avatar_Dionysos

Denemeler, Söyleşiler ve Söyleyişler

Başlatan Dionysos, 21 Nisan 2018, 16:44:32

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Dionysos

#60
FELSEFE BİLİM FARKI

Kaba bir benzetme ve genelleme olacak ama
Bu hem felsede bilim farkını hem de insanlar arasındaki bilinç düzeyi farkını göstermeyi amaçlıyor.

IŞIN YA DA YARI DOĞRU AŞAMASI

(Burada bir ışın, ışın doğrusu göreseli düşünebiliriz?

Tek yönlü ve tek uçlu ışınsal kavrama
Tek kutupluluk
Kapalı yargılar verir
Başlangıç noktasına ve kendi tabanına gebedir.
Taban doğrusuna doğru alınan ilk taban (yani başlangıç) doğrusuna (ilk noktaya) gebedir. Bu ev temeli gibi düşünce temelidir.
Başlangıç merkezdir
Başlangıç noktasından tek yöne uzanan bir doğruyla düşünür.. Kavrama düzeni budur.

Örnek sağcılık solculuk.
Herşey siyah ya da beyazdır.
(İkisinin orta alanı ve birleşimi olan) Griyi araştırmalıdır (genişletmelidir)

Hareketsiz doğru ya da ileri uzam kuramı temeldir

Doğru kavramı ve nokta kavramıyla çalışmalıdır. Tek noktadan çok yönlü ışın küresel ışın , her yöne ışın ya da demeti düşünmesi öneriliyor..

DOĞRU YA DA İKİ UÇLUSALLIK

(Burada iki uçlu bir doğru ,iki yönlü ışın düşünebiliriz)

İki uçlu doğrusal kavrama
İki kutuplu diyalektik
Zıttıyla dengeli biçimde diyalektik kurar. İki uçlu dengeli düşünür. Antiyle kavramı dengeler.
Sağ ve sol yanın (siyah ve beyazın her ikisine bir bakmayı) ikisini bir görmeyi yine sağda ya da solda kalarak dener

Doğrunun ortası merkez olmuştur ve iki yanlı açık doğru kavramı belirmiştir.

Var yok'un yerini olabilir kavramı almıştır.

Gri kavramında renkler tonlar aranmaya ve incecik derinleşmeye başlamıştır.

Önerilen ışın demeti uygulamasına ek olarak sprial doğru hareketi doğruya dalgalanım salınım ekleme öneriliyor.

(Burada spiral salınımlı ışın ya da dalgalı -titreşen doğru düşünebiliriz)

DAİRESELLİK KÜRESELLİK VE DÖNGÜSELLİK -GENİŞLEME-

(Burada bir daire ya da küre görseli düşünebiliriz)

Düşüncede temel referans , temel optik ve matematik tabanı küre olmuştur.

Çok yönlü bakış ve dairesel küresel kavrayış
Bu daha evrenseldir.
Merkez kavramını küre ya da küre merkezi alır
Düşüncede doğru ve ışın kavramının yerini dalga hareket kavramı ve kuramı almıştır.

Yön taraf gibi duygular, ikilemler kalmamıştır. Küre üzerinden genelleme ile 'kendi de' genel küre ya da küme üyesi ve içeriği olmuştur. Ben objesi ile bakışım ve etkileşim değişmiştir.

Siyah ve beyaz ikilemi kalmamıştır. Derinlik ve yoğunluk kavramı artmış gelişmiştir.
Felsefe başlamıştır.. İleri renkler ve renk derinliği, bilim sanat aranıyordur. Kaçınılmazdır. Doğrucu denilenle iletişim zorlaşmıştır...

Küresel ya da bulanık mantık kullanır. Düzeysel matematikle eşleşemez.

Yani buradan özetle felsefi gelişim için yine küre, dalga, disk gibi imgelerle şekillerle zihinsel çalışmanın alan derinliğine bağlı düşünerek ikiboyutlu uzay zaman ve geometri kavramından sıyrılmanın (renksel derinlik yoğunluk kavramı vb. geliştirmenin ve varoluşu böyle çatmanın) en hızlı felsefi gelişimsel yol olacağı da imlenebilir.

Bir kürenin dıştan herhangi bir yeri merkezdir. Ve dışsal her herhangi nokta eşit merkezdir. Yani ortadır. Kutupsuzluk

Merkezden (tüm yönlere) yayılan bir sesi dalgayı alarak çok yöne yani tüm diğer dış yönlere dağılan kopmayan bir küre yüzeyi gibi düşünme vb. bir çok uygulama öneriliyor.
Tek yönlü dalga, tek yönlü uzay ve merkez taban kavramından sıyrılmalıdır.

(Geleceğin matematik tabanı küre ve dairelerdir. Yani şimdi felsefe sanılan matematiktir ya da öğrenilecek asıl matematik, ileri matematiktir. Gelecekte referans alınacak matematik budur.)

Yani felsefe olabildiğine 3 boyutlu matematik, alan kavrayışı ve derinliğini esas alan ve realite denklemlerinin (sorun ve problemlerinin) kendini kullanan gelişmiş -bir- matematiktir...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#61
Yukarıdakine ek olarak küresel felsefe ya da küresel düşünme örneklemesi

İnsanları bir küre üzerinde (küreyi küme gibi düşünerek) evrensel bir küme elemanı olarak yapılandırmayı öneriyoruz.
Bakın hiç bir ayrım yok, hiç bir isim yok.
Evrensel küme elamanlarıyız ve küremiz bir küme. Küre dış yüzeyi bir küme. Ben ya da sen (ya da o evrensel) bir küme elemanı. Sıradan bir (tekil) küme elemanı. Evrensel küme evrenin kendi.

Hiç bir ayrım kalmayacaktır. Hiç bir bilgi problemi kalmayacaktır. Hiç bir bilgi özeli , özel bilgi biliş problemi (istenci) kalmayacaktır. Bakış noktası size bilgiyi getirir. Taban alınan tabandır bu. Sadece sunulan düşünceye net bir şekilde bakmayı, bunu düşünmeyi öneriyoruz. Kişi kendinin bir küme elamanı olduğunu anlarsa ve yakın bir düşünce tabanı bu eksen olursa hiç bir bilgi problemi kalmayacağını düşünüyoruz.
Ney nasıl diyebilirsiniz.
Çok basit...
Ben evrensel bir küme elemanıyım...

Ben özel değilim, değilmişim. Tekil varlıkmışım. Sıradan bir evrensel küme içeriğiymişim ve elemanıymışım.
Tüm olan budur. Gerçeklik...

---

Biraz önce bir kürede yaşayan insanlar oluşumuza ve kimliklerin görece oluşuna, gerçek kimlik denenin insan, varlık ya da evren gibi şeyler (değerler ve) isimlendirmeler olabileceğine dair bir şeyler yazdık..

Nasıl kediler ve köpekler ya da diğer canlılar kendi içinde ülkeler bölmeden ve sınırlar çekmeden ve milliyetler takınıp iddia etmeden yaşıyorsa ve yaşayabiliyorsa uygun kuramsal yaklaşımla bizlerde barış, uyum ve kardeşlik içinde yaşayabiliriz.
Bunu görmenin ve göstermenin görece zorluğuna dirençle subjektif görece gerçekler uydurulabiliriz.. Anlıyoruz...

Görülmeyen gerçek ya da kabul edilmemek istenen şudur. Bunun (bunların) altında çıkar çatışması ya da özel olmayı isteme, bekleme ya da kendini özel sanma, yapılandırma (ya da işini başkasının yapımı edimi güdüleri) vardır. Kimse kimsenin sahibi değildir. Doğada bütün hayvanlar kendi işini görüp kendi yemeğini topluyor. Bir insan diğerininin işini gördüğü ya da bir insan diğerine tahakküm ettiği an da özgürlük sözleşmesi bozulmuştur. Doğa karşısında özel-ler olmadığımızı (birbirimizden farkımızın görece geçici bir gerçek oluşunu, evrensel objektif realite olmayışını) keşfettiğimiz zaman özgür-ler olacağız.

Yani özetle ben özelim, başkayım, hatta tek başıma kendiyim diyen evrensel kümeyi yadsıyan kendi tutsaklığını ve kendi biri ve teki ya da başkasının üzerindeki hak sahipliğini belirtiyor olur. Prangalarından arınmasını, insan kalbiyle birleşmesini, kendini bütün ve büyük insanlık gövdesinde bir küme üyesi/elemanı gibi (genel-evrensel) yapılandırmasını (ve özellikten sıyrılmasını) böylece içselleneceğini ve büyük insan kalbiyle de buluşacağını öneriyor ve öngörüyoruz...

Denilen düşüncenin (ben özel kendim'in) yapılandırmasının altında özel ve seçkin olmayı isteme , bekleme ve umma vardır. Yadsınan da dayatılan da budur. Bu düşünce ve içeriğin tabanı budur. Belirtilen düşünceden arınıldığında (kurtulunduğunda) özgürlük gelişebilir. Ben benim'in yerini ben evrensel bir kümenin elamanıyım aldığında.
 Böylece kişi kendini esir eden/tutsak ve hükümlü tutan bir sürü boş düşünceden ve ya da zihinsel kölelik/pranga ve ağırlıktan da rahatlıkla özgürleşebilecektir..
Denildiği gibi ikinciden (ben özelimden) kurtulmanın yolu birincidir ( ben evrensel bir kümenin sıradan/basit (aynı türden) elemanıyım anlayışıdır). Özel değilsin sıradansın. Herşey gibisin.. Evrensel bir küme elemanısın. Evrensel bir kümenin genel geçer sıradan elemanısın... Bunu anlamalısın...
Hiç kimse ve hiç bir şey de değil...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#62
Yine yukarıdaki iki postun vr yazımın da bir uzantısıdır.

Zihinsel kürecilik üzerinde kendi içinden sesli düşünceler

Doğruyu bir boru ve sonun da kendi ucunu kesen bir simit (boru halkası) gibi düşünmek.

Bunun merkezi açıktır ya da boşluktur ve bu boşluk yine yine tabandır

Uçları; iki ucu dairesel kapalı alan olarak boru doğru düşün derim.
Dönen kıvrılan salınan bir boru düşünün. 3 boyutlu uzayda kendi çevresinde içinde de dönüşle de kıvrılan bir solucan gibi..
Şimdi boru halkası olarak bunu düşünün. Bunun alt tabanı kağıt gibi bir yüzey ve düzlem değil. Dış uzay ve 3 boyutlu derinlik olsun.. Dış uzayda kendi içinde dönen salınan ve kıvrılan bir solucan olarak doğru...

Disksel boru halkası ya da disksel düzlem

Bu gibi imgelerden (ki kürede dahil) tüm yönlere eşit (aynı) dağılan/yayılan ısı, ışık, rek, ton ses düşünmek görmek

Tıpkı doğruyu uzatış gibi bu gibi biçimlerden tüm yönlere ısı, ışık renk dalga uzatış ve yayış,
salınım yayış.

Çizgi (Doğru) borudur. Nokta küre..
Kğre taban ya da 3 boyutlu alan boşlupu taban. Düşğnce tabanın bu... Başka matematik alma öğrenme de...

Küre üzerinden 3 boyutlu boş uzaya uzanan doğru çizerek bu hareketin  saçmalığını ve bunun sana neler öğretebileceğüni düşün.
Doğruyu her zaman bir küreye yasla ve küreden uzat başla bunu taban al..
Kağıtta ki bir doğruyu böyle düşün ele al derim şimdi. Başlangıç noktasında noktanda sen varsın...
Bu sana her şeyi, tüm hareketi öğretecek, gösterecek...

Doğruyu kürede tut ve küreden ve kendinden başlat öğren. Başlangıç noktana bak.. Doğruya doğruna ve kendine bak. Uzaya yönsüzlüğe çizilmiş geri dönecek bir güçsüzlük...

Dünya kürenden  uzaya doğru bir hareket, doğrusal hareket ve doğru düşündün mü?
Bu sana ne ifade ediyor şimdi?.
Doğrunun açıklayacağı şey ya da kesiti bu değil mi?
Hareket in tarif edilebilir rotası, biçimi. Ya da evrende iki noktanın tarifi mi?
Bu doğru doğru değildir. Güzergahtır. Buna indirge..

Elindeki oğrunun iki ucuna küre ekle ya da dışlara boşluk. Sadece bir materyal
.. 3 boyutlu küre. 3 boyutlu doğru bir borudur...
Bunları düşün....

Bunun sana neler öğreteceğine ya da yakında neler yapabileceğine inanamayacaksın..

Dünyanın, dünya kürenin kendini düşünce ve matematik öğrenim tabanın yap.. Küre yüzeyindeki düzlemi düşün derim...
Her şey titreşir, dağılır ya da yayılır ve genişler-uzanır-açılımlanır. Hareket budur. Çekim düzeyinde gerçek salınım dalga hareket. Belki de yanılıyorumdur. Açıklayamadım bunu...

---

Altetnatif..

Ya da doğruyu kendi ucunu bulan halka/çember/daire gibi düşünmek

Salınım dalgalanım ya da ışık/ışıyış deneni kopmamış yankıma/yansıma gibi bağ (ısı/renk/ton) düşünmek

Ses bir titreşimdir. Boşluk dahil herşeyin ilettiği bir titreşim boşluğa yapışık ve yalnız ileri değil dört yöne gider. Heryere dağılır. Tüm yönlere eşit gider. bunu düşün. Ses dalgasını bile ancak bir küreyle (yayılan genişleyen) bir küreyle verebilirsin. Bunu düşün derim...[:o)]
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#63
Özgürlük adında saklanan şey gibi bir şey istemek

Ağır bir yalnızlık
Ağır bir kendinsilik
Ağır bir gün
Gün apağır

Üzerimde ağırlıklar
Böyle diyebiliyorum
Bir yalnızlık mı desem
Bir kendini bilmeme mi?
Bir nasıl yaşanacağını bilmeme
Elinin ayağının nereye konacağını bilmeme gibi günü nasıl yapacağını, kim olunacağını, hatta neyi nasıl yaşayacağını bilmeme

Kafa da takıntılar
Askıntı olmuş takıntılar
Özgürlük ve diğer sorunlar

Apağır bir gün
Bunalmış ve bunaltmış takıntılar
Ayağa kalkma isteği mi desem
Yoo öyle değil
Ağırlıksız bir yaşama isteği, öyle kolayca varolma

Yanlış bir şey söylemek şarkı söylerken detone olmak gibi
Hissetmediğim bir şeyi duymuş duyumsamış gibi yazmak çok kötü bir şarkı söylemek gibi
Yaşam bir başarısızlık mı bilmiyorum
Gidip kalamadığın yerler ve durumlar
İçinde olunan çıkmazsı acayiplik

Kabarmış ya da oklarını dikleştirmiş bir kirpi gibi bazen varolmak
Kirpiler nasıl sevip sevişiyor bilmiyorum
Bazen elini kolunu kaldırmak istemezsin
Tüm şeyler üzerine gelir

Özgürlük adında saklanan şey gibi bir şey istiyorum
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#64
Yerken aklıma takıldı...

Alıntı YapFasulyenin anavatanı Güney Amerika'dır.

 
Alıntı YapMısır

Anavatanı Amerika kıtası olup buradan Dünya'nın her yerine yayıldığı bilinmektedir.


 
Alıntı YapKabağın menşei bölgesinin Amerika olduğu ve bilhassa Cucurbita pepo ve Cucurbita moshata 'nın buradan çıktığı ve dünyaya yayıldığı, Cucurbita maxima 'nın ise Asya kökenli olduğu bilinmektedir.

 
Alıntı YapDomates (Solanum lycopersicum), patlıcangiller (Solanaceae) ailesinden, anavatanı Güney ve Orta Amerika olan, meyvesi yenebilen otsu bitki türü.

 
Alıntı YapBiberin anavatanı Amerika kıtasıdır.

Bunlar tahıl ,buğday pirinç yiyor muydu? Biliyor muydu ?Dünyanın geri kalanı tahıl yerken onları mı yiyorlardı
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#65
Yaklaşık bir haftadır bizim mısır ekmek üzere olacağımız bir tarladan istilacı bir ot (kökü ya da kök gövdesini) söküyorum. Bugün komşum geldi ve sordu: "ne yapıyon" dedi ve ona dönüp yığdığım kök yığınlarına bakıp (her gün 1 metre yüksekliğinde yaş kök)  dedim ki keşke satılsa ticari/tıbbi vs değeri olsa vs.
O da internetten bak dedi. Az önce aradım ve Türkçe aramalarla bulamayınca biraz İngilizce aramayla bitkiye ve Latince adına eriştim

Sorghum halepense, johnsongrass, Kanyaş
(bizim buradaki adı yelemali/gelemali)



Şu an yeşil üst bölümü yok (sadece yeraltı kök ys da kök gövde) ve rizomlu denilen kök gövdeye gelince onlar aşağı inebildiği derinliğe (bizim burada toprak bitip taş başlayana kadar) ve yanlara da aynı şekilde uzar ve gider (değişir, örülür- gezer)

Yani bunu sökmek için toprağı "Bel" dediğimizde şeyle devredip tamamen  tüm toprağı dağıtarak ayırıyoruz.
Bir belle biraz toprak parçası çevir sonra çömel elinle tüm toprağı parçalara ayır dağıt kökleri ayır; toprak köke yapışmışsa kökten ayır; kökleri salla toprağı dök vs .Kökler kırılgan toprak yarı çamur vs değişir.

Daha Zen bir Zen var mı bilmiyorum. Ciddi sanır işi. Herşey derlerse derslerdir.

Tarım hoştur. Vegetaryenlik iyi bir şey.
Babam buna (glifosat tarzı) ilaç vuracaktı annem istemedi toprağa bulaşmasın ben yemem dedi.

Bu toprağın hamamböceği gibi dayanaklı, güçlü, dirençli ilginç bir bitki. Üç gündür düşünüyorum. Tam herşey dersler denen yerdeyim.
Benim bu derse ihtiyacım var mı? (Sökme. Sanmıyorum ama başka dersler çıkarıyorum.)

Alıntı YapSorghum halepense , 53 ülkede istilacı bir ot olarak sınıflandırılan çok yıllık bir çimdir (Holm, Plucknett, Pancho, & Herberger, 1977 ). sorgum halepense Parçalara ayrıldığında bile kendini yenilediği bilinen rizomları, bitkinin kışlara dayanmasını ve yerel olarak yayılmasını sağlar (Howard, 2004 ). Bir bitki, tek bir büyüme mevsiminde 275 fit rizom yetiştirebilir. Ayrıca johnsongrass, aynı büyüme mevsiminde 80.000'den fazla tohum veren yüksek tohum üretimi oranıyla kendi kendine verimlidir (Howard, 2004 ; Johnson, Kendig, Smeda ve Fishel, 1997 ). Yerli çimlere göre hızlı büyüme ile birleşen bu üreme eğilimi, johnsongrass'a rekabet avantajı sağlayabilir ve denetimsiz alanlarda monokültürlere yol açabilir. Johnsongrass ayrıca çok çeşitli çevre koşullarında büyüme yeteneği sergiler ve birçok yaygın herbisit ve patojene karşı dirençlidir (Howard, 2004 ; Johnson ve diğerleri, 1997 ). Böyle güçlü kök sistemleri ve yüksek doğurganlığı ile bu tür, çok yıllık büyüme alışkanlığının önemli bir stratejisini anlamak için mükemmel bir modeldir. Spesifik olarak Johnsongrass rizomlarında ifade edilen ve kaynak yönetimi veya eşeysiz üreme ile ilişkili olduğu bulunan diziler, çok yıllık çimlerde çok yıllık davranışın tahminini geliştirebilir (Jang ve ark., 2009 ).

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6508516/

Alıntı YapRizom nedir? Rizom, boğumlardan kökler ve sürgünler gönderen yatay bir yeraltı bitki gövdesidir.

Toprağı bir patpatla sürerseniz o kökler parçalanır ve o daha çok çoğalır. İşlerseniz de öyle. Temizlemeye çalış bir kaç cm'lik bir küçük parça bile bıraksan o büyür. Bir kökü iki parçaya ayırırsan iki tane olur.

Toprağı sürmek onu çoğaltır .Sonsuzmuş gibi. En son orada mısır olmuyor (küçük oluyor)
Bunu da geçelim topraktan çıkan yeşil bölüm ilk büyürken  tıpkı mısıra benzer . Fazladan toprağa saçılmış mısırı ilk seyreltme ve çapa kabusa dönüşür.

Ya yüzey ekimi yapmalısın ya da onu arıtmalı yoketmelisin ve bu neredeyse olanaksız. En son çadır gibi bir şeyle toprağı örtüp çok uzun dönem susuz bırakmayı düşündüm.
Komşum dedi ki :
Yelemali'yi 7 sene kurutmuşlar daha kurumadım demiş (ya da buna benzerdi yani kök ölmüyor su alsa canlanıyor hemen tekrar o yüzden toplanan yakılır )

Her neyse varolan her şey derslerdir.
Umarım bize veganlık, doğa, ekoloji, hayvan bitki doğa sevgisi vaazedenlerin dersi olur.

Sonuçta
Sökülmüş Sorghum halepense (yelemali) kök yığınları
ve sökülmüş bir traktör ya da kamyon kasası dolusu kadar taş
Ve devam edecek bitmedi

Zorluklar eğlenceli mi?

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#66
Bugünün Tarımı /Tarım Efsanesi

Böcek ve zararlı ilaçları
İstilacı ot ilaçları (glifosat vb)
Sömürülen ucuz insan emeği (Kürt işçiliği gibi)
Seralar
Kimyasal gübreler
İş ve Tarım Makineleri
Kentleşme
GDO ve hormonlar

Bu veganlığın maliyeti. Doğa tahribatı. Genelde kentlerde oturup başkalarının emeklerini yerken ahkam keserler.

Tarım sürdürülebilir değildir. 8-10 milyar insan için hiç değil. Zaten yukarıdaki başlıklar açıklıyor. Ekolojik tarım efsanedir .Doğa da ekolojik tarım yapan kendine yeten küçük topluluklar oluşturulabilirdi bunu bir kenara koyalım ancak kentlere doluşmuş insanları besleyecek ekolojik tarım hikayedir.
 
Böcek ve zararlı ilaçları

Zehirleniyoruz.
Bitkileri ve doğayı da ,hayvanları da dejenere ediyor onları da zehirliyoruz. Bunlar olmadan tarım yapamazsın.

İstilacı ot ilaçları (glifosat vb)

Bu iki yönlü. Birincisi gerçekten istilacı türler var sökerek felan başedemezsin. Tarlayı (bahçeyi) bırak git türünden istilacılar mevcut.
Diğer yönü çapa masrafı ve sorunu.

Denizler, içme suları, bebek bezleri ve market reyonlarındaki çocuk gevreklerine kadar herşey glifosat doludur.
Bu kanserojendir, bu gerçektir. İnsanın geldiği nokta budur.

Kullanmayın diyen varsa çiftçinize söyleyin. Ben ürünü üç katı fiyatına almaya hazırım gerekirse kullanmasın. Sonra gıda kıtlığıyla uğraşın.

Sömürülen ucuz insan emeği (Kürt işçiliği gibi)

Bu var. Bu; bu ülkede var. Bir çok ülkede var.
Nerede yok?
Batı uygarlığı denen merkez de olmayabilir.
Orada çiftlik sahibi efendi geri kalan her yerde toprak işçisi emekçisi köle olabilir.. İşin aslı sömürecek ucuz emek olmadan yemek olmaz.

Bu ülkede giydiğiniz pamuk, yediğiniz bir çok gıda evsiz göçebe yaşayan sigortasız çalışan Kürt emeğine dayalı. Olmasalar bazılarını iki katına yerdiniz, bazıları orada olmazdı.
Bu oradadır bu realitedir ve herşey derslermiş. Bunun toplumda dersinin "d" si alınabilmiş değildir.

 Seralar

Karşımda komşumun serası var. Bu Çetinel biber orada oluyor toprağa ek/dik olmaz, ufacık olur, tuhaf olur.
Ne toprak ne de verimi her yerde aynı değil. Yani dünya üzerindeki tüm topraklar ova alüvyonu değil. Yıldan yıla işleme, sulama toprak ölüyor. Toprağı besleyen organik materyal sağlayan döngüyü işlediğin yerden kaldırıyorsun. Çıplak toprak kalır.
Başka bir köylüm ticari marul yapıyor. Toprağa dik olur ama ticari olmaz. Biri sararır öbürü don alır.
Yenilen bir çok sebze artık seradan geliyor. Mevsiminde tarlada ,sera dışında olsa bile verim farkeder.
Tohumların tümü serada yada naylon örtü altında çimlendirilir. Yani bu artık genetiklerine işlemiş olmalı. Ata tohum denilenler de. Niye?
Örneğin burada toprağa tohum eksem mayısta çimlenir mayısta dikim yapmalıyım çünkü kısa bir yaz var.

Kimyasal gübreler

Burada bir Karadeniz köyündeyim. Ticari sebze yetiştiriciliği dışında insanların kendi yiyeceği sebzeleri yaptıkları küçük tarlaları var. Buralarda bile kullanılır çünkü kullanmazsan sebze küçük olur, ,verim az olur vs. Tersi durumda çok yıllık ekmediğin bir tarlada yeni işlenmiş daha önce ekilmemiş bir toprakla tarım yapmalısın, sürekli organik malzeme eklemelisin ve organik gübre ile yapmalısın.

Yemek için tarım uğraşı hobi bahçesi yapmak değil .Kimse doğduğu toprağı seçmedi.

İş ve Tarım Makineleri

Şu an varlar.
Eskiden kendi kendine yeten ülkeden biri olduğumuz şu an tarım ürünü ithal ettiğimiz söyleniyor.
Şimdi tarımı domine eden yerler. Amerika, Kanada vs vs.
İşgal edilmiş sonsuz geniş düzlükler ve boş araziler.
Şimdi Türkiyedeki doğa ve toprak yapısına bakalım. Verimli ovalar düzlüklerde var evet. Biraz.. Sakarya da üstünde kent ve sanayi var.

Tarım kimsenin umrunda değildir. Geçen düşündüm. Devlet, kooperatifler vs şu an ekilip dikilmeyen boş araziler. İha, siha, silah üretmeye kalkanlar iş makinesi üretebilirdi. Taş kıran ayıklayan şeyler .Bunlar köylere kooperatifler devlet desteğiyle sağlanabilirdi ya da buna benzer şeyler girişim olabilirdi insanlar doğaya toprağa dönerdi vs.
Tarımla uğraşmayan herkesin (özellikle kentliler, yöneticiler, veganlar gibi kimseler) genelde oradaki iş hakkında sıfır fikri var ve oradan sıfır bilgi akışı var.

Tarım makineleri ne yapıyor?
Hayvan ve bitkilerin yaşam alanını dümdüz eder.
Motorlu ot tırpanı kullanıyoruz. Karadeniz. Fındık arazileri. Bu şeyi durdurabilen durdursun çünkü toprak üzerinde hayvan böcek yaşayan hiç bir şey bırakmaz. Kullanmasam emekle ot temizliği yapsam fındığıma veganlar üç katımı veriyor?

Toplayıcılık dışında doğaya karşı adil bir tarım neredeyse yok. Bir biyo çeşitlik oluşturduk ve sürmeden ektik-diktik diyelim yine de doğa kadar akıllı değiliz. Ektiğin yerde kobra ya da timsah istemeyeceksin. Orada gerçek bir yabani/özgün doğa üretemezsin bulamazsın .

Kentleşme

Çoğalmaya devam edersek 50 yıl içinde sanırım metrekareye bir insan düşecek bir noktaya geleceğiz ve bu yüzden gökdelen gibi binalarda yaşamaya başladık. Tarım toprakta yapılabiliyor.
Eğer tüm bunlar önemseniyor olsaydı geniş düzlük alüvyonlu arazilere kent kurmazdık
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#67
Bugün tarla da ot kök taş sökerken aklıma geliverdi.
Bir zaman bir haber gördüm. Bülent Ersoy mahallesindeki cami imamını evine çağırıp makam dersi verdi.
Aklıma şunlar takıldı. İmam müftüyü aradı mı? Müftü diyanet işleri başkanına sordu mu? Diyanet işleri başkanı kendi başına başkanına sordu mu?
Her neyse bunu geçtim imam Bülent bey hanıma Bülent bey mi dedi Bülent hanım mı dedi, hiç bir şey mi demedi?
Verilen makam dersini aldı mı?
Sonra aklıma geldi. Bugün yeni nesil şimdi bu zaman erkekten kadına geçme biri olsa geçmişte bu toplumsal saygıyı almasa ona nasıl davranılırdı ve bakılırdı. Sonuçta kişi Türk müziği makam ustası, sesi vb toplum hafızasında geçmişte yer etmiş. Sonra aklıma bu ülkenin Huysuz Virjinleri, Zeki Mürenleri ve Bülent Ersoyları oluşu ve bunları toplumsal sevilir kabul gören figürler oluşu geldi. Bugün batı dünyasını cinsiyeti yoketmekle felan eleştirenleri düşündüm. Bu toplum bunları kendi kültür ve geleneğine uygun biçimde 50 yıl önce zaten üretmiş, bu kişiler kendileri olduğu gibi dışavurabilmiş. Bana ilginç geldi.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#68
Göçmen Sorunu

Az önce bunu düşündüm. Sanırım yaşam standartları gelişmiş her ülkede az ya da çok bu sorun var. Yani göç ve iltica. Bu ülkenin insanların dahil bu nedenle göç eder. Kore de köpek pisliği temizler, ortadoğu da inşaat işçisi olarak çalışırlar. Göçmenlerin çoğu gittikleri ülkelere kaçak yollarla girerler ve sigorta sistemi dışında kalan, kaçak, ucuz işçi ve işgücüdür. Alt sınıftır. En alttan daha alt alt sınıftır. Almanya genç üreten nüfus için göçmen alır. Kore eğitimlidir köpek çiftliklerinde kendi vatandaşı çalışmak istemez göçmen çeker.  Amerika hayaller ve fırsatlar ülkesi olarak görülür ve herkes buraya yerleşmeye/kaçmaya ve kaçak yoldan girmeye çalışır.
Burada göçmen üretici nüfusa katılıyor. Yani iş emek ve iş görme karşılığı yaşam sürdürür.

Bir de savaş göçü, sığınmacılığı ve mülteciliği var. Bunu ayırıyorum. Sanırım Türkiye deki göçmenlik buna benziyor. Şu an Suriye de savaş bitmesine rağmen buradalar. Çoğu mülteci kamplarında yaşamıyor ülkenin içine dağılmışlar. Çoğu üretime dahil değil. İşgücü ve emeğe dahil değil hazırı yiyor. Açıkçası bir çeşit otel ülke de pansiyonerler gibi taşınmış yerleştirilmişler gibi görünüyorlar.

Bunun neden/asıl olabileceğini düşündüğüm de akıma şu geldi. Türkiye de asgari ücret ve geçim standartı 300-400 euro/dolar arasında-kıyısında geziniyor. Almanya milyonlarca vatandaşına her ay 800 euro işsizlik ödeneği öder. Kuzey ülkelerinde daha fazla. Orada gelir güvencesi var, bu vatandaşlık sigortası gibi. Yani eğer göçmen sorununun kökünde zaten Avrupa bu mülteciler bize ulaşmasın diye Türkiye ödeme yapması varsa bir kaç milyon göçmen için aylık bir kaç yüz euro ödemek sanırım onlar için zor olmazdı. 

google şunu yazdım

"göçmenler için ab den yardım para alınıyor mu"

ve karşıma şu çıktı

<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Türkiye'deki Sığınmacılar için Mali Yardım Programı (FRIT) ismiyle oluşturulan fon, her biri 3 milyar Avro tutarında iki eşit dilime bölünmüş olan toplam 6 milyar Avroluk bir bütçeye sahiptir. Avrupa Birliği'nin taahhüt ettiği bu para Türkiye'ye direkt olarak değil proje karşılığında gönderilmektedir. 23 Haz 2021

Avrupa Birliğinin Suriyeliler İçin Türkiye'ye Ödediği Para

multeciler.org.tr[/quote]

Burada mültecilere para ödeniyorsa nasıl bir ödeme planı var bilmiyorum yani aile başına vs mi ödeme yapılır . Bir hesaplama yapaya çalışmayı düşündüm.

Türkiye de 3 milyon 600 bin Suriyeli göçmen olduğu söyleniyor. Bu aileye nasıl çevrilir bilmiyorum ama 500 binin biraz üstü diyelim. Aylık ne ödeniyor bilmiyorum ama 400 euro diyelim

500.000x400 = 200.000.000 (200 milyon euro)

Muhtemelen daha fazlası gerekecek (belki de 500 milyon civarı) ama ben düşük aldım.
Yine de 2-3 yılda o para (6 milyar euro) biterdi ve üretime katılmayan üretmeyen bir topluluk için kendi cebimizden ödüyor ve biz besliyor olurduk. İlk durumda iç acıcı değildir.

Sonuçta Türkiye böyle bir ticaretle ya da bu ticaret için göçmen aldı diyelim (-bilmiyorum.) (Neyi biliyoruz onu da bilmiyorum. tüm bunlar niye yarı sır görünümünde onu da bilmiyorum.) Yani bunu üste ekonomik karlılık/canlılık için yapardı değil mi? Yani Suriyeliye ödenen dışında bir kaç milyarda kendi kasasına kalması umudu ya da ikinci seçenek şu. Cari açıkta küçük bir yama. Üçüncü bir seçenek varsa da açmıyorum.

-
Şimdi şunu anlıyorum. Kuzeyin batı gibi olan ülkesi olsaydık. Ekonomik toplumsal refahımız olsaydı, çalışma/iş imkanlarımız olsaydı ve güneydekiler göç için zorlasaydı ve diğer batı ülkeleri gibi her sene bir miktar göçmen sızsaydı ve bu kişiler el altından vs çalışıp üretseydi, üretici olarak topluma katılsaydı. Bunu anlardım. Bunlar göçmendir. (Batı da en çok aşırı sağın karşı olduğu şey/olgu)  İkincisi gerçekten savaştan kaçarak karşı sınırdaki mülteci kampına sığınmış orada uluslarası hak çerçevesinden korumaya alınmış ve ülkesinin güvenliği sağlandıktan sonra mülteci statüsü tartışılan hale gelmiş konaklayanlar/göçmenler. Bunu da anlardım.

Sonuca gelince; son yorumumu açık yazmak istemedim ama bir sonuç şu. Bu ülkede sosyoloji, sosyal politika, şunun bunun okur yazarı da kalmamış. Sunanı da kalmamış. Bunlar hakkında kimin neler yazıp konuştuğunu tam bilmiyorum ama politik iklimde bir akademisyen, düşünür, yazar, toplumsal kimliğe vurgu yaparak sorunu derli toplu açan da görmedim.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#69
-Göçmen Sorunu 2-

Avrupa ödeneği kestiğinde bu kişileri artık topluma sanırım ucuz işgücü, kaçak işgücü vs olarak entegre edemezsin. Bir kere kendi ulusun işsiz. Yani açık işsizle rekabet eder vs. Yani bunları topluma kazandırma/entegre neredeyse olanaksız . Sanırım bu yolla geri göçe zorlanabilirlerdi. Ödeneklerinin kesilmesi.

Diğer durumda
Ülkeden 3.600.000 tüketiciyi bir günde eksilttiğimizi düşünelim. Bu tüm toplumsal tüketimin neredeyse %5 idir. Bu ekonomik sirkülasyonun da . Özellikle gıda ve temel ihtiyaç malzemeleri tüketim/satış döngüsünde oluşacak boşluktur. Talep boşluğu ve daha sonra arz boşluğu. Boşalan kiralık daireler, boşalan diğer şeyler. 

Ülkenin kültürü, konuşma yeteneği, tartışma kültürü yeteneği her şeyi zedelenmiş hissediyorum.
İnsanlar ikiye bölünüp (sağa sola ayrılıp ) kavga etme dışında bunları tartışamadılar bile .TV'ler felan zaten öldü.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#70
Üretim, Teknik gibi şeyler

Eskiden mühendislik için Japonya ya gidilirdi. İş ilişkileri için Japonlarla görüşürdü. Bugün aynısının Çin ve Çinliler için olması ve yapılması gerekiyor. Çin'in gezilip görülmesi gerekiyor ve teknoloji ve mühendislik işbirliği için Çin'in kurcalanması gerekir. Sosyal medya da izlediğim Çin hesaplarına bakarak söylüyorum. Küçük iş makinelere, basit teknolojik fikirler, kentsel dönüşüm, yapı teknolojisi, ulaşım, enerji her şey için. Teknik Çin de.

İlim Çin de olsa alınız var. ;Bugün bir şeyler alınması gereken yer orası ve hazır üretilmiş şey ya da onu ürettirme değil. Çin şu an da her anlamda alınması ama daha geniş anlamda alınması sayılması gereken bir nokta da. Gerçek bir işbirliği..

Çin muhtemelen şu an dünyanın en ahlaklı ve birleşmiş topluluklarından biri. Düşük suç oranları ve uzakdoğu ahlakı. Batı ahlakı demokrasi ve bireysel özgürlüklerin (bireyin) kutsanması ki aslında liberalizmden ötesi değil. Doğu vericidir. Her anlamda. Kültürel bilgisel almaya kalktığında ve bu alam açık gönüllük içtenlikle yapıldığında (yani karşı tarafı sömürme anlayışı dışında gerçek dostluk ve işbirliğiyle yapıldığında) neden olmasın.

Bizim gibi ülkeler yön ve model aradığında (tabiri cazise abi de/destekte aradığında) artık doğuya oraya bakmalı.

Yeni birleşme, bakma noktası oraları işaret ettiğinde bir şeyler değişebilirdi .Yani insanlar bir tepe üzerindeki 5b şehire bakarlar. kültürü, sinemayı hatta uluslarası haberleri, bilgiyi/bilimi oradan alırlar .Bu işlevi Çin'e götürün verin..
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#71
Basit Ekonomi Kavramları

Sıcak Para Yabancı Yatırımcı Dolandırıcılığı

Sıcak para, yabancı yatarımcı; bunların hepsi allı pullu akıl dolandıran yalan ya da kandırma hileleri. Bir ülkede çok ciddi bir cari açık farkı yoksa, yurtdışına para transferi/kaçağı yoksa, hiç bir dış paraya, bu anlamda girdi ya da sıcak paraya ihtiyaç yoktur. Para bir merkezden özellikel dış merkezden girmeli ya da akmalı değil. Para merkez bankasında oluşturulur. Basarak yapılır. Piyasadaki para eksiğini merkez bankaları basarak ve para arzederek tamamlar. Paranın merkezi bura. Paranın meta karşılığına gerek olmadığı gibi denilen durumda para enflasyon şişirmezdi ya da uluslarası para cinsinden kayıplara neden olmazdı. (Tüm herkes tüm parasını kaybetme korkusuyla dövize çevirmediği durumda stabil işler değişmez)
Piyasada talebe/gerekliliğe eşit/eşdeğer yeterli para arzı olana/oluşana kadar basılır sonra durulur. Sorun devletin yeterli ya da uygun düzende vergi toplayamayarak bütçeyi bu yolla tamamlaması.

Yabancı yatırımcı diye bir şey yoktur. Uluslarası dolandırıcı ve tefeciler  var hepsi bu. Bir koy beş al için gelecekler. Borsaya hiç bir para girişine gerek yoktur. Sonuçta manipülasyon aracısıdrı ve giren hızlı para için girmiştir. İlk fırsatta karı görünce çekecek.

Çin gibi üretim tenolojisi çalma amacı dışında hiç bir şekilde ve biçimde yabancı yatırımcı çekmeye gerek yok. Üretimin yolu o değil. O ucuz emeği sömürmek ve daha fazla kazanamk için gelir ve son sonuçta olacak olanda odur. Ucuz emek sömürüsü ve köleliği. Ülkenden para hortumlanır. Tek bir iktidar koalisyon döneminde koyduğu parayı fazlasıyla geri almaya emin olmayan kisme gelmez.


Üretim Yalanı

Üretimi üretecek şey para değil emek ve işgücü olacağına göre üretim parayla yapılmıyor. Üretimin asıl değişkeni emektir. (Sermaye?)
Bu ülkede ve benzer ükede üretim sorunu kıtlığı eksiği yokluğu denenin tek nedeni (bilgisizlik sonucu) düşük gelirdir. Düşük gelirdir. Üretim olmamasının nedeni düşük gelirdir.

Çünkü üretilen mala talep olmalıdır ya da o üretildiğinde piyasada alıcı olmalı ve o satınalmalıdır. Talebi ve satınalmayı sağlayacak şey diğerlerinin  cebindeki para . Gelir. Diğerlerini cebinde para olmazsa üretemezsin. Parayı tek merkezde toplayarak güç gibi biriktirerek değil hayır. Herkesin cebindeki para sadece zorunlu tüketim mallarına, gıdaya yetiyorsa sadece onlar üretilir.

Kesin ve kesin olarak üretim (üretici, artan üretim tesisi) yaratmanın tek yolu gelir artırmaktır. (Eğer bütünüyle dış satış yapılmayacaksa ve Çin değilsin .Başka bir formüller yapamazsın.)

Bir ülkede gelir ne kadar artarsa üretim o kadar artar. Örneğin Türkiye de asgari ücret 5 katına çıkarsa üretim 5 katına çıkar .Tersi durumda yerinde sayar.

Sermaye üretmenin yolu da ülkede artmış gelir, ekonomik özgürlük  tam bir serbest piaysayla birlikte sermayedar ve üretici oluşturma. Sonuçta tüketici ve tüketen de oluşturulmalı. Tüketen oluşturma için gelir tüketimden önce üretilmelidir.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#72
Basit Ekonomi Kavramları  2

Enflasyon ya da Döviz Artışı Neyin Göstergesi ya da Onun Göstergesi mi?

Paranın değer kaybetmesinin nedeni şu. Tüm herkes evini satmaya kalkarsa ev fiyatları düşerdi en son alıcı bulamazdık. Sonuçta TL günden güne değer kaybediyorsa ayın birinde dolar alırdın.

Basitçe; bir ülke merkez bankası düşünün, kendi içinde sonsuz para basabilir. Sonsuz para basarak sonsuz döviz, altın satınaldığını ve bu yolla para gücü üretmeye çalıştığını düşünün. Sonuçta uluslarası ekonomik sistemi bundan ne koruyacak? ya da sonuçta bunu her yaptığında paran değersizleşecek.

İkincisi; ticari alışverişler ssatınalmalar dışında dış bankalara ülkenden yüklü döviz stokları gittiğinde ya da sen bu yüklü döviz stoklarıyla altın gibi hızlı paraya çevrilebilir ticari değeri olmayan para cinsinden meta aldığında ..

Sonuçta ... ... ....
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#73
Basit Ekonomi Kavramları 3

Sonuçta bakkala markete, üreticiye, satıcıya ve aracıya kızarız ya da yöneticimiz bize bunu yapmayı buyurdu değil mi?_

Üretim ekonomisi için, stabil ekonomi için üzerinde durulması gereken iki önemli kavram şu.
Bir cari açık cari denge
İki ; gelirler

(Doymuş refaha kadar) gelirleri artır, cariyi dengele.
Ekonomi bu yolla/förmülle yönetilir. Başka hiç bir bilgiye gerek yok. Uzmanlık gerekmeyecek: Özel yönetici gereemiyor. O iki basit gerçeğin farkına varmış herhangi yönetici yönetir.

Hangi hükümet ya da yöneticilerin gelip gittiği önemli değil. Alınacak ders. Bu ders alındığında durum çözülür ya da o zaman başarılır.
Batı tipi sanayicilik sömürgeye, doğu tipi herkes için kendin üretip çalışmaya (işçini sömürtmeye) ve abartı dış satış ve döviz stoklarına ihtiyaç yok. Cari denge, yaşam standartına (refaha) uygun gelir.

Bu ülkedeki neredeyse tek ama temel ekonomi sorunu düşük gelir. İkincisi yöneti, ve halkı ndeers alamması.

Sermaye haliahzırda var. Sermayedar halihazırda var ya da ekonominin doğası gereği sürekli oluşacak ya da bankalar yatırım fonları, destekleri, hibeler, krediler ,iş kurmaya dair yasal düzenlem ve destekler her defasında oluşturulur.

Son sonuçta bugün Çin'in varLığında (ki ayrıca Türki cumhuriyetler, Asya, kuzey afrika ülkeleri gibi düşük kurlu ucuz emek bolluğu olan diğer ülkeLerinde valrığında) ucuz emek sömürüsne dayalı 80 model yabancı yatırımcı, döviz, sıcak para çekme uğraşının bir anlamı yok. bu Çin'in valrığıdan öcne Çin'in yaptığıan benzer bir şeyi hedef alan bir uğraştı.

Bugün niye bu uğraş sürüyor. Cari açık dışında ülkeden çıkan dövize (uluslaraası takasa) gelen/giren yetmiyor ve bunun tek sebebi cari ticaret açığı değil.

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#74
Ek olarak;

Türkiyenin, Türkiye ekonomisinin, devede kulak bir cari açık dışında (varsa dış borçları ayrı tutarak) neredeyse hiç bir sorunu yok. Yani bu kadar instabil ekonomiyi gerektirecek.
Dış borcu ödeyecek kaynağın yoksa işgücüyle, emek karşılığı, ödersin. (Bu yurtdışı tekstil için üretim yapma mantığı benzeri). Yabancı yatırımcının gelip kendi eliyle kurduğu ana işveren ana yatırımcı olduğu ortaklıkla değil. Cari eksi verecek.

Cari açığı tıkamanın yolu Hindistan, Çin gibi ülkelerle pazarlık/işbirliği yapma .Batı sömürü dışında çok az şey bahşeder. Amerikanın uyduları ve bu uyduluk yeterince yapılmış ve zaten sonuç alınamışsa?.

Askeri tehditler hikayeleri de masal. Kitle kontrol baskı araçlarından biri. Siyasi başarısızlığın perdelenmesi. Kitlenin yumuşak karnı. Herhangi bir ülkenin Türkiyeye hukuksuz (uluslararası hukuka aykırı) saldırmasını, işgal denemesini umar mıydın? Bu insan gücü ve kaynak gücüyle ..

Kürt sorunu güçle değil Kürtlerle kounşularak çözülmelidir. Bu bir egemenlik sorunu değil. Toprak insanın malı değil. Sınırları çizen halihazırda insan kendi.
Eğer ulusal bir sınır etnik temel temelli birlik içeriyorsa ve oradaki çoğunluk bunda ısrarcıysa ne söylediğine baksın?_ Yok değilse? anayasayı gözden geçirebilir.

Türkiye ekonomisinin üretim gibi bir sorunu yok. Hiçbir ekonominin yok. Basit. Düşük gelir ana sorun.  (uluslarası bilgi kirliliği dışında ve bilginin güç egemenlik baskı aracı kullanımı ya da KH'ın bilgiyi gizlemesi denen dışında. Bilgiyi bulmakaltın blmak gibi basit ama orada göremezsin)

Düşük gelir dışında toplumsal uzlaşısızlık, toplumsal yarılmalar, toplumsal çatışmalar, toplumsal barış sorunu, toplumu bir arada tutan dinamikler eksik. Bir topluluk birlikte yaşarsa ve birlikte bir gerçeği üretiyorsa?
Sosyolojik olarak birbiriyle didişen ya da didiştirilen ulus ya da ulusal birleşme.
İnstabil toplum -instabil ekonomi. Birleşmiş ya da birleşen toplum gelişen ekonomi .

Herhangi dünya ülkesi ekonomisi ciddi bir cari açığı yoksa temelde enerji, insan gücü ve temel maddi kaynaklar (doğal kaynak) gücüne sahipse üretebilir ve kapalı üreten refah dolu  bir ekonomi olarak çok kolayca döenbilirdi (Afrika ve Güney Amerika dahil. Parayı meta olarak kullanma, Kapalı döngü. Takas keşfi.) ve dışarıdan bir şeyler alırsa tek yapması gerken aldığı kadar yerine bir şeyler vermek olacaktı (kaynağı yoksa işgücü emek) ve bu durumda ekonomi para ya da enflasyon denenler yerinde sayar ve ya da ekonomi görece sabit büyürdü.
Bu durumu bozan dış güçler denense ve tam da bunu o bozuyor denen dış güç denilenle sözde askeri ekonomik ortaklık kurulmuşsa?

Para sadece takas aracı. Fizik varlığı kağıttan ibaret ve ne Katardan ne ABD den ne de AB den alınması gerekmez. Onlarda var sizde yok değildir. Yeterince kağıdınız varsa.
(Uluslarası hukuk kurallarına uyduğunda, düşürenin tuzağına düşmediğinde, tüm bunları keşfettiğinde )

Bilgi yeterince özgür kılar başka bir askeri güce gerek yok
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com