avatar_Dionysos

Denemeler, Söyleşiler ve Söyleyişler

Başlatan Dionysos, 21 Nisan 2018, 16:44:32

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

#45
Beinsa Doun'nun degisiyle,''Biz onlarin sofrasindaki kirintilarla besleniyoruz''Yukarisi neyse asagisida odur.Bu evrensel kanuna göre,yukarida olmayan özelligi göstermemiz mümkün deyildir.Yani bir anlamda iyilikte kötülükte  hem orada hem burada var.Fakat asagi akitacagimiz tesirleri pekala secebiliriz.Tanrilarin merhametli olmasini istiyorsak,merhamet sahibi tanrilar olmaliyiz.

Musallata ugramak istemiyorsak,baska varliklara,hayvanlara,insanlara ve hatta ''cinlere'' katiyen musallat olmamaliyiz...


Renan Seckin'nin  ''Musallat'' kitabindan,Dionisos/isikli düsler icin yukarida bir alinti yaptim.Siz-li.biz-li olmadan,yukaridaki cümlelerin üzeri/üzerinde/icinde-disinda/solunda-saginda düsün/fikir edinmesini ve bu konuda kafa /bas yormasinin,öz/kendi-ni/ünü
anlayabilmesi/bulabilmesi adina iyi/dogru/akillica/fevkalade olacagina inaniyorum.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#46
''bunu kesin ve nihai olarak ben yapmamış ya da bu durumun sorumlusu ben değil mişim gibi (ben olan ben değilmişim gibi) hissediyorum ya da bu yüzden bireysel bir örtüşme duymuyorum. Bunu ve bu satırları yazarken de üyelik kaygısı, iletişim toparlama, durumu toparlama amacı ve kaygısı güderek neredeyse ve tabiri de caizse başkası adına konuşuyor gibi de hissederek dürüst ve içten bir toparlama yazısı da üretmeyi deniyorum
Bunun bana neden olduğunu bilmiyorum-Bu durumu tanımlayamıyorum
bu benim elimde olmayan irade dışı aktivite diyebileceğimiz benle ilgi kurmayan bir sorun gibi algılanıyor
Kimse böyle ya da bu durumda olmayı istemez sanırım ve ben de istemezdim ve istemiyorum.''

Donisos'un acik/samimi paylasimlarina karsin, sorunun ne olacagi ile ilgili yine ''musallat'' kitabinda bazi paylasimlar sunuyorum.

Bizim yaratigimiz veya baskalarinin eseri olan bireysel veya kolektif astral duygu veya düsünce formlari bazen öyle büyük bir miktarda enerji yüklü olurlar ki kendileri de farkinda olmadan baska zihinsel formlar yavrulayabilirler.Daha basit bir dilde söyliyecek olursak güclü bir yapay cin,baska bir yapay cini istem disi yaratabilir.Bu inisiyatik bilgi,cesitli dini geleneklerde  cinlerin evlenip cocuk sahibi olabildiklerine yönelik inanisla uyum icindedir.

ister yapay ister dogal olsun,bu sekilde veya baska türlü olusan tüm varlik formlari yasamlarini devam ettirmeye ugrasirlar.Bircoguda baska gerceklik düzeylerinden habersizdirler.Algi kapasitelerinin sinirliligi yüzünden kendilerinden ve sinirli cevrelerinden baska hicbirseyin farkina varamazlar ve tipki hapisane hücresindeki bir mahkum gibi,görebildikleri tek sey kendi hücre duvarlaridir(labirentler,dügümler,baska yapay benlikler,duygusal programlar,yama programlar...4 kh programlamalari!)Onlar icin dünya ve varolus,bu odayla ve kendileriyle sinirlidir.Mesela sucluluk duygusunun yarattigi bir varlik formu neredeyse yalnizca kendi sinirli sucluluk kompleksiyle ilgili olan seyleri algilayabilir ve onun icin tüm bir varolus,bu sucluluk hissiyatiyla onu yaratan''tanrisal kisiden ibarettir.

...mesela nefret ürettiginde,bir nefret varligini yaratir ve bu yeni varlikta negatif duygu formlarinin yasadigi ayni astral düzeye yerlesir.Onun tüm dünyasi nefret ve yaraticisinin  enerjisiyle beslenmeye devam etme istegi üzerinedir.Bununla birlikte benzerbir titresime sahip sucluluk formunu bir nebze algilayabilmektedir.Fakat yine ayni yaraticinin ürettigi ve daha yüksek astral düzeylerde yasayan sevgi,mutluluk,taktir etme gibi yüksek duygularda karsilasmasi imkansiz degildir.Dolayisiyla onlara ait gerceklikten de onlardandan da habersiz durumdadir.

insanin farkli özelliklerini yansitan karakter yanlari da cogunlukla birbirinden bihaber sekilde rüya gercekliklerinde yasama sansina kavusurlar.Hepsi bir insana  ait oldugu halde ayagimizin kasimizdan habersiz olmasi gibi,birbirini bilmezler.Onlarin tek derdi kendi yasamlarini muhafaza etmektir..Dolayisiyla hem kendilerine yeni formlar üretirler hem de yaraticilari üzerinde tahakküm kurmaya calisirlar,baska bir degisle,pozitif veya negatif bir musallata  dönüsürler.
Isin ilginc yani,benzer titresimdeki ayri ayri yapay formlarin bir araya gelip daha kompleks varliklara dönüsebilmesidir.

Yukaridaki alintidaki bilgilerin hepsi Hem Ra bilgilerinde  hemde Kasyopya celsesinde derinlemesine aciklanmistir!

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Dionysos

#47
Misyonerlik terimi için şu benzetmeyi vereceğim. Biraz önce birden aklıma geldi

Ben GAPS diyet için misyonerlik yaptım mı?
Yaptım

Aşağıda bunu anlatmayı deneyeceğim

Biraz önce açtığım ikincil bir facebook hesabında gezerken eklediğim bir Bipolar grubunda şu paylaşımı gördüm..

Alıntı YapG.U nun Hikayesi
Hiçbir zaman gerçek beni tanıyamadım.

Babam epilepsi hastasıydı psikolojik sorunları vardı ama annemin dediğine göre göründüğü doktorlar farklı farklı tanılar koyuyorlarmış ve babam bundan sıkılıp doktorlara görünmeyi bırakmış.
Yıllar sonra ben 5 yaşında iken sorunlarım başlamış, ailecek doktor doktor gezmeye başlamışız. İlk DEHB tanısı almışım. Sonra davranış bozukluğu, sonra sınırda kişilik bozukluğu. Hiç iyileşemediğim için sürekli daha iyi doktor arayışına gidildi. Bu süre zaafında bir sürü yanlış tanı ve tedavi gördükçe sorunlarım çığ gibi büyüdü daha çok arttı hastalığım. Tam o sırada Babamında sorunları iyice azdı. Evde büyük bir kavga sonucu babam ve ben acile kaldırıldık. Hastanedeki idealist bir doktor bizi psikiyatri servisine yatırdı. Ben çocukta, babam yetişkin karma servise alındı. Sonuç babam bipolar ve bende kalıtımsal okul öncesi yaş başlangıçlı bipolar tehşisi aldım.
Sevinmem lazımdı, sonunda doğru tanı ve tedavi ile düzelecektim içim rahatlamıştı. Ama olmadı. Beni babamdan daha uzun süre yatırdılar o kendi isteği ile çıkmış. Neden mış diyorum biliyor musunuz? Eve döndüğümde babam yoktu. Beni ailesini terk etmişti. Sebep tedavi olmak istemiyormuş. Öylece gitti.. neyse girmeyeceğim bu konuya.
Asıl konu hiçbir zaman hasta olmayan beni tanıyamadım.
Bipolar olmasaydım Düşüncelerim Duygularım Tepkilerim nasıl olurdu bilemedim.
Okul hayatım ilk orta lise hep hastane yatışları ile geçti, ataklar ile boğuşarak. Çocuk iken çevremdeki arkadaşlarım aşk acısı çekip salya sümük ağlarken, ben daha büyük sorunlarla baş etmek zorunda kaldım. Getirisi de oldu götürüsü de.
Bu aralar bu konu çok aklıma geliyor, çoğu bipolar arkadaşlarım ya 20'li yada 30'lu yaşlarda hastalanmışlar. Önceki hallerini biliyorlar. Keşke benim de o şansım olsaydı..
yazıp rahatlamak istedim. ( yazacak daha çok detay var ama şimdiden baya uzun bir yazı oldu zaten kb. )

Şimdi ben bunu okudum. İlk cümle de hayli çarpıcı idi. Direkt olarak aklıma John-un GAPS hikayesindeki "İlk kez iyi hissetmeyi deneyimliyordum" cümlesi geldi. Acayip bir biçimde o cümleyi hemen paylaşmak istedim.  Bir an düşündüm. Aman canım dedim ben GAPS felan paylaşsam kimse anlamaz ilgilenmez, bir de burada doktor felan vardır ilaç hekimi vardır saldırır. Birileri çıkar bu boş yazar. Bir de boş umut vermek var. Onun da hesabını yaptım.
John-un hikayesindeki o cümleyi tutamadım yapıştırdım oraya ve paylaştım. Sonra bir de Türkiye-den yayıncının hikayesi geldi aklıma. "18-20 süren iyileşme çabaları" diye bir cümle var orda. Bu çok çarpıcı idi ve yayıncı sonra GAPS ı ve bir baba olarka kızlarının da iyileşme süreciyle açıklıyordu. Onu da kısaltıp bir mesaja sığdırıp yapıştırdım...

Şimdi bura ile kurduğum empati misyonerlikse misyonerlik. Bu yaptığım misyonerlikse de misyonerlik..

Bundan beş altı ay kadar önce GAPS fikrini duyar duymaz hemen heyecanlanmıştım ve facebookta ne kadar bipolar grubu varsa hemen üye olup video yazı bir şeyler paylaşmıştım oralara...
Sonra yorumlarla biraz daha yaptık bu işi.. GAPS-ın fikrini sunduk bir iki hafta...

Şimdi bu da bir misyonerlik diyelim.
Ama bakın bunu sadece facebook gruplarında ve bipolar grupları özelinde yaptım.
Bundan altı yıl önce böyle bir teşhis aldığımda sevmemiştim ve benimsemiştim çünkü Kasyopya adında; "mecbur olmadıkça hastanelerden uzak durun" diyen bir metni okumuştuk.
Bir Nöroloji doktoru koymuştu bana bu teşhisi ve o kitabın ben bilmem kaç yıllık olduğunu yeni öğrendim. Elime bir ilaç tutuşturdu o gün ve ben nörolojik ağrılar ve yakınmalarla kendisine gitmiştim ve fiziksel testler istemiştim ya da böyle bir araştırma yapılmasını bekliyordum. Bir Nöroloji hekimine gittim ve fiziksel yakınmalarla gittim ..Elimde bir hastalık adı ve ilaç adı vardı, bir de psikiyatrist tavsiyesi.. Daha sonra aile zoru ile istemeye istemeye gittiğim bir Psikiyatr ile de zor anlar yaşayacaktık...
Daha sonra ise ben delilikten manifestolar, açıklamalar ve  özsavunmalar yazıyordum GAPS fikrini bilmiyorum hala ama fizyolojik bulgu olmalı,fizyolojik taban olmalı  ölçülebilmeli ve bir nedeni olmalı diyorum

Ben GAPS misyonerliği yaptıysam yapıyorsam buna orada oracakta karar verdim ama yaptığım GAPS misyonerliği de değil itiraf edeyim.
Birincisi onların hekimliğini elinden alacağım.
İkincisi onların hekimliğini elinden alacağım
Paralarını zehir zıkkım edeceğim. Yiyemez içemez edeceğim.
Böyle de yazmak içimden geldi..

Çünkü ben G.U nun hikayesini okuduğumda oluyorum,
buna kayıtsız kalamıyorum diyorum
bir biçimde de kalamıyorum
HEpsi şuracıkta insanız

bu mesajlar sadece empatiyi içeriyor bakın fazlası değil bir tehdit değil şantaj değil... Bir gün geldi benim yediğim boğazıma düğümlendi yiyemez içemez oldum belki ve -sıra size de gelir elbet anlamında belki...
O gün beni iyileştirebilirdi. Duyupta sustu sustular ise aşkolsun ben susmadım. İşimden gücümden olup gitmiştim oraya hep bunlara kafa takmaktan

2012 de doktora da aynısını dedim bu insanlara hasta etiketi vurup ilaç yazmayın bizim gibi çekenlere yönlendirin dedim, kimyasal ilaçlara inanmıyorum dedim.. GAPS fikrini bilmiyorum

Evet ben GAPS misyonerliği yapıyorum ama bakın sadece bipolar gruplarında ya da zaten tanıdık bir kaç çevre de ya da sözü geldiğinde yapıyorum.
Örneğin ben GAPS misyonerliği yapayım diye bir otizm grubuna gitmedim. Örneğin ben GAPS misyonerliği yapayım diye kendimi orda burda parçalamadım. Tepkisiz hissetmemek ya da geçmiş yaramı işte biraz onamak için ne kadar ne yapabiliyorsam... Ama özel olarak GAPS yayma derdinden değilim. GAPS için kendimi parçalamıyorum..

Ama iki doktorun biri bana ya da bir aklı selim bana Bağırsak Psikoloji fikrini önerseydi ne bu forumda ne belki başka forumda da hiç bir dağınıklığa da sebep olmayacaktım. Kendime tuhaf hastalıklar uydurmayacaktım
Aileme BAkırköy*e götürün demek yerine Bağırsak Psikoloji diyeti yaptırın deselerdi bunlar olmazdı

ailenin sosyal çevrenin ya da eşin tedavi ol ilaç kullan sen tedavi olmuyorsun tedaviyi reddediyorsun herşeyi böyle yapıyorsun siteme kafa mı tutuyorsun bir sen mi biliyorsun hastasın vs vs süreçlerini bilmeyenler arkadaşlarım ya da benzerini yaşamamışlar sanırım refleksimi anlayacak....

Aileme BAkırköy-e götürün demek yerine Bağırsak Psikoloji diyeti yaptırın deselerdi bunlar olmazdı

Bu cümleyi umarım bir gün daha başka bir yere de daha oturaklı bir yere de yazarız.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#48
Zangır zangır titriyorum annem eve acil ambulansı çağırmış korkmuş kadın naapcağını bilmiyor
Onlara insanları çok sevdiğimden insanlara iyilik yapmak istediğimden çok okuyup araştırdğımdan bilinmeyen şeyler okuyup araştırdığımdan ve sorguladığımdan bunlar başıma geldi dedim. Tuhaf şeyler yaşıyorum ve hissediyorum dedim.

Teyze yatıramayız götüremeyiz dediler
Kendine zararı yoksa başkalarına zararı yoksa götüremeyiz.

"Annem beni yatırmaya çalışıyor"

Annneme diyorum ki geçecek anne. Ben iyi oalcağım-bana bir şey olmayacak. Eşime dedim ki; Ben sana bana tuhaf şeyler olacağını-olabileceğini hissediyorum düşünüyorum ve böyle bir şey olursa endişe etmemeni söylemedim mi?

Yatsam aklımda guguk Kuşu filminin o sahnesi gibi bir sahne var. Bedenime istemediğim hiç bir kimyasalın zorla sokulmasına ve girmesine izin vermeyeceğim. İlaç sanayinin kapitalizm ayağı olduğunu düşünüyorum söylüyorum. Babam benle dalga geçiyor. Babam benle ağız eğerek dalga geçti kaç yaşında adama ağız eğerek tepki verdim. Kardeşim çekmiş bana akıl veriyor. Kimseye derdimi anlatamıyorum.

Kafamda sesler uğulduyor. İçim de olanların bini bir para. Sesler duyuyorum

Köye gittik. Gece evden kaçtım beni yatırmasınlar zorla diye...

İşte bana Bağırsak Psikoloji Diyeti ya da detoksifikasyon semptomu diye bir şeyden sözedilseydi bunlar da olmazdı... Aileme sözedilseydi hiç olmazdı. İşyerime ve topluma sözedilseydi işsiz kalmazdım, o kadar yargılanmazdım...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#49
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

Biraz önce açtığım ikincil bir facebook hesabında gezerken eklediğim bir Bipolar grubunda şu paylaşımı gördüm..

Alıntı YapHiçbir zaman gerçek beni tanıyamadım.

Babam epilepsi hastasıydı psikolojik sorunları vardı
Yıllar sonra ben 5 yaşında iken sorunlarım başlamış,
Okul hayatım ilk orta lise hep hastane yatışları ile geçti, ataklar ile boğuşarak. .......
.

Şimdi ben bunu okudum. İlk cümle de hayli çarpıcı idi. Direkt olarak aklıma John-un GAPS hikayesindeki "İlk kez iyi hissetmeyi deneyimliyordum" cümlesi geldi. Acayip bir biçimde o cümleyi hemen paylaşmak istedim.  Bir an düşündüm. Aman canım dedim ben GAPS felan paylaşsam kimse anlamaz ilgilenmez, bir de burada doktor felan vardır ilaç hekimi vardır saldırır. Birileri çıkar bu boş yazar. Bir de boş umut vermek var. Onun da hesabını yaptım.
John-un hikayesindeki o cümleyi tutamadım yapıştırdım oraya ve paylaştım. Sonra bir de Türkiye-den yayıncının hikayesi geldi aklıma. "18-20 süren iyileşme çabaları" diye bir cümle var orda. Bu çok çarpıcı idi ve yayıncı sonra GAPS ı ve bir baba olarka kızlarının da iyileşme süreciyle açıklıyordu. Onu da kısaltıp bir mesaja sığdırıp yapıştırdım...


Sonra ne mi oldu?
Dakikalar geçmeden mesajıma Yönetici etiketlendi. ve bunu yapan Amerika da yaşayan Psikoloji eğitimi almış biri... Bu etiketleme mesajı şikayet anlamına geliyor. Sonra dakikalar içinde mesajlarım silindi...

Yani sonuç olarak GAPS sunmanın paylaşmanın ya da adını kullanmanın ve geçirmenin Kasyopya kadar tehlikeli ve dikkat çekici olduğunu söylemeliyim. Bunu bir çok yerde ve durumda yaşadık. Aşı karşıtlığı yapmadan aşı karşıtı ve çocuk düşmanı etiketi yedik. Bunu bana diyene dedim ki; Çocuğun, çocukların var mı?

Kızgınlıktan o Amerika dediğim adama bunları ödetesim, karşılatasım var. Ama bence G.U nun ve diğer hastaların karşılatası olmalı. Belki de bu ortak bir karşılatası olmaktır da-bilmiyorum.

Ben de ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Bu durumu kabullenemiyorum. Asla kabullenmiyorum. Hiç bir biçimde bunu iç edemiyorum...

Boş vaat veriyor ya da reklam yapıyor oluyoruz.
İlaçlar reklam değil mi? Onlar boş vaat değil mi? Kimi iyileştirmiş. Kendimi savunamadım ya da savunmadım ya da duygusal bir tepki verip gruptan ayrıldım. O sırada herkese de o grubu bırakma daveti yaptım. Tepkim bu oldu.
Sayın G.U ya özel mesajla ulaşma talebimi de ilettim ve bu alanın yorumumu sildiğini de belirttim. Kendisi istemedi ve gerek yok dedi 3-4 ayda iyileştiren bir şeyden bahsetmişim zaten. Ben de üzerinde durmadım ve istenmeden ısrarla kendisine bir mesaj sunmadım. Kısa bir tekrar açıklama yapıp oluşan yorumun reklam amacı taşımadığını ilk cümlesini vurucu cümlesini okur okumaz içsel bir çağrışım olarak bu mesajı hatırladığımı ve iletme isteği duyduğumu ve arada doğal bir bağ kurduğumu bunun doğal bir şekilde geliştiğini, duymadıysa GAPS diye bir diyet olduğunu ilettim.
 
Benim mesajımı şikayet eden adam dediğim adam dediğim adamın ise facebook paylaşımlarından biri ise şu idi..



Şimdi tam bu nokta da bir şeyler yapmak ve doğru olanı yapmak istiyorum. Kalıp uzun uzadıya kendimi savunmalı mıyım? ya da mıydım?
Bu adam dediğim adama biliyorum ki ulaşamam...Yani henüz empatime dönük ulaşım sağlayamayacağımdan neredeyse eminim. Ne yazarsam yazayım. Çok iyi ve olumlu-ılımlı kaybolmayan dağılmayan bir savunma da yapabileceğim tek şey belki bu kişiyi grup nezdinde haksız çıkarmak ama o şikayetçi asıl silen moderasyon var. Ama adamın önünde psikoloji etiketi var neyse..

Eğer bu işi yeni yapıyor olsaydım öfkeden deliye döner tüm kontrolümü kaybeder ve abuk subuk yazardım-kendimi doğru düzgün savunamazdım ve duygusal bir düşüşte yaşardım... Belki biraz veryansın... İlle de G.U ya ulaşmak ve GAPS ı dayatmak istesem de çözümsüz. Hep bir ağızdan koro
Mesele G.U yken bu adam oldu
Şimdi ben meseleyi-meselemi G.U da mı tutmalıyım...ama tüm bir grupta bunun konuşulması ve paylaşılması da özgür olmalı...

 Ben biraz olsun yükümü ya da empatimi oradaki moderasyona bırakmış ve atmış hissediyorum oysa beni şikayet eden dediğim kalasa ulaşamaz hissediyorum... ve benim beni anlamasını istediğim ay da bu durumu tekrar çözmesi ve düzenlemesini ya da onun ödevi olmasını isteyeceğim kişi ise tam olarak o... bunu biliyorum...
Duygusal çatışmalarda çok boğuldum ve çok enerji kaybettim özellikle iyi bir şey yaptığını zannetmek düşünmek ya da birine yardım ettiğini hatta bunun karşı taraftan beklendiğini ve neredeyse o postun bu buluşma için neredeyse açıldığını düşünmek gibi bir durum yaşıyorum. ve bunu denerken baltalanmak hissi boğucu ki. bunu durdurmak istiyordum. Bunu bitirmek istiyorum...
BEni şikayet eden akıllanmalı. Bunu istiyorum en çok....

G.U için endişelenmeyi ve üzülmeyi bıraktım çünkü ona dedin ki bu grup mesajlarımı siliyor size özel mesaj atayım lütfen ya da başka bir gruba gelin buyrun başlık açın... O da sanırım beni yanlış anladı ve gerek yok felan diye tersledi zaten...
Sanırım Amerikalı Psikoloğumuz ona yardımcı olacaktır.

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#50
Bırakta hiç bir şey yapmayayım
Bırakta şuracıkta öleyim

-Ritmik Düşünme--Ritmik , Düşünce, His, Ses Dışavurma-

'Bırakta Şuracıkta Yaşayıp Şuracıkta Öleyim'

Korkuyorum
Acıyorum
Acıyor
Yaşam
Yaşam
Acı dolu bir şey
Yaşam, boyunca ağır-lık
Yaşam kollarımda bir ağrı
Yaşam kaburgamda bir baskı

Korkuyorum
Acıyorum
Acıyor
Yaşam acı,
 acı dolu bir şey

Başedemiyorum
Başedemiyorum diyorum
Ağrılarımı, acılarımı tanımlayamıyorum
Tanımlayamıyorum
Tanımıyorum
Kendimdeki yabancılığı
Üzerime yapışmış yapıştırılmış içimdeki ağır hisler
Üzerimdeki/içimdeki yabancılığı buharanı ağırlıklığı tanımıyorum/tanımıyorum
Olmak ağırlıkları
Çatışmalar
Sağlıksız ve yorgun hissediyorum
Kendimi kötü hissediyorum
İçimdeki bu boğuşmalarla ne yapacağım bilmiyorum
Bilmiyorum

İrrite olmak
Varlığı irrite olmak- edilmek
Töhmet altında kalmak
Varoluşuna sövülmek
İstenmemek dahil
Tüm yorgunlukları çektim çekiyorum

Güçlü görünmeye çalışmak
Güçlü görünmeye/davranmaya çalışmak
Saçmalık
Olamıyorum
Kaldırmıyorum
Yaşam bana ağır baskı
Üzücü ve yorucu geliyor
İnsanlar ezici, yorgun ve sevgisiz

Kaburgalarımda bir yabancılık
Bir yabancı ağrı
Bir ağırlık
Sırtımda endişeler
Yaşamla boğuşma
Başkalarının içsesiyle ya da varlığımla çatışmasıyla çatışma
Çatışmalarla boğuşma
Varlığını huzursuz eden biriyle boğuşma
Otoriteyle
Akıl verenle
Seni güdenle
Bağımlarınla
Herkesle herşeyle bir an da ve bir yandan boğuşma

Kurtulmak
Kurtulmak
Tehlikesizlik
Tehlikesizlik
Mutlu bir güven
Sonsuz bir ışık
Deneyimlemek istiyorum
O yerde yabancısızlık
Varlığına batmayan hiç bir şey
Ve şiddetsizlik
Ve şiddetsizlik
Hiç şiddet olmaması
Kendimle barışık
Kendim ağırsız

Hiç şiddet olmaması deneyimlemek istiyorum

Dayanmak
Dayanmak istemiyorum
Tüm bunlar gelsin geçsin
Tüm bunlar kendinden olsun
İçimde kusmuk gibi bir şey olmasın
İçimde töhmet olmasın

Töhmet yangını
Suçlanmak
Yargılanmak
Sorumlu sayılmak
Bıktım
Bıktım
Kendimi tutup
Kendi ağırlığımı tutup
Kendi ağırlığımı öylece tutup
....

Bir yerden emir almak
Birilerinin bana bir şeyler söylemesi
Yargılanmak
Baskılanmak
Hiçe sayılmak
Değil senin değer kantarında tartılmak
İstemiyorum
Sen kimsin ki kim oluyorsun ki beni tartıyorsun
Öz saygıma batan istemiyorum
Öz saygım üzerinde otorite istemiyorum
Özvarlığım/kendimliğim üzerinde otorite tartı yargıç istemiyorum
(Sıfırım ya da herşeyim sana ne!) (Herşey ya da hiçbirşey hiçbiri ya da hiçkimse olmam seni ilgilendiriyor mu?)
İstencim. istencim bağırarak haykıracak sessiz sesini
Öz Saygım üzerinde ipotek, hırpalama, birinin söz hakkını saymıyorum
Varlımlığım üzerinde söz sahibi istemiyorum
Varlığım üzerinde töhmet baskı istemiyorum
Yaşayamazsam yaşayamam sana ne
Karışma bana
Yetersizsem yetersizim sana ne! Sana ne!
Yapamazsam da yapmam sana ne karışma buna
Beceriksizsem de beceriksizim sana ne bundan
Olmuyorsa da olmuyor kime ne bundan
Dürtmelerle yaşayamam
Bir gün değil her gün yaşayamam
Değil bir gün özgür olsun her gün özgür
Baskısız
Ağırsız ağırlıksız
Töhmetler olmadan
Töhmetler batmadan yaşanmış günleri sayıklayarak
Töhmetler hasta etmemiş günleri sayıklayarak
İçini acıtan

Canımı acıtma
Canımı acıtma
Sövme sayma yargılama
Sana ne, sana ne
Sana ne
Sana ne bundan
Benim varoluşumdan
Git beğenmiyorsan başkalarıyla yaşa
Başkalarıyla dertleş
Başkalarıyla ol ve arkadaş ol
Kendi bildiklerinle
Kendi olduklarınla, kendi saydıklarınla ayrıl kendi yeni ülkene

Kendi mücadelenle tartış
Beni sen mi eğiteceksin
Beni sen mi olduracaksın
Sana ne benden

Bırakta şuracıkta kalayım
Bırakta bana ait olmayan, aitlik sahiplik iddia ettiğin bu çöplükte öleyim
Bana ait bir yer göster bana
Bana ait bir yer söyle
Her yer senin mi? Senin yerin mi?
Bana ne bundan
Her yer seninse bırakta mutlulukta gideyim
Benim olmayan yerlere
Bırakta özgürce
Ölüme kollarımı açmış, bırakta sıcacıkça kucaklayayım
Benim olan yerleri arayana kadar
Arayarak
Bırakta şuracıkta kalayım
Bırakta benim olan yerlere gideyim
Bırakta benim olan yeri arayayım

Canımı acıtmayın
Canımı acıtmayın
Benimle boğuşmayın
Benimle boğuşmayın

Sırtımda ağırlık, üzerimde yargı olmadan bir sabah
Üzerimde baskı olmadan bir sabah
Bir şeyler yapmak zorunda olmadan birilerine karşı dürüst paydaş bir sorumluluk
Otorite çizelgeleri
Sen kimin neyin sorumlususun
Kendini de yaşıyor ve seviyor musun
Kendini de yönettin mi
İyi yönettin mi
Nasıl yönetiyorsun
Bence boktan bir yönetimin var
Herşeyi karıştırıyorsun
Sen sahip misin
Sen ait misin
Neye sahipsin
Neye aitsin
Kime aitsin
Kime dairsin
İçin nerde dışın nerde
Kime içkinsin
Neye içkinsin
Neye dairsin
Nedensin
Nasılsın
Niyesin
Sen kimsin
Kimsin sen, ben üzerinde hükümdarlık aitlik  ilan ediyorsun
Basıp gidebilirsin benim olmadığım yerlere
Beni yönetememekten yorgunsan
Beni yönetememekten yorgunsan
Beni yönetemmekten bıktıysan artık
Defolup gidebilirsin

Sanat düşünmeliydim
Barış düşünmeliydim
Tüm bunlara vakit kaldı mı
Coşku düşünmeliydim
Neşe düşünmeliydim
Umut düşünmeliydim

Bilim düşünmeliydim
Saygı düşünmeliydim
Sevgi naziklik ve ılım düşünmeliydim/olmalıydım

Acı ve baskı üzerime yapıştı
Acı ve baskı üzerimi korkuttu
Acı baskı ve korku üzerime yapıştı
Öfkeyle çizdi
Beni baskıladı
Beni hiçlendiriyor
Sabah sabah yaşayamıyorum
boğuşmaktan-tartışmaktan
Boğulmaktan içimdeki sorunların ve dertlerin içinde kaybolmaktan
Dertlerin içlerinde kaybolmaktan
Bıkkın yorgunum
Üzerimde korkutma istemiyorum

Töhmet endişe baskı ve korku odakları
Varlığına ağırlık yapan, iten çeken baskıcı ve otoriter/totaliter kişiler/kişilikler -yapılar
Her yerde otorite dolu bu bombok
Ya benim ya o onun burda ne işi var
Her gün biriyle itişmekten kakışmaktan bıktım
Ne yapılacağını söylüyorlar
Ne yapılacağını  söyleyip duruyorlar
Bırakta hiç bir şey yapmamayım
Bırakta bu kimsenin işine gelmiyorsa bırakta şuracıkta -özgürce- öleyim
Beni iterek ayağa kaldırma
Beni iterek ayağa kaldırmaya kalkma bir daha
Güçle kımıldamayacağım
Bana dokunmaya iznin hakkın yok
Şiddetini sevmiyorum
Hiç bir şiddeti sevmiyor o-nay-la-mıyorum
Bırakta bu kimsenin işine gelmiyorsa şuracıkta öleyim
Bırakta bırakta şuracıkta öleyim
Acı çekmeyeceğim
İtilip kakılmaktan
Ki sana direnmek zorunda değilim
Bırakta şuracıkta öleyim
Dokunma bana
Bırakta şuracıkta öleyim

Ekmek itişilerek, kakışılarak kazanılıyormuş bırakta verme bana
Bırakta benim olmasın
Bırakta şuracıkta öleyim
İterek kakışılarak kazanışmış bir somun ekmekten bahsediyoruz
 onu daha fazla yemek istemiyorum
onu daha fazla yemek istemiyorum
Barışıksız dövüşle kazanılmış taş gibi ekmeğin
Bunu sana söylüyorum
Dengin güçle savaşmadan eşleşmeden ağrı yüklerinde, içparçalanmaları ve pişmanlıklarında, mutsuzlukta, tatminsiz arzu da kazanılmış taş gibi ekmeğin
Arzu peşinde ve kayıp gün seni sürüklerken kazanılmış taş gibi ekmeğin
Acı lokmaları boğazıma düğümleniyor
Çocuklar aç
Çocuklar sefil
Çocuklar acı çekiyor
Acı üzerime basıyor
Acının da makulü, acının da masumu, acının da yasalı ve yasal sınırı/üst limiti olmalıdır
Acının adili
Acının da insancası bulunmalıdır
İnsanın insancası bulunmalıdır
Töhmet acıları, töhmet sancıları, bıktım yıkıldım, sancıdım, yaşaya yürüyemiyorum

Bırakta şuracıkta ya iyiyi/doğruyu yaşayıp ya iyiyi -bunu- öleyim

Kaburgalarımı ağrıtan endişelerden bıktım.

Gün baskısı
Lanet töhmetinden bıktım
Lanet baskından bıktım

Yeterince boğuştun mu
Benimle yeterince tartıştın mı
Beni tanıdın mı
Beni ayırdın mı
Beni saydın mı
Beni öldürdün mü?.beni yokettin mi
Beni yeterince yokettin ve öldürdün mü?
Benden kaç tane öldürdün
Benden kaç tane doğdu
Herbirini yokettin mi
Yeniden doğuyor muyum
Doğuyor mu onlar
yokedebiliyor musun
Sonsuza kadar beni onları ve tüm sorunları
Emir almayan itaat etmeyen herkesi herşeyi
Yönetemediklerin doğacak
Yönetmediklerin olacak
Kendinle barışıksız
Acı acı acı acı acı acı
Bu ne kadar acı
Bu ne kadar acı

Ya bırakta şuracıkta ya bunu yaşayıp ya bunu öleyim

Hiç bir şey yapmak , kımıldamak bile istemiyorum
Bir şeyler istediğim gibi olmadığı sürece hiç bir şey yapmak /olmak istemiyorum
Bir şeyler istediğim gibi olmadığı sürece ben bunu olmak ben bu olmak sitemiyorum
Burayı sevmiyorum ama bazen sınırlı değişiyor bu
Ölmek ya da kalmak bile istemiyorum bazen
Bunu anlıyor musun?
Bunu anlıyor musun?
Bunu paylaşıyor musun?
Bunu paylaşabilir misin?

bırakta şuracıkta ya bunu yaşayıp ya bunu olup ya bunu öleyim

Bırakta şuracıkta yaşayıp , şuracıkta buracıkta öleyim..

Yaşam bana bir baskı, üzücü ve yorucu/dayanılmaz (bir baskı gibi) geliyor, dayanılmaz geliyor...

Bırakta ya bunu yaşayıp ya da bunu öleyim

Bırakta ya bu anı yaşayıp ya da bu anı öleyim..


Ses Kaydı
https://vocaroo.com/i/s1EMwLUu4RUW
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#51
Şimdi arkadaşlar bu yazacaklarımı nerden başlayıp nasıl toparlayacağımı ve bölümleyeceğimi hatta nasıl başlık ve konu vereceğimi bile bilmiyorum ancak kendim önemli gördüğüm bir konu..
(( Copy paste ve alıntı değildir..))

FELSEFE, FELSEFE TARİHİ ;MİTOLOJİ, MİTOLOJİK KARAKTERLERİN VE ÖZELLİKLE GILGAMEŞ ENKİDU VE İNANNA ÜÇGENİ TAKİBİ VE ARAŞTIRMASI SÜRECİNDE KARŞILAŞILAN JİNEOLOJI ( KADIN VE YAŞAM SOSYOLOJİSİ BİLİMİ) VE KÜRT SORUNU/REALİTESİ VE KÜRT UYANIŞI AYDINLANMASI ,
 BUNUN YANINDA ALEVİLİK (EK İRAN ALEVİLİĞİ VE MÜZİĞİ KÜLTÜRÜ) GİBİ KÜLTLERİN VE MEZOPOTAMYA BÖLGESİ TOPRAK VE DOĞA İNSANININ VE YERLEŞİK KÜLTÜR İZLERİNİN TAKİBİ

Şimdi arkadaşlar yıllar önce yine Kasyopya okumanın verdiği yönlendirme ve ivmelerle özellikle "Felsefe" kavramının öncelikle peşine düşmüştük. Bu süreçte yine celselerde de çok sık geçen Mitoloji öykülerini de takip ve anlamayı deniyorduk. İşin aslı pek becerekli olduğumuz söylenemezdi. Başlangıçta bunlardan hiç bir ama hiçbir şey anlamıyor ve hiç bir derinlik görmüyorduk. Bu sonraları değişti.

Yine yukarıda anlattığım gibi bir dönemde "Enkidu" ve "İnanna" karakterlerini ve öyküsünü araştırıyordum. Bir çok işe yaramaz yazı buldum ancak bir yazı bambaşkaydı. Bir Kürt haber ya da Sosyoloji sitesinde kadın dilinden/ağzından kaleme alınmış zehir zemberek bir yazıydı. Daha önce hiç okumadığım hatta o dönemde anlamadığım ve bana saçmasapan be ideolojik gelen tarihsel ve sosyolojik tahliller barındırıyordu bu yazı.
İşin aslı bu metin (daha sonra onu aradım bir daha bulamadım ama) Doğalı Enkidu'nun içki ve kadın yoluyla düşürülmesi ve Modern hayatın sahte içeriğine çekilmesi, kadın kimliğinin aşağılanması, kadın kimliğine dayatılan evinin kadını ve sonsuza kadar bir erkeğin tapulu malı ol ve bu durumda sonsuzluk arayarak mutlu ol gibi bir tabloyu denildiği gibi zehir zemberek bir dille (hatta ağza alınmaz ifadelerle) eleştiriyor ve resmen tabiri caizse topa tutuyordu..
Başta ben bunu önemsemedim. O zaman bana bir şey ifade etmedi ve pek kaale almadım ancak aylar belki yıllar sonra incelemelerim beni aynı yere getirdiğinde bu tekrar aklıma gelecekti ve aynı kavramın peşine düşecektim..

Bu ikinci kez yaptığım arama da pek çok Kürt toplumsal sitesi ya da blogları gibi alanlarla karşılaştım. İşin adlı bugüne kadar hiç böyle bir şeyi okumamıştım. Karşılatığım bu alanlarda yüzeysel küçük okumalar yaptım. Hatta kadınların kaleme aldığı bazı metinler beni sarsmıştı. Şu anlamda. Oldukça siyasi, sosyolojik bilinç ve uyanış içeriyordu ya da toprak ve doğa insanının gözlem sertliği ya da iki dilliğin de etkisi ve katkısıyla birlikte farklı bir dil (zihin, bellek,biliş) kullanımı göze çarpıyordu. Bazı yazılar sonrası kendimi açıkçası bilgisiz, cahil, şukela ya da aptal yerine alınmış, ezilmiş gibi hissettiğimi hatırlıyorum. Nietsche'nin Nihizlimin psikolojik tanımını verdiği bir cümle vardır tam onun gibi.. Yazılar beni Amazonlar gibi ezdi süpürdü..

Bu okuduğum yazılar dan birinde öncül olarak alınan kişinin "Erkeği Öldürmek" diye bir kitabından sözediyordu . Kavram beni resmen çarptı çünkü kendimde kendi içimde cinsiyetçilik algımla ve bunun yenilebilmesi ile boğuşuyordum. Hani Kasyopya Hermafrodit olmaya alışın bunu düşünün diyordu ya. Şimdi dedim bu ney? Bu kişi kitap mı yazmış. Hadi kitap yazmış bunu mu yazmış. Zorunlu bir empati girdabı ve Vorteksi oluştu. Kaçınılmaz. Biz uyuyor muyuz? Neden bunları bilmiyoruz hiç duymadık? Buna nasıl bakmalı ve nasıl ele almalı.
Kitabı takip edip internetten arayıp buldum. 15-20 sayfa okudum ondan. Yaşadığım şoku iki dünya bir araya gelse anlatamaz. Hani boş dolu, şu bu o değil. Utanmayla özeleştiri ve empati karışık tuhaf bir yer durum bu. Arafla galu bela denen mitte , mitolojide gibi hiseettim. Ya da cehennem denen gibi ayrı dünyalar bellekler hissettim. Hani Lauraya açık büfe cennetin ön saflarında olmak deniyor ya. Bunu ve bunun bir tersini hissettim..
 Pek çok Atlantissel karma mı bu ne? çözümü izi felan da hissettim ama bu pek bireysel bir yorum olacak geçiyorum..
Sonra Cinsiyetçiliğin  bitirilmesi ve eleştirisi üzerine başka bir kitap buldum. Vikisosyalizmden bir sayfa buldum okudum. Bunun haricinde başka kitaplara da eriştim. Kadın direnişi kitapları. Bazı yerlerde bazı dil beni yordu. KH izi de olan şeyler de oldu ve..tersi.

 Ayrıca yukarıda belirttiğim Jineoloji kavramına da eriştim. İşin aslı bunların en sıcağı ve bana en ilham vereni ve yakın geleni Jineolojiydi. Onu biraz alıntılarla bir alt postta getirmek istiyorum.. Kavram da ve yazılanlar da Kızılderili dili ve Ana Tanrıça Kültü aklı gibi dediğim bir şey var.. Yani daha ileri gidersek Kasyopya Ana izleri mi diyelim...

Ama şunu söyleyebilirdim. Tüm bu okunanlardan bizlerin mışıl mışıl uyurken uyutulurken ya da birileriminin ve birilerimizin hızlı bir bilimsel bilgisel sosyolojik felsefe üretmeye giriştiklerini görebiliyorduk.
Neolitik çağı ve toprak doğa insanının modernleşmesi ve kentleşmesini temel alan bir yaklaşımla hızlı bir felsefe ve bilişsellik örgütlemişlerdi. Uyanıklardı ya da uyanıyorlardı. Bizlerse uyuyorduk. Aklıma Kasyopya'nın karanlık bilgiden korkar demesi geldi ve dedim ki kendi kendime acaba bu doğa insanı kentliye ve modern insana göre doğalı ve uyanık bilinçli olduğu için mi çatışma var ve oralarda Kapitalizm eliyle bu dahil yerleşik ve doğal kültürün tabanın yıkımı parçalanmsı ve bireycileştirilmesi, birey ayrıştırması işine mi girişiliyor.
Çünkü Babil öyküsünün bize anlattığı biçimde dil bellek ve zihin kopmaları ve ayrımları yok gibiydi. Kızılderili topluluğu gibi bireyci mülkiyet izi ve doğanın ve benin mülkiyeti izi ayrıydı ve azdı. Olabildiğine bireycileğe bölünmemişlerdi ya da tersini arayış vardı.
Taa Neolitik çağ da gibiydiler... Ve bazı yazılarda Kızıl Adamın bireysel mülkiyeti bilmemesi gibi izler ve bir doğalılık izi taşıyordu.
Yani bir an o bölge de olanı Kızılderili kültürünün talanı imhası gibi gördüm , buna benzer şeyler düşündüm ve denedim. Bunu asla Kürt özelinde söylemiyorum hatta Alevilik ,iran Aleviliği ve doğal kültürlülük ve doğalılık topraklılık deneni öne koyarak bunu söyledim ve söylüyorum..
Tabi yorum genişletilebilir, farklılaştırılabilir...
Ama sonuçta Kızılderili kültürüyle çatışan beyaz gibi orayla çatışma algılayan bir modern kültür gördüm. Gördüğümü söyleyebilirim . ya da modern kültürün bunu tehlike olarak alışı..

-Jineoloji postu ile devam edecek-
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#52
JİNEOLOJİ ÜZERİNE ALINTILAR VE ÖRNEKLEMELERİ 1

(Jineoloji kavramına nerden gireceğimi bilmiyorum. Çok fazla kanallama ya da bilinç var gibi. Buram buram Kasyopya Anaymış gibi.. ya da Şafağı Getirenler gibi mi diyelim? Kasyopya okumuş olabilirler mi? ya da Şafağı Getirenler
Az önce tesadüf bulduğum bir alıntı...)

 
Alıntı YapZamanın mekandan kopuk, yaşandığı an'la izah edildiği, bu an'ın sadece yazı, tablet, duvar kabartmaları ile bugüne taşındığı bir tarih anlayışına itirazımız var. Elbette bu birikimi önemsiyoruz. Ama biz ayrıca tarihin tıpkı zaman gibi canlı olduğuna inanıyoruz. Zaman nasıl akıyorsa tarih de tıpkı zaman gibi akıyor. Zaman nasıl bir önceki anın sonucu ve bir sonraki anın köküyse tarihin de dünden bugüne toplumsal hafızamıza işlendiğini ve genetik haritamızda bir süreklilik halinde aktığını düşünüyoruz.[/u]yaşamımızın akışında bize yön veren bir zaman, bir mekan, bir hafıza olarak değerlendiriyoruz.

Birbiri ardına düz çizgisel şekilde eklemlenmiş olaylar ve olgular yığını olan tarih anlayışının zamanın ruhuna ters olduğunu iddia ediyoruz. Eril düz-çizgisel zaman anlayışına karşı dişil döngüsel zaman diyoruz. [/u]

An'da yaşamın akışına anlam katmak kadar, zamanın kaynağında bir kazıya girişerek geleceğe akmak istiyoruz. Anafatma kültlerinde, peri masallarında, Mem u Zin aşkında, dengbejlerin stranlarında, yeni yıl ritüellerinde ve daha nice gerçekte kaybolan hakikatimizi bulmayı, evren ile olan bağımızı yeniden kurmayı hedefliyoruz. Böylesi bir kazıya Jineoloji ile hep birlikte başlamamızın anlamlı ve özgür yaşama atılacak adımlardan biri olduğuna candan inanıyoruz.

Nitekim toplumsal, zamansal, mekânsal bütünlüğün hücrelerine kadar parçalandığı bir çağda yaşıyoruz. Bilim adı altında parçalanan bu bütünlük toplumsal yaşamın mekan ve zamanla olan bölünmezliğini de tehdit ediyor. Hakikatinden kopartılan yaşam adeta alarm veriyor. Sadece insan yaşamında değil, tüm canlı ve cansız doğa yaşamında bu çığlığı duyuyoruz. Tükenen kaynaklar, aşırı nüfus artışı, zaman ve mekandan kopan yaşam, nükleer silah stokları, anlamını yitiren ahlaki bağlar, tükenen canlılar, tükenen diller, birbirine yabancılaşan insanlar yığını... Daha da sayabileceğimiz tüm bu felaketlerin kaynağında matematiğe ve yasaya dayalı mantığın yer aldığı ise aşikar. Evreni ve onun akışı olan zamanı canlı bir organizma olarak ele almaktan ziyade hükmedilmesi ve kesin yasalarla kontrol edilmesi gereken bir olgu olarak ele alan zihniyetin kaynağını doğru çözümlemek büyük önem taşıyor.

Özellikle tarihi yazının bulunmasıyla birlikte başlatan ve bunu Sümerlere dayandıran, ondan önce ilk toplumsallaşmayı da içeren insanlık tarihinin yüzde 98'lik bölümünü görmezden gelen yaklaşımın bugün bilimci zihniyetin de temelini oluşturduğu bir gerçek. Sümer rahiplerinin zihniyetinin bugün bilim adamların da sürdüğü ise tartışma götürmez. Yoksa aslında evren için çok kısa sayılabilecek böylesi bir zaman diliminde yaşanan felaketleri başka nasıl anlatabiliriz!!

Zamanı olmayan hiçbir varoluş olmadığı gibi zamanın da bir oluş olduğu artık tüm farklı düşünceler tarafından kabul ediliyor. Yine her varoluşun kendine ait bir zamanının olduğu da biliniyor. Ama bu farklı oluşların birliğinin olmadığı yada olmayacağı anlamına gelmiyor.

Mekan açısından ise zengin bitki örtüsü, su kaynakları ve hayvanların varlığına beşiklik eden toplumlar daha güçlü bir zemini oluşturuyor. İnsanlığın bugün kaybolan hakikatini kutuplarda değil de Mezopotamya'da araması da mekanın zaman ile olan birliğini ve belirleyiciliğini ortaya koyuyor. Nitekim bugün tüm dünya güçlerinin savaş stoklarıyla yığıldığı Mezopotamya'da esas savaşın, hakikatini arayan demokratik uygarlık güçlerinin yani kadınların, halkların, kültürlerin, inançların ve daha bir çok gücün tarihte ilk defa kendi sistemini oluşturmaya doğru gidişine engel olmak temelinde olduğunu belirtmekten çekinmiyoruz.

Hakikatini mitolojilerden dinlere, felsefeden bilimlere kadar tarihin her döneminde farklı yöntemlerle arayan insanın özgür yaşamdan bu denli uzaklaşmasını doğru izah etmek önemli. İnsan düşüncesine hükmeden ya/yada bağlacı dahi kendi başına öznel-nesnel, idealist-materyalist gibi bölünmeleri ifade ediyor. Bunun yerine ve/veya şeklinde birbiri ile bağlantılandıran ve ikilemlerin ayrılıklarının derinleştirilmesinden ziyade bağlantılarının güçlendirilmesini esas alan yaklaşımlar daha belirleyicidir. Kapitalist uygarlığın kendisini sistemleştirmesinde büyük rol oynayan bu ikilemlerin soyut bir tarih şeklinde ele alınması da mevcut iktidarlarına hizmet etmektedir. Ancak Demokratik Modernite'nin tarih anlayışının yaşamın içinden, iktidarların değil kültürel tüm değerlerin biriktiği somut bir tarih anlayışı olduğunu düşünüyoruz.

Jineoloji olarak ayrıca demokratik uygarlık güçlerinin özelde de kadının karanlıkta kalan, tüm değerlerini yeniden gün yüzüne çıkarmayı, her varoluşun farklılıklarına saygı duymak kadar aralarındaki bağlantıyı güçlü kurmayı ve kapsayıcı bir yerden tarihe bakmayı hedefliyoruz. Doğru bir yerde durduğumuza dair sezgimizi de en çok kadının doğayla olan bağında, evrensel eril zamanın dışına adet döngüleri ile hissediyoruz. Nitekim canlıların yaşamına baktığımızda döngüsel zamanın dişiliği ifade ettiğini, çizgisel zamanın ise erilliği ifade ettiğini görürüz.

Döngüselliğin kökeni kadının adet döngüsü olurken, evrensel eril zamanın dışına kadının ay ile birlik olan adet döngüleri ile çıktığını hissederiz. Tam bilmesek de döngüselliğin kökeninin menestrasyonu ifade ettiğini sezeriz. Kesin, belirlemeci ve ilerlemeci olan eril zaman anlayışına karşı böylesi bir zaman anlayışı hayata, doğaya, topluma dair herşeyi kapsadığı gibi onların farklılıklarını da en çok koruyacak ve geleceğe akıtacak bir nehir olacaktır diye düşünüyoruz.

Kadının tarihini yeniden yazmak gibi bir amacımız olduğu gibi bunu ne kadınları varolan tarihçiliğe eklemek şeklinde yapacağız ne de sadece kadınları tarihe yazmak temelinde ele alacağız. Esasında varolan tarihsel çerçeveyi sorgulayarak, bugüne kadar kadının varolan tüm birikimlerini esas alarak toplumun ve yaşamın yeniden inşasını Jineoloji olarak üstleneceğiz. Yanlış anlaşılmasın Jineoloji derken sadece belli kesimlerin denetiminde olan bir bilim anlayışından bahsetmiyoruz. Bilakis her şeyi kendinde merkezileştiren ve toplumdan tarihten kopan bilim anlayışının yarattığı felaketleri hep birlikte teşhir edeceğiz.

Burada Jineoloji derken yaşamın içinde olan, toplumsal hafızanın şifrelerini çözme kararlılığı ve arayışında olan, bu konuda doğduğu yörede var olan bir kültün, bir geleneğin, bir ritüelin tarihin yaşayan bir hücresi olduğunun bilincinde olan, tarihe kadınların gözünden bakmayı başaran ve bunun anlamın ta kendisi olduğunu hisseden her bireyin, her birimin, her grubun, her klanın ve her araştırmanın Jineoloji'nin bir parçası olduğunu belirtmek istiyoruz.

Ruhları bedenleri toprağa karışan ve soy ağacımızın kökünü besleyen insanların ardılı olduğumuzu ve toplumsal hafızanın bizde devam ettiğini unutmayalım. Çünkü yaşadığımız anın gerçek anlamını ancak böyle verebiliriz. Bu şekilde Jineoloji öncülüğünde girişeceğimiz kazıda zaman, mekan ve toplum ile birlik olan insanlar olarak ne kadar değerli olduğumuzu daha derinden hissedeceğiz.

Her şey hakkında fikri olan ama hiçbir şeyi tam bilmeyen kuşakların çoğaldığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden zamana en fazla anlam yükleme sorumluluğu olan kuşaklarız. Diğer yandan çağları, kuşakları iç içe tanıma, hissetme ve anlamlandırma şansını yakalayabileceğimiz gelişkin bir tekniğe ve bilme imkânlarına sahibiz.

Eğer arayışın tılsımlı kanatlarıyla uçmayı öğrenebilirsek! Tarih yaşadığımız anda sürüyor. Bunu en derinden Ortadoğulular bilir, hisseder ve yaşar. Anda tarih, tarihte an ve her ikisinde geleceğe yolculuğa herkesi davet ediyoruz. Sevgiden, özgürlükten, barış ve kardeşlikten, adaletten yana umudunu yüreğinde ve beyninde büyütmekten vazgeçmeyen herkesi...

https://jineoloji.org/tr/tarihe-jineoloji-ile-bakmak-2/
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Tgur

#53
Bu samimi çabalarına karşılık evvelce yaptığım bir yorumu buraya aktarmak istiyorum ama vaz geçiyorum çaba ve gayret baltalama durumuna düşmemek için ,özetle şunu belirteceğim,

O sevdiğimiz ve benimsediğimiz K. ana üzerinde yapılan çalışmalar sonunda araştırma yaptığımız veya yapacağımız her kadim bilgi üzerinde KH nin oynayıp oynamadığını kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz,yani bu bilgiler özel çabalarla karıştırılmış kaotik bir durumda mıdır yoksa orijini bozulmamaış saf ve temiz midir

Bu aktardığınız bilgi kümesi anladığım kadarı ile Sümerlilere kadar uzanıyor ama Anadoluda Göbeklitepe araştırmları tarihin yeniden yazılmasından falan bahsettiriyor zira Sümerlilerden eski bir tarihsel yaşam şekli üzerinde bulgularla çalışma var

Netice olarak senin gibi her masumane bilgi araştırmasının böyle bu aldığımız ve kabul ettiğimiz bilgi şemsiyesi altında akamete uğraması beni de çok yaralıyor ve çok ters geliyor olur mu öyle bir şey ben araştıracağım anlayacağım desem de L.ve ekibinin yaptığı seneler süren çalışmalar K.ları haklı çıkarıyor onlar yani K.lar 3 ve eskilerden çok 4. yoğunluk ve üzerine doğru odaklanın önerileri veriyorlar..

Göbeklitepe Orion ilişkisi ve astronomik bağlantılar,

http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/gobekli-tepedeki-semboller-astronomik-anlamlar-mi-tasiyor

http://thehiddenrecords.com/gobekli-tepe-taurus-bull


Dionysos

#54
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Bu samimi çabalarına karşılık evvelce yaptığım bir yorumu buraya aktarmak istiyorum ama vaz geçiyorum çaba ve gayret baltalama durumuna düşmemek için ,özetle şunu belirteceğim,

O sevdiğimiz ve benimsediğimiz K. ana üzerinde yapılan çalışmalar sonunda araştırma yaptığımız veya yapacağımız her kadim bilgi üzerinde KH nin oynayıp oynamadığını kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz,yani bu bilgiler özel çabalarla karıştırılmış kaotik bir durumda mıdır yoksa orijini bozulmamaış saf ve temiz midir

Bu aktardığınız bilgi kümesi anladığım kadarı ile Sümerlilere kadar uzanıyor ama Anadoluda Göbeklitepe araştırmları tarihin yeniden yazılmasından falan bahsettiriyor zira Sümerlilerden eski bir tarihsel yaşam şekli üzerinde bulgularla çalışma var

Netice olarak senin gibi her masumane bilgi araştırmasının böyle bu aldığımız ve kabul ettiğimiz bilgi şemsiyesi altında akamete uğraması beni de çok yaralıyor ve çok ters geliyor olur mu öyle bir şey ben araştıracağım anlayacağım desem de L.ve ekibinin yaptığı seneler süren çalışmalar K.ları haklı çıkarıyor onlar yani K.lar 3 ve eskilerden çok 4. yoğunluk ve üzerine doğru odaklanın önerileri veriyorlar..

Göbeklitepe Orion ilişkisi ve astronomik bağlantılar,

http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/gobekli-tepedeki-semboller-astronomik-anlamlar-mi-tasiyor

http://thehiddenrecords.com/gobekli-tepe-taurus-bull

Ben ordan bilgi veriliyor demedim ama kanallama denilebilecek literatüre benzer bir çok kavram ve iz var gibiydi.

Yani bunlar zaten kanal bilgisi formunda yazılmış şeyler değil, kişisel düşünceler oysa

Bu bir bilgi kümesi değil. Jineoloji kadın ve yaşam bilimi demekmiş.
Kadına, toğrağa ve doğaya dayalı bir bilim ya da hareket kuramı. Bir kaç alıntı daha alabilirim. Çıkış noktaları tarih boyu erk ve erkek egemen toplumların doğayı ve insanı hiçe sayan yaklaşımları. Modern bilimi ve bilgiyi ağır eleştiriliyor. Kadının toplumdaki rolü eleştiriliyor. Kapitalist modernite eleştiriliyor ve doğaya toprak insanına dönük yeni bir bilgi ve yeni bilim yapılandırması öneriliyor.

ama bence şunu gördük. Bir çok yanlış ve eksik kavram tabi ki barındırabilir. Oysa bizim okduğumuz metinlerdeki bir çok kavram ve eleştiri burada doğal olarak vardı.

Yukarıdaki alıntı tek bir alıntı ve bunu şu nedenle aldım. Bana olduğu gibi Şafağı getirenler metnini çağrıştırıyordu. Bunu belirttim. Bunu aldığım siteyi komple incelemiş değilim ve onlarca hatta belki daha fazla ayrı yazarında bağımsız ve özgün yazısı ve çabası var ve olabilir. Yani sanırım o anlamda yorumlayamayız.
Baştan 3 yazı daha okudum hepsi bu. Benim ilgimi çekmeye yeterliydi.

KH oynaması denene (eğer öyleyse) ben bir örnek vereyim..
Eril ve erkek egemen bilim diyorlar. Eril enerji doğrusal diyorlar, dişil enerji küresel ve döngüsel diyorlar. Buna benzer başka örnekler de var. İnsanı dişil ve eril diye bölüp kutupluyorlar. Mesela biz Kasyopya okuyoruz. Böyle bir şey yapıyor muyuz? Ben yapmıyorum. Mesela bize göre ve bana göre de bu bilgi tabanı tam uygun değil. Bunun gibi bir çok örnek olabilir. Bunu da bir kaç önceki bir yazımda ayrıca belirttim. Ama ben bunlara takılarak kavramı işlemedim.
Biraz daha alıntı alayım izninizle...

Bir de benim yaşadığım şu. Kendi bireysel çevremdeki modern örgütlü kadını biliyorum. Ney telaşında olduğunu.

Bir de benim asıl etkilendiğim şu oldu. Aşk ve seks kavramını hiç ediyorlardı.. Gerçekten de böyleydi..

Biz bir çok yer de yazıştık. Aşk kavramına gelince; bir çok filozof düşünür ve bilgili takımı bile geveliyor. İşin rengi değişiyor.
AŞk bir tabu. Diğeri de öyle..

Bence 4BH denenin kozmik bir esintisi var demeliyim o halde. Ne kadar ne bilemem. Ben bu kanal bilgisi formunda onun gibi bir şey ve bize bir bilgilendirme vb. asla demedim. Öyle demeye getirmedim.
Ama dürüst olalım...

Bakın ben bunlar kanallamalar ya da bütünüyle tamamen tertemiz kanallamalardır felan demiyorum. BEnce izleri var dedim. Bütünüyle öyle zaten demedim.
Okurken bir çok ego ya da denildiği gibi Kh izine rastlamış olabiliriz. Kavramı ve yazılanları böyle ele alma kistemiyorum. Yorumu okuycuya bırakıyorum. Biz-i çok rahatsız eden bambaşka ton da şeyler, alanlar ve yazılarda  görüp okuduğumuzu yazdım

Ama şunu soruyorum o halde.
Bu bilgi tabanı; şu bizdeki bilgi tabanı direkt onlarda olsa?

Aslında şunu da demedim bakın. Mitoloji ve kadim bilgi takibi yapalım demedim. Ben bu yukarıda sunduğum tabloya ve kavramlara doğal olarak Mitoloji okuması yaparken eriştim ve dikkatimi çekti.
Aslında benim sunumum da bakın bir Kürt özeli asla yok. Oradaki yerlişik doğa kültür tabanı, eski hafaza izi ve tarihi bellek gibi kavramları esas alıyoruz. Bunun dışında İran Aleviliği, İrandaki yerleşik müzik kültürü ve aile orkestraları gibi bir çok başka kavram da ilgimizi çekmişti. Ama dediğim gibi bu pencere İnanna-Gılgameş Enkidu araması ve araştırması üçgenin de açıldı... Ben onu anlattım..
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#55
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Dionysos
Bir kaç alıntı daha alabilirim.

Parça alıntılardır...

Alıntı YapKadın ve yaşam bilimi anlamına gelen jineoloji; verili olan günümüz sosyal bilim anlayışına karşı geliştirilmiş bir eleştiri...

.....

Dogmadan arınmış bilimin dinamik bir tartışma süreci istediği gerçeğinden hareketle 4 yıl önce eril/pozitivist sosyal bilim anlayışına karşı önerme olarak sunulan Jineoloji, ,

.....

Jineoloji batı feminizminin içselleştirilmiş birey algısından farklı olarak hakikati toplumsal eyleyiş içine yerleştiriyor ve özneyi kolektif olarak yeniden inşa ediyor"

.....

Bu noktada cinsellik ve aşk olgularının hakikate göre ele alınıp çözümlenmesi ve yeniden tanımlanması oldukça önemlidir.

.....

Bilgi ve bilimin tek amacı toplumun varoluşunu sürdürmek, korumak ve beslemek olabilirdi. Başka amacı düşünülemezdi. Uygarlık bu durumu kökten değiştirdi. Bilgi ve bilim üzerinde tekelini kurarak toplumdan kopardı. Toplum bilgi ve bilim yoksunu kılınırken, iktidar ve devlet güçleri bilgi ve bilimle alabildiğine güçlendiler. Bilgi üretenleri ve taşıyanları hanedanlıklara ve saraylara bağlayarak tekellerini sağlamlaştırdı.

....

Jineoloji, egemen erkek zihniyeti ve tüm paradigmasal süreçlerine köklü müdahale anlamını içermektedir. Jineoloji, bu anlamda epistemolojik bir süreci işaret etmektedir. Kadının kadın bilgisine dolaysız biçimde ulaşması, kendi bilgisinin bilimsel üretimini gerçekleştirmesi, kadın bireyselliği ve kadın toplumsallığını yeniden oluşturacaktır.

.....

Üstü örtülen bir tarih

Erkek iktidar sistem tarafından doğal bir soy sürdürme, toplumsal doğayı-yaşamı devam ettirme eylemi olan cinsellik, kadını sömürgeleştirerek tüm toplumu sömürgeleştirmenin temel bir iktidar silahı haline getirilmiştir. Aşk yalanlarıyla bu silah daha da etkili kılınmış, ortaya vahşet bir kadın soykırımı çıkmıştır. Erkek iktidar sistem, sömürgeci ve vahşi karakterini aşk maskesi takarak örtbas etmeye çalışmış ve çalışmaktadır. Bu biçimde beş bin yıllık tecavüz kültürünün üstü örtülmektedir. Kapitalist modernite ile daha da tırmanışa geçen, tecavüz, cinayet, dayak, küfür, şiddetin her biçimi sevgi ve aşk sözcükleri ile karanlıkta tutulmaya çalışılmaktadır. Kapitalizm hiçbir dönemde olmadığı kadar kadını kapsamlı bir sömürgeleştirmeye tabi tutmaktadır. ,,

......

Sosyal bilimlerin devletçi zihniyetin bilgi yapılarından beslendiğini ve kendisinin de erkek egemen sistemin devamlılığını sağladığını binlerce pratikte görebiliyoruz. Dünya genelinde sosyal bilim temsilcilerini ve onların bilgi üreten mekanlarının sayısını düşündüğümüzde yaşanan doğa katliamlarına, kadın kırımına, savaşlara, yoksulluğa karşı sessizliklerini ya da bunları nasıl meşrulaştırdıklarını ele almak durumundayız.

......

Yaşanan tüm toplumsal sorunların tanımlanması ve bu sorunların çözümü konusuna kadın özgürlüğünü koyduğumuzda egemenlerin tekelindeki sosyal bilimlerin erilliğini daha açık ifade edebiliriz.

Kadının var oluş ve özgürlük sorunu sistemin tekelindeki sosyal bilimlerde ya hiç işlenmemekte ya da günlük birkaç kadının birkaç erkek tarafından şiddete uğraması olarak

......

Sistemin bilgi yapılarından beslenen ya da sistemin verili bilgi yapısını aşamayan sosyal bilimlerin tüm bilim alanlarının erilliğini meşrulaştırdığı açıktır.

.......

jin kelimesi kadın demektir ve yaşam anlamına gelen jiyandan etkilenmiştir.
Sebepsiz olmasa gerek bir varlığa isim koyarken başka bir varlıkla ilişkilendirmek...
Kadınla yaşamın bağı aslında kadınla doğanın ilişkisine götürüyor bizi. İnsanlık tarihinin yüzde 98'lik bölümünü kapsayan bu süreçteki zihniyetin animizm yani canlıcılık; yani yaşamdaki tüm varlıkları kendi gibi canlı görme ahlakı karşımıza çıkıyor.

İnsan, bir kuş kadar; bir ağaç, bir nehir, bir yıldız kadar değerli. Hiçbir varlık diğerinden daha değerli değil. Hiçbir varlık diğerini ötekileştirmiyor, tahakküm kurmuyor, onu kendine göre adlandırmıyor.

.........

Yaşamı körelterek egemenliğini meşrulaştırmayı ve sürdürmeyi hakikat olarak gören erkek egemen zihniyetin ilk saldırdığı varlıklar doğa ve kadın olmuştur

Doğayı kendi için yaratılmış bir nesne gören bu zihniyet kadını da kendi için yaratılmış bir köle görmektedir. Özne nesne ayrımının, sömürü zihniyetinin üzerinde şekillendiği ilk varlık doğa, tecavüze uğramaktadır.

.......

Kapitalist moderniteyi reddeden bölgelerde yaşayanların hikâyeleri, klamları, toplumsal ilişkileri doğayla bütünleşerek sürmektedir.

...

Günlük olarak binlerce yıllık ataerkil kurum ve anlayışları dönüştürmemiz gerekiyor.
Diğer önemli bir konu ise kapitalist modernitenin çok yönlü saldırılarılar yaratmak istediği toplum kırıma karşı toplumu savunabilme görevidir. Bu konuda da sorunların olduğunu ifade edebiliriz. Kendi kültürel ve tarihsel mirasının bilincinde olma, toprağı ve kültürüne bağlılık yerine kapitalist modernitenin yaşam kültürüne özendirme temelinde ... üzerinde yoğun bir özel savaş faaliyeti yürütülüyor. Yaşanan ağır savaş ve savaşın yarattığı travmalar üzerinden göç ve mültecileşme ile insanların Avrupa'ya özendirilmesi karşısında da bir mücadele yürütülüyor.

...

Kapitalist modernitenin yarat�tığı dünyaya bakın; yaşam her yönüyle kirletilmiş, insan insan olmaktan çıkartılmış. Kadını sahte, erkeği sahte, tarih ve dinler, kutsal kitaplar iktidar yalanlarının araçları haline getirilmiş. Ahlak, vicdan ve adalet gibi toplumsal değerler başta olmak üzere iğfale uğramayan tek bir de�ğer bırakılmamış. Ben insanım diyen biri böyle bir iha�net zemininde nefes alabilir mi? Dipsiz ve karanlık bir kuyunun dibindeki biri için, kuyudan çıkmak için uzatılan ip ne ise, benim için de gerçek odur. Nasıl ki kuyunun dibindeki insan can havliyle bu ipe sımsıkı sarılıyorsa, biz de gerçeğe öyle sarılmalıyız. Umut dediğiniz şey de budur, gerçeğin yarattığı farkına varma, bilinçlenme ve bunun aydınlanmasında geleceğe yürüme gücüdür. Bunun iradesinin ve eyleminin açığa çıkmasıdır.

----

Yalnız dünya güzellikleri ile rahat olamazsınız. Kirli ruhlar rahat değiller. Çağın olanaklarından yararlanıyorlar, ama rahat değiller. Rahatlığı emecek bir ruh yok. Çünkü vicdan sorunlarını çözmüş değiller. Çok iddialı olanlar birkaç ipucu yakalayabilirler. Zihniyet ve ruhsal dünyanızda ciddi sorunları yaşıyorsunuz. Büyük bir vicdan, ahlak ve kültür devrimine ihtiyacınız var. Acıları ve sevgileri doğru temelde anlamanız için büyük bir vicdan devrimine ihtiyacınız var. Bu coğrafyada kan kültüründen sevgi kültürüne nasıl geçiş yapılır? Ayrılıkçılığın, aşiret, kabile ve milliyetçilik zevkinin doğurduğu vicdan sorunları nasıl aşılır? Filistin'de de yaşanan budur. Ortadoğu Rönesansı ile biz bunu açmaya çalıştık. Mezopotamya kültüründe bu mümkündür. Eskiler 40 yıl çile çekmek derler. Benim 40-50 yıllık yaşamım çile çekmedir.
İnsanın vicdan ve yürek devrimi olmazsa güçlü olmayacaktır. Vicdan devrimini doğru anlamadan, güçlü politika yapamazsınız.

Özgür bir insan olmak için sürekli bir gelişmenin sahibi olmak gerekiyor.

---

Seks, spor ve sanat alanlarının bilinçli olarak küresel sermaye tarafından içi boşaltılarak en etkin toplumsal ajan kurumlara dönüştürülmeleri, son dönemin topluma karşı en etkili savaş hareketleri olmalarına yol açmıştır. Bu değerlendirmeyi sunarken, şüphesiz kendi öz varlıkları itibariyle cinsel, sportif ve sanatsal etkinliği mahkûm etmiyoruz. Tersine, toplumun esenliği için büyük bir etik değer temelinde bu alanların toplumun hizmetinde değerlendirilmeleri demokratik uygarlığın temel görevlerindendir.

Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Tgur

#56
Dürüstlük üzerine
Şu polemik konusuna hayatım boyunca girmek istemedim zira fiziksel bu hayat dramında etki tepki uygulamasını yaşamına monte etmiş insanların başına ne gelmişse bu davranışı sergilemek yüzünden gelmiş ve maalesef gerginlikler pozitif düşünsel nezaketin kırılması yolunda epeyi mesafe kaydetmiş ve yakıp yıkmalara savaşlara kadar uzanan bir hal dünyamızın vaz geçilmez davranış durumlarından olmuştur ,kısaca dünya bireyleri savaş tacirleri ve emperyalist düşünceler KH tarafından da beslenip çok az elit kısım ve bu eliti düşüncesizce ve bilgisizce beslemeyi doyurmayı hayat zanneden toplumlar halinde ikilemi  yaşayan beşeriyet haline gelmiştir,

Bu girişi neden yaptım ,kardeşimiz bir alıntı yapmış ve ben de K. Ananın bilgilerini andırıyor şeklinde bilgiyi bağlamasına kapılıp bu husustaki fikirlerimi biraz genişleterek evvelki bir yorumumu tekrarlamak vurgulamak maksadı ile bir şeyler söylemişim ve arkadaşımız bunun böyle olmadığını belirtmek maksadı ile izaha girmiş yanıldığımı belirtmeye çalışmış ,buraya kadar her şey güzel,

Fakat sondaki "dürüst olalım" ifadesini yapıştırınca bendeki o yılan kardeşliği tarafından da insanlara özel usullerle DNA mıza konmuş olan çatışma bombasını harekete geçirdi ve kendi kendime de hayret ederek bahsettiğim etki tepki mekanizmasının işlediğini görmekteyim ve kendimi de bu arada seyretmekteyim, kınamaktayım ben bu tuzağa nasıl düşerim diye ,sonra derin düşünceye dalınca bende bu bombayı harekete geçirecek ne olabilir ve sonunda buldum "dürüstlüğüme toz kondurmama",

Evet, biraz sizlere göre daha uzunca geçirdiğim bu hayatımda tertemiz bir kristal ihtimamıyla muhafaza ettiğim şey işte bu "dürüstlük ",

Bu kıymetli mücevherime yapılan her olumsuz davranış benim de pek işlemiyor diye övündüğüm  etki tepki mekanizmamı harekete geçirdi DNA daki tuzak bomba patladı anlayacağınız,

Sonuç olarak bu tuzağı etkisiz hale getiriyorum yani  karşılıklı zannettiğiniz sözlü konuşmaya devam etmek niyetinde değilim , uzatma taraflısı hiç değilim polemiği sevmemem bu yüzden ,zaten pek yapmadığım için beceremem ,gladyatör çatışmalarına meraklı seyircilerin oluşmasından da hiç hoşlanmam zira kurulan tuzağa düşen olmak ve olanlar yaratmak istemiyorum

Sevgiyle kesiyorum..


bozadi

#57
Dionysos, forumda daha önce de gündeme getirdiğin jineoloji konusu ilginç ama bana çok da çekici gelmedi doğrusu. Feminist bir tınısı var. Kadınların sorunlarını kadını erkekten yalıtarak ve adeta erkeğe karşı cepheleştirerek çözme iddiasında gibi. Bu pek akıllıca görünmedi bana.

Bir diğer sorun, jineoloji konusunda "yetkili/kurumsal" görünen web sitelerinde doğrudan ve dolaylı yollarla Apo güzellemeleri ve PKK propagandası yapılıyor olması. Devletin Kürtlere karşı terör suçları işlemiş olması, PKK'nın ABD ve İsrail başta olmak üzere global faşist güçlerin dümeninde hareket eden azılı bir terör örgütü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. HDP içinde ve hatta PKK içinde gerçekten hak-adalet arayışı içinde bulunan, gayet pozitif eğilimli veya potansiyelli bireylerin mevcut olabileceğinden şüphe duymuyorum ama bu durum yine de PKK'nın ABD-İsrail faşist güçlerinin güdümünde sayısız vahşi terör eylemi gerçekleştirmiş faşist bir örgüt olduğu gerçeğini değiştirmiyor bence.

Jineologların çalışmalarının erdemli, güzel tarafları vardır mutlaka ama bu forumda temel olarak ele almaya çalıştığımız meselelere katkıda bulunmaktan ziyade zorlaştırıcı etkiler yapması çok daha muhtemel bir konu/grup gibi görünüyor.

Dionysos

#58
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Dürüstlük üzerine
Şu polemik konusuna hayatım boyunca girmek istemedim zira fiziksel bu hayat dramında etki tepki uygulamasını yaşamına monte etmiş insanların başına ne gelmişse bu davranışı sergilemek yüzünden gelmiş ve maalesef gerginlikler pozitif düşünsel nezaketin kırılması yolunda epeyi mesafe kaydetmiş ve yakıp yıkmalara savaşlara kadar uzanan bir hal dünyamızın vaz geçilmez davranış durumlarından olmuştur ,kısaca dünya bireyleri savaş tacirleri ve emperyalist düşünceler KH tarafından da beslenip çok az elit kısım ve bu eliti düşüncesizce ve bilgisizce beslemeyi doyurmayı hayat zanneden toplumlar halinde ikilemi  yaşayan beşeriyet haline gelmiştir,

Bu girişi neden yaptım ,kardeşimiz bir alıntı yapmış ve ben de K. Ananın bilgilerini andırıyor şeklinde bilgiyi bağlamasına kapılıp bu husustaki fikirlerimi biraz genişleterek evvelki bir yorumumu tekrarlamak vurgulamak maksadı ile bir şeyler söylemişim ve arkadaşımız bunun böyle olmadığını belirtmek maksadı ile izaha girmiş yanıldığımı belirtmeye çalışmış ,buraya kadar her şey güzel,

Fakat sondaki "dürüst olalım" ifadesini yapıştırınca bendeki o yılan kardeşliği tarafından da insanlara özel usullerle DNA mıza konmuş olan çatışma bombasını harekete geçirdi ve kendi kendime de hayret ederek bahsettiğim etki tepki mekanizmasının işlediğini görmekteyim ve kendimi de bu arada seyretmekteyim, kınamaktayım ben bu tuzağa nasıl düşerim diye ,sonra derin düşünceye dalınca bende bu bombayı harekete geçirecek ne olabilir ve sonunda buldum "dürüstlüğüme toz kondurmama",

Evet, biraz sizlere göre daha uzunca geçirdiğim bu hayatımda tertemiz bir kristal ihtimamıyla muhafaza ettiğim şey işte bu "dürüstlük ",

Bu kıymetli mücevherime yapılan her olumsuz davranış benim de pek işlemiyor diye övündüğüm  etki tepki mekanizmamı harekete geçirdi DNA daki tuzak bomba patladı anlayacağınız,

Sonuç olarak bu tuzağı etkisiz hale getiriyorum yani  karşılıklı zannettiğiniz sözlü konuşmaya devam etmek niyetinde değilim , uzatma taraflısı hiç değilim polemiği sevmemem bu yüzden ,zaten pek yapmadığım için beceremem ,gladyatör çatışmalarına meraklı seyircilerin oluşmasından da hiç hoşlanmam zira kurulan tuzağa düşen olmak ve olanlar yaratmak istemiyorum

Sevgiyle kesiyorum..

Ben aslında yine belirttim yine belirtiyorum.
Bizim Kasyopya üzerinden erişerek öğrendiğimiz ve sonrasında sistemle çatıştığımız kavram ve içeriklere kendi bilinçleri, bilgileri ve felsefe yordamları ile erişmişler.
Ben bunu dile getirdim.
Aslında dile getirilen ne tek başına Jineoloji kavramıydı ne de başka bir içerik...

Ama bakın diyorum ya.
Bize duygusal, hormonal (aslında kimyasal) denilen aşk, sevgi, cinsellik tabusu başta olmak üzere
Modern bilimle çatışıyorlar
Modern toplumun dinamikleriyle..
Bunlar hayret vericiydi
Benim için hala da öyle
Seks kavramını nasıl yere vurduklarına ve çaldıklarına, ne dediklerine bakın. Ben hala hayretler içindeyim. Bin kez hayret içindeyim.
Hiç bir kurumsal bilgilendirme hiçbir felsefe bana böyle bir bilgi vermedi.
Hiç bir kurumsal öğreti de felsefe de yok.
Ben bu kavramları orada buluyor ve bulmuş olmamın doğal şaşkınlığını dile getirdim

Bana sorulursa bilişimleri 4 ya da 6 BH tabanlı.
(Şu yorumu ekleyelim. Dördüncü yoğunluk enerjilerinin bir bölümün ya da biçimini temsil eden bir grup gibi bir yorum var celseler de. Bulursam ekleyeyeyim..
Bu 4B sinerjisi. Bu kaçınılmaz.  )

Jineoloji alanında bulduğum kimi yazıları okurken Kızılderili Beyaz diyaloglarını okuyor gibi hissettik... Bunu biliyoruz. Kadın diliydi.
Ben bu şaşkınlığı gizleyemem.
Diğer taraftan ben de bunu asla siyasi bir polemik konusu olarak getirmedim ve ben de bunu yapmak istemem.
Bende ki doğal duygu ve düşüncelerimi açtığımı düşünüyorum..

Bir de şu var. Bu benim için son yıllarda kişisel merak ve çatışmalarla üzerinde durulmuş bir konu bu.
Ama daha dürüst olacaksak şunu söyleyebilirim. Tıpkı Kasyopya metninde üç-kez kenara atıp sonra elime alışım gibi gidip onları bir kaç kez okudum baktım sonra ve durdum düşündüm.

Benim buradaki asıl örneklemem çok çok iyi bakılacaksa şu idi. Doğa da yaşayan bir şahinle insan yanında yaşayan şahin farkı.
Burada şahin yerine başka bir kavram konulabilir.
Az önce burada kendi içimizde aynı şeyi tartıştık. Bir kediyi köpeği ele alalım. Doğa da yaşarken duyuları özgürdür. Sonra 3 nesil beş nesil insanla bir ev de  yaşadığını varsayalım. Doğa da av yaklayamaz. Yön ve koku duygusu körelir. İnsanın durumunu biz az önce buna benzettik. Bunu derin derin tartıştık kendi içimizde. Ve bizim getirip sunduğumuz asıl kavram siyasi bir polemik değil bu idi. Doğa duyuşu... Doğa tabanlılık kavramı. Bunun bağı ballığı bağlamı. Bunun kendi..

Ben de kemdim toprakta doğdum. Hayatımın ilk yılları ve büyük bölümü doğa da geçti.
Çocukluğum bambaşkaydı...

Ki ben aslında açık düşünceler duygular verilirse sevinirim ama bir şey diyemedim

Her neyse laf lafı açıyor ve kovalıyor o halde bende sevgiyle kesiyorum...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#59
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Dionysos, forumda daha önce de gündeme getirdiğin jineoloji konusu ilginç ama bana çok da çekici gelmedi doğrusu. Feminist bir tınısı var. Kadınların sorunlarını kadını erkekten yalıtarak ve adeta erkeğe karşı cepheleştirerek çözme iddiasında gibi. Bu pek akıllıca görünmedi bana.

Bir diğer sorun, jineoloji konusunda "yetkili/kurumsal" görünen web sitelerinde doğrudan ve dolaylı yollarla Apo güzellemeleri ve PKK propagandası yapılıyor olması. Devletin Kürtlere karşı terör suçları işlemiş olması, PKK'nın ABD ve İsrail başta olmak üzere global faşist güçlerin dümeninde hareket eden azılı bir terör örgütü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. HDP içinde ve hatta PKK içinde gerçekten hak-adalet arayışı içinde bulunan, gayet pozitif eğilimli veya potansiyelli bireylerin mevcut olabileceğinden şüphe duymuyorum ama bu durum yine de PKK'nın ABD-İsrail faşist güçlerinin güdümünde sayısız vahşi terör eylemi gerçekleştirmiş faşist bir örgüt olduğu gerçeğini değiştirmiyor bence.

Jineologların çalışmalarının erdemli, güzel tarafları vardır mutlaka ama bu forumda temel olarak ele almaya çalıştığımız meselelere katkıda bulunmaktan ziyade zorlaştırıcı etkiler yapması çok daha muhtemel bir konu/grup gibi görünüyor.

Benim burada ilgi çekici bulduğum yukarıda da belirttiğim gibi bizim yıllaryılı okuyarak araştırarak en son Kasyopya gibi bir kaynağa erişmeyi başararak açıktan sorgulandığımız bir çok hakikatin (sistemdışı kavramın) orada paralel bulunuşu idi. Bu bulunuş aslında bildiğim kadarıyla modern literatür ve terminoloji de başka hiç bir grupta yok. Ben şu an sadece Kasyopya, Quantum Future ve onları biliyorum.
Şimdi bu cümle sonucunda verebileceğim başka yorumlarda var ancak çatışmacı bulunacağı kaygısıyla bunu bekletmek istiyorum. Beni şaşırtan bu dediklerim idi.

Jineoloji kavramının kendini bir ilgi olarak sunmadım. Ya da direkt ilgi olarak onu ve kavramı sunmadım. Asıl bu hayreti sundum. Paralellik denileni sundum. Bu şaşkınlığı sundum.
Kaldı ki bir ihtimal de şu. Kavramı üretenler-den bazıları bizimle aynı metne temas etmiş olabilir ya da olmayabilirdi
Bunu bilmiyoruz şimdilik.

Feminizmden farkını kendileri şöyle açıklamışlar..

Jineoloji batı feminizminin içselleştirilmiş birey algısından farklı olarak hakikati toplumsal eyleyiş içine yerleştiriyor ve özneyi kolektif olarak yeniden inşa ediyor"

Öznenin kolektif inşası denilen sanırım farkı açıklıyor.
Bu feminizmden çok bir AnaTanrıça kültü gibi bir hareket. Ya da Anaerkil denilen çağ ve dönemlerin arayışı gibi. Doğa ve kadın bağından sezgisel bilgi kurmak, kimi işlere anne eli deymesi ve kadın eli deymesi gibi. Yine istenirse alıntılarla da bu açılabilir ama gerek var mı?

Şimdi kavram öncelikle dünyaya kadın eli deymesi anlamı taşıyor. Ben yeterince incelendiğini, anlandığını ya da şu aşamada henüz objektif ya da derinlemesine bakıldığını da düşünmüyorum ya da afaki bulunduğunu ,hayali görüldüğünü ve kavram - durum  hakkında önyargı ya da ikilem benzeri çatışkılar çelişkiler taşındığını düşünüyor ve öngörüyorum..

Kadını erkekten yalıtıp yalıtmadıkları konusunda ben bir yorum verme adına kendimi yeterli ya da ilgili de görmüyorum şu an ama tek bir hatırlatma. Bu erkeklere de ders olarak akademilerde ve okullarda okutuluyor.
Kaldı ki bana kalırsa benim bir yorumum olarak yıllardır kadın ezen sistem birazda erkek ezsin. Bir kaç zaman erkek ezsin. Bu aradaki farkı çatışkıyı tazelesi ndengelesin ve aşsın. Karma olur. Denge olur.. Be nyeni bir toplum önersme toplumua bunu önerir miydim?
Ya da kimi kadınlar bunu üretip getirse ne derdik acaba?
Alın sizin de Kadın sosyolojisi biliminiz olsun demedik sanırım onlar üretmiş gibi görülüyor.
Ben kavramı tuhaf bir biçimde aynını birebir Batıya tutup örtüştürmeyi böyle düşünemyi öneriyorum. Örneğin Almanya da İngiltere de doğsaydı?

Bir de şu yorum var. Eskiden doğurgan kadın cazip görülerek erkek rahipler eşek derisinden rahim yapıp tanrılara yakarırlarmış.  Biz buna rahim hasedi ya da doğurganlık üretkenlik eksiği/eksikliği hasedi diyoruz..

Apo evet bir kaç yazı da reber (rehber öncü gibi sanırım bilmiyorum) kimi yazıda da özgürlük yoldaşı adıyla/mahlasıyla anılmış ve kullanılmış bunu ben de sonradan farkettim ve başta ben de herkes ya da aslında her beyaz türk özgeçmişli kimliği gibi tuhafsadım, yadırgadım ve rahatsız edici buldum ve evet bir ölçüde de rahatsız oldum kendi içimde. Ben dürüst biriyim. Hatta tek öznenin ileri liderleştirmesi gibi ya da Eril formda kullanılan önderlik kavramı anlamında da aynısını söyleyebilirim. Bu onların kendi sorunu olmalı.
Ben kişinin, kurumun, durumun, sempatizanı değilim. Ama kendi adıma şunu net söyleyebilirdim ki kavramı yani Jineoloji-yi pek sevdim, sıpsıcak buldum , kendime de yakın buldum tuttum. Bana sorulursa 41 yıllık yaşantım ve Kasyopya dan sonra duyduğum en güzel şeylerden biri bu haber. İlham verici bir fikir bu. Umut ve ilham vericiydi. Sevindim. Bunu bulduğuma sevindim.
 Ben bunu belirtilen örgüt ya da kişi adına sunmadım ya da ona dair bir subjektif bir tutum eki parantezi ile sunmadım.  Benim için de ilk bakışta kimi metinde reber apo geçmesi tuhafsanır ve yadırganır bir şey. Ben duygularımı dile getirdim.
Şimdi kavramın kendini birebir inşa eden ne pkk ne de apo değil sanırım ya da ben bu böylesi bir ilgiyi esas-hedef almıyorum, yoluma bakıyourum  o anlamda.
Kaldı ki ben bunun/bunların karşı yorum ya da savunmasını vermesi gereken kişi-yer değilim sanırım. Bu durum birincil benle ilgili değil. Artı ben yorum için de pkk ya da apo adı geçen bir yorum almadım sunmadım. Bununla ilgi bir yorum vermedim belirtmedim.
(buraya yazdığım parantezi de sildim özel istenirse ayrıca vereyim)
Ama kişi hapiste yasal ceza sürecinde diye biliyorum. Kurumsal örtüştürmeyle ilgili bağdaşlık? bilmiyorum..
Bana dair değil. Durumu örtüyor gibi.
Yani bunlar onların iç sorunları. Olmlaı,. Sanırım. Kavram bizimle ilgiliyse bizim sentezimiz bizimle ilgili olur kanısındayım, emin değilim

Yazılanlarlarda link dahil yasaya aykırı bir şey varsa silinebilir.
(....)

Bir gün kavramın tasarımcıları ve ilgilileri ile yüzyüze iletişilir , buluşulur ve tartışılırsa tabi ki daha güzel olur..
Kimbilir forumumuzu ziyaret eder ve Kasyopya okurlar ve daha içten sıcak bir açıklama yapmak isterler. Belki her ikisine de (Kasyopya ve Jineoloji) bizden önce aşina okuyucumuz vardır da bilmiyoruzdur katılmak ister. Belki yargılama çemberimizden korkuyordu ve suskundu. Kimbilir.
Yani sadece olasılıklar anlamında bunu söylüyorum. Sınırsız olasılıkla düşünmek anlamında da denebilirdi.
Belki Laura da bir gün Jineoloji öğrenir ve çok sever. Kadınsı bulur..
(Jineolog'a soruş: İngilizce dergi basyor musunuz? Ya da kitap benzeri içerik var mı?)
Bunu merak ettim Laura Jineoloji öğrense ve bir celse de kavram tümden incelense ve işlense ne olurdu?
Bunu inanın merak ettim.
Her neyse arkadaşlara yazışıp sevdirebilirsek onlara Lauraya birebir iletişim kurulması teklifimi ben bizzat kendim şahsen önereceğim. Umarım fırsatım olur. Bakalım iletişim deniyoruz deneniyor zaten.
Ben bu Laura'nın Nordik'lerinin kim olduğunu hala çok merak ediyorum, ..

Aslında ben dediğim gibi Jineoloji'nin kendinden çok bu okumaların içindeki sistemdışı bilgi tabanını ve barındırdığı kavramları ve parallellik dediğimizi sunduk.

Anlaşılmak istiyoruz. Empati bekliyoruz

(Yazma tabanıma uymayan empati suskunlukları o halde..)

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi
Jineologların çalışmalarının erdemli, güzel tarafları vardır mutlaka ama bu forumda temel olarak ele almaya çalıştığımız meselelere katkıda bulunmaktan ziyade zorlaştırıcı etkiler yapması çok daha muhtemel bir konu/grup gibi görünüyor.

bu forumda temel olarak ele almaya çalıştığımız meselelere katkıda bulunmaktan ziyade

bu cümleye karşın söylemesi gereken şeyi bilmiyorum
belki de paralellik ve ya da paraleli paralel yapılandırma ama dışında tutma uygun kavramdır ama bilmiyorum

Sınırlanmış bir daireye ondan daha büyük bir daire halka sığdırılamaz demek durumunda bırakılırız

Katkı nedir?
Belki de katkı katılmak, katılım ve katılımcılıktır.

şimdi 'bu forumda temel olarak ele almaya çalıştığımız meseleler' imiyle oldukça ve bir hayli zaman geçirdik ve bu zaman tuhaf bir biçimde bize söylenmesi gereken o büyülü cümleleri vermedi diyebiliriz. Belki de siz bununla yeniden zaman geçirmek isterdiniz.


zorlaştırıcı etki

Buna da öyle

buna zaman ve okuyucular hatta mümkünse gelecek karar versin diyorum geçiyorum o halde
Yani bizim de akşamüstü oturup tabla başında bunu soracak bir Kasyopyamız olsaydı keşke değil mi  bozadı

Bilmiyorum

Tek bildiğim postun beni bir hayli yorduğu
zaman geçirdiğim
Bu foruma yazma aralığı ve yazım biçim/biçi-ş umudumun yalpalı yansıması ve büzüşümü  gibi bir ikilem ve dalgalarla birlikte

Belki Jineologlar bizi ziyaret ederler ve katkılarını kendi tartışırlar
Ben kendilerinden çok şey alıp öğrendiğimi ekleyerek sonlandırmak istiyorum

Saygılar.:
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com