Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 11 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

memed

#1215
Tgur  ; Herhangi bir yanıt gelmedigi zaman okunmadıgınızı düşünebilirsiniz .Ancak ben eskileri hatırlatmanızı ve yorumlarınızı zevkle okuyorum . Odaklandıgınız konularda çok degerli .

Tgur

#1216
memed, teşekkür ederim ilginize,

Bu son zamanlarda tıp bayramında tıp mensuplarına yapılanları gördükçe tek dünyasal ve evrensel gerçek olan "birlikle buluşma" konusunda bilgiye verilen hassasiyet en yerinde verilmiş bir karar olmakta ,bizim de acizane bu sitede çabamız bıkmadan bu konuda uğraşmak kendi bilgimizi genişletmeye çalışmak..


memed

#1217
Bana oldukça ilginç gelen bir video paylasmak istiyorum.

Umarım sayfada Rusça bilen birileri vardır ,altyazı olsa dahi Rusca bilen birisinin direk cevirisini tercih ederdim.

Rusya Devlet Baskanı Putin'in bir söyleşisi . ABD baskanlık sisteminin ,secilen kişilerin insiyatifi dısında ,baska baska kişilerce yönlendirildigini anllattıgı bir video .

https://twitter.com/i/status/1503465656288792578

'' "Bir kişi seçildiğinde bazı fikirleri olabilir. Sonra çantalı insanlar geliyor, iyi giyimli, benimki gibi koyu renk takım elbise giyiyor.kırmızı kravat hariç, siyah veya lacivert kravat taktıkları için.
Bu insanlar nasıl olduğunu açıklamaya başlıyorlar.
İşler yapılır ve anında her şey değişir.
Her yönetimde olan budur."

Bu arada bu alt yazı ve ceviri dogru mu bilmiyorum .Eğer dogru ise imayı hissettiniz mi ?

memed

#1218
Ya da ben  öküz altında buzagı arıyorum :)

Tgur

#1219
YORUMLAR XIV

S: (L) KH gruplarının, evet dünyadaki herkesin KH olduğunu biliyoruz, ama, şu daha ağır KH gruplarının bir zamanlar bu cihaza sahip olduğunu, sonra onu kaybettikleri veya kontrolünü kaybettikleri tahminini ifade etmiştik daha önce. Bu doğru mu? 
C: Evet. 
S: (L) Nasıl kaybettiler? 
C: "Kaybolmaktan" ziyade "alınıp" emniyetli bir yere götürüldü.
S: (L) Kim aldı?
C: 4. yoğunluk BH misyonu. 
S: (L) Şu anda arayanlar kim? 3. yoğunluk KH mi, yoksa 4. yoğunluk mu? 
C: Her ikisi. 
S: (L) Eğer 3. yoğunluk bir cihazsa, 4. yoğunluk varlıklar onu neden istiyor?
C: Her iki boyutla da bağlantısı olan bir cihaz.
S: (L) Eğer 4. yoğunluk KH teknik olarak o kadar ilerilerse, neden başka bir tane yapamıyorlar? 
C: Bu cihaz bilinç ile ayarlanıyor. Öyle bir frekansta ki, KH yetenekleri böylesine bir kesinlik üretemiyor. Frekans genişliği çoklu olasılık vektörlerini kapsıyor. KH dar bir frekans aralığında faaliyet gösterir. 
S: (R) Yani yenisini yapamıyorlar, ama kullanabilirler. Yapılmış olanı bulmaları gerekiyor. (L) Bu mümkün mü? (A) Bilinçle mi çalıştırılıyor? (L) Çalıştırılıyor demediler, ayarlanıyor dediler. [bu konunun tartışılması] ...Ayarlanıyor derken, yaratımın ayarlanması mı, yoksa cihazın çalışma için ayarlanması mı? (ç.n. cihaz yoluyla yapılan bir yaratım mı kastediliyor?) 
C: Yaratım. 
S: (A) Yani bir kez ayarlanınca, ayarlanmış oluyor. (R) Evet. Ve eğer bizim bilgisayar simülasyonumuza benziyorsa, benzer frekanslara maruz bırakılarak ayarlama yapılıyordur. (L) Veya kendi ürettiği frekanslar yoluyla. Ama KH'lerin onu görüp göremediklerini anlayamadık henüz. O cihazı bulamama nedenleri, ya bir frekansla veya birşeyle korunuyor olması, ya da cihazın nerede olduğunu bilmiyor olmaları. Doğru mu? 
C: Çoğunlukla. Genel bir fikirleri var. 
S: (L) Cismin kesin yerini tespit edip ele geçirmelerini önleyen şey nedir tam olarak?
C: Oklüzyon. (ç.n.: örtme/kapatma)
S: (A) Oklüzyon nedir? (R) Sanırım...
C: Frekans çiti.
S: (R) Konuştuğumuz şeye de benziyor bu. Eğer aynı frekansta değilsen, bu... (L) Veya cismin etrafını belirli bir frekansla çevreliyorlar ve KH'ler o frekansı delemiyor. (R) Bir anlamda görünmez oluyor. (L) Ama yine de bir şekilde bir bölgeyi veya birşeyleri belirleyebiliyorlar. Ama bu bir gürültü veya benzer birşey olabilir. O kadar çok gürültü var ki, sinyalin kesin yerini belirleyemiyorlar. Bu insanların sürekli peşimize gelmelerinin nedeni bu mu? Bu şeyi bulmalarına yardım etmemizi mi istiyorlar?
-----------------------------------------------------------------------------
S: (Galahad) Şu anda grubun deneyimlediği en büyük sorun nedir?
C: Duraksayan frekans dalgaları.
S: (L) Grubu tekrar harekete geçirmek için ne yapabiliriz? 
C: İrade ve bilgi gerektiriyor. Siz paylaştığınızda onlar da irade bulurlar, eğer bulunacak irade varsa.
S: (A) Paylaşmamız gereken bilgi nedir?
C: Görememelerinin veya yapamamalarının kasıtlı duraksamadan meydana geldiği.
S: (Galahad) Bunu açabilir misiniz?
C: Sonradan tüketilecek bir gıda olarak bir frekans çiti içinde depolanıyorlar.
S: (A) Biz de o çitin içinde miyiz? Yoksa biz farklıyız?
C: Çok. 
S: (L) Bizim durumumuz çok farklı yani? 
C: Evet. 
S: (L) Bizi farklı kılan nedir?
C: Görüyor ve yapıyor olmak.
S: (L) Eğer bir ağımız varsa, farklı insanlar farklı şeyler yapıyorlar. Farklı seviyelerde bulunuyorlar. Bu konuda bunu da göz önünde bulundurmamız gerekmez mi? 
C: ABD'den ayrılmadan önce siz de kötü durumdaydınız, hatırlıyor musunuz?
S: (Galahad) Bu saplanıp kalma durumunu aşabilirler mi?
C: İsterlerse.
----------------------------------------------------------------------
S: (Joe) Albümün için bir isim buldum: Laura Canyon! (gülüşme) (L) Sanırım bunu seçeceğim ..... (PL) Demek Laurel Canyon'daki o gruplar, the Mamas and the Papas gibi şarkıcılar, o gruplar finansal olarak destekleniyordu, çünkü müzikleri yoluyla dinleyiciler üzerinde bir tür büyü yapıyorlar, onları manipüle ediyorlar, negatif bazı duygular uyandırıyorlar, öyle mi? 
C: Büyüleyiciler. ("spellbinders") 
S: (Keit) Belki filmler hakkında sorabilirsin. (L) Ne gibi? (Keit) Filmlerle ilgili olarak Laurel Canyon'dan bahsediyorduk ve aynı etkiyi görmüştük. (L) Laural Canyon filmleri mi yapılmış? (Keit) Orada laboratuar var ya. (Allen) Laurel Canyon'un tepesindeki CIA laboratuarı. (DD) Şu tuhaf Laboratuar ..... (Allen) Hepsi aynı şeyin parçası. (PL) Bazı korku filmleri yaptılar. 
C: Evet. Hepsi aynı programların parçaları. 
S: (PL) Dinleyicilerde sadece genel negatif duygular mı üretiyor, yoksa daha belirli, kötü amaçlara yönelik mesajlar mı? 
C: Daha belirli... 
S: (Joe) Parçalanma. (PL) Programlanmış bazı katilleri tetiklemek veya benzer amaçlar için mi?
C: Bazı durumlarda. "Çavdar Tarlasında Çocuklar"ın sesli bir versiyonu gibi. (ç.n.: bir roman)
S: (C  ) Çavdar Tarlasında Çocuklar mı? (Allen) John Lennon'ı öldüren adamın o sırada elinde bulunan kitapmış. (L) Gerçekten mi? (Joe) Sirhan Sirhan örneğine de benziyor. (DD) Bunun bir tür MKULTRA tetiklemesi olayı olduğu söyleniyor.
C: Pek çok program için pek çok tetikleyiciler. Şimdi bunların pek çoğunu iptal edecek araçlara sahipsiniz.
S: (L) "Pek çoğunu iptal edecek araçlar" mı? (PL) Karşı müzik. Karşı sinyal. (L) Bunun bir Müzik Grupları Savaşı olacağını mı söylüyorsunuz?! (gülüşme) 
C: Anladın! Kozmik bir seviyede de öyle! 
S: (L) Çok garip. (PL) Tetikleyicilerden biri katiller için. Ama bunun, spesifik kötü amaçlardan sadece bir tanesi olduğunu söylediler. Diğer spesifik kötü amaçlardan örnekler verebilir misiniz? İnsanlarda intiharı tetikleyebilirler mi? 
C: Evet. 
S: (Joe) Genç insanların beynini etkileme... (Keit) Psikopati ve şiddet gibi. ... (Allen) Bu kadar ciddi olmayabilir de. Frekans çitinin, müziğin bir parçası. 
C: Frekans çiti! [Allen'ın konuşmasıyla aynı anda]
----------------------------------------------------------------------

Baştaki alıntı "ahit sandığı" işlevi ile ilgili ,onu evvelce de incelemiştik ,maksadım "frekans çiti" üzerinde biraz durmak ,

Frekans üzerinde bazı yorumlarımız olmuştu esasta onu takip eden bir konumdayız, var olmuş her şeyin kendine özgü frekansı var şeklinde,  bir alıntı,

"FREKANS VE ENERJİ
Frekans boşlukta veya madde içinde yayılan enerjinin titreşimidir. Bir yerden başka bir yere yayılan enerjinin sinyalidir.

Güçlü veya zayıf olabilir. Modern fizikte var olan her şey enerji olduğu için, var olan her şeyin bir frekansı vardır. Düşüncelerimizin yaydığı duyguların ait olduğu frekanslar vardır, ülkelerin, şehirlerin, doğanın, binaların, eşyaların ve tabi duygulardan oluşan insanların da frekansları vardır.

Örneğin korku, endişe, kendine acıma, kibir, öfke, üstünlük sağlama şikayet etme, saygısızlık düşük frekanslardır. Zeka, bilgi, rahatlık, cesaret, aktivite ise orta frekanslardır. Neşe, yaratıcılık, takdir edebilme, huzur, içsel hiza ve bütünlük, kabul yüksek frekanslardır.(
Frederick Dodson'ın yazmış olduğu "Levels of Energy" kitabındn bahsi geçen frekansların bilimsel değerleri de mevcuttur, bu konu ile ilgili tüm ayrıntıları bu kitaptan okuyabilirsiniz.)

Frekansı evrene yaydığımız titreşim dalgaları olarak düşünebiliriz. Evrenin dili enerjidir ve frekans enerjilerin titreşimidir. Yani yaşadığımız her olayı enerjimiz ve frekansımız ile yaratırız.
Enerjimiz bulunduğunuz frekanstaki benzinimiz gibidir. Yani frekansımız yüksek iken enerjimiz düşük olabileceği gibi çok düşük bir frekansta olup enerjimiz çok yüksek de olabilir. Örneğin tarihte diktatörlere bakarsak bunu daha net anlayabiliriz. A.Hitler kibir, öfke ve üstünlük sağlama frekansındadır ve bu frekans çok düşük bir frekanstır. Fakat Hitler'in enerjisi çok yüksektir.

Her frekans kendinden altta kalan frekanslara hükmedebilir ve kolaylıkla etkileyebilir, tıpkı öfke frekansındaki Hitler'in endişe ve korku hissine hükmedebildiği gibi.

Evrende olaylar ait olduğumuz frekanslara göre gerçekleşir. Evren biz hangi frekanstan yayın yapıyorsak o frekansa ait gerçeklikleri bize sunar.

Para kazanmak bizi korkutuyor ise veya hasta olursak ilgi göreceğimizi düşünüyorsak ya da aşkın imkansız olduğuna inanıyorsak ait olduğumuz frekanslar , korku, sevilmememe endişesi, değer görememe kaygısıdır ve evren bize tam olarak o frekansları verir. Yani biz para kazanamamayı, hastalığı ve imkansız aşkı deneyim olarak hayatımızda yaşarız.

Evrende bu nedenle iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin yoktur. Ait olduğumuz frekansları hayatımıza çekeriz hepsi bu. Evren enerji ve çekim yasası ile işler. Kendi cennetimizi de kendi cehennemimizi de biz yaratırız, kendi inançlarımızın bizde yarattığı duygular ile. Bu duyguların ait olduğu enerjileri evrene yaydığımız frekansları ile.""Alıntı Simya Noktası"

Buradaki daha çok KH yönünde kullanılan ve daha çok insanları belirli iş yapamaz psikolojik faaliyet üretemez yahut bir konuya takıp onun içinde bir nevi durdurup ruhsal gelişme yapamaz vaziyete sokmak,

Bunu gelişmemiş bilinç bazen kendi kendine de yapar onu "yankı odalarına" kapılıp orada kalıp ruhsal gelişmesini sabitlemek disosiasyon da olmak ta denmekte ,sahte ve rahat gelen duygusal durum ve verilmiş olan bilgilerin veya fantezilerin etkisi ile gelişmeyi reddetmek,duraklamak,

Frekans çitlerinin KH kullanımı ise çeşitli elemanlar uğraşılar ile mesela TV programları,filimler,müzik yoluyla kişileri bir nevi büyüleyip ruhsal olarak bir şey yapamaz hale getirmek,

Yapamaz hale gelmek bu frekans çiti denen KH veya kendimizce koyup yerleştirdiğimiz ve "ben bu durumda rahatım niye durumumu bozayım" şeklinde ve bolca da desteklenen yaşam şeklinin insanlara biçilmiş bir köstüm gibi giyip durmaktır, hatta o tip düşünenlere "bu adamların derdi nedir bizi devamlı tahrik edip kımıldatma yolunda ikazlarda bulunuyorlar" şeklinde serzenişlerde de bulunmaktalar,kınamaktalar,

Bu isteksizlik tekamül bilgisinin veya metamorfoz denen varlıkların genel ilerleme ve dönüşüm geçirme haline karşı ihanet eden  düşünce ve tavırdır,

Bir amino asit veya enerjisel dalga halinden insan haline gelmişiz anne baba okul eğitimlerinden geçmişiz veya eksik geçmişiz bedenimdeki ve etrafımdaki gözlediğim bir tohum halinden ilerlemiş büyümüş dönüşmüş varlıkların durumu da mı bizi uyandırmayacak, doğanın diğer unsurlarına değişen mevsimleri veya bitkideki yaprağın çiçeğin dönüşümüne bakın saksı içinde bile olsalar hareket halindeler,

Bu ilkel bilinç doğa ayrı ben ayrıyım diyen hatta doğayı düşman gören bilinçtir, oysa doğanın bütün işlemlerinden geçmiş ve kendisinin oradan oluştuğu gerçeği bilgi halinde ortada durmakta ,

"Doğa benden ayrı değil ben oradan şekillendim"

Çok basit bir ifade ile  anlatmaya benzetmeye çalıştığım budur,

İnsan olarak sorgulamada ve arayışta olmak en tabii var oluş şeklidir, buna kalkışanları kınamamak daha doğrusu kendimizdeki bu ataleti fark edip mevcut KH frekans çitini yırtmak elimizdedir,
Yoksa kilerde depolanan bir KH besinisiniz,

"S: (A) Paylaşmamız gereken bilgi nedir?
C: Görememelerinin veya yapamamalarının kasıtlı duraksamadan meydana geldiği.
S: (Galahad) Bunu açabilir misiniz?
C: Sonradan tüketilecek bir gıda olarak bir frekans çiti içinde depolanıyorlar."

Veya,

"C: Eğer senin aleyhine işleyebilen birşey hakkında bilgi sahibiysen, o zaman kalbinin savaşta olduğunu varsayarsak, savaşın yarısını kazanmışsın demektir."

Yeni bir ideoloji din kavram veya lider yaratılır ,bu duranların "çit" içine hapis olmuşların tapma duygusu dizginleridir ,o yönden istenen istikamete çekilir ve kapılanlar güya uygun bir yolda ilerliyorum sanırlar,

Tapınılarak gösterilen nihai yol 3Y e benzer güzellikler vaadediyor mesela yeşillikler altında çocuklar gibi koşturmak güzel çiçekleri koklamalar ve ab-ı hayat sularını içip mest olmalar ve hurilere nurilere el atıp cinsel hisleri tatmin ise ve iş buralarda bitiyor şeklinde ise o çittesiniz, aman dikkat fazla giderseniz dikenlere takılırsınız,

Çitsiz dikensiz yol kendi içine, özü ve hakikati keşfetmeye doğrudur..
Daha geçenlerde rüyamda bazı kişilerin yardımını da isteyerek beraber öyle güzel falan değil inişli çıkışlı hendekli bir arazi veya bölgede mekanlarda tuvalet aradım bulamadım..

Ve başka bir rüyamdaki sağlık ocağı hemşiresinin tuvalet arayışlarıma küçümseyici bir eda ile "anüsünüse bakın var mı" sorusu üzerine elimi alt tarafa attığımda hiç bir şey olmadığını ve mahcup bir şekilde uyandığımı hatırladım ,evvelce anlatmıştım,

Bunlarla anlatmaya çalışmamın  özü nedir,

Rüya halleri üst yoğunluklarda dolaşma hali de olabilir bu husus tabii ki kişinin içsel şuuraltı birikimlerinin dengelenmesi haliyle beraber gelmiş olduğu, almış olduğu bilgiler, öğretici durumlar ve inancı tahtında   oluşturduğu farkındalıkta olayları değerlendirebilmesiyle mümkün olmakta,

----------------------------------------------------------------------
(L) Oo, ruh parçalanması! Bunun hakkında bir soru oluşturabilir misiniz? Ya da, Keit, bu konuda uzman sensin. Bir soru sor. (Keit) Benim söylediğim şey temel olarak gerçeğe yakın mı?.. 
C: Çok doğru. Bir "zekileşme" örneği! 
(ç.n.: "çok doğru" diye çevirdiğim kısmın orijinali "pretty darn accurate". Normalde "pretty accurate" ifadesi bu anlama geliyor ama araya argomsu bir vurgulama kelimesi olan 'darn' sözcüğü eklenmiş. kasyopyalıların daha önceki celselerde de bu türden argomsu vurgulama kelimeleri ve ifadeleri kullandığı pek çok yer oldu. Ama her zaman bunların dilimizde tam veya yakın bir karşılığı olmayabiliyor. bu yüzden de daha düz veya resmi bir tarzda aktarmak zorunda kalabiliyoruz.) 
S: (Joe) Keit'i kastediyorsunuz, değil mi? 
C: Evet. 
S: (Joe) Teorin neydi? (L) Illion'un "Darkness over Tibet"inden, alçalan spiralden ve bunun bir seçim olduğundan bahsediyordu ve ... 
C: Daha iyi açıklayamazdık! 
S: (Scottie) Forumda bunu yazmış mıydın? (Keit) Evet. (Scottie) Bunu nasıl kaçırdım?? (A  ) Evet. (Keit) Bunun hakkında söylemek istediğim birşey daha var. (Joe) Ruhların parçalanarak tekrar primal atom haline gelmesi hakkında mıydı? 
C: Evet. 
S: (Allen) Tekrar açıklayabilir misin, çünkü ben okumadım. (Keit) Darkness over Tibet'ten bir alıntı yapmıştım. Yazar gelişimde iki ihtimal olduğunu söylüyor: yukarı ya da aşağı. Ve bir bireyin ruhunu kaybetme olasılığı var ama bunun bilinçli bir karar olması gerekiyor. Bu bir seçim. Ve bu karar zorla alınamaz. (L) Ama seni yıpratarak bu kararı aldırabilirler. (Keit) Kesinlikle, ve ben de kendimden örnek verdim zaten. Yaşamlarımızdaki travmatik deneyimlerimizin bizi aşağı doğru gelişimi seçmeye sevk edici bir etkisi olduğunu düşündüğümü söyledim. Ve bu aslında kendi varlık seviyemizin aleyhine birşey. Ruh için çok travmatik. Ruhu çarpıtıyor ve onu aşağı doğru bir konuma koyuyor. Bu olayın nihai sonucu ruhun parçalanması. Dünyada bu kadar çok acı ve patoloji olmasının nedeni de bu, çünkü bu durum ruhları seçmeye zorluyor ve manipüle ediyor. (L) Kendi doğalarının zıddına. (PL) Illion'a göre bir insan varlığı için en kötü şey, kendi ruhuna karşı günah işlemek. (Keit) Ve ruha karşı günah işlemek, kendi varlık seviyenin veya niteliğinin zıddına gitmek demek. Ve kendi iyiliğimiz adına, kendimizi narsist eğilimlerden vs temizlememiz gerekmesinin nedeni de bu. (DD) İnsan kültürüne bu kadar uyuşturucu yerleştirmelerinin nedeni insanları zayıflatmak mı? 
C: Evet ve transmarjinal inhibisyon prensiplerini de hatırlayın. (ç.n. transmarginal inhibition [TMI], wikipedia'da psikolojik bir terim olarak, "bir organizmanın güçlü/yoğun çevresel uyaranlara karşı gösterdiği tepki" biçiminde tanımlanıyor.) 
S: (L) Bu prensiplerden birine göre, normal şekillerde iradesi kırılamayan köpekler bile, cerrahi, hastalık veya benzer fiziksel travmalara maruz bırakılarak iradeleri zayıflatılabiliyor ve nihayetinde saptırılabiliyor. Yani işkence de bu sürecin bir parçası. 
C: Evet. 
S: (L) Ve biz şu anda bir işkence kültürü içinde yaşıyoruz. Ruh parçalayıcı bir kültür. 
C: Evet. 
S: (L) Yani, çarpıtılan, deforme edilen ruhlar var ve bu öyle bir noktaya gelebiliyor ki... Bu insanların pek çoğu, tanrının iradesini insanlara empoze ettikleri için cennete gideceklerini sanıyorlar. Mesih İsa'nın çarpıtılmış bir versiyonunu dünyaya dayatmak için her ne yapıyorlarsa, kendi kendilerini ruhlarının parçalanacağı bir duruma sokuyorlar çünkü sadece İsa'nın öğretilerine zıt gitmekle kalmıyorlar, kendi doğalarının da zıddına gidiyorlar. Bu insanların pek çoğunun iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ama otorite konumlarındaki ve kiliselerdeki yüksek konumlardaki patolojik bireyler, doktrinler ve patolojiler yaratan patolojik bireyler tarafından yavaş yavaş, giderek artan şekilde öylesine saptırılıyorlar ki, temelde ruhlarını şeytana satmayı kabul ediyorlar. (Joe) Acaba bu durum, buna doğrudan eşlik etmeyen, zihinleri çarpıtıldığı için bu duruma uyum gösteren popülasyonun sıradan üyeleri olan insanları da kapsıyor mu? Sonuçta gerçekleri görüyorlar. İşkenceyi, CIA'yı, işkence kamplarını görüyorlar... 
C: Daha yüksek bir amaca hizmet eden bir sessizlik için iyi bir neden olmadığı sürece, "kötülük" karşısında sessizlik, kötülüğe katılmaya eşittir. 
S: (Joe) Bu gerçekten ilginç, çünkü işkence ile ilgili tüm tartışmayı açıklıyor gibi. İnsanlara işkenceyi kabul ettirmeye çalışıyorlar. Ve CIA'nın işkence uyguladığı ve gerçekleri çarpıtarak insanları vicdani olmayan birşeyi kabul etmeye yönlendirdiğine dair ortaya sürekli yeni bilgiler çıkıyor. 
C: İşkencenin kabul edilmesi "canavarın işareti."
S: (DD) "24" gibi dizilerin popülerliğinin nedeni de bu olmalı. (Joe) İnsanları koşullandırıyorlar. (DD) O dizi aşırı popüler. (Joe) Tüm bu insanlar başka bir insanın uğradığı işkenceyi izliyorlar ve bundan neşe duyuyorlar. Ve eğer bu katılım ile eş anlamlıysa, o zaman bu insanlar o aşağı doğru giden spirale konuyorlar. 
C: Vahiy Kitabı'ndaki "ateş gölü"nü hatırlıyor musunuz? Kılıçla yaşayanların kılıçla öleceklerini hatırlıyor musunuz? 
S: (Keit) "Ateş gölü" nedir? (Allen) Vahiy'de İsa'yı kabul etmeyenlerin fırlatılacağının söylendiği göl. (Joe) Yani cehennem.
C: Ruh parçalanması.
------------------------------------------------
(DD) Parçalanan ruh ne oluyor? 
C: Primal madde. Döngüye en baştan başlama. Bilinç kazanmak için geçirilen milyonlarca veya milyarlarca yıl.
--------------------------------------------------------------------

İfadelerimde sahte kişiliği kaldırdığımı görüp şahsen kendimi takdir ediyorum, evet arada kendini de sevmek var yoksa bu frekans çitlerini nasıl aşacağız, kaykılıp kalırız,

Bir üstteki konuyu kapatıp bu günlük yeter bitireyim dedim bu parça gözüme takıldı ve hayret etmeye lüzüm yok sanki birileri ile beraber yazıyormuşum bak burası da önemli gibi işaret eden bir his  ,

Rica ederim konumuz medyumik taraflarımı bulup parlatmak değil gerçekten bu halde bütün masumiyet ve samimiyetle uğraşan her kişiye olan bir haldir ,kişi "şimdi ben buldum ilham aldım" falan der geçiştirir,üzerinde durmaz, gerçekte o dilimizden düşürmediğimiz ve ispatlarını da kafama çarpa çarpa gördüğüm her şey birdir ve birbiri ile ilintilidir vizyonu ve bilgisi yeter ki aynı frekans uyumunda olma halinin yaşayışımızın her bölümünde kendini göstermesidir,

Konu celse yayınlandığında sanırım bazı dostlarla yorumlaşma olmuştu "ruh parçalanması" ve burada çok geniş ve açık bir şekilde açılıyor ve anlaşılıyor,

İnsanların hayvani hislerle kan görmeye ve parçalamaya aldırmayan  ve o dünya fauna bireylerinin  besin için çılgınca yaptıkları davranışlarını hiç bir insanca ilerlemeyi devreye almadan bunu uygun ve doğal görmelerini,

Hipodromlarda gladyatör vahşetlerini ,boğa güreşleri gibi halen devam eden zevk duyarak kan dökülmesini seyreden insanları düşünelim, bazı filim ve gösterilerde bu tip sahneleri zevkle takip etme işleri,

Ruhun tekamül etmeden parçalanmasına matuf hallerdir,insanca bir gelişme yok ve bunu uygulayanları kınamadan müdahele etmeden doğal karşılama kötülüğe karşı sessiz kalma,

Bazı tanıdıklarımız bu tip bilgisayar oyunlarına çılgınca bağımlıdırlar savaş oyunları kelle kesmeler bedeni parçalayacak silahlı atışlar yanımdaki komşu esnaf bunlara bağımlı idi ve çocuklarını da buna benzeyen davranışlarına ses çıkarmayıp onaylayınca müdahele ettim içindeki insani taraf kımıldadı herhalde bir şey söylemeden beni tasdik etti ve hiç olmazsa çocuklarını bu yoldan çevirdi,

Diğer yandan yeğenim bilgisayarı yeni öğrenirken bana da bu tip oyunları öğretmişti ve bir müddet o silahlı adam öldürmeler falan beni de cezbetmişti ,bir de gençliğimde asker olduğumu düşünün gençlere nasıl adam öldürülür öğretisi içindeydik,

Kısaca zihindeki hayvani iç güdüler kendini ara ara gösteriyor ve biz de yol veriyoruz, KH lik pek temizlenmemiş..

Quentin Tarantino nun "Pulp Fiction" filmini niye ilgiyle izliyorum, kan ve vahşet dolu,ama samimiyetle kendime baktığımda daha çok anlatımındaki zekayı gördüğümden belki,

Çit sınırındayız herhalde, oturuyoruz ve mabadımıza dikenler batıyor, acaba şu bilgi bizi salim bir hale sokar mı,zira içimizde yerleşmiş KH ile de mücadele ediyoruz ve savaşıyoruz, iç ve dış ile savaş,

"C: Eğer senin aleyhine işleyebilen birşey hakkında bilgi sahibiysen, o zaman kalbinin savaşta olduğunu varsayarsak, savaşın yarısını kazanmışsın demektir."

 "Savaşın yarısını kazandığımızı söylüyorsunuz ama görünüşe göre durum bundan daha zorlu. Başka birşey var. O ilk direnç nasıl aşılabilir? 
C: Boğayı boynuzlarından tutmak hayalde her zaman korkutucudur fakat hayvana yaklaştığında genellikle çöker ve teslim olur. 
S: (L) Bu sorumu yanıtlamıyor. Tamam, "hayvana yaklaşmayı" somutlaştırabilir misiniz? Çünkü herkes orada takılıyor gibi görünüyor...
C: Yoda'nın dediği gibi, deneme, sadece yap, azıcık bile olsa. Engel böyle aşılır. Kelebek etkisi, vs."

--------------------------------------------------------------------
(Horseofadifferentcolor) Uygunsa kişisel bir sorum var. 
(L) Sorabilirsin. 
(Horseofadifferentcolor) Büyük ebeveynlerim kısa bir süre önce öldüler ve gitmeleri gereken yere gittiklerini umuyorum.
C: Biraz tereddüt içindeler. Uygun bir geçiş için onlara güven verebilir, teşvik edebilirsin.
S: (Horseofadifferentcolor) Benim yüzümden mi gitmediler?
C: Kısmen. Bu yüzden onları rahatlatmanı tavsiye ediyoruz.
S: (Horseofadifferentcolor) Teşekkür ederim.

----------------------------------------------------------------------
Her zaman ağır ve zihnimizde takılan konular değil bazen böyle basit ama yine de biraz takıntılı dediğimiz konuların da üzerinde durmak lazım,

Ayırımcı ve bilinçte pek ilerlememiş kişi "ne demek ölmüş olanları nasıl ikna edebiliriz" "onlar gitti buradan nasıl müdahale olur", şeklinde  sorular içinde olabilirler,

Buradaki konuda başlangıç olarak her şeyin birbiri ile ilintili bir var oluş farkındalığında olmalı, böylece Lucifer Düşüşü olarak oluşmuş bu madde dünyasında olanların ruhun geri kalan yolculuk bölümlerinde hiç etkisi olmayacaktır ayırımcı düşüncesinden  sıyrılmak gerekli,

Üçlü beden trinitesinin var olmuş her safhada birbirine etki eden özelliğine de inanmışsak bu soruyu soran kişinin geçiş yapmış ebeveynine sadece içten bir ve inanmış bir düşünce ile ikna çalışmaları yapması gerek, buna çalışma diyoruz zira eğer ebeveyn bu inançlarda yani farkındalıkta değilse biraz uğraşı gereklidir ,

Mesela ebeveyn 5Y e gitmemişse astral alemde belki dünyada dolaşmaktalar ,belki evlatlarıyla ilgili bağın maddeten koptuğunu kabul edemiyorlardır ,diğer yandan bunu tetikleyen husus evlatların şiddetle sevgiyi ve bağları devam ettirme kopamama istekleri de olabilir ,

Onlara karşılaştıkları bu astralda olma ama maddeyle ilişki olamayan davranışlarında karşılaştıkları dehşet veya anlamayan durumlarına bilinen tavırlarla ispatlar sunulmalıdır, burada kalanların bu husustaki bilgileri ve inançları bu işe eşlik etmeli v.s. kısaca rahatlatılmalıdırlar,

Bu nasıl olacak gibi bir soru akla gelebilir konuşup anlaşacak böyle  maddi olarak imkansız bir durumda ,

Sadece ve sadece düşünce ile ,

Şu düşünce işinin ne kadar önemli ve var oluşun temel unsurlarından biri olduğunu bilirsek ve inanırsak dağ gibi ruhsal sorunların anlaşılmayan hususların nasıl çözüldüğünü de anlarız,

Çok konuştuk durum anlaşılmıştır,anlamayanlara anlayanların düşünceleri yardım eder..

--------------------------------------------------------------

(Nicholas) Gabor Mate'in ayahuaska kullanımına dair bir sorum var. Sorumluluk duygusu son derece gelişkin biri gibi görünüyor ve gerçekten faydalı olabilecek birşey bulmuş olabilir. Yaptığı şeyin tutarlı olup olmadığını merak ediyordum. 
C: Kendisininki dahil olmak üzere son derece umutsuz vaka ve durumlar üzerinde çalışıyor. Kendisinin yapmakta olduğu gibi bitki maddelerinin kullanımı, başka hiçbir şeyin işe yaramadığı ve zamanın çok kritik olduğu durumlarda başvurulan son çarelere benzetilebilir. Bazı durularda, ağrı döngüsünü kırmak için aspirin kullanmada olduğu gibi, bu tür şeyler bu tür bir döngüyü kırmak için bir kez kullanılabilir ve bir daha kullanılmasına ihtiyaç olmaması gerekir. Bu bir "resetleme" gibi düşünülebilir. Ama şunun farkında olun ki, gerçek ruhsal gelişim bu şekilde kazanılmaz. Ama eğer kişinin normalleşmek için bir "resetlemeye" ihtiyacı varsa, bu tür birşey faydalı olabilir.
-----------------------------------------------------------------

Yine uyuşturucu yoluyla ruhsal gelişim sağlanabilinir mi sorusuna geldik, iki tarafı keskin bıçak üzerinde yürümek gibi bir cevabı gerektiriyor,

Uyuşturucu eterik alemin kapılarını açabilecek özellikte ama onun sonrasındaki bedensel organik unsurların bu değişik maddeye, ot veya kimyasal ,sıkı fıkı bağlanması ve kişiyi maddeten manen esir etmesi ve ona kavuşmak için insani yollar dışına çıkmasının an meselesi olması ve bu husustaki örnekler gerçekten mide bulandırıcı,

Yukarıda bahsedilen normalleşmeyi sağlayacak bir resetlenmeye ihtiyacı varsa veya ağır ağrılar içinde seyreden bir hastalık evresinde mevcut ilaçlar bunu dindiremiyorsa çok sık olmamak üzere tavsiye ediliyor,

Ama ruhsal gelişim sağlayacağım böyle çok kolay oluyor denip bu işe sarılıp dayanılırsa yukarıda bahsettiğim denge unsurları bu otonom olmayan hali şiddetle zarar verici ve yok edici bir sefalete sürükler, kısıtlı bir döngü içine girip çıkamamanın ve etrafa böyle uygunsuz örnekler vermenin ruhsal gelişimle ilgili değil meczuplarla beraber bir hali olur,

Nerede ruhsal gelişimin verdiği olgun ve bilgece davranış..
----------------------------------------------------------------------

(Chu) Benim bir sorum var. Bu celsenin başındaki birşeyle bağlantılı... Dinozorlardan başlayarak, eğer insanlar tıpkı Roma medeniyeti gibi kendi başlarına bu kadar felaket getirebiliyorsa, geçmişteki komet çarpmalarının nedeni neydi? Benim teorim, bu işte başka birşey olması gerektiği yönünde. Ya bu olaylar o veya bu şekilde olacak ve insanlar çıldırıp garip davranışlar sergilemeye başlayacak, çünkü birşeyin geldiğini seziyorlar ve/veya muhtemelen... 
C: Siz bir deneysiniz! Evrimsel ilerlemenin devam etmesi gerekiyordu ve bu yüzden de dinozorların gitmesi gerekti! 
S: (Pierre) Bunu kitabında yazmıştın. Dinozorların yeryüzünden silinmesinin nedeninin evrimsel anlamında doğru yolda gitmemeleri olduğunu yazmıştın. Ve "doğru" evrimi destekleyen doğal bir reaksiyon meydana geldi... 
(L) Ve bizim yaşamakta olduğumuz şey de doğal reaksiyon. Dinozorlardan çok farklı değiliz. (Chu) Yani bunu kendimize çekiyoruz çünkü... 
(L) Yaşayan sistemin bir parçasıyız, ve... 
(Perceval) Ama bir anlamda da doğal değil... Çünkü ilk söylenen şey "Siz bir deneysiniz!" Yani biri gezegene insana dönüşebilen maymunlar koyabilmek için mi dinozorları sildi yeryüzünden?
C: Kısmen, evet.
S: (Perceval) Sürece yardım ettiler. 
(L) Evet. 
S: (Chu) İnsanlık başarısız olunca olayı çekiyor.. Eğer deney doğru yönde gitseydi, böyle birşey olmazdı, değil mi?
C: Çok daha iyileştirilmiş bir biçimde olurdu.
S: (Perceval) Sanırım burada önemli olan şey bizim bir deney oluşumuz. Yani mesele canlı sistemle ilgili değil. Üzerimizde bazı oynamalar yapıldı ve insan evrimini negatif yöne doğru çekmek üzere boyutlararası bir tür etkiye maruz bırakıldık.
----------------------------------------------------------------------

Deneydeyiz dediğimde bir çok bilincin bunu kolay zihnine yerleştiremediğini hissediyorum ,

Oysa mikro ve makro oluşun farkına varanlar insanları çeşitli konularda yaptıkları deneylerle aynı doğrultuda olduğunu anlayabiliyorlar,

Mesela klonlama ,mesela tüp bebek işleri DNA nın genetik açılımındaki boşluk olmayan özellikleri yaratma işinin artık insan ellerinde olduğu gerçeği değil midir,

Hele KH nın asırlarca yerleştirdiği bilgiler diye karmaşık hale gelmiş aldatıları bir tarafından tutturup dinsel doğma ve monoteizm karıştırmalarıyla saplanıp kalmış ve  bu takıntılı hallerle yorumlamaya çalışan yeni bilinçler için oldukça zor çözülecek bilgiler,

İşte bu kabiliyeti üst yoğunluk teknolojisine erişen bazı ruhların ele aldığı bir husus, deneydeyiz ve deney insanlarının gelmiş oldukları farkındalıkta işler daha negatif veya pozitif yolda yürüyor, tek anlaşılacak husus ,hangi bölümü tercih ediyorsunuz,

Kolayca seçim yapın diye derleyip toparlamaya çalıştığımda da izah eksiklikleri var ,

Deney ise olay neden hep KH usulleri yönünden gelişiyor, adeta deney mahlukları yani bizler neden bu negatif tarafa itiliyoruz gibi gözüküyor, mesela ırkların karıştırılıp kendi doğalarına biraz aykırı olan diğerleri ile uyuşması için neden böyle yabancılık çekme gibi ızdıraplı bir hal oluşturuluyor,

Özetle güçlük niçin insan olmayı kabul etmiş ruhların önüne hep sürülüyor,

Olayı kısa dalga döngüsünün zaman ve mekan lineer dürtüsü yaratan genel özelliklerinde aramalı ,neticede tekamül yani ruhların bu maddesel illüzyondan kurtulmaları uzun dalga döngüsünde de mevcut yani o dalgada bulunup yaşantıyı sürdürebilmek de, sıyrılabilmek de mümkün,

Konu bu yolu yani Lücifer düşüşü denen kısa dalgayı seçmenin zor olmasında yatıyor, zorlanan var oluşun daha mükemmel neticeler vereceği düşünülmüş ,tabii ki bu uygulama tamamen KH vari bir düşünüş Orion bölgesinde deney üstatları dediğimiz bölümde BH unsurları da var buna neden müdahele etmediler,

Evet burada BH karakteri hakkındaki hatırlanması icap eden müdahele etmeme yasası var ,karışma ama bir şeyler istenirse vermekten çekinme, burada bu düşmüş varlıklara yaptıkları gösterdikleri tek yol bilgi verme ve ruhların kendi gayretleriyle uyanıp farkındalık iplerine tutunma kararı,

Bunun da harikulade bir sonucu olacaktır kişi bilgi ve gayretle kendi özündeki gerçeği adeta eliyle tutup yakalayacak ,şöyle bir bakacak ve bütün bu işlerde kendisinin de rolü olduğunu anlayacak..

Zor yolla tekamüle gidiş..

KH ve BH nin bu işte müşterekliğini var oluşun bütün varyasyonlarını serbest bir yolda görme arzularında yattığını düşünüyorum  ve mevcut bilgi hazinesinin genişlemesi "sadece yap" işinin serbestçe kendi haline bırakılması,

Pek tabii ki bunlar 3Y e hasbel kader sıkışmış benim gibi bi çarenin mevcut doneler ve idrak edebildiği yüksek bilgiler tahtında  anlamaya anlatmaya çalıştıkları..

Ara..



memed

#1220


(Galatea) Son zamanlarda fazla aklın kötü birşey olduğunu düşünüyorum. Doğru mu?

C: Hayır
S: (Galatea) Neden?
C: Nasıl kullanacağınızı öğrenirseniz, beyin en büyük yeteneğinizdir.
S: (Galatea) Tamam, asıl dikkatimi çeken şey şu ki, bazen insanlar nasıl hissedeceklerini bilmiyorlar gibi görünüyor...
C: Sorun şovu yöneten bilinçaltı programlarında oluyor genellikle.
S: (Galatea) Yani sorun fazla akıl değil, kalbin görmezden gelinmesi.

Aklımızı ilüzyondan sakınmanın en önemli yolu ,beynimizi  '' keskin bilgi '' olan inanclarımızdan özgürleştirmek olmalı .

Son zamanlarda yaşananlar zekanın , algı ve incelikli bir ruhun rehberliğinde cok işe yarayabilecegini gösterdi bize . Son 2 yıldır ,korkunun insan aklını , zekasını nasıl esir aldıgını gördük .  Aklın zekanın düzgün işlemesinin yolu ruhun korkuya esir düsmemesidir. Tesla da olsanız kalbiniz korku ile doldugunda bir robota dönmeniz an meselesidir .Ruhumuz bir alıcı ise ,zekamız onun bir antenidir .

Bu zamanlarda yapmamız gereken en önemli seylerden biri diye düsünüyorum ; kalbimizi serin tutmak .
Gelecek kaygısı , iş korkusu ,kişisel korkular kaygılar .... Belki bu zamanlarda bir çogumuzu en çok zorlayan nedenlerden biri olmalı .

Pozitif bir değişiklik meydana getirmek için ne tür bir inanca ihtiyaç var?
C: Var olan herşeyle olan bağlantınızın doğasına dair tam bir kavrayış sizi oraya götürecektir.
S: (L) Zormuş. Peki bu nasıl yapılır, yani her şeyle olan bağlantını kavramak?
C: Meditasyon.

 Düzenli yapabilen beri gelsin !




------------------------------------------------------

Bu cümle için koca koca kitaplar yazılır :

C : Daha yüksek bir amaca hizmet eden bir sessizlik için iyi bir neden olmadığı sürece, "kötülük" karşısında sessizlik, kötülüğe katılmaya eşittir.

''  En büyük hasara, hayatta kalmaktan başka bir amacı olmayan, her türlü haksızlığa boyun eğen, teslimiyetçi sessiz çoğunluk sebep olur.

Zulüm ve haksızlık karşısında sessiz kalanlar mağdur değil, suç ortağıdır!   ''

 Sophia Magdalena Scholl (d. 9 Mayıs 1921 – ö. 22 Şubat 1943), Alman öğrenci ve Nazi Almanyası'nda Beyaz Gül adlı şiddet içermeyen direniş grubunun üyesi

--------------------------------------------------------
 '' evet arada kendini de sevmek var yoksa bu frekans çitlerini nasıl aşacağız, kaykılıp kalırız,  ''''


Bu zamanlarda kendini sevmek altın degerinde bir olgudur.
 Egoyu karıstırmadan ,kendini diğer insanlardan üstün görmeden ,varoluşunu sevmek ,bedenini sevmek ve teşekkür etmek !

Dinlerin en büyük şeytaniliği ,insanın kendini sevme mekanizmasına verdiği zarardır .Suçluluk duygusu , sadece bir kurban formu geliştirir .
----------------------------------------


Yani biri gezegene insana dönüşebilen maymunlar koyabilmek için mi dinozorları sildi yeryüzünden?

'' Jupiter Yükseliyor ''  filminden bir replik :
 
'' Dinazorlardan mı sözediyorsun ? ''

''Evet majesteleri , dinazorları yok eden bir gezegen imha silahıydı ve sizin türünüz tarafından evrimsel süreçte humonoid yapının egemen olması  için atıldı.Sizin ana gezegeniniz Oriondaydı . ''

---------------

Ve ne yaparsam yapayım  DENEY dendiği zaman zihnim duruyor !

Lokalize bir frekans deneyi örneği :

https://www.milliyet.com.tr/molatik/galeri/gizemli-dans-salgini-nedir-88933/4

Bunun gibi örnekler üzerine ne kadar konussak azdır !
 

memed

#1221
Yukarda birisi :

'' Dinlerin en büyük şeytaniliği ,insanın kendini sevme mekanizmasına verdiği zarardır .Suçluluk duygusu , sadece bir kurban formu geliştirir .''

demiş .  :)

Muhalif bir papazın acıklamaları :
  "Yeni Dünya Düzenine Direnenler, Tanrı'nın Yardımına ve Korumasına Sahip Olacaklar"

Başpiskopos Vigano, içinde yaşadığımız bu tepetaklak dünyada adalete ve gerçeğe susamış Katoliklerin, Hıristiyanların ve hatta inanmayanların yanında yer aldığı için ana akım medyanın ve küresel solun şeytani saldırılarının hedefidir. 
Başpiskopos bu özel mesajı The Gateway Pundit'te bizimle paylaştı:

Ben, sen ve ikiz kardeşin Jim dualarımdasınız. Sistem tarafından saldırıya uğramanız doğru yolda olduğunuzun kanıtıdır: azimli olun ve yılmayın. Savaştayız, savaşmalıyız."

Daha önce de belirttiğim gibi, herhangi bir totaliter rejimin, ilk başta hasımla alay ederek, onu kamuoyunun gözünde itibarsızlaştırmak için onu alay konusu yaparak her türlü muhalefeti meşrulaştırmaya çalışması tipiktir. Ardından, kişiyi patolojik veya psikiyatrik bakıma muhtaç olarak gayrimeşru hale getirdikten sonra, bir akıl hastanesinde hastaneye yatırılması gereken düşmanın zihinsel olarak dengesiz olduğunu öne sürerek. Son olarak, bu süreç tüm muhaliflerin tamamen kriminalize edilmesiyle sona erer. Bu şekilde rejim, tüm hasımlarını sivil toplumdan ayırmak için gerekli önkoşulları yaratır.

Devamı :  https://www.thegatewaypundit.com/2021/12/resist-new-world-order-will-help-protection-god-italian-archbishop-vigano/

Tgur

#1222

YORUMLAR XV

(Shijing) Uygunsa kişisel bir sorum var. Kızımla ilgili [???] konusunu düşünüyorum. Söylemiyor olabileceğim şeyler [???]. Bir tür [???] alıp alamayacağımı merak ediyordum. 
(L) Anlayan oldu mu? 
(Chu) Kızının sorunları var ve bu konuda herhangi bir tavsiye olup olmadığını soruyor. 
(Perceval) "Kızımla ilgili herhangi bir tavsiyeniz var mı?" demenin uzun bir ifadesiydi sanırım. 
(L) Oo, tamam. Shijing kızıyla ilgili herhangi bir tavsiye istiyor. [Tabla işaretleyicisi spiral çiziyor... Skype bağlantısından gıcırtılar ve ıslıklar geliyor] 
(L) Oo... Düşünüyorlar 
C: Kızının kendi alanına, kendi hayatına ve sağlıklı bir duygusal ortama ihtiyacı var. 
S: (Shijing) Tamam. Neyin benim kontrolümde olduğunu sormamın bir faydası olur mu?
C: Sorun da bu zaten: senin kontrolün. Sana geldiğinde bu kontrol eksik ama ona geldiğinde aşırı.
----------------------------------------------------------------------

Bu kısımda evvela soru açıkça sorulmadığı halde K.ların düşüncelere ve olan bitene nasıl yakın olduklarını görüyoruz, olayda bir sahtelik yok ve bu üstün teknoloji ortamına bizim de yoğunluk değiştirince ulaşabileceğimizi defalarca belirttiler,  insanın bulunduğu ortamdan bilgilenerek ve farkındalık yolunda gelişerek bir tekamnülün izleriyle gücün ne olduğunu , kilidi açacak anahtarın kendisinde olduğunu görmekteyiz,

İkinci olarak ebeveyn terbiyesinde evvelden de bahsettiğimiz evlatları kontrol etme hususunun dereceleri hakkında bilgilenme veya uygun tavrı seçme meselesi var,

Buluğ çağından sonra evlatlar serbest bırakılmalı mı yoksa aşırı dikkatle takip edilip yol göstereceğim diye her haline müdahele mi edilmeli, hassas bir durum,

Bence serbest bırakılmalı ,bunu tabii ki bu hayatında evlat sahibi olmayan olarak rahatça söyleyebiliyorum, zira kişinin kendini bulması için prangalarından kurtulmasını normal görüyorum ortada şekillenecek ve gelişecek bir ruh var ,kontrol olmadan seçimlerini ve bunlarla ilgili iniş çıkışları kullanacak bir iradeye ancak böyle sahip olunur,

Diğer yandan annelik ve babalık sorumluluğunu üstlenmiş ve evlat bağlantısı dediğimiz ebeveynlerin biraz da evlat davranışlarına hakimiyet ile beraber sahiplenme dürtüleri var bunun normal olduğunu kabul ediyorum onlara gelen her olumsuzluk canlarını yakar ve sakınmalarını arzu ederler ,ancak yaşam boyunca elde edemedikleri maddi ve manevi arzularını evlatlarında da görme isteği ile dizginleri çok sıkı tutmak var bunun da ne mahzurları olacağı bellidir,

İş bu raddede düşünülünce dengeli davranmak en uygun bir tavır oluyor, mesela çocuk uyuşturucu tehlikesine yanaşıp kötülüklere bulaşma durumunda müdahele etmek en doğru yol, hatta olayda ısrarlı bir tutum varsa adalete müracaat bile düşünülebilinir,

Diğer yandan her davranışa kontrol koymak kişinin gelişmesini önleyecektir ,kötü arkadaşlarla münasebet bazen gelişimde yaşamın bozuk taraflarının idrakini sağlayabilir,duyulacak ruhsal kırıklıklar kıskançlık ,aşk gibi duygularla haşır neşir olmak ve bunların etkilerini deneyimlemek karakter gelişiminin yaşamın dersler manzumesi olması halinin tezahürüdür,

Bunları anlatırken kendi çocukluğum aklıma geldi ,disiplinli bir zabit olan babam bir aralar daha doğrusu zırhlı birlik olayı orduya gelmeden evvel motosiklet bölük komutanıydı ve İstanbulda ben sepette ağabeyım selede Davutpaşa Ordu Kışlasına gider vaktimizi orada kıtada geçirirdik, yaramaz iki erkek çocuk,

Babam bize erlerin yattığı koğuşu gösterir ve o zamanlar ikinci dünya harbine girmekten kurtarılmış Nato denen tuzağa katılmamış veya yeni yeni teşne olmaya başlamış ,oldukça kıt bir bütçeye sahip olan ordumuzun durumunu bize gösterirdi,

Tahta ranzalar içi samanla doldurulmuş yatak ve yastıklar,çarşaf yerine ince bir kilim gibi olan "beylik" diye adlandırılan şey ve iki battaniye, karanlık bir ortam , zemin ise sertleşmiş toprak,bu şartları bize gösterir "oğullarım sizi hammal yaparım ama asker olmanıza müsaade etmem" derdi,

Zaman geldi ben Sultan Fatih zamanından kalıp bir çok defa mektep olarak kullanılan ve "Birinci Tekke" denen Davutpaşa Ortaokulunu bitirdim normal olarak o zamanlar "İkinci Tekke" denen Pertevniyal Lisesine gitmem gerekirdi (feyz veren okullardı bunlar) kendi kendime karar verip Kuleli As. Lisesine kayıt için müracaat ettim ,babam Güz Tatbikatlarında idi ve haberleşme bir iki ay aksamaktaydı ,yani o zamanlar cep telefonu hatta normal telefon bile bulunmazdı ,nasıl siz gençlere masal gibi geliyor , telefonsuz yaşanır mı hiç, böylece kendi çocuk halimdeki önemli ilk karar oldu,

Her neyse ,askeri liseye gidişim ve sağlık muayenelerimin çabucak bitişi ve okula kabulüm çok hızlı geçti ,o zamanda inanılamaz bir çabuklukla ,zira okulda yeni gelenleri kabul eden görevli zabit babamın sınıf arkadaşı imiş ve sağlık muayeneler için Haydarpaşa Askeri hastanesinde aval aval sıra beklerken ev sahibimizin baldızı hemşire imiş beni bulup elimden yakalayıp haftalarca süren muayeneyi bir günde bitirtti,

Şimdi düşünüyorum acaba bir evvelki hayatımda USA subayı olarak geçirdiğim devre çok kısa mı geçti ve karmik bazı eksikliklerim mi vardı çünkü USA mensubu binbaşı rütbesinde bir Alman U boat torpili ile Grönland Yakınlarında görevli olduğum ticari konvoy koruma gemisinde batırılmış ,ölmüştüm,

Ancak As. liseyi bitirince sınıf subayımız yanına çağırdı ve oğlum As. tabip mi olmak istersin yoksa As. Öğretmen mi veya Hakim mi,telefon falan yok ya ben babama anneme danışmadan hayır ben Harbokuluna gitmek istiyorum dedim ve zabit oldum, sonra eczacı fakültesinden mezun olup eczacı,

Böylece büluğ çağını yeni geçmiş bir çocuk olarak ebeveynlerimden evden kopup altmış beş senelik bir iş dünyasına atıldım ve yaşamı bu noktalara kadar getirdim,

Bunu neden anlattım,

Evvela yorum falan derken arada bazen konuların ağırlığı ve zihni çok çalıştıran yoran kısmı kesip es verip sakinlik dinginlik gerek okuyan ve anlatan için dinlenme denebilir, ancak bununla daha çok şu hususun dikkate alınmasını istiyorum,


Kaderi programın yürümesinde öz seçimler önemli demekteyiz defalarca yani bir başka gücün emir ve iteklemesi ile değil sizin kendi öz seçimleriniz,

 "Yok efendim o güç size bir kader yapar siz yaşarken seçimleriniz ile onu şekillendirirsiniz her şey fıtrattan ,"

Bırakalım bunları en azından başka yönleri de değerlendirelim, var oluşun her kademesindeki varlık bulunduğu ortam ve şartlara göre seçim yapar ve uygular ,bir sodyum atomunun bile başka bir mineralle iyonla birleşeyim işi kendi seçimlerine bakar yoksa milyarlarca yıl sodyum iyonu halinde kalır, başka bir güce teslim olmak yok ,

Ancak madde oluşumunda doğaya ve dış etkilere teslim var, o istisnayı anlatacağım,

Ne ekerseniz onu biçersiniz lafları ve buna benzer varlık gelişim yollarında olanların varlığın kendi iradesinde olduğu gerçeği defalarca vurgulanmakta ,

Yalnız doğada gerçekleşen başka tesirler veya o olaylar ile oradan oraya sürüklenmeler yaşamın genel strüktürü ve madde alemindeki oluşların tümüdür, yani madde alemini tek bir özellikte zor bir oluş olarak ayırmak ve kabul etmek gerek,

Maddede olmak ve o deneyin içinde bulunmak da yani deney yapanların bir kobayı olmak için de ruh bu tarafa bir seçim yapmıştır ve o şartlarda hayatiyeti kabul etmiş KH halini sürdürmektedir "Lucifer Düşüşü" , sizi kimse iteklemedi ,kimse zorlamadı..

Fizikte tüketmek ve tüketilmek için seçim yaptınız,yahut bunu seçenlere katıldınız,

Farkındalık bu deney kabını çatlatır,

Bekleyin, yoğunluk değişiminde  farkındalıkta ustalaşırsanız kurtulursunuz, yoksa bu gerçeği idrak için maddede enkarne olup dersleri öğrenene kadar bu ortamda dolaşırsınız,

Amlatmaya çalıştığım budur,
----------------------------------------------------------------
S:(L) İnsanoğlu Kasyopyalılar tarafından tasarlanmasından sonra, Kertenkeleler'in saldırısı öncesindeki cennetsi durumda ne kadar süre yaşadı? 
C: İnsanoğlunu biz tasarlamadık.
S:(L) Sizin tarafınızdan mı yaratıldık?
C: Hayır.
S:(L) Peki insanoğlu buraya nasıl geldi? 
C: Çeşitli faktörler. Çok sayıda ruh, fiziksel varoluşu arzuladı ve başlangıçta Griler yoluyla Kertenkeleler olmak üzere, Nefalim ve Oryon birliği tarafından değiştirildi. 
S:(L) Bize tekrar Nefilim denenlerin kim olduğunu söyler misiniz?
C: Baskı gücü. Oryon'un köleleri. 3C gezegeninden veya 3. yıldız, 3. gezegen. 
S:(L) Geçen gece Nefalim'in Akrep takımyıldızı civarından geldiğini söylemiştiniz, bu doğru mu?
C: Esas olarak orada tohumlandılar. Siz de öyle.
S:(L) Aslen başka yerde mi tohumlandık? Nerede? Oryon'da mı? Gezegenin adı nedir?
C: D'Ankhiar. Ankh, bu gezegenin eski bir sembolüdür. Ana gezegen anlamına geliyor.
S:(L) O gezegen bizim asıl evimiz mi?
C: Evet. 
S:(L) Eski evimizin durumu nedir? 
C: Tükendi. Kül oldu. Yandı. 
S:(L) Yani evimize dönemeyiz, öyle mi? 
C: Evet.
------------------------------------------------------------------
S: (L) Buraya gelen 36 milyon Nefilim olduğunu söylüyorsunuz, onlar 4'üncü yoğunluk varlıkları mı? 
C: Hayır. 4'üncü yoğunlukta yaşıyorlar ama 3'üncü yoğunluklar. Sizin kadar fizikseller. Gestapo gibi hareket ediyorlar. Gestapo, Kertenkelelerin Hitler üzerindeki etkisi yoluyla Nefilim'den ilham alınarak kuruldu. Bir egzersiz denemesiydi. 
S: (L) Herhangi bir Nefilim bize karşı dostça davranır mı?
C: Hayır.
S: (L) Nefilim'in tıpkı insanlar gibi D'Ankhiar denen bir gezegende tohumlandıklarını söylemiştiniz. Orada tohumlandığımızı söylerken kastettiğiniz şey neydi? 
C: Molekülerizasyon için uygun bir ortamdı. 
S: (L) Dünya üzerindeki fiziksel bedenlerin yani Neandertal, Kro-Mgnon, Australipitikus vb gibi çeşitli insan türlerinin o gezegende üretilip sonra buraya getirildiğini mi söylüyorsunuz? 
C: Evet. 
S: (L) Eğer Nefilim 3'üncü yoğunluksa, tıpkı bizim gibi öldüklerini düşünüyorum. Doğru mu? 
C: Evet. 
S: (L) Yani onlara ateş edebiliriz ve ölürler, değil mi?
C: Doğru. Ama yanlış yaklaşım.
S: (L) Doğru yaklaşım nedir? 
C: Bilgi korur. 
S: (L) Eğer 4.5 metre boyunda biri gelip beni yere yıkmak isterse hangi bilgi beni koruyacak?
C: 4'üncü yoğunlukta olacaksın.
S: (L) Yani onlar buraya gelmeden önce biz 4'üncü yoğunluk mu olacağız?
C: Geçiş.
S: (L) Üçümüz de mi? 
C: Evet, ve pek çok başka kişi. 
S: (L) Yani Nefilim'le uğraşmak zorunda olmayacağız?
C: Yanlış.
S: (L) Yani o sırada dünya üzerinde 3'üncü ve 4'üncü yoğunlukta varlıklar olacak ve bazıları onlarla uğraşmak zorunda olacak ama bazıları da olmayacak, öyle mi? 
C: Ama siz uğraşmak zorunda olacaksınız. 
S: (L) Anlamıyorum. Buraya gelen Nefilim grubu da mı 4'üncü boyuta geçiyor? 
C: Onlar orada 3'üncü yoğunluk varlıkları olarak yaşıyorlar. Şöyle düşün: Kaçırıldığın zaman 3'üncü yoğunluksun ama 4'üncü yoğunluğa götürülüyorsun.
----------------------------------------------------------------------
S: (L) Eğer kertenkeleler sık bir şekilde bizimle besleniyorlarsa ve gelip gezegenimize el koymayı planlıyorlarsa, bunu neden 300.000 yıl önce üzerimizde hakimiyet kazandıklarında yapmadılar? 
C: Sizinle aynı boyutta yaşama arzusu duymuyorlar. 
S: (L) Neden? 
C: Siz 3'üncü seviyesiniz, onlar 4'üncü seviye.
S: (L) Şimdi planladıkları şey nedir?
C: 4'üncü yoğunlukta sizi yönetmek. 
S: (L) İnsan ırkının asıl olarak tohumlandığı ana gezegenin yanıp kül olduğunu söylemiştiniz; bunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum. 
C: Genişleyen yıldız. 
S: (L) Eğer yıldız genişlediyse, yakın bir zamanda genişlemiş olmalı, doğru mu?
C: Orada zaman sizinkinden farklı.
S: (L) Nasıl yani? 
C: Zaman/mekan eğriliği. 
S: (L) Zaman/mekan eğriliği derken neyi kastediyorsunuz?
C: Fazla karmaşık ama bu kavramı bir ölçüde anlıyorsunuz.
S: (L) Yani o sistemdeki yıldız genişledi ve bizim ana gezegenimiz yandı. Öyleyse, biraz gevşek bir zamansal karşılaştırma ile bu, insanların yaratılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olmalı, öyle değil mi? 
C: Bu karşılaştırmada kendi zaman algınızı gevşek olarak dahi uygulayamazsınız. 
S: (L) Bu hususta biraz yardım istiyorum. Eğer o gezegen küle döndüyse neden insanlar orada tohumlandı... Kısa bir süre sonra küle dönüşecek olan bir gezegende var edilmenin amacı nedir? 
C: Pekala. İşte bir şok-edici geliyor; henüz tamamen yanıp küle dönmedi. 
S: (L) Peki nedir? Bize yanıp küle döndüğünü söylemiştiniz. Buradaki asıl hikaye nedir? 
C: Tamamen yok olması sizin 4'üncü yoğunluğa geçişiniz sırasında olacak. D'Ankhiar'da şu anda insan bedenleri yaratılıyor.
S: (L) O gezegende şu anda insan yaratılmasından kastettiğiniz şey nedir? Yoksa o gezegen bu gezegen mi?
C: Hayır. Büyük döngünün kapanmasıyla ilgili. 
S: (L) Şu anda orada insan varlıklarının yaratıldığını mı söylüyorsunuz?
C: Evet, öyle. Irkınız orada üretiliyor.
S: (L) Nasıl? 
C: Boyut geçişi, anladın mı? 
S: (L) Orada 4'üncü yoğunluk bedenlerinin mi yaratıldığını söylüyorsunuz?
C: Hayır. 3'üncü.
S: (L) 3'üncü yoğunluk bedenleri... Şu andaki bedenlerimizden çıkıp o bedenlere mi gireceğiz?
C: Uzaklaşıyorsun. Dikkatli düşün. Boyut. Gerçeklik. Döngü.
S: (L) Şu anda orada insan ırkının bedenleri üretiliyor... 
C: Evet. 
S: (L) Ve boyut sınırı geçişi sırasında o gezegen tamamen küle dönmüş olacak... 
C: Evet. 
S: (L) Şu anda o gezegende üretilen insanlar boyut sınırı geçişi sırasında nereye gidecek?
C: Eski dünyaya.
S: (L) Eski dünyaya mı gidecekler? 
C: Sizin bildiğiniz şekliyle zaman yok. Hepsi kolektif bilince yönelik derslerden ibaret.
S: (L) Yani bu büyük döngünün kapanmasıyla birlikte herşey baştan mı başlayacak?
C: Pek sayılmaz; hatırla, başlangıç diye birşey yok.
S: (L) Dünyadaki pek çok ruh, dünyaya gelmekte olan bu yeni bedenlere mi girecek? 
C: Evet. 
S: (L) Ve eski insanlık olarak, öyle mi? 
C: Evet. 
S: (L) Ve herşeye bir daha başlayacaklar? 
C: Evet. 
S: (L) Yani çok sayıda insan bu oyuna baştan başlayacak?
C: Yakın.
S: (L) Bu ceza mı? 
C: Hayır. Varoluşun doğası. 
S: (L) O noktada bazı ruhlar da bir üst yoğunluk seviyesine mi gidecek? 
C: Evet. 
S: (L) Bize bunun bir yüzdesini verebilir misiniz?
C: Hayır. Şu anda açık.
S: (L) Eğer bu döngünün bir noktasında şu anda kulladığımız bedenler o gezegende üretilip dünyaya getirildiyse, o bedenleri kim getirdi? 
C: Boyut geçişi. 
S: (L) Kim değil ne, öyle mi? 
C: Herşey "kim" ve "ne"dir. 
S: (L) Önceki gece Gezici Yolcular'ın bu bedenleri o gezegenden alıp dünyaya getirdiklerine dair birşeyler söylediniz, değil mi? 
C: Evet. 
S: (L) Peki o zaman bu Gezici Yolcular boyutlar mı?
C: Evet. Siz de öyle.
S: (L) Lineer zihnimize neler yaptığınızın farkında mısınız? 
C: Bir kutu dolusu kurtçuk. (Ç.N.: Kutu dolusu kurtçuk [can of worms] deyimi, sonraki çeşitli celselerde de kullanılıyor. Genelde zararlı nitelikte olan ve sakınılması gereken şeyleri işaret etmek için kullanılıyor.)
----------------------------------------------------------------------

Bu  yaratılma yeri hakkında evvelce yorumlarda bulunmuştuk, anlatılanları lineer zihin ile bir yerler koymak ne kadar güç görmekteyiz ,anlayış için başka bir zihinsel frekansa geçmek gibi bir şey,

Bu husus bizim ortamımız zihinsel donelerle dolmuş ve kıyaslamayı o ölçüde yapma çabasına ters geliyor ve bir çok kişi için bu üzerinde durup anlamaya çalıştıklarımız ütopik ,

Ama ne çare ki bu bilgilenme yoluna adımımızı atmışız anlama yolunu yakalamamız lazım ,

"C: Bu karşılaştırmada kendi zaman algınızı gevşek olarak dahi uygulayamazsınız."
Şu alıntılarla ne anlatmak istendiğini anlayın, 
"C: Boyut geçişi. 
S: (L) Kim değil ne, öyle mi? 
C: Herşey "kim" ve "ne"dir." 

Var olmuşu tanımlarken kim ve ne zamirlerini bizim anlayışımız dışında düşünebildiğimizde konunun büyük kısmını idrake başlıyorsunuz,

Olanların bireysel unsurlar dışında bütünleşik bir manada alınmalıdır, 3Y kim zamirinin kullanılabileneceği bir yer yani madde ,ne ise var olmuş olan her şey ,

Madde yoğunlukların tamamen yaratılmış bir illüzyon olduğunu defalarca vurguladık, farkındalık belirli bir seviyeye geldiğinde madde, oyun kağıtlarından yapılmış bir kule gibi yıkılır dağılır,

Buna boyutsal bilgi gerçekliklerinin  verdiği bir farkındalıkla üst yoğunluğu biraz anlayabilecek duruma geliyorsunuz,biraz diyorum tam anlayabilmek için o boyutta olmak gerekli,

Onun için şimdi bulamadım ama bulacağım ,bu madde yoğunluğundaki varlıklar ve insanlar olarak burada BH leşemezsiniz ,sadece BH e aday olursunuz ,KH halinde yaşayacaksınız ve bunun için BH leşme yolunda çaba göstermenize lüzum yok,

Başlarda frekansı tutturmak dedim onu zeka sahibi olmak olarak değiştirebilirim zira KH da evrenin tüm doğasını anlayabilecek frekansa gelebilirmiş ,yani olay seçimle ilgili ve bunda zekayı kullanıp kullanmamak ile ilgili özgür irade ,

Doğrudur her şeyi anlayabilmek isteyen ruhların bir kısmı bu fiziksel yaşamı arzu edip yaratmadılar mı ve bizler de bunun içine balıklama dalmadık mı ,KH olmak veya olmamak,

Şimdi o aradığım bölümü buldum okuyalım üzerinde düşünelim,

"S: (L) S sonra da şöyle diyor: "Kişi sevgiyi özel olarak belirli bir bireye yönlendirdiğinde, bu sevgi tamamen serbest bir şekilde veya yargılayıcı bir şekilde veya subjektif şekilde yönlendirilebilir..." 
C: Hayır. 
S: (L) "Evrene sevgi vermek genel anlamda en iyi yol olabilir, ama eğer kişi sevdiği birine odaklanırsa, bu sevgi ETKİLİ olabilir. Evren için de eşit ölçüde etkili olabilir mi?" 
C: Evren dengeye dayalıdır. Bu konuda yeteri kadar şey söylendi! Sonuç olarak: 3'üncü yoğunlukta bulunuyorsunuz. Doğanız gereği KH'siniz. BH adayı olabilirsiniz ama 4'üncü yoğunluğa geçene kadar BH DEĞİLSİNİZ. 4'üncü yoğunluk ve üstünde bulunana kadar bu kavramsallaştırma girişimlerinin anlamını ASLA kavrayamazsınız."

----------------------------------------------------------------------

S: (L) Sanırım kastettiği şey... özleri itibariyle KH olanlar var ve pek çok insan bu gibileri "ruhsuz" olarak tanımlıyor. Sanırım kastettiği şey bu. 
C: Ama KH "ruhsuz" değil.
S: (L) Şöyle bir soru soruyor: "Kişinin iki karmadan daha hafif olanını seçme durumuyla karşılaştığı bir zaman olabilir mi?"
C: Hayır, çünkü karma kendi varlığını dayatır.
S: (L) Bundan kastettiğiniz şey nedir? 
C: Yolda çatallaşma yok, çünkü lineer zaman yok. Bu bir ilüzyon ve mezun olduğunuzda bunu bileceksiniz.
--------------------------------------------------------------
Yoldaki çatallaşmadan sanırım 5Y değerlendirme yoğunluğunda zamanın olmadığı bir hali tahayyül etmemiz icap ediyor,yani maddi illüzyon dünyasında olduğu gibi olayları erteleme tabiri caizse sümen altına atıp etrafı ve kendini aldatan unsurları kullanmak yok, görülen yapılması gereken neyse uygulama için zaman geçirme yok, çünkü lineer zaman yok,

Bu tip egzersizler üzerinde durup alabildiğine düşünmek bana iyi geliyor, cımbızlama bilgileri evvel okuduğumuzda anladık sanar atlar geçeriz ,sanki konu soru soranla ilgili  "bana ne" der geçeriz, oysa olay karşılaşacağımız sahnelerle ilgili ve özel bir anlayış,  durumu zihnimize oturtacağız,

Bu zihne oturtma seansalarında esasta beynimizi aynen meditasyonda olduğu gibi bedenin hormonal duygusal itmeleri ve etrafın etkilerinden uzaklaştırmak gerek ,çünkü bu sahnelerde bu tip tesirler yok anlayış segmentini o seviyeye çıkarmak gerek,

Bu halde ne olmakta, saf ve inanmış olduğunuz bir bilgide durmak ve BH adayı olarak bir nevi çalışmak ,zira sizi eski dediğimiz 3Y etki ve anlayışını terk eden ve bu yeni bilgilere teslim olan bir hale getirir bir çeşit adanmışlık, tapmak değil, eninde sonunda karşılaşacağımız durumları tanımlamaya uğraşmak,

K.lar boşuna uğraşmayın zaten üst yoğunluklara geçince otomatikman algınız o hale gelecek demekteler ,olsun bazı şeyleri zihne oturtup hazır ve kabul etme olayı zihne yerleşmişse dehşete kapılma ve yabancılık çekme olaylarını bitirmiş olacağız,

Aksi düşünülürse "yaratımın her kademesinde fizik/genetik/ruhsal  beden trinitesi her durumda birbirine etki eder" şeklindeki bilgi boşta kalır,

Zira her ne kadar o gelinilen yoğunluğun kendine has normal algı otomatikliği veya erişilmişliği dense de maddedeki yaşamın kayıtları DNA mıza işlenmiş ,yani maddede olanları taşıyoruz,tek sıkıntı taşınan bu olumsuz durumları etkiye başladıklarında bertaraf edecek maharette olmak ,

O da bence madde oluşumlarının tamamen bir illüzyon olduğuna tam inanmak ile mümkün,

Diğer yandan, bunu kendime ve okuyanlara soruyorum,bu illüzyonik duruma şimdi tam inançtaysak  dünyada bu yaşamda önümüze çıkan ve bize çarpan olumsuzluklara neden aldırıyoruz her zaman söylediğim gibi bu çarpan bizi yok edecek etkide değilse zihniniz ve anlayışınızı boş ve temiz sayfaya doğru döndürmek gerekli,

"(Joe) Diğerlerinin aynı şekilde hissedip hissetmediğini bilmiyorum ama bugünlerde dünyadaki siyasi olaylar, kavgalar ve bu tür şeyler bir bakıma giderek anlamsız hale geliyor...
C: Öyle. Gösteriden keyif almanızı tavsiye etmiştik.
S: (Andromeda) Diğer bir deyişle, bir yandan olan bitene önem verirken, bir yandan da ona bağlanmamaya dikkat etmek gerekiyor. (L) Bu başarması oldukça zor bir durum ama belki de bir ders konusu?
C: Evet
S: (Joe) Pek çok insan buna yatırım yapıyor çünkü maddi varoluşa ve maddi evrene bağlılar. Gezegende olan bitene yatırımları var çünkü burası onların evi ve onu korumak ve herşeyin yolunda gitmesini sağlamak istiyorlar. Ama eğer kendini ondan ayıramaz ve daha felsefi bir bakış açısından bakamazsan kavgaya ve deliliğe giderek daha fazla karışıyorsun."
------------------------------------------------------------
S: (L) Sonra şöyle deniyor: "Kozyrev, evrenin termal ölümünü yaklaştıran termodinamiğin ikinci yasası ile, gözlenebilir evrendeki denge işaretlerinin eksikliği arasındaki keskin çelişkilere işaret etmiştir. Termal ölümün eksikliğini açıklamaya yönelik girişimlerin, astronomlar tarafından gözlenen gerçek evrenden çok farklı olduğunu vurgulamıştır. Göksel cisimler ve onların sistemleri birbirinden o kadar izole durumdadırlar ki, termal ölümleri herhangi dışsal bir sistemin müdahale edebileceğinden çok daha çabuk olmuş olmalıdır. Dolayısıyla, sistemler arasında çöküşlerin çok daha yaygın olması gerekirdi. Soru şudur: Teorideki kısa dinlenme süreçlerine rağmen göksel sistemler neden yaşamaya devam ediyor. Kozyrev dünyanın termal ölümüyle ilgili problemin güneş ve yıldız radyasyonunun kökeniyle son derece yakından ilgili olduğunu söylemektedir. Güneş ve yıldızlar neden parlamaktadır? Geniş uzay boşluğuyla neden dengesiz bir hal içinde ve bu neden bilinen fizik yasalarıyla açıklanamıyor? Astronomik verilerin analizi, yıldızların hayatlarının kısa olması gerektiğini gösteriyor ama gözlenen durum bu değildir." Yani Kozyrev, yıldızların teorik yasaların ortaya koyduğundan çok daha uzun yaşamasını, bu şeylerin bu teoriler ile kapsanamayacak olmasına dayandırıyor ve bunların İÇİNDE olan bitenin teorize edilemeyeceğini söylüyor. "Yıldızlar zamanın akışından enerji kazanan makinelerdir" diyor. Ayrıca bir yıldızın içinin, tanımlandığı şekliyle termo-nükleer bir reaksiyon olamayacağını söylüyor. Yıldızların zaman akışıyla enerji kazanması fikri hakkında ne gibi bir yorumda bulunabilirsiniz? 
C: Yıldızlar makine değil, penceredir. 
S: (L) Güneşin içinde ne var? İçsel durumu nedir?
C: Başka bir aleme açılış. (ç.n.: alem anlamındaki "realm" kelimesi "yoğunluk" anlamında kullanılıyor olabilir.)
S: (L) Güneşin içi 3'üncü yoğunlukta nasıl görünüyor?
C: Görünmüyor. 
S: (L) Yani bu bizim için tamamen bilinmez birşey mi?
C: Yakın.
S: (L) Bize yansıması bir çeşit süper yoğun bir madde veya buna benzer birşey mi?
C: Yakın.
S: (A) Netice itibariyle güneşin içine gidemiyoruz. Dolayısıyla nasıl göründüğünü sormanın da pek bir anlamı olmuyor. 
C: Evet.
-----------------------------------------------------------------

Baştaki yoğun ve uzun anlatım bir bilim adamının termodinamik yasalarına göre algılayışı maddede olanların yarı ömrü var ve bitme işi mukadder, gezegenlerin de ,güneşin de ,ama buna rağmen hepsinde bitme diye bir şey olmadan biteviye devamlılık gözleniyor,neden, sorusuna K.lar kısa ve net açıklama ile her birinin içerisinde "pencereler" var ve bu husus başka yoğunluklara açılımı işaret eder demekteler,

 Atom da da  pencereler var başka alemlerle ilintilidir dendiğinde bir kısım kişiye ters gelmekte olduğunu hissediyorum, hani her şeyi öğrenme yolunda olduğumuz bilimle çözecektik soruları gelmekte ,
Esasta bilim dediğimiz şeyin var oluşun o inanılmaz değişim ve dönüşümüne uymuyorsa bizce hiç bir şeydir ,bir mana ve önem ihtiva etmez ,askeri tabir ile "kıymeti harbiyesi yoktur" ,

Bu son ifadedeki gerçeği anlıyor muyuz her şeyi savaşıp savaşmamaya bağlatan insan öldürme ve çatışmayı esas tutmuş bir ifade ve neticede tasvip ettiğimiz bir şey değil,her neyse konuları böyle dağıtmak uzatmak ta dünya illüzyon mekanizması içinde boşa çaba,

Bilimin rasyonel olması demek te değil zira rasyonelitede yine bazı çerçeveler sınırlar var, oysa biz dünya genel aklının dışındaki bilinç üstü denecek rasyoneliteye kapılmışlara ütopik gibi gelen bir dal üzerindeyiz, konuyu bu idrake gelip terk edenler esasta bahsettiğimiz bilimi inkar edenlerdir,

Kısaca bilim eğer gelecek değişimlere kapalı ise bizce bilim değildir zira yeniliklere kapalı olanı kabul etmek evrensel bilim bazında mümkün değil,

Sınırlama var çünkü, vikipedi çok güzel bir noktayı işaret etmiş,

"Bilim, nedensellik, merak ve amaç besleyen, olguları ve iddiaları deney, gözlem ve düşünce aracılığıyla sistematik bir şekilde inceleyen entelektüel ve pratik disiplinler bütünüdür. Bir parantez açmak gerekirse bu tanımın "ilim" için geçerli olmadığının altını çizmek gerekir. Vikipedi"

O halde sınırsızlığı arayan ve kabul edene "ilim" diyeceğiz,

"ilim ilim bilmektir
ilim kendini bilmektir" Yunus Emre

Bir insan bedeninde sonsuz sayıda atom vardır ,
Sonsuz sayıda pencere..
Bu gerçeğe göre sanki dünya illüzyon ortamına oturtulmuş halografik görüntü gibiyiz,

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=29&whichpage=35#27173
----------------------------------------------------------------------

S: (A) Bir teknik ve bir de teknik olmayan sorum var. Teknik olmayanla başlayacağım. Programlamacılık işinden dolayı meydana gelen vakit darlığı yüzünden, ihmal etmemem gereken pek çok şeyi ihmal ettiğimin farkına vardım. Jimnastiği ihmal ediyorum, dergide yazmayı ihmal ediyorum, yeterli uykuyu ihmal ediyorum, sabah erken kalkamıyorum ve web sayfalarım üzerinde çalışamıyorum. BAT ve ilgili şeyler üzerinde çalışamıyorum, transkriptler üzerinde çalışamıyorum. Sorum şu: Bu durumdan nasıl çıkarım? Çabalar yeterli olacak mı, yoksa başka bir tavsiyeniz var mı? 
C: Yapman gerektiği gibi yaptığında, çabasızdır. Bunu rehber edin. Kişi doğal çalışmasının dışına çıkmadıkça, "zorlu" iş diye birşey yoktur.
-----------------------------------------------------------------

Kişinin doğal çalışması ne demek, bunu neye bağlayacağız,
Araştırma yapmak ve yorumları sıralamak hoşuma gidiyor ve bazen su gibi akıyor,ama bu konu üzerinde şimdi yoğunlaşma esnasında uykum geldi ,bunu boşlayıp direnirsen bu yazma işim zorlu bir çalışma haline gelecek onun için bırakıp gidip uyuyacağım,uyudum gün geçti,
Bu yaptığım nedir doğal çalışma denir mi ,evet denir ,beden çeşitli itkilerle yorgunluk veya bir takım uğraşılan olaydan sıkıntı çekiyorsa onu da dinlemek gerek ,

Her dinleyişi devreye alsak yaptığımız işte bir adım ileri gidemeyiz, tembelliği mi öneriyorsunuz, içimdeki KH konuşuyor,

Bu tembellik değil doğala yatkın kalmak ,zira uğraştığımız konu böyle madde üstü ruhsal konularda ise anlayışı maksimum noktalara çıkarmak için bir nevi zihnimizi sakinleştirmemiz gerekli zira dünya illüzyon darbelerine uygun bir uğraşı değil onlardan etkilenmeyecek saf ve temiz bir ortam ve zihin gerekli,

Bazen dünya illüzyon işlerine daldığımızda da ilham gelir gibi ruhsal konulara geçici dalmalar olabilir o iş ya bir kanal işidir veya yüksek benliklerden gelen bir ikazdır, öğretidir, içsel sezgi dediğimiz bir haldir telaşa sokmaz ve bu bir istisnai durumdur,durun ve bakın..

Ara..


Tgur

#1223
YORUMLAR XXIX

S: (A) İlk sorum : komet kümesinin ve 'ikiz güneş'in gelişinin zamanlamasında bir değişiklik oldu mu ?
C: Bu tür bir "zamanlama" yok.
S: (A) Bu tür bir zamanlama yok, ama gelmekte olan felaketlerle ilgili bir belirsizlik vardı...
C: Felaketler mi ?!?
S: (A) Evet felaketler... Kometler gelecek ve bunlardan bazılarının bir kutup kaymasına sebep olması söz konusu ve bu gerçekten de bir felaket anlamına geliyor...
C: Whoa! Bir dakika Arkadiusz! Bunların hepsi hangi perspektiften baktığına bağlı. Sübjektif olmayalım. Eğer birisi bu sözde "felaketin" ortasında 4. Yoğunluğa geçiyorsa, bu ne tür bir felaketsellik ?!? Ve bu denli belirlenmemiş bir şeyden bahsediyorken nasıl olur da birisi "zamanlamayı" bilebilir ?
S: (A) Tamam, anlıyorum; 4. Yoğunluğa geçecek bazıları için bu bir felaket olmayacak.
C: Ve 5. Yoğunluğa geçecek bazıları için de o kadar kötü olmayacak. Sanki bir çeşit, " arkana yaslan ve gösterinin tadını çıkar."
S: (L) Bir keresinde bana da "arkana yaslan ve gösterinin tadını çıkar" demiştiniz. Bunun anlamı yakında 5. Yoğunluğa gidecek olmam mı ?
C: Yakında ? Daha sonra ? Ne fark eder ? Şimdi içinde bulunduğun kabın içerisine yerleşmeden önce fragmanları izlemiştin.
S: (A) "Fragmanları izlemiştin" derken neyi kastediyorsunuz ?
C: Önceden görüntüleri izledin ve kendin gönüllü oldun.

----------------------------------------------------------------------

Galiba bu konuyu evvelden de işlemiştik ama şimdi neden ilgimi çekti,
Ruhların Yolculuğunu okuyun bilinciniz "pik" yapar diye her ruhsalla ilgilenene bahsederim,

Burun kıvırmalar veya ilgilenmeler, her neyse bu tavsiyemden sonra kişiler ne yapar bakmam o kendi bilinç marş motoruna basıp basmamak ile ilgili, ama ben ben bir mücevher verdiğimi bilirim kim ne derse desin, bu tip bilgi mücevherlerine erişmek için oldukça fazla yıprandım, bir çok yanlış dediğim yollar izledim çok şükür  kavuştum arayışın devamlılığının asli yol olduğunu anladım,

Bir tutku gibi olsa da zaman gelip tutkunun ne olup olmadığı ile ilgili zihinsel içsel sorgulamalara geçiyorsunuz, tutkunun takıntı olması her zaman mümkün bundan kaçınmak için bu sorgulamalarda bazen K.aktarımlarında fazla kişisel soru ve cevaplar arasında boğulmuyoruz mu şeklinde duraksamalar oluyor,

O zaman objektivitenin merceği ile olayı anlamaya çalışıyorsunuz hayır, her kişiselle ilgili bir hususta kendi düğümlerinizi çözebilecek kapasiteye geliyorsunuz, zira standart olmasa da dünya bilgi yumağı ile ilgili doneler olayı anlamaya kifayet etmiyor, yani üst düzeyde paranormal veya ütyopya diye yaftalanmış (var oluşu dünya cetveli ile ölçümünde) bazı şeylere inanç sağlayıp olayı oralardan görmeye çalışıyorsunuz,

Bir yerlerde ışık hızı ve yer çekimi diye bir olgu olmadan olayı bilincinize oturtun deniyor, hoppala ,bilemediğimiz bir olguyu nasıl tahayyül edip gerçeğimize oturtacağız, o zaman eskilerin "tahtel şuur" dedikleri şuuraltı olaylarına maruz kaldığımızı hatırlayacağız ,bazı öğretici rüyalar veya vizyon dediğimiz bilim bağnazları tarafından beynin halisünasyonu dediği oluşlara doğru ayıklamaya çalışan bir bakışla idrakimizi zorlayacağız,

Bir tarafa bağlanıp kestirip atmak ve o hassas düşünsel olayı alt edip unutmaya çalışırız, işte o zaman yankı odasının konforunu isteyen takıntılı bir bilinciz, "bunlar ağır bilgiler zihnimi karmakarışık etmek istemiyorum hatta korkuyorum ",

Oysa bazı rüyalar vizyonlardan sonra evvelce körü körüne inanç gösterdiğiniz hususlardan saptığınızı görürsünüz ,bu sefer onu sorgulamaya başlarsınız ,yahu evvelden bu ayırımı mesela dinlerdeki bu ayırımı yapardım ve başka dinden olanlara ters bakardım şimdi ne oldu, niye olayı büyük bir genişlikte ve birlik bilinci ile görüyorum,

Bu anlattıklarım şahsi maceralarımdır sakın genellediğimi düşünmeyiniz kişsel konulardaki hassasiyet ve genel düşünce standımda oluşanlar hakkında örnekler veriyorum,

Diğer yandan dünya teknoloji yaşamındaki gelişmişliği düşünürsünüz, fazla uzatmadan şu cep telefonunu örnek versem durum anlaşılır, ülkemiz ilk cep telefonu konuşmasını 1994 de yapmış, ondan evvel işaret flamaları veya dumanlarla haberleşmiyorduk ,gelişen aygıtlarla olan iletişim işi vardı ama onun bu mükemmeliyette süratle gelişen bir cihaz özelliğini görüyor keşfediyoruz,

Yani 200 sene evvel falan insanlar bu tip haberleşmeyi düşünemiyorlardı bile ,söyleyen deli veya ütyopya mağduru idi..

"S: (L) Bilgiyi edindiğim kaynağın aldatıcı bir kaynak olmadığından emin olmak isterim.
C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır. Tüm varoluşun kökünde olduğu için, bilginin kabul ettiği şey, sizi yanlış veriyi benimsemekten koruyacaktır. Yanlış veri bilgi değildir. Sadece açık bir şekilde bilgi edinmeye çalıştığınızda yanlış veriyi benimseme konusunda korku duymanıza gerek yoktur. Bilgi koruma sağlar; ihtiyaç duyabileceğiniz tüm korumayı.
S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler."

--------------------------------------------------------------------

S: (A) Frank'in sözleşmeyi imzalamasını sağlayacak bir eylem mi?
C: Onu yasalarla sıkıntıya sokacak bir eylem.
S: (A) Frank'in yasalarla sorun yaşamasının bize ne faydası olacak, ne kazanırız? Bencilce görünüyor.
C: Gerçekleri yayınlayın.
S: (A) Neye yarar, gerçekleri biliyoruz, ne olmuş.
C: O bunu kabul etmese de bir yanlışın içinde olduğunu insanların bilmesini sağlayın. O şu anda kendini yok etme modunda. Şimdi (Artık) yapacak bir şey yok.
S: (A) İşimizi gücümüzü bırakıp sürekli onlarla ama sadece onlarla meşgul olmamızı çok akıllıca bir şekilde başardıkları izlenimine kapılıyorum. %100 başardılar.
C: Ama bak ne çok insan tecrübelerinizden öğreniyor.
S: (A) İyi de bunun şimdi bizi bekleyen şeylere ne faydası olacak?
C: Göze görünmeyen, pratik örneklerin çoğalmasıyla öğreniliyor.

------------------------------------------------------------------
Yine aynı konu kişisel sorgulamalar ve verilen cevaplara boğulmuş celseleri görmek bazılarına bunaltıcı geliyor ne lüzumu var şimdi bu kişisel olaylar serzenişleri,

Ne bekliyoruz illa yaşam olağan bilinci üstü konularda ezoterik konulara değinmek mi ,bu bol miktarda yapıldı ip uçları verildi akla hayale gelmeyecek bir çok konuyu şimdilerde anlar izah eder gibi olduk,

Olayın özü izleyen kişilerde düşünsel atak yapabilecek yani bilinç üstüne çıkabilecek bir egzersiz yaptırmakta ,adeta düşünsel alanı her yeniliği kolayca alıp inceleyip tanımlayabilecek bir hale getirmekte bilinç kabuğunu kırmakta,

Mesela bütünlük ve birleşik olma halinin dünya yaşamını illüzyon olarak kabul eden anlayışta olan bitenlerin hiçbir ayırım göstermeden kabulü gibi New Age anlayışının son derece saçma olduğunu söylemekteyiz durmadan ,neden,

Bu düşünseli açıklamak üzere dururken iki rahip hakkındaki fıkra aklıma geldi,

Birisi guru yaşlı bir rahip diğeri ise genç yeni yeni öğrenme aşamasında ,

genç sorar "dünyadaki her şey illüzyondur değil mi"
cevap "evet",

o sırada üzerlerine doğru fil sürüsü tozu dumana katmış gelmekte yaşlı rahip kaçar saklanır genç ise oldukça müşkülat çeker ve sağ kalır ve sonra yaşlıya sorar "hani her şey illüzyondu"

cevap "evet, ama sen de bir illüzyonsun"..

Görüldüğü gibi bulunulan ortamda isek o ortamın şartlarını evim kabul edip ne lazımsa yapmak o illüzyonun gereklerine göre davranmak, bu konuyu çok konuştuk uzatmamak gerekli diye düşünsek de bazen bu doğayı terk edip Robenson olmayı çok istemekteyiz özellikle olan bitene şahit olunca, ama alabildiğine yaşamak ama bilinçte Robenson olmak, biraz
zor da olsa mümkün,

Dün basit bir noterlik iş için iki senedir kaçmakta olmaya çalıştığım devlet hastanesine aklımızın şuurumuzun yerinde olduğunu ispat için gitmek mecburiyetinde kaldım ,aman efendim ne curcuna ve labirent gibi bir ortam, düzgün tanımlanmamış üniteler ve ortasında ben dahil nereye gideceğini bilemeyen bir kalabalık ,sormaya çalıştığınız kişilerin önünde uzun kuyruklar çok şükür sonunda ilgili tabibin önüne çıkabildim ve testi ne zaman yapacaksınız diye sordum ," ben yaptım bitti" cevabını verdi ,bravo bir iki cümlemden ne olduğumu anlamış, böyle ileri zekalı gençleri görünce de teselli oluyorsunuz,
Sonra hastane girişine bıraktığım kapıyı ve arabayı bulana kadar dairesel konumda olan hastaneden zorla kendimi dışarı atıp dakikalarca çevresinde dolaşıp hep rüyalarımda sık  gördüğüm "aracımı nereye park ettim bulamıyorum" olayını yaşadım,

Bunları neden anlatıyorum o gördüğüm rüyaların sebebini kendi kendime hep sorguladım bir neticeye varamamıştım şimdi olayı yaşayıp neden olduğunu anladım böyle bilmiş bilmiş tavsiyeler verirken ben pandemi esnasında eve kapanıp yaşamı illüzyon kabul edip boşlamışım ,yaşam geçip bir an evvel bitirilip geçiştirilecek bir şey değil köküne kadar içindesin kaçarsan olumsuzu yaşarsın..

Kıyamet olayları veya olabilecek meteor yağmurlarına maruz kalma ve ikiz güneş hadisesinin getireceklerine kapılmış dostların ne anlattıklarına dikkat et uyarılarını yapıyorum kendi kendime, ama içime dehşet ve korku gibi hisler dolmuyor,

---------------------------------------------------------------------

(L) Son günlerde Boris Mouravieff'in eserleri üzerine çalışıyorduk. Pek çok ilişkiyi görebiliyoruz. Onun politik görüşleri ve Kutsal Ruh döngüsü adını verdiği seviyeye dünyayı çıkarmak için elit bir sınıf yaratma fikri hakkında sormak istiyorum. Mouravieff'in görüşleri ne kadar isabetli?
C: Mouravieff, "gelenekten" yetişmiş ve geleneği koruyan pek çoğu gibi ancak taşıyıcıdır, bir üstadın kapasitesinin yorumcusu değildir. Gerçek üstad, gerçek anlamda Çok Boyutlu ve İç İçe Geçmiş "dünya"ların doğasını anlar. Dolayısıyla, Mouravieff ve diğerleri geçerliliği olmayan 3. seviye hiyerarşik terimlerle düşünerek, yanlış anlarlar ve yanlış yorumlarlar.
----------------------------------------------------------------------

Gurdjieff ve Mauravieff hakkında evvelce çok aktarım ve yorum yaptık sanki bu hususta çok uzmanmışız gibi , şimdi baktığımda geniş ve bulutumsu bir anlayışla sadece bir özet aklıma geliyor yaptığım o çalışmaları oturup tekrar incelemem gerekli,

Ve özetle bu mümtaz kişilerin yaptıklarının genelde bir kısım kişilerle "Kutsal Ruh döngüsü adını verdiği seviyeye dünyayı çıkarmak için elit bir sınıf yaratma fikri " üzerine kristalize olmaktaydı, bu fikri ve çalışmayı K.lar ,

"Gerçek üstad, gerçek anlamda Çok Boyutlu ve İç İçe Geçmiş "dünya"ların doğasını anlar. Dolayısıyla, Mouravieff ve diğerleri geçerliliği olmayan 3. seviye hiyerarşik terimlerle düşünerek, yanlış anlarlar ve yanlış yorumlarlar."

şeklinde özetleyip bize anlayabilmemiz için başka bir kapı açmışlardır,
3. seviye hiyerarşik terim ve olgular nedir,

Kişileri sınıflandırıp hem de zihinsel farkındalıkta olanları ayırmak dinler , mezhepler, tarikatlar, bir guru etrafında kümeleşmeler,ve ilh..yaratmalar ve bu ayırım üzerindeki çizgileri kalınlaştırmak,

Ne olacaktı bu guruplar etkin olup bütün dünyaya ve dünyalara hitap eder hale mi gelecekti ,maalesef çok boyutlu içiçe geçmiş dünyalar kavramında bütünlüğün o tel tel ayrılmış KH etkilerine maruz kalmış parsellerinde toptan etkili olmak mı ,

Netice görülüyor hala birbirini kabul etmeyen ve çatışmayla bu birliği ve üstünlüğü sağlamaya çalışan insan tipleri acı ve göz yaşı doğurmakta,

Burada bu hamasi konuşmalarımla gizliden veya açık olarak insanlardaki bütünlük anlayışını New Age fikrinin aksak ve uymayan tarafları dışında daha sağlam ve bulunduğu ortam şartlarının da farkında olup o illüzyonu da sürdürmeye çalışan ama farkındalıkla her şeyi kavrayan ulvi bir anlayışın bilinçleri kaplamasından bahsediyorum,

Bu bilinç her tür olumsuz ve aşağılayıcı, kabul etmeyen salvolara karşı kendi algı sistemi üzerindeki değişken çekim dalgaları etkilerini hatırlayıp bilinçte salimen yüzen ama ayağını bastığı yeri de kaybetmeyen, kopmayan bir anlayışla hareket etmeyi gerektirir.

Olayı biraz daha açmak için "pencereler" bahsini tekrar gündeme getirmek gerekli, içiçe geçen dünyalar kavramında yoğunlukların hatta boyutların da diyebiliriz birbiri ile irtibatı olduğunun farkıdalığını sahneye çıkartmak lazım,

Bu pencereler hakkında çok konuştuk uzun uzun aktarımlar yaparken ben bile izahlarımda hatırlamak ve daha iyi olabilmek için pencerelere müracaat ettim ,yani bazı evvel işlediklerimi işaret ettim ,bu husus bazı dostları sıksa da bazılarının bilinç geliştirme macerasında faydalı oluyor kanaatindeyim,

Ne demek istediğim anlaşılmıştır sanırım ,bazı dostların o uzun uzun aktarımları okumaktan çekindiklerini de görüyorum oysa onların tekrar tekrar yeni bulmuş gibi yaptıkları aktarımları özellikle ben o spesial konuyla ilgili hemen hemen ne varsa K.lardan aktarmışım, bunu yargılamak için falan söylemiyorum veya ben ben diye ortalarda deli danalar gibi dolaşma isteğim yok ve şiddetle bu durumu kendi kendimce asağılarım,amaç bilgiyle uğraşırken bazı farkındalıklar bizi ve izleyenleri yormaz, bırakın o esnada yaptığım yorumları bu tekrarlarda kıymetli dostların taze zaman enerjisi ile yapacakları bu böyle değil şöyle olmalı gibi işaret ve ilaveleri konuları yoğurmakta özümsemekte müthiş faydalar verir, maksadımız bilgiye ulaşmakta beraber ve bütün olalım,

Diğer yanda bu tip biraz yargılar gibi kokan izahatlarımla şimdi yine kendimi tokatlamaya başladım ,öyle ya ,konuları özümseme başlangıcında olanların yaptıkları zihinsel ve işlevsel aktarımları niye kesiyorum, belki arada ufak bir noktada bizi aydınlatacak taze bilinç buluntuları önümüzü bilgi yolunda daha açacak,

Yargılayan yargılanır,özsel olsa da..

Her neyse ,gevezeliğin sonu yok, pencereler derken içiçe geçmiş dünyalar tanımını açmaya çalışırken yoğunluklar ve boyutlar kavramını da işin içine soktum ,elmayla armutları bir arada eşitlemek gibi yoğunluklar farkındalıkta bilinçte gelinilen seviye ile ilgili yükselen şeyler boyutlar ise bilgi pıtırcıkları "zarlar" gibi ortama saçılmış serbest olan bilgi paketleri yaşarken varlık bunların kendi içinden geçtiğini yani zihinsel gelişimine fark yarattığını anlar veya çoklukla anlamaz "fıtrattan bu" deyip monoteizm takıntısı içinde esasta yoğunluk atlatacak bilgiler olduğunu boş verir, oysa K.ların bahsettiği "3. seviye hiyerarşik terimlerle düşünmek"tir bu,

"Ampulün altında secdeye yatan sorarım size hangi cennetlik"

şeklinde bir dörtlüğümden mısra vardı ,

Bazı kıymetli üstatların büyük uğraşılar veya yorucu başka  yollarla elde edip insanlığa sunduğu bilgi paketlerine "boyut" uygulanmasına rağmen  kişilerin ortaya döktüğü kolaylığa rağmen "hristiyanlar kafirdir" deme takıntısına devam etmek,

Pencereler bahsinin olayda ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışıyorum, atomun ,gezegenlerin,güneşin v.s. pencereleri var denildikçe bu bilgi döngüsündeki serbestliği ve takıntıdan kurtaran tavrı anlamak çok önemli bir kavram,

Bu arada insan dünya yaşamında da pencereler etkisi altındadır mevcudatının atomsal pencereleri yanında yaşam sürdürürken bir pencereye daha şahit olur ve yaşar,

Uyku ve rüya hali,

Uykuda üst alemlerdesiniz ve şuuraltı dengelenmeler yanında diğer yoğunluklarda dünyalarda gezinir rehberlerinizle konuşur bir çok şey yaparsınız ve sonra uyanınca dünyaya dönüş,

Ben dün bu inançta değildim niye bugün tamamen 180 derece aksi bilinçteyim ..
Çok başımıza gelmiştir..

Ara..


memed

#1224
Tgur  ;

S: (L) Yani ne yapıyorsak yapıyoruz ve ne yaptığımızın aslında bir önemi yok. Dalga gelecek, herşey değişecek, yeni olacak,
bu mu?
C: En önemli olan şey diğerlerinin şimdiye kadar ne yaptığı, ne yapmakta olduğu ve ne yapacağı.
S: (L) Kim bu diğerleri?
C: Program yeniden-yazıcıları. Yanisiz ve gelecekteki biz.
S: (L) Burada önemli olan "BİZ" miyiz? Sanırım birşeyi kaçırdım. Bizim ne yaptığımızın bir öneminin olmadığını söylediniz sanmıştım.
C: Diğerleri sizsiniz/olacaksınız.

memed

#1225
S: (L) Bu kitapta diyor ki: "DNA sekansının nispeten küçük bir bölümünün yapısal genler denen şeylere yönelik olduğuna dair kanıtlar
artıyor. Yapısal genler protein üretimi sağlıyor. Ortalama 5000 baz çiftli yaklaşık 50.000 yapısal gen vardır ve bunlar da tahmini 3 milyar
baz çiftinin yalnızca 250 milyonunu açıklamaktadır. Peki DNA'nın geri kalanı ne için? DNA'nın bir kısmı tekrar sekansları denen şeyler, yani
binlerce kez tekrarlanıyor. Fonksiyonu bilinmiyor. Örneğin ALU tekrarında, aynı 300 baz çifti sekansından 300.000'in üzerinde kopya
mevcut. Elbette bu DNA çöp değil ve gen düzenleme
kromozomal mimarisinde veya kromozomal kopyalanmada önemli bir rol oynuyor. 1977'ye kadar, genlerin tekli DNA sekansları olduğu,
sonra RNA'ya, sonra da proteine kodlandığı düşünülüyordu. Ama sonraki çalışmalar bundan çok daha karmaşık bir durumun söz konusu
olduğunu gösterdi. Bir gen içinde, proteine çevrilmeyen DNA parçaları olduğu biliniyor artık. Bu araya giren sekanslar ya da İNTRON'lar bir
bakıma bir gizem ama çok yaygın bir fenomen gibi görünüyor."
Bahsettiğiniz şey bu intronlar mı? Bahsettiğiniz çekirdek bunlar mı?
C: Kısmen.
S: (L) Aynı baz çifti sekansından 300.000'den fazla kopya içeren bu ALU tekrarı nedir peki?
C: Tribal birim.
S: (L) Tribal birim nedir?
C: Önemli belirleyici bileşiklerin kesitselleşmiş bölgesi.
S: (L) Bu neyin kodunu sağlıyor?
C: Fizyolojik/ruhsal birlik profili.
S: (L) "Tribal"i tanımlayabilir misiniz?
C: Sen tanımla.
S: (L) DNA'nın yapısal genleri kodlamayan kısmı neyi kodluyor? Başka ne yapıyor olabilir?
C: Kesilen akış.
S: (L) Neyin kesilen akışı?
C: Sıvıların.
S: (L) Sıvıların nereden nereye akışı?
C: Senin algın nedir?
S: (L) Hangi sıvılar?
C: Senin girdi ekleme sıran.
S: (L) Bunlardan bazıları...
C: Hayır, tamam değil: sana bir soru sorduk!

23 Eylül 2000

1112
S: (L) Tamam. Sıvıların kesilen akışı. Bunun ne anlama geldiğini anladığımdan emin değilim. (A) Belki birşey akıyordu, birşey onu kesti ve
akış durdu ve artık geliştirilemiyor. Birşeyin kesilmesi anlamına geliyor. (L) Kesilen akış, durdurulan bir sıvı akışı anlamına mı geliyor?
C: Evet. Tasarımın değiştirilmesi nedeniyle!
S: (L) Akışı durdurulan o sıvı, kimyasal bir aktarıcı mı?
C: Evet.
S: (L) Bu kimyasal aktarıcı, eğer akabilseydi, DNA'nın diğer bölümlerinde önemli değişikliklere mi neden olacaktı?
C: Evet.
S: (L) Yani DNA'mızın önemli bazı bölümlerinin kilidini açacak olan o sıvı akışını, kimyasal aktarıcıyı veya nöropeptidi kesmek için oraya
bilinçli olarak yerleştirilen bir kod parçası var, öyle mi?
C: Yakın. Biyogenetik mühendislik.
S: (L) Bu sıvı akışının kesilmesinin sorumlusunun Kertişler ve onların ekibi olduğunu varsayıyorum?
C: Yakın, ama daha muhtemel olarak Oryon KH tasarımcılar. (ç.n.: bunlar sanırım 4. yoğunlukta daha üst aşamada bulunan ve kertişleri
yönettiği söylenen hümanoit tipler.)
S: (L) Bize hangisıvı veya aktarıcının kesildiğini söyleyebilir misiniz?
C: Düşük dalga frekansı yükü için en etkili kimyasal bileşik iletkenini düşün.
S: (A) Altın olabilir... (L) Asetilkolin mi?
C: Hayır.
S: (L) Su mu?
C: Hayır.
S: (L) Salin? (ç.n.: tuz veya tuzlu bir bileşik)
C: Daha yakın. Doğal olarak bağlanan bir kombinasyon.
S: (L) Bunu araştırmam gerekecek. 3 milyar baz çiftimiz varmış. "Çöp DNA" denen parçaların bir kısmı eğer etkinleştirilirse, 23 çiftten daha
fazla çiftle kromozomal replikasyon gerçekleşir mi?
C: Kısmen.
S: (L) Faaliyetler veya benzerşeyler yoluyla yapabileceğimiz herhangi birşey var mı bu konuda?
C: Hayır. Biyogenetik mühendislik.
S: (L) Zamanın bir noktasında, birşeylerin bedenlerimizdeki genlerin açılmasına ve fiziksel olarak dönüşmemize yol
açabileceğişeklinde, geçen gece aklıma gelen fikir, 4. yoğunluğa geçiş sırasında olabilecek olan şeyin doğru bir algısı mı?
C: Büyük ölçüde, evet.
S: (L) DNA'nın etkinleşmesi durumunda, fiziksel bedenlerimizin dönüşebileceği şeylerin herhangi birsınırı var mı? Eğer DNA gerekli
komutları verebilirse uzayabilir miyiz, gençleşebilir miyiz, fiziksel görünümümüzü, yeteneklerimizi değiştirebilir miyiz?
C: Algılama kapasitesi.
S: (L) Algılama kapasitesi nedir?
C: Daha geniş algılama kapasitesine geçiş.
S: (A) ...Alıcının gücüne bağlı.
C: Evet.
S: (L) Alıcı nedir? Fiziksel beden mi?
C: Merkezi sinir sistemi yoluyla üst seviyelere bağlı olan zihin.
S: (L) Yani bilgi edinme ve bedenin üzerindeki kontrolü geliştirme meselesi bu. Eğer zihnin ve merkezi sinir sistemin daha üst bilinç
seviyeleriyle uyumlanırsa, algılama kapasiten için bu önemli bir sonuç doğurur öyle mi?
C: Yakın.

memed

#1226
düşündürüyor. Bilmek istediğim şu: Herşey için temel güdü nedir... İtici güç nedir...
Herşeyde bilinç olduğuna dair bir fikrimiz var fakat bilincin kendisi de maddeyle birlikte gelişmiş ve
evrimleşmiş gibi görünüyor. Peki bunun ardındaki itici güç nedir? Maddeyi şekillendiren ve yönlendiren saf bir bilgi dünyası bariyerini
aşarak yaşam taşıyan bedenler meydana getiren itici güç, güdü neydi?
C: Çekim.
S: (L) Çekim bilgiyle madde arasındaki köprü mü?
C: Evet
S: (Ark) Yaşamın amacı nedir?
C: Bilgi parçalarını düzenleyerek öğrenme. Genişleyen oluş.
S: (Ark) Öğrenmenin amacı nedir?
(L) Genişleyen oluş. Sanırım bunu o yüzden eklediler. (Joe) Yani genişlemek tüm gerçekliğin temel bir dinamiği. (Pierre) Çekim ve bilgi...
Öyleyse madde...
C: Düzensiz çekim dalgaları, elektromanyetizma/ışık.
S: (Joe) Ark, çekim dalgasının ne olduğunu biliyor musun? (Chu) Düzensiz çekim dalgasının ne olduğunu biliyor musun? (Ark) Çekimin ne
olduğunu bilmiyorum.
C: Elektrik çekimin bir tezahürü.
S: (Scottie) Bunu biliyorduk. (Joe) Biliyor muyduk? (Scottie) Evet, yıllar önce söylemişlerdi.
(Ark) Çekimin ne olduğunu bilmiyorum. Sorun bu.
C: Çekim tüm bilgidir.
S: (Artemis) Yani bir bakıma ışık.
(Chu) Çekim tüm bilgi diyorsunuz ama çekim aynı zamanda saf bilgiden maddeye geçişin itici gücü.
(L) Sanırım çekim tüm bilgi ve düzensiz çekim dalgaları da bilginin köprüden geçişi.
C: Yakın.
S: (Artemis) Adeta beynimizi patlatarak birşeyleri anlamaya çalışmamızı izlerken eğleniyor musunuz?
C: Geçerli değil.
S: (L) Pekala, sorularını sor Pierre.

(Pierre) DNA ve bilgi konusunda... bir uzvunu kaybeden bir semender tamamen aynı uzvu yeniden büyütüyor. Bu organize öz-
farklılaşmanın yalnızca hücreler içindeki DNA'dan kaynaklı olamayacağını düşünmek doğru olur mu?

C: Evet
S: (Pierre) Yani dışsal bir faktör var. Bu dışsal faktör bilgi alanı mı?
C: Evet
S: (Pierre) Bilgi alanı ile örneğin semenderin DNA'sı etkileşiyor mu?
C: Evet
S: (Pierre) Peki nasıl etkileşiyorlar?
C: DNA bir tür alıcı.
S: (Pierre) Bu durumda bilgi alanının DNA aktivitesini değiştirebildiğini varsaymak doğru mu?
C: Evet
S: (Pierre) Tamam, yani DNA dediğimiz şey, bilgi alanı ile organizma arasında bir aracı.
(L) Korkunç genetik mutasyonları olduğu halde hiçbir semptom göstermeyen insanların durumunu açıklıyor bu...
(Pierre) Evet, çünkü DNA bir tür alet kutusu. Bağlantıdan dolayı, bilgi sahasından alınan bilgiden dolayı bunlardan yalnızca bazıları
etkinleşiyor. Yan yana iki hücre aynı genetik kodda olsalar bile tamamen farklı şeyler yapabilirler çünkü bilgi alanı DNA'nın aktifleştirilecek
ve pasifleştirilecek kısımlarını değiştiriyor. Dolayısıyla her hücrede çok büyük bir potansiyel var.
(Chu) Daha önce virüslerin tezahür eden düşünceler olduğunu söylemelerinin nedeni bu. Yani sanırım birileri bir düşünce tezahür
ettirebiliyor fakat sende alıcı olması gerekiyor. Yani aynı virüsü herkes kapmıyor. Herhangi bir hastalık için de geçerli...
(L) Evet, birinin vücudunda o virüs olabilir ama tamamen pasif kalabilir. Aynı virüs başka bir insanı hemen yıkabiliyor. Bu genetik
kitaplarında anlatılanlar akıllara durgunluk verici.
(Pierre) Önceki celselerde K'lar bazılarımızın (Laura ve Joe) ek DNA iplikleri geliştirmekte olduğunu söylemişlerdi. O
celsede K'ların fiziksel DNA ipliklerini kastetmediği belirtilmişti. Peki K'lar ne tür ek ipliklerden bahsettiklerini açıklayabilir mi?
C: Normalde budanan DNA kodonları. Sıçrayıp orijinal kodları geri yükleyen veya yeni kodlar getiren transpozonları düşün.
S: (L) Yani temelde DNA'nın değiştirebildiğini mi söylüyorsunuz? Tabi aslında bunu zaten biliyoruz çünkü kitaplar okuyoruz.
Ama diğer bir değişle, düşünüşündeki, kavrayışındaki ve bilgi düzeyindeki değişiklikler yoluyla DNA'nın değiştirilebileceğini mi
söylüyorsunuz?
C: En önemli faktör bilgi.
S: (L) En önemli faktör bilgi toplamak, araştırmak ve öğrenmek mi?
C: Evet ve öğrenileni uygulamak.
S: (L) Yani yakıt tankı bilgiyle doluyor ve öğrendiğini uygulamak da motoru çalıştırıp gaz pedalına basmak gibi mi?
C: Evet

S: (Pierre) Bu aklıma birşey getiriyor. DNA dönüşümü için en önemli faktör bilgi. DNA bilgi alanının aracısı veya alıcısı. Birey bilgi topluyor
ve bu bilgi onun bilgi alanıyla olan bağlantısını artırıyor ve daha da fazla bilgi toplamasını mı sağlıyor? Bir döngü gibi?
C: Evet. Anten yapmak gibi.
S: (L) Bilgi topladıkça antenin değişiyor. Bu o bilginin kullanılmasına bağlı çünkü anten yapmak, öğrendiğini kullanmanın bir
sonucu.
C: Evet
S: (L) Değişiklikleri sağlayan bu.


Tgur

#1227
YORUMLAR XXXII

S: (L) Bilgiyi edindiğim kaynağın aldatıcı bir kaynak olmadığından emin olmak isterim.
C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır. Tüm varoluşun kökünde olduğu için, bilginin kabul ettiği şey, sizi yanlış veriyi benimsemekten koruyacaktır. Yanlış veri bilgi değildir. Sadece açık bir şekilde bilgi edinmeye çalıştığınızda yanlış veriyi benimseme konusunda korku duymanıza gerek yoktur. Bilgi koruma sağlar; ihtiyaç duyabileceğiniz tüm korumayı.
S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler

----------------------------------------------------------------------

C: Eğer bunun bir şekilde onun veya aktardığı bilgilerin üzerinde bir gölge veya bir leke oluşturduğunu düşünüyorsanız, söylediklerimize yeterince  dikkat  etmiyorsunuz  demektir.  Bilgi  karşısında  takıntı  ile  ilgili  olarak  söylenenleri  duymadınız  mı?  İçlerinde,  gelişimin  tüm noktalarında  daha  fazla  bilgiye  erişmek  için  gerçekten  çaba  gösterenler,  belirttiğiniz  gayrımeşruluk  ile ilgili  herhangi bir  fikir  ile  bloke olmazlar. Eğer gelişip bilgi kazanmayı seçerseniz, hiçbir noktada hiçbir şey hakkında asla bloke olmaz veya takıntılanmazsınız. Fakat eğer bilginizi sınırlandırmayı ve takıntılanmayı seçerseniz, o zaman kendinizi sürekli bloke olmuş halde bulursunuz ve bu durum tüm yaşam deneyimlerinizde  kendini  gösterir.  Bu,  bireysel  ruh  gelişimi  kalıbının  bir  parçasıdır.  Tamamen  seçime  dayalı  birşeydir.  Bu  nedenle  bir başkasının bilgi edinme seçimine veya bunu nasıl yaptığına veya yapmadığına müdahale etmeniz mümkün değildir. Bir başkasının algılarını değiştirmeye  çalışmanın  gereği  yoktur  çünkü  özgür  iradeye  müdahale  anlamına  gelir.  Eğer  biri  aydınlanmak  yerine  takıntılanmayı seçiyorsa, bu onun seçimidir!
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Bir insanın 4'üncü yoğunluk adayı olup olmadığını anlamanın bir yolu var mı?
C: Onlara sor.
S: (L) Peki bunu bilirler mi?
C: Evet, bir seviyede. Bir anlamda. Seçilmiş olanlar bunu hisseder. Bileceksiniz.
S: (L) Ben ailemin son derece özel olduğunu düşünüyorum.
C: Herkes de öyle.
S: (L) Ruhsal konulara büyük zaman ve emek harcadım. Bu benim kişisel bir takıntım mı, yoksa bundan dolayı mı seçildim?
C: Açık.
S: (L) V  'nin hipnotik regresyonda deneyimlediği Minturyanlar insanları yiyor muydu?
C: Bu celsedeki düşünce kalıpların için fazla karmaşık. Üzgünsün.
S: (L) Bu akşamki sorunum bu muydu? Bana fazla birşey söylemiyorsunuz.
C: Biyolojik. Ve sana çok şey söylüyoruz. Sen "duymuyorsun" çünkü biyolojik etmenler seni geçici olarak 3'üncü yoğunluğa doğru savurdu.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Burada bir saniye duralım! Bu hiç adil değil. Rehberliğinizi istedim ama bana, çıkış yolunu kendimin bulması gerektiği söylendi. Bana göre de ne düşünüyorsam ona göre hareket etmem bunun en iyi yoluydu!
C: Sana yardım etmeye çalışıyoruz, mani olmaya değil. Ama ne söylendiği anlamak için buna istekli olman gerekiyor. Ve bu isteğin, inançlı ve yönlendirilebiliyor olması gerekli. "Kaybolmak" iyi değildir. Ve, önyargı, bir yerlere ulaştıran düşünme yapısının eksikliği, örn. takıntı gibi diğer bir takım sorunların da araya girmesiyle bu başına gelebilir.
S: (L) Tam olarak bunu kastediyorum ben de. Bir insan, eğer bunlar sorunların kendisi değil de sadece sorunların sonuçları ise nasıl olur da bir yerlere ulaştıran düşünce yapısını sürdürebilir ya da takıntıyı önleyebilir. Sorunlar saldırılar, annemle aramdaki konu gibi, SV ve onun tüm problemleri, çocuklar, kocam, dergi, PZ ve PK..
C: Mümkünse yükümlülüklerinden kurtul. Ayrıca, başkalarının problemlerini çözmeye çalışmaya bir son vermeni öneriyoruz, özellikle içgüdülerin de sana bunu söylediğinde. Hatırla, herkesin ayrı bir öğrenme "programı" ya da güzergahı var.

----------------------------------------------------------------------

Takıntı üzerine yoğunlaşıyorum sebebini anlayabiliyorsunuz, hayatımızın büyük kısmını zihnin apaçık ve sonsuz gibi olan genel yapısına bakıp aldırmadan takıntı duvarlarının dibinde kalıp o orta oyununda söylendiği gibi diğer öğreti ve bilgilere kulak asmayıp "yar bana bir eğlence medet" şeklinde oyalanmak ile meşgulüz ve bunu oyuncağına sahip sımsıkı elinden bırakmayan bir çocuk gibi sık sık yapıyoruz,

Bu durmadan kaynak olarak aldığınız RA-PLE-KASYOPYA bilgilerine siz takılmadınız mı sanki diye bir soru gelebilir olabilir aksini iddia etmedik  bu durumda kişi takıntı duvarından kurtulmak için takılı kaldığı bilgilerle mukayese eder ve benzer ayrışık durumları daha fazla bilgi özümseyerek ki bu hal okumak ve üzerinde objektif düşünmek fiillerini içine alır, görmeye çalışır, mesela,

Şu anda Kuran bilgileri ile haşır neşiriz diyelim ne deniyor "ben sizi balçıktan yarattım ,ruh üfledim"

Biz sayfalar dolusu neyi didikliyoruz ,emerjinin atomsal faaliyetine indirgenip amino asitten ,antik çamurdan bahsediyoruz canlının teşekkülünden daha sonra milyar asırları geçip metamorfoz ile insana dönüşen hale ve bu kalıba atlayan ruhlara,

Buradaki benzerliği görebiliyor muyuz, inkar edilemez,ama sonra bir ara o kitapta yeşillikler ve orada mutlu ve kevser şarabını yudumlayıp ayva göğüslü genç kızlardan, yakışıklı delikanlılardan, seksi deneyleten tavırlardan bahsedildiğini de görüyoruz, hoppala,

O alem maddenin olmadığı bir alem değil miydi ,hani biz her nevi maddi teçhizatı burada bırakıp mezarlara gömüp ,ruhsal bir aleme "seyri sülük" denen ruh yolculuğuna çıkmıyor muyduk, madde yok ne seksinden bahsediliyor ,

O zaman nedir bu kanal işi deyip sayfalarca anlatmaya çalıştığımız hususları ilgili aktarımları bir daha inceleyip üst alemlerle irtibatın tam manası ile ne olduğunu ,bunu idare eden bir otorite var mı yok mu yoksa serbest ve alabildiğine kullanılabilen özel bir irtibat yolu mudur bakamaz mıyız,

Şeytan cinler veya negatifler bunu kullanıyor mu ,kainatta denge denen bir hayat ağacındaki elmayı ısırıp maddi alemi başlatan ve bunun pişmanlığıdan feryat ve figan eden Adem ve evlatlarından daha henüz anlaşılmayan konu nedir bakabilir miyiz,

Sonra dünyada bu güneşin ve tabiatın ortamında her nevi ahlaksızlığı yapıp doğaya hayvana insana zülum ve eziyet eden kişilerin ölüp gittiklerinde hesabı orada verir ne demek ,bazı şeyler vardır sadece ateş dolu kazanlara atılıp yanmakla ödenmez, terazi dengede olmaz oysa bu durum ve bilgiyle yeniden doğuş yoktur o bir ıvır zıvırdır diyenlere mi kulak vereceğiz,

Ödenti aynı şartlarda olursa değerlidir,

Her neyse, basit konulara dalıp ortamı lüzumsuz germeyelim,takıntı geçirenin bazı şeyleri öğrenebilmesi için kendi karma sistemi içerisinde örülmüş ve ancak özgür iradesi ile fark edip uyanacağı veya  uyanamayacağı durumlar vardır,

"C: Mümkünse yükümlülüklerinden kurtul. Ayrıca, başkalarının problemlerini çözmeye çalışmaya bir son vermeni öneriyoruz, özellikle içgüdülerin de sana bunu söylediğinde. Hatırla, herkesin ayrı bir öğrenme "programı" ya da güzergahı var."

Esasta benim hayat boyu sık yaptığım bir takıntı bu ,bunu çok iyi idrak etmeme rağmen kurtulamıyorum ve bunu başkalarına yardım zannediyorum, derinliğine düşünülürse tamamen KH ,bu konuyu özellikle getirmemden kasıt kendi düşünsel iç sorgulamalarımı yapmak ,daha doğrusu kendi düşünsel mimarimde bozuk tarafları görebilmek ve terk etmek için ivme kazanmak,

Peki bu samimi itirafları yapıp neden burada sergiliyor ve buraya yazıyorsunuz denebilir ,doğal ve doğrudur ,bu da benim yaşam tatmin taraflarım herhalde ,

Yahut gelinilen farkındalık hallerini açıkça sergileyerek arayışta olanlara bir done olabilmek, yoksa bunca sene biz bilgiyi sadece hindi gibi düşünerek almadık ,arayış ve birilerinin yazdıklarını kotardıklarını çevirdiklerini okuyarak ,düşüncelerini yorumlayıp anlayış tarzlarını analizleyerek, mukayese edip takıntılarımızdan kurtulmaya çalışarak,onun için takıntı ve samimi bilgi edinme konusunda şu alıntıyı defalarca olsa bile tekrar belirtmeliyim,

"S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler"

----------------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam. Sanırım bunun gerisini kendi beyinlerimizi kullanarak bulabiliriz. Bir sonraki soru... Bir okuyucu şöyle yazmış: "[Belirli bazı öğretiler]'de insan kompozit bir varlık olarak görülüyor. Bu kompoziti oluşturan unsurlardan biri, "yönetimde" olduğu kabul ve ümit edilen bir varlık, diğer unsur ise Bilinçliliğin / Bilinçsizliğin çeşitli hallerindeki çok sayıda ayrı varlıklar, ki bu Ouspensky'nin 'Olağanüstünü Arayış' kitabında yaptığı tanımla da benziyor." Kasyopyalılar olarak sizin söylediğiniz şeyle [Belirli diğer öğretiler]'de söylenen şey arasındaki kritik farklardan biri şu ki, o öğretilerde, kişinin nihai olarak Bir olmadığı, evrimin üst aşamaları boyunca bile birey olarak kaldığı ve bir "tanrı" olarak evrimleştiği öğretiliyor.
C: Büyük Kalp Atışı bireyselliği geçici bir oluş durumu haline getiriyor.
S: (L) Büyük Kalp Atışı'nda bireyselliğin geçici bir hal olduğunu söylüyorsunuz. Yani herşey Bir ve Birlik durumuna geri dönüyor.
C: Evet. Ve öyleyse, her zaman doğru. Sonuçta herşey "Tanrı."
S: (L) Ama evrimin üst aşamalarında bireysel bir tanrı olarak evrimleşmiyorlar mı?
C: Bunun amacı ne olabilir?
S: (L) Sanırım birey olarak kalma ve bu şekilde "tanrı" haline gelmeye takıntılanıyorlar ve bu temelde güç ve kontrol konusuyla ilgili... bir tür nihai KH.
C: Eğer zaman ve lineer gerçeklik doğru olsaydı belki bu işe yarardı, ama...
-------------------------------------------------------------------

Bu konuyu tam anlamak için zamansızlığı biraz anlar gibi olmak gerekli, bu nasıl bir duygudur, DNA mıza işlenmiş lineer özellik içinde bu havayı nasıl tahayyül edeceğiz,

Var oluş veya olmama kavramının biteviye devrede olduğu bir hal ,öyle bir varlıksınız ki düşündüğünüz her şeyi zaman olmadan o anda yaşıyor veya vaz geçiyorsunuz, bunu söylerken bile tüylerimiz ürperiyor, zira bu olma veya vaz geçme için bile bir müddet (zaman) zihnimize takılıyor lineer bir bekleyiş hali adeta zihnimizi tırmalıyor yani var ettiğiniz o halde yaşamak ve sonrasını beklemek,

Beklenti ve arzulu düşünüşden kaçının ne demek anlamaya başlıyoruz, var ettiğiniz o halde evvel veya sonra ne oldu ,olacak diye düşünmemek, lineer zihin bu her durumda bir hediye menfaat bekliyor, sanki onlar olmazsa işin tadı da olmaz gibi,

Bu iş fazla kurcaladık ama sanki madde illüzyonunu yaratıp oradaki zevklere takılı kalmak gibi ,meyveyi ısırıp o ekşi veya yarı tatlı veya tatlı hallerini derinliğine hissetmek ,oralarda bir müddet kalmak,

Bütün bunlar ruhların bu maddenin içine girip yaratılmış olan zamanı alabildiğine kullanıp takılı kalmasını yani KH nin genel maksat ve uygulamasının nasıl cazip geldiğini anlatmıyor hissettirmiyor mu..

Sıyrılabilmek ve daha ötede başka şeyler var demek zorlaşıyor.
--------------------------------------------------------------

S: (L) Yahudilerin Atlantis kökenli olduğunu ve Nuh'un da bir Atlantisli olduğunu söylemiştiniz ve...
C: Çoğu.
S: (L) Bunun onların dinleriyle ve Yahudilerin şu andaki durumuyla ilgilisi nedir?
C: "Holokost"ta sadece Yahudiler mi vardı?
S: (L) Yahudi dini Atlantis dinine benziyor mu?
C: Önceki yanıtı anladın mı?
S: (L) Holokost'takiler sadece Yahudiler miydi?
C: Hayır.
S: (L) Holokost'u yaşayanların sadece Yahudiler olmadığını mı söylüyorsunuz?
C: "Yahudi" olmayla özel bir karmik bağlantısı yoktu; holokostu deneyimlemenin önemi, sıradışı karmik borcun ödenmesiyle ilgiliydi.
S: (L) Evet anladım. Peki, Yahudi dini Atlantis dinine benzer mi?
C: Yalnızca tek bir din değil. Pek çok "dinler."
-------------------------------------------------------------------

S: (L) İbrahim de Kantekli miydi? İbrahim'in hikayesi Kantekliler tarafından mı Dünya'ya getirildi?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim Kantekli veya türevlerinden miydi?
C: İkincisi. Ama siz de öyle.
S: (L) Yahudilerin genetik mühendislikle oluşturulup Orta Doğu'ya yerleştirilmesi hangi yıl oldu?
C: 130.000 yıl önce.
S: (L) Vay be! Bu kadar süre boyunca herhangi ırksal bir saflığı korumayı başardılar mı?
C: Hayır.
----------------------------------------------------------------------
S: Sinai Dağı'ndaki Kovenant'ın yapılmasında bir grup hayvan kurban ediliyor. Musa kanı alıyor, ikiye bölüyor ve bir yarısını sunağa sürüyor. Kovenant kitabını alıp insanlara okuyor ve insanlar "Yehova'nın emrini izleyeceğiz. İtaat edeceğiz." diyorlar. Sonra Musa kanı alıp insanlara sürüyor ve "Bu, Yehova'nın sizinle yaptığı, tüm kuralları içeren kovenantın kanıdır" diyor. Bu kovenant kanı nedir?
C: Soylarla (kan bağlarıyla) ilgili.
S: Yani bu Yahudilerin soyunu mu simgeliyor?
C: Hayır.
S: Burada hangi soydan bahsediyoruz?
C: Arami/Ari.
S: Yahudilerin Arami/Ari olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Hayır. Yahudiler başlı başına kategorize edilebilir bir soy değil.
---------------------------------------------------------------------
S: (L) Yazıda Yahudilere karşı olan derin sempatimin de...
C: Yahudiler her halükarda yok edilecek.
S: (L) Bu sevimli bir yanıt DEĞİLDİ! En iyisi o yazıları o sayfadan kaldırmak. Bırakalım aptallıklarına devam etsinler ve kendilerini yok etsinler. Kimsenin bu konuda yapabileceği birşey yok sanırım. (A) Evet.
C: Evet.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Planımız bu. Ortadoğu'nun, Afganistan'ın vb durumu ne olacak?
C: İnsanların daha derin kontrole yönlendirilmesi.
S: (L) Bu artan kontrolün amacı nedir?
C: Filistin'de savaşa hazırlık.
S: (L) Ama kimse Filistin'de bir savaştan bahsetmedi. Herkes Afganistan'daki bir savaştan bahsediyor. Filistin'in bununla ilgisi nedir?
C: İsrail'in nihai amacı.
S: (L) Neden kendi ülkelerinde savaş yapmak istesinler? Bunu uzun zamandan beri zaten yapıyor olmaları dışında? Sanırım bunu bir nihayete erdirmek istiyorlar. Bu planın neticesi ne olacak?
C: Yahudilerin imha edilmesi.
S: (L) Ama planladıkları şey bu değil, öyle değil mi?
C: Hayır.
S: (L) Filistinlileri yok etmeyi planlıyorlar, değil mi?
C: Evet.
S: (L) Öyle görünüyor ki, tarih boyunca Yahudiler ne zaman birilerini yok etmeyi planlasalar, sonunda yok olan kendileri oluyor. Yoksa tarihi yanlış mı okuyorum?
C: Hayır.
----------------------------------------------------------------------
S: (Perceval) Naziler Yahudileri öldürmek için gaz odaları kullandılar mı?
C: Hayır.
S: (Perceval) Naziler tarafından toplam kaç Yahudi öldürüldü Holokost'ta?
C: 3.2 milyon.
S: (Mr. Scott) Başka yollarla mı öldürdüler?
C: Evet. Silahla vurma, aç bırakma, deneyler, deney için kasıtlı enfeksiyon dahil olmak üzere hastalıklar.
S: (Mr. Scott) Bu çok tuhaf. İsrail gidip istediği kadar Arabı öldürebiliyor ve hiç kimse "Hitler'in yaptığını yapıyorsunuz" diyemiyor çünkü o zaman "Hayır, biz gaz odaları kullanmıyoruz, o kadar korkunç değiliz" diye cevap veriyorlar, halbuki o gaz odaları hiç olmadı. (Galahad) Evet, ama bugün hepimiz için planladıkları şeyler temelde aynı şeyler.
----------------------------------------------------------------------
S: (Perceval) Bunun Ortadoğu'da İsraillilerle Araplar arasında bir savaş hazırlığı olması mümkün mü?
C: Olası ama düşündüğün şekilde muhtemel değil.
S: (L) Sanırım gerçekten birbirlerine düşman olduğunu düşünüyorsun. İnsanlar birbirlerine düşman ediliyorlar ama bence Arap dünyasında kontrolü elinde bulunduran güçler bile karanlık güçlerle işbirliği içinde. (Perceval) Ben Ortadoğu'da Yahudileri ve Filistinlileri ve diğer herkesi içine alacak bir yangının başlaması açısından düşünüyordum. Çeşitli Arap güçlerinin Arap milliyetçiliği etrafında birleşip İsrail'in karşısına geçeceği bir senaryo yaratabilirler. (L) Evet, bu gerçekten mümkün bence ama onlar kontrollü bir yangın meydana getirebileceklerini düşünüyorlar ve bence o yangın onların hiç akıllarına gelmeyen şekillerde kontrol dışına çıkabilir.
C: Evet.
S: (L) İsrail muhtemelen tüm gezegende en konsantre olmuş psikopatlarla dolu bir ülke ve kendi türlerini yok etmek istemediklerinden eminim. Ama Arapları yok etmek istiyorlar gerçekten. (Perceval) Ama onları yok etmeye çalışırken kendilerini yok edebilirler. (L) Genellikle yaptıkları bu. Lobaczewski bir mikrobun, bulaştığı vücudun ölüsüyle birlikte ölüp yok olacağını anlamaz diyor. Ve gerçek gezegensel değişimleri hesaba katmıyorlar sanırım. Elbette bu olayların bazılarına hazırlanmayı planlayanlar var aralarında. Ama meseleyi gerçekten anlamaya yakın değiller gibi görünüyor. Meydana geleceği kesinleşen birşey olursa buna hazırlanabilirler. Örneğin eğer bilimadamları onlara bir tür komet vs olayı olacağını  söylerse, bir tohum bankası yapabilirler. Bunu yapabilirler ama önlem aldıkları ve belirli bir rota izleyeceğini düşündükleri birşeye karşı şu anda yapmakta oldukları şeyin sonuçlarını düşünemiyorlar. Yapacakları şeyin tamamen rasyonel olduğunu düşünüyorlar. Oyun teorisi gibi. Oyun teorisinin herkes üzerinde işe yaramadığını gördüler! ...
----------------------------------------------------------------------

S: (L) "Plague Time" (Veba Zamanı) adlı yeni bitirdiğim bu kitaptan anladığım şeylerden biri şu ki, uzun vadeli kronik hastalık parazitlerinin en sinsi bazı türleri cinsel yolla bulaşanlarmış: seks, öpüşme, yakın temas vb yoluyla. Bu kitapta anlatılanlardan anladığım kadarıyla, aşırı cinsel ahlakla ilgili bazı kadim fikirler aslında bu tür hastalıkları önlemeye yönelikmiş. Yoksa kitaba kendimi fazla mı kaptırdım?
C: Hayır, bu bilgi gelecek nesillere aktarılırken zaman içinde nedenleri unutuldu.
S: (L) Bu şu anda gerçekten komik bazı dini kurallarla falan ilişkilendiriliyor, halbuki bunun bilimsel nedenleri vardı esasında. Domuz eti gibi. Bir nedeni vardı. Ama bu bilgi bir şekilde kaybedildi. Şimdi kendilerini tepeden tırnağa kapatan kadınlarla dolaşan Müslümanlar, Yahudilerin tüm o saflık kuralları ve kökten dincilerin dans karşıtlığı vs. Tevrat'taki yasalarla ilgili şeylerin çoğu Pisagorculardan gelmiş. Bu da Pisagor'un çok eski bilgilerin bir aktarıcısı olduğuna işaret ediyor.
C: Evet

----------------------------------------------------------------------
S: (Pierre) Başka bir soru: Yıllar önce bir celsede Nazi Almanyasının bir prova olduğunu söylemiştiniz. Bir sonraki sefer kim Nazilerin rolünü oynayacak ve Yahudilerin rolünü kim oynayacak?
C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet
S: (Artemis) Şeytanca!
(L) Tamam, sonraki soru? (Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz. (Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun.
----------------------------------------------------------------------

(Joe) Pierre provadan bahsetti ve bir sonraki sefer Nazilerin ve Yahudilerin yerinde kimler olacağını sordu. Bunun şimdiye kadar açık olması gerektiğini ve amacın gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmak olduğunu söylediler. Bunun Batı dünyasını ele geçirmekte olan radikal sol ideolojiyle bir ilgisi var mı?
C: Evet
S: (Pierre) Gerçek Samiler, ekstra ahlaki tat alıcılara mı sahip?
C: Evet
S: (Pierre) Biliyordum!
(Joe) Yani bu radikal sol ideolojinin Batı toplumunda gerçekten aşırı bir noktaya gideceğini mi söylüyorlar?
C: Naziler gibi, deneyecekler.
S: (Pierre) Peki başaracaklar mı? (Joe) Açık! (Pierre) Bir afet onları durduracak.
(Joe) Nazileri durduran bir afet değildi. Rusya Anaydı.
C: Bekleyin ve görün!
----------------------------------------------------------------------

Bir potbori sağanağına kapıldım sanmayın ,düşünsel atağın gerçekleri yakalaması için sıklıkla yaptığım şey, tabii ki bu gerçeklik başka bilgilerle başka yollara doğru savrulur gerçeğin o kristalimsi pırıltısını daha net fark etmeye çalışırız, bu laf kalabalığı ile anlatmak istediğim arayışın takıntı tehlikesinden uzaklaşmış olması gerekir ..

İşe K.ların "yahudiler en sonunda imha edilecek" sözünü tam anlamak için giriştim, Kuran Fatiha Süresinin en sonunda da aynı ifade vardı "hristiyanlar sapkındır elbet ceza görecekler yahudiler ise imha edilecek" ve ben orada kopmuştum monoteist yapıdaki o yaratan güç kendi yarattıklarını neden böylece böler harcar, nerede merhamet, bağışlama,

Ama şimdi o düşünsel halime bakınca oldukça fazla yol kat etmişim,
Yahudilerin başlangıçta özel bir misyon ile dünya nüfusunda belirmesi Hitlerin onlara itibar etmeyip çingene, sakat v.s . ile beraber holokosta sokması ve bunun sebebinin kendisinin tesir altında olduğu karanlık kertenkele güçleri etkisi ile Nefalim istilasına yataklık yapmak üzere dünyayı Ari ırkı denen bir ırk standartına sokmak istemesi ve bunda başarılı olamaması, ve başarısızlığın sebebinin daha çok Rusya olması ,

Yahudilerin özel bir misyon yüklenerek gelmesi olayını Orion deney sahasında kısa dönem dalga oluşumunun yürümesi için dünya illüzyonuna tapan bir ırk KH yaratılması ile ilgili ,deneyin motivasyonunda negatif bir gücün mutlaka gerekmesi ,

Onlar oluşturulan zaman içinde Atlantisin Belial oğlu ırksal oluşumu ve yılan kardeşliği usullerini kullanarak ve ellerindeki zamana galebe çalan teknolojiyi kullanarak bunu çeşitli yollarla yürütmeye çalıştılar ve halen yürütmede etkinler,

Dünya illüzyonunun ve özelliğinin tek gerçek olduğunu başka bir şey olamayacağı fikrini takıntısını yani ruhsal gelişimi önleyecek çeşitli usuller buldu ve kullanmaktalar ,nedir bunlar,

Monoteizm,

Dinler programının başlatılması ve yürütülmesi ,dikkat edilirse lineer zamanın genişliğinde yahudilikle başlayan veya ondan evvel Kabala yazıtları ile başlayan yahudilik ve hristiyanlığın iki ayrı kolda yürümesi , islamiyet,

Dikkat edilirse bu dinlerin içinde başlangıç materyallerini tabulaştırıp sunan domuz yememe ,sünnet etme ,kurban etme perhizler uygulama gibi benzer usuller var,

Başlangıcı sunan peygamber İbrahim/Musa var ,

"C: Üç test vakasının gelişim yollarını dikkatlice düşünün. Önce Yahudilik. Bir kuyruklu yıldız / fırtına tanrısına tapınmaya yönelik geniş çaplı bir kült olarak başladı. Varını-yoğunu kaybetmiş bir halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve aralarında dayanışmayı teşvik edecek şekilde yeniden düzenlendi. Hristiyanlığın ikili bir başlangıcı oldu. Birincisi apokaliptik bir hoşgörüsüzlük ve şiddet kültüydü. İkincisi, merhamet dolu olağanüstü bir adamın hayatına dayalı bir ruhsal dönüşüm mesajıydı. İslam ise bu ikisinin en kötü yönlerinin bir karışımı. Tam bir sahteliğin içinde nasıl herhangi bir pozitif unsur olabilir?
S: (L) Yani, İslam'ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın en kötü kısımlarının bir karışımı olduğunu mu söylüyorsunuz? [Son cevabın gözden geçirilmesi] Kumran Metinlerini yazanların İslam'ın oluşumu üzerinde güçlü bir etkisi olması mümkün mü?
C: Öyle!
S: (L) Ve bunları yazanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre bunlar bir grup şizoid psikopattı. (Joe) Yahudi miymişler?
(L) Evet. Diğer tüm Yahudilerin yozlaşmış olduğunu, sadece kendilerinin doğruya sahip olduğunu düşünen ve kendi inandıklarına inanmayan herkesi çıkıp öldürmek için can atan bir grup Yahudi. Kumran Metinlerine ve Enok Kitapları ve Enok kıyametçiliği gibi çeşitli bağlantılı metinlere yönelik büyük araştırma alanları var. Pavlus, Josephus ve İsa hakkındaki yazımda bu konuyu biraz işledim. (Joe) İlk Hristiyanlık dalgasının kökeni onlarmış demek. Sonra Sezar geldi.
(L) Aslında, merhametli kurtarıcı Sezar vizyonuyla Pavlus geldi. Yeni Ahit'te Pavlus ile "Kudüslü Hristiyanlar" arasındaki ihtilafa dair yapılan şaşırtıcı referansların nedeni buydu. Kumran Metinlerini yazan tipler vardı, Bağnazlar vb., sonra Pavlus geldi. Henüz yayınlanmamış olan kitabımda bunu etraflıca anlattım.
MÖ 272 civarında Eski Ahit yazılırken Yahudilerin gerçek tarihsel bazı Yunan ve Mısırlı karakterleri model alarak yazdıkları İbrahim ve Musa hikayelerinin, İslam'ın yaratıcıları tarafından bolca kullanıldığını da unutmamak gerek. Gmirkin ve Wajdenbaum tüm bu konuları ele alıyor. ("Argonauts of the Desert" [çöldeki argonotlar] vb.) İslam'ı icat edenler, zaten çalıntı olan hikayelere dayalı hikayeler yarattıklarını bilmiyorlardı, vb. (Joe) Hem Yahudiliğin hem de erken Hristiyanlığın en kötü tarafı hoşgörüsüzlük ve şiddet ve fırtına tanrısına ibadet. İslam bu anlamda diğer tüm dinlere göre afetlerden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor, doğru mu?
C: Evet
S: (Joe) İslam'ın ortaya çıktığı süreçte neler oluyordu? Karanlık Çağlardı, değil mi?
C: Evet "

Bütün bunların yanında "yahudilerin imha" işi ne zaman olacak  insanlar başlarına gelenlerin kendi bilgisizliklerinden ve takıntılarından ibaret olduğunu anlayıncaya kadar ,bunun için "yaşayarak öğrenme" programı kozmik bazı yardımlarla insan nüfusunun genelini kaplamaya başladığı zaman ,

Esasta bence bütün anlatılmak istenen KH nin kendi kendine imhası, yani aşırı nefsani hırsların dünyaya tapmanın bitirilemeyerek kök noktalara doğru indirgeniş ve en sonunda atomsal bölünmeye kadar olan süreç .

Ara..


memed

#1228
S: (Pierre) Gerçek Samiler, ekstra ahlaki tat alıcılara mı sahip?

Bunun ne demek oldugu hakkında ne düşünüyorsunuz ?    ahlaki tat alıcılar  ?

Tgur

#1229
Cevabı sağlam vermek için ingilizceyi ve gerçek tercüme etme sanatını çok iyi bilmek gerekli ve bu hususta Bozadi bilgili ve yetkilidir ingilizce deyimler kavramında başka izahlar olabilir,

Ancak benim cevabım şu aktarımda yatmakta,

Olay nazilerin gerçek samileri çıkarıp onların süper güçlerini yok etmek isteğinde yatıyor,

"C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet"