
(Galatea) Gitmeden önce bize söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı?

C: Yardım ve sevgi yolda! Hoşçakalın.

 

Alıntı Yap
C: Şimdi herkesi ilgilendiren birşey söylemek istiyoruz: Yakında sizin aleminizde işler çok kaotikleşecek ve garipleşecek. Pek çoklarının ödünü koparacak. Telaşlanmayın! Geçecek ve keşfedilmeyi bekleyen yeni bir gerçeklik çıkacak ortaya. Kozmik güçler gösterilecek ve yanıt arayan çok kişi olacak. İhtiyaç duyulan yardımı sunmaya hazır olun. Sevgi ve huzur içinde birlikte olun. Hoşçakalın.

 

Alıntı Yap
C: Sakin olun! Herşey değişecek! Sevgi ve Hoşçakalın.

 

Alıntı Yap
C: Gösterinin tadını çıkarabilmeniz için gözlerinizi ve kulaklarınızı açık tutun. Ama etrafınızdakilere de sevgi ve uyumla çok dikkat edin. Denge anahtardır. Hoşçakalın.

 

Alıntı Yap
C: Yine, işler biraz kızışabilir ve birçok kişide nahoş ürpermeler meydana getirebilir. Umutsuzluğa ve dehşete kapılmayın. Çalışmaya ve ağınızı ve  bağlantılarınızı  oluşturmaya  devam  edin.  Daha  önce de  söylediğimiz  gibi,  tüm  bunlar  büyük  değişimler  yaklaşırken  meydana  gelen endişenin kanıtıdır. Bu geçecek. İnancınız ve sevginiz olsun. Hoşçakalın.

 


gerçek tosun paşa

Alıntı yapılan: Yula Sibylla - 08 Ocak 2024, 00:49:12 Neyi veriyoruz şifa çalışması yapılırken... bunu da bilmiyorum. Kavramsal olarak anlayabilmiş değilim zaten, reikide yaşanan şeyin tam olarak ne olduğunu da anlayabilmiş değilim muhtemelen. Sadece başkası acı çekmesin, isteğim var ve bu isteği reiki öğrenerek rahatlatabileceğimi düşünmüştüm ki kendime yardım edemiyormuşum ben daha... anladım.


Reiki evrensel bir enerjidir. Kozmik bilinç enerjisinin (mavi-çivit) şifa enerjisine dönüşüp kanalize olduğu enerjidir. Usui hoca tarafından sistemleştirilmiş, onun el vermesiyle nesilde nesile aktarılmıştır.

Reiki yapan biri kendi enerjisini vermez. Yani evrensel enerjiyi aktarıcı olur, kanal olur.

Reiki çeşitli el pozisyonlarıyla dokunarak ya da ana sembolleriyle temas ve mesafe engeli olmadan zamanın herhangi bir boyutuna yönelik yapılabilir.

Reiki insiyasyonu alan kişiye müthiş fayda sağlayan bir şifadır ben kesinlikle işin ehli birinden reiki için el alınmasını öneririm. Yani mesele sadece başkalarına şifanın ötesindedir.

Her şey gibi geliştirilebilir, uğraştıkça şifa etkisi artar bir niteliktedir.

Fakat dediğim gibi bir reiki master(hoca) tarafından yüz yüze eğitim ve ardından el alınması gerekir.

Ben şahsen online insiyasyon muhabbetlerine inanmıyorum. Zaten celselerde de bu işlemin fiziksel olarak yapılması gerektiğini söyledi Kas.lar. Hiç şaşırmadım.

bozadi

#44
Reiki konusunda bilgim ve hatta ilgim yok ama şifa konusuna duyarsız kalmak çok zor çünkü hepimiz hasta ve sakatız bir şekilde. Özellikle ruhsal, manevi olarak. Böyle bir durumda iyileşme / şifa ihtiyacı kendini çok belli ediyor.

Şifayı zaman zaman kendimize veya bir başkasına uygulamaya çalışabileceğimiz birşeyden ziyade, hayatımızın temel konusu haline getirmemiz gerektiğine inanıyorum. Az-çok güçlü BH eğilimlerine sahip bireyler olarak, hayatımızı şifaya adamamız gerekiyor olabilir. Aslında burada asıl mesele sadece "şifa" da değil, bu daha ziyade hayatımızın, varoluşumuzun anlamıyla ilgili. BH kavramıyla ilgili. Hayatımızı "başkalarına hizmet"e adamalıymışız, sadece bunun için yaşamalıymışız gibi hissediyorum. Açıklamaya çalışacağım. Bu elbette o kadar basit bir mesele değil mevcut koşullarımız itibariyle. Hemen bugünden yarına aktif uygulamaya konabilecek, kesintisiz yaşanmaya başlanabilecek birşey değil bell ki. Ama niyet olarak, tohum olarak bir kesinleştirme, netleştirme bağlamında değerli bir yönü olduğunu düşünüyorum bunu tartışmanın, üzerinde düşünmenin. Yani niyetimizi kesinleştirmek gerekiyor ki güçlü bir tohum atılabilsin, atılan tohum filizlenip büyüyebilsin. Söylemeye, işaret etmeye çalıştığım şeyin yanlış anlaşılmasını istemem. Üzerinde birçoğumuz uzlaşsak bile hemen bugün veya yarın "olabileceğimiz" birşey değil ama eninde sonunda olmamız gerektiğine inandığım birşeye işaret etmeye çalışıyorum. Hayatımızı "tamamen" başkalarına hizmete adama niyetinin geliştirilmesi, netleştirilmesi, bu düşünce tohumunun beslenmesi.

Forumda zaman zaman (veya çoğunlukla) "kendi üzerimizde çalışmaya" yani kendi pozitifliğimizi güçlendirmeye odaklanmayı, bazen de başkalarına hizmete, iyiliğe tamamen adanmayı savundum ama sonuçta bu ikisinin birbirini destekleyen, tamamlayan, yönleri olduğu açık. Kendimizi belirli bir ölçüde pozitifleştirmeyi başardığımız zaman doğal olarak o pozitifliği yayma, paylaşma eğilimi oluşur. Mevcut koşullar itibariyle genellikle yaydığımız kadar pozitiflik alamadığımız için, öyle bir toplumsal dayanışma, destekleşme durumu olmadığı için de bir süre sonra şarjımız azalır ve kendimizi tekrar şarj etme ihtiyacı duyarız, artık bu ne zaman ne ölçüde mümkün olursa. Ve tabi ne kendimize ne başkalarına gerçek bir pozitif etki yapmadığımız durumlar yaygın aslında. Karşılıklı olarak insanların birbirinin negatif duygu ve düşüncelerini besledikleri durumlar oldukça yaygın, toplumsal realitemizin bir parçası olarak.

Başkalarına hizmete adanma fikrini / tohumunu beslemenin neden faydalı ve gerekli olduğuna dair birkaç düşüncemi paylaşmaya çalışacağım bu bağlamda.

Gerçek iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, şifanın bundan başka bir yolu olmadığını düşünüyorum. Yani eğer iyilikten bahsedeceksek, kendimiz ve başkaları için iyiyi istediğimizden bahsedeceksek, bunun başka bir yolu yok. Bu duygusal bir mesele değil, "matematiksel" kesinlikte mantıksal bir durum. İyinin, iyiliğin yolu "başkalarına hizmet"in bir hobi veya part-time meşguliyet veya fantazi veya tartışma konusu olarak benimsenmesinden ziyade, hayatın tamamen buna adanmasından geçiyor. Bu sadece bu dünyayla, bu dünya hayatıyla ilgili bir durum değil; bu dünyada da, öbür dünyada da, tüm dünyalarda, tüm yoğunluklarda, tüm boyutlarda geçerli. Pozitiflik dediğimiz şey bu. Evrensel, varoluşsal birşey. Dünyaya özgü değil. Ama dünyada buna özellikle ne kadar çok ihtiyaç olduğu, apaçık bir resim olarak ortada duruyor. Ağır hastalıklarla dolup taşan bir işkencehaneden bahsediyoruz dünya derken.

"Başkalarına Hizmet" dediğimiz zaman, bu bir "aidiyet" meselesi. Neye ait olduğunuzu, neyin parçası olduğunuzu, kim olduğunuzu hatırlama meselesi.

Tekrarlamak istiyorum; hemen şimdi burada hayatımızı yaşayış şeklimizi devrimsel veya zoraki bir şekilde değiştirmeye yönelik bir öneride bulunmak için değil, sadece uzunvadede zaten hatırlayacağımıza, uyanacağımıza inandığım evrensel/varoluşsal realiteyle inanç/bilinç bağımızı güçlendirme ihtiyacına binaen söylüyorum bunları. Olağan hayatımızı yaşamaya devam ederken, bilincimizin bir yerinde üzerinde durulabilecek bir düşünce tohumu, bir öneri. Bana göre, tırmanacak olan kıyamet koşulları (aynı zamanda artan 4y enerjileri), özümüzde ne varsa (hangi inanç, hangi adanış, hangi potansiyel vs.) onu zaten ortaya çıkmaya zorlayacak. Ama bunun için kıyametin yıkımlarını, şoklarını beklemenin riskleri de var çünkü uyanmak yerine travma/korku etkisiyle daha da derin gaflet ve çaresizlik uykularında/kabuslarında kaybolma durumu da olabilir.

Şu anda son derece sahte bir hayat yaşamakta olduğumuza inanıyorum. Çünkü adanış yok. Hayatlar gerçek birşeye adanmıyor, hatta hayatlar genellikle hiçbir şeye adanmıyor. Düşünceler, davranışlar paramparça, bölük pörçük, tutarsız. Bu kadar kötü, bu kadar hastalıklı, bu kadar sömürücü ve parçalayıcı müdahalelerle dolu bir hayatta eğer kendimizi var gücümüzle iyiliğe, hakka, şifaya adamıyorsak, hayatımızdan iyi bir netice, manevi/ruhsal yükseliş beklemek ne kadar gerçekçi olur?

K'ların "3y düşünmeyi bırakın" şeklindeki tavsiyeleri biraz da bununla ilgili. Dünyevi düşünmeyi azaltma gereksinimi. Ama zorlu hayat şartları aklımızı feci şekilde meşgul ediyor, özgüvenimizi kırıyor, bilincimizi daraltıyor, zayıflatıyor, bizi uykuda/kabusta tutuyor.

Biz "iyilik için yaşamayı", yani "başkalarına hizmet" için yaşamayı bir "seçenek" olarak düşünüyoruz, ki o seçeneği de çok ciddiye almaya cesaret edemiyoruz genellikle, egemen olumsuz şartların şiddetli baskılarından, tehditlerinden dolayı. Az-çok güçlü BH eğilimlerine sahip bireyler olarak bizler için "başkalarına hizmet için yaşamak" bir "seçenek" değil aslında; tek yol, tek şans. "Matematiksel" dediğim, "mantıksal" dediğim şey bununla ilgili. Bu işin başka bir yolu yok. Başka yol yok. Eğer "iyilik" diyorsak, "iyileşme" diyorsak, bunun tek gerçek yolu hayatın başkalarına hizmete adanmasıdır. Ama elbette bu bir "zorlama" meselesi değildir, zoraki biçimde olacak şey değildir. Bunun gerçekten yapılabilmesi için, bunun neden yapılması gerektiğini, neden başka bir yol olmadığını açık ve net olarak görüyor, "biliyor" olmak gerekir. O bilgi, o farkındalık, o sezgi, o inanç, o güvenç olmadan hayatın gerçekten adanması mümkün değildir sanırım.

Dünyaya ait olmayı bırakmayla ilgili bu. Veya Maharaj'ın dediği gibi, herhangi belirli birşeye ait olmayı, kendimizi herhangi belirli birşeyle özdeşleştirmeyi bırakmak. Bir beden olmayı, bir kişi olmayı, bunlarla özdeşleşmeyi bırakmayla ilgili. Biz varlığız. Var olan herşey ve dolayısıyla tek şeyiz. Bizden başka birşey yok aslında. Evren "yabancı" bir yer değil. Bizim dışımızdaki birine veya birşeye "ait" birşey değil. Evren/varlık birinin malı değil. Evren/varlık biziz. Bizden başka bir şey yok. "Ego olmak" meselesi veya sorunu bununla ilgili. Ego, yani "sahte benlik". Kendini bir "şey" sanmak, kendini bir "beden" sanmak, kendini bir "kişi" sanmak. Evet, bireyselliği de deneyimliyoruz, hem de çok temel, çok önemli ve gerekli bir biçimde ama "öze" indiğiniz zaman iki ayrı birey, iki ayrı varlık yok kesinlikle, tek bir varlık var ve kaçınılmaz olarak "herkes" ve "herşey" o. Birey olmayı bırakamayız, bırakmamız gerekmiyor ve hatta bu imkansız aslında, ama bireysellik (bireysel ayrılık/farklılık) mutlakmış algısına kapıldığımız zaman en temel hakikati inkar durumuna düşmüş oluyoruz ki bu hastalığa "ego" (sahte benlik) deniyor. Kendine hizmet yolu, "ego yolu", sahte benlik yolu. Yani ciddi bir eksik/yanlış anlamaya dayalı. Ama evren/varlık bunu yargılamıyor, "bu eksiktir/yanlıştır" bile demiyor. "Özgür irade". Hatta, başkalarına hizmetin olabilmesi için kendine hizmetin de olması, "olmazsa olmaz". Yollar nihayetinde yine birleşiyor, en geç 6y'de. Ve üstelik, kendine hizmete adanan varlıklar, seçtikleri yolun birçok ciddi dezavantajına rağmen yüksek bir "motivasyon" elde etmek gibi bir avantaj da deneyimliyorlar gibi görünüyor. "Kurtlar sofrası" zihniyetiyle ilgili bu biraz. "Madem tekim, madem evren/varoluş bir kurtlar sofrası / kavgası, o zaman kendimi güvenceye almak, üste çıkmak, en üste çıkmak, herkesin efendisi olmak için var gücümle çalışacağım" gibisinden çok güçlü bir motivasyon oluşuyor gibi görünüyor. Ve bu motivasyon o varlığın epeyce bilgiye erişmesini de gerektiriyor kaçınılmaz olarak. Ve bu bilgi artışı varlığı bir noktaya kadar "yükseltiyor". Kurtlar sofrası yolunun temel dezavantajı, herkesin-herşeyin açık veya örtülü bir şekilde rakip/tehdit olarak görülmesi nedeniyle, isteklerine/emirlerine direnç gösteren, karşı koyan herkesi ve herşeyi ezmek, hatta yok etmek güdüsünün aşırı güçlenmesi. Yok etmeye adandığınız zaman aynı zamanda yok olmaya adanmış oluyorsunuz. Nitekim KH kutuplaşması %100 düzeyine ulaştığında yok oluyorsunuz, ki bu o varlık için bir ceza değil, adeta ödüllerin en büyüğü, çünkü kendi "kabesine" ulaşmış oluyor. BH yolunun nihai kabesi 7y'de tüm varoluşla mutlak şekilde birleşmekse, KH yolunun kabesi 4y'de KH kutuplaşmasını maksimum seviyeye ulaştırarak yok olmak. Ama eğer varlık yok olmak istemediğine karar verirse, eninde sonunda 5'e mezun oluyor ve artık en geç 6y'de BH'ye geçmek onun tek yolu haline geliyor, ki bu da zorla olmuyor, özgür iradeyle yapılan doğal keşif ve seçimler yoluyla oluyor.

Sanıyorum ki biz 3y'deki zorlu yaşam şartlarımızın etkisiyle veya bahanesiyle (?) BH yönündeki kutuplaşmamızı ilerletememe sorunu yaşıyoruz. Egosal faktörlerin de katkısıyla bilinç bulanması, yolunu kaybetme, kararsızlık sendromları yaşıyoruz. Karşı karşıya olduğumuz temel sorun bu. Yani aslında temel mesele falanca siyasi iktidar, falanca global şeytani gücün yaptıkları-ettikleri, sosyoekonomik olarak zayıflatılmışlık, acizleştirilmişlik değil. İstersek BH ile özdeşleşir, kutbiyetimizi artırır ve yolumuzda ilerleriz ve kimse (ve hiçbir koşul) bunu engelleyemez. Ama bunu yeterince yapmıyoruz, yapamıyoruz. Bu da özgür irade. Ama sonuçlarından çok hoşnut kalmadığımızı tahmin ettiğim bir özgür irade kullanış şekli bu, yanılıyor muyum?

BH ile özdeşleşmek, buna adanmak bir "biliş" meselesi. Varoluşun özünün ne olduğuyla ilgili basit bir farkındalık ve bu farkındalığa dayalı bir adanış meselesi. Bilmediğiniz birşeye gerçekten adanamazsınız. Dolayısıyla, BH eğilimlerine sahip bireyler olarak tüm yapmamız gereken, BH yoluna somut olarak girmeyi (bulunduğumuz yerden %51 BH düzeyine doğru ilerlemeyi) sağlayan bilişin, bilginin, farkındalığın ne olduğu üzerinde durmaya çalışmak. Bunu ille bu şekilde tartışmadan, hayatın olağan akışının meydana getireceği zorluklar, aynı zamanda belki bazı kolaylıklar, itişler, çekişler veya etkileşimlerle yapmak da mümkün olabilir ama bence bu konuyu tartışmanın da bu yolda ilerlemeye zararı olmaz. Özellikle de sıradan veya ortalama bir insana kıyasla bu hususta önemli bazı avantajlarımız olduğu düşünülürse. Elimizdeki bilgi kaynaklarını ve bunların sunduğu açıklamalara olan ilgimizi, motivasyonumuzu kastediyorum.

"Varoluşun özü" derken, varlığın birliğini kastediyorum. Bizi hayatta/varlıkta tutan, ilerlemeye teşvik eden nedir? Bildiğiniz gibi K'lar "çekim"den bahsediyor. Elektromanyetik bir çekim. Varlığın mutlak bir şekilde birleştiği çekirdeğin, 7y'nin çekimi. Kendi özümüze duyduğumuz çekim yani. "Günebakan" çiçeğinin yüzünü güneşe dönmesi, ona çekilmesi gibi. Birey (3y), bütüne (7y) ulaşma, kavuşma güdüsü duyuyor. Aslında KH'ye adanan varlıklar da aynı güdüyü duyuyor, "mutlak" güce ulaşmaya çalışıyor ama varolan herşeyin zaten onun bir parçası ve kendisi olduğunu görmüyor, sadece bir kurtlar sofrası görüyor ve mutlak gücü ele geçirip tüm rakiplerine tamamen boyun eğdirip onları mutlak şekilde köleleştirmek istiyor. BH varlıkları ise varolan herşeyin 7y'nin bir parçası ve kendisi olduğu gerçeğini biliyor veya güçlü bir şekilde seziyor. K'ların şu açıklamaları ilginç (Tgur'un kanal bilgileri başlığında alıntılayıp yorumladığı bir mesajı okurken aklıma geldi):

Alıntı Yap
C: Bh dengedir çünkü kendinize diğerleri yoluyla hizmet edersiniz.

S: (T) BH olarak KH olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu doğru mu?

C: Evet. Zaten yanıtlandı.

S: (T) Yani giden şey dolanıp geri mi geliyor?

C: Evet.

S: (T) BH, KH'nin amacına mı hizmet ediyor?

C: Hayır. BH dengedir. KH dengesizliktir.

S: (T) Eğer KH dengesizlikse BH olma yoluyla nasıl KH olabiliyorsunuz?

C: BH dışa doğru akar ve kök noktası dahil tüm noktalara dokunur, KH ise içe doğru akar ve yalnızca kök noktasına dokunur.

Burada K'ların "kök noktası" dediği şeyin 7y olduğunu düşünüyorum. Yani, KH varlıklarının (egonun) tek amacı 7y'nin mutlak gücüne ulaşarak herkese ve herşeye mutlak üstünlük kazanmak, boyun eğdirmek. Ve bunu yaparken izlemek zorunda kaldığı yol onu yokoluşun eşiğine kadar götürüp bir seçim yapmaya zorluyor. BH varlıkları da "kök noktasına" (kökene, mutlak birliğe/güce) doğru çekim duyuyor doğal olarak ama aynı zamanda tüm varoluşun zaten o tekliğin bir parçası ve kendisi olduğunu da görüyor veya seziyor ve dolayısıyla egosal bir yoksunluk, hırs, öfke veya telaş hali içinde hareket etmiyor.

4yKH'ye mezun olmak için en az %95 KH kutuplaşması gerektiği söylenmişti, ki bana göre bu yokoluşun (%100 KH) eşiğine gelmek demek zaten. Ama 4yKH'ye mezun olanların kaçta kaçı yok olmayı seçiyor ve kaçta kaçı seçmiyor, bunu çok merak ediyorum. Gerçi bu çok da önemli değil. Bu varlıkların en azından bir kısmının var olmaya devam etmeyi seçtiği anlaşılıyor, ister hemen 4y'de BH'ye geçmeye karar verecek olsun, ister 5y'de, ister en geç 6y'de. Bu açıdan bakıldığında, KH yolunun da ille yanlış veya kötü bir yol olmadığı sonucu çıkıyor gibi görünüyor. Ki o yola "kötü" demek zaten bir "yargılama" teşkil ediyor ve BH'nin böyle bir bakış açısı, böyle bir yargılaması olmadığı anlaşılıyor. Bu sadece "özgür irade". Üstelik, o yolu seçen varlıkların da en azından bir kısmının (ki belki de epeyce bir kısmının) sonunda BH'ye geçtiği düşünüldüğünde, 3y'de berbat bir kararsızlık hali içinde "sürünen" dünya insanlığının durumuna kıyasla, KH yolunun inanılmaz zorlukları ve berbatlıkları içinde de olsa güçlü bir motivasyonla ilerleyen ve sonunda BH'ye geçen varlıkların durumu daha tercih edilebilir gibi durmuyor mu sizce de?

Bu bağlamda Ra'nın şu ifadesini de hatırlamak gerekiyor:

Alıntı Yap
SORU: Anladığıma göre, her varlık, herhangi bir anda, üzerinde yürümekte olduğu yolu değiştirmeye karar verebilir ve o takdirde dönerek aynı yoldan geriye doğru yürüyebilir. Ancak bir yolda ne kadar uzağa gitmişseniz (ilerlemişseniz) bu yolu değiştirmeniz o kadar zor olur. Doğru mu?

RA: Doğru değil. Bir varlık ne kadar ileri derecede kutuplaşmışsa, bu kutbiyeti değiştirebilmesi de o kadar kolay olur; çünkü varlığın gücü ve farkındalığı, kutuplaşması oranında artmıştır. Gerçekten çaresiz ve âciz olanlar, yollarını bilinçli olarak seçmeyip, yaptıklarının ve üzerinde gittikleri yolun farkında bile olmadan aynı deneyimleri, aynı kalıpları tekrarlamakta olanlardır.


Tabi burada KH yolunun reklamını yapmaya çalışmıyorum. Az-çok BH eğilimli (BH adayı) bireyler olarak yolumuzu (BH) bilinçli olarak seçme konusu üzerinde durmaya çalışıyorum. Ve üstteki alıntıda Ra'nın betimlediği sıkıntıdan hepimizin ciddi şekilde muzdarip olduğumuzu düşünüyorum. O yüzden başkalarına hizmet yoluna "adanma" konusunun çeşitli yönleri üzerinde durmamızın faydalı olacağına inanıyorum. Bu elbette sadece konuşarak, tartışarak aşılacak bir sorun değil, ama muhtemelen bu forumda tartışılması en faydalı olabilecek konulardan biri.