Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#870
HÜCREDEN ÜLKELERE

Mikrokozmoz makrokozmos yani yukarılarda ne varsa aşağıda da var benzerliklerin olup olmadığını veya farkındalığın ortaya çıkışı insan algılamasının genişliği ile ilgili ,bu genişliği sağlamak içn merak gayret ve bilginin bir enstruman gibi kullanılması ,bu süreçte engelleyici takıntılarda kalan zihin ve bunun hakkında da çok şey söyledik ,hür ve saflaşmış yalıtılmış zihin olanın içindeki gizleri rahatça görür değerlendirir ve çözmüş olur puzzle nın büyük kısmını hal edebilecek hale gelmek ise işte o bahsedilen eller ensede coşku ile olanı seyreden olmaktır,

Bakın olanlara, korkmayın sizi sizden başka cezalandıracak yok..

Hücrenin içi bir şehir gibidir ,güç ve yapılması gerekeni ayarlayan kotaran merkezi bir santral(DNA)protein imal eden fabrikalar onları depolayan depolar ,fabrikaların protein yapımı için gerekli maddelerin listelenmesi dışarıdan temin için yürütülen faaliyetler dışarıya atılan artık maddeler ve daha detayına giremiyeceğim ama hatırlanması için internete müracaat gerektiren olaylar ,

Hücreden bahsetmem ülkelere nasıl geçileceğinin tarifinde başlangıcı yakalamak için ,yeni bir insan oluşumu için embryo gelişimine bakmamız gerekli ,döllenme olup yumurta kendi içinde bölünmelere ve çoğalmaya yönelirken 6. günde organlar oluşumu başlamadan evvel" blastula" safhasında ki bir donat görnümündedir çevrede "plasenta" denen koruyucu duvar gibi dizilmiş hücreler ve içinde esas işlevi sürdürecek yani organları oluşturmaya yönelecek "embryonik hücreler"sonra macera devam edecek ve bebek oluşacaktır,

Bebek oluşurken anneden ilgili besinleri almak için bu "plasenta" dan yararlanılır yani dış dünya ile iletişimi sağlayan çepeçevre bir duvar işte bu duvar hali insan yaşamındaki hayatiyetin devamı için ailenin korunduğu ev ,komün halindeki ailelerin emniyeti için site duvarı daha sonra mahalle ilçe şehir ve ülke sınırları ile çizilmiş ve ayrılmış ülkeler halinde makrolaşmış halin örneğini verir,

Bu arada yeri gelmişken embryo oluşumu için sperme ihtiyaç olmadığını yani erkeğin mutlak gerekli olmadığını ve bir kök hücrenin insanın bütün kabiliyet ve kapasitesini taşıdığını belirten "dolly" koyun klonlaması hakkındaki bilgilere bakmanızı thatırlatırım, orada bir kuluçkalama işinde sadece üç dişi devreye alınmakta ,bir dişi koyunun "dolly" nun beden dokularından bir parça alınıyor petri kutusuna konuyor bir başka koyunun yumurta hücresi alınıp DNA sı tahrip ediliyor aynı petri kutusuna konup dışardan uygun bir elektrik akımı verildiğinde embryo teşekkül ediyor ve bu zigot bir başka koyunun uterusuna konuyor bekleme müddeti sonunda dolly ler ortaya çıkıyor,

Bunu niçin hatırlattım, Orion KH veya BH kuluçkalama işinde başlangıçlarda  tek cinsiyet veya cinsiyetsiz bir yaratım düşünülmüş ama sonra iki ayrı cinsin devreye alınması daha değişik yaratım çeşitliliği ve üreme işinin otonom hale getirilmesi ve labarutuar ortamında değil doğal  yaşam ortamında olsun olarak görülmüş

Başlangıçta bahsi geçen embryonik hücre kenarında doğal koruma sınırı olan placenta nın koruma işine bir çok müttefik veya silah da yardımcı olmuş ,mesela bir kısım virüs çeşidi placentayı yani oluşan bebeği korumak ve yabancı mikropların istilasına karşı görev almışlardır buna benzer insan toplulukların ülkelerin korunması için silah ve müttefik aranması kullanılması bunun makro göstergesidir ,

Bu mikro makro benzetişleri ele almışken büyük hayvanlar (dinazorlar) ve dev insanlar ( nefalim ) gerçeğine de dokunmalıyız,

Bu iki iri yapılar daha fazla yaşam lokması alma ve üstünlük sahiplenme taslama diğer yaratılanları yaşam ortamının dışına çıkarma gibi aşırı KH davranışlarının sergilenmesi için yaratıldıklarını düşünüyorum dinazorlar tarihin bir zamanında ortamdan çekilmiş ama nefalimlerin öyle olmadığı gözüküyor, aşağıdaki alıntılarda onların rolü insanlarla oldukça beraberlik gösteren tarafları var ,hele dördüncü yoğunluğa geçme imkanı olmayan nefalimlerin 3. yoğunluk şartları ile beraber olacağımız ve uğraşacağımız K. bilgilerinden hatırlıyorum yani bizler 4Y, onlar 3Y oldukça ilginç deneyler yaşanacak..

 Bu konulardaki alıntılara bakalım,
--------------------------------------------------------
S: (L) Kertişlerin bin yıl boyunca insanlar arasında yaşadığını söylemiştiniz. Bizim zaman ilüzyonumuzda bu ne zaman gerçekleşti?
C: Atlantis'in zirvesinde.
S: (L) Atlantis medeniyeti ne kadar süre boyunca var oldu?
C: 70.000 yıl.
S: (L) Büyük dinazorların zamanında dünyada yaşayan akıllı insan varlıkları var mıydı?
C: Evet ve hayır.
S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Geçici zaman eğilmesi .
----------------------------------------------------------
S: Yarı insan yaratıklar, minotorlar, santorlarla ilgili efsaneler var. Böyle yaratıklar hiç oldu mu?
C: Atlantis'te hayvan olarak tanımlanan deneyler. V--- kısmen Çingene. Bunu gizliyor.
S: Bunu biliyor mu?
C: Kısmen.
S: Baalbek şehrini kim inşa etti?
C: Antareanlar ve eski Sümerler. Atlantislileri kast ettik.
S: Bu binanın devasa boyutlarının sebebi nedir?
C: Devler.
S: Devler kimdi?
C: Nefalim'i yeniden yaratmaya yönelik genetik çaba.
S: Atlantisliler ve Sümerliler Nefilim'i yeniden yaratmayı başardılar mı?
C: Hayır.
S: Bu devasa şehri neden kurtular?
C: Zihinsel özürlü bireyler için.
S: Çalışmalarının neticesi özürlü bireyler miydi?
C: Evet.
S: Devasa şehri neden inşa ettiler?
C: Başarılı olacaklarını bekliyorlardı.
S: Neden biri çıkıp gerçekleşmesi yıllar sürecek genetik bir projenin beklentisiyle Baalbek boyutlarında bir
şehir inşa etsin ki?
C: Proje yalnızca üç yıl aldı. Nükleer hormonal kopyalama prosedürü kullanılarak gelişim döngüsü hızlandırıldı. Başarısızlık bununla ilgiliydi.
S: Hızlandırılmış gelişimden dolayı mı?
C: Uygun şekilde yapamadılar.
S: Taşları kesip taşımak için hangi teknik yöntemi kullandılar?
C: Ses dalgası odaklaması.
S: Şehrin yapımını engelleyen veya durduran olay neydi?
C: Venüs'ün görünüşü ve geçişi.
S: Bu proje hangi yıl sona erdi?
C: MÖ 3218.
S: Mohenco-Daro şehrini kim inşa etti?
C: Doğrudan Kertenkeleler. Koatzlmundi efsanesi bununla doğrudan ilgili. Taşların üstündeki çizimlere bak.
S: Koatzlmundi kim?
C: İnsanlarla 1000 yıl boyunca doğrudan teması nedeniyle Atlantisliler ve onların torunları tarafından tapınılan diğer bir kertenkele tanrısı.
S: Mohenco Daro'nun doğrudan kertenkeleler tarafından inşa edildiğini söylediniz. Şehirde kendileri mi kaldı?
C: Hayır.
S: Şehirde en son ne zaman düzenli yerleşim vardı?
C: 3065 yıl önce.
S: Ne zaman inşa edildi?
C: 6092 yıl önce.
S: Nefilim konusuna geri dönmek istiyorum. Nefilim'in dünayaya asker gücü olarak getirilmiş bir grup hümanoit varlık olduğunu söylemiştiniz, bu doğru mu?
C: Evet.
S: Buraya ne zaman getirildiler?
C: MÖ 9046, referanslardan biri.
S: Bize göre birer devdiler, doğru mu?
C: Evet.
S: İnsanlara Tanrı'nın temsilcileri veya "Oğulları" olarak sunuldular, bu doğru mu?
C: Evet.
S: Bu devlerin boylarının 3.30 m ile 4.20 m arasında olduğunu söylüyorsunuz...
C: Evet.
S: Siz ve eski literatür, bu tanrı oğullarının dünya kadınlarıyla evlendiğini söylüyor, bu doğru mu?
C: Evet.
S: Bunu günümüzdekiyle aynı şekilde, yani cinsel ilişki yoluyla mı yaptılar?
C: Hayır.
S: Nasıl yapıldı?
C: Bir çeşit dölleme.
S: Yani yapay dölleme mi?
C: Yakın.
S: Bu varlıklar cinsel organları da dahil olmak üzere bizim gibi miydiler?
C: Yakın.
S: Herhangi temel bir farklılık?
C: Testislerde üç yumurta.
S: Bunun dışında cinsel organları aynı mıydı?
C: Evet.
S: Herhangi bir zamanda dişi insanlarla çiftleştiler mi?
C: Hayır.
S: Neden?
C: Ebat farkı.
S: Sadece merak ettim, ne kadar farklı?
C: 58 cm uzunluğunda.
S: Sünnet oluyorlar mıydı?
C: Hayır.
S: Sünnet uygulamasının kökeni neydi?
C: Tüm musevi gelenekleri gibi, hijyen.
-------------------------------------------------------
C: Çeşitli faktörler. Çok sayıda ruh, fiziksel varoluşu arzuladı ve başlangıçta Griler yoluyla Kertenkeleler olmak üzere, Nefalim ve Oryon birliği tarafından değiştirildi.
S:(L) Bize tekrar Nefilim denenlerin kim olduğunu söyler misiniz?
C: Baskı gücü. Oryon'un köleleri. 3C gezegeninden veya 3. yıldız, 3. gezegen.
S:(L) Geçen gece Nefalim'in Akrep takımyıldızı civarından geldiğini söylemiştiniz, bu doğru mu?
C: Esas olarak orada tohumlandılar. Siz de öyle.
S:(L) Aslen başka yer de mi tohumlandık? Nerede? Oryon'da mı? Gezegenin adı nedir?
C: D'Ankhiar. Ankh, bu gezegenin eski bir sembolüdür. Ana gezegen anlamına geliyor.
S:(L) O gezegen bizim asıl evimiz mi?
C: Evet.
S:(L) Eski evimizin durumu nedir?
C: Tükendi. Kül oldu. Yandı.
S:(L) Yani evimize dönemeyiz, öyle mi?
C: Evet.
S:(L) Bu Nefilim'ler, boyları ne kadar demiştiniz?
C: En uzunu 4.5 metre.
S:(L) Davut tarafından öldürülen Golyat Nefilim'den biri miydi?
C: Evet. Efsanede. Hikayede anlatılan olay daha önce meydana gelmişti.
S:(L) Peki Golyat'la Davut gerçekten karşı karşıya geldi mi?
C: Evet.
S:(L) Davut onu gerçekten bir mancınıkla mı öldürdü?
C: Yakın.
S:(L) Nefilim insanlarla genetik olarak birleştirildi mi?
C: Geçici olarak.
S:(L) Neden geçici olarak?
C: DNA uyuşmazlığı.
S:(L) Bizden daha mı zekiydiler?
C: Hayır.
S:(L) Sadece iri ve aptal mıydılar?
C: Hayır.
S:(L) Yaklaşık olarak aynı mıydılar?
C: Evet.
S:(L) Gezegenimizden yaşamakta zorlanmalarının sebebi boyları, yerçekimi gibi şeyler miydi?
C: Evet.
S:(L) Burada fiziksel sorunlar mı yaşadılar?
C: Evet.
S:(L) Sonuncusu ne zaman öldü?
C: MÖ 6000. Yaklaşık olarak. Bir referans.
S:(L) İlk olarak buraya ne zaman getirildiler?
C: Yaklaşık MÖ 12000. Referanslardan biri. Sizin takvim ölçümlerinizin pek pazla bir mana ifade etmediğini anlamanız gerekiyor.
-------------------------------------------------------
S: (L) Paskalya Adasındaki taştan başları kim yaptı?
C: Lemuryalıların torunları.
S: (L) Yerliler o taşların oraya yürüyerek geldiğini söylüyor. Bu doğru mu?
C: Hayır.
S: (L) Peki nasıl geldiler?
C: Tonal titreşim.
S: (L) Peki o taşlar neyi temsil ediyor?
C: Nefalim.
S: (L) Nefilim'in görünüşü böyle miydi?
C: Yakın.
S: (L) Bu Lemurya'da Nefilim'in mevcut olduğu anlamına mı geliyor?
C: Yakın.
S: (L) Lemurya neredeydi?
C: Güney Amerika Pasifik açıkları.
S: (L) Yani Paskalya Adası yerlileri atalarından bahsederken, Güney Amerika yönünden gelen insanlardan mı bahsediyorlar?
C: Hayır. Hemen her yönden geliyorlardı. Paskalya Adası Lemurya'nın bir kalıntısı.
S: (L) Lemurya'ya ne oldu?
C: Sizin Cennetten Düşüş dediğiniz olaya yakın bir zamanda suya gömüldü.
S: (L) Eğer Nefilim grubu buraya 9-12 bin yıl önce getirildiyse...
C: Son ziyaretleri. 5 kez geldiler. Dönecekler.
S: (L) Nefilim dönecek mi? Şu anda nerede yaşıyorlar?
C: Oryon.
S: (L) Oryon takımyıldızında mı yaşıyorlar? Gezegenleri hangisi?
C: Gezegenleri yok. Hareket halindeler.
S: (L) Tüm grup hareket halinde mi?
C: Üç araç.
S: (L) Her araçta kaç Nefilim var?
C: Yaklaşık 12 milyon.
S: (L) Bize yardım etmeye mi geliyorlar?
C: Hayır. Dalga, komet kümesi... Hepsi aynı enerjiyi kullanıyor.
S: (L) Aynı enerjiyi ne için kullanıyorlar?
C: Mekan-zamanda ilerlemek için.
S: (L) Bu komet kümesi olmadan mekan/zamanda ilerleyemezler mi yani?
C: Hayır. Daha yavaş. Tablaya tırnak işaretlerini de ekleyin. (Bu uyarıdan sonra ouija tablasına tırnak işaretlerini de ekledik. Bu noktadan sonra Kasyopyalıların mesajları tırnak içinde olduğunda, bu onların kendi koydukları tırnak işaretleri olacaktır.)
S: (L) Yani bu dalga olmadan buraya gelmeleri daha yavaş olurdu. Dalga nereden geliyor?
C: Komet kümesini izliyor.
S: (L) Komet kümesini izliyor. Bu dalga neyden oluşuyor?
C: Boyut sınırı.
S: (L) Boyut sınırı sürekli olarak komet kümesini mi takip ediyor?
C: Hayır.
S: (L) Boyut sınırı her geçişinde bu komet kümesiyle bir şekilde ilişkili mi oluyor?
C: Hayır. Boyut sınırı herşeyi kapsayan enerji realitesi değişimini izliyor; boyut sınırı bu sefer bu komet geçişini izleyecek. Daha önce de oldu ama çoğunda değil.
S: (L) Bu boyut sınırı bir boyuttan başka bir boyuta geçiş sınırı, öyle mi?
C: Evet.
------------------------------------------------------
C: Pek çok neden ve çok karmaşık. Ama, hatırla, henüz bir çocukken Hitler Germen halklarını fethetme ve birleştirme arzularını gerçekleştirmek üzere "karanlığın güçleriyle" ilişki kurmak için bilinçli bir seçim yaptı. Bunun ardından zihin, beden ve ruh olarak tamamen KH güçlerinin kontrolü altına girdi.
S: (L) Peki Hitler'i kontrol eden KH güçlerinin onda tüm bir halkı ortadan kaldırma isteği yaratma amacı neydi?
C: Fetih daha zor ve daha az kesin olacağı için 4'üncü yoğunluğa yükselmeden önce 3'üncü yoğunluk dünyasını tam kontrol altına almak amacıyla Nefalim'in yeniden getirilmesine yönelik uygun bir "üreme
ortamı" yaratmak.
S: (L) "Üreme ortamı" derken genetik anlamda mı?
C: Evet. Üçüncü yoğunluk.
S: (L) Bu amacı başadılar mı?
C: Hayır.
S: (L) Demek Germen "Üstün Irk"ının yaratılması daha sonra bu "üreme ortamının" yaratılmasını sağlayacaktı?
C: Evet.
S: (L) Ve bunun için Yahudi'lerden kurtulmak önemliydi, öyle mi? Başka bir grubu yok etmeden bir Germen üstün ırkı yaratılamaz mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Neden?
C: 4'üncü yoğunluk ön kodlanmış misyon kader profili nedeniyle.
S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Bu, 4'üncü yoğunluğa yükselme sonrası etkinleşecek bir kodlama anlamına geliyor ve dolayısıyla eğer ortadan kaldırılmazsa Nefalim'in 3'ünü yoğunluktaki hakimiyetini engeller. Bireysel bazda olmakla birlikte, Yahudiler 4'üncü yoğunluğa geçiş sonrası bir misyonu gerçekleştirmek üzere önceden kodlandılar. Naziler 4'üncü yoğunluk KH tarafından kontrol edildikleri için neden Yahudileri tamamen ortadan kaldırmaya sevk edildiklerini tam olarak bilmiyorlardı. Ama Hitler Kertenkelelerle ve Oryon KH ile doğrudan iletişim kurdu ve "üstün ırkı" nasıl yaratacağına dair talimatlar aldı.
S: (L) Ve bunu, yeni bir Nefilim soyunu Dünya'ya getirmede bir temel olarak kullanacaklardı... (RC) Ve Yeni Dünya Düzeni... onların versiyonu. (L) Peki şimdiki planları nedir?
C: Henüz size bunu söyleyemeyiz çünkü vaktinden önce açıklama isteği duyarsınız ve bu da ortadan
kaldırılmanıza neden olur!!!!
--------------------------------------------------------
S: (L) Geçen celsedeki sorum hakkında düşünüyordum ve şu şekilde sormak istiyorum: Hitler'in bir "Üstün Irk" yaratma konusunda üst yoğunluk varlıklarından talimatlar aldığını söylediniz. Bu Germen "üstün ırkının" yaratılması için Ari genetik tipleri neden uygun görüldü?
C: Hem benzerlik, hem de Oryon 3'üncü ve 4'üncü yoğunluk genetik neslinden en az sapmaya uğramış miras bağlantısı.
S: (L) Yani temel olarak kendileri gibi bir insan grubu mu üretmeye çalışıyorlardı?
C: Evet.
S: (L)
C: Hayır, ilgisiz. Yaratımdan neyi kastediyorsun?
S: (L) Tamam, önce bu üreme ortamını hazırlıyorlardı. Bu, başka bir genetik türün getirilmesi için yapılan bir ön çalışmaydı. Diğer genetik tür hangisiydi?
C: Nefalim.
S: (L) Eğer 36 milyon Nefilim gemiler içinde zaten geliyorsa neden burada melezlerini üretmeye çalıştılar?
C: Evet ama bir "ön partinin" getirilmesi 3'üncü yoğunluğun fethini çok daha kolaylaştırır.
S: (L) Yani bu Üstün Irk herşeyi hazır hale getirecekti...
C: Evet.
S: (L) Bu "Üstün Irk"ın yaratılmasında Sami genlerinin hangi özelliği bu kadar uyumsuz olarak görüldü?
C: Acımasızlık ve hakimiyete eğilimli genetik karakteristiklerde bozulmaya neden olurdu.
S: (L) Yani Sami türünün bir genetik eğiliminin veya bazı genlerinin buna zıt özellikler taşıdığını mı
söylüyorsunuz?
C: Yakın.
S: (L) Ama kişinin karakteri fiziksel bedeninden ziyade ruhuna göre şekillenmiyor mu?
C: Kısmen; hatırla, aura profili ve karmik referans, fiziksel yapı ile birleşiyor.
S: (L) Yani belirli genetik özelliklerin, bir ruhsal eğilimin fiziksel bir yansıması olduğunu mu söylüyorsunuz?Ruh yalnızca potansiyel olarak bile olsa kendini genetik özelliklerle eşleştirmek zorunda, öyle mi?
C: Evet, aynen öyle.
S: (L) Yani bir kişinin ruhsal ilerleyişi veya gelişimi büyük ölçüde genlerine mi bağlı?
C: Doğal süreç, mevcut olduğunda sistematik yapı ile birleşiyor
-----------------------------------------------
S: (L) MM'nin 1.80'in üzerinde bir kızı var. Benim de çok uzun bir oğlum var. Bu, Nefilim genlerinin bir etkisi olabilir mi?
C: Belki, belki de değil.
S: (L) Bunu anlamanın bir yolu var mı?
C: Bunu anlamak ister miydin?
S: (L) Evet.
C: Hayır istemezdin!
S: (L) Bu Nefilim genetiği doğal yolla mı geçiyor, yoksa bir fetüsü genetik olarak değiştirip geri koyma yoluyla mı?
C: İkincisi değil. Bir ipucu: çift Y kromozomu.
S: (W) Bu erkek demek...
C: Nefalimler de öyleydi.
S: (L) Yani hepsi erkekti. Kadınların çift X, erkekler XY.
C: Hapishaneler çok ciddi kişilik bozuklukları olan, hemen herzaman Beyaz ve aşırı bedenli çift Y'lerle dolu."Motorsiklet çetelerindekiler" de genellikle bu geni taşır. Bunu internette genel bir şekilde paylaşmamanızı öneriyoruz!!!
S: (L) TV'de bir seri katille röportaj yapıyorlardı. Adam tam bir DEVDİ! İnsanları nasıl öldürdüğünü anlattı.Onu analiz eden psikiyatrist adamın yakalanmak için bunu yaptığını söyledi. Ben öyle hissetmedim. Bence bunu yaptı çünkü yaptı. Motorsiklet çetelerindeki adamlar da o geni taşıyor demek. Nefalim. Motorsiklet çeteleri. Büyük. Beyaz. Aman tanrım. Verebileceğiniz başka bir ipucu var mı?
C: Nefalimler şu anda dünyanızda mevcut değil, bunlar yalnızca gen kalıntıları.
S: (L) İnsanlarda kalan izler. Ve bu varlıklardan 36 milyon tanesinin buraya gelmekte olduğunu söylemiştiniz...
C: Dalgayla birlikte.
---------------------------------------------
C: Şimdi biraz tarih... Bildiğiniz gibi CIA ve NSA ve diğer kurumlar Nazi Gestaposunun çocuklarıdır. SS,nefalimi 3'üncü ve veya 4'üncü yoğunluk dünyaya yeniden getirmek için prova yapmış olan Antareslilerin güdümü altındaki bir deneydi. Ve "Antareslilerle" temas, tam programlı kukla öncü olarak Adolph Hitler'i yetiştirmiş olan Thule Topluluğu tarafından gerçekleştirildi. Modern zamanlarda daha düşük bir ölçekte gördüğünüz benzer isimler: Oswald, Ruby, Demorenschildt, Sirhan Sirhan, James Early Ray, Arthur Bremer, Farrakhan, Menendez, Bundy, Ramirez, Dahmer vs...
S: (L) Daha belirgin bir konum almak için şu anda programlanmakta olan herhangi belirli...
C: Daha sonra... Oswald'ın pek çok çelişkili şey söyleyecek şekilde kolay manipüle edilebilir nitelikte programlandığını bilmeniz gerekiyor. Demorenschildt hem programcıydı hem de programlanmıştı.Oswald'ı vurmak için Ruby hipnotik olarak programlandı. Duysal bir uyarıcı ile tetiklendi; bu ses bir araba
kornasıydı.
S: (L) Bir Greenbaum veya diğer zihin programlaması kurbanını bazı ipuçlarıyla tespit edebilmemizi sağlayacak yollar var mı?
C: Çok geç olana kadar yok.
------------------------------------------------------

Değişik bir konuya geçiyorum ,uzun döngü ve kısa döngü de yaratılanların özellikleri,

Zaman hakkında bir şeyler anlatmıştım ,madde yaşamının insan varlıkları tarafında şu anda içinde olduğumuz ve uyguladığımız zaman ve ruhsal yaşantının eter boyutundaki zaman ,o eterdeki tahmini zamanı elektriksel zaman gibi bir zaman gibi olabileceğini anlatmıştım ve anda yaşam olarak bizim ölçülerimizle tarif etmeye çalışmıştım ve bunu bir ütyopik var sayım gibi olmaması icap ettiğini yakınlarda pek söylememiştim ama evvel bir ara bahsettim, bu fenomeni kendim yaşadım

Bir zaman uykuyla uyanıklık arasında vizyon geçirdim ,bütün duyguların yani sıcak, soğuk, aşk, kırgınlık mutluluk, mutsuzluk utanma, kıskanma şehvet korkma ve aklınıza gelebilecek her türlü duygunun bir anda hissedildiği bir özel hal geçirdim ve deliriyorum sandım başım bir büst gibi önümde belirdi ve o eski lambalı radyolar gibi yanlamasına bir kesit halinde ikiye ayrıldı beyin yerine radyonun o lambalı ve elektriksel bağlantılı durumu vardı ve aradan minik bir beyaz bayrak sallanıyordu üzerinde "uyku" yazıyordu "işte ben bunu istiyorum" diye ona yöneldim ve o delilikten uykuya dalarak kurtuldum,

Ve uzunca bir zaman bunun bana anda yaşamanın olduğu ama dünya zamanına indirgenmiş ortamda kilitlenmiş bir bedenin bunu kaldıramayacağı farkındalığı için geldiğini düşündüm ,

Her neyse anlatmak istediğimi anladınız elektriksel zamanı tarif etmeye çalışıyorum ama kısa döngüde şu andaki uyguladığımız zamana uyuşmuyor ,bu zaman ile o zamanı beraber yaşamak reflex v.s diye anlattığım bedenin otonom yani farkında olmadan  işleyen zamanın  ötesinde kısa döngü bilinciyle mümkün değil ama görüldüğü gibi aralıklardan kendini fark ettiriyor,

Bu konuya neden değindim,

Uzun döngü dediğimiz ve bizim kısa döngü ile ayrıştırdığımız zamanın dışındaki o zamanda varlıkların yani mineral bitki faunanın bizim yüzümüzden acı çektiğini sanıyoruz ve K.lar her iki zamanın sonuçta aynı şeyleri ifade ettiğini söylüyorlar ,o acı çekme işi bizim hüsnü kuruntumuz o varlıklar ancak bizim bilincimiz haline gelmişlerse bizim KH sözümüz veya duygumuz olarak ortaya dökülmekte yani bizim algılamamız ,

Esasta kısa döngü dışında düşünürsek o varlıklar elektriksel zaman dediğimiz zamana tabiler ve bir sodyum minerali dahi olsalar kendilerini varlık olarak ortaya süren o "bir" ile yani 7. yoğunlukla her an irtibattalar "var olma bir olma döngüsü" ,bir anda bu bir ile kolay gidiş gelişler varlığın tekamülü dediğimiz yani bir sodyum atomunun clor ile birleşip tuz molekülü olma isteğini oldukça geciktirir zira arzulu istek kısa döngü karakteridir ve kısa döngü deneyi belki bu hızlı tekamül için istenen bir deneyin uygulanmasıdır,her nekadar biz buna "düşme" desek de ,

İlave olarak o eterdeki zaman halini tarif için ölüme yakın deney geçiren kişilerin o bedensel yapışkanlardan kurtulup "bütün hayatım bir film şeridi geçirir gibi gözümün önünden geçti, size tarif edemem" anlatımlarını göz önüne getirin,

Aşağıdaki alıntıda mineral bitki ve faunanın kısa döngüde geçireceği fiziksele girme ile kısa zamanda evrim geçirme işinde acıların içine girme ve metamorfozik yani değişkenlik geçirirken aslından uzaklaşma "bir ile irtibatta o süratli birleşmeden kopma"  ızdırabını akla getirirsek konuyu daha iyi yerli yerine oturtabiliriz,

Yani doğal ortamından uzaklaşmış bir sodyum atomunun ancak insan haline gelip "bir" ile bir olduğunu anlayana kadar geçireceği sancılı zannettiğimiz kısa döngü  zamanının verdiği acılar, biz acı demekteyiz acının zıttı tatlıdır ve tatlıyı acıyı anlayıp nötr bilinç için geçen kısa döngü zamanı,

Alıntıda uzun döngüde yavaşlık konusu vurgulanmakta o hızlı yavaş ifadeleri bizim zaman ölçümüze uydurulmuş bir açıklama şekli,

Burada aklıma gelmişken şu KH boyutunda yani dünyamızda  zaman konusu üzerinde insanlar tarafından uydurulmuş ,görecelidir dediğimizde içsel bir tepki aldığımın farkındayım ,asırlardır uygulanmış olan bu fenomenin acımasızca tanımlanmasına gerçekten içten bir isyan geliyor hayatımızın en kurgulanmış yapışmış kutsal bir uygulamasına yapılan bu karalama gerekli mi ,

Dünyamızın çapını düşünün ,saman yolunda başka bir gezegenin çapını düşünün benzer olanı pek yok işte o çapı değişik bir gezegende olduğunuzu ve zamanı kendi yörüngesinde bir günlük döngüye göre (güneşin görünüp kaybolup tekrar görünmesine göre) saatlere ayırın ve bizim dünya gezegeninde uyguladığımız saat ve zamana uyan tarafı olur mu,

O insafsız denilen gerçeği bir de bu yönden kıyaslayın,zamanımızı gezegende yaşayanlar o gezegenin gerçeğine göre düzenlemişlerdir doğal değil subjektif ölçülerdedir..


---------------------------------------------------------

C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir.Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden,fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur;uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak,evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.



Tgur

#871
SAHİPLENME BEKLENTİ VE ARZU DOLU DÜŞÜNÜŞ

Düşüşe uğrama bir merak sonunda oldu ,esasta merak da arzu dolu düşünüşün değişik bir tezahürü değişimi kendine hedef yapan yaratımın itici faktörü ,yani neden düştük diye kendimizi suçlamayalım öğrenmek ve dersler almak için yoldaki maceranın bir türü,yoksa rıhsal bir eksiklik hissedecektik, düşünün bir ile birlikte dolaşan bir ruh etrafta olanları görüyor ama dalıp da neymiş merak edip incelemiyor sağlıklı geliyor mu, hayır,

"imtihansız hayat ipsiz uçurtma gibidir ne kadar uğraşırsanız uğraşın yükseltemezsiniz" bu benim sözüm..

İşte her şeyden neşe ve egosal bir yön arayan çocuk coşkulu zamanlarının bu bahsi geçen düşüşten sonra devreye aldığımız sahiplenme beklenti ve arzulu düşünceyi sabitlediğini ve bu fiziğe tapma kurgusuna aşırı bağlantılı ve geri dönememe takıntılı kişilerin KH ı yarattığını ve sürdürmek için elinden geleni yaptığını düşünüyorum,

Zira çocuk henüz gelmiş olduğu 5. yoğunluğun etkisinden kurtulamamıştır bunun böyle olduğunu  "Ruhların Yolculuğu" denen o harikulade hipnoz deneylerini aktaran Michael Newtona borçluyuz  (aşağıda muhtemelen alıntılarını bulacaksınız) kişiliği gelişirken ebeveynlerin etkisi ile bu KH yaşam kaidelerine zamanla indirgenecektir ama o zamana kadar her istediğine elektriksel bir eter boyutu sürati ile kavuşan mantığı bunu bir süre devam ettirmektedir çocukların davranış ve istediklerine bakınız bu boyutta olması imkansız gelen şeyleri isterler ve olmayınca ağlarlar, zira ona 5.yoğunluktaki rehberleri mehtabı bile istese tutup önüne getiriyorlardı, oradan henüz hemen kopamıyorlar,isteklerini onun için burada yerine getirmek imkansız..

Bu sahiplenme ve arzulu düşünüşü doğuran çocuksu tavırlar ve onların dünya ortamında bir müddet  devam etmesi daha sonra insanların doğal isteği ve karizmatik davranışı ile karışmış indirgenmiş DNA yapısındaki açlık ve üremek ten başka yaşam planı yapamayan bilinç ile uyuşmuş ve sahiplenme ve beklenti arzulu düşünüşü doğal ve normal kabul eden ötesini düşünemeyen varlıklar haline getirmiştir,
KH daki bu istek hali onları maddeye tapan bir durumuna sokmuş ve ondan ötesini istemeyen red eden fizikte tabulaşma zamanla kemikleşmiştir,

Bunun yanında "çekim" konusu üzerindeki bilgiyi hatırlarsak (ki özet bir alınıyı şimdi aktarcağım bunun yanında unutulmuşsa çekim konusuna bir bakmak lazım) bahsi geçen "sahiplenme" "beklenti" gibi fizik oluşumunun fenomenlerini ortaya döken çekim dir ,

 "Klasik kelimesi bilinci yadsıyor. Zihni, bir vakum içinde oluşan salt kimyasal işlevler ve elektriksel dürtüler olarak kabul ederek yaradılışın geri kalanına tüm yoğunluk ve boyutlarda ince ağlarla bağlı olduğunu - ki durum bu- gözardı ediyor. Çekim, fiziksel ve ruhsal gerçekliğin tüm unsurlarını bir arada tutan bir zamk.BİLİNCİN ALGILAMASI OLMADAN HİÇ BİR ŞEY VAR OLMAZ. Klasik fizik, diğer bazı hususlara ek olarak, bilinç ve beyni tek ve aynı şey varsayıyor ya da birinin diğerine yardımcı olduğunu. Gerçekte ise, beyin 3. Yoğunluk halleri ve benzer tezahürlerin fiziksel durumlarındaki bilinç ifadesini kolaylaştıran bir kanal."

Maddedeki beynimiz faaliyetlerinin 3.yoğunluk halleri dışında kabul etmemiz gereken "evrensel bilinç" maddeyi ortaya çıkaran eylem olarak çekim 'i devreye almış veya öyle tarif ediyor ,yani bilinç hayal edecek ve bir algılama mahsulü olarak maddeyi yaratacak ve onun bir denge içindeki toplanıp dağılma yansımalarını tarif için çekimi devreye alacak ,onun için bazı yerlerde çekim tanrı mı sorularına "evet ve hayır" ikilemli cevabı da veriyor K.lar ,

İkinci ve can alıcı bilgi de şudur ,çekimin toplanmasını KH hareketleri olarak değerlendirsek te neticede bir toplanmayı yani kök noktalarına kadar gidip kara delikten sonra atomlarına dağılıp tekrar yeni oluşlara malzeme olarak kullanılacağı meselesi şu sahiplenme ve arzulu düşünüşün nedenleri üzerine konacak bir durum olarak da telakki edilmelidir yani "bir" dağıttığını toplamak istiyor ,diğer yandan çekimin dağılması işi ki BH olarak kabul ediliyor yeni değişik yaratımlara dağılan birimlerin en sonunda büyük bir denge anlayışı ile bu toplanma işine dahil olacakları muhakkaktır ,"brahmanın soluk alıp vermesi"veya sarkacın ileri geri hareketi ,makaranın dağılıp toplanması artık nasıl adlandırılacaksa, ve dikkat edelim  şu "lucifer düşüşü" nün sonsuz sayıda devamlı olduğu söylenmekte..
ilgili alıntı,

-----------------------------------------------------
S:(J) "Seçmedikçe özgür iradenize müdahale edilemez" demişlerdi. (T) İnsan ırkı olarak, özgür irademizle BH'den KH'ye geçtik. (L) Demek insanlık olarak içinde bulunduğumuz bu durumu bir seviyede kendimiz seçtik; Düşen Melek, Lusifer efsanesi. Bu biziz. Altına gitmek için o kapıdan geçmekle düşmüş olduk ve kapıdan geçdiğimizde yılan bizi ısırdı.
C: Ama bu sürekli tekrarlanan bir sendrom.
S:(L) Sadece insan ırkı için sürekli tekrarlanan bir sendrom mu, yoksa tüm yaratılış için de geçerli mi?
C: İkincisi.
S:(L) Varoluş döngüsünün bir parçası olduğu için, tüm varoluşta tekrarlanan bir sendrom mu bu? Yoksa
Kızılderililerin Maya dedikleri şey mi?
C: İkisinden biri.
-----------------------------------------------------------------

Bütün bu hususlarda ucu açık ifadeler kullansak da KH ı göklere çıkaracak veya doğal ve normal olarak gösterecek dengenin tezahürü diye boş verecek bir tanımlama da bulunmak istemem katiyen tasvip ve tavsiye etmeyeceğimi özellikle bildiririm, bizim konumuz ve istikametimiz BH yönünde genişleme ve bire o yoldan ulaşabilme birleşebilme yönünde,

Anlatışlarımız denklemin her iki tarafındaki olanların neticede eşitlikte birleşebileceği yönünde,mozaik resmedilene uzaktan kuş bakışından bakma,

BH yolunda çekimin dağıtılması evrenler yaratmak modunda da takılınıp uzun süre devam etmemeli kanımca öyle ya yarattıklarımızın tanrısı olup hükmetme dayatma merakında isek "beklenti ve arzulu düşünce,sahiplenme" merakından hevesinden hala kurtulamamışız demektir etrafımızı müritlerimizle çevirip onların hayran ve tabusal korku ve bakışları altında kalma idare etme hevesi ve o kısa döngü yaşantısını bu geldiğiniz ve yarattığınız evrenlerde arzuluyorsunuz demek..

Bu vurgulamamla da yeni bir bilgi kapısı açtığımın farkındayım,

Yaratılan sonsuz evrenler ve onların idareci tanrıları..

Her ne kadar anlattığımız çocuksu bahsettiğimiz haller hakkında olmasa da bebeğin dünya bedeni ile irtbatının özellikleri ile ilgili ilginç hususlar,(Ruhların Yolculuğu bilgisinden)

--------------------------------------------------------------
Bu vakayla devam etmeden önce, ruhlar ve bebeklerle ilgili bir miktar genel bilgi vermem iyi olur. Bütün deneklerim ruhlarının ruh dünyasından bir bebeğin zihnine naklinin geri dönüşteki geçişten daha hızlı olduğunu anlatmaktadırlar. Bu farklılığın nedeni nedir? Fiziksel ölümden sonra ruhlarımız bir tünelin içinde yol alır ve bir giriş kapısından geçerek ruh dünyasına sıralı bir tarzda girerler. Yeryüzünden ruh dünyasına geçişin yeryüzüne geri dönüşümüzden daha yavaş ve dereceli olduğunu gördük ve bunun amacı özgürlüğüne yeni kavuşmuş bir varlığın uyum sağlamasına olanak tanımaktır. Buna karşılık, bebeklere giren ruhlar olarak her şeyi bildiğimiz bir durumdan gelmekteyizdir ve fiziksel bir hayatın sonuna kıyasla yeni ortamımıza zihinsel olarak daha çabuk uyumlanabiliriz. Ayrıca, annemizin rahmindeyken de uyum sağlamak için ek zamanımız olacaktır.
Bununla beraber annemizin karnında geçirdiğimiz bu zaman, kör edici hastane ışıkları, birdenbire soluk almaya başlama zorunluluğu ve ilk defa fiziksel elle tutulmaya maruz kalma gibi şeyler de dahil sarsıcı ve şiddetli doğum olayına bütünüyle hazır olduğumuz anlamına gelmez. Deneklerim, eğer doğum anıyla ölüm anını kıyaslamak gerekirse, doğumun fiziksel şokunun çok daha büyük olduğunu söylemektedirler.
Doğumun öncesine rastlayan bir noktada, ruh, bir bebeğin hassas ve gelişmekte olan beyniyle dikkatle temas kurmak ve daha tam biçimde birleşmek isteyecektir. Bir ruh bir bebekle bağlantı kurmaya karar verdiği zaman, açıktır ki bebeğin bu ruhu kabullenmede veya geri çevirmede hiçbir tercih kullanma özgürlüğü yoktur. İlk giriş anıyla birlikte ruh için kronolojik zaman başlar. Her ruhun özgün eğilimlerine bağlı olarak, bağlantı annenin hamileliğinin daha erken veya daha geç bir döneminde yapılabilir. Öyle vakalarım oldu ki söz konusu ruhlar girişlerini son dakikaya, doğum anma saklamışlardı, fakat bu olağan değildir. Bulgularım, bebekle daha erken birleşen ruhların bile annenin hamileliği sırasında onun rahminin dışına çıkıp epey dolaştıklarına işaret etmektedir.

Doğum olayının gerçekleşmesiyle birlikte ruh ve beden birliği tam bir ortaklığa dönüşmüştür. Bunun ertesinde ölümsüz ruh gelişen insan egosu için kavrama yeteneğinin yeri olur. Varlık ölümsüz bilincinin mirası olan ruhsal bir güç getirir. Ruhların travma geçiren bir insan tarafından kısıtlandığını söylemiş olmakla beraber, asla kapana kısılmış değildirler. Ölüm anındaki terkin dışında, ruhlar bedenleri uyurken, derin meditasyonda veya bir ameliyat nedeniyle anestezi altındayken de gidip gelebilirler. Ciddi beyin hasarı ve koma sırasında ruhun bedenden ayrılma süreleri çok daha uzundur.

Vaka 29, bir ruhun yeni bir insan bedeniyle birleşmesinin yaratıcı güzelliğini açıklayarak devam ediyor. Doğumun öncesinde zeki hayat gücünün bu birleşmesi, Vaka l'de tanımlanan ölüm sahnesiyle başlayan çemberin tam bir devir yapışını önümüze serer.

Dr. N: Yeni bedenine sağ salim ulaştığına memnun oldum. Söyler misin, bebek kaç aylık?
D: Beş ay geçti (anne rahmine düşmesinden bu yana).
Dr. N: Çocuğun olgunlaşması bakımından olağan ulaşma zamanın bu mudur?
D: Hayatlarımda... çeşitli zamanlarda giriş yaptım... bebeğe, anneye ve gelecek hayatıma bağlı olarak.
Dr. N: Bir ruh olarak, bebek hamilelik tamamlanmadan önce kürtajla annenin rahminden uzaklaştırılırsa bundan sıkıntı duyar mısın?
D: Bir bebeğin hamileliğin sonuna kadar gidip gitmeyeceğini biliriz. Doğmamak bizim için sürpriz olmaz. Yalnızca çocuğu rahatlatmak için de etrafında olabiliriz.
Dr. N: Peki, eğer çocuk hamileliğin bitimine kadar yaşatılmayacaksa, hayat atanman da boşa mı gidecektir?
D: Hayır, böyle bir çocukla tam bir hayat atanması olmamıştır.
Dr. N: Kürtaja tabi tutulan bazı bebeklerin hiç ruhları olmamış olabilir mi?
D: Ne kadar ileri gittiklerine bağlı. Çok erken ölenlerin çoğu zaman bize ihtiyacı yoktur.

Not: Bu sorun bugün olduğu kadar dün de sıcak tartışmalara neden olan bir konuydu. Onüçüncü yüzyılda Hristiyan kilisesi, düşürülen ceninleri dikkate alarak ruhların ömür süresiyle ilgili bir standart belirleme gereğini duymuştu. Aziz Thomas Aquinas ve diğer Orta Çağ teologları, keyfi bir hükümle ruh sahibi olmanın ceninin rahme girmesinden kırk gün sonra gerçekleştiğine karar vermişlerdi.

Dr. N: Bir bebeğin hamilelik dönemini tamamlayacağını varsayarsak, başka ruhların bu çocuklarla birleşmeye yakınlaşma durumları hakkında bilgin var mı?
D: (düşünmeden) Bazıları bebeğin çevresinde diğerlerinden daha çok dolanırlar ve sıkıldıkları için doğuma kadar bebeğe girip çıkarlar.
Dr. N: Sen genellikle ne yaparsın?
D: Ben daha ortadayım, sanırım. Gerçekten de bebeklerle bir seferde çok uzun zaman geçirmem, çünkü oldukça sıkıcı olabilir.
Dr. N: Tamam, şimdi annenin içindeki bu şimdiki durumu ele alalım ve aradan biraz zaman geçsin. Doğmamış bebekle bir arada olmadığın zaman ne yaparsın?
D: (neşeyle gülüyor) Gerçeği mi istiyorsun? Söyleyeyim o zaman. Eğleniyorum! Bu, çekip gidebileceğin ve işi asabileceğin bir zamandır.. bebeğin daha az aktif olduğu bir zaman yani. Aynı şeyi yapan arkadaşlarla vakit geçiriyoruz. Birbirimizi ziyaret ederek yeryüzünü geziyoruz... ve ilginç yerlere.., daha eski hayatlarda birlikte yaşadığımız yerlere gidiyoruz.
Dr. N: Sen ve diğer ruhlar doğmamış bebeği uzun süre yalnız bırakarak yeryüzündeki görevinizi ve sorumluluğunuzu ihmal ettiğiniz düşüncesinde değil misiniz?
D: (savunarak) Aa, neşelen biraz! Kim dedi uzun süre diye? Ben böyle bir şey yapmıyorum. Her neyse, işin zor tarafı daha başlamadı.
Dr. N: Bebekten bir süreliğine ayrıldığınız zaman, yeryüzüne oranla hangi astral plana gidersiniz?
D: Yine yeryüzü planında oluruz... ve ilgimizi tamamen başka tarafa vermemeye de dikkat ederiz. Etrafta oyalanmamızın büyük bölümü bebeğin yakınlarında cereyan eder. Doğmamış bebeklerle yapacak hiçbir şeyimiz olmadığı fikrine kapılmanı istemiyorum.
Dr. N: Ya...?
D: (devam ederek) Tam anlamıyla hazır olmasa bile, bu zihinle meşgul oluyorum.
Dr. N: Bundan biraz daha bahsedelim. Ruhun, bir ömür boyu bu yeni bedende kalmak üzere bu bebekle bağlantı kurduğu zaman, nasıl bir faaliyet üstlendiğini anlat.
D: (derin bir iç çekerek) Bir çocukla bir kere birleştim mi, zihnimi beyinle eşzamanlı hale getirmem gereklidir, iki ortak olarak birbirimize alışmamız gerekir.
Dr. N: Başka kişiler de böyle söylediler, fakat bebekle birbirinize derhal bir yakınlık doğar mı?
D: Şimdi... ben çocuğun zihnindeyimdir ama aynı zamanda ayrıyımdır. Başta yavaş giderim.
Dr. N: Tamam, biraz da bebeğin zihniyle neler yaptığını açıklar mısın?
D: İnce bir iştir ve aceleye gelmez. Yumuşak bir sondajla başlarım... bağlantıları... geçitleri ayırt ederim.., her zihin farklıdır.
Dr. N: Çocuğun içinde sana karşı bir çekişme var mı?
D: (yumuşak bir sesle) Iı... başlangıçta hafif bir direnç olur... geçişleri arayıp bulurken tam bir kabul olmaz.., tanışıklık oluşana kadar bu olağandır (bir an duruyor ve hafifçe gülüyor). Kendi içime toslayıp duruyorum!
Dr. N: Bebekle entegrasyonun sırasında, bir ruh olarak kimliğinin gücüne ne zaman alıcı hale gelir?
D: Kullandığın "güç" kelimesi bana rahatsızlık verdi. Doğmamış bir bebeğe girdiğimiz zaman asla güç kullanmaz ve zorlamayız. İz sürmeyi dikkatle yaparım.
Dr. N: Bir insan beyninde iz sürmeyi öğrenmen pek çok hayat mı aldı?
D: Eh... bir süre... yeni ruhların araştırmasına yardım edilir.
Dr. N: Sen saf enerjiyi temsil ettiğine göre nöro ileticiler, sinir hücreleri ve benzeri gibi elektriksel beyin bağlantılarının mı izini sürüyorsun?
D: (ara) Eh, buna benzer bir şey... ama bebeğin beyin dalga örüntülerini öğrenirken hiçbir kopukluğa neden olmam.
Dr. N: Zihnin düşünce düzeni devresini mi kastediyorsun?
D: Bu kişinin sinyalleri nasıl çevirdiğini. Kapasitesini. Hiçbir çocuk birbirine benzemez.
Dr. N: Bana açık sözlülükle söyle. Ruhun bu zihnin idaresini elinde tutmuyor ve onu iradene tabi kılmıyor mu?
D: Anlamıyorsun. Bu bir birbirine karışmadır. Ben gelmeden önce... orada bir boşluk vardır ve ben bebeği tamamlamak üzere onu doldururum.
Dr. N: Akıl getiriyor musun?
D: Biz orada olanı genişletiriz.
Dr. N: Ruhunun insan bedenine fiilen ne sağladığı hakkında daha açık olur musun?
D: Biz... şeylerle ilgili bir kavrayış getiririz... beynin gördüğü şeyin gerçeğinin idrak edilmesini.
Dr. N: Bu bebeğin ilk başta seni zihnindeki yabancı bir varlık olarak düşünmediğinden emin misin?
D: Hayır, gelişmemiş zihinlerle birleşmemizin nedeni bu. O beni bir dostu... bir ikizi... bir parçası olacak birisi olarak tanıyor. Bebek sanki benim gelmemi bekliyor gibidir.
Dr. N: Sence daha yüksek bir kuvvet bebeği senin için hazırlıyor olabilir mi?
D: Bilmiyorum, ama olabilir.
Dr. N: Birleşme için çalışmaların doğumdan önce tamamlanır mı?
D: Aslında değil, ama doğumla birlikte birbirimizi tamamlamaya başlamışızdır.
Dr. N: O halde birleşme süreci bir zaman mı alıyor?
D: Elbette, biz birbirimize uyum sağlayana dek. Ve söylediğim gibi, doğmamış bebekten aralarda ayrılırım.
Dr. N: Ya bebekle doğumun öncesindeki son dakikada birleşen ruhlara ne dersin?
D: Hıh! Bu onların tarzı, benim değil. İçerideki çalışmalarını başlatmaları gerekir.
Dr. N: Ruhunun çocuktan ayrılmasım tamamen bitirmen için o beden kaç yaşına gelmiş olmalıdır?
D: Beş ya da altı yaşına. Genellikle çocuk okula başladığı zaman, biz de tam olarak işlem yapmaya başlarız. Bu yaşın altındaki çocuklar bol bol kendi haline bırakılabilirler.
Dr. N: Daima bedeninle birlikte olma gibi bir görevin yok mu?
D: Eğer işler fiziksel bakımdan kötü giderse, o zaman ok gibi fırlar, geri gelirim.
Dr. N: Diğer ruhlarla beraber etrafta oyalanırken, böyle bir şey olduğunu nasıl bilebilirsin?
D: Her beynin bir dalga modeli vardır, tıpkı parmak izi gibi. Eğer bize atanan bebeğin bir sıkıntısı varsa, anında biliriz.
Dr. N: O halde sana atanan bebeği gelişiminin erken aşamaları sırasında her zaman izliyorsun, içerdeyken de, dışarıdayken de, öyle mi?
D: (gururla) Evet ve anne babayı da gözlemliyorum. Bebeğin yanında kavga ederek rahatsızlık verici titreşimler oluşturabilirler.
Dr. N: Eğer çocuğa böyle bir şey olursa, onun ruhu olarak sen ne yaparsın?
D: Elimden geldiği kadar bebeği sakinleştiririm. Anne babayı yatıştırmak için bebek vasıtasıyla onlara ulaşırım.
Dr. N: Anne babaya nasıl ulaşabildiğine bir örnek ver.
D: Bebeği güldürürüm ve iki elimle onların yüzünü ellerim. Bu tip şeyler anne babayı bebeğe sevgi göstermeye iter.
Dr. N: Bir ruh olarak bebeğin motor hareketlerini kontrol edebilir misin?
D: Ben...beni. Beynin hareketleri kontrol eden bu kısmını biraz dürtebilirim. Bazen ufaklığın maskaralık damarını da gıdıklayabilirim... Atanmış aileme uyum getirebilmek için ne gerekirse yaparım.
Dr. N: Söylesene, bir annenin rahmi içinde olmak nasıl bir şeydir?
D: Ilık, rahat, sevgi hissini severim. Orada çoğu zaman sevgi vardır.., bazen stres de olur. Her neyse bu süreden, doğumdan sonra ne yapacağımı düşünmek ve planlamak için yararlanırım. Geçmiş hayatlarımı ve diğer bedenlerle kaçırdığım fırsatları düşünürüm ve bu beni teşvik eder.
Dr. N: Tüm geçmiş hayatlarının ve ruh dünyasındaki hayatının anıları henüz unutmayla bloke edilmedi mi?
D: Bu doğumdan sonra başlar.
Dr. N: Bebek doğduğu zaman, ruhunun kim olduğuna ve birleşme nedenlerine dair hiç bilinçli düşünceleri var mıdır?
D: (ara) Çocuk zihni gelişmemiş olduğu için bu bilgiden sonuç çıkaramaz. Bu bilginin bazı kısımlarına bir rahatlama vasıtası olarak sahiptir, ama sonradan sönüp gider. Konuşmaya başlamamla birlikte bu malumat içimdeki derin bir yerde kilit altına alınır ve bu olması gerektiği gibidir.
Dr. N: O halde çocukken başka hayatlara ait uçucu anıların olur mu?
D: Evet.., hayal kurarız... çocuk olarak oynadığımız oyunlar... uydurduğumuz hikayeler... aslında gerçek olan hayali arkadaşlar... fakat silinip giderler. Hayatlarının ilk birkaç yılında bebekler zannedildiğinden daha çok şey bilirler.
Dr. N: Tamam, şimdi bu hayattaki doğumunun hemen öncesindeki zamandayız. Ne yaptığını söyle.
D: Müzik dinliyorum.
Dr. N: Ne müziği?
D: Babamın çaldığı plakları dinliyorum, onun için çok gevşetici, düşünmesine yardıma oluyor. Onun için biraz endişeliyim.
Dr. N: Niçin?
D: (kıkırdayarak) Bir oğlan istediğini düşünüyor, fakat acilen onun bu fikrini değiştirteceğim!
Dr. N: Bu senin için verimli bir zaman mı?
D: (kararlılıkla) Evet, bir insan olarak yeryüzüne giriş yapacağım ve ilk nefesimi alacağım zamanı planlamakla meşgulüm. Bir sonraki hayatımı sessizce düşünmek için bu benim son şansım. Dışarı çıkınca, koşuşturma başlamış olacak.
-----------------------------------------------------------

Görüldüğü gibi ruhun bedenle birleşmesinin çocukluk çağlarında evvelce bilemediğimiz oldukça enteresan irtibatlar var ,bedenle birleşince o saf hürriyet hali gidip beklenti ve arzulu düşünüşleri baş tacı eden bir illüzyon yoğunluğunun oluşturulduğu hayata başlamak var ,

Aşağıda bu konuda K.lar neler söylemişlere geçmeden evvel "çekim" konusunda evvelce çıkarttığım özet bilgiyi aktarıyorum ,sonra ilgili K aktarımları,
----------------------------------------------------------

Çekine çekine çekim konusu üzerinde dolaşmaya başlıyorum, ağır bir konu ve aktaracağım ilgili bölümler oldukça uzun,sabır denen o bağlı olduğumuz illüzyonik zamana karşı kullanmaya alıştığımız mecazi zorlamayı kullanmamız lazım, çıkarmaya çalıştığım özet bölümler aşağıda,aktardığım bölümlerde ise eski tekrarları da bulacaksınız çekimi layıkı ile tanımlayıp yorumlamak için gerekli zihni çalıştırmayı sağlamak istedim,

Konuya girmeden evvel bu üst bilgileri hazmetmek için "bilinç üstüne çıkmak" meselesini halletmek gerekir mevcut gördüklerimizin dayandığımız etraf diyeceğimiz 5 duyu ile algıladıklarımızın ilim diye bulunan ve tahsil ettirilen ve çeşitli mutlak ispatlarla yola sokulan yaşam şekillerimiz ve kabullerimizin üzerinde metafizik diye de adlandırılan konuya açık bir bakış açımız olması en önemli husustur,

Buna yol açan dünyada sanat filim, davranış örneği v.s.olarak bir çok kişi ve kuruluş faaliyeti olmuş ve zihnimiz görüşümüz önünde sergilenmiştir,

Mesela Picasso ,Salvador Dali gibi ressamların sergiledikleri resimler baştan tuhaf gelse de şu anda bunları belki bir 4. yoğunluk sızıntısı olarak değerlendirebiliyoruz ,resm edilen cisimler insanlar ve diğer şeyler gördüklerimizin dışında özellikler arz etmekte ,bir burun yanında insanın kalçasının kıvrımı veya ayak parmakları yahut başının arkasındaki saçlar ,renklerdeki kaos hayvan resimlerindeki acaip diyeceğimiz alışılagelmişin dışındaki biçimler cinsler ve şekiller, evvelden filimlerde Baytekin meceraları ile başlayan sonra uzay yolu,yıdızlar savaşıyor ,alien, avatar v.s gibi olağan üstü kurguyu da öngören filimler yüzüklerin efendisi ,Stephan King romanları ve süpermenler ,örümcek adamlar ve şu an aklıma gelmeyen bir çok örnek ,

İşte bilinç üstüne çıkmak durumunu kolaylaştıran yukarıdakilerin yanında geldiğimiz zihin yapısı ile artık bir telefon kulubesi içine girince dev büyüklükteki bir uzay gemisini görebilmek, evimiz yakınındaki bir alışveriş merkezine girince çıkışta Moskovada kendini bulmak akşam erkek yatıp sabah kadın olarak uyanmak ,bir elmaya bakarken onun şeklinin kilometrelerce uzadığını hissetmek gibi fenomenleri de kabul edebilir hale gelmeliyiz.
Bütün bunlar izahımız ve gelecek dalgada şoka girmek veya kabul edip olağan karşılamak konusunda seçim yapabilmemiz için bir fırsattır,

Esasa gelelim, yani özetlerimize,yalnız bir şey ekleyeyim tam bu bölümde çıkardığım özet ve bazı ufak aktarımlar kendimce öngörülerimdir okuyanları aşağıdaki alıntılıları zaman zaman okuyarak pekiştireceği bilinç genişliğinden ben de yararlanmak isterim,

*Graviton yani bizim anladığımız ve değerlendirdiğimiz çekim esasta yok ,zira zaman yok ve işık hızı da yok o halde anti-çekimle dengelenmiş zaman sıfır olunca graviton yani bizim yer çekimi dediğimiz kuvvet 3B yoğunlukta kullanılmakta,
Şimdi kullanacağımız "çekim" ifadesi bunun dışında bir kavram,
*Çekimi doğuran 7. yoğunluk bilinci ancak bunu oluşmuş her şeyin bağlayıcısı olarak nitelendirmemiz lazım bu da 7. yoğunluğun herşeyde tezahür eden ifadesi olarak da tanımlamak gerek,
*Yani "çekim"i tanrı olarak nitelendirirsek ve monoteist bir anlayışla bakarsak yanılırız zira mesela insanlar da çekim yaratabilir
*: Çekim hiç bir şekilde artmaz ya da azalmaz. Sadece toplanır ya da dağılır
*Bu toplanıp dağılma işi birilerinin onu kullanması ile değil "çekimin dağılmasının varolmasının bir YANSIMASIDIR"
*BH davranış çekimin dağılmasını ,KH davranış ise toplanılmasını ifade eder bunlar da yukarıda belirtildiği gibi yansımalardır,
*Çekim tüm varoluşun "bileşeni" , bu sebeple değişken olmayan miktar özelliğine sahip.
* Çekimden yararlanabilirsin ama onu "kullanamazsın". Kusursuz şekilde statik dengede bulunan bir artıramazsın ya da azaltamazsın.
*Bilinç açısından ve bilinç nihai olarak herşeyin varlık sebebi ve çekim de fiziksel ve eterik düzlemlerdeki herşeyi bir arada tutan "yapıştırıcı."
* Çekim, mutlak bir şekilde varolan herşeyin "yakıtı", "kanı!!!"
(bazı kavramları K.ların ifade şekli ile değiştirmeden alıyorum çünkü konuyu anlamaya çalışmak görüldüğü gibi oldukça zor..)
Mesela sağ ile sol un olmadığı bir durum düşünün bunu anlayabilirseniz her anlattığımızı anlarsınız önerileri var ,mevcut donelerle bunu tarif edemiyoruz tahayyül edemiyoruz..
* Çekim tüm yoğunluklarda, mekan/zamanda aynı anda bulunur
*Daha önce çekimin mutlak bir şekilde herşeyin temel gücü olduğunu söyledik!!! Bu tüm yoğunluk
seviyeleri, tüm boyutlar demek... Tüm varoluşun "malzemesi." Onsuz hiçbir şey varolamaz.
Düşünceleriniz de çekime dayalı!!!
*çekim dalgaları yalnızca kişiyi yüksek kavrayışa götürecek yoldur, nihai bir son noktaya ulaştıracak bir araç değildir ,bu yönden zihinde genişleyerek o meşhur bilyalara oturmak için kullanılamazlar bilyalar yoğunlukların deneysel tanımlamalarıyla ilgilidir ,
*S: (L) ... Eğer EM spektrumunun dalga çeşitlilikleri değişken çekim dalgalarıysa, o zaman bunlar bir araya getirilebilir ve elektromanyetizmanın bir toplam faktörüne ulaşılabilir, ve eğer bu ters çevrilirse çekimin varlığını ifade edebilir.
C: Doğru izdesin...
(Bazen böyle soru cevabı toptan belirtip yorumu yüksek fizik bilincindeki dostlara adıyorum,zira anlaşılması zor )
*Çekimin ötesinde hiper uzaysal bilgilere ulaşmak için BAT(birleşik alan teorisi)var ve bu husus dünyamızın etrafını saran manyetik tül yani ızgaralar vasıtası ile KH nin kontrolünü da sağlıyor bir işlevi de buymuş,ancak BAT bunun ötesindeki kavrayışların özü ve BAT ı bilen dünyada bilim insanları varmış ancak açıklamıyorlar bu hususun çözülmesi diğer yoğunluklara ulaşmayı ve değişken fizikselliği açıklayacak ancak bu bilgi şu andaki biz insanlar için 30 40 bin yıllık ileri bilgi ve bu bilginin bu kişilerce bilinmesi günümüzdeki 4. yoğunluk etkileri ile ,
*Güneşte pencere var ve madde de protonda pencere var ve bu pencereler yoluyla tahminen 7. yoğunluğun ilintisinin her yerde olduğunu izah edebilir miyiz acaba ,burada nötrinoların bilgi taşıdığını da devreye alabiliriz,
*Önemli bir durum da çekimin olmaması,burada 3B de deneylediğimiz graviton dan bahsediyoruz dalganıñ gelişinde olanın açılmasını ve dağılmasını ve böylece değişimin gerçekleşeceğini ortaya çıkarıyor burada dikkat çekilen husus gerek KH gerek BH olunsun hazır olmak yani bu tip kozmik olayların paranorml değil de dengenin getirdiği bir bilinçle karşılamak
*Çekim maddi durum ile eterik durumu yapıştırıyorsa eterik duruma geçince bu yapışkanı söküp maddi durumu da algılayan bir hale gelinilebilinir ve eterik de seyahat ederken maddeyi de algılayan bir hale gelinir ancak K. lar bunun olabileceğini ama tehlikeli de olabileceği şeklinde belirsiz bilgi veriyorlar çünkü bu kabil bir soruya "yakın" cevabı vermişler, bu durumda eğer eterik hale geldiğimizde seçimimiz madde olursa maddenin ızdıraplarına katlanacağız demektir yani zaman ve mesafe deneyine kapılmak ve bitime kadar beklemek..ve bunun için bir ufak alıntı,
"İçsel bütünlük ancak tamamen gayrı-fiziksel bir "durumda" garanti altındadır. Ve bu durum gerçekten
sadece zihinsel bir hal!!
S: (L) Biri bu şekilde seyahat ediyor olsa, bu durum fiziksel gerçekliğe dönmeye isteksizlik oluşturmaz mı?
C: Biri bowling oynuyor olsa, bu durum park yerine dönmeye isteksizlik oluşturmaz mı?"
*Bu durumda 5. yoğunluktaki dinlenme ve karar verme olgusu önem kazanıyor ,karma borcu var bunları ödemek istiyorum derseniz ödemeye maddede yaşam seçilir ,borç falan kabul etmiyorum derseniz yine eterikte devam edebilirsiniz ama bu borç dediğimizin ağırlığı sizi dengesel yönden rahatsız edebilir, bu bir varsayım ama evrenin dengeye düşkün tavrını da göz ardı etmemek lazım,bununla ilgili çarpıcı bir kısmı alıntıladım,
"C: Düşünüş ihtiyaç duyulan kaderi ortaya koyuyor.
S: (L) Yani 5'inci yoğunluktaki diğer varlıklarla birleştiğinde, kendi derslerin hakkında bir tür kavrayışa sahip oluyorsun...
C: Dengeli. Ve bu, canım, tüm yaratımın bağlayıcısı olarak çekimin diğer bir örneği... "Büyük Dengeleyici!""
*Çekim tüm gerçeklikleri 'bir' olacak şekilde birbirine bağlayan yaşam gücüdür.
*"Hiper uzaydan bahsettiniz. Hiper uzay nedir?
C: 4'ten 7'ye kadarki yoğunluklar. Ama 4'üncü yoğunluk hiper uzayı "geçitte yaşayış" olarak algılar"
*" Bilinç gerçekte enerjinin en saf şeklidir. Diğer alem bilinç enerjisinden meydana gelir. Bu konuyu daha iyi anlamak için kişinin kısmen de olsa gerçekmiş gibi yaşanan, geçici bir durumda fiziksellik hissinin yakalandığı rüyalarla ilgili anılarından yararlanması gerekir"
* "Klasik kelimesi bilinci yadsıyor. Zihni, bir vakum içinde oluşan salt kimyasal işlevler ve elektriksel dürtüler olarak kabul ederek yaradılışın geri kalanına tüm yoğunluk ve boyutlarda ince ağlarla bağlı olduğunu - ki durum bu- gözardı ediyor. Çekim, fiziksel ve ruhsal gerçekliğin tüm unsurlarını bir arada tutan bir zamk.BİLİNCİN ALGILAMASI OLMADAN HİÇ BİR ŞEY VAR OLMAZ. Klasik fizik, diğer bazı hususlara ek olarak, bilinç ve beyni tek ve aynı şey varsayıyor ya da birinin diğerine yardımcı olduğunu. Gerçekte ise, beyin 3. Yoğunluk halleri ve benzer tezahürlerin fiziksel durumlarındaki bilinç ifadesini kolaylaştıran bir kanal."
*Ruh bileşimi daha doğrusu bilinçsel kazanımlar nötrinolar tarafından yüklenip bir nevi taşınıyorlar
-------------------------------------------------------------

S: (L) Loto sayılarını alabilmemiz için yerine getirmemiz gereken herhangi birşey var mı? Yapmamız,olmamız, düşünmemiz veya söylememiz gereken birşey?
C: Tamamen saf niyet; yani açık.
S: (L) Tamamen açıklık mı?
C: Beklentisizlik.
S: (L) Bu tür bir ilgi istediğimizdeki beklentilerimiz kanalı zayıflatıyor mu?
C: Evet.
S: (L) Bunu elde edip etmemeyi umursamamamız gerekiyor yani?
C: "Mutluyum ve şanslıyım" davranışı işe yarıyor. Daha önce senin de olduğun gibi.
S: (L) Yani endişeli, gergin, beklentili olduğumuzda ve belirli bir fikre saplandığımızda akışı zorlaştırıyoruz öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Önceki bir celse de bizim için bazı ekonomik düzenlemeler yapmakta olduğunuzu söylemiştiniz. Buna çok vurgu yapmayacağım ama bunun M--- T---'yle ve hipnoza yapılan atıflarla bir ilgisi var mı?
C: Belki. Belirli bir yönde beklenti içinde olma. İman, canım.
------------------------------------------------------------------
S: (DM) Tamam, o halde bekleyebileceğim şey, sizinle psişik bir bağlantı, tabii eğer Pleyadeslilerle
ilişkiliyseniz.
C: Biz çok nadiren insan olarak görünürüz.
S: (DM) Salı gecesi evime insanlar gelecek ve onlar aslında Pleyadesliler mi olacak?
C: Hayır.
S: (DM) Salı gecesi 10'da evimde olacak olanlar kim?
C: Hoş kişiler.
S: (DM) Peki onlar Pleyadesliler mi?
C: Tekrar gözden geçir.
S: (DM) Salı günü olacak olan şeyi anlayabilecek miyim?
C: Zihnini açık tut.
S: (V) Salı gecesi evinde ne olacak? (DM) E--- P--- Pleyadeslilerin beni ziyaret edeceklerini söyledi.
C: Bekle ve gör.
S: (DM) Tamam, güzel. (F) Zihnini açık tutmanı ve bekleyip görmeni söylediler. (DM) Ama hayır demiyorlar.
C: Zihnin şu anda açık değil.
S: (DM) Neden?
C: Çeşitli kaynaklar nedeniyle oluşan beklentiler.
S: (DM) O halde E--- bu kaynaklardan biri, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Yani hiçbirşey olmazsa şaşırmamalı mı?
C: D---'ye bağlı.
S: (DM) Şaşıracağımı sanmıyorum. Ama zihnim neden açık değil? (L) Belki E---'nin sana söylediği şeye inanmaya karar verdiğin içindir.
C: Açık.
------------------------------------------------------------------
S: (L) Peki onu kaçıranlar kaçıncı yoğunluk seviyesindeler?
C: 4'üncü seviye.
S: (L) Yani 4'üncü seviye Oryon KH grubu E--- P---'yi kaçırıyor. Görünüşleri nasıl?
C: Görünüşlerini değiştiriyorlar.
S: (L) Değiştirince neye benziyorlar? O onları...
C: Kaçırılanın beklentisi neyse ona göre.
S: (L) Bana onların güzel olduklarını söylemişti. (D) Babasının da onlardan biri olduğunu söylüyor. Anladığım kadarıyla fiziksel değil de kalp olarak güzelliği kastediyor... (L) Onları fiziksel olarak güzel algılıyor mu?
C: Subjektif.
S: (L) Görünüşlerini değiştirdiklerini söylüyorsunuz. Değişmeden önceki doğal hallerinde neye benziyorlar?
C: Doğal hal değişken.
S: (D) Robot mular?
C: Bazıları.
S: (L) Robotlar neye benziyor?
C: Griler.
S: (L) Peki diğerleri neye benziyor? (D) 3 buçuk metrelik robotlar mı? (L) Bu soruya cevap vermek
istemediklerini hissediyorum.
C: 3'üncü seviye düşünüş tarzı.
--------------------------------------------------
S:(L) V--- "artık kişisel olmadığını" söyleyerek gruptan ayrılmaktan bahsediyor. Bundan neyi kastettiğini öğrenmek istiyorum.
C: Yanıtlar onun kişisel arzu ve beklentileriyle uyuşmuyor.
S:(L) Daha işin başında V---'nin mutlaklarla ilgilenmek için gerekli objektifliğe sahip olmadığını hissetmiştim.Adanmışlığının ve kararlılığının ona epeyce mesafe aldıracağını düşünmeme rağmen, görünüşe göre sadece kendi bakış açısı onaylandığı zaman adanıyor ve kararlı oluyor. Bazen onun verdiği mücadeleye empatiyle yaklaşıyordum ve bazen de bazı aptallıkları beni kızdırıyordu. Sanırım siz benden çok daha sabırlısınız. Şu andaki koşullar göz önünde bulundurulduğunda onun gruba geri dönme şansı ne kadar?
C: Açık.
------------------------------------------------------
C: Bu sorunun yanıtı, 4'üncü seviye gerçekliğini daha iyi anlamanıza bağlı.
S:(L) Tam şu anda ensemde neden bir sıkıştırılma hissediyorum?
C: Öğrenme çakranı açıyoruz.
S:(TR) Şimdi mi başladı? (L) Ou, evet. Ensemin kökünden bir pense ile tutuluyormuşum gibi hissediyorum.Pekala, 4'üncü yoğunluk neye benziyor... Rüya durumuna benzediği söylenebilir mi? Birşey düşünür düşünmez veya üzerinde odaklanır odaklanmaz o oluyor veya gerçekleşiyor?
C: Devam et.
S:(L) Örneğin suyun üzerindeki bir botun içinde olmayı istediysen, kendini bir botun içinde buluyorsun, hem de şu andakinden daha gerçek gelen bir okyanusun üzerinde. Çünkü suyun üzerindeki güneş ışığı parıltılarına kadar tüm beklentilerine yanıt veriyor.
C: Uzaklaşıyorsun.
S:(L) Uzaklaşıyor muyum?
C: Evet. Neden bir bota ihtiyaç duyuyorsun?
S:(L) Bu fantazideki fikir bir botta olmaktı. (TR) Ama bu bir fantazi değil. (L) Gerçeklik. Tamam. Yani diğer bir deyişle 4'üncü yoğunluk düşüncelerinin hemen gerçeğe dönüştüğü bir yoğunluk. Örneğin kendini bir kuledeki bir prenses olarak düşünürsen hemen bir şato ortaya çıkar ve sende bir kulede olursun ve eğer saçının yere kadar uzamasını istersen saçın da hemen yere kadar uzar.
C: Bunlar 5'inci seviyede olan şeyler.
S:(L) Pekala, yani orayla 3'üncü yoğunluk arasında birşey.
C: Devam et.
S:(TR) 3'üncü yoğunluğa çok benziyor ama bir yönüyle mi farklı?
C: Hayır.
S:(TR) Geçiş vakti geldiğinde bir 3'üncü ve bir de 4'üncü seviye dünya olacağını ve bazılarının 3'üncü yoğunluk dünyasında bazılarının da 4'üncü yoğunluk dünyasında olacağını söylemiştiniz.
C: Üzerinde düşünmeniz için bir olasılık.
-----------------------------------------------------

S:(L) Çeşitli grupların sundukları gibi, aura renklerinin genel bir şeması ve anlamları diyebileceğimiz bir liste var mı?
C: Hayır.
S:(S) Edgar Cayce'nin renklerle ilgili okumaları...
C: Herhangi birşeyi okumak, "daha yüksek seviyeler" ile ilgili kavrayış gerektirir ve bu seviyeler akışkandır ve somut ve mutlak değildir.
S:(L) Yani bunlar değişiyor, dalgalanmalar gösteriyor. (S) Ou evet, auralar sürekli değişiyor. (L) Evet, ama onların söylediği şey, renklerin anlamlarının bireyden bireye değişebilmesi. (T) Kart okumak gibi... (F) Ve el falı, çünkü bir insanın bir çizgisinin belirli bir şekilde olması, onun falanca günde bir kaza geçireceği anlamına gelmez... (T) Evet, tıpkı kartlardaki gibi; bir kart belirli bir kişi için belirli bir anlama gelirken,başka biri için başka bir anlama geliyor. (F) Çizgileri neredeyse tamamen aynı olan iki el görebilirim ama birbirlerinden çok farklı anlamlara gelebilirler... (T) Ve bu da, kart veya avuç okuma araçlarıyla birlikte bir talimatnamenin gelmesini isteyenlerin beklentilerini boşa çıkarıyor. [Gülüşme] (L) Yardım alma konusuyla ilgili sormamız gereken başka birşey var mı?
C: Keşfedin, böyle öğrenirsiniz; "elinizden tutulup götürülerek değil."
---------------------------------------------------------

S: (L) Yani diyorsunuz ki; içimde bir şeyleri inkar etmiş ve kendimi sıkıştırmış duygusunu oluşturacak herhangi bir şey yapmamalıyım.
C: Beklentilerin olmadan yap. Başkalarında değişim yaratma beklentisiyle kendi davranışlarını buna uyumladığında ya da değiştirdiğinde, birşeyin beklentisi içerisinde oluyorsun. Öyleyse, yap. Ne olacağını gör. Ama sabırlı ol ve ne olacağını gör!
-------------------------------------------------------------
C: İçgüdüler?
S: (L) İçgüdülerim bana herşeyin mümkün olduğunu söylüyor. Özellikle de 4'üncü yoğunluk etkinleştiğinde.
C: Evet.
S: (L) Ama materyal verilere göre ihtimal çok düşük.
C: Aa? Şüphelerimiz var... Ve evet, her zaman kendi gerçekliğinizi yarattığınızı söyledik!
S: (L) Kendi gerçekliğimizi yarattığımızı söylediniz mi gerçekten?
C: Ne zaman söylemedik ki?
S: (L) Ama beklentinin herşeyi mahvettiğini, o yüzden beklenti içinde hareket etmemem gerektiğini de söylemiştiniz.
C: Beklenti kendi gerçekliğini yaratmak değildir.
S: (L) Bana bu konuda kesin birşey söyleyin çünkü bunun hakkında daha fazla vakit harcamak istemiyorum.Bunu on dolara dosyalayabilirim, ve eğer olursa olur. Bir piyango için birkaç bilet almak gibi birşey.Piyangoyu kazanma şansı kadar şansım olduğunu düşünüyorum. Bu veya başka birşeyin beklentisi içinde olmayacağım.
-------------------------------------------------------------

S: (BRH) Hayır, haklısınız, hiçbir şey değil. Teşekkür ederim. İnternetteki varlığımın önemli bir amacı olduğunu tahmin ediyorum. Çok çeşitli insanlarla çok sayıda bağlantı oluşturdum. Daha önce hepsine veriler sunma isteğim çok güçlüydü ama son zamanlarda bu şevkimi kaybediyorum.
C: Şevk kaybı yaklaşımdan kaynaklanıyor. Vaaz vermekten ziyade öğretmek daha iyi.
S: (BRH) Neyi öğretmek?
C: Bilgi paylaşımı şevkini arttıracak.
S: (BRH) Kozmik bir seviyede, şimdiye kadar yaptığımda bir tür amaç olduğunu hissediyorum. Bu yapıyı kurdum, şimdi ne yapacağım? Bunun sebepsiz olmadığını hissediyorum.
C: Beklentisizce bırak kendi kendine açılsın.
S: (BRH) Amacım nedir?
C: OLmak! [BRH'yle görüşme bitirildi.]
--------------------------------------------------------------

C: Henüz değil çünkü bu meseleyi açıklığa kavuşturmadık daha. Kafanız karışık çünkü BH adayı olmak için BH olmanız gerektiğini düşünüyor gibi görünüyorsunuz. Siz KH' sınız ve reenkarne olmadıkça ya da yoğunluk sınırı geçişinde dönüşmedikçe başka bir şey olamazsınız.
S: (L) Tamam, anladım.
C: Peki ya Ark?
S: (A) Burdayız, neysek oyuz ve yoğunluk sınırına varana kadar da başka birşey olamayız. (F) O halde, KH olmayı sorun etmeyin. Hepimiz KH'yız sonuçta. Yemek yediğimiz sürece öyleyiz. Bu kadar basit. BH olmaya doğru ilerliyor olabilirsin ama henüz orda değilsin ve bunda yanlış olan bir şey yok.(A) Bir soru sorduk, bu soruyu cevapladınız ve bu soru farklı şekillerde yorumlanabilir. Ne kastedildiğinden emin değilim. Cevap şuydu: Eğer KH iseniz, bu uymaz ama gerçekten bunu yaparsanız böylesi bir enerjinin uyum sağlayacağı bir BH yoğunluğuna reenkarne olursunuz. Bu, bir kaç şekilde yorumlanabilir.Birincisi, gerçekten bunu yaparsak böylesi bir enerjinin uyum sağlayacağı bir BH yoğunluğuna reenkarne oluruz ve bu yapılması gereken şey o zaman çünkü biz BH boyutunda olmak İSTİYORUZ. Dolayısıyla, BH yoğunluğuna geçmenin kesin bir yolu ağacın altında oturup, hiçbirşey yapmamak ve kendinle ilgili düşünmek ama pek eğlenmemek... Hiçbirşey yememek, hiçbirşey arzulamamak...Tipik Zen. Olası bir başka yorumsa şu: gerçekten bunu yaparsanız böylesi bir enerjinin uyum sağlayacağı bir BH yoğunluğuna reenkarne olursunuz ama belki öylesi enerjilerden OLUŞMAYAN başka BH gerçeklikleri de vardır.Dolayısıyla, bu enerjinin GİTMEDİĞİ ama diğer başka yollarla gidebilecek, başka bir BH yoğunluğuna giden başka bir yola ulaştıran bir yol vardır. (L) Bu arada, bir problem daha var: kişinin bir BH boyutuna gitme ARZUSU olduğu gerçeği! Ki bu arzu bu geçişi engeller. Eğer BH olmayı arzuluyorsan, yandın! (A) Olmamak,bazı öğretmenlerin öğrettiği şey bu. Nirvana. Tek yol olduğu varsayılan bir şey mi bu ve izlemeye yüreklendirildiğimiz şey mi bu çünkü arzunun ya da hiçbir şeyin olmadığı bir yol. Ya da şöyle sorayım,birbirinden farklı BH gerçeklikleri (yoğunlukları/boyutları) var mı?
C: Öyle farklı gerçeklikler yok ama oraya varmanın farklı yolları var. Sizin birbirini takip eden gelişimleriniz sizi şu an bulunduğunuz yere getirdi.
-------------------------------------------------------
S: (L) Sormak istediği konu bir insanın ölünce ne yapması gerektiği.
C: Bu bir konu değil.
S: (L) Neden? Bazı insanlar için bu büyük bir konu gibi görünüyor.
C: Birinin bedeni sona erdiğinde, gidilen yolu belirleyen şey bireyin bilinci ve eneyimleri/beklentileridir
-------------------------------------------------------
S: (L) Varmak istediğim noktaya varabilmemiz için başka bir soru düşünebilen biri var mı? (shellycheval)Bireyler olarak, yapmamız gereken en önemli şey nedir? Yani yapmaya çalışmayıp gerçekten yapmamız gereken şey? Bireyler olarak kendimizi motive etmek için ne yapabiliriz? Söyleyebileceğimiz veya yapabileceğimiz birşey var mı?
C: Başkalarına Hizmet. En sorunlu kişilerin sürekli kendilerinden ve dertlerinden bahseden kişiler olduğuna ve aynı zamanda en az veren kişiler olduklarına dikkat edin. Evrensel HAYAT yasasına güvenleri yok:Birşeyleri yerinden oynatıp hayatınızda enerjinin akabileceği bir boşluk yaratın.
S: (L) Yani insanların bunu bir tür yasa olarak düşünmesini tavsiye ediyorsunuz... Zebur'da dendiği gibi,"Ekmeğini suya at, birkaç gün sonra sana dönecektir" gibi birşey mi? Beklenti olmadan yap ve yapmaya devam et?
C: Kesinlikle! Bu doğru ve işe yarıyor. Çok veren insanlara dikkat edin: Zamanı kendileri üzerlerinde odaklanarak mı geçiriyorlar? Hayır!
S: (L) Evet ama herkesin yaraları ve dertleri var ve üzerinde çalışmaları gereken şeyler...
C: [harfler çok çabuk geliyor] Denge! Günün bir kısmı düşünmeye ayrılabilir ama çok uzun değil. Wetiko Virüsü şudur: kendini ve subjektif kişisel meseleleri takıntı haline getirmek. Ümitsizliğe doğru kaydığınızıhissettiğiniz bir sonraki seferde ne hissettiğinizi diğerlerine söyleyin ve bir başkasının aynı hislerden muzdarip olmasını önlemek için yapabileceğiniz birşey düşünün. [harfler şimdi daha yavaş geliyor] Böylece gerçek empatinin doğuşuna tanıklık edeceksiniz.
---------------------------------------------------------

ARZULU DÜŞÜNÜŞ

Sıra arzulu düşünüşe geldi ,her ne kadar beklentinin eşdeğeri gibi gözükse de bazı farklı ilaveleri var,
Arzulu düşünüşte ucu açık bir beklentinin "mutlaka olmalı yoksa strese düşerim" şeklinde bir bekleyişi ihtiva etme durumu var yani bir istekte bulunuyorsunuz ki o mutlaka yerine getirilecektir çünkü siz "bir" in  parçalı ruhusunuz ,şimdiye kadar ne istediyseniz oluştu ama onu şu yaşadığımız göreceli zaman yoğunluğunda beklerseniz veya bulmaya çalışırsanız bulamayabilirsiniz ,ne anlatmak istiyorum,

Yaşamınıza bakın şu ömrünüzde elde ettiklerinizin çoğu vakti zamanında istediklerinizdi ama istediğiniz zamanı belki unutmuş olabilirsiniz yakın zamanda istedikleriniz ise hemen henüz oluşmadı neden, çünkü istek ile oluşma arasında bir zaman kutusu var ve bu zaman göreceli bir zaman ,dünyasal bir zaman ,esasta eterde yani ruhsal hayatta istekleriniz bu yaşadığımız kısa döngü zamanına uymadığı için hemen oluşuyordu  hatırlayın,
-----------------------------------------------------

"S:(L) Örneğin suyun üzerindeki bir botun içinde olmayı istediysen, kendini bir botun içinde buluyorsun, hem de şu andakinden daha gerçek gelen bir okyanusun üzerinde. Çünkü suyun üzerindeki güneş ışığı parıltılarına kadar tüm beklentilerine yanıt veriyor.
C: Uzaklaşıyorsun.
S:(L) Uzaklaşıyor muyum?
C: Evet. Neden bir bota ihtiyaç duyuyorsun?
S:(L) Bu fantazideki fikir bir botta olmaktı. (TR) Ama bu bir fantazi değil. (L) Gerçeklik. Tamam. Yani diğer bir deyişle 4'üncü yoğunluk düşüncelerinin hemen gerçeğe dönüştüğü bir yoğunluk. Örneğin kendini bir kuledeki bir prenses olarak düşünürsen hemen bir şato ortaya çıkar ve sende bir kulede olursun ve eğer saçının yere kadar uzamasını istersen saçın da hemen yere kadar uzar."
-------------------------------------------------------

Kısa döngüdeki isteklerin birden bire oluşmaması için birçok engel fenomenlerini oluşturmuşuz çünkü

Şu örneği çok veririm

İşten sonra akşam eve gidip şu çok filmi izleyeceğim ve mutlu olacağım hayaliyle dolusunuz  istek duyarsınız
*Trafik vardır gecikebilirsiniz,
*Eve geldiğinizde elektrik arızası vardır ve uzun sürmektedir,
*Tam izleyeceksiniz bir misafir gelir
*Program ertelenmiştir
*Tv arızalanır
ve daha bir sürü engeli burada belirtebiliriz ,işte burada sizi strese sokup mutsuz yapan arzulu düşünüştür yani ucu süslü bir beklenti

Bu gerçeğin farkındalığına ulaşmak sizin hayat bakış açınızı değiştirmenizi olanları akışa bırak mantığı ile  her durumda hatırlamanızı sağlar ,yani 3 Y de yaşarken istek ile oluşması arasında değişken bir çok engelleri olan bir labirentte yürüyor gibiyiz ,

-----------------------------------------------------------------
S:(TR) Geçiş vakti geldiğinde bir 3'üncü ve bir de 4'üncü seviye dünya olacağını ve bazılarının 3'üncü yoğunluk dünyasında bazılarının da 4'üncü yoğunluk dünyasında olacağını söylemiştiniz.
C: Üzerinde düşünmeniz için bir olasılık.
S:(L) Pekala, şimdi kısa bir mola verelim... [mola] Tamam, sanırım tartışmamızı bizimle birlikte dinlediniz ve JR'nin okuduğu makalede 4'üncü yoğun deneyiminin, arzulu düşünmenin en yüksek seviyesi olduğu söyleniyordu. Yani arzuyla düşünme gerçekliğe dönüşüyor... (J) Yoksa makalenin sadece belirli bir kısmı üzerinde mi odaklandık?
C: Yakın. KH.
S:(L) Yani BH arzulu düşünüşü...
C: BH arzulu düşünmez.
S:(L) Peki BH nasıl düşünür? (TR) Sorumlu bir şekilde... (L) [ense kökünde şiddetli bir sıkıştırıcı etki deneyimleyerek] Aman Tanrım! Siz oradakiler vücuduma garip şeyler yapıyorsunuz...
C: Yardımcı ve dengeli. Arzular tamamen KH'dir.
S:(L) Yani mevcut deneyimin kabulü, yani olan şeylerin oluşuna izin vermek ve bunlara dengeli ve yardım niyetiyle yaklaşmak, 4'üncü yoğunluktaki BH tepkisi veya deneyimi oluyor, öyle mi?
C: Yakın.
---------------------------------------------------------
Özellikle bu bölüm beni şu yapmaya çalıştığım ama "beklenti veya arzulu düşünüşte miyim" sorularıma şüphelerime yüreklere su serpen bir manada yatıştırıcı geliyor,yanılıyor muyum ,bilmiyorum,
-----------------------------------------------------------

C: Yardım yolda.
S: (V) Ünlem işareti yok! [gülüşme] Bu gece sadece bir noktayla bitirdiler. Ayda bir bir ünlem işareti geliyor.Sonraki ay iki, sonra üç, o zaman yardımın çok yakın olduğumuzu anlıyoruz. Ne ölçücüymüşüm! [gülüşme]Arzulu düşünüş, ha? (B) Eğer bu ortamın, bu yoğunluk seviyesinin, bu dersin durumu buysa, bundan özgürleşen herkes bir artıdır, çünkü o zaman şüphesiz bu dengeleyici bir faktördür. (V) Doğru. Ne kadarını başarabilirsen.
C: Ve sonunda dengelenecek.
S: (L) Bu iyi olurdu. (V) Bu denge 4. yoğunluğa geçişimiz için gerekli mi?
C: Denge sonuç.
S: (V) Denge, 4. yoğunluğa geçişimizin sonucu mu?
C: Evet. Ama herkes geçmeyecek.
S: (V) Denge %50-50 anlamına gelir. (B) Hayır, çünkü biz yaratılıştaki tek oyun değiliz. Burası yaratılışın toplamı değil. Bu gerçeklik yaratılışın sadece bir yönü. Bunun diğer doğrultuda olduğu başka gerçeklikler olabilir. (L) Bence bir diğer faktör, insanların ağ çalışması yapması, fikirlerini, gelişim durumlarını paylaşması. O zaman bu parçalarının toplamından daha fazla birşey oluyor. İnsanlar bir ağda birleştiklerinde, öğrendiklerini paylaştıklarında, bu bir şekilde diğerlerinin de bilgisine ekleniyor. Eğer insanlar o gruba bağlılarsa, gruplarının deneyimlerinden çok şey öğrenebiliyorlar. Bireysel olarak her biri kendi başına 4. yoğunluğa geçebilecek insanlardan oluşan bir grup, bu özelliklerinden dolayı birlikte ilerliyor. Diğer taraftan KH modunda, gruplar veya paylaşım anlamında herhangi birşey yapmadıkları için,bu avantaja sahip değiller. Her birinin bireysel olarak ilerlemesi daha fazla enerji gerektiriyor. Kendi emirkomuta zincirlerinde yalanları paylaşarak ve inanarak sürekli enerji kaybediyorlar. Bu nedenle, sayıları daha az da olsa, avantaj BH grubu tarafında görünüyor. BH'ye yarı hazır bile olsalar, bu geçişi yapabilecek bu tür insanlardan oluşan büyük bir grubun toplam enerjisi, KH'ye hazır olan daha küçük bir grubundakinden çok daha büyük olabilir. KH gruplarının çoğu 3. yoğunluğu tekrarlamak zorunda olacak.(A) Denge kavramı tam olarak neyin dengelenmesi gerektiğine bağlı. Bir terazin olduğunda, terazinin bir kefesinde çok miktarda un olduğunda, diğer tarafta ise küçük bir altın parçası olduğunda, miktarlar çok farklı da olsa birbirlerini dengelerler. (V) Belki de BH adayları daha büyük bir şeye sahipler... (L) yüke mi?(ç.n.: yük/enerji) (V) Evet. (L) Öyle birşey, çünkü varlıklarının çok derininde bir paylaşıma sahipler. (V) Yani KH adayları %90, BH adayları %10 olsa bile... (L) Olabilir.
C: Çok yakın. Ama o anlamda sayılara takılmayın. Yardım yolda!
S: (L) Bir ünlem! Yardımda çok yaklaştılar demek! (V) Ne için?
C: Hepiniz için.
S: (B) Bu, spesifik, bireysel bir yardım biçimi değil de genel bir yardım mı?
C: Bekleyin ve görün!
-------------------------------------------------------------
C: Sevgiyi hep yanlış yerlerde arıyorsun. Eğer gerçeğe katlanamıyorsan, sevgiyi nasıl bilebilirsin?
S: (M) Gerçeği duymaya katlanamıyorum...
C: Arzulu düşünüş gerçekle arana giriyor.
S: (M) Üzerinde çalışmam gereken şey bu... (L) Temelde sevgi arıyorsun. Peşinde olduğun şey bu. Ama eğer gerçeğe dayanamıyorsan, nasıl sevgi bulabilirsin? Önce gerçeği ara, sevgiye ulaşacaksın. (A) Gerçeği aramak, faydasız arzularını bırakman anlamına geliyor. (M) Gerçeğin bir kısmının tamamen sevinçli bir şaşkınlık ve neşe olduğunu gördüm, ama sonra... (L) Ama katlanamadığın bazı gerçekler de var. Tüm gerçekler güzel değildir. Tüm gerçekler zevkli değildir. (A) Anladığım kadarıyla gerçeği bulmanın ilk adımı şunu fark etmek: "Yalnızım ve bana olan herşeyden sorumluyum." Bunu anladığın zaman, yani "Yalnızım,tamam, ve sorumluyum, ve bu keskin nişancılar var ve bana ateş ediyorlar"... Bunu anladığında,durumunun tam olarak farkına varırsın. Ve yalnızsın. Ancak o zaman YAPABİLİRSİN.
C: Herhangi birinizin farkında olduğundan çok daha fazlası var. Hatırlayın, gruplar kozmik enerjiyi "dönüştürüyor." Sizin bir araya gelmenizle birlikte aleminize aktarılan enerjiyi düşünün.
S: (I) Hiç bu kadar gülmemiştim! BH'nin nasıl olabileceğiyle ilgili küçük bir örnek. Farkında olduğumuzdan çok daha fazlası. (S) Gülmeyle, kahkahayla ilgili özel birşey var mı? (I) Enerji mi üretiyor?
C: Saf kahkaha sizin aleminizde nadir deneyimlenir. 4. yoğunluğu bekleyin!
S: (I) Dediğim gibi, bekleyemiyorum... (H) Kendi kendime güldüğüm o an, buna yakın birşey miydi?
C: Kısmen. Daha çok bir blokajın kalkmasıydı.
S: (L) Benim durumum da öyle birşey mi? Gülmeyi engelleyemiyorum.
C: I---'da farklı. Büyük bir bloğu aştın bile.
S: (A) Ajanlar konusuna dönmek ve oda 103'teki adamı sormak istiyorum. Onun fonksiyonu neydi, eğer
varsa?
C: 'Ajana karşı ajan' fikrini düşün. Yaptığınız şeye ilgi duyan birden fazla grup var. Daha sonra kullanmak üzere veri topluyorlar. Şimdi, hepiniz şu ana kadar farkında olduğunuzun çok daha ötesinde bir değere sahipsiniz. Bunu hatırlamak ve dikkatli olmak akıllıca olur. Bu noktadan sonra bu bilgiyle neşe içinde gidin ve bunu savunun/koruyun. Hoçkakalın
----------------------------------------------------------

S: (L) Ayrıca 15 Ağustos Ana Tanrıça'yla ilgili eski bir bayram günü ve geçen yıl o yüzün ortaya çıkmasının anlamlı olduğunu düşünmüştüm. Hatta onunla ilgili bir rüya görmüştüm. Hemen hemen aynı tarihte ortaya çıkan bu yeni ekin çemberi sanki geçen yılki yüz imgesine bir yanıtmış gibi göründü bana. Bu yeni ekin çemberinde çözülen mesaj: "Sahte yetenek sahiplerinden ve onların tutulmayan sözlerinden sakının.Çok fazla sıkıntı ama hala vakit var. [bilinmeyen bir sözcük] orada iyilik var. Biz kandırmacaya karşıyız.Kanal kapanıyor. (çan sesi)." Bu mesajın anlamı nedir?
C: Niyetlenilen ilk şey ekin çemberi fenomenini korkutucu hale getirmekti. İkinci şey, elverişli olanlara, gri dünyadışı varlıkların "iyi adamlar" olabileceği izlenimini vermekti. Üçüncü şey doğrudan bu odaya bir şüphe mesajı göndermeye yönelikti.
S: (J) "Kanal kapanıyor." K'ler baştan beri bir kanal açılmasından bahsediyorlardı ve onlar da bizi kanalın kapanmakta olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar. Bozulmuş kelime neydi? "İnanın" mıydı?
C: Evet. Hata teknolojinin uygulanış biçiminden kaynaklandı. Bu da KH kaynağı ile ilgili ipucu sağlıyor.
S: (J) Tamam, yani amatörce beceriksizlikleri bu hataya neden oldu. (A) Yazılımdaki hata herhalde insan
unsuruyla ilgiliydi. Kirlilik vardı...
C: Arzulu düşünüş her defasında sizi yakalar.
S: (L) Yani arzulu bir düşünüş içindeydiler ve yaptıkları herşeyin mükemmel olduğunu sanıyorlardı ama öyle değildi. (A) Yine de bu ekin çemberinin fiziksel karakteristiklerinin gerçek bir ekin çemberinin fiziksel karakteristikleriyle uyuşup uyuşmadığını öğrenmek istiyorum.
C: Yaklaşabilirler. Ama yine de farklılıklar var. Eğer kişi farkındaysa ve bakıyorsa bunlar tespit edilebilir.
S: (J) Karşılaştırma yapabilmemizi sağlayacak herhangi bir ölçüt verebilir misiniz? Özellikle dikkat edilebilecek birşey var mı? Yoksa bir ekin çemberinde anlamlı olmayan garipliklere mi bakmamız gerekiyor?
C: Bakılabilecek şeylerden biri, alana verilen gelişimsel zarardır. Gerçek çemberler yaratıcı ilkeyi bozmaz.
S: (J) Bu yaratıcı ilkenin bozulmaması, KH mi yoksa BH tarafından yaratılan ekin çemberleri için mi geçerli?
Yoksa her ikisi için mi?
C: BH.
------------------------------------------------------------
S: (L) Çünkü mantıklı. Zaten istila edilmiş durumdayız. (Perceval) Bir psikopat istilası. (L) Evet. (Ailén) İnsan olarak sorumluluk almamanın mükemmel bir mazereti. Bunun suçunu uzaylılara atabilirler. "Hepimiz eşitiz, hepimiz kurbanız! Bilmiyorduk!" (L) Pekala, bir sonraki soru? Herkes bu konsorsiyumun neden Avrupa'daki tüm kakao tohumlarını satın aldığını merak ediyor.
C: Bir kez daha arzulu düşünüş hastalığı ortaya çıkıyor!
S: (L) Neyi kastetiyorsunuz?
C: İnsanların çikolatayı umursayacağını sanıyorlar!
S: (Burma Jones) Herşeyin yıkılacağını biliyorlar ve "Tüm bunlar meydana gelmeden bu değerli malı alalım!"diye düşünüyorlar. (L) Belki de herşeyin yıkılacağını BİLMİYORLAR. Belki sadece bazı şeylerin yıkılacağını ve çikolatadan çok para kazanacaklarını düşünüyorlar. Ama durumun ne kadar kötü olacağını bilmiyorlar,çünkü olmakta olan şeyi ciddi bir şekilde hafife alıyorlar.
C: Psikopat olmak için iyi bir zaman değil!
S: (Gülüşme) (L) Yani BP görevlileri gibi. Psikopat oldukları için gerçekten çuvalladılar. Yaklaşan iklim anormalliklerinin sorumluları onlar. (Perceval) Evet, daha önce söylendiği gibi, psikopatların en büyük özelliklerinden biri, eylemlerinin gelecekteki sonuçlarını algılayamamaları. Ciddi bazı sonuçlara maruz kalacaklar. (Ailén) Herşeyden, kendi yapmadıkları şeylerden bile sorumlu tutulacaklar. (Perceval)Meydana gelmeden önce neyin yaklaşmakta olduğunu bile göremiyorlar. Herhangi bir yedek planları olmayacak. (Galaxia) Bir sorum var. ABD'deki insanların bazıları neler olduğunu görüp bunun içinden
çıkacak mı?
C: Bazıları.
---------------------------------------------------------------

S: (Galatea) Kristallerimizle meditasyon yapıp zihnimizde daha iyi bir gerçeklik çizmemiz de iyi bir fikir mi?
C: Bunun nasıl olabileceğini tanımlamaktan sakınmaya çalışın, ama, evet!
S: (L) Herkes kendini "yeni bir dünyada" düşünebilir ama bunun ne olduğunu veya nasıl olduğunu tanımlamaya çalışmadan. Sınırlar koymadan, beklenti yaratmadan.
C: Yakında ilham sağlayacağız! Şimdilik projeyi sürdürün ama tüm farkındalığınızla!
S: (L) Pekala.
(Galatea) Birşey sormak istiyorum. Disosiyasyondan ve hayal dünyasında yaşamaktan bahsettiklerini göre,hayalgücü ve yaratıcılık nasıl faydalı olabiliyor? Yoksa bunlar tamamen farklı şeyler mi?
C: Tamamen farklı şeyler!
S: (L) Yani hayalgücü iyi?
C: Evet
S: (L) Bu da şu soruyu gündeme getiriyor: Arzulu düşünüş ile hayalgücü arasındaki fark nedir?(Pierre) Hayal ettiğinde bunun farkındasındır.(Joe) Hayal ettiğin şey gerçekmiş gibi kabul etmiyorsun veya öyle davranmıyorsun. Daha iyi bir dünya hayal edebilirsin ama bu hayalden uyandığında hala burada olduğunu bilirsin ve gerçeğe odaklanırsın.
--------------------------------------------------------------
Bu bölüme dikkatli bakalım ülkemiz ve başımızdakiler hakkında ,
-----------------------------------------------------------------

S: (L) Pekala, aklımdaki bir sonraki önemli soru Türkiye'deki darbe girişimi. Erdoğan psikopat mı?
C: Hayır
S: (L) Kişilik bozukluğu mu var?
C: Hayır
S: (L) Bir tür deli mi?
C: Evet
S: [kahkaha] (L) Arada fark var!
(Pierre) Sadece delirmiş!(L) Çoğumuzun çıldırtıldığı biçimlerde çıldırtıldığı için mi: bilinçaltı programları, arzulu düşünme nedeniyle vs. üst yoğunluk güçlerin aracı haline gelebiliyor insanlar?
C: Evet
S: (L) Özellikle etrafındaki insanlar seni paranoyaya veya muhteşem hayallere sevk ettiğinde, güç ve zenginlik gibi şeylerle cezbettiğinde bu durum insanı çıldırtabilir...
C: Evet
S: (Joe) Erdoğan üzerinde başka dünyevi yollarla da çalışıyorlar mı? Işınlar vs?
C: Evet
S: (L) Pekala, bir sonraki soru: Türkiye'deki darbe girişiminin arkasında kim vardı?
C: Bunu zaten doğru tahmin ettiniz.
S: (L) Yani ABD, NATO, CIA...?
(Galatea) Olağan şüpheliler...
C: Evet
S: (L) Görünüşe göre arzulu düşünüşün kurbanı oldular veya darbeye aceleci bir şekilde kalkıştılar.Erdoğan'dan kurtulmak için her yolu deneyebilecek durumdalardı sanırım?
C: Evet
S: (Joe) Bu konuyla bağlantılı olarak, Rus uçağının düşürülmesinin Erdoğan tarafından veya onun izniyle değil, bir beşinci kol tarafından yapıldığı konusunda haklı mıydık?
C: Evet
S: (Joe) Eline bir bıçak verip Rusya'yla ilişkileri paramparça etmesini istediler...
(L) Yani ona tuzak kuruluyor, çıldırtılmaya çalışılıyor ve 4KH tarafından kullanılıyor vesaire... O pozisyonda olan biri için kaçınılması zor şeyler.
(Joe) Türkiye'deki güç yapısı içinde mevcut olan, Batı'yla bağlantılı bir beşinci kol mu var karşısında?
C: Evet
S: (Pierre) Putin'den yardım aldı mı?
C: Tavsiye ve istihbarat bilgileri.
S: (L) Putin aptal değil. Bütün kartlarını bir anda masaya koymaz.
(Joe) Peki bu olayların Rusya ile Türkiye arasında daha yakın bir ilişkinin önünü açması muhtemel mi?
C: Evet
S: (Joe) Yani darbecilerin planı geri tepti bir anlamda?
C: Evet
S: (L) Ukrayna'nın durumunda olduğu gibi.
------------------------------------------------------------
(PoB) Peki ya Brexit?
(L) Brexit'in gerçek sonucu ayrılma doğrultusunda mıydı yoksa kalma doğrultusunda mı?
C: Büyük çoğunlukla ayrılma.
S: (Niall) Yani hileyle farkı azalttılar... Neden böyle birşey yaptılar?
C: Bunun sonucu değiştireceğini sandılar.
S: (L) Yani yeterince oyu kalma doğrultusunda değiştirdiklerini sandılar ama öyle olmadı.(Pierre) Yani belki oyların %10'unu değiştirdiler ama yetmedi. Tam bir kepazelik!(Joe) Gözü karardıkça işleri yüzüne gözüne bulaştırmak burada çok yaygın bir deneyim sanırım?
C: Arzulu düşünüş kaybeder.
S: (Pierre) Türkiye'de insanların darbeyi destekleyeceğini sandılar ama öyle olmadı. Birleşik Krallık'ta daha fazla sayıda insanın kalma isteğinde olduğunu sandılar ama yanıldılar. Gerçeklik değerlendirmeleri berbat.(L) Arzuya dayalı düşünüşleri nedeniyle gerçekliği yanlış değerlendirdiler.
C: Evet
--------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam, siyasi sorulara geçelim... Hawaii senatörü Tulsi Gabbard'ın teröristlere silah satışını, hibesini veya yardımları yasaklamak için bir yasa teklifi verdiğine dair bir makale gördüm. Başka okuyan oldu mu?(Pierre) Silah satışını "ılımlı muhaliflerle" sınırlamaya yönelik.(L) Evet, yasak veya sınırlama. Senatör Gabbard bu teklifi sunar sunmaz Obamateröristlere silah ve başka şeylerin satışı ve verilmesi önündeki tüm sınırlamaları kaldırdı! "Devlet dışı aktörler" diyorlar bunlara. Obama bunu Senatör Gabbard'ın yasa teklifini boşa çıkarmak için kasten mi yaptı?
C: Evet
S: (L) Suriye'deki son durum itibariyle ne kurtarabileceklerine mi bakıyorlar şimdi,çünkü Rusya tam bir temizlik operasyonu yapıyor orada. Kendi teröristlerini kurtarmaya mı çalışıyorlar?
C: Evet
S: (L) Elbette Lavrov yaptıkları şeyin sonucu değiştirmeyeceğini söyledi. "Onlara hangi silahları verirseniz verin, hepsini silip süpüreceğiz!" diyor sanırım.(Pierre) Verebilecekleri herşey çok yetersiz ve çok geç.(L) Neyin peşinde bunlar?
C: Para arzusuyla hareket ediyorlar, ki para da sizin dünyanızda güç demek. Tabi 4KH de kozmik değişimlerden önce tam kontrol sağlamak istiyor.
S: (L) Önlerine tüm o paranın dökülmesi, yaptıkları işler, bu tam bir çılgınlık!Bugünlerde olan biten şeyleri göreceğim aklımın ucundan geçmezdi! Söyledikleri yalanların seviyesi... ve hemen herkes yalan söylediklerini biliyor! Ama yine de söylüyorlar sanki söylemeleri o yalanları gerçek yapabilirmiş gibi. Mantık dışı!(Pierre) Arzulu düşünüş.
(L) Peki bunun nihai sonucu nedir?
C: Bunu daha önce konuşmuştuk.
S: (L) İran'la savaşmak istiyorlar. İran'ı ele geçirmek mi istiyorlar?
C: Bekleyip önünüzdeki yaklaşık 40 gün içinde neler olacağını gözleyin. İliklerinize kadar donacaksınız.
S: (Joe) Sence neden İran?(L) İsrail İran'ı istiyor. İsrail İran'ı yok edip kendi... Ne istediklerini
bilmiyorum!(Joe) Bence İran şu noktada tartışma dışı.
(L) Ama bazıları İran'ı tekrar tartışma odağı yapmaya çalışıyor. Trump bile. Yıllar önce tüm bunların nihai sonucunun ne olacağını sormuştuk, İsrail'in yok olacağı cevabını vermişlerdi. İsrail yaptığı tüm bu manipülasyonlarla ve manevralarla sonunda kendini yok edecek.(Joe) Rusya'nın müdahalesi sayesinde, 26 milyon nüfuslu Suriye'de istediklerini elde etmeye yaklaşamadılar bile. İran'ın nüfusu yaklaşık 80 milyon ve çok daha güçlü.
(L) Ama bu onların İran'ı ezmek istemekten alıkoymuyor. Suriye'de istediklerini elde edebileceklerini, sonra da İran'ın icabına bakabileceklerini düşündüler herhalde.(Joe) Ama Suriye'yi ele geçiremediler.
(L) Ama hala bunu başarabileceklerini sanıyorlar! O yüzden Obama 200 kişi gönderiyor, Türkiye 300 kişi gönderiyor, para ve mühimmat veriyorlar...
(Andromeda) Akıllarını kaçırmışlar!(PoB) İran'la olan nükleer anlaşmayı sorgulamak istiyorlar.
(L) Tamamen delilik. Pekala.(Andromeda) 40 gün mü??(Chu) Bu Trump'ın başkanlık başlangıcına denk geliyor.(Data) Ve bir keresinde verdikleri "Noel'den sonra" cevabına.(Joe) 40 gün sonrası Trump'ın resmi görev başlangıcının hemen öncesine denk geliyor.Obama çetesinin teröristlere silah kısıtlamasını kaldırmış olmasıyla alakalı.Şanslarını zorlamaya devam edecekler gibi görünüyor....
(L) Evet, diledikleri gibi oynayabilecekleri 40 günleri var ve ellerinden geleni
yapacaklar!(Pierre) Gözleri kararmış durumda, o yüzden 40 günde herşeyi deneyecekler.
(Joe) Tam bir enkaz yaratıp Trump'ın kucağına bırakacaklar.(L) Evet...(Joe) Trump'ın engelleyebileceği birşey değil bu. Cihatçı kaçıklara MANPAD gibi silahlar gönderiyorlar ve eğer Rus ve Suriye uçaklarını düşürmeye başlarlarsa...(L) O durumda Rusya'nın ne yapacağını şimdiden tahmin etmek mümkün değil


Tgur

#872
HORMONLAR VE DUYGULARIN YANKI ODASINA ETKİSİ

Hormonlar ve duygular "yumurta mı tavuktan  tavuk mu yumurtadan" ikilemi gibi birbiri ile ilintili bedensel hususlardır ,yani hormonun az veya fazla salgılanması duyguların az veya fazla yaşamımızı etkilemesi gibi öğeleri içine alır,örneğin troid bezi az çalışırsa obezite artar ve uyuşukluk aşırı uyku yaşamaya isteksizlik gibi duyguların hakim olmasına sebep olur fazla çalışırsa devamlı irrite olmuş öfke ve efori dolu bir insan haline gelirsiniz zayıf ve taşikardisi devamlı olan bir tip olmuşsunuzdur,mutluluk doğuran seretonin dopamin meletonin hormonları keza bir sebeple bedende azalmışsa çekilmez stres dolu bir insansınız,

Bir de bu mutluluk hormonlarını çok çağrıştıran sıkıntılı durumları bol yaratan ve yaşayan biri iseniz hücreleriniz bu tip hormonların adeta tiryakisi olur ve zamanla siz yaşamı sıkıntıda arayan bir tip haline gelirsiniz, sigara gibi hücreleriniz ister çünkü, bu kişilere "sıkıntı tacirleri" derler,

Sıkıntıyı bol yaratanlar bilgi fakiri yani verilenle yetinip yankı odasında kalan kimselerdir biraz yargılı oldu ama gerçek,

Hormonların bedenin işleyişi üzerine bir çok etkili öğeleri vardır nelerdir ve mekanizma detaylarına fazla girmeyeceğim ,daha çok duygular üzerine etkilerinin ruhsal dünyamız üzerine etkileri ile ilintisi üzerinde duracağım .zira konumuz ,ruhun bedensel etkilerinden sıyrılmanın sağlanmış olduğu  başka ortamlarda da var olduğunu ve insanın bunun nasıl olduğunu olabileceğinin idraki yönünde,

İnsan doğasının bedensel yaratım sonunda çeşitli maceralar ve deneyler geçirdikten sonra nasıl KH durumuna getirildiği hakkında oldukça fazla bilgi edindik ,neticede yaratıcı kapasitesi oldukça indirgenmiş eksiltmelere tabi tutulmuş bir çok olan şeyin unutturulduğu ve ayırımı esas alan bir bilinç yapısına gelmiş "cinsiyet ve açlık"duygularının ön planda ve yaşamı kabul eden ve yaşadığı ortamı sadece bu çerçeveden görmek ve anlamak dışında bir çaba göstermeyi şiddetle ayrı durulması icap eden hususlar olarak kabul etmiş yani anlatmaya çalıştığım o yankı odalarından başka şey yoktur diyen bir hale gelmiştir,

Dünya yaşamının cinsiyeti ön plana yani birin kendini böldüğü ortamda olması Orion KH veya BH çalışmasının bir sonucudur, oradaki kuluçka ortmalarında istenen bitki, fauna, insan nüfusunun kendi kendince çoğalması konusunda bir çalışma yapılmış üreme ve hayatiyetlerini devam ettirmek için organizmaları buna uydurulmuştur,yani kendi başına üreyecek ve hayatiyetini devam ettirecek,bedensel dizayn bunun üzerine kurulmuştur,hormonların çalışması daha çok organizmaların bu yönde aralıksız ve mükemmel çalışması için, kısa zamanda ölmemesi içindir,

Konuda geri çekilelim ve olan biten mozaiğindeki hali anlamaya çalışalım,

Bir kendi kabiliyet veya kapasitesini görmek maksadiyle parçalı ruhlara bölünmüş ve her parçalı ruh "bir" kabiliyet ve kapasitesini görmek üzere yaratımlara başlamış ve ortada sayılamıyacak derecede yaratım fenomenleri denen evrenler oluşmuştur ve her bu yaratılanda farklı oluşumlar olmuş ve bu olanlarda seyahat edilip denemeler yapmak sonsuz ölçekte süregelmektedir,

Bizi şu anda ilgilendiren bu bedende kapıldığımız yaşam deneyiminde Orhan Velinin de bir şiirinde  dediği gibi "Bir şeye çok yaklaştım /anlatamıyorum" halini bilgiyle açmaya çalışmak,

Yaratımın dünyasal seviyesinde oluşmuş olan 1,2,3,yoğunluklarını anlatmaya çalıştığımızda 3  e kadar olan yoğunluklardaki maddesel izahın en önemli olan insan seviyesindeki bu indirgenmenin niçin olduğunu anlamaya başladık ve şu anda hormonsal uygulamanın bedensel organizmada cinsiyet ve açlığa kadar olan uygulamasında işlevin yürütülmesi için gerekli olduğudur,

Cinsiyeti sağlayan ve yürüten hormonlar olmasa üreme işi olmayacaktı cinsler birbirlerine çekim duymayacaklar orgazm ve ona ait olan o her şey zannedilen tutku olmayacak ilgili zevk ve mutluluk veren hormonların salgılanmasına lüzum olmayacak ,pankreas ilgili enzimlerini salmayacak zira besinsel alış ve hazım sistemine gerek olmayacak  açlığı giderme ve bunlara benzer bir çok bedensel işlevin sürmesi için hormonlar üretilmeyecek ,

Diğer yandan hormonlar "çekimin" eter ve fizik alem arasındaki bağlantıyı sağlayan işlevini görür bir nevi ara yüz gibidir  aşağıdaki alıntıların bir kısmında bunların K.lar tarfından izahını göreceksiniz,ve bahsi geçen endokrin bezleri hakkında parça parça izahlarla karşılaşacaksınız ,

Eter ve fizik bağlantıyı sağlayan hormonun DMT salgılayan epifiz (pineal bez) hakkında oldukça fazla üzerinde durduk (site içinde veya dışta) bahsettiğimiz veya çeşitli kişilerce karşılaşılmış madde üstü vizyon görmeler bu bağlantının alınmış hazmedilmiş veya idrak etmeye doğru olan bilgisel faaliyetlerde iş gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz KH bu açık kapıyı kapatmak için yani insan farkındalığını baltalamak için bir çok müdahele yolları bulup insan yaşamına monte etmeye çalışmıştır mesela florürü temizlik materyallerinde bolca kullanmak aspartamı obesite tedavisinde şeker yerine bir çok gıdada kullanmak enerji içecekleri v.s.

Bu konu hakkında hatırlatmalar için yapılan açıklamaların içinden bulduğum özetsel ve internet bilgisi,
 http://www.yasarozkan.net/makaleler/epifiz-bezi-mucizesi/makale42.html

Ayrıca DMT salgısı uyarılaruna maruz kalmış kişilerle ilgili aşağıdaki alıntılar arasında da yorumla vurgulayacağım çok özel bir bölüm de var,

Korku ve heyecan gerektirecek durumlarda bedeni gelecek tehlike veya aşırı çalışmaya hazırlama yönünde ilgili bezlerden salgılanan adrenalin ve kortizol yanında cinsel olayları tetikleyip aktif hale getiren testesteron östregen gibi ve bunları bağlayıcı ve takviye edici oxitocin hormonlarını daha çok 3Y yaşantısındaki halleri yani fizik alemdeki faaliyetler için gerekli olduğunu söyleyebiliriz ,ancak neticede insanın bu yoğunluktaki genel yaşam derslerinin teşekkülünde ve neticenin genetik bedene işlendiğini düşünürsek bu derslerin sonunda seçim işinde de rolü olduğunu anlarız,

Mesela cinsiyet yönünde aşırı uyarılmış ve bu yolda yapılan fiziksel faaliyetlerin sonu bir tatmini ortaya çıkarır ,tatmin ile bol miktarda karşılaşan birey  eğer aynı zamanda özsel farkındalık yolunda bir itilim içinde ise bahsi geçen yankı odasının duvarlarını çatlacak gücü de bulabilir ,zira tatminin bir son olmadığını bir ara husus olduğunu bunun ötesinde de bir şeyler olabileceği duyguları içinde BH yoluna yönelmeyi seçebilir ,

Bu yüzden duyguların 3Y yaşamında önemi olacağını ve  ruhsal yönden genişlemeyi sağlıyabileceğini  söyleyebiliriz ,

Bu anlattıklarım makaranın geri sarılması gibi ,olmuş olanların olmasına gerek duyulan safahatını anlatıyor sanıyorum ve meselenin izahı "sizi birisi hayal etmeyince bütün bunlar olmayacaktı" sözüne gelip dayanıyor..Dağılıp saçılan yaratımın en ufak bölümü dahi olsa sonuçta bir ile buluşması mutlaktır ,bu buluşma için geçirilen macerayı anlamak derslerin tamamını anlamakla eşdeğerdir.

Ve "her şey derslerdir ,anlamaya çalışılan dersler"
-----------------------------------------------------------------


S: (V) Yani açık, öyle mi? (L) "Gerçek" psikolojiyle ilgili soruyu yanıtlamadın. Sadece "yarı" dedin. Gerçek psikoloji nedir? Bilinçaltı zihninin incelenmesi mi?
C: Gerçek psikoloji yalnızca yarım.
S: (L) Peki gerçek psikolojinin tanımı nedir? Söylediğim gibi mi? Yani bilinçaltı zihnin incelenmesi mi?
C: Zihnin fizyolojik temelli incelenmesi.
S: (L) Yani fizyolojinin, hormonların, kan şeker seviyesinin, çeşitli organların durumunun zihin üzerindeki etkileri; bunların düşünce süreçlerini nasıl etkilediği, öyle mi?
C: Yakın.
S: (L) Ve bu tanımın yarısı. Başka ne var?
C: Eksik kısım ruh.
S: (L) Peki ruhsal yarı üzerinde çalışan kişi, enerjisini neyin üzerinde odaklar? Meditasyon teknikleri mi,evrenin doğasını anlamak mı, yoksa fizikle jmi ilgili, hangi alanlar?
C: Elmayla portakalı karşılaştırmak gibi.
S: (L) Kastettiğin şey, ruhsal psikoloji uygulamasıyla karşılaştırıldığında bu şeylerin birbiriyle ilgisiz olduğu mu?
C: Hayır. Ruhun, sizin bildiğiniz şekliyle psikolojiyle bir ilgisi yoktur.
S: (L) Ama bize bahsettiğiniz bu teorik psikolojide ruhsal yönü nereye oturtuyorsunuz?
C: Tamamen yeniden-yapılandırılmış bir teori.
S: (L) Tamam, peki bu tamamen yeniden-yapılandırılmış teoriyi nasıl tanımlarsınız?
C: Çok fazla karmaşık.
S: (L) Yani V---'yle yaptığımız psikoloji tartışmasında V---'nin, başka kaynaklardan gelen etkiler nedeniyle gözden kaçırdığı veya kaçırabileceği hususlar olduğunu söylüyorsunuz, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu etkiler onun organik veya ruhsal sistemine nasıl erişiyor?
C: Görsel ve duysal.
S: (L) Tamam, yani onu etkileyen birşeyler görüyor ve duyuyor, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Peki genelde bunları nerede görüyor ve duyuyor?
C: Okul.
S: (L) Yani bahsettiğiniz şeyler okulla ilgili şeyler. Okulda onu etkileyen şeyler duyuyor ve görüyor ve siz bu etkilerin onun asıl başarmaya çalıştığı şeye yardımcı olmayacağını söylüyorsunuz, öyle mi?
C: Bingo!
S: (L) Gördüğü ve duyduğu bu şeyler, bunlar konuştuğu insanlar, konuştuğu şeyler mi yoksa film görüntüsü gibi görüntüler mi veya genel...
C: Hepsi.
S: (V) Pekala, dinleyin: Eğer eğitim almak için okula gitmezsem, yani diğer bir deyişle diploma edinip güvenilirlik kazanmazsam, nasıl herhangi bir iş yapabilirim? (L) Birlikte çalışmak isteyeceğin insanların bu diplomalara sahip kişilerle pek alakaları olmadığını düşündün mü hiç?
C: Laura, izin ver biz yanıtlayalım.
S: (L) Özür dilerim. Çekiliyorum.
C: Neden bir diplomaya ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?
S: (V) Dünya gezegenindeki meslek hayatı diplomalar üzerine kurulu. Eminim bunun farkındasınızdır.
C: Yanlış!
S: (L) Diplomalı insanlar ekmek kuyruğunda... Özür dilerim. Çenemi kapatıyorum. (V) Ama nasıl olur...
C: Dezenformasyon çok zekice ve dikkatli bir şekilde uygulanıyor.
S: (L) Hangi amaçla?
C: Saptırmak için.
S: (V) Nasıl yani saptırmak? Neyden saptırılıyorum?
C: Sadece sen değil.
S: (V) Tüm psikoloji öğrencileri mi saptırılıyor?
C: Tüm insanlar.
S: (L) Devlet okul sisteminin, üniversite de dahil olmak üzere, insanların beynini yanlış bilgilerle doldurmak ve Kertiş yönetimini sürdürmek için özel olarak tasarlandığını ve uygulandığını mı söylüyorsunuz?
C: Yakın ama daha alt seviyelerde de mevcut.
S: (V) Bir şey sorayım... Evrende psikoloji çalışan tek tür insan mı? Oryon'da veya Kasyopya'da psikologlar var mı?
C: Dar kavram.
S: (L) Dar kavram derken neyi kastediyorsunuz? (V) Söylemek istediğim... (L) Kastettikleri şeyi anlıyor musun? (V) Hayır, ama söylemek istediğim şey, düşünen, bu türde zeki varlıklar olarak bir tek biz mi varız? (L) Kastettikleri şeyin bu olduğunu sanmıyorum. (V) Tam anlatamıyorum. Biliyorsunuz, burada oturuyorum ve düşünceleri kelimelere dökmeye çalışıyorum ve bu çok zor...
C: Zihnini genişlet.
S: (V) Çabalıyorum. (L) Nasıl?
C: Daha az önyargı.
S: (L) Önyargılı olarak tanımlanacağını hiç düşünmemiştin değil mi? (V) Ne konusunda önyargı? Siyahlardan ve beyazlardan bahsettiklerini sanmıyorum... (L) Biliyorum, başka türler de var...
C: Evren sonsuz bir ilüzyon.
S: (V) Yüce İsa! Tamam ama...
C: Biz İsa değiliz.
S: (V) Biliyorum, bu sadece bir nidaydı... (L) Biliyorlar. Sanırım sadece eğlence amaçlıydı. (V) Ha, ha. Tamam. Sanırım... Pekala, evrenin sonsuz bir ilüzyon olduğunu söylüyorsunuz; neden gözlerimizi kapattığımızda, ışıkları kapattığımızda bu ilüzyon sona ermiyor?
C: Bu kadar dar ve katı bir şekilde odaklanmaya bir son ver.
S: (V) Bunun adil olduğunu sanmıyorum. Burada oturup hep dar mı düşünüyorum yani?.. (L) Ben birşey bilmiyorum! Bana çenemi kapatmamı söylediler! Pekala arkadaşlar, burada V---'ye yardım etseniz iyi
olacak... (V) Ben...
C: Zihnini aç.
S: (V) Pekala. Her zaman bizimle olduğunuzu söylediniz. O zaman biliyorsunuz ki sürekli olasılıkları düşünüyorum... Sadece olasılıkları düşünmek de değil. Sonsuz olasılıklar olduğunu kabul etmek ve her gün bu bakış açısıyla ilerlemek mi?
C: Güzel bir başlangıç.
S: (V) Ben zihnimin gayet açık olduğunu düşünüyorum, sizin açık zihinden anladığınız nedir? Burada oturan herhangi birinin mutlak olarak açık zihni var mı? (L) Beni buna dahil etme... Tekrar üzerime gelmelerini istemiyorum! (V) Yani, 3'üncü yoğunluk varlıkları olarak zihinlerimiz nasıl açık olabilir ki? Bunun için çaba harcamıyor muyum sizce?
C: 4'üncü seviyeye doğru ilerliyorsunuz ama herkes aynı ilerleme seviyesinde değil.
S: (L) Kastettiğiniz şey V---'nin diğer pek çok insandan çok daha ileri bir seviyede olduğu mu?
C: Hayır.
S: (L) İyi bir başlangıç yaptığını mı söylüyorsunuz? (V) Şu şekilde ifade edeyim; eğer bir ilerleme kaydediyorsam, bu ilerlemeyi sağlamak için yaptığım en önemli şeyler nelerdir? Yaptığım anahtar şeyler...
C: İlerleyişini hızlandıran bireylerle temas.
S: (V) Ve onlar da Laura ve F--- oluyor, değil mi?
C: Belki. Sana bağlı.
S: (V) Tamam, ilerleyişimi hızlandıran bireylerle temas... bunun doğru yaptığım şeylerden biri olduğunu söylüyorsunuz, öyle değil mi?
C: Evet.
S: (V) Yaptığım tek doğru şey bu mu?
C: Öğrenmede keşif vardır.
S: (V) Pekala... O halde bir psikoloji diploması almak için okula giderek değerli vaktimi boşa mı harcıyorum?
C: Açık.
S: (L) Okulun senin mutlu edip etmeyeceğini düşünüyorum. Bunu yap ama çok ciddiye alma. (V) Etkileniyor olmamın...
C: Etki deneyimden değil inançtan geliyor.
S: (V) Peki sizin bana etkinizin de o inançlarda bir payı var mı? Siz de etkinin bir parçası mısınız? (L) Nasıl yani? (V) Etki deneyimden değil inançtan geliyor... Daha önce bu konularda bir inancım yoktu... (L)Sanırım seni bununla ilgili etkilere karşı uyardılar ve şimdi günlük hayatına olduğun gibi devam edebilirsin çünkü uyarıldığın için farkına vardın. Bu doğru mu?
C: Yakın.
S: (V) Anladığım kadarıyla psikoloji denen şey... Biliyorsun F--- bunu sürekli küçümsüyor ve Freud ve tüm diğerleri, Erikson, Horney ve diğerlerine rağmen, psikoloji tüm evrene uygulanamıyor. Bunu bir toplumun parçası olan bireylere uyguluyorlar...
C: Uygulama subjektif.
S: (L) Yani V---'nin günlük hayatına olduğu gibi devam etmesinde hiçbir sorun yok ve okula gitmekten ve kurduğu iletişimlerden kazandığı pek çok şey var... (V) Evet, okuldayken zihnimde pek çok yeni düşünceler oluşturabiliyorum...
C: Evet ama etkilere dikkat et.
S: (L) Artık bilgin var ve bu zorlu yol için hazırsın.
C: Artık bağımsız araştırma ve meditasyon yoluyla çok daha fazla bilgi edinebilirsin.
S: (V) Psikolojide ve okulda kazanmak istediğim bilginin ve diğer herşeyin amacı sadece diğer insanların gelişimine yardımcı olmak. (L) Sanırım sana söyledikleri şey, asıl istediğin bilgileri bulacağın yerin orası olmadığı. Tüm mesele bu.
C: Neden diplomaya ihtiyacın olduğunu düşünüyorsun?
S: (V) Dediğim gibi güvenilebilirlik için. Meslek yapmanın yasal bir yönü. Diploma olmadan ne yapabilirim ki...
C: Saçma!
S: (V) Ama başka türlü nasıl yapabileceğimi söylemeyeceksiniz, öyle değil mi?
C: Az önce söyledik ama henüz açık olmadığın için bunu anlamadın.
S: (V) Yani diğer insanlara yardımcı olma yollarını bulmak için yapmam gereken şey bağımsız çalışma ve meditasyon, öyle mi?
C: Evet.
S: (V) Diğer bir deyişle, eğer olacaksa olacak. Bunu zorlamanın gereği yok ha? Tamam, bunları yayınladığımızda ve insanlar yaptığımız şeyin farkına vardıklarında neyin arayışı içinde olacaklar?
C: Herşeyin.
S: (L) Bilgisayar ağına bağlandığımızda herşeyin aniden ve ciddi ölçüde değişeceğini söylemiştiniz. Bildiğiniz gibi ağa bağlandıktan sonraki gün otomobil kazası geçirdim. Şimdi sargılar içindeyim ve eminim güzel görünüyorumdur! Tuhaf olan şey, kazadan birkaç dakika önce arabayla giderken çok güçlü bir şekilde siz Kasyopyalıların benimle birlikte olduğunuzu düşünüyordum ve zihnimde de hastanedeki arkadaşım S---'ye yardımcı olmanızı ümit ediyordum. Yılbaşı hazırlıklarıyla uğraşmayı ve ayrıca hastaneye gidip ona reiki vermeyi planlıyordum. Ve sonra, Kowabonga! Arkadan feci bir çarpışma oldu. Bu neden oldu? Neyi yanlış yaptım? "Ani ve ciddi" derken kastettiğiniz şey bu muydu?
C: Herşeyin bir sebebi var.
S: (L) Bu kazadan öğrenmem gereken birşey mi vardı?
C: Eğer öyleyse, bunu meditasyonla öğren.
S: (L) Diğerleri hakkında sevgi dolu düşünceler geliştirdiğimiz için mi oluyor bu?
C: Meditasyon yap.
S: (V) Geçirdiği kazanın bilgisayar ağına bağlanmasıyla doğrudan bir ilgisi var mı? (L) Beni öldürmediler ama bunu denediler! (V) Soruma dönecek olursak...
C: Cevap gerekli değil.
S: (L) Cevabı bildiğim için mi?
C: Evet.
S: (L) Ve cevabım şu ki, kaza ile bilgisayar ağına bağlantı kurma arasında kesinlikle bir bağlantı var, değil mi?
C: İyi keşfediyorsun.
S: (L) Çarpışma sırasında tüm omurga sütunum kırbaç gibi şakladı ve beyin sarsıntısı geçirdim... ve omuzum gerçekten kötü durumda... Beni hastanede daha uzun süre tutmadıklarına gerçekten şaşırdım...
C: İyi bir "kırbaç şaklatıcısı" olmalısın.
S: (L) Bilgisayar ağından gerçekten pozitif sonuçlar çıkacak mı? Yani, bu gerçekten acılı bir başlangıç oldu.
C: Ne söyledik?
S: (V) Hemen şimdi açalım.
C: İyi fikir.
S: (L) İyi geceler. 
---------------------------------------------------------------
C: İlk yanıtta söylediğimiz şey geçerli. Sıkıntılı olmak zorunda değil.
S:(D) Ben iki kez evlendim. Harika olduğunu düşündüğüm adamla evlenmeden bir gün önce bana kimsenin beni evlenmeye zorlamadığı ve eğer istersem fikrimi değiştirebileceğim söylendi. Aklıma takılan şeyler yok değildi ama geri dönemezdim çünkü evlilik hazırlıkları başlamıştı bile. Ve sonunda bu çok yıkıcı bir evlilik haline geldi ve boşandık. Söylemek istediğim şey şu ki, eğer beklentilerin ve ihtiyaçlarınla ilgili olarak onunla arandaki herşey mükemmel değilse, eğer o kişide değiştirebileceğin veya değiştirmek zorunda olduğun herhangi birşey görüyorsan, yanılıyorsun. Onu değiştiremezsin, değişmez ve ilişki giderek daha kötü hale gelir. Eğer şimdi yine de bunu yürütmek için ne yapabileceğini soruyorsan, yıkıma giden yoldasın demektir. Aklını kullanman ve geri adım atman için hiçbir zaman geç değil.
C: Evet.
S:(L) T--- ile A--- arasında bir geçmiş yaşam veya karmik bağlantı var mı?
C: Her zaman olduğu gibi. Keşfetmek ona bağlı. İsyankar ve dinlemek istemiyor. Çok şey söyledik, gerisi ona bağlı.
S:(L) Bu odada isyankar olmayan biri var mı? (Koro) Ben! (L) Hepimiz bunu zor yoldan öğrendik ha? (Koro)Aynen öyle... (V) T---'nin şu anda gördüğü dersi hepimiz yaşadık. Şimdi oturup sonucu görmek bizim için kolay çünkü bunu daha önce yaşadık. Bizim için ona geri adım atmasını ve yeniden düşünmesini söylemek kolay çünkü hepimiz birileri tarafından bunu yapmaya zorlandık ama o zaman bunu yapmanın ne kadar zor olduğunu ve bunu dünyanın sonu olarak gördüğümüzü hatırlamamız gerek. (L) Evet. Yıkıcı ilişkileri sonlandırmanın, dünyada yapılacak en zor şey olduğunu hepimiz düşündük. Gençken başka insanlar bize öğütler verdiler, tıpkı şu anda bizim T---'ye verdiğimiz gibi, ve o öğütleri dinlememiştik. Eğer şimdi gördüğümüzü o zaman bilseydik herşey ne kadar kolay olurdu... (Koro) Çok doğru!
C: Gerçek sevgi hormonlara dayalı değildir.
S:(T) Yani söyledikleri şey şu ki, ilişkiyi burada sürdürebilirim ama orada sürdüremem, öyle mi? (L) Hayır T---,her iki şekilde de şans yüksek değil ama burada iyi bir destek sistemi ve metafizik bağlantılar sayesinde bir şansın var. Orada herşeyin daha kötü olacağı kesin ve o zaman duygusal karmaşaya gireceksin ve muhtemelen ekonomik durumun da kötü olacak ve herkesten kopacaksın. (V) İlişkin konusunda net bir yanıt yok; burada kalırsan şansın biraz daha yüksek olduğunu söylediler. Kalırsan bu ilişkiyi kesinlikle yürütebileceğini söylemediler. Ve eğer tam şimdi taşınma yoluyla ruhsallık arıyorsan, bu kesinlikle yanlış bir adım olur...
C: Evet.
--------------------------------------------------------
S: (L) Genel bir anlamda, bir bireyin cinselliğini belirleyen şey nedir?
C: Spesifik hormonların ve beyin kimyasallarının salgılanmasıyla eşzamanlı olarak belirlenim penceresinin açıldığı bir anda veya sırada, bir yetişkin modeliyle hoş bir etkileşim.
S: (Perceval) Yani bir çocuğun var. Diyelim ki erkek. Eğer pencere açıksa, o zaman daha çok annelerinden dişi ilgi görürler. Eğer pencere daha sonra açılırsa, babanın çocukla daha çok ilgilendiği, ona "bir erkek gibi" davrandığı sırada başlarsa, "Kız gibi ağlama" gibi şeyler söylerse... (L) Yani geciken bir belirlenim penceresi. (Perceval) Evet, ilgili kimyasallar üretilirken eğer çocuğa o şekilde davranılırsa, dalga geçilirse,sanki bir kızmışsın gibi davranılırsa... (Burma Jones) Yetişkin modelleriyle "hoş" bir etkileşim dediler.(Perceval) O ideal olanı. (Belibaste) Bu pencere genellikle hangi yaşta açılır?
C: 18 aylık ile 2.5 yaş arası.
-----------------------------------------------------------
(Joe) Kendini birden negatif bir şekilde düşünür halde bulduğunda bunu fark edebilirsin bence... Sıradışı,istilacı ve ısrarlı bir düşünce kalıbı...
C: "Hayaller" de negatif düşüncelerden oluşabilir.
S: (Joe) Daha önce söylediklerine bakılırsa, objektif olarak doğru olmayan birşey hakkında fantazimsi hayal kurmak gerçek bir negatif enerjiye imkan tanıyor. Bu durumda hayal ille de negatif olmak zorunda değil.
C: Besleme tüpü denebilecek şeyin yerleştirilmesini sağlıyor.
S: (Andromeda) Yani sorun hayalgücünün yanlış kullanımı, gerçeğe dayalı olmaması. Birşeyin ilişmesi için bir açıklık yaratıyor.
(L) Tamam, hayal dünyasında yaşayan kişi KH sinyalleri yayıyor. Ve beslenme tüpü yerleştiriliyor, peki sonra ne oluyor? Buradaki mekanizma nedir?
C: Bilinçaltı programlarını etkinleştirebilir ve bu bağlantıyı kullanarak çevredekileri bu beslenmeyi artıracak şekilde etkileşim kurmaya sevk eden fizyolojik süreçleri artırabilir.
S: (Joe) Bu bir geri besleme döngüsüne benziyor.
(L) Yani diyelim ki bir tür arzulu düşünüş içindeyim. Hayal kuruyorum. Örneğin piyangoyu kazandığımı hayal ediyorum. Biri hakkında negatif düşünceler düşünüyor da olabilirim. Her iki şekilde de bu durum enerji kaybettirici. Böyle bir durumda olduğumda, bu bana bir KH beslenme tüpü yerleştirilmesini sağlıyor, yani benimle bazı 4KH güçleri arasında bir tür enerji bağlantısı kurulmuş oluyor. Ve sonrasında biraz hayal kurduğumda veya gerçeklikten koptuğumda, bu bağlantı bunu hızlandırabiliyor, daha kötü hale getirebiliyor. Kendimi daha kötü hissedebilirim veya inandığım şeye daha güçlü bir şekilde inanabilirim.Bu da beyin kimyası ve hormonlar gibi fiziksel süreçleri tırmandırabilir. Her zaman farkında bile olmadığımız maddeler nedeniyle belirli şeyleri düşünmeye tetiklenebiliyoruz. Dalga serisinde mavi şapka örneğini kullandım. Bir çocuk mavi şapka takan birinin suistimaline maruz kalıyor. Ve sonra ne zaman mavi şapkalı birini görse korkuya kapılıyor. O kişi tamamen masum ve iyi olsa bile ona karşı negatif hisler tetikleniyor. Bu mavi şapka programı nedeniyle, gerçeklikten kopan kişi mavi şapkaya karşı negatif bir tepki geliştiriyor ve bu negatif bir dinamik haline geliyor. En sevdiği yakını her zaman kareli gömlekler giyen birinin durumuna dair de örnek verilebilir. Bu kişi ne zaman kareli gömlek giyen birini görse, kendini ona yakın hissediyor, doğal olarak ona çekiliyor ama bunun nedenini bilmiyor. Kareli gömlek giyen bir psikopata da çekilebilir ve o psikopat o kişiyi duygusal olarak mahvedebilir. Her iki durumda da, karşı taraf hakkındaki ilk inançlar gerçeğe dayalı değil. Bu tüm sürecin başlangıcı veya açılışı için bilinçaltı bir tetikleyici olabilir. Ve sonra durum çığ gibi büyüyebiliyor...
(Joe) Dünya genelinde kendini havaya uçuran kişilerin beyin programlamasına da benziyor bu.(L) Evet. İnsanlar herhangi bir derin devlet etkisi olmadan bile birbirlerine karşı düşmanca davranmaya
programlanabiliyorlar. Ve aramızda bu tür programlara sahip herhangi birinin başına da gelebilir aynı şey.Ve şurası neredeyse kesin ki herkesin kendisini birşeyin lehinde veya aleyhinde düşünmeye teşvik eden programları var ve bu programlar ilgili kişinin tüm geçmiş deneyimlerine dayalı ama bu eğilimler şimdiki tüm deneyimleri açıklamaz. Ve bu durumda kişi hayal dünyasında yaşayabilir veya çok karanlık, çok negatif düşüncelere dalabilir. Bu kendi içinde 4KH enerjisinin sızmasını sağlayan bir açıklık meydana getiriyor. Sonra programın ürettiği enerji emiliyor, süreç hızlanıyor, 10 kat kötüleşiyor ve kişi kontrol dışı bir düşünüş çukuruna düşüyor. Bu açıkça negatif bir düşünüş olabileceği gibi pozitif görünümlü de olabilir, örneğin kara gömlekli psikopata veya bir şekilde yanlış kişiye aşık olduğunu sanabilirsin. Bu durumda kişi otomatikman başkalarını da manipüle eden programları çalıştırıyor olabilir pozitif veya negatif görünümlü bir şekilde. Örneğin eğer bir program nedeniyle aşık olduklarını düşünürlerse,"çiftleşme sinyalleri" gönderebilirler ve bu da belirli tepkileri tetikleyebilir. Sonra herşey domino taşları gibi peş peşe gelebilir. Veya daha aktif bir şekilde negatif düşünceler düşünüp negatif davranmaya başlayabilirler ve bu da pek çok şeye neden olabilir. Düşününce bu gerçekten ürkütücü olabilir.(Data) Bu K'ların geçen Ekim'de söylediği şey: memnuniyetsizlik ifade etmeye yönelik davetlere dikkat edin.(Joe) Bir anlamda sürü psikolojisine benziyor bu.(Chu) Limbik rezonans.
-------------------------------------------------------------
(Pierre) 1930'ların koşullarını düşünecek olursak... Gurdjieff yalnızdı, sahip olduğu fikirleri yazıyordu... bu bakımdan olağanüstü bir başarı. Adam bir dahi.(Joe) Evet(Pierre) Ama dahilerin tepesinde dolaşan başlıca tehdide yenik düştü belki de: ego.(Niall) Collingwood onun çağdaşıydı. Eğer Gurdjieff Collingwood'la karşılaşsaydıdaha bilgili olabilirdi belki de...(Chu) Ama K'lar Gurdjieff'in kendi kurtuluşunu ve ölümsüzlüğünü elde etmeye çalıştığını söylediler. Başkalarını hipnotize etmeye çalışmak özgecil bir güdü gibi görünmüyor. Başkalarına verilebilecek zarar pahasına kendi kurtuluşun mu?(L) Deney yaptığını açıkça söylüyordu ama üzerinde deney yaptığı insanların bunun olumlu yan etkilerinden faydalanacağını düşünüyordu. "Gelen İyiliğin Habercisi"kitabında bunu açıkça söylüyor.(Pierre) Haklısın ama materyalist bir paradigmayı benimsediğinde her birey yalnızca
bir et parçası. Bizi birbirimize bağlayan birşey yok. Ruh yok, birlik yok.(Joe) Belki de insanların son derece mekanik olan doğasına dair yaptığı kendi analizinin kurbanı oldu. İnsanların yalnızca makine olduğunu çok net bir şekilde gördü. İnsanların kayıp olduğunu ve onlarla birşey yapması halinde bundan fayda sağlayabileceklerini düşündü. Ama bu boyutun var olmasının tek nedeninin dersler almak olduğunu göremedi. Rasyonel bir kozmolojisi yoktu temelde.
(Pierre) Pire için yorgan yaktı.(Andromeda) Yalnız olduğu için kalbi yokmuş gibi görünüyor bana.(L) Evet ve elbette çocukken yaşadığı deneyimler de korkuttu onu muhtemelen.Tamdgidi bunu anlatıyor.
C: Enneagram makineyi anlamak için faydalı.
S: (L) Yani mekanik programları anlamak için faydası var. Bu amaç için çok faydalı.Peki ya hidrojen tabloları?
C: Doğru bir şeye yaklaşıyordu ama yine maddesel yorumladı. Ama gıdaları" sinir sistemine ve ardından nörokimyasalların ve hormonların salgılanmasına yönelik uyarıcılar olarak yorumlamada siz daha başarılı olabilirsiniz. Hidrojen tabloları bunun çok zekice bir tanımlamasıydı aslında!
S: (L) Yani Gurdjieff dış olayların, uyarıcıların, izlenimlerin, fiziksel veya cinsel veya besinsel etkileşimlerin vücudu nasıl etkileyip nörokimyasalların ve hormonların üretilmesine neden olduğunu ve bunun da vücudun durumunu değiştirdiğini açıklamaya çalışıyordu. Bunun farklı seviyeleri olabilir. Fiziksel olabilir,duygusal olabilir, zihinsel olabilir ve duygusal durumu veya zihinsel durumu değiştirebilir. Demek Gurdjieff hidrojenlerden veya "gıdalardan" bahsederken fiziksel sistemin çevreyle olan dinamik etkileşimini tanımlamaya çalışıyordu temelde.(Joe) Ve fiziksel olmayan çevreyle.
(L) Evet. Çoğu durumda insanı etkileyen şeyler maddi olmayan şeyler. Düşünceler,fikirler, ruhsal şeyler ama bunlar vücutta çok belirgin fiziksel yetkiler meydana getiriyor.(Andromeda) Fiziksel veya duygusal.(L) Duygular büyük ölçüde fizikseldir; hormonlar ve nörokimyasallar.(Ark) Bunların hepsini kendi başına bulduğunu sanmıyorum. Bir yerlerde yogilerden birşeyler öğrenmiş olmalı.
(L) Öğretisinin %80 küsürü kendi uydurması ve medyumlar yoluyla öğrendikleriymiş,geriye kalan yüzdenin bir kısmı yogilerden ve keşişlerden kaynaklanmış olabilir.Pekala, Gurdjieff konusunda şimdilik bu kadarı yeterli sanırım. Joe'ya sorularını sorması için imkan verelim; bu geceki toplantıyı o istedi.
-----------------------------------------------------------
S: (L) "Operators and Things"i okudunuz mu? (Burma Jones) Ben okudum. (L) Ürkütücüydü! (Burma Jones)Çok ürkütücü. (L) Benim gördüğüm o yaratıkla, yine zaman zaman gördüğüm o canlı ışık arasındaki fark nedir?
C: Canlı ışık aynen o: hayatın ışığı.
S: (L) Sıradaki soru? (Psyche) Bir sorum var. I---'yla birlikte, temel olarak beynin ön lobunda bulunan bazı hücre türlerini tartışıyorduk. Görünüşe göre kimse bu hücrelerin fonksiyonunu bilmiyor. Bunlara spindle hücresi veya yanlış hatırlamıyorsam "von Economo nöronları" deniyor. Bu hücrelerin işlevi nedir?
C: Bilinç oryantasyonu.
S: (Ailén) Hmm. (Andromeda) Sanırım onlardan bol miktarda olması iyi birşey? (Burma Jones) Yani bu hücreler bilincin kendini nasıl yöneteceğine karar vermesine yönelik bir tespit noktası mı...
C: Enerji yönlendiricileri.
S: (Joe) Sayıları arttırılabilir mi?
C: Mümkün.
S: (Joe) O hücrelerin üçüncü gözle herhangi bir ilgisi olup olmadığını merak ediyorum...
C: Yakın, daha çok bir "hedef güdüm cihazı" gibi.
S: (Joe) Dünyadışı varlıklar açısından mı?
C: Dalga okuyucu. (Laura'nın notu: Kasyopyalılar ruhlu insanları "Dalga Okuyucu Bilinç Birimleri" olarak tanımlıyor.)
S: (Ailén) I--- bunların devasa hücreler olduğunu söylüyordu, değil mi? (Psyche) Evet. O hücrelerin eksikliğinin psikopatiyle ilişkili olup olamayacağını merak ediyordu...
C: Oo evet.
S: (Andromeda) Hmm... (Ailén) Şizofrenlerde bu hücrelerden fazla bulunmadığına dair bazı araştırmalar olduğunu söylüyordu. (Psyche) Bu hücreleri balinalarda da araştırmışlar
------------------------------------------------------------------
S:(L) JR ayrıca serotoninin ne olduğunu bilmek istiyor.
C: Laura yanıtlasın.
S:(L) Serotonin, beyin epifizi ve ayrıca orta beyin tarafından salgılanıyor ve kendini iyi hissediş, ruh hali değişimi ile ilgili ve eğer yeteri kadar uyumazsan serotonin sıkıntısı çekiyorsun. Geçen gün, anne sütüyle beslenen bebeklerin hiçbir atık üretmediklerini tartışıyorduk. Yetişkin insanların yiyebileceği ve tamamen
sindirilebilecek bir diyet var mı?
C: Az, ama atık üretmemek için sadece dördüncü yoğunluğu bekleyin.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam. Bunu cevaplamayacaksınız. Şimdi Olmeklerin kim olduğunu öğrenmek istiyorum.
C: Daha spesifik ol.
S: (L) Olmeklerin genetik kökeni nedir?
C: Temel olarak sizinkiyle aynı.
S: (L) Eski oymalarının bazılarında alınları hep yarık olarak tasvir ediliyorlar. Bu gerçekten fiziksel bir yarığı mı temsil ediyor?
C: Belirttiğin sanat eserlerindeki betimleme "Üçüncü Göz topluluğu"nu tanımlamaya yönelik.
S: (L) Daha önce Üçüncü Göz topluluğundan bahsetmiştik. Üçüncü göz nedir ve nasıl etkinleştirilir?
C: Sen ne düşünüyorsun?
S: (L) Bence bu hatalı bir kavram olabilir. Beyin epifizi mi?
C: Resmin bir parçası olabilir.
S: (L) Üçüncü göz kişinin gerçekliğini görmede kullanabileceği birşey mi?
C: Önceki yanıtla aynı.
S: (L) Üçüncü gözü etkinleştirmenin en iyi yöntemi nedir?
C: Bu iyi bir yol, örneğin.
S: (L) Kanallamayı kastediyorsunuz. Eski bir kafatası trepanasyonu geleneği var. İnsanlar neden kafataslarında delikler açılması için gönüllü oluyorlardı?
C: Gizemin kaynağını bulmaya çalışıyorlardı.
S: (L) Herhangi biri bunda başarılı oldu mu?
C: Bundan ciddi şüphemiz var.
----------------------------------------------------------------
(Galatea) Küçük bir sorum var. Epifiz bezimizi nasıl güçlendirebiliriz? Ne gibi yöntemleri kullanabiliriz?(L) Epifiz bezini neden güçlendirmek istiyorsun?(Galatea) Çünkü bizi daha psişik yapıyor.(L) Hayır bahsettiğin bez epifiz değil, hipofiz.
(Galatea) Oo, hipofiz, pardon.
C: Diyet ve detoks.
(Galatea) Bu kadar mı?
C: Kanallama da buna yardımcı oluyor, eğer kişi bunun için uygunsa.
S: (L) Yani, eğer bunun için uygun değilsen, bunu yapma.
C: Evet.
S: (Perceval) Tehlikeli sular.
(Chu) Forumdaki herkesin soracağı soru şu olacak: Uygun olup olmadıklarını nasıl bilecekler?(Perceval) Sezgini kullan! [kahkaha]
C: Faydalı BH iletişimi kurmaya gerçekten uygun ve muktedir olan bireyler NADİRDİR. Hazırlık için hem genetik, hem ruh potansiyeli, hem de misyon kader profilinin uygun olması gerekiyor. HEPSİNİN doğru karışımda olması gerekiyor.
S: (L) Bunu Galatea'ya belirtmiş olmanız, onun belki de doğru karışıma sahip olduğuna mı işaret ediyor acaba?
C: Çok muhtemel!
(Galatea) Peki bu kesin olarak olacak mı, yoksa sadece olabilir mi?
------------------------------------------------------------
S: (L) Peki biz ne yapabiliriz, eğer yapabileceğimiz herhangi birşey varsa?
C: Diğerlerinin hazır olmasına yardımcı olun.
S: (L) Başkalarına yardımcı olmak için yapabileceğimi bildiğim tek şey onları bilgilendirmek, neler olduğunu bilmelerini sağlamak ve sağlıklarına kavuşmalarına yardımcı olmaya çalışmak. Eğer sağlıklı değillerse,herhangi birşeyle baş edemezler. Hayat giderek garipleştikçe veya kötüleştikçe hayatla baş edemezler. Bu
noktada iyot terapisini sormak istiyorum. David Brownstein diye birinin iyotla ilgili kitabını okuyorum:"Iodine: Why You Need It, Why You Can't Live Without It" ("İyot: Ona Neden İhtiyacınız Olduğunu ve Neden Onsuz Yaşayamayacağınızı Öğrenin"). Bu adam iyodun mantarları, bakterileri ve virüsleri öldürebildiğini ve vücuttan ağır metalleri hatta diğer detoks yöntemlerinin atamadığı ağır metalleri atabildiğini, o kötü floru temizleyebildiğini ve tüm bünyeler üzerinde mucizevi etkileri olduğunu söylüyor.Dünya nüfusunun %96'sında iyot yetersizliği olduğunu söylüyor. İnsanlar ona gittiğinde genellikle çok
yüksek dozlarla, örneğin günde bir, hatta iki defa 50 - 100 mg ile tedaviye başlıyormuş. Bu hem vücudun iyot eksikliğini gideriyormuş hem de brominleri, florinleri, metalleri vs detoksluyormuş. Tüm bu
toksinlerin etkisiyle vücudun bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu yerleşen tüm mikropları da öldürebiliyormuş. Ama okuduğum bir başka kitapta, detoksun yan etkileri ve başka bazı nedenlerle bu
tedaviye yavaş başlamak gerektiğini okumuştum. Bazı insanlar iyodu yavaş almaya başlıyor ve birkaç damla aldıktan kısa bir süre sonra da semptomlar gösteriyorlar. Bunlar neyin semptomları? Detoks mu
yoksa başka birşey mi?
C: Artan enerjiden yararlanan mikropların etkinleşmesi.
S: (L) Biz de sebebin bu olup olamayacağını merak ediyorduk. Bazılarımız birkaç gün iyot almaya başladıktan sonra uçuk ve başka bazı geçmiş sorunlar nüksetti. Bazılarımızda ise ağrı ve yorgunluk, viral sorun, boyun tutulması ve çeşitli başka sorunlar ortaya çıktı. Antibiyotik tedavisinde yaşadığımız herxheimer reaksiyonlarına benziyordu. Diğer taraftan, sanki iyot virüsleri güçlendirmiş gibiydi. Hatta Chu'nun yılda bir-iki kere pankreasında tırmanış gösteren coxsackie virüsü tekrar sorun yarattı. Bunun üzerine geri adım atıp dozu azaltmak yerine en iyi şeyin dozu artırıp mikropları bombalamak olduğunu düşündüm. Sonuç olarak, Chu dozu iki katına çıkardı ve sonra da günde iki defa almaya başladı. Günde beş damladan günde iki kere 10 damlaya mı geçmiştin?
(Chu) Evet.
(L) Diğer kitapta anlatıldığı gibi geri adım atmak yerine mikropların üzerine gidip onları bombaladı. Bu tavsiye edilebilir birşey mi?
C: Kesinlikle. Mikroplara yemek ve enerji sağlamayı sürdürürsen savaşı kazanmak zordur.
S: (Chu) Ve ondan önce "Artan enerjiden yararlanan mikropların etkinleşmesi" dediler.(L) Yani iyot alarak enerjini artırdığını zaman, bu durum parazitlerin enerjisini de artırıyor ve daha aktif hale
geliyorlar. Ama bu, onları öldürmeye yetecek kadar yüksek bir doz almadığın anlamına geliyor. Sadece enerjini artırmaya yetecek kadar alıyorsun ve bu onları da besliyor çünkü mikrobiyal doz almıyorsun.
C: Kesinlikle.
S: (L) Timótheos da aynı şeyi yaptı ve geri kalanımız da. Semptomlar göstermeye başladığımızda,Brownstein'ın bahsettiği dozları almaya başladık: günde 50 ila 100 mg arası veya daha fazla. Tamam.Brownstein kitabında pek çok insanın sorunlarının parazitlerden ziyade ağır metallerden kaynaklandığını söylüyor. İyot kadmiyumu, civayı, kurşunu ve her tür metali vücuttan atıyor. Hatta bunları en çok yerleştikleri endokrin sistemlerinden de temizliyor. Ve hatta floru yerleşmeyi sevdiği beyin epifizinden de atıyormuş. Bu doğru mu? Bu etkiyi yapıyor mu?
C: Evet evet evet
S: (Galatea) Bir tane daha...
C: Evet
S: (Galatea) Wau. [kahkaha]
(L) Kısacası, Brownstein'a göre, iyot antimikrobiyal birşey ve kişinin detoks sistemi çalıştığı sürece ağır metalleri vücuttan atıyor. Bu aslında gerçek olamayacak kadar iyi görünüyor. Olumsuz yanı nedir?
C: Fazla değil. Ama bireyin ne kadar toksik olduğuna bağlı olarak temizlenmek aylar ve bazı durumlarda yıllar sürebilir.
S: (L) Anladığım kadarıyla eğer mikropları öldüreceksen onlara iyice saldırman gerekiyor. Sanırım en uzun süren şey metalleri atmak. Eğer mikropları öldürürsen, onların vücutlarını da bünyenden atman gerekiyor ve bu da herxheimer reaksiyonuna neden olan şey.
(Andromeda) Peki ya eş-faktörler? Almamız gereken herhangi başka bir eş-faktör var mı?
C: Yaptığınız şey iyi fakat tuzlu suyu artırmak ve karaciğere yardımcı olmak isteyebilirsiniz.
S: (Galatea) Lanet olsun! Tuzlu su almayı bırakıp bırakmayacağımı soracaktım.
(L) Beni nasıl hissettirdiğini düşünecek olursam, bence tuzlu su en önemli şeylerden biri.
(Chu) Aşırı doz tehlikesi var mı?
C: Çok zor.
S: (L) Bazı web siteleri günde 6 grama kadar güvenli olduğunu söylüyorlar. Bu çok! Bu kadar almak kolay değil. Miden bulanmadan günde bir gram almak bile kolay değil bence.
C: Evet
S: (Chu) Ben yaklaşık 2 gram alıyorum.
(L) O kadarının bile gerekli olduğunu sanmıyorum.
C: Genellikle değil.
S: (L) Yani bazı durumlarda gerekli olabilir. Brownstein'ın kitabında iyodun bakteriler, tüberküloz, mantarlar,mayalar, küfler ve virüsler gibi her tür organizmaya karşı harika bir antibiyotik olduğu, farmasötik antibiyotikler gibi yan etkilerinin olmadığı ve vücutta karşı direnç geliştirmediği anlatılıyor. Bundan pek bahsedilmemesinin sebebi bunu patentleyememeleri ve para kazanamamaları sanırım. Ve elbette insanların bünyesinin zayıf olmasını ve acı çekmelerini istiyorlar: transmarjinal inhibisyon vs. İnsanlar hasta veya enfekte olduklarında psikolojik olarak daha kolay kırılabiliyorlar. Şunu sorayım: AIDS'le mücadelede iyottan yararlanılabilir mi?
C: Evet.
S: (L) Ebola?
C: Evet.
S: (L) Veba?
C: Evet.
S: (Galatea) Su çiçeği?
C: Evet.
S: (L) Kızamık?
C: Evet.
S: (L) Peki bunu neden daha önce söylemediniz?! [kahkaha]
C: İnanır mıydınız? Ayrıca, geçtiğiniz pek çok programdan geçmiş olmanız çok iyi birşey, aksi taktirde normalleşmeniz yıllar sürebilirdi ve çok çabuk moraliniz bozulurdu ve misyonunuzu bırakırdınız.
S: (L) Yani tam zamanında geldi.
(Galatea) Herşey olması gerektiği zaman oluyor.
--------------------------------------------------------------------

Bu aşağıdaki bölüm bilgilenme yoluna kendini vermişlere bir cevap veren olduğu için ilgimi çekti ,bu kişiler mesela Laura gibi K.faaliyetlerini sürdürürken veya evvelce de olabilir anlattıkları ilgilendikleri konular hakkında bir kısım vizyon veya rüyalar olağan üstü üst yoğunluk sızıntıları gördüler ve transkriptlerle uğraşırken bir kısmını soru cevap şeklinde bilgilere dahil ettiler ,görüldüğü gibi epifiz bezinin "üst sistem enerjileri kullanarak yanıt verildi" sözüne bakarak  tahrik edilmesi yoluyla DMT salgısı arttırılarak bu işlem yapılmış, zira bu kişiler bu faaliyetleri için kendi çabaları ile DMT i uyaran o özel faaliyetlerde bulunmadılar ,

Hatta bu tip vizyon v.s gören siz dostlar arasında da olduğunu  tahmin ediyorum niçin bunlarla karşılaşıyorum sorularına cevap,

------------------------------------------------------------
C: Evet ama hepsi değil! Mesela Andromeda!
S: (Andromeda) Hala düşük enerji ve benzer problemlerim var.
(L) Evet ama bu sorun beyin tümörü veya ona benzer birşey değil sanırım?
C: Hayır. Daha önce de söylediğimiz gibi gelişiminizi durdurmak için tiroidinize müdahale edildi. Buna daha üst sistem enerjileri kullanılarak yanıt verildi.
S: (L) Üst sistem derken bu üst yoğunluklarla bağlantı anlamına geliyor sanırım, yani epifiz. Doğru mu?
C: Evet
S: (Andromeda) Aralıklı perhize ne diyorsunuz? Faydası olacak mı?
C: Kesinlikle.
S: (L) Yani aralıklı perhiz yapılacak, uyku döngülerine çok dikkat edilecek, muhtemelen enjeksiyonlar yaptırılacak, diyet, iyot, balık yağı, B vitaminleri, krom pikolinat ve D vitamini alınacak... bunlar bu sorun konusunda dikkat etmemiz gereken şeylerden birkaçı
-----------------------------------------------------------------



Tgur

#873
3BH GERÇEKLİKLER VE DENEY DÜNYALAR

K.lar sıklıkla "her şey bir ders" derler ,her şey bir dersse biz talebe olarak bulunduğumuz konumda yaratılan illüzyonun altında "yaşamı sürdürmem lazım bu şartlarla" dersek bulunduğumuz fasit daireden çıkamıyoruz demektir zira genel inanış bu yaratılıp önümüze bir tepside konmuş gibi ders ortamının bilemediğimiz ve mevcut bilimimizle anlayamadığımız ve korkutularak hiç öğrenme cesareti bile gösteremiyeceğimiz aklımızın eremeyeceği bir güç tarafından olduğunun inancında isek o sınıfa hapis olduk demektir ,

Gerçekten korku ile süslenip önümüze konan bu inanç hali geçenlerde birini aktarımında da vardı özetle İslam peygamberinin yaşadığı devre ait hiç bir buluntunun olmadığından bahsediyordu ,bir deri papirus,taş üzerine dahi yazılmış hiç bir buluntu yokmuş ve günümüzde de araştırma şiddetle yasakmış kutsal emanetler veya yazılı kitap ile ilgili buluntular çok sonraları yüzlerce sene sonra kotarılmış günümüze gelmiş ve ilgili doğum senelerine ait olmayan aktarımlar imiş,

Bu anlatılan uydurma veya kötüleme olabilir ama gerçekten bu emanetlerin oluş yıllarını araştırmak için acaba biraz eksikli bile olsa radyokarbon testi falan yapılmış mıdır yahut buna müsaade edilmiş midir

Hayır hiç zannetmiyorum bakmaya bile zor müsaade ediliyor biliyorsunuz oysa piramitler ve daha eski asırlara ait arkeolojik buluntular dünyada sınırsız derecede var

Aynı şeyleri İSA  için de söyleniyor bunları biliyorsunuz sahte olduğu sonradan bulunan kanlı gömleği

Aşağıdaki alıntılarda bir deney altında olduğumuzu göreceksiniz ,bu deney KH olan bizlerde büyük bir infial yaratıyor ve bu gezegene bağlı bu illüzyondan başkasını göremeyen gözle baktığımızda aşağılık bir aldatılma altında olduğumuz hissine kapılıyoruz ve isyan ediyoruz fakat gerçek o değildir ,bu bilgilerin yoğunluğu altında muhakeme yapabilen bir zihin ile olan ve olacaklara bakıp maddesel olarak yapılan kaçırılan ve üzerimizde fiziksel araştırmalar yapılıp yeni bedenler hazırlanması yer altındaki faaliyetler v.s niçin yapılıyor sorularına cevap aradığımızda bu işin tamamen Orion KH veya BH nın bir uygulaması olduğunu anlamaya başlıyoruz zira ortaya konan faaliyetler fiziksel beden ile dünyanın anormal durumlarında dahi fiziğe bağlı sağlam bir yaşantıyı arzulayan düşüncenin tezahürü

Oysa fiziği es geçen ruhsal yaşantının genel karakteri hiç bir bağa bağlı olmayan hürriyet içinde ve yeni oluşumlara doğru yönelen bir genişleme ,çekimin dağılmasına yönelik bir durumda olmak,
-------------------------------------------------------------

S: (L) Işığın güçlerinin 3'üncü seviye bir temsilcisi var mı?
A: Evet.
S: (L) Onlar kim veya ne?
A: Sizin gezegeninizde yoklar.
S: (L) Peki kendi gezegenleri var mı?
A: Katrilyonlarca.
S: (L) Öyle görünüyor ki durumumuz hiç parlak değil. Gurdjieff'in dediği gibi burası evrenin Sibirya'sı gibi.
A: Evren sonsuz ölçüde büyük.
S: (L) Eğer Kendine Hizmet eğilimli 3B (3 boyutlu) varlıkların yaşadıkları gezegenler varsa, onların görünüşleri bizimki gibi mi?
A: Siz KH (Kendine Hizmet) eğilimlisiniz. BH (Başkalarına Hizmet) varlıklarını mı kastettin? (Ç.N.: Orijinal metinde kısaltma kullanıldığı için ben de KH ve BH kısaltmalarını kullanıyorum.)
S: (T) Bu evrende 3B bir BH ırkı var mı?
A: Evet. Zaten söylemiştik.
S: (L) Eğer BH varlıklarının olduğu gezegenler varsa...
A: Bazıları size benziyor.
S: (L) Öyle bir yerdeki yaşam nasıl acaba? (T) Bize bunu söylemezler. Bu kendimizi geliştirerek bizim bulacağımız birşey.
A: Aynen öyle.
S: (L) Görünüşe bu kadar önem vermemiz KH olmamızla mı ilgili?
A: 3'üncü seviyede fiziksel bir konu olarak algılanmıyor.
----------------------------------------------------
S: (L) Neden farklı ırklar var?
C: Pek çok sebep. Deneysel yaratımlar. Kısmen.
S: (L) Doğulular nereden geldi?
C: Diğer tümüyle aynı. Deney sonucu.
S: (L) Bu gezegende mi var oldular? Bu gezegenin yerlileri mi?
C: Her ikisi. Doğulular en gelişmiş ruhlar için, Ariler en agresif ruhlar için, Zenciler de dünya titreşimsel frekansına en doğal şekilde uyumlu ruhlar için ayrıldı. Kızılderili "yerliler" de öyle.
-------------------------------------------------------
S: (L) İnsanlar fiziksel madde içinde esir durumdalar mı?
C: Kendi seçimleriyle.
S: (L) Neden bu seçimi yaptılar?
C: Fiziksel duyumları deneyimlemek için. Bir grup kararıydı.
S: (L) Grubun başında kim vardı?
C: Grup.
----------------------------------------------------------
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da
belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde  deneyimleyebilir.
Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden,fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur;uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak,evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.
S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.
-----------------------------------------------------------------
Deney konusu üzerinde yoğunlaşalım,
Yaratma yeteneği üzerindeki çalışmalar Oriona bağlanıyor yani o bölgenin mevcut olduğumuz bu dünyadaki yaşamları devreye alan davranışları var ettiklerine dair bilgilerle yüklendik,

Atomla başlanmış yani atomun alt parçalarından tutun insana kadar olan oluşturma işlemlerinde ince ince bir çok deney yapıp ortaya koyarak ve buna hala da devam ederek sürdürülen bir çok işlemin içinde olduğumuz gerçeğini idrakledik ,ve durmayarak bu olanların detayları üzerinde dolaşıp gücümüzün yettiğince anlamaya çalışıyoruz,

Atomun alt parçalarındaki çeşitlilik nötrino fermiyon proton elektron higgs bozonu gibi parçalara dair terimler artık aşina olduğumuz bilgilerin içindeki fenomenler ,bunlar fiziğin atom teşekkülü için gerekli olan ilkel parçaları ,aldığımız bilgilerle mesela bunların spin denilen ve ama tam dairesel değil de kısmi dairesel denecek muhtelif dönü parçalarını gerçekleştiren bir kısmının hiç bir elektriksel kutuplaşmaya bağlı olmadan serbest hareket ettiğine ait karakterleri falan olduğunu söyleyebiliyoruz mesela içlerindeki nötrinonun nicelik belirtisi vermeden bilgi taşıdığını ve tahmin ediyorum çekim in en önemli öğesi, bütün bunların ötesinde oluşan bu düşüncelerin bir enerji olarak var oluşuma dönüşmesi işinde aradaki bağları sağlayan pencereler, bunun üzerinde evvelce durduk böylece atomun teşekkülü kapsamında içindeki mevcut pencereyi göz ardı edemeyiz,atomlar molekül olup madde dediğimiz fizik alemi oluştururken antik çamur ve amino asit uygulaması v.s. anlatacağımız hadisenin ilk bilgileri idi,ve ortada gözüken her şey birbirine pencereler yoluyla bağlantılı,
Bütün bunlar yapılan deneysel çalışmaların genel kriterleri ve bu faaliyet durmuyor,

Mesela başka bir gezegende (Ankh) yaratılan insanlar zamanla tahminime göre ayarsız hormon salgılarının etkisi ile çılgınlaşan KH davranışları ile bulundukları gezegenin üzerine negatif enerji yüklemesi yapmışlar ve gezegenin patlamasına parçalanmasına sebep olmuşlardır , bu hadisede yine tahminlerime göre  aşırı cinsel hormon salgılamaları ile ve ayarsız DMT hormonları ile karışık duygularını bir dengeye oturtamadan yaşam yolları denemişler ve arzulu düşünüşün sahiplenmenin maksimum seviyelerine set çekemedikleri için çıkan enerji aşırı negatif bulundukları gezegenin enerjisi ile uyuşmadığından parçalanmaya maruz kalmışlar ve deneye tabi varlıklar başka gezegene taşınmışlardır ,

Bu hadise nedendir diye sorguladığımızda kendi haline bırakılan hormon salgılama ve buna bağlı duygu durumlarının oluşu işi ve bedene, ortama tesiri bir deney gözlenmesinden başka bir şey değildi,

Daha açık ifade ile hormonsal ve duygusal başıbozukluğun yarattığı o deney yaşam hali patlatılan gezegenden sonra buraya taşınan bizlerde genetiksel kayıt hafızamızda bulunuyor belki o zamanki çılgın yaşamı tekrar etmeyen bir beyin gri maddesine sahip olduk yani beynin talamus hipatalamus omurilik serebral  bölümündeki miyelin kılıfsız sinir hücrelerinden oluşmuş ve kıvrımları artan gri renkli bölüm bu yeni yaşam şeklimizde oluştu insansal hasletleri  hayvansal içgüdülerinden ayıran enetellektüel denilecek bu bölüm insansal bilincin oluşması veya miyelinli beyaz kısımdan daha az hızla sinirsel iletişimi çağrıştırdığı için o hayvansal dediğimiz iç güdülere azalmış hızı ile bir nevi baraj koymakta yani azgınlaşan hislerin birden bire ortaya çıkmasına mani olmakta bilinç muhakemesi yapıp insanı hayvandan ayırır bir duruma getirmektedir,

Bu arada sinirlerin miyelin kılıflı ve kılıfsız hallerinin önemini de vurgulamak icap eder miyelin kılıflı sinir hücreleri ki beyaz kısım dediğimiz bölümdür iletişimi çok süratlidir ve gri bölümdekiler ise miyelin kılıfsızdır hızları diğerlerine nazaran 500 kat kadar azdır yavaştır bu hızların farklılığı iletişim yoluyla yapılması gereken eylemin hemen ortaya çıkmasına mani olan barajlamanın ifadesidir,

Özetle iç güdüler dediğimiz hayvansı hareketlerin insansal davranış olarak ortaya çıkmasından evvel sinir hücrelerindeki gri kısım bu davranışın analizini yapabilmekte gerekirse önlem alabilmektedir ,bu beyaz ve gri bölge arasında bağlar vardır ve aşırı alkol alındığında bu bağlar önemini yitirir yani öfke efori şehvet kendini çok üstün görme gibi iç güdüsel dediğimiz hayvansı hareketler serbest kalır biz bu hale sarhoşluk demekteyiz,

Bütün bunlar deney özelliğinin süregeldiğini ve her konuda kotarılıp düzeltme yolları arandığını bitmediğini  simgelemektedir,

-------------------------------------------------------------
S:(L) Geçen gece Nefalim'in Akrep takımyıldızı civarından geldiğini söylemiştiniz, bu doğru mu?
C: Esas olarak orada tohumlandılar. Siz de öyle.
S:(L) Aslen başka yer de mi tohumlandık? Nerede? Oryon'da mı? Gezegenin adı nedir?
C: D'Ankhiar. Ankh, bu gezegenin eski bir sembolüdür. Ana gezegen anlamına geliyor.
S:(L) O gezegen bizim asıl evimiz mi?
C: Evet.
S:(L) Eski evimizin durumu nedir?
C: Tükendi. Kül oldu. Yandı.
S:(L) Yani evimize dönemeyiz, öyle mi?
C: Evet.
------------------------------------------------------------
S: (L) Jüpiter ile Mars arasındaki yok olan, şimdi bizim asteroit kuşağı olarak bildiğimiz gezegenin psişik enerji ile yok olduğunu söylemiştiniz. Bunu açıklayabilir misiniz?
C: O gezegende yaşayanlar, ki pek çoğu sizin ruhsal atalarınızdır, bir kendine hizmet ortamı geliştirmeye karar verdiler ve bu o kadar güçlü bir negatif enerji yüklemesi meydana getirdi ki gezegenlerinin yok olmasına neden oldular çünkü enerjideki seviyeler o kadar yükseldi ki kendi üzerlerine çöktü ve
gezegenin atomik yapısının parçalanmasına ve fiziksel olarak patlamasına neden oldu.
S: (L) Bu teknolojik olarak mı yapıldı yoksa tamamen zihin gücüyle mi?
C: İkisi bir ve aynı.
S: (L) Bomba atma gibi birşey yaptılar mı?
C: Hayır, hayır. Psişik enerjiyle yapıldı. Geçici bir gerçeklik akışında aynı şeyin sizin gezegeninizde de meydana gelme tehlikesi söz konusu. Ancak biz bunun olmayacağından eminiz çünkü biz tüm gerçekliği görüyoruz; geçmiş, şimdi ve gelecek. Ancak şunu da anlamanız gerekiyor ki, bizim perspektif noktamızda bile tüm gerçeklik gene de akışkandır. Hala pek çok gerçeklik seçenekleri, olası gelecekler, olası geçmişler ve olası şimdiler var. Fakat biz yeterince emin bir şekilde sizin gezegeninizin Kantek gezegeni ile aynı kaderi yaşamayacağını hissediyoruz.
-------------------------------------------------------------
Bu araya çok bahsettiğimiz ama kısım kısım oturtmaya çalıştığımız Atlantis olayını başka bir cepheden sunacağım,
Lemurya Mu medeniyeti dünyadaki sonsuz varlıkların vernal dönemlerde bulunduğu gibi dünyada iken ve düşüşten evvelki 3BH yaşamı dediğimiz bir yaşamı sürdürüyorken yukarıdaki alıntıda bahsettiğimiz yıkıma uğrattıkları Kantek gezegenindekiler taşınmış ve deneyin enteresan fiziksel kısa döngü bölümü başlamış zira bu gelenler Lemuryalılarla karışmış bir hayat sürdürürken Lemuryalılar zamanla silinmiş ve Kantekler kendi eski egosal yaşantıları ile baskın bir yolu seçmiş ve Belial oğulları adı altında olayda galip gelip Lucifer düşüşü dediğimiz kısa döngü deneyi ortaya çıkmıştır ,yani sıkça değindiğimiz veya K.ların değindiği   Atlantis=Kantekliler ve türevleri yani bizler de zira Oryon deney hareketi bir çok ırkı karıştırıp deneyi sürdürme ile meşgul,  bununla ilgili alıntı,
----------------------------------------------------------

C: Hayır, Atlantisli. Hatırla, "Kelt" sonradan konan bir isim.
S: (L) Piktler de Kantekiler miydi?
C: Köken olarak.
S: (L) İbrahim de Kantekli miydi? İbrahim'in hikayesi Kantekliler tarafından mı Dünya'ya getirildi?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim Kantekli veya türevlerinden miydi?
C: İkincisi. Ama siz de öyle.
S: (L) Yahudilerin genetik mühendislikle oluşturulup Orta Doğu'ya yerleştirilmesi hangi yıl oldu?
C: 130.000 yıl önce.
S: (L) Vay be! Bu kadar süre boyunca herhangi ırksal bir saflığı korumayı başardılar mı?
C: Hayır.
S: (L) Cayce Atlantis'te "Bir'in Oğulları" ve "Belial'ın Oğulları" ayrımından bahsediyor. Bu ırksal bir ayrım mıydı yoksa felsefi/dini bir ayrım mı?
C: Son ikisi, ve ondan önce, ırksal.
S: (L) Irksal bir ayrımken kim kimdi?
C: Belial'ın Oğulları Kanteklilerdi.
S: (L) Oo! Bu iyi değil.
C: Subjektif... Beden değilsiniz, ruhsunuz.
-----------------------------------------------------------

S: (L) Villas Boas olayı hakkında ne söyleyeceksiniz? O varlıklar kimdi ve bu etkileşimin amacı neydi?
C: Arilerin melezleme deneyi.
S: (L) Bu Ariler nerede yaşıyor?
C: Hareket halinde.
S: (L) Varacakları ve yaşadıkları yer neresi?
C: Yaşadıkları bir yer yok. Belirli bir yerde yaşamayan pek çok grup var. Sürekli seyahat halindeler.
S: (L) Bunun nedeni nedir?
C: Bir yerde sabitlenmek için bir neden yok; bu yalnızca sizin algınız çünkü buna alışıksınız. Dünya da bir taşıma aracı.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Peki boyut perdeleri yoğunluk seviyeleri arasında da olabilir mi?
C: Evet.
S: (L) Yani boyut perdesi, bir değişikliğin gerçekleştiği bir noktayı ifade ediyor.... Bu değişime neden olan şey nedir?
C: Doğa.
S: (L) Tasarımı açısından düşünürsek bu değişikliğin tanımı nedir?
C: Deneyim.
----------------------------------------------------------

S:(L) Bant bitmeden bunu sormak istiyorum ve sonra bir ara vereceğiz. Konsorsiyum tarafından gizlenen "en büyük sır" nedir?
C: Kontrolünüz sizin elinizde değil, bir deneysiniz. [ARA]
S:(L) Bu konuda söylemek istediğiniz başka birşey var mı?
C: Size bağlı.
S:(T) Bunun, devletin bizden gizlediği en büyük sır olduğunu söylerken, bunu sadece bu ülkedeki insanların en büyük gerçeği olarak mı söylüyorsunuz?
C: Temel olarak.
S:(T) İnsan ırkının en büyük sırrı, bizim, bir grup insanın hepimiz üzerinde uyguladığı bir deney olduğumuz mu?
C: Kısmen.
S:(T) Diğer kısmı da Kertenkelelerle mi ilgili?
C: Evet.
S:(L) Peki başka dünyadışılar?
C: Evet.
S:(T) Bu deneyi yapan insanlar, kendilerinin de bu deneyin bir parçası olduklarını biliyorlar mı?
C: Evet.
S:(T) Bunu kendi istekleriyle mi yapıyorlar?
C: Seçenekleri yok.
S:(L) Neden seçenekleri yok?
C: Deney ilerliyor.
S:(T) Deneyin konusu nedir?
C: Sizin için aşırı karmaşık.
S:(J) Bunun olmasından nefret ediyorum! (T) Peki bu, Kertişlerin bizi yönetmesi ve enerjimizi emmesi
deneyiyle mi ilgili?
C: Evet, ama bundan çok daha fazlası var, 4'üncü seviyede anlayacaksınız.
-------------------------------------------------------------
S: (L) Farkındalık durumu mu?
C: Kesinlikle. Şimdi ölçüm sistemine göre gittiğimizde, ki anlamanız için basitçe oluşturulmuştur, birden yediye kadar tüm yoğunluk sistemlerinde anahtar kavram elbette farkındalık durumudur. Başından sonuna kadar. Yani yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.
S: (L) Farkındalığımızı sınırlandıran şey nedir?
C: Çevreniz. Ve bu sizin seçtiğiniz çevre. Gelişim seviyenize bağlı olarak. Ve herşeyi sınırlandıran şey de bu.Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.
S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.
S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.
S: (L) Burada anahtar husus, herşeyin illüzyon olması mı?
C: Temel olarak, evet.
S: (L)Yani aslında...
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu
duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?

C: Doğru.
-------------------------------------------------

S: (L) Nasıl yani? İnsanların yerine koymak üzere bir ırk yaratmak mı, yoksa klon veya buna benzer şeylerle değiştirmek üzere belirli insanların kaçırılması mı?
C: Temel olarak birincisi. Görüyorsun ya, eğer biri yeni bir ırk yaratmak istiyorsa, kitlesel olarak melezleştirme ve sonra da kitlesel reenkarnasyondan daha iyi bir yol olabilir mi? Özellikle de ev sahibi tür daima bilgisizse, kontrol altındaysa ve insanı evrenin merkezi sayıyorsa. Tamamen yokediş, fetih ve değiştirme için ne kadar harika bir ortam, değil mi?
S: (L) Bu yanıt hedefle ilgili diğer sorumu da yanıtlamış oldu. Kitapta Dr. Jacobs belirli ailelerde sürekli olarak devam eden kaçırılmalar olduğunu söylüyor. Alıntı yapıyorum: "Fetüsün korunması dışında, gizliliğin başka nedenleri de var. Eğer tüm kanıtların açıkça gösterdiği gibi kaçırılmalar nesiller boyunca devam ediyorsa ve kaçırılanların çocukları da kaçırılıyorsa, bu dünyadışı varlıkların amaçlarından biri giderek daha fazla kaçırılmış insanlardan oluşan bir nesil yaratmak demektir. Kaçırılanların tüm çocukları bu fenomene dahil ediliyor mu? Kanıtlar yanıtın evet olduğunu gösteriyor. Eğer kaçırılmış biri hiç kaçırılmamış biriyle çocuk yaparsa, çocuklarının hepsinin kaçırılma ihtimali çok yüksektir. Bu da demektir ki, normal nüfus artışı, boşanma, yeniden evliliklerde, kaçırılanların sayısı nesiller boyunca hızla artacak. O çocuklar büyüyüp evlendiklerinde ve kendi çocukları olduğunda, evlendikleri kişi kaçırılmış biri olsun veya olmasın, çocuklarının hepsi kaçırılacaktır. Üreme programının nesiller arası özelliğini korumak için,kaçırılanların çocuk sahibi olmaya devam etmesi için bunun onlardan gizli tutulmaya devam etmesi gerekir. Eğer kaçırılanlar bu programın nesiller arası olduğunu bilirlerse, çocuk sahibi olmamayı da seçebilirler. Bu da programın önemli bir parçasının durmasına neden olur ve o yüzden bunu engelliyorlar.Gizliliğin son nedeni ise, bu dünyadışı varlıkların üreme programını genişletebilmesi, toplumu kaplaması için, kaçırılanların kaçırılmamışlarla çiftleşerek kaçırılmış çocuklar dünyaya getirmesini sağlamak." Bu bana kaçırılmaya eğilimli belirli bir soy olduğu...
C: Daha önce söylemiştik: Nazi deneyi bir "test sürüşüydü", benzerlikleri fark ediyorsun, değil mi?
S: (L) Evet...
C: Size ayrıca "Amerikan Yerlilerinin" Avrupalılarla yaşadıkları deneyimin de mikrokozmik bir önizleme olabileceğini söylemiştik. Ayrıca, 3'üncü yoğunluk dünyanın 2'nci yoğunluk dünyaya yaptıkları da ipuçları sunuyor olmalı. Diğer bir deyişle, özel değilsiniz, bakış açınızın öyle olmasına rağmen. Dünya insanlarının 4'üncü yoğunluğa çevrilmesinden sonra da Oryon 4'üncü yoğunluğun ve onların müttefiklerinin sizi "orada" kontrol etmeyi umdukları konusunda da sizi uyarmıştık. Şimdi tüm bunları birleştirince ne görüyorsunuz? Şimdiye kadar en azından şunu anlamış olmanız gerekiyor ki, önemli beden değil, ruhtur.Diğerleri sizi genetik olarak, ruhsal olarak ve psişik olarak beden-merkezli olmaya yöneltti. İlginçtir ki BH'den 6 BH'ye kadar olanların tüm çabalarına rağmen "bu perde hala kalkmış değil."
S: (L) Şimdi buradaki büyük soru şu: Bu bilgiyle ne YAPMAMIZ gerekiyor?
C: Diğer herşeyde olduğu gibi burada da önemli olan bu bilgiyle ne yapmanız gerektiği değil, bu bilgiye sahip olmanızdır.
S: (L) Bu projeyle 4'üncü yoğunluk KH'nin planlarını bozma ihtimali var mı?
C: İspanyol Fetihçilerini, İngiliz, Fransız, Flemenk ve Alman "kolonicilerini" yenme olasılığı var mı?
S: (F) Söylediklerini düşündüğüm şeyi mi söylediler? (L) Evet, son derece moral bozucu.
C: Gül Bahçesi mi bekliyordunuz?
S: (L) Eğer durum buysa, neden tüm bunlarla uğraşmak yerine hep birlikte Heaven's Gate tarikatine katılıp topluca intihar etmiyoruz?!
C: "Bununla uğraşmayı" seçtiniz, öyle değil mi?
S: (L) O seçimi yaparken aklım başımda mıydı, yoksa içiyor muydum?
C: 5'inci yoğunlukta içme yok!
S: (L) Ra'nın kanalı olan Carla Rueckert'le bir süredir yazışıyoruz. Hiçbir şey YAPMAMIZ gerekmediğini,sadece OLMAMIZ gerektiğini söylüyor. OLMAMIZ gereken şeyin ise sadece sevginin içimizden geçmesine izin vermek, dünyadışı varlıkları ve herkesi sevmek, eğer yönetimimizi ele geçirirlerse bunu da SEVMEK olduğunu söylüyor...
C: Varolan herşey derslerdir!!
S: (L) Öğrenilmesi gereken ders nedir?
C: Deneyimler asla sona ermez, sadece dönüşür. Beden-merkezliliğe gerek yok.
S: (L) Bir keresinde 4'üncü yoğunluğa geçişin "eşit bir oyun sahası" yaratacağına dair birşey söylemiştiniz. O halde, insanlar uyanacak ve insanlarla dünyadışı varlıklar arasında bir savaş olacak...
C: Evet.
S: (L) Eğer bu daha eşit bir oyun sahasıysa, o zaman durum pek İspanyol Fetihçilerine karşı Aztekler ve Avrupalılara karşı Amerikan Yerlileri gibi olmayacak demektir...
C: Yanlış, o dramadaki herşey 3'üncü yoğunluktaydı. Tavşanlar, fareler, köpekler vs sizinle eşitlenmiş bir sahada oynamıyor!
S: (L) Bu dünyadışı varlıklar gelen kometleri ve benzer şeyleri biliyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Yarattıkları bu ırkın bu afetlerde hayatta kalmasını mı istiyorlar?
C: Elbette.
S: (L) Peki bu, "hayatta kalacaklar" anlamında mı, yoksa hayatta kalacaklarına İNANIYORLAR anlamında mı?
C: Her ikisi.
S: (L) Bir keresinde bize bunun "kozmik bir savaş" gibi olduğunu söylemiştiniz. Döngünün bir denge yaratacağını vs söylemiştiniz. Bunu anlamaya çalışıyorum. Durum "İspanyol fetihçilerine karşı Aztekler ve Amerikan yerlilerine karşı Avrupalılar"dan biraz daha karmaşık olmalı. Çünkü hikaye bir noktada değişiyor. Baskı yapılan saldırıya geçiyor. Benzetmeyi daha anlaşılabilir bir çerçeveye sokmaya çalışıyorum. Kastettiğim şeyi anlıyor musunuz?
C: Hayır.
S: (L) Çünkü kafam karışık. Doğrudan sormadığım şey şuydu: Herhangi birşey yapma şansımız var mı?
C: Hala "daha büyük resmi" görmüyorsun.
S: (L) Daha büyük resim nedir?
C: Ruhlarınız, bilinciniz.
S: (L) Yani, gezegenimize el koyulmasını, insan ırkının fethedilip yok edilmesini deneyimlemek üzere zamanda bu noktaya gelmeyi seçtik, böylece bunu deneyimleyip, ayrılıp bir şekilde reenkarne olabiliriz,
öyle mi?
C: Hayır.
S: (L) Söylediğinizden bunu anlıyorum! Tek önemli olanın ruhlarımız, bilincimiz olduğunu söylüyorsunuz.Eğer ruhlarımıza yönelirsek, bedenlerimizden ayrıldığımızda ya aynı yoğunluğa reenkarne olacağız, ya da bir sonraki yoğunlukta reenkarne olacağız. Başka hangi seçenek var?
C: Ne kadar "yaşamayı" planlamıştın?
S: (L) Normal koşullar altında 70 veya 80 yıl. İyimser ihtimalle.
C: Peki bu uzun mu?
S: (L) Hayır, değil. Kozmik standartlara göre bu kısa bir esinti gibi. Varmak istediğiniz nokta nedir?
C: Bunu biraz düşün. 5'inci yoğunluğa geçen akranların oldu mu hiç?
S: (L) Evet.
C: Neden? Bu nasıl mümkün olabilir?
S: (L) Çünkü öldüler. Bedenleri öldü.
C: Neden?
S: (L) Çünkü bedenleri bunu yaptı.
C: Peki bu "adil" mi?
S: (L) Adil mi?! Sanırım bunu kendileri seçti.
C: Ve...
S: (L) Nereye varmaya çalıştığınızı bilmiyorum!
C: Yalnızca "iyi" deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altındasın gibi görünüyor.
S: (L) Hayır, yalnızca iyi deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altında değilim, ama burada biraz belirsizlik içindeyim. Biz burada sizinle konuşuyoruz. Gelecekteki "biz" olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz bu zaman periyodunda bu gezegendeyiz ve burada olaylar çok garip bir durumda. Büyük bir geçiş oluyor ve ben sadece tüm bunların anlamını merak ediyorum. Sizinle neden konuşuyoruz? Bunun amacı nedir?
C: Ders bu. Hala anlamıyor musunuz? Ders, dersler, herşey bundan ibaret. Tüm dersler paha biçilmez
değere sahip.
S: (L) Tamam, bu dersleri alıyoruz. Bize neler döndüğünü anlattınız. Bunların etrafımızda olmakta olduğunu görüyoruz. Bize söylediğiniz şeyin diğer kanıtlar ve diğerlerinin aynı sonuçlara ulaşan araştırmalarıyla da doğrulanması nedeniyle ikna olmuş durumdayım. Ve LANET OLSUN, BU ÇİRKİN BİR DURUM! BENİ ANLIYOR MUSUNUZ?! ÇOK ÇİRKİN!
C: Bu senin bakış açın.
S: (L) Chloe'nin geçen gün telefonda söylediği gibi, neye uyanmamız gerekiyor? Tüm bu şeylerin olmakta olduğunu GÖRMEYE mi uyanmamız gerekiyor?
C: Evet.
S: (L) Tüm bunlara uyanıp görmekle mi ilgili? Tamam, uyanıp bunu gördüğümüzde neden tüm bunlardan kurtulamıyoruz? Senaryonun ne olduğunu biliyorsun, filmi seyretmen gerekmiyor!
C: Ama o zaman bazı deneyimleri kaçırırsın.
S: (L) Yani burada bulunmamızın amacı yenilip yutulmayı deneyimlemek mi?
C: Hayır.
S: (L) Esaret altında, kontrol altında, laboratuardaki bir kafesteki fareler gibi muamele görerek...
C: Coşku, hatırlıyor musun?
S: (L) Coşku mu?! TABİİ EMİNİM! HEPİMİZ BİR KAZIKTA YANABİLİRİZ! Bunun OLDUKÇA COŞKULU bir deneyim olduğundan eminim! William Wallace'ın karnını açıp bağırsaklarını çıkardıklarında ve gözleri önünde o insanları yaktıklarında tam bir coşku yaşadığından eminim!
C: Çok uzun olmayan bir süre önce suratın kaldırıma yapıştı...
S: (L) Bu coşkulu bir deneyim miydi?
C: Evet.
S: (L) Yani "coşkulu" dediğiniz zaman sadece pencereden atlayıp ölmekten mi bahsediyorsunuz?! 3'üncü yoğunluktaki bakış açısını anlamanız gerekiyor! Burada kaldırımlara çarpacak fazla yüzün yok!
C: Bizim de öyle.
S: (A) Bilginin koruduğunu söylüyorsunuz. NEYE karşı koruyor?
C: Pek çok şey. Bir örnek: Dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığı.
S: (L) Demek bilgi bizi dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığına karşı koruyor. 4'üncü yoğunluğa geçişin travmatik ve kafa bulandırıcı olduğunu söylüyorsunuz. 3'üncü yoğunluktan 4'üncüye geçişi mi kastediyorsunuz, yoksa 3'üncü yoğunluktan 5'inciye geçişi, yani ölümü mü?
C: Her ikisi.
S: (L) Yani şok ve travma içinde olmadığın zaman, kafan bulanık olmadığı zaman daha iyi işlev görüyorsun,bu mu?
C: Evet.
S: (L) Eğer bir insan 5'inci yoğunluğa geçmeden, yani ölmeden 3'ten 4'üncü yoğunluğa geçerse, bu o kişinin ölmeden, doğrudan 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçtiği anlamına gelir, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu nasıl bir his peki? Nasıl bir deneyim...
C: Alice aynalar diyarında.
S: (A) Bilginin travmadan ve kafa karışıklığından koruduğunu söylüyorsunuz. Diğer taraftan herşey ders. Yani travma da bir ders. Neden bir dersten kaçınmaya çalışıyoruz?
C: Haklısın, bir ders, ama ön bilgin olduğunda o dersi erken ve daha farklı bir şekilde öğrenirsin.
S: (L) Yani bu dersi farklı bir şekilde öğrenirsen, geçiş zamanı geldiğinde bu dersin alınması daha kolay mı oluyor?
C: Evet. Daha yumuşak.
S: (L) Tüm bunları bilip bununla ilgili birşey yapamamak, inanmadıkları için insanlara bundan bahsedememek, bunun şokuna maruz kalmaktan kesinlikle daha sıkıntı verici bence...
C: Hayır.
S: (L) Diğerlerine bu tür şeyleri anlatabileceğimi söylüyorsunuz yani?
C: Aktarabilirsin ama bunun incelikli bir şekilde yapılmasını öneriyoruz. 
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Başka bir sorusu var: "Uygun bir zamanda Kasyopyalılara, kendimizi geçişe hazırlamak için yapabileceğimiz en iyi şeyin ne olduğunu sormak istiyorum. [...] Soruyu belki de şu şekilde sormam gerekiyor: Bireysel olarak veya grupsal olarak her birimizin, geçiş sırasında 4'üncü yoğunluk adayı olabilmek, arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize yardımcı olabilmek için yapması gereken şey nedir?"
C: Doğru kavram değil.
S: (L) Peki doğru kavram nedir?
C: Eğer kişi bir yolculuğa çıkıyorsa, hazırlanmak için ne yapar?
S: (L) Çeşitli giysiler ve gerekli bazı şeyleri alır, bavulunu hazırlar ve gitmeye hazır olur. Doğru mu?
C: Bavulun dokusunun uygunluğuyla uğraşır mı?
S: (L) Genelde hayır. Konacak şeyleri taşıyabilecek kadar büyük ve güçlüyse, bu yeterlidir. Bavulu bedene mi benzetiyorsunuz?
C: Hayır.
S: (L) Benzetmeyi anlayamadım.
C: Eğer kişi sokakta yürüyecekse, sokakta neyle karşılaşmayı beklediğine bağlı olarak belirli bir çorap rengi seçer mi?
S: (L) Hayır, bu son derece önemsiz, hatta saçma birşey olur. Elindeki çoraplara bakarsın, sevdiğini ve iyi
hissettireni giyersin. Yürümek için gittiğin yere göre çorap seçmezsin.
C: Evet, anladın mı?

S: (L) Şöyle devam ediyor: "4'üncü yoğunluğa geçişi sağlayan şeyin ne olduğundan emin değilim. Ruhsal aydınlanma ve BH'ye adanmanın listede üst sıralarda olduğunu düşünüyorum. Ama Kertenkeleler 4'üncü yoğunlukta ve bize karşı kesinlikle iyi değiller ve BH değiller. Onlar 4'üncü yoğunluğa nasıl geçti?" Ona Ra Bilgileri'ni okuması gerektiğini söyledim bile.
C: Genel olarak daha iyi bir anlayışa ihtiyacı var ve bu doğal bir süreç. Hazırlık yok.
S: (L) Tamam, Bill Brooks Mike'ın bir sorusuna yanıt olarak şöyle yazmış: "İnsanlığın evrimsel yükselme değil,evrimsel alçalma deneyimlemekte olduğunu gösteren kanıtlar var. Biz atalarımızdan 'alçaldık',maymunsu-melezlerden 'yükselmedik.'"
C: Evrimsel alçalma mı?!?
S: (L) Şöyle demiş: "Dünyada çok daha üstün içsel kaynaklara sahip pek çok medeniyet vardı. Onların
yanında biz ilkokul öğrencisi gibi kalırız..."
C: Çok hızlı ve çok ileri atlıyorsun!
S: (L) Diyor ki....
C: Hayır hayır hayır.
S: (L) Buna devam etmememi mi istiyorsunuz?
C: Bir kerede bir adım atmak istiyoruz.
S: (L) Bu Bill'in Mike'a verdiği bir yanıt...
C: Hayır hayır hayır hayır! Sorumuzu yanıtlamadın!!!! Görmezden geldin. Bu tartışmanın ilerlemesini nasıl bekliyorsun?
S: (L) Tamam, sorunuz "evrimsel alçalma" ile ilgiliydi. "Evrimsel alçalma"nın bu süreci tanımlamanın doğru bir yolu olmadığını mı söylüyorsunuz?
C: Tabii ki doğru değil!!
S: (L) Yani "evrimsel alçalma" geçerli değil. İnsanlığın mevcut durumunu tanımlamanın doğru bir yolunu söyleyebilir misiniz?
C: "Evrimsel alçalma" diye birşey yok!
S: (A) Peki evrimsel yükselme diye birşey var mı?
C: Hayır.
S: (L) Yani varolan herşey sadece var ve hepsi bu, öyle mi?
C: Evet. Varolan herşey / tek şey derslerdir.
S: (L) Geçmişte varolmuş daha yüksek ve daha gelişmiş medeniyetlerle ilgili açık kanıtlardan bahsetmiştik.Benim düşünceme göre...
C: Bu evrimsel alçalma değil. Eğer büyük büyük torunlarınız mızrak fırlatıyor olursa, bu da "evrim"dir. (ç.n.:evrimsel yükselme-alçalma (evolving-devolving) diye çevirdiğim kavramlar ile ruhsal evrim kavramı arasındaki fark vurgulanıyor olmalı.)
S: (L) Yani önemli olan medeniyetin teknolojik durumu değil, ruhsal konular öyle mi?
C: Yakın.
S: (L) Yani çok gelişmiş bir medeniyet, az gelişmiş bir medeniyetten ruhsal anlamda daha yüksek olmayabilir,doğru mu?
C: Ne olursa olsun, varolan daima "evrim"dir.
S: (L) Bunun zamanın değişken ve seçimli olması ve herşeyin eşzamanlı olarak mevcut olmasıyla ilgisi var mı?
C: Bir anlamda.
S: (L) Yani bu sadece bir döngü.
C: Hayır, asıl noktayı kaçırıyorsun. Evrimsel olarak alçalma diye birşey yoktur. Tüm deneyimler derslerle dopdoludur. Sizin yoğunluğunuzdaki pek çoklarının bu "üstünlük / alçaklık" merakını aşması gerekiyor.
S: (L) Neyse, bu eski medeniyetlerden bahsederken şöyle diyor: "Ama hepsi aynı mutlak sona uğradı. Mezun olamadılar. Felaketlere maruz kaldılar..."
C: Mezun olamadıklarını kim söylüyor? Bu bey mezuniyeti teşkil eden şeyi bildiğini mi iddia ediyor?!? Bunu nasıl biliyor?
S: (L) Maddi medeniyetin durumu ve ona olan şeyler, o medeniyetin üyelerinin muhtemel mezuniyetinin bütünsel veya kısmi bir ölçütüdür sanırım. Diyor ki, "Daha önce bilinen şeyleri yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Onların 4'üncü yoğunluğa hazırlanamamaları bir başarısızlıktı. Benim anladığım şekliyle 4'üncü yoğunluk, kalbin düşüncelerinin dışsal gerçekliği anında yaratabildiği bir yer. Eğer bir insan buna hazırlıklı değilse, bunun ne kadar felaketsi bir durum olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Bana göre hazırlık,dürüst bir şekilde içimizdeki şeytanlara dönmek ve niyetlerimizden Ruhun saf suyu akana kadar, çeşitli yöntemle onlardan arınmak demek..."
C: Hazırlık sadece orada olmak demek!
S: (L) Sanırım mesele şu: Bu iki kişi 4'üncü yoğunluğa geçmek istiyor, herşeyin altüst olduğu afet-sonrası bir dünyada dolaşmak istemiyor, birinci basamağa geri dönüp üçüncü yoğunluğa baştan başlamak ve acı çekmek istemiyor ve bu geçişi sağlamak için ne yapacaklarını, nasıl yapacaklarını ve neden yapacaklarını bilmek istiyor.
C: Bu saçmalıktan gerçekten keyif almıyorsun, değil mi?
S: (L) Onlara nerede olduklarının veya bu konuda herhangi bir hazırlık yapıp yapmadıklarının bir önemi olmadığını, önemli olanın KİM oldukları ve ne GÖRDÜKLERİ olduğunu açıkladım. Görmenin farkındalığa dayalı olduğunu, ve farkındalığın da bilgiye dayalı olduğunu söyledim. Dolayısıyla, bana öyle geliyor ki,kişinin meşgul olması gereken tek şey bilgi toplamak.
C: Daha yakın.
S: (L) Bundan daha yakın bir yanıta ulaşabiliriz anlamında mı?
C: Hayır.
S: (L) Tamam, devam ediyoruz. Bill ayrıca ona göre 4'üncü yoğunluk için hazırlığın parçalarından birinin de,görselleştirmeleri kullanarak, istikrarlı duygusal yoğunluğu uygulayarak, arzulanan bir hedefe doğru kendi gerçekliğimizi yaratma yöntemlerine doğru yoğun çaba harcamak olduğunu düşündüğünü söylüyor.
C: Ayrıca üç fincan şeker, kinin ve kertenkele gözüyle birlikte karıştırılır. Kral George'u arkası dönük olarak gösteren bir muska sol meme ucunuzun üzerindeyken, bu karışımı bir torba içinde başınızın üzerinde üç kez salladığınızdan emin olun. Sol ayak bileğinizi 5 kere sallarken 14 kere ooommm deyin, biraz
monoatomik altın atın... [Bu noktada söylenenin farkına varıyoruz ve o kadar güçlü bir şekilde gülüyoruz ki, harfleri söylemekte zorluk çekiyoruz.]
S: (L) Sanırım anladım. Bu insanların onları bir yerlere götüreceğini umarak yaptığı tüm bu şeylerin yalnızca bir vakit kaybı olduğunu söylüyorsunuz, doğru mu?
C: Yoo hayır, hiç de değil... Adaçayı, tuz ve mayasız ekmeği söylemeyi unuttuk!
S: (L) Yani 4'üncü yoğunluğa ulaşmak niyetiyle şunu veya bunu yapan herkes KH modunu izliyor çünkü birsonuç veya ödül bekliyorlar ve bu kendine hizmet...
C: Evet, asıl konuyu kaçırıyorlar. Bu arada Kuzey Karolina'ya bir sonraki uçak ne zaman?
S: (L) Yani şimdi ve burada sadece olabildiğin kadar tam bir şekilde OLMAKTAN başka herhangi birşey YAPMAYI istemek...
C: KH ve... 3'üncü yoğunluk düşüncesi.
-------------------------------------------------------------------
S: (A) Bir sorum var. Nisan'daki bir celsede "dört boyut, dördüncü yoğunluk, anladın mı?" şeklinde bir yorumda bulundunuz. Yani dört boyutu dördüncü yoğunlukla ilişkilendirdiniz. Yoğunluğun matematiksel bir temsilini bilmiyorum. Ama dört boyutun nasıl temsil edileceğini biliyorum. Boyutu ilk kez yoğunlukla ilişkilendirmiştiniz. Böyle bir ilişki gerçekten var mı?
C: Evet, çünkü 4'üncü yoğunluk 4 boyutlu gerçeklikte deneyimlenir.
S: (A) 4 boyutlu gerçeklik derken, bu, Kaluza-Klein tipi dört boyutlu gerçeklik mi?
C: Görsel spektrum.
S: (A) Dördüncü boyutun, Kaluza-Klein teorisinin beşinci boyutuyla ilişkili olmadığı anlamına mı geliyor bu?
C: Evet.
S: (A) Evet ilişkili mi?
C: Hayır, evet ilişkili değil. Bu teorilerde prizmayla ilgili bir hata var. Bu sana ne anlatıyor?
S: (A) Prizmayla ilgili mi? Görsel spektrum? Bunun bana ne anlattığını bilmiyorum. Prizmayla ilgili herhangi bir ilişkiye rastlamadım şimdiye kadar. Peki bu 4'ncü boyut nedir? Üç mekan boyutuna eklenen ekstra bir boyut mu, yoksa bir zaman boyutu mu?
C: "Zaman" değil, Einstein'ı tekrar incele. Eklenen mekansal bir referans. "Boyut" terimi yalnızca üç boyutla ilgili popüler referansa erişim için. Eklenen "boyut" kişinin eşzamanlı olarak dışa doğru ve içe doğru görebilmesini sağlıyor.
S: (A) Bu 4'üncü boyuttan bahsederken, anlaşıldığı şekliyle mevcut fizikte bu terime karşılık gelen en yakın
şey nedir? Buna tekabül eden herhangi birşey bulamıyorum. Görelilik teorisinde yok, Kaluze-Klein'da yok...
C: Aynen öyle, çünkü henüz hipotezleştirilmiş değil
--------------------------------------------------------------------Einstein in dördüncü boyutu izahı
https://www.kozmikanafor.com/ucuncu-boyuttan-otesi-dorduncu-boyut-tetrakup/

--------------------------------------------------------------

S: (A) Ama bu sadece bahsedilen bilgiye sahip olmamamızdan kaynaklanıyor!
C: Doğru !!!!
S: (L) Ve o bilgiyi almaya çalışıyoruz!
C: Büyük bir sabır göstermeden o bilgiyi alamazsınız!
S: (L) Sabır gösterecek zamanımız var mı?
C: Bu deneyler yaklaşık 93 yıl gibi düşünebileceğiniz bir süredir yapılıyor ve binlerce insan ve bir kaç yüz NHI var işin içinde.
S: (L) Bu deneylerde yer alan insanlar KH mi yoksa BH mi?
C: Bütün "insanlar" KH'dir.
S: (L) Peki, BH eğilimli insanların bu bilgilere erişme şansı nedir?
C: İhtiyaçları yok.
S: (L) Neden ihtiyaçları yok?
C: Asansör "Kat 4" e çıkınca bilecekler zaten.
S: (L) Bu şeyleri öğrenmeye çalışmak için helak olmamıza gerek olmadığını çünkü doğal olarak bize geleceğini mi söylemek istiyorsunuz?
C: Yakın.
S: (L) Vay! Beni epey endişelendirdiniz! Peki, bu adamlar başkalarını kontrol etmek için tüm bu bilgiyi kurcalayıp duruyorlar öyleyse, doğru mu?
C: Yakın.
S: (L) Gezegeni 3. Yoğunluğa kilitleyerek 4. Yoğunluğa geçmesini engellemeye mi çalışıyorlar?
C: Belki bazıları.
S: (L) 4. Yoğunluğa doğru gidiyor olmayı plan ve projeleri için tehdit olarak mı görüyorlar?
C: Belki de.
S: (A) Gideceğimi varsayarsam, 4. Yoğunluğa gitmeden önce bu bilginin çoğunun faydalı olabileceğine inanıyorum. Yani, bilgi bilgidir. Ayrıca bu bilgiyi iyi amaçlarla kullanacağımdan eminim. Neden bu bilginin bizim için gerekli olmadığını söylediniz?!!!
C: Biz öyle demedik.
S: (L) Tüm insanların KH olduğunu ifade ettiniz, sonra BH'ye eğilim gösterenleri sorduk ve siz onların ihtiyacı olmadığını söylediniz. 4. Yoğunluğa geçtikten sonra zaten bilecekler dediniz.
C: Ama henüz orada değilsiniz.
S: (L) Bu bilgiyi almamıza imkan olmadığını söylediniz! Bunlar üzerine çalışacak 90 küsur yılımız ve binlerce insanımız yok ve tüm bildiğimiz boş lakırdı!
C: Hayır, hayır, hayır. Söylediklerimizi yanlış anlıyorsunuz!!!! Sorgulama biçiminiz kısmen Montauk'ta
yürütülen büyük çaplı deneyle doğrudan ilgisi olanlarla aynı seviyede bilgiden kaynaklanmıyor. Yazılı
celseleri dikkatlice incelediğinizde bu şey hakkında bu geceki celsede hatırlayabildiğinizden daha fazla
bilgiye sahip olduğunuzu görürsünüz. Websitesini hazırlamaya o kadar çok efor sarfettiniz ki şu an için
bilinçli hatırlama yeteneğinizin bir kısmını kaybettiniz. Ve sandığınız gibi çabalarınızı eleştirmiyoruz, onları alkışlıyoruz!!! Ama daha derin düşünerek gözden geçirmelisiniz!
----------------------------------------------------------------------

Bu bölümü okurken eğer Ruhların Yolculuğu ve Kaderi kitapları okunmuşsa orada hipnozla bilgi edinilen hayatlar arası öte alem yaşantısında ruhların bir kısmının bazı gezegenlerde su altında yaşayan yosuna benzer bir varlıkta vakit geçirdiklerini hatırlıyorum tabii bu onların özel seçimleri idi ,bu husus serbest hür ruhun o bir ile birlikte gezici yolcular halinde dolaşırken yaptıkları maceramsı olgular hakkında bir fikir veriyor ve bu dünyada da 2 ve 1 yoğunluk varlıkları olarak fizikseli denemek isteği de ruhun hür ve serbest seçimlerinden biridir ,her şeyin eş zamanlı şu anda uyguladığımız hayattaki gibi izafi zaman diye bir olguya uymayan veya bilinmeyen bir anlayışla bu  ruhların serbest seçimlerini bir maceraya atılmak veya bir dersi tamamlamak türünden algılamalıyız ,
---------------------------------------------------------

S: (L) Evet, elbette. Reptoidlerin ve Grilerin KH olduklarını ve 4. yoğunluk olduklarını biliyorum. Aralarında BH olanların, söz etmeye değmeyecek kadar az olduğunu biliyorum. Ayrıca yoğunluk seviyeleri hakkında yeterince araştırma da yaptım. Kanallanmış kaynaklar dışında, tarihsel ve matematiksel olarak verilen pek çok bilgi de bu yönde...
C: Griler ve reptoidler KH ve SİZ de öyle. Ve dolayısıyla sanıyoruz ki bir yerde birileri üçüncü yoğunluk dünya insanlarını "kötü adamlar" olarak tanımlıyor.
S: (L) Oo evet. Özellikle karafatmalar. Onlar açısından bakılacak olursa ben ya intikam alan bir tanrı, ya da
şeytanım! Bir okuyucu şöyle yazmış: "Laura, vizyonunu, girişkenliğini, cesaretini takdir ediyorum...
Sunduğunuz materyalin büyük bir bölümümü büyük ilgiyle okudum. Söylediklerinizin doğru olduğunu
hissediyorum, ama birkaç sorum var: Fizik duyularla ilgili arzularımız nedeniyle fiziksel bir durumun içine
hapsedildiğimiz veya cezbedildiğimiz fikri ile, bitki ve hayvan seviyelerinden geçtiğimiz fikrini
uzlaştıramıyorum." Bu iyi bir soru. Yaratılış enerjisi bitki ve hayvan aşamalarından geçiyor gibi görünüyor.
Hayvanlar üçüncü yoğunluğa mezun olup insan olabiliyorlar ve insanlar da 4. yoğunluğa mezun
olabiliyorlar. Bu bilgi ile, insan ruhlarının tuzağa düşürülüp Kertenkeleler tarafından üçüncü yoğunluk
bedenler içine hapsedildiği fikrini nasıl uzlaştırabiliriz? İki farklı işlevden mi bahsediyoruz? İki farklı grup?
(ç.n.: soru şu anlamda sanırı: fiziksel bedenlere girmeden önce herşeyin tamamen eterik olduğu bir
alemdeydiysek, bitki ve hayvan seviyelerini nasıl deneyimledik? [bitki ve hayvan aşamalarının mutlaka
fiziksel olması gerektiği 'varsayılarak'])
C: "Kertenkeleler" insanları tuzağa düşürmedi.
S: (B) Buna biz gönüllü olduk! (L) Kertenkelelerin doğru ruh matrisinin "içeri adım atmasını" beklediklerini söylemişlerdi. Demek biz doğru ruh matrisiydik ve Kertenkelelerin yarattığı, üzerinde oynanmış bedenlerin içine girdik. Öyle söylemiştiniz. Genetik olarak oluşturulmuş bu üçüncü yoğunluk bedenleri içine girme olayımız ile ruhsal evrim gereği bitki ve hayvan aşamalarından geçmiş olmamız gerçeğini nasıl uzlaştırabiliriz?
C: Şimdiye kadar sunulan materyale daha dikkatli bir şekilde bakarsanız; insanların ve pek çok diğerlerinin şu anda temsil ettiği bilinç seviyelerinin herhangi birşeye değil de FİZİKSELLİĞE "adım attığı" söylendi. (ç.n.:belki de bitki ve hayvan seviyesi [2. yoğunluk] deneyimlerinin mutlaka "fiziksellik" gerektirmediğini
kastediyorlar? formun/biçimin varlığı, fiziksellikten bağımsız olabilir.)
S: (F) Belki de bireysel bilinç birimleri farklı fiziksel formlar içine girdi. Bazıları hemen insan formu içine girdi ve bazıları başka. (B) Hiçbir evrim sisteminde bir başka seviyeyi bekleme diye birşey yok. Herşey sürekli ve eşzamanlı. (F) Pek çok farklı formda fizikselliği deneyimlemeyi BİZ seçtik, belki de lineerden ziyade eşzamanlı bir şekilde, ama zamanı algılama biçimimiz nedeniyle bu bir ilerleme gibi görünebilir. Halbuki başka gerçekliklerde bambaşka varlıklar olabiliriz. (L) "Eşzamanlı dağılım" fikriyle mi ilgili bu yani?Herşeyin yarısı madde halinde "uyumayı" seçti ve diğer birimler veya gruplar ise bununla eşzamanlı olarak maddeyle etkileşime girmeyi, çok çeşitli türler halinde onu biçimlendirmeyi ve bilgilendirmeyi mi seçti? Yani ya uzun dalga döngüsünde çok yavaşça, çok uzun sürelerde yoğunlukları kateden ruhlar var, bir de doğrudan fiziksel bedenlere girip o bedenleri değiştirmek gibi farklı bir yöntemle bunu hızlandırabileceğini düşünen ruhlar. Sanırım bu, o bedenlerin enerjilerinin ve uzun dalga döngüsünde gelişmekte olan bilinçlerinin özgür iradesinin ihlal edilmesi oluyor açıkça. O sırada tam olarak anlaşılmasa bile, aslında burada KH var. Ve böyle bir eylemin, "arzu temelli dengesizlik" dediğiniz şeyi açıklayan pek çok önemli sonucu oluyor. Bu da bizi Kayıp Çocuk hikayesine getiriyor tekrar. Ruhlar ve onların birden fazla yöntemle gerçekleşen evrimleriyle ilgili çok karmaşık bir kavram söz konusu burada sanırım.
C: Evet.
S: (L) Ve sonuçta bu sürekli bir kitlesel bölünme ve dağılım. Her zaman öyleydi ve her zaman öyle olacak,öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Hangi hümanoit türlerin Lyra kökenli olduğuna dair bazı sorular var. Bildiğim kadarıyla Lyra bir gezegen değil, bir takımyıldız. Ama bu şahıs şöyle diyor "görünüşe göre tüm insan ırkı Lyra kökenli".
C: Hayır.
S: (L) Bu yönde pek çok bilgi var. Billy Meier bile bu iddiada bulunuyor. Bir okuyucu ise şöyle demiş: "İnsan ırkı Lyra'da var olmadı; başka bir galaksiden geldi ama bizim galaksimizde önce Lyra sisteminde evrim geçirmeye başladı."
C: Daha yakın.
S: (L) Andromedalılara göre "bizimkine en yakın 8 galakside 135 milyar insan bulunuyor. Başka ırklar da var.Bu ırklardan bazılarının insan ırkıyla pek çok çatışması var ve çatışma sürüyor. Ama bu sorunu
hafifleteceği umulan bazı gelişmeler de var..."
C: Mevcut konumunuzda, mevcut fiziksel formunuz üzerinde gelişmiş biyogenetik mühendislikle çeşitli
ayarlar yapıldı. Bu devam eden bir süreç.
----------------------------------------------------------------
C: O daha muhtemel olarak 3. yoğunluk. Bununla ilgili daha iyi bir kavrayış için Nazi Almanyasındaki durumla ilgili transkriptleri tekrar inceleyin. ... Bazı şeyleri öncelikli olarak hatırlatmak istiyoruz. Naziler tarafından ileri sürülen "üstün ırk" kavramı, 4. yoğunluk KH ruhlarının 3. yoğunlukta kullanımına uygun doğru frekans rezonans titreşimine sahip fiziksel bir araç/beden yaratmaya yönelik bir 4 yoğunluk KH çabasıydı.Aynı zamanda, geleceğiniz olarak algıladığınız periyoda yönelik olarak planlanan olaylar için de bir "denemeydi."
S: (L) Yani güçlü bir KH frekansı aracılığıyla 3. yoğunlukta doğrudan bir "araca" sahip olabilirler, öyle mi?
C: Doğru. Frekans rezonans titreşimi! Çok önemli.
S: (L) Programlamaların ve deneylerin nedeni bu olmalı. Bazılarının "programlanmış" olarak tanımladığı,ortada dolaşan tüm o tipler, gerçekten negatif KH 4. yoğunluğa ev sahipliği yapmaya yetecek kadar negatifliklerini yükselten bireyler olabilir belki de. Negatif walk-in gibi birşey belki de?
C: Dünyanızda henüz bunlardan fazla mevcut değil, ama 4. yoğunluk KH türlerinin bazılarının planı buydu ve hala da bu.
---------------------------------------------------------------

Sonuçta bütün bu deney özelliği altında bilincimizi şekillendirmeye çalışırsak bilgiyle geldiğimiz noktada yaşamı bulunduğumuz illüzyon olayından sıyırabilirsek ,olanları bir kutupta kümelenmeden değerlendirebilmeliyiz ,

Kaçırılmalar ve bedenlerin bu oluşmuş 3Y KH ortamındaki yaşama adapte olmaya çalışmaları da bize çok insafsız davranışlar olarak gelse de ,katiyen istemesek te ,bir denge ile kabul edebilir bir hale gelebilmeliyiz, yani bu olaylardaki hususu denge sağlayan ve arayan, olağan gören bireyler mi olmalıyız,

Sonra biz yani fiziği seçmiş olan ruhların kertenkelelerce hazırlanmış olan bedenlere girdiğimizden bahsediyorlar ve bu olaya objektif baktığımızda bir deneyin uygulandığı ortamda yani bu bedenleri biz hazırlamadık veya oluşturmadık deneysel ayarlamalara Orion tarfından hazırlanmış bedenlerin içine girdik ve deney elemanı olmayı otomatik kabul etmiş oluyoruz, olan biteni bir de bu bakışla değerlendirelim,

Bir deneyin süregeldiği muhakkak ,bazı deneysel olayların oluşmasını K.lar tarif ederken orion KH veya orion BH demekten çekinmiyorlar hatta ayırım yapmak bile istemiyorlar..

Doğrusu bunu itiraf etmek bile çok güç geliyor herhalde konunun esasını eğer 4Y e geçebileceksek o şartlarda  yerli yerine oturtabileceğiz..


Tgur

#874
İNSAN ,VON ECONOMO HÜCRELERİ TAŞIYAN
DALGA OKUYUCU BİLİNÇ BİRİMLERİDİR
(KOLİNEER DALGA OKUYUCULARI)
-----------------------------------------------------
S: (L) Sıradaki soru? (Psyche) Bir sorum var. I---'yla birlikte, temel olarak beynin ön lobunda bulunan bazı hücre türlerini tartışıyorduk. Görünüşe göre kimse bu hücrelerin fonksiyonunu bilmiyor. Bunlara spindle hücresi veya yanlış hatırlamıyorsam "von Economo nöronları" deniyor. Bu hücrelerin işlevi nedir?
C: Bilinç oryantasyonu.
S: (Ailén) Hmm. (Andromeda) Sanırım onlardan bol miktarda olması iyi birşey? (Burma Jones) Yani bu hücreler bilincin kendini nasıl yöneteceğine karar vermesine yönelik bir tespit noktası mı...
C: Enerji yönlendiricileri.
S: (Joe) Sayıları arttırılabilir mi?
C: Mümkün.
S: (Joe) O hücrelerin üçüncü gözle herhangi bir ilgisi olup olmadığını merak ediyorum...
C: Yakın, daha çok bir "hedef güdüm cihazı" gibi.
S: (Joe) Dünyadışı varlıklar açısından mı?
C: Dalga okuyucu. (Laura'nın notu: Kasyopyalılar ruhlu insanları "Dalga Okuyucu Bilinç Birimleri" olarak tanımlıyor.)
S: (Ailén) I--- bunların devasa hücreler olduğunu söylüyordu, değil mi? (Psyche) Evet. O hücrelerin eksikliğinin psikopatiyle ilişkili olup olamayacağını merak ediyordu...
C: Oo evet.
S: (Andromeda) Hmm... (Ailén) Şizofrenlerde bu hücrelerden fazla bulunmadığına dair bazı araştırmalar olduğunu söylüyordu. (Psyche) Bu hücreleri balinalarda da araştırmışlar.
------------------------------------------------
S: (L) Bildiğiniz gibi Polonya'da bir sel oldu ve Ark oraya geri dönmek zorunda kaldı. Yapılması gereken çok şey var ama devlet daireleri kapalı kalabilir. Mahkeme süresiz olarak ertelenebilir. Kim bilir ne olacak.Polonya'daki bu korkunç felaketin kaynağı nedir?
C: Manyetik kemer örtüsü üzerinde değişimler.
S: (L) Manyetik kemer örtüsü üzerindeki bu değişimlere neden olan şey nedir?
C: Acquiim.
S: (L) Acquiim nedir?
C: 4'ncü yoğunluk denetimci.
S: (L) ...Bu oynamaların amacı nedir?
C: Kolineer dalga okuyucu bilinçlilik birimlerinin caydırılması.
S: (L) "Kolineer dalga okuyucu bilinçlilik birimi" nedir?
C: "Aynaya bakmanı" öneriyoruz.
-----------------------------------------------------
Ve en son 10.Ağustos.2019 celsesesinde geçen "4Y arayüz" fenomeni  anlattıklarıma uygun geldi,ara yüzü ekşi sözlükte bir ileri bilinç şöyle tarif etmiş ,mecazi tarafı da olduğundan buraya eklemeden edemedim,

"arayüz, bilgisayarin hafızasındaki modeli kullanıcıya çıktı olarak veren ekran, yazıcı, plotter, hatta üç boyutlu çıktı verebilen araclar.bilgi girişi icin klavye, dijitalleştirici, mouse, tarayıcı, dijital fotograf makinesi gibi araçlar kullanılır bilgisayar programı, arayüzü kullanarak sembolik modeli foto gerçeklik duzeyinde realist ikonik modele dönüstürerek sunar bilgisayarla etkileşim gerçek zamanda ve tabii hareketlerle olursa ve bilgisayarın çıktısı gerçeğe yakınsa, neredeyse gerçekmis hissi yaratır.

hala anlamadıysanız şu an ekranda asıl olarak 0 lardan ve 1 lerden başka bir şey olmadığını bilmenizde yarar vardır."

Bu izaha ilave olarak bizim bilgisayarlarımızda ara yüz 0 ve 1 parameterelerini baz olarak alıyor halbuki DNA mızda bir nevi ara yüz gibi çalışır ve onda 4 adet amino asit şifresi vardır
 Adenin, Timin Guanin , Citozin,

"GENETİK ŞİFRE
Şifre: Bir bilgiyi bir formdan başka bir forma dönüştürmede kullanılan semboller sistemidir.
-DNA'daki dört çeşit nükleotit (A, T, G, C) üçlü kombinasyonlar ile şifre oluşturur.
-Bu nedenle DNA'da 4üstü3 = 64 çeşit şifre bulunur."
------------------------------------------
S: (L) Tamam. Yani teorik olarak, bu süreç kişinin bilgi alanıyla bağlantı kurmasına yardımcı oluyor, böylece kişinin bir parçası, o kişinin hayatını iyileştirmek, geliştirmek veya bir şekilde değiştirmek üzere seçimler yapabiliyor vs. Soru şu: Kişinin seçimi hangi seviyede yapılıyor? Bilinçaltı mı devreye giriyor, yüksek benlik mi, veya ne?

C: Aşağı yukarı genetik bedene bağlı olan ve onun tarafından yönlendirilen bilinçaltı değil. Bu süreçte rol oynayan katman, ruhsal beden ile sizin deyişinizle üst boyutsal beden arasındaki arayüz. Gelişim halindeki 4Y beden olarak da biliniyor.

S: (Andromeda) Yani ne üzerinde çalışılacağıyla ilgili seçimi yapan parça o.
---------------------------------------------------------

Beynin kortex tabakasındaki gri madde denilen bölümde oldukça fazla olan ve diğer sinir sistemi bölümlerinde de bulunulan özel sinir hücreleri ,

Aşağıda (en altta) bir gazete haberinden cımbızladığım bir alıntıda da görevleri hakkında geniş bilgi var,

Gri maddedeki sinir hücrelerinin beyaz sinir hücreleri gibi miyelin kılıfı taşımadıkları iletişim hızlarının düşük olduğunu ve beyaz kısımdan gelen iç güdüsel itkilerin bu gri madde tarafından analiz yapılıp bir nevi barajlandığından bahsetmiştim ve insani hasletleri doğuran enetellektüelliği de doğurduğu söylenmektedir ve beyin kıvrımlarının artışını  da buna bağlayabileceğimizi  keza

Bu arada miyelinli beyaz madde sinir hücrelerinin hızının fazla olması miyelinli kılıf bölgesinin boğum boğum olması elektriksel bazda iletişim hızının artmasına sebep olur bu boğumlarda geçici bir iyonsal kutupsal bir kopma değişim olduğundan indükleme dediğimiz hadise ile iletişimin hızının artması sağlanır Nicola Teslanın doğru akım yerine alternatif akımı bulması ve uzak mesafelere doğru akımdan daha hızlı ve yüklü dirençlere aldırmadan elektrik iletişimi sağlama işinin kaynağı tahminen budur malüm Tesla üstün bilinçliydi ,
Bu extra bilgi siz üstün bilinçli dostlara ,

 "VEN"  de denilen (von economo nöron kısaltımı) K.ların tanımlamalarına binaen "radar hücreleri" de denebilir,

Kısaca ve özetle radarda prensip radyo dalgaları salınarak cisimlere çarptırıp geri dönen dalgaları işleme tutup cismin karakteri, mesafesi v.s. hakkında bilgi edinmek,

"Ven" lerin işlev görürken örümcek ağı gibi bir yapıda olmaları miyelin kılıflı kılıfsız özellikleri yanında gerektiğinde hızlı ve çok yöne iletişim yapabilecek kapasitede de olduklarından bahsediliyor,

Bu harikulade gelişmiş ve her yöne dalları olan "ven" hücreler de acaba öyle bir işlem mi yapıyorlar ,yani  karşılarında üst yoğunluktan gelen bilgileri veya o tanımlayacağımız ama pek fizik özelliği olmayan ama çekim olarak adlandırdığımız yolla gelen bilgi dalgalarını alıp işleme tabi tutup bizim bilgi dağarcığımızın farkındalık bölümüne gönderiyorlar diyebilir miyiz,  evet,

Hatta biraz daha ileri giderek farkındalıkta gelişmiş bilinçlerin bilgi almalarını K .lar DNA parçası almak olarak tarif etmişlerdi ve sık sık Laura ve ekibine DNA nızda  etkinleşiyorsunuz ifadelerini tekrarlamışlardı yani o kopartılan parçaları bu kişiler alıp bilinçsel kapasitelerini arttırmakla gelişmiş oluyorlar burada bilinci DNA kazanmak ile eşleştirmemin sebebi bedende mevcut ama eksiltilmiş tanrısal gücü tekrar kazanmaya doğru gelişmek..

İlgili alıntı,

-------------------------------------------
Elde edilen kimi kanıtlar, söz konusu hücrelerin bilinç adını verdiğimiz, duyguları, benlik duygusunu, eşduyumu ve toplumsal ilişkiler kurma yetisini içeren, insanın renkli iç yaşamının oluşmasına katkıda bulunabileceğine işaret ediyor. Büyük beyinli birçok başka toplumsal hayvanın beyninde de, bizdekine eşit bir konumda benzer hücrelerin yer aldığı görülüyor. Bu konu bizlere aklın evrimiyle ilgili bilgiler de sunabilir. Şimdi Von Economo nöronları (VEN'ler) adıyla bilinen bu dev beyin hücreleri bir sinirbilimcinin gözüne çarpacak denli ortalıktalar. Öncelikle VEN'ler tipik insan beyni hücrelerinden en az %50, kimi zaman da %200 daha büyükler. Ayrıca, sinir hücrelerinin çoğu her iki ucunda dendrit adı verilen dallanmış uzantıları olan piramit biçiminde bir gövdeye sahipken VEN'ler her iki ucunda birkaç dala ayrılan tek uzantısı olan çok daha uzun ve ince bir gövdeye sahipler. VEN'ler çok ender olduklarından ve insan beyninin ön singulat korteksi ve ön insula korteksi adlı iki küçük bölgesindeki sinir hücrelerinin topu topu yüzde birini oluşturduklarından, yıllar boyunca gözden kaçtı. Bu bölgelerdeki konumları, VEN'lerin zekâ düzeneğimizin can alıcı bir parçasını oluşturabileceğine işaret ediyor, çünkü her iki bölge de içsel yaşamlarımızın çok daha geliş EVET, TOPLUMSAL GÖZLEM AĞIMIZ! Beynin bu iki bölgesi, görünürde, çevremizde olup bitenlerin bilinçsizce çetelesini tutan ve dikkatimizi en ivedi olaylara çeken, aynı zamanda da bedenden gelen duyuları gözleyerek herhangi bir değişiklik olup olmadığını denetleyen "göze çarpma" ağında da önemli bir rol oynuyor. Dahası, bir kişi aynadaki yansımasını tanıdığında da bu iki bölge etkin oluyor. Bu da, bilincin temel unsurlarından biri olan benlik duygusunun altında, beynin sözü edilen bölgelerinin yattığına işaret ediyor. Hof, "Burada söz konusu olan olası her düzeydeki benlik duygusu, yani kimlik duygusudur. Kişinin kendi kimliği ve başkalarının kimlik duygusudur. Bunun bir üst aşamasını da eşduyum ve anlak kuramı oluşturur," diyor. Barrow Sinirbilim Enstitüsü sinir yapıbilimi uzmanlarından Bud Craig'e göre tüm bunlar sürekli güncellenen bir "şimdi kendimi nasıl duyumsuyorum" duygusu ile eşanlama geliyor. Ön singulat korteksi ile ön insula korteksi bedenden gelen girdileri toplayıp bunları toplumsal ipuçları, düşünceler ve duygularla birbirine bağlamak suretiyle, davranışların hızlı ve etkili bir biçimde değişmesini sağlıyor. Kişinin kendini nasıl duyumsadığıyla ilgili bu sürekli değişen görüntü, zamanın geçişini algılayış biçimine katkıda bulunur. VEN'ler büyüktür, büyüklük de hız anlamına gelir beyinde. Allman, VEN'lerin hızlı bir "aktarım sistemi" olayın özünün hızla beyinde yol almasına ve buna bir çırpıda tepki vermemize olanak tanıyan bir tür toplumsal süper otoyol işlevi görüyor olabileceğini öne sürüyor. Bu yetenek insanoğlu gibi toplumsal bir canlı türünün yaşamda kalması açısından can alıcı bir önem taşıyor. İnsanlarda 30'lu yaşlar gibi erken bir evrede tanık olunabilen bir tür bunama, bu görüşü destekliyor. Frontotemporal demans olarak bilinen bu hastalığa yakalananlar, VEN'lerinin büyük bir bölümünü hastalığın ilk evrelerinde yitiriyorlar. Bu evrede toplumsal farkındalığın, eşduyum ve öz denetimin tümden yitirilmesi gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Sözgelimi, bu kişilere bir kazayla ilgili dehşet verici resimler gösterildiğinde gözlerini bile kırpmadan izliyorlar. Otizm hastalarının ölüm sonrası beyin incelemeleri de, duygularımızın ve eşduyumun can damarını VEN'lerin oluşturduğu görüşünü destekliyor. Son bir araştırma, otistik kişilerin iki gruba ayrılabileceğini, kimilerinde VEN sayısının çok az, kimilerinde de gereğinden çok olduğunu ortaya koyuyor. İkinci grup, görünürde belirtilerin beyindeki devrelerin aşırılığından kaynaklandığı yönündeki otizmle ilgili yeni bir HIZLI DÜŞÜNME ..

Tgur

#875
Pardon bir düzeltim yaptım von economa demiştim doğrusu von economo.


Tgur

#876
Deney dünyaları anlatırken insan ırkı olarak bir gezegende yaratıldığımızı ve o gezegenin yanıp kül olduğundan bahsetmiştik yanıp kül olduğu  bölümünün düzeltilmesi icap eden ama neticede konuyu izah eden K.lar "bir kutu kurtçuk" şeklinde lineer insan zihnimizi epey yoran bir ilave izah yapmışlar başlangıçta o bölümü kaçırmışım şimdi buldum ve aşağıda alıntılıyorum ,

Şahsi kanaatim ne olursa olsun neticede "deney" konusunun değişik safahatları gündemde,

---------------------------------------

S: (L) İnsan ırkının asıl olarak tohumlandığı ana gezegenin yanıp kül olduğunu söylemiştiniz; bunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum.
C: Genişleyen yıldız.
S: (L) Eğer yıldız genişlediyse, yakın bir zamanda genişlemiş olmalı, doğru mu?
C: Orada zaman sizinkinden farklı.
S: (L) Nasıl yani?
C: Zaman/mekan eğriliği.
S: (L) Zaman/mekan eğriliği derken neyi kastediyorsunuz?
C: Fazla karmaşık ama bu kavramı bir ölçüde anlıyorsunuz.
S: (L) Yani o sistemdeki yıldız genişledi ve bizim ana gezegenimiz yandı. Öyleyse, biraz gevşek bir zamansal karşılaştırma ile bu, insanların yaratılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olmalı, öyle değil mi?
C: Bu karşılaştırmada kendi zaman algınızı gevşek olarak dahi uygulayamazsınız.
S: (L) Bu hususta biraz yardım istiyorum. Eğer o gezegen küle döndüyse neden insanlar orada tohumlandı...
Kısa bir süre sonra küle dönüşecek olan bir gezegende var edilmenin amacı nedir?
C: Pekala. İşte bir şok-edici geliyor; henüz tamamen yanıp küle dönmedi.
S: (L) Peki nedir? Bize yanıp küle döndüğünü söylemiştiniz. Buradaki asıl hikaye nedir?
C: Tamamen yok olması sizin 4'üncü yoğunluğa geçişiniz sırasında olacak. D'Ankhiar'da şu anda insan bedenleri yaratılıyor.
S: (L) O gezegende şu anda insan yaratılmasından kastettiğiniz şey nedir? Yoksa o gezegen bu gezegen mi?
C: Hayır. Büyük döngünün kapanmasıyla ilgili.
S: (L) Şu anda orada insan varlıklarının yaratıldığını mı söylüyorsunuz?
C: Evet, öyle. Irkınız orada üretiliyor.
S: (L) Nasıl?
C: Boyut geçişi, anladın mı?
S: (L) Orada 4'üncü yoğunluk bedenlerinin mi yaratıldığını söylüyorsunuz?
C: Hayır. 3'üncü.
S: (L) 3'üncü yoğunluk bedenleri... Şu andaki bedenlerimizden çıkıp o bedenlere mi gireceğiz?
C: Uzaklaşıyorsun. Dikkatli düşün. Boyut. Gerçeklik. Döngü.
S: (L) Şu anda orada insan ırkının bedenleri üretiliyor...
C: Evet.
S: (L) Ve boyut sınırı geçişi sırasında o gezegen tamamen küle dönmüş olacak...
C: Evet.
S: (L) Şu anda o gezegende üretilen insanlar boyut sınırı geçişi sırasında nereye gidecek?
C: Eski dünyaya.
S: (L) Eski dünyaya mı gidecekler?
C: Sizin bildiğiniz şekliyle zaman yok. Hepsi kolektif bilince yönelik derslerden ibaret.
S: (L) Yani bu büyük döngünün kapanmasıyla birlikte herşey baştan mı başlayacak?
C: Pek sayılmaz; hatırla, başlangıç diye birşey yok.
S: (L) Dünyadaki pek çok ruh, dünyaya gelmekte olan bu yeni bedenlere mi girecek?
C: Evet.
S: (L) Ve eski insanlık olarak, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve herşeye bir daha başlayacaklar?
C: Evet.
S: (L) Yani çok sayıda insan bu oyuna baştan başlayacak?
C: Yakın.
S: (L) Bu ceza mı?
C: Hayır. Varoluşun doğası.
S: (L) O noktada bazı ruhlar da bir üst yoğunluk seviyesine mi gidecek?
C: Evet.
S: (L) Bize bunun bir yüzdesini verebilir misiniz?
C: Hayır. Şu anda açık.
S: (L) Eğer bu döngünün bir noktasında şu anda kulladığımız bedenler o gezegende üretilip dünyaya getirildiyse, o bedenleri kim getirdi?
C: Boyut geçişi.
S: (L) Kim değil ne, öyle mi?
C: Herşey "kim" ve "ne"dir.
S: (L) Önceki gece Gezici Yolcular'ın bu bedenleri o gezegenden alıp dünyaya getirdiklerine dair birşeyler söylediniz, değil mi?
C: Evet.
S: (L) Peki o zaman bu Gezici Yolcular boyutlar mı?
C: Evet. Siz de öyle.
S: (L) Lineer zihnimize neler yaptığınızın farkında mısınız?
C: Bir kutu dolusu kurtçuk.



Tgur

#877
AYIRIMIN MEKANİĞİ

Bir in toplu ve o harikulade muhteşem duruşunun önemi ayırımın ne demek olduğu üzerinde bizi düşünmeye ve irdelemeye sürüklüyor, o arzu edilen  ve dokunulmaz erişilmeye çalışılan bütünlük duygusu bizi her türlü tehlikeden çekilen acılardan sızlanmalardan kurtaracak özel bir duygu halinde benliğimizde duruyor ve adeta varlığımızın )devamı için yaptığımız bütün çabanın en motive edici bir unsuru olarak var, o halde şu ayırım nedir ayrılmış bir parça halinde iken anlamaya çalışalım,

Olağan ifadelerle başlayacağım, maddesel bir ortamdayız maddenin en küçük parçası atomun teşekkülü için enerjisel bazı uygulamalar (ki bunu sonra yaratmanın mekaniğinde bahsedeceğiz) atomaltı parçaları ve sonuçta atomu ve onların birirbirileri ile çekimi dolayısiyle moleküller ve daha sonra varlıkları meydana getirdiklerini biliyoruz, fiziki varlıkların gerekli bütünlük bilgisine uğraşılarını fizik ötesindeki gerçekliklere doğru uzanarak bir de sonlanacağını ve bu olayın biteviye sorunsuz devam ettiğini yani sarkaç hareketinin toplanıp dağılma şeklinde yürüdüğünü az çok idrak etmeye çalıştık,

Niye toplanılıp dağılındığını sorgulayan bilincimize bu olayın her dağlımda parçaların bulundukları şuurda serbest seçim gibi uygulamaları yüzünden değişik var oluş özelliklerini deneylediklerini ve bu maceranın tümüne "dersler" adı altında bir tanımlama konduğunu görüyoruz  bunun uygulanması yani mikro ve makroda gidiş gelişler belki bizim şimdiki bilincimizle katiyen çözemiyeceğimiz ve tarif edemiyeceğimiz başka oluşumlara kaynak teşkil edecektir ,ancak bunu söyleyebiliriz,

Başlıkta ayırım dedik ancak bunu deneyimleyip uğraştığımız için ondaki mekanizmayı çözmeliyiz,zira çözmezsek özellikle insan halimizdeki farklılıkların ve tarihsel dönemlerde  insan seviye bilgi yaşam şekli farklılıklarına bir isim koymadan dengesiz bir görüşle olanları değerlendirir hata yaparız, yani kutuplarda yargılayan taraflarda kalırız bu da istemediğimiz ve bunca bilgi ile uğraşımızın fiyasko ile sonuçlanması demektir,

Evvela bitkilerdeki ayırımın özel bir yanına bakacağım bazı bitkiler yalın halde doğal yaşarken bazıları saprofit yani fazla kök falan salmadan yalın ve sağlam bir yaşayış gösterene bir halle yapışmış onunla simbiyoz yani ortak bir yaşamı tutturmuştur onun faydalandığı ortamdan faydalanır ama bu bir nevi hazıra konmaktır ama neticede o esas bitkinin karşılaşacağı tehlikelerle rahat bir kader tutturmuştur hayvanlara bakalım bir çoğu sürü halinde yaşar ve umumiyetle ortak bir kader havuzuna bağlı olsalar da bir liderleri vardır onun gölgesinde peşinde giderler sonra insanlara erişelim ve onlarda da bir çok ayırımın olduğunu göreceğiz ve insanların zihinsel özelliğinde ruhsal manada bir bilinçlenme zenginliği olduğundan şimdi olduğu gibi bu ayırım nedendir anlatmaya çalışıyoruz ,

İnsanlardaki ayırımı kabaca "hiç bilenle bilmeyen bir olur mu " kutsal denilen yolla da söylenen bir ifadede irdeleyeceğiz gerçekten bu sahih bir ayırımdır ,bütün bunların yanında geldiğimiz bilgi yollarında reenkarnasyon nedir ne için olmaktadır ,organik portallar yani ruh bağlantısı olamayan yarı hayvansıllar var değişik coğrafi yahut deneysel ortamlar için çeşitli gezegenlerden getiririlen ırklar var bütün bu insan tipleri ile beraberiz ve ortak bir yaşam tutturmak durumundayız,bu ortak yaşamda birbiri ile uyuşmaya çalışan ve ruhsal yansımalar almak isteyenler var uyuşmayıp egosal yolu tutturup olanın hepsi benim olsun isteyen guruplar var tecavüzi durumlarına karşı ordular beslenmekte silahlar kotarılmakta, bilgi yolunda olup şu adamın bilgileri iyi onun gölgesine sığınayım ben de bilgilenirim düşüncesi ile elpençe durup kişiyi sahte yücelişlere sokanlar var  savaşıp kaybeden ve galibin malı esir olmak gibi esareti deneyenler veya eskiden ataları denemiş yenilmiş onun genetik izlerini taşıyanlar var ,gerekli eğitimi çeşitli sebeplerle yapamamış ve eğitim yapan veya maddi kazancı olanın yanında ona hizmet edenler var ,kurulmuş müeseselerde geo müdür idareci şef memur hizmetli işçi gibi ayırımlara tabi olanlar var orduda rütbeli rürbesizler var çalışmayıp dilenme yolunu seçmişler var hırsızlar dolandırıcılar velhasıl insan guruplarında oldukça yoğun bir ayırım özelliği var ,

Neticede her tanımdaki insanın bir ile bağlantısı var ama kendi gayretine ilişkin bir bilinç geliştirmezse o istediğimiz bütünle bütünlenme özelliğine gelemiyecektir ve bahsettiğimiz zihninde o gri madde bolluğu ve kıvırımlarına ulaşamıyacaktır veya sonuçta ulaşacak ama seçtiği yollardaki acıların tekrarını deneyecektir ve her seferinde bu çektiklerine değişik tanımlamalar yükleyecektir,ta ki o bedensizken ki bilgeliğine kavuşana kadar esasta gezici yolcuların da bir ayırımı mevcut bir e ne kadar uzak veya yakınlar..

Buraya kadar anlattıklarım kabaca KH bilincinin yarattığı zaman ve mesafe deneyimini sürdüren bizlerin yaşadıkları ve idrakleri ,

Bu tabloyu zamansızlığı veya anda yaşamı devreye alan bakışla değerlendirirsek nefes alıp verme şeklindeki davranışlar halinde uygulamalardır ve bir tarafından uygulamaya sevk edilmiş parçaların bir kısmının kendi yarattığı illüzyon içindeki macerasıdır,daha açık bir şekilde masallarımızın bile belirttiği gibi,

"Bir varmış bir yokmuş"
"to be or not to be"
"Olmak veya olmamak"

Ayrılmış insan guruplarının birbiriyle çatışmayı doğal ve normal kabul eden anlayışta olanlar (ki KH tarafından bu husus devamlı motive edilmektedir) diğer yandan çok ufak bir gurup sanılsa da bilgide genişleyip BH olmanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışanlar var ,yankı odalarında kalmış birirbiriyle didişen bu topluluk ayırımın en bariz rollerine bürünmüş kendi kendilerini ve ortamı mahvetme yolunda iken bazı kozmik oluşumlar onların bu kök noktalara doğru gidişini engelleyecek duruma getirebilir nitekim izlerini şu ara bol miktarda görmekteyiz,

*İnsan psişesinin düşük tavırları yoğun negatif çıkartmaktadır bu da dünyanın pozitif enerji çıkarımına terstir ve neticede Kantekin başına gelen bu benzer durum bulunduğu gezegenin enerjisel çöküntü ile dağılmasına doğru yöneltmektedir,

*Doğa tahrip edilip acımasızca kullanıldığından atmosferdeki düzen bozulduğundan anormal yağışlar ve buzul çağını getirecek aşırı ısınmalar mevcut bunların etkilerini şimdilik depremler seller olarak görmekteyiz ,ama aşırı ısınmanın da abartıldığını "iklimgate" rezaleti ile anladık,

*Gezegen çekimlerindeki aşırılık dünya dönüsünü yavaşlattığından mağma ile manto (kabuk)kısmındaki dönü dengesizliği depremleri doğurmaktadır ,görmekteyiz,

*İkiz güneş döngüsündeki komet ve oort döküntüleri erken haberci olarak atmosferimize girmekte aşırı iri olanlar kendilerini yer yüzünde büyük hasar bırakarak göstermektedir,
Başka örnekler de bulabiliriz ama işimiz kıyamet tellallığı değil,  SOT izlenirse genel bilançonun ne kadar geniş olduğu anlaşılır,

Bu anormal olayların denge düzeyinde düşünürsek bir faydalı tarafı vardır ,aşırı ayrılmış ve birbirini yiyen toplum şoklarla ayırımı artık düşünmez olur bu müşterek görülen felakete birleşmiş bir anlayışla bakmaya başlar buna ibret programları da diyebiliriz,yani toplum bu acı ile bir nevi meditasyona girmiş gibi bulunduğu yankı odalarının duvarlarını çatlatacak duruma gelmeye başlar,

Felaketlerle yoğunluk değiştiren gurup ise gideceği 5. yoğunlukta nisbeten kendini daha çabuk şifaya getirecek bir hale getirir ,tabii bu arada otomatik enkarnelerden bahsetmiyoruz onlar o.p. olarak ruhsal bağlantıya ulaşmak için dünya zaman ölçüsüne göre biraz fazla çaba içinde olacaklardır,

İşte o müzik kutusundan yani sonsuz oluşların olduğu o kaset dünyasından "dünya yaşamı kasedini" alıp uygulayanların o ruhların çektiği acı tatlı maceranın(yani şu anda bizlerin) ayırım mekaniği üzerindeki izlenimleri, çok karşılaştığımız belirttiğimiz ve gerçekle baştan şamar yemiş gibi olduğumuz sonuçta muhtelif sembolizmalarla insanlara anlatılmış hikayelerin anlamanın verdiği kısmi rahatlık duyduğumuz bölüm,

----------------------------------------------------------
S:(L) Bir celsede zamanın, Cennetten Düşüş "sırasında" ortaya çıkan bir ilüzyon olduğunu söylemiştiniz ve
bunu söyleyiş şekliniz, başka ilüzyonların da olduğunu düşündürdü bana...
C: Değiştirilen DNA'nız nedeniyle zaman sizin için doğruluğu olan bir ilüzyon.
S:(L) Peki diğer ilüzyonlar nedir?
C: Monoteizm; sizden ayrı, mutlak güce sahip bir varlığa inanç.
S:(L) Başka?
C: Fiziksel artış gereksinimi.
S:(L) Korunma için fiziğe odaklanmak... (T) Monoteizmle ilgili anahtar kelime ayrılık mı?
C: Evet.
S:(L) Başka?
C: Lineer/doğrusal odak.
S:(L) Başka?
C: Tekboyutluluk.
S:(L) Örtü... (J) Sadece tek bir boyutu algılamak... (L) Bu ilüzyonlar DNA'mıza genetik olarak programlandı mı?
C: Yakın.
S:(L) Başka hangi ilüzyonlar var?
C: Öncekilerle işiniz bitti mi?
S:(L) Bilmiyorum. Bu ilüzyonların bize nasıl zorlandığından, bizim bunları nasıl algıladığımızdan bahsedebilir misiniz biraz?
C: Eğer biri bir kapıyı açarsa ve sen de açılan kapıdan bir küp altın görürsen, altına ulaşmadan önce, kapının arkasında gizlenmiş zehirli bir yılan olup olmadığını düşünür müsün?
S:(L) Altın neyi simgeliyor?
C: Sınırlanmaya cezbolma.
S:(L) Kapı neyi simgeliyor?
C: Sınırlanmaya açılış.
S:(L) Bir küp altın olarak temsil edilen sınırlanma, aslında göründüğü şey değil miydi? Bu bir kandırma mıydı?
C: Yılan nedir?
S:(T) Kertenkeleler? (J) Tehlike. (L) Tamam, kapıyı kim açtı? (J) Biz.
C: Hayır.
S:(L) Kapıyı açan biz değildik, doğru mu?
C: Evet.
S:(T) Kapıyı kim açtı?
C: Kertenkeleler.
S:(L) Yani resmen... (T) Yılan kimdi? (J) Kertenkeleler, tehlikeyi...
C: Hayır!
S:(L) Yılan kimdi?
C: Dikkatsizce cazibeye teslim olmanın sonucu; yani, bakmadan atlamak.
S:(J) Yani dikkatli olmamız gerekiyor. (T) Yılan neydi? (J) Cazibeye teslim olmanın sonucu... (L) Yani
diyorsunuz ki, cennetteki cezbolma hikayesi, insanoğlunun cezbedilerek bu realiteye yönlendirilmesinin hikayesiydi. İyi ve Kötünün Bilgisi Ağacı'nın meyvesinin yenmesi de...
C: Cazibeye teslim olmaydı.
S:(L) Ve bu bir kandırmaydı...
C: Hayır! Kandırma yok!
S:(L) Ama burada dönen birşey var. (T) Tuzak mı?
C: Hayır! Tuzak da yok. Seçmeseydiniz, özgür iradenize müdahale edilemezdi.
S:(T) Bir saniye. Olayın mantığını kaçırıyorum. Düşüşten önce biz kimdik?
C: 3'üncü yoğunluk BH.

------------------------------------------------------------------
Evrenin bir okul olarak değerlendirilmesi Orion deney hareketinin genel işleyiş mekanizması hakkında bizi yönlendiriyor ,minimal ve maximal sahalardaki varlıkların seçimleri ile devreye konan detayları arttırmaya doğru faaliyetlerde olan bitenin ne olduğunu keşfeden bilinç o konudaki dersini tamamlamış oluyor ,

Yani kök noktalarına doğru çekimin toplanma yansımaları veya BH yolunda yine çekimin dağılma yansımaları konusunda yapılan seçimler ile çeşitlenen var oluş bir başlangıç veya sonun olmadığı sadece "olmak" hareketini deneylerle sürdürmek,

Tam bu noktada lily efsanesine biraz bakış bu deney detaylamasının nasıl çeşitlendiğini ve erkek egemen toplum oluşturma ve yılan kardeşliğinin devreye konmasını bizlere yeni idrakler getireceğini sanıyorum evvela efsaneye bakalım,tabii türkçeye çevirmeyi unutmadan,

https://www.learnreligions.com/legend-of-lilith-origins-2076660

Sonra K.ların bu konudaki asal sayılar ve prime ile ilgili aktarımını inceleyelim,
------------------------------------------------------
S: (L) Peki ve siz orada olduğunu biliyorsunuz. Tamam, başka bir soruya geçiyorum, 33 ve 11 rakamları ile ilgili. 11 Kasım 1995 tarihli celsede bunlarla ilgili söylediğiniz şeylere kleyebilceğiniz başka bir şeyler var mı ? Bu rakamların kullanımı ile ilgili ya da matematiksel bir şey ?
C: Asal sayılar gizemcilerin mekanıdır. [ç.n : asal sayılar, sadece kendilerine ve 1 e kalansız olarak bölünebilen sayılar. Bu anlamda 11 i kastediyor olmalılar, 33 bir asal sayı değildir.]
S: (L) "Asal sayılar gizemcilerin mekanıdır" derken neyi kastediyorsunuz ?
C: Eğer sana verilmiş araçları kullanırsan, kendi kendini açıklıyor.
S: (L) Bir rakam nasıl bir mekan olabilir ?
C: Mecazi. [ planşet bir kaç kez kuvvetli bir şekilde dönüyor] Ve ne kadar ilginç "Primeco" adında yeni bir cep telefonu firmamız var. [ç.n. : ingilizcede cep telefonu: cell phone. Kasyopyalılar "cell" kelimesini tırnak içine alıyorlar, bu kelime ingilizcede aynı zaman da canlı hücresi, küçük oda, hücre anlamına geliyor]
S: (L) Peki "Primeco" adlı bir cep telefonu firmasının asal sayıların gizemcilerin mekanı olmasıyla nasıl bir
alakası var ?
C: Bizim cevaplayacağımız bir soru değil.
[Grup içerisinde kelimeler ve çağrışımlarıyla ilgili konuşmalar geçiyor: şifreleme, keşişlerin hücreleri,hapishaneler, asal sayıların kendilerine ve "bir" e bölünebilmeleri vs]
S: (L) Burada anahtar kelime şifreleme mi ?
A: Oo, daha fazlası var. Bir örnek: "Yılanın gözleri" 7 ve 11 kadar iyi değildir, ha ? [ç.n.: yılan gözü : zarlı oyunlarda, 1-1 atma, hepyek, her iki zarın da 1 gelmesi durumuna verilen isim]
S: (T) Bunlar da asal sayılar, 7 ve 11. (L) Hangi tür doküman ya da yazmalar işe yarayabilir...
C: Hayır Laura, konuyu odaklamaya ve daraltmaya çalışıyorsun, aşkım! Düşün bakalım kadının yaratılması ile ilgili musevi-hristiyan efsanesi nedir ?
S: (L) Kadının Adem'in kaburgasından alınması. Havva'nın Adem' in kaburga kemiğinden yaratılmış olması.
C: Hiç "Birincil Dönem" diye bir şey duydunuz mu ?
[ç.n : Kasyopyalılar' ın burada ortaya koyduğu etimolojik bilmece için son bir kaç soru ve yanıtta geçen kelimelerin ingilizce anlamlarını ve benzerliklerini vermek gerekiyor. İlk bahsettikleri telefon şirketi Primeco, kökü "prime" kelimesi anlamı ilk, birincil, asal. Asal sayının ingilizce karşılığı "prime number".Kaburga kelimesinin ingilizce karşılığı "rib". Son olarak kullandıkları "Birincil Dönem" in ingilizce karşılığı "prime rib", yani kaburga kelimesini içeriyor (ve doğrudan çevirilirse ilk kaburga gibi) ama birlikte kullanıldığında bununla bir ilgisi yok. İlginç ki "prime rib" kelime tamlaması aynı zaman da olgunluk çağı,hayatın baharı ve asal sayı anlamına da geliyor.]
S: [iç geçirerek] Anaokulundaymış ve konu hakkında bir şey bilmiyormuş gibi hissetmekten nefret ediyorum.Tamam, birincil dönem. Birincil dönemimiz var, yani ...
C: "Önseçimde" ne oluyor ? [ç.n. önseçim: primary, yine aynı kelime kökünden geliyor]
S: (L) Bir seçim. Aday sayısını aza indirgemek için. Ne oluyor önseçimde ?
C: Yönetmek üzere kim "seçiliyor" ?
S: (L) Tamam, devam edin...
C: "Temel Kural" [ç.n ing: "prime directive", aynı zamanda Uzay Yolu serisinde de geçen, başka uygarlıkların gelişimine müdahele etmenin yasak olduğunu anlatan galaktik bir kuralı anlatan bir terim]
S: (L) OK.
C: "Prime Time?" [ç.n : tv' nin en çok izlendiği akşam saatleri için uluslararası bir terim]
S: (L) İlk olan, en iyi olan...ve....
C: Alakasız.
S: (L) Biliyorum alakasız olduğunu! Burada söylemeye çalıştığımız, asal sayıları bir şeylerden başka birşeyleri elde etmek için kullanabileceğimiz mi ?
C: Sana gizemcilerden bahsettik.
S: (T) Onlar da asal sayıları kullanıyorlar... (L) Aa tamam, anlıyorum. Gizemciler...Mistik gizemler...Gizli bir şifreyi ifade ediyorlarsa asal sayılarda konaklamak.
A: Sistem için bir ipucu teşkil eden öncül gizemci organizasyonların isimlerini sıralayın.
S: (L)...sistem için ipucu olan ?
C: Evet. [ saymaya başladık : Katoliklik, Hristiyanlık, Musevilik, Kabalizm, Sufizm, Kur'an, Gizemciler. Bu sırada Laura yeni okumaya başladığı "Gizemciliği Anlamak" isimli kitabı hatırlıyor ve kitap aynı odada hemen Kabala ile ilgili bir kitabın yanında duruyordu. Saymaya devam edildi: Cizvitler, Masonlar, Templar Şövalyeleri, Gül-Haç derneği]
S: (L) Tamam. Oluşturduğumuz bu küçük listeyle bir yerlere varıyor muyuz, yoksa tamamen olaydan sapıyor muyuz ?
A: Evet, ve şimdi o ekin çemberi fotograflarına bir göz atın...asal sayılarla ilgili bir şey var mı?
S: (L) Boyutsal anlamda mı diyorsunuz, yoksa şekillerin düzenlenmesi açısından mı ?
C: Hem boyutsal hem de düzenleme açısından..ne bulabilirseniz. [ kendi aramızda tartışma: kutsal geometri.Az önce listelediğimiz tüm mezhepler asal sayıları kullanmışlar. John 3:16-19, Korint Mezhebi (Kilisesi) Yaratılış Bölüm 2, dize 22 "adamın kaburgası alındı ve kadın yaratıldı" #8211; 2 aynı zaman da çift olan tek asal sayı. Bölüm 3 , dize 5... "gözleriniz açılacak ve Tanrılar gibi olacaksanız." (Bilgi Ağacı'nın meyvesinin yenmesi)]
S: (T) Şifreleri çözümlemek için bir yol bulmak gerekiyor, bir şey elde etmek için, bir mesaj.. (L) Birşeyin satırları arasında birşeyler mi bulmamız gerekiyor, yoksa konunun etrafından mı dolanıyoruz ?

----------------------------------------------------------------
Lilly efsanesini bu detayların nasıl şekillendiğine bir örnek olarak verdim ama K.ların aktarımlarını da acizane yorumlarsam "prime " ifadesi ile anlatılmak istenen Adem Havva sembolizmasıyla sınırlanma faaliyetine başlayıştan evvel erkek egemen değil insan yaratımında kadın erkek cinsiyet ayırımında "lily" yoluyla bir eşitlik mevzubahis imiş ama kısa döngü başlangıcı için pek cazip görünmemiş zira eşitliğin baştan oluşu negatif ve pozitif çatışmasını ortadan kaldıracak yani  Orion deneyini pek şekillendirmeyecek  bir faktördü,
-------------------------------------------------------------
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu  duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
S: (L) Duyguların saptırma için kullanılabileceği de doğru mu, yani çarpıtılmış olan ve tamamen bedensel veya sahte programlamayla yaratılmış duygular?
C: Sınırlandıran duygular ilerlemeye mani olur. Duygu aynı zamanda 3. yoğunlukta ilerlemek için gereklidir.Doğaldır. Varsayımlara dayalı sınırlandırıcı duyguları, kişiyi sınırsız olasılıklara açık olan duygularan ayırmaya başladığınızda, bu, bir sonraki yoğunluğa hazırlanıyorsunuz demektir.
S: (L) Peki ya sevgi?
C: Ne olmuş sevgiye?
S: (L) Anahtarın, cevabın sevgi olduğunu iddia eden pek çok öğreti var. Aydınlanmanın, bilginin, herşeyin sevgiyle gerçekleştirilebileceğini söylüyorlar.
C: Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil,daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.

-------------------------------------------------------------------

Organik portallar hakkında çok durduk sitenin çeşitli yönlerinde dostların üstün çabaları ile dolu açıklayıcı bilgiler var ,buraya iliştirmem veya hatırlatmamın maksadı ayırım özelliğinde ve ruhlu insanların bütünleşme gayretlerini tetikleyecek ayırımın yok edilmesine yarayacak şekilde aralarına deneyin başarısı için sokulmuş değişik şekilde tanımlanacak özellikleri var ,

Yakınları akrabaları içinde bu tip sadece ego ve olumsuzluk yönüne kilitlenmiş davranışlarını anlamaya çalışmak yolunda kişileri devamlı meşgul etmeleri oldukça ilginç ,daha açık ifade ile ben bu yakınıma iyilik duygularından başka bir şey göndermediğim halde o nun devamlı negatif üretmesi nedendir sorgulamalarına ancak bu O.P. bilgilerini almış kişiler bir ölçüde çözebilir,

Bu husus yani OP lerin aramıza sokulması tahmin ettiğime göre ayırım mekanizma ruhunu kişilere anlatabilmek yerleştirebilmek için ders konusudur ,
------------------------------------------------------------------

C: Nüfusun yarı yarıya dağılımlı olduğunu düşünürseniz, sıradan bir "ruhlu" bireyin, hayatı boyunca rastlayacağı ruhlu bireylerin yarısı kadar ruhsuz bireye rastlayacağını anlayabilirsiniz. AMA birey
"gelişme" ve ruhunu güçlendirme aşamasında olduğunda, Kontrol Sistemi o şahsın hayatına daha fazla ruhsuz birim sokmaya çalışır. Şimdiye kadar rastladığınız tüm insanları, özellikle de yakın olduğunuz veya size yakın olanları düşünün. Bu insanların kaçını organik portal diye tanımlardınız? Söylemesi zor, ha?

---------------------------------------------------------
(L) Şu kitabın kaynağı hakkında yorumda bulunabilir misiniz: "Three Days of Darkness" (Üç Gün Karanlık) ?
Yazarı Divine Mercy (İlahi Lütuf) olarak belirtiliyor.
C: Kaynağı mı?!?
S: (L) Kitapta söylendiği gibi 1998'de 3 gün karanlık olacak mı?
C: Bu neden popüler bir kavram olmayı sürdürüyor? Ve neden herkes buna bu kadar kafa takıyor?Gerçekten bu önemsiz şeye vakit ayırmak mı istiyorsun? Üç gün karanlık olsa ne olur?!? Bunun herşey olduğunu ve herşeyi sona erdireceğini mi düşünüyorsun? Peki ya böyle birşeyin sebepleri? Anlamları? tıpkı bir kehanette bir atom savaşını tanımlamak gibi: "Aman tanrım, aman tanrım, üç saat boyunca çok büyük patlamalar olacak, aman tanrım!!"
S: (L) 1998 sonbaharında böyle birşeyin olmayacağını söylemediniz. Olacak mı?
C: Öncelikle, sürekli olarak uyardığımız gibi, pek çok defalar ayrıntılı olarak anlattığımız pek çok nedenden dolayı herhangi bir kehanete veya tahminlere yapay takvim tarihleri iliştirmek tam anlamıyla imkansızdır.
[Laura'nın notu: geleceğin "akışkan" yapısı. Olasılıklar, vs] Ve böyle birşeyin olacağını söylemedik.
S: (L) Boyut geçişiyle ilgili çok büyük öneme sahip şeyler yanında 3 gün karanlığın önemsiz birşey olduğunu söylediğinizi biliyorum. Ama pek çok insan bunu sadece 3 gün karanlık olarak yorumluyor... Yani sonra cennete uyanacaklarını düşünüyor. Bu soruya bir yanıt vermenizi istiyorum.
C: Sizi ne zaman ve nasıl yönlendireceğimiz konusunda bize güvenin. 4'üncü yoğunluk olaylarına ve realitelerine 3'üncü yoğunluk inceleme ve yorumlama yöntemleriyle yaklaşmanın son derece faydasız anlamsız olduğunu biliyor olman gerekir.UFO araştırmacılarının aradıkları her 1 yanıt için sürekli olarak 3 yeni soruyla karşılaşmalarının nedeni bu. Eğer bize güvenirseniz, sizi tüm sorgularınızda en doğru ve en tam yanıtları veririz. Bir birey birşeyi anlamıyorsa, ya önyargılıdır ya da uygun yönelime sahip değildir.
S: (L) Daha önce ABD'nin güneybatı bölgesinin 4'üncü yoğunluk olmakta olduğunu söylediniz. Orada yaşayan insanlar 4'ücü yoğunluk varlıkları mı olacak? Yoksa 3'üncü yoğunluktaki 3'üncü yoğunluk varlıkları mı?
C: Dördüncü yoğunluk sızıntıları neticesinde bazıları 4'üncü yoğunluğa uyarlanacak.
-----------------------------------------------------------
S: (L) Scorpio kelimesinden kökünden türeyen diğer bir kelime "skopos" veya "görmek." İnsan ırkının Akrep takımyıldızındaki bir gezegende tohumlandığını söylemiştiniz ve dolayısıyla zodyak oluşturulduğunda ve ipuçları ortaya çıktığında, bana öyle geliyor ki, Terazi burcunun eklenmesinin amacı insanların güçlerini ellerinden almak, görmelerini önlemek, onları savunmasız kılmaktı. Bu imgeleme doğru mu?
C: Doğru iz üzerindesin.
S: (L) Ve Akrep dört şekilde temsil ediliyor; akrep, kertenkele, kartal ve güvercin. Yani dört deneyim seviyesi var. Minerva/Atena Zeus'un kızıydı. "At terbiyecisi" olarak biliniyordu ve bakire bir tanrıçaydı. Aynı zamanda Parthenos olarak biliniyordu ve bu "ayırma" anlamına geliyor. Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılması, veya bilginin ruhtan ayrılması veya 3'üncü yoğunluk ile 4'üncü yoğunluk dünyası arasındaki örtü imgeleminin bir parçası mı bu?
C: Yakın.
S: (L) Astrolojik sembolojide farklı yıldızlar rastgele bir şekilde vücudun farklı yerlerinde bulunuyor olarak gösteriliyor ama bunların yıldızların gerçek konfigürasyonuyla bir ilgisi yok gibi görünüyor. Koç burcunda bulunan ve Kraliçe Kasyopya'nın eşi olan Kral Cepheus'un sağ omzunda bir yıldız var. Bu yıldızın adı Arapça'da "kurtarıcı" anlamına geliyor. İsa'nın haça gerilmesi imgesinde, İsa haçı sağ omzunda taşıyor olarak tasvir ediliyor. Sanki yeni kral için yol açmak üzere ölmesi gereken yaşlı bir kral gibi... Ayrıca pek çoğumuz omuzlarımızda, kollarımızda zaman zaman ağrılar yaşıyoruz. Bazı celselerde bunun DNA değişimleriyle ilgili olduğunu söylemiştiniz. Acaba belirli bireyler diğer yoğunluklarla belirli takımyıldızlardaki pencereler yoluyla mı bağlantılı? Ve yıldızların takımyıldız şekillerindeki yerlerinde de bunun ipuçları var... Bu yerler eterik alanımızda DNA'nın etkinleşme yerleriyle örtüşüyor belki...
C: Belki.
S: (L) Bana burada biraz yardımcı olabilir misiniz?
C: Yardımcı olursak keşif yapamazsın.
S: (L) ... Pleiades Öğretileri'nde Barbara Marciniak şöyle yazıyor; "Dünya üzerinde farklı türlerin, uzaydan gelen yaratıcı tanrıların girişini sağlayan çeşitli kapılar vardır. Dev kapılardan biri de uğruna savaş verilmekte olan Ortadoğu kapısıdır. Dünya tarihinde gerilere doğru gidecek olursanız bu kapıdan ne kadar çok din ve uygarlığın geçtiğini göreceksiniz. Çapı yaklaşık bin mil olan dev bir kapıdır bu. Ortadoğu'da bu kadar çok hareket olmasının nedeni bu kapıdır. Kertenkeleler bunu kullandı." Bu bilgi hakkında yorumda bulunur musunuz? Pozitif varlıklar tarafından kullanılan o büyüklükte portallar var mı?
C: O portal dual.
S: (L) Yani herhangi biri kullanabilir. Orta Doğu'da büyük bir portal olduğu doğru mu?
C: Kitapta belirtilenler yakın, ama mutlak değil.
S: (L) Bu portallar konusu çok önemli bir konu mu? Onlar için savaşılıyor mu?
C: Evet ama daha fazla bilgi edinene kadar bu gerçekleri keşfetmene gerek yok.
S: (L) Tamam. Marciniak ayrıca iyi Kertişlerin de olduğunu söylüyor. Siz bir keresinde iyi Kertişlerin sayısının belirtmeye değmeyecek kadar az olduğunu söylemiştiniz. Marciniak'ın söylediği gibi iyi Kertişlerin var olduğu doğru mu?
C: En karanlık çevrelerde bile iyilikler vardır.
--------------------------------------------------------------
S: (L) TR ve JR'nin dürüstçe iletişim konusunda açık olmadıklarını düşünüyorum. Diğer insanların sorunlarını belirtmede oldukça istekliler ama onlarla ilgili sorunu olan diğer kişileri dinlemek istemiyorlar.
C: O zaman aranızdaki iletişim açık bir iletişim değil gibi görünür.
S: (L) Dürüst davranmayan biriyle nasıl açık bir iletişim geliştirebilirsin ki?
C: Subjektif.
S: (L) Tabii ki subjektif. Onlar gruba geldiğinden beri bilgi seviyesinin düşmüş olması, belirsiz ve yanıtsız soruların artması önemli değil mi?
C: Hatalı mekanik yaklaşımları kusurlu karakter veya kişilik veya yapı olarak tanımlamamaya dikkat et.Değiştirilebilir, düzeltilebilir veya yardım edilebilir olanı, düzeltilemez, değiştirilemez ve yardım edilemez olandan ayırmak önemlidir. Ayrıca, üçüncü yoğunluk KH varlıkları olarak, herhangi ve her birinizin tuzağa düşmesi çok kolaydır ve elbette bu 4'üncü yoğunluk KH'den gelen bir saldırı türüdür; diğerleriyle işbirliği halindeyken bile kendine hizmet etmeye çalışma tuzağına düşmek. Bu durum, koşulları iyileştirmek veya geniş çaplı bir yardım sağlamak üzere tasarlanmış herhangi ve tüm faaliyetlerin sonunda amacından sapmasına neden olabilir.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Duyguların saptırma için kullanılabileceği de doğru mu, yani çarpıtılmış olan ve tamamen bedensel veya sahte programlamayla yaratılmış duygular?
C: Sınırlandıran duygular ilerlemeye mani olur. Duygu aynı zamanda 3. yoğunlukta ilerlemek için gereklidir.Doğaldır. Varsayımlara dayalı sınırlandırıcı duyguları, kişiyi sınırsız olasılıklara açık olan duygularan ayırmaya başladığınızda, bu, bir sonraki yoğunluğa hazırlanıyorsunuz demektir.
---------------------------------------------------------------
Asırlardır insanları korku dolu yapıp bireysel menfaatlerine uydurmak için özellikle dinsel kitaplarla verilip kişinin arzulu düşünce kalıbına uygun olan kehanetlerin bir silah olarak kullanıldığını anladık ama hala anlamayanlarla "tarik yollarında" bazı kişilere biat aldatmacası ile devam edenleri de biliyoruz bir güruh olarak toplumu idare ve etki yolundalar, ülke olarak bunun mücadelesindeyiz ,



Tgur

#878
Ayırım Mekaniği konusunu işlerken heyecanla veya daha doğrusu dikkatsizlikle aynı alıntıyı tekrar geçmişim hem bunu düzeltmek hem de "Adem ile Havva sembolizması ile "Yılan Kardeşliği "başlangıcı da demiştim, yılankardeşliğinin başlangıç izahını evvelce Hermese bağlamıştık ama genel düşünürsek her şeyin sınırlandırıcı "Hayat Ağacı" meyvesinin yeme sembolizması ile izah edildiğini başladığını bilirsek anlam yerine oturur ve düzeltimler sağlanmış olur,
Bunlarla ilgili pasajlar,
--------------------------------------------------
S: (L) Adem ve Havva, bilgi ağacının meyvelerini yerken kendilerini esaretten kurtaracak bilgiyi elde etmeye mi çalışıyorlardı?
C: Adem ve Havva sembolik.
S: (L) Peki esaret altındalar mıydı ve iyi bir "yılanın" yardımıyla kendilerini özgür kılmaya mı çalışıyorlardı?
C: İyi değil.
S: (L) Kertenkeleler geldiğinde Adem ve Havva birine esir miydiler?
C: Hayır. Özgürdüler. Adem ve Havva'nın sembolik hikkayesi yanlış bilgiye cezbolma hikayesidir. İyi ve
kötünün bilgisinin ağacı, odaklanmış, sınırlandırılmış bilgiydi.
-----------------------------------------------------------------
S: (L) İnsanlar arasında Yılan Kardeşliği'yle işbirliğini başlatan kimdi?
C: Adem ve Havva.
S: (L) Adem ve Havva gerçek insanlar mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Bir insan grubu muydu?
C: Cazibeye kapılma değildi, bir düşünce kalıbı değişimiydi.
S: (L) Bu insanlar kimdi veya neydi? Hangi ülkede yaşıyorlardı?
C: Tüm insanlar. Boyut sınırından geçiş.
S: (L) Yani bunun bir boyut geçişi veya birleşimi sırasında mı meydana geldiğini söylüyorsunuz?
C: Evet.
S: (L) Bu olayda bir grup varlıkla diğer bir grup varlık arasında savaş gibi birşey oldu mu?
C: Boyut sınırı geçişinin pek çok yansımaları vardır.
S: (L) Yani Kertenkeleler olmasaydı başkası olacaktı, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Yani bunun olması bir bakıma kaderdi?
C: Evet.
S: (L) Bu büyük bir kozmik oyunun parçası mı?
C: Evet.
S: (L) Mutlak yaratıcı kendinin farkında mı, kendinin bilincinde mi?
C: Evet ve hayır.
S: (L) Evrenimizde olan bu olaylar doğal bir akışın parçası diyorsunuz.
C: Yakın.


Tgur

#879
YARATMANIN SEYRİ (1. bölüm)

Yine yaratmanın mekaniğine devam ile başlayacaktım, bu konular hakkında bir dostum ile konuşurken bana neden mekanizma falan diyorsunuz daha yumuşak bir başlık olmaz mıydı deyince ben son iki hayatımda bir müddet askerlik yaptım ve o zaman silahların gereçlerin üzerinde çok uğraştık mekanizma da oralarda fazla geçer her halde onlardan kalan bir takılım dedim ve bu sefer değişmeyi seçtim,

Zira değişim zaten konumun başını süsleyecek ,

Yaratımın üzerinde dururken evvelce kısaca DNA başlıklı kısa bir geçiş yapmıştım onun başlığında mekanizma vardı, şimdi konunun başka yönlerini de masaya yatırmanın önemi var, masa ve yatırma derken demin bir belgesel izledim erkek hayvanları kısırlaştırma üzerine veteriner hayvanı masaya yatırıyor lokal anestezi yaptıktan sonra testislere ufak bir kesi atıp yumurtalıkları çıkarıyor ve yarayı kapatıyor bu kadar basit burada insanın KH davranışlarının yani bir varlığın doğallığı ile nasıl acımasızca oynandığı örneği Osmanlı saraylarındaki zavallı hadım ağalar,
Değişimin önemi üzerinde fazlaca durmuştuk yaratımda dikkat çeken hususlardan biri budur,onu devreye almayan faaliyet evvelkileri tekrarlamaktan veya taklitten başka bir şey değildir mutlaka yeni bir karakteri esas almalıdır ,değişmekten korkup bulunulan ile yetinip kalmak bir nevi durmak takılmaktır,insanın tarihi tekerrür ettiren faaliyetleri ve bunu tabulaştırmaları mutlaka değişimin ivmesinin farkına varanlar tarafından bir an gelir yıkılır yok edilir ,tarihin tekerrrürünü kendine yol yapanlara tarihteki bu olguları  hatırlatmak gerek,

Diğer yandan evvelki yapılandırmaların yani tarihteki oluşumlaıın şimdiki yaratımlarda hiç mi etkisi yok sorusu gelir tabiiki tesirleri olacaktır, temel olmadan bir bina oluşamaz bizim üzerinde durduğumuz yeni yaratımlara fırsat verilmemesi sonuçta mamül hale gelmiş bir yaratım eserinin bulunulan anda hiç bir değişimi kabul etmeyen takıntılı bir gözle aranması ve başka oluşumlara fırsat vermeden yaşam şeklinin orta yerine yerleştirme ve dayatma çabaları ,bunu en güzel şu izahla şekillendirebiliriz çok evvel yine kaydetmiştim,

Yatılı okul sıralarında sabah şahsi bedeni temizlik yaparken sıra sıra lavabolarda diş fırçalama esnasında bazı arkadaşlarımın ağızlarına bir odun parçası sokup ovduklarını gördüm nedir dedim, adı misvak tır biz  peygamberimizim yaptığını yapıyoruz yani sünnet dediler ,tuhafıma gitti ama din v.s. hakkında o zamanlar fazla üzerinde bilgim olmadığımdan ben aynı usülü benimsemedim ama aksi bir şey de söylemedim zira bilmememin getirdiği yanlış bir şey yapma korkuları vardı,diş fırçası ve macununa devam ettim,

Daha sonraları bilinç yavaş yavaş yerine oturmaya başladığı çağlarda işin özündeki bu eski zamanlara bağlı takıntıların hala bazı kalıplarla tekrar edilmesi ve insanlığın yeni yeni buluşları ile diş fırçalama ve ağız temizliği konusunda gelinilen modern ve etkili gereçleri kullanmaktan kaçınması zaman içinde gelişen yaratım fenomenlerini göz ardı etmek dışlamak ve yaşantıyı mevcut kolaylıklardan uzaklaştırmak olarak nitelenmeli, her ne kadar KH güçlerinin diş macunu içine kasten koydukları Sodyum Flouridi bilsek te gelinen ortamdaki usul ve doğaya hayvana insana zarar vermeyen davranış ve kolaylıkları kullanmamız lazım aksi olursa "din hayattır"sözünün anlamını boş geçmiş oluruz,

Günümüzde Atlantis karmalarını ödemek üzere olanların yanında (çoğu o zamandaki çarpıklıkları uygulayan idareciler imiş) olup Belial oğullarının da o doymaz KH davranışlarını hatırlayıp taklit edenlerin olduğu ve etken olmaya çalıştığı bir dönem yaşıyoruz,USA bunun imparatorluğunu yaşatmakla meşgul ve onlardan oldukça uzun aktarımlarda bahsettik, günümüzdeki bu takılımlı tarihi davranışlarını uygulayanların sadece onlar olmadığını da biliyoruz ama İngiltereyi ve ataları keltleri falan da düşünürsek USA nın esas mayasının onlar olduğunu bilirsek güneşin batmadığı bir imparatorluk durumlarını hatırlarsak bazı ırkların bu bozunmada çok etken fazla olduklarını görebiliriz,

Keza Osmanlı yaşamını ülkemizde hortlatmaya çalışanları,

-----------------------------------------------------
S: (L) Adem ve Havva gerçek insanlar mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Bir insan grubu muydu?
C: Cazibeye kapılma değildi, bir düşünce kalıbı değişimiydi.
-------------------------------------------------------
S: (L) F---'nin güçlü bir zihni olduğu için mi?
C: Evet. Tek istediği taraftarlar.
S: (L) Bu konuda bana yardım etmenizi istiyorum.
C: Karmik 1. seviye süreçlere yardım edemeyiz.
S: (L) Karmik 1. seviye süreç nedir?
C: Önemli kadersel ders veya görev.
S: (L) F--- ve benim şu anda yaşamakta olduğumuz olaylar varlık durumumuzda veya yaşamlarımızda bir değişim yaratmak...
C: Hafızalarınızı açmak için; psişik kayıt.
S: (L) Diğer yaşamlarımızda da bu deneyimleri yaşadık mı?
C: Evet.
S: (L) Bu görev kadersel bir görev mi?
C: Evet.
------------------------------------------------------------
S: (L) Quorum bu gezegendeki insanlardan mı oluşuyor?
C: Kısmen.
S: (L) Herhangi birini tanınmış bir şahıs olarak biliyor muyuz?
C: Gizli. Hiçbirini tanımazsınız.
S: (L) Quorum'un Dünya değişimleriyle ilgili önemli yanı nedir?
C: Gözleyiciler.
S: (L) Gözleyicilerin olması neden önemli?
C: Kehanetlerin takibi için.
S: (L) Masonlar'ın İlüminati ile ilişkisi nedir?
C: Masonlar alt seviye kol.
-----------------------------------------------------------
S: (L) Bu daireyi kim tasarladı?
C: Doğal frekans dalgası. Kavuşuma/birleşime yakın olan bazıları, mükemmel bir denge yaratmak için bu iki hizmet kalıbını, bu iki 'kampı' harmanlıyor.
S: (L) Pekala. Yani İlüminati'dekiler kendine hizmet yolunun üst seviyesindeler ve bir şekilde bu üst seviyelere erişmiş olmaları, konumlarında bir değişim veya harmanlama meydana getirerek onların
başkalarına hizmete dair bazı farkındalıklara veya frekanslara erişmelerini sağlıyor, doğru mu?
C: Devat et.
S: (L) Tamam, Quorum'dakiler başkalarına hizmete odaklanıyorlar ve onlar da başkalarına hizmet ederken bazı kendine hizmetlerin başkalarına hizmet olduğunu anlıyorlar.
C: Yakın.
S: (L) Yani buradaki fikir, oraya hangi yönden ulaşmış olursan ol, her iki yolu harmanlamak, öyle mi?
C: Başkalarına hizmet, bu iki gerçekliğin mükemmel bir dengesini sağlıyor. Tam karşısındaki kendine hizmet ise büyük döngünün mükemmel bir dengede kapanmasını sağlıyor.
S: (L) Yani başkalarına hizmet yolunun varolabilmesi için kendine hizmet yolunun da olması şart, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Quorum ve İlüminati'dekiler de...
C: Ortada harmanlanıyorlar.
S: (L) Işığın olabilmesi için karanlığın da olması gerekiyor, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Kasyopyalıların olabilmesi için Kertişlerin de olması gerekiyor...
C: Yakın.
S: (L) Ve her iki grup da Masonik örgütlenmeler yoluyla gelişiyorlar...
C: Özgür-Masonluk, bu süreçlerin fizik düzlemdeki insan yansımaları.

------------------------------------------------------------
S: (T) Bu bilinç arttırıcı deneyim neydi?
C: Ruhunu arama dönemi.
S: (V) Ruhsal arayış çabaların mı oldu? (T) Hayır, tek söyleceğim şey 6-7 haftadır %100 depresyon içinde olduğumdur. (L) Terry'nin depresyonuna neden olan şey nedir?
C: DNA değişimi.
S: (T) DNA değişimine neden olan şey nedir?
C: 4'üncü yoğunluk seviyesi realitesine ilerleyiş.
S: (L) Bu her zaman ağrıya, acıya veya depresyona neden oluyor gibi görünüyor, neden?
C: Tüm 1'inci düzey değişimler bu etkiyi yapar.
S: (L) 1'inci düzey değişimler nedir?
C: Düzey tanımlaması, önemi vurgulamaya yönelik.
S: (L) 1'inci düzey en önemli olan mı?
C: Evet.
S: (L) Sayı yükseldikçe önem azalıyor yani?
C: Yakın.
S: (L) Jan'in sağ omzundaki ağrıya neden olan şey nedir, çünkü bu hepimizde de var gibi?
C: DNA değişimleri.
S: (L) Bu rahatsızlığı azaltmak için reiki kullanılabilir mi?
C: Gerekli değil ve tavsiye edilebilir de değil.
S: (L) Bu sıkıntıya katlanmamız mı gerekiyor?
C: Tüm "sıkıntıları" kısa bir süre sonra önemli yaşamsal değişiklikler takip edecektir.
-------------------------------------------------------------

Değişim hakkında daha fazla aktarıma şimdilik lüzum görmüyorum ama genelde bir yeni yaratımda ilk ve esas faktör bu davranış bilinci ile ortaya çıkıyor bunu vurgulamalı,

Yaratımdaki diğer faktörlere gelince sahiplenme beklenti arzulu düşünce ile ilgili tarafları da ele almamız gerekiyor,her yeni yaratım bu faktörlerin işleyeceği bir mekanizmayı da içine almalıdır zira yaratımın esas gayesi elde edilecek husustaki negatife kayan tarafları da işin içine katmaktır zira KH dediğimiz kök noktalara doğru davranış "denge" olarak tanımlanan ve içinde bulunup özünü anlamaya çalıştığımız var oluş olayının olmazsa olmazıdır eğer o yoksa BH da pozitif te olmayacaktır o zaman yaratılışın bizim bulunduğumuz şu ortamda değeri ne olacaktır ortam kum gibi dağilır,

Kısaca bulunduğumuz yaratılış ortamının ana faktörleri bunlardır bu bilinçten kurtulup o bütünlük diye tanımladığımız olayın özünü anlamaya doğru yönelmişsek en başta bazılarının nefis mücadelesi dediğimiz başta belirttiğim sahiplenme beklenti arzulu düşünüş dediğimiz üçlü gurup duygularının üstüne çıkmaya yönelmeliyiz bu da her zaman dilimizden düşürmediğimiz bol "bilgi" ile olmaktadır,
Bilgi ile dolu olup çalışmak için (evvelce beklenti sahiplenme arzulu düşünüş üçlüsü ile ilgili aktarımları bolca verdik tekrarlamaya lüzum görmüyorum) yaratılışın önemli diğer faktörü olan "sembolizmalar" ve onları çözüp çözememek hususu üzerinde duracağım,

Sembolizmaları anlamamak ve çözmeye gayret etmeden birini esas kabul edip üzerinde yoğunlaşıp takılı kalmak KH nın üzerinde durduğu en önemli şeylerden biridir ,hatta üzerinde onlara bağlı takıntıyı mantıksallaştırmak için başka efsaneler uydurmak ve onları gizemci dostların izah karmaşasına sokmak bir numaralı uğraşılarıdır ,celseleri izlerken Laura ve diğer dostların çözmek için çabalarını hatırlayınız ,(yedi başlı canavarlar v.s.)

Ama bu sembolizmaların bazılarını usulce anlayıp bilinç özelliğine getirmek te BH ce çözme davranışlarıdır onun için bir çok defa K. dostlar sembolizma yollu ipucu vermekten çekinmemişler hatta bazen anlaşılması ve düşünceyi çalıştırması için israrcı davranmışlardır,
-------------------------------------------------
S: (L) Nuh tufanından yüz yıl kadar sonra olan ve dillerin farklılaşması ya da Babil kulesi olarak tanımlanan olay neydi?
C: Ruhsal kavşak.
S: (L) Kuleyi inşa etmek için bir araya gelen insanların amacı neydi?
C: Tüm çekim dalgalarının elektromanyetik konsantrasyonu.
S: (L) Bu konsantre dalgalarla ne yapmayı planlıyorlardı?
C: Kitlelerin zihinlerini değiştirmek.
S: (L) Kitlelerin zihinlerini değiştirme isteklerindeki niyet neydi?
C: Kitlelerin ruhsal olarak birleşmesi.
S: (L) Babil kulesinin üstünden, birleşme amacıyla kuleyi inşa edenlere bakarak eserlerini yok etmeye karar veren 'tanrılar' kimdi?
C: Kertenkeleler.
S: (L) Tamam, yani kertişler Babil kulesini havaya uçurdu. İnsanlığın zihnine başka ne yaptılar; dil anlayışlarını tamamen bozacak birşey yaptılar mı?
C: Yakın.
S: (L) Bu bölücülüğü gerçekleştirmek için hangi aracı kullandılar?
C: Kitlelerin beyinlerinin yıkanması.
S: (L) Bunu implantlar ve kaçırmalarla mı gerçekleştirdiler?
C: Kısmen.
S: (L) İbranice 'şem' kelimesinin gerçek, asıl anlamı nedir?
C: Saflık.
S: (L) Bu kelime neden sonradan İbraniler tarafından 'şem'ler' olarak tanımlanan obeliskler ve dikili taşlarla ilişkili hale geldi?
C: Saflık sembolü: birleşme. Teklik.
S: (L) Bu taşların kendisi gerçekte herhangi bir güce sahip miydi?
C: Kalıntısal.
S: (L) Eskiler Babil kulesine ne cismi yerleştirip...
C: Kristal.
S: (L) 'Şem' kristal ile de eşanlamlı mı?
C: Yakın.
S: (L) Nuh'un oğlu Şem, bu kuleyi inşa edenlerin atasıydı, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Sodom ve Gomorra ve civardaki diğer şehirler nasıl yıkıldı? Ve kim tarafından?
C: Nükleer; EM etki. Kim olacak?
S: (L) Kertişler mi?
C: Evet.
S: (L) Neden?
C: Korku ve itaat aşılamak için.
S: (L) Sodom ve Gomorralılar gerçekte kötü değiller miydi?
C: Bu tarihin bir aldatmacası.
S: (L) Lut'un karısı tuzdan bir sütuna mı çevrildi?
C: Hayır.
S: (L) O hikayede bize yönelik herhangi bir sembolizma var mı?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim'le konuşan tanrı Kertişlerden biri miydi?
C: Evet.
S: (L) İbrahim'in yaptığı anlaşma Kertişlerle miyidi?
C: Evet. Doğrudan değil.
S: (L) Melçizedek Kertişlerin rahiplerinden miydi?
C: Hayır.
S: (L) Melçizedek İbrahim'e doğru bilgi mi verdi?
C: Yakın.
S: (L) Kabala iyi adamların gerçek bir öğretisi mi?
C: Yakın.
S: (L) Osiris döngüsü; Osiris'in bedeninin parçalanmasını DNA sarmallarının parçalanmasına benzetmek bakımından Kertişlerin insanlık üzerindeki faaliyetinin bir örneğini mi teşkil ediyor?
C: Yakın.
S: (L) Havva'nın yediği ve sonra Adem'e verdiği iddia edilen, İyi ve Kötü Bilgisi Ağacı'na ait meyve neydi?
C: Bilgi sınırlaması. Kodlama.
S: (L) Havva'nın bilgi ağacının meyvesini yemesi ne anlama geliyor? Bunu yapmak için ne yaptı?
C: Yanlış tarafla arkadaşlık yaptı?
S: (L) Burada arkadaşlık ne anlamda?
C: Havva sembolik.
S: (L) Neyi sembolize ediyor?
C: Dişi enerji.
S: (L) Dişi enerji yanlış tarafla arkadaşlık ettiğinde ne yaptı?
C: Bir miktar bilgi ve güç kaybetti.
S: (L) Tanrı veya tanrılar, Havva'nın 'iyi ve kötünün bilgisi' denen bu ağacın meyvesinden yiyerek onlarla eşit konuma gelmesinden neden korkuyorlardı?
C: Ne? Lütfen sorunu açıkla.
S: (L) Bu meyveyi yemesinin Havva'yı onunla veya onlarla eşit seviyeye getirmesinden korkan tanrı kimdi?
C: Hayır.
S: (L) Kutsal Kitap'ta, 'Tanrı dedi di, şimdi onlar hayat ağacının meyvesini alacak ve sonsuza kadar yaşayacaklar.' şeklinde bir bilgi var. Bu ne anlama geliyor? Bu meyvenin yenmesi Tanrı'yı neden korkuttu?
C: Korkutmadı.
S: (L) Hayat ağacının meyvesi neydi?
C: Sınırlanma.
S: (L) Ebedi hayat ağacının meyvesi nasıl sınırlanma olabilir ki?
C: Kavramsal olarak sınırlı.
S: (L) Şunu bilmenizi isterim ki bu pek anlamlı değil.
C: Anlamlı. Dikkatlice düşünün.
S: (L) Bahçede dolaşarak Adem ve Havva'yı iyi ve kötünün bilgisini veren ağacın meyvesinden yememeleri için uyaran tanrı, o asıl tanrı mıydı? Yani iyi adam mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Onlara bu ağaçtan yememelerini emreden tanrı kimdi?
C: Karmaşıklaşıyor. Laura, bariz olanı kaçırıyorsun.
S: (L) Hayat ağacının meyvesi nasıl sınırlandırıcı olabilir?

C: Tek bir kaynağın tüm bilgiyi içerdiğine inanmak gerçekle çelişiyor.

------------------------------------------------------------------
S: (L) Cennet'ten düşme ne kadar zaman önce oldu?
C: Yaklaşık 309000 yıl önce.
S: (L) Durum neydi... ne oldu... insanlığın durumu neydi?
C: İnanç kaybı, dış güçlerin etkisiyle bilgisel ve fiziksel sınırlanmalara neden oldu.
S: (L) Yılan veya 'ayartıcı' neyi temsil ediyordu?
C: Sizin Kertişler olarak bildiğiniz güçler; bu bilgiyi daha önce vermiştik.
S: (L) Sadece kontrol ediyorum!
C: İnanç, canım.
S: (L) İnanıyorum, sadece kontrol ediyorum.
C: Nasıl uygun görüyorsan.
S: (L) İnsan ırkının asıl genetik mühendisleri kimdi?
C: Biz.
S: (L) Kasyopyalılar, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bizi ne amaçla genetik olarak oluşturdunuz? Tanrı'nın bir emri miydi?
C: Ruh gelişimi veya ilerleyişi.
S: (L) Sümerlilerin insanın yaratılışı hikayesine göre birileri bir tanrıyı öldürüyor, ve bu tanrının kanı ve parçalarını çamurla karıştırıyorlar ve daha sonra bunu gebelik tanrıçalarına veriyorlar ve insan ırkın bu şekilde doğuyor. Bu hikaye, 'grilerin' şu sıralar yaptıklarına çok benziyor. Birisi gerçekten bir 'tanrıyı'öldürüp ruhunu parçalara ayırarak insan ırkını mı yarattı?
C: Sembolizma ve yanlış olay sıralaması.
S: (L) Hikaye ne anlatıyordu? Gerçek olay neydi?
C: Kertenkele varlıkları, kendi beslenme amaçları doğrultusunda yaptıkları bir savaş sonucunda insan ırkını genetik olarak değiştirdi.
S: (L) Bu Sümer hikayelerinin bahsettiği olaylar ne zaman oldu?
C: Yaklaşık 309000 yıl önce.
S: (L) Yani o kadar uzun zaman önce oldu ki, hikayelerdeki gerçek silindi?
C: Yansımalar psişik hafıza kanalıyla nesilden nesile geçti.

--------------------------------------------------
S: (L) Önceki gece "Kabil'in damgasından" bahsediyorduk ve ben celse kaydının bir kısmını kaybettim. O konuya dönüp biraz daha bilgi almak istiyorum. "Kabil'in damgası" hikayesinin arkasındaki asıl olay nedir?
A: Kıskançlığın ortaya çıkışı.
S: (L) İnsanlarda kıskançlığın ortaya çıkmasına neden olan şey neydi?
A: Kertenkele yönetiminin başlaması.
S: (L) Kertenkelelerce ele geçirilme olayı cennetten düşme zamanında meydana gelen bir olay değil miydi?
A: Evet.
S: (L) Habil ve Kabil'in hikayesi o yönetimin bir parçası mıydı?
A: Hikayenin sembolizması.
S: (L) Yani Kertenkelelerin yönetimimizi ele geçirmesini, kıskanmanın başlamasını ve kardeşin kardeşe kötü davranmasını sembolize ediyor, öyle mi?
A: Kısmen. Kabil'in damgası, Kertenkelelerin dünyanın titreşim frekansının idaresini ele geçirmesi sonucu ortaya çıkan kıskançlık özelliğini ifade ediyor. Omurgadaki yumru, Kertenkelelerce bilinçli olarak uygulanan DNA sınırlamasının fiziksel bir kalıntısı. Anladın mı?
S: (L) Tamam, şimdi J--- elini ensemde hareket ettirecek ve söylediğiniz yumruya geldiğinde ona durmasını söyleyin.
A: Tamam. [Oksipital (kafaarkası) çıkıntı bölgesi işaret ediliyor]
S: (L) Oksipital çıkıntının olduğu alan mı? (Ç.N.: Bir kaynakta omurganın kafatasıyla buluştuğu yer olarak tarif ediliyor.)
A: Evet.
S: (L) Bu eklenti öncesi omurganın ve kafatasının durumu nasıldı?
A: Orada bir çıkıntı yoktu. Kıskançlık oradan çıkıyor, bunu hissedebilirsiniz bile.

----------------------------------------------------------
Ayırımın mekaniğini anlatırken" Lilith"ile ilgili bir sembolizma ip ucu vermişlerdi ve acizane yorumlamıştık,

---------------------------------------------------------
C: Hayır Laura, konuyu odaklamaya ve daraltmaya çalışıyorsun, aşkım! Düşün bakalım kadının yaratılması ile ilgili musevi-hristiyan efsanesi nedir ?
S: (L) Kadının Adem'in kaburgasından alınması. Havva'nın Adem' in kaburga kemiğinden yaratılmış olması.
C: Hiç "Birincil Dönem" diye bir şey duydunuz mu ?

--------------------------------------------------------------
Bazı şeyleri hatırlatmak için eskiden yorumladığımız sembolizma içeren olgular hakkında aktarımları da getiriyorum,
--------------------------------------------------------------
"S: (A) Yani trafolarda kullanılan waffle ızgarası şekilli bir şeyden mi bahsediyoruz?
C: Tamam. Neden ? Tabiatı kopyalamak için. Dünyanın bir dokuma biçimi var ve sizi de böyle gerçekleştirdi.
S: (A) Dünya'nın ızgarası alanla ilişkili olan hayali bir ızgara, ya da matematiksel bir ızgara. Hayır, gerçekten varolan bir şey olmalı...
C: Evet."
------------------------------------------------------------

Dünyanın merkezindeki kristalin amonyak hakkında da oldukça fazla konuşmuştuk o da K.ların israrla işaret ettikleri bir sembolizma ve ipucu,
-------------------------------------------------------------

C: Fiziğin ölçtüğü hareketsizlik 3. yoğunluk kabullerine dayalı.
S: (A) Peki dünyanın merkezinde bu yeni fiziğin ortaya çıkmasına neden olan şey nedir? Etrafımızda bu yeni fiziğe bir ihtiyaç görmüyoruz. Ama görünüşe göre gezegenin merkezinde öyle koşullar var ki, bunlar yeni bir fiziğe girilmesini gerektiriyor.
C: Pencereler.
S: (L) Çok yoğun bir elektromanyetik alana maruz bırakılan birşeyin sıcaklığını ölçmek mümkün olsaydı, nasıl bir sıcaklık derecesi çıkardı? (A) Soru farklı. Önce dünyanın içinde neden amonyak kristal bulunduğunu sorduk. Yanıt bunun doğal bir süreç olduğuydu. Ama şimdi içeride bir pencere olduğunu öğreniyoruz.İçeride bu pencerenin bulunma nedeni nedir? Sana göre içeride pencere bulunmasının nedeni, bir şekilde çok güçlü elektromanyetik alanlar olması. İçerideki pencere standart fiziğin ötesine geçmemizin gerekliliğiyle mi ilişkili? İçeride çok güçlü elektromanyetik bir alan olmasıyla mı ilişkili?
C: Çift taraflı işlev.
S: (L) Amonyak neyden oluşuyor? (A) Amonyak mı? NH3, bir nitrojen ve üç hidrojen atomu ve bir şekilde dönüyor. Amonyak bu. (A) Nitrojenin numarası kaçtı? Altı mı? Yoksa yedi mi? Yedi fosfordu değil mi? (L)
Bilmiyorum, hatırlamıyorum. Hatırlayamayacak kadar yorgunum. (A) Çok yorgunsun

--------------------------------------------------------
S: (L) Yakın geçmişte Matta'nın 24'üncü bölümünün ve Lukas'nın 21'inci bölümün, uzun uykusundan sonra İsa tarafından verildiğini söylemiştiniz. Bu bölümlerin ikisi de şimdiyi Nuh'un günlerindeki gibi tasvir ediyor. Bu doğru bir değerlendirme mi?
C: Bir anlamda ve bireysel olaylar henüz belirli değil.
S: (L) Nuh'un hikayesinde Nuh'a bir gemi inşa etmesi söyleniyor.
C: Sembolik.
S: (L) Ama Nuh gerçekten bir gemi inşa etti. Belirli bireylerin, her kimseler, gemiler inşa ettikleri ve o korkunç felaketten kurtulmak için birşeyler yaptıkları doğru mu?
C: Hayır. Bu olaya şu şekilde bak. Nuh bir gemi inşa etti çünkü bu ona çok eğlenceli bir iş gibi geldi ve sel geldiğinde de gemi işe yaradı, anlıyor musun?
S: (L) Yani yaptığımız şeyleri eğlenceli geldiği için yaparsak doğru zamanda ve doğru yerde olacağımızı ve her ne olursa olsun doğru şeyi yapıyor olacağımızı söylüyorsunuz, öyle mi?
C: Yakın.
S: (L) Yapmamız gereken şeyi yapmaya ve olmamız gereken yerde olmaya doğru yönlendirileceğimizi mi söylüyorsunuz?
C: Herşey yerini bulacaktır fakat olayları zorlarsanız yolunuzu şaşırma riskiyle karşılaşırsınız.
-----------------------------------------------------------

Yaratımın üzerinde duracağımız bir diğer unsur mimari bölüm "evrenin mimarisi",

Matematik,cebir, geometri, asal sayılar ,pi sayısı,phi(altın oran) halogram,foton,entropik oluşum,newton yasaları, görecelik teorisi,kuantum, çok boyutluluk,birleşik alan teorisi, DNA, yer çekimi çekim, sicim teorisi, boyutlar, yoğunluklar süperiletkenlik, ve akla gelip ilave edilebilecek temel dinamikler yaratımın gövde dediğimiz ana unsurlarını belirleyecek unsurlardır bunların her biri veya karma olarak bir kısmı yaratmadaki temellerdir ,oluşum böyle şekillenir veya izah edilebilir,

Bu iskelet yapı bizim şu ana kadar bilinçsel açıklık derecelerimize göre sergilenecek veya yaratımda baz alınacak doneler,bunların dışında DNA kapasitemimizin yüzde büyük bir kısmını elde edeceğimiz yoğunluklarda bu çeşitliliğe eşlik edecek daha bir çok unsur eklenecektir buna şüphemiz yok,

Üzerinde duracağımız veya zihinsel genişlikle kabul edeceğimiz durum bütün bu çeşitliliğin dışındaki yaratım neticelerinin kabul edilebilinir bir yüzeye çıkarabilmek ,yani şaşırma yerine kabul etmek..

Bu da sonsuz bir bilgeliğin sergilenmesidir ,bedensizkenki bilgelik yansımaları,

Bu arada bilinçlerin mahmurluğu üzerinde de durmamız lazım yakın zamanda bir dostuma çekim eter ile fiziğin yapıştırıcısıdır dediğimde bir şey anlamadığını söyledi eter malüm anestezide kullanılan bir gaz sıvı da olabilir eczacılıkta da kullanılır çözücüdür ,o zaman anlatışımız ile dinleyenin zihni ve bilgisi hakkındaki engelleri fark ettim ancak bu dostumuz fırsat bulup da bu satırları okursa alınmasın ben ondan onun engin tarihsel ve efsane bilgilerinden çok şey öğrendim müthiş denecek bir ölçüde yüklü bu konuda ,anlatmak istediğim karmaşık bilgi seviyelerin sonsuzluğundan farkındalık yapısı için ne kadar çok bilgi kümesine dokunmamız gerek ve bu hususta katiyen yargılayıcı olmamak bir yerde üstün bilgiliyim zannı ancak küçüklüklere mahsus bir davranıştır,zira bilgi bu yaratımın sonsuz seçim uygulamaları ile erişilemiyecek ölçüde geniştir,

İşte yaratımın mimarisi için kullanabileceğimiz plan faktöründeki yaratım argümanları yukarıda belirttiğim insan bilgi donelerinin dışında da çok şeyi kapasayabilir ki onların büyük kısmı henüz hipotez safhasında kesin çözüme uğramamışlar,şu kısıtlı bilincimizle ortaya dökülen donelerin dışında yaratımın iskeletini veya sonlanmasını sağlayan ancak şu fizik ortamın dışında fark edebileceğimiz unsurların dışında çok şey var,

Konu buralara gelmişken evren yaratma hadisesinde sadece bildiğimiz fiziki oluşum durumunda düşünsel olarak yaratılan davranışları da yaratma kalıbı içine alabiliriz ,yani bir insan gelmiş olduğu farkındalık genişliği içinde kendine bir algı yaratabilir bu algı psikotik aksaklık dışında doğaya hayvana insana zarar vermeyen bir düşünce kalıbı olabilir,buna biz bazen dahinin düşüncesi diyoruz ve bazen de erişemediğimiz bir ölçüde görüp ve egoyu devreye alıp "kedinin erişemediği ciğere murdar demesi gibi" bu kişilere acımasızca deli damgası vurabiliyoruz, Nicola Tesla ,Galile mesela,Picasso ,Salvador Dali,

Veya ortamımızda oluşan inişli çıkışlı yaşam halini "coşku" olarak seyredebilecek bir bilince gelmek gibi K.lar hep bunu önermekte evren yaratma şöleninde bu gibi algı evrenleri yaratmak,

Yaratmanın faktörleri arasına ortak işlevi de alabiliriz,yani bir şey yaratırken varlıkların ruhların beraber çalışması ,

Michael Newton ışıklar içinde olsun gerçekten algı evrenimizi yaratırken çok yardımı oldu hala onuncu defa okusam da onu elime almaktan zevk alırım Ruhların Yolculuğu ve Ruhların Kaderi ,şimdi ondan hipnoz çalışmaları yaparken çok istediği halde nadir bulduğu ileri bilinç bir ruhun yaratma ve sair denek örnekleri ve geldiği neticelerden pasajlar sunacağım,o yani yazar bunları muhayilesinden uydurmamış senelerce süren hipnoz çalışmalarında ve üstün teknikler çapraz uygulamalarla hadisenin yani ölüm ve ölümden sonraki o hiç bilmediğimiz ve yankı evrenlerinden çıkamayıp korkudan tir tir titreyen insanlara eğer inanç kalıplarını sarsarlarsa gerçeği veren ferahlatan bilgiler vermiştir ,uzatmayayım ama çok kimseye tavsiye olarak verdim bir kısmı okudu bilgide genişledi bir kısmına da okuması için metafizik dürtülerle için tahrik edildi bunlara rağmen okumaktan vaz geçmişse bilemem, bu son örnek benim yoğun bakımı atlatmamı ve ferahlamamı sağlayan çok sevdiğim bir Dr. hanımın başına geldi ona da tavsiye etmiştim ve okumamış evde ayakkabı dolabının yanında bir yere koymuş ,bir gün arkadaşı gelip onu orada görünce "hayret ben de sana bu kitabı hediye olarak getirdim"deyip elindeki paketi göstermiş "Ruhların Yolculuğu" ..

Biraz uzun olacak ama ilgi çekenlerin canını sıkmayacak bir bilgi serüveni,evvela orta derecede diye tanımladığı bir ruhun hipnozdaki izlenimleri,

Bu 1. bölümü kısa pasajlar olsun okuyan yorulmasın düşüncesi ile
kesiyorum
2. bölüme sonra bakalım.


Tgur

#880
YARATMANIN SEYRİ (2. BÖLÜM)

Dr. N: Şimdi Nenthum, ruh dünyasındaki aktivitelerine, yeryüzü bedenlenmelerinle çok meşgul olmadığın, ruh gruplarıyla etkileştiğin ve bir rehber olmayı öğrendiğin zamana dönmek istiyorum. Meşgul olduğun başka ruhsal alanları anlatabilir misin?
D: (uzun bir ara) Evet, başka alanlar var.., onları biliyorum..
Dr. N: Kaç tane?
D: (temkinli) Benim bilebildiğim dört tane.
Dr. N: Bu aktivite alanlarını nasıl adlandırdın?
D: Egonun Olmadığı Dünya, Her Şeyin Bilindiği Dünya, Yaratma ve Yaratmama Dünyası ve Değişmiş Zaman Dünyası.
Dr. N: Bunlar fiziksel evrenimizde var olan dünyalar mı?
D: Bir tanesi öyle, boyutları olmayan dikkat küreleridir.
Dr. N: Tamam, boyutları olmayan kürelerle başlayalım. Ruh dünyasındaki bu üç alan ruhların kullanması için midir?
D: Evet.
Dr. N: Niçin bu ruhsal alanları dünya diye isimlendiriyorsun?
D: Onları... ruhsal hayatın mekanları olarak görüyorum.
Dr. N: O halde bu üçü zihinsel dünyalar mı?
D: Evet, öyle.
Dr. N: Egonun Olmadığı Dünya nedir?
D: Orası olmayı öğrenme yeridir.
Dr. N: Onunla ilgili farklı şekillerde ifade edilmiş duyumlarım var. Başlangıç yapan ruhları içeriyor, değil mi?
D: Evet, yeni yaratılan ruh kim olduğunu öğrenmek için oradadır. Orası köken yerimizdir.
Dr. N: Ego kimlikleri rastgele mi dağıtılırlar yoksa başlangıç yapan ruhlar için bir seçim yapmak söz konusu mudur?
D: Yeni ruh, seçmeye muktedir değildir. Karakterini enerjinin... nasıl kombine edildiğine.., senin için ne şekilde bir araya getirildiğine göre kazanırsın.
Dr. N: Ruhlar için belirlenen spiritüel niteliklerin bir tür envanteri var mıdır; bir tipten şu kadar, diğerinden şu kadar gibi?
D: (uzun bir ara) Sanırım bizi biz yapan düzenlemede dikkate alınan pek çok faktör vardır. Benim bildiğim şey, bir kere verildi mi, egonun kişiyle vericiler arasındaki bir sözleşme olduğudur.
Dr. N: Bu ne anlama gelir?
D: Olduğum şeyle yapabileceğimin en iyisini yapmak.
Dr. N: O halde bu dünyanın amacı, ruh kimliğinin ileri varlıklar eliyle dağıtılması mı?
D: Evet, yeni ruh henüz gerçek bir Benliği olmayan saf enerjidir. Egonun Olmadığı Dünya sana bir imza ükellefiyeti getirir.
Dr. N: O halde orayı niçin Egonun Olmadığı Dünya diye adlandırıyorsun?
D: Çünkü yeni yaratılan ruhlar buraya egosuz gelirler. Benlik fikri henüz yeni ruhun bilincine girmemiştir. Varoluşunun anlamı ruha burada sunulur.
Dr: N: Peki ruhların fert olarak yaratılması hep sürer mi?
D: Benim bildiğim kadarıyla evet.
Dr. N: Şimdi soracağım soruyu benim için dikkatle yanıtlamanı istiyorum. Bir ruh olarak belirli kimliğini elde ettiğin zaman, bu otomatik olarak senin yeryüzünde insan formunda bedenlenme adayı olduğun anlamına mı geliyordu?
D: Kesin olarak değil, hayır. Gezegenler sonsuza kadar devam etmezler.
Dr. N: Acaba belli ruh tiplerinin evrendeki fiziksel hayatın belirli formlarıyla uygunluğu var mıdır diye merak ediyordum da.
D: (ara) Buna karşı çıkmayacağım.
Dr. N: Yeni başladığında, Nenthum, sana yeryüzü dışında başka gezegenlerdeki misafirhaneleri seçme olanağı tanınmış mıydı?
D: A... yeni bir ruh olarak... bu ayırımlarda rehberler yardımcı olur. Ben insan varlıklarına çekilmiştim.
Dr. N: Sana başka seçenek tanınmış mıydı?
D: (uzun ara) Evet.., fakat şu anda çok net değil. Genellikle bir ya da iki kolay dünyada, çok fazla şey yapmayacağın şekilde başlatırlar. Sonra bu sert gezegendeki görev verildi.
Dr. N: Yeryüzü sert olarak mı değerlendiriliyor?
D: Bazı dünyalarda fiziksel rahatsızlıklarla hatta acıyla boğuşman gerekir. Bazı dünyalar da zihinsel mücadelelere yatkındır. Yeryüzünde her ikisi de var. Zor dünyalarda başarılı olmak bize şeref kazandırır (gülümseyerek). Fazla yolculuk etmeyenler bize serüvenciler derler.
Dr. N: Yeryüzünün gerçekten çekici bulduğun tarafı nedir?
D: İnsanların birbirlerine benzerliği ve bir yandan da birbirleriyle çatışmaları.., aynı anda hem rekabet etmeleri hem de elele vermeleri.
Dr. N: Bu bir çelişki değil mi?
D: (gülerek) İşte beni çeken de bu; çok fazla gururlu ve kendine saygı duyma ihtiyacında, yanılabilir bir ırkın kavgalarının arasına girmek. İnsan beyni oldukça benzersizdir, bilirsin.
Dr. N: Nasıl?
D: İnsanlar benmerkezcidir ama incinmeye açıktır. Karakterlerini rezilleştirebilirler, ancak diğer yandan büyük bir müşfiklik kapasiteleri vardır. Yeryüzünde hem dayanıksız hem de yürekli davranış vardır. İnsan değerleriyle ilgili devamlı bir itişip kakışma, sürekli bir rekabet vardır. Bu çeşitlilik ruhuma uyuyor..
Dr. N: Yeryüzüne gönderilen ruhlar için, kendilerini misafir eden insanlarla ilgili cazip buldukları başka neler vardır?
D: Hmm... yeryüzünde gelişenlerimizin... insanlara hayatlarının ötesindeki sonsuzluğu bilmelerine yardım etmek ve tutkuları vasıtasıyla gerçek cömertliği ifade etmelerine destek olmak gibi bir yaptırımları vardır. Hayat için savaşma tutkusuna sahip olmak; insanlıkta değerli olan şey budur.
Dr. N: İnsanların aynı zamanda büyük bir kötü niyetlilik kapasiteleri de var.
D: Bu tutkunun bir parçasıdır. Fakat o da evrimleşiyor ve insanlar ancak sıkıntıyı deneyimledikleri zaman olabileceklerinin en iyisi olabilirler... ve oldukça asilleşirler.
Dr. N: Bu, sözünü ettiğin pozitif nitelikleri kendinde toplayan ruh olabilir mi?
D: Biz zaten orada olan şeyi fazlalaştırmaya çalışırız.
Dr. N: Bir ruhun bir zamanlar bulunduğu ve kimlik kazandığı Egonun Olmadığı Dünya'ya yeniden geri döndüğü olur mu?
D: (rahatsız) Evet.., ama buna girmek istemiyorum...
Dr. N: Tamam, girmeyiz o zaman, yalnız bana bazı ruhların fiziksel atanmaları sırasında sürekli olarak düzgün olmayan fiiler yapmaları halinde oraya geri döndükleri söylenmişti. Aldığım izlenim onların defolu olarak değerlendirildikleri ve dünyadaki bir beyin ameliyatı gibi bir tür ruhsal operasyon için fabrikaya geri döndürüldüğü, ne dersin?
D: (başını hoşnutsuzlukla sallıyor) Bu tanım gücüme gitti. Böyle bir fikre nereden kapıldın? İlerlemenin önünü tıkayan zorlu engeller geliştiren varlıklar, pozitif enerjinin yenileştirici gücüyle onarılırlar.
Dr. N: Bu yöntem yalnızca yeryüzüne giden ruhlar için midir?
D: Hayır, herhangi bir yerin genç ruhlarının son çare olarak böyle bir onarımdan geçmeleri gerekebilir.
Dr. N: Onarılan bu ruhların sonra ilgili gruplarına geri dönmelerine ve nihayetinde de tekrar fiziksel dünyalarda bedenlenmeye başlamalarına izin verilir mi?
D: (derince içini çekerek) Evet.
Dr. N: Egonun Olmadığı Dünya'yı Her Şeyin Bilindiği Dünya'yla nasıl kıyaslardın?
D: Onlar zıttır. Bu dünya genç ruhlar için değildir.
Dr. N: Her Şeyin Bilindiği Dünya'da hiç bulundun mu?
D: Hayır, buna hazır değilim. Sadece orasının, uğrunda çabaladığımız bir yer olduğunu biliyorum.
Dr. N: Bu ruhsal alan hakkında ne biliyorsun?
D: (uzun bir ara) Orası bir derin düşünme yeri... zirvedeki mantal planlama ve tasarım yeri. Bütün düşüncelerin ulaştığı son yer olması dışında bu küre hakkında pek az şey söyleyebilirim. Tüm canlıların duyuları orada koordine edilir..
Dr. N: O halde Her Şeyin Bilindiği Dünya en yüksek formdaki soyuttur, öyle mi?
D: Evet, özün formla, rasyonel olanın idealle harmanlanmasıyla ilintilidir. Orası tüm umutlarımızın ve hayallerimizin gerçekleşmesinin mümkün olduğu bir boyuttur.
Dr. N: Peki, henüz oraya gidemiyorsan, onun hakkındaki bu şeyleri nasıl biliyorsun?
D: Bir anlık.., göz atarız.., işimizi tamamlamak ve üstatlara katılmak için gereken son çabayı göstermemiz için bizi yüreklendirecek bir tahrik olarak.
**************************(Michel Newton yorumu)
Ruh dünyasının temelinin atıldığı yer bir bilme yeridir ve deneklerim tarafından farklı isimlerle ima edilmiştir. Bu evrensel mutlaklık hakkında yalnızca basit veriler elde ettim, çünkü ilerlemiş düzeydeki deneklerimin bile orada direkt bir deneyimleri olmamıştır. Bütün ruhlar bu çekirdeğe ulaşmak ve onun içine gömülmek isteğiyle doludur, özellikle de ona yaklaşanlar ve görebildikleri az birşeyle aklı başından gidenler. Korkarım, Her Şeyin Bilindiği Dünya, yalnızca Düzey 5'in üzerindeki, artık bedenlenmeyen bir ruh tarafından tam olarak anlaşılabilir.

**********************************
Dr. N: Devam et.
D: Yaratmayla ilgili deneyler yapabilir ve onun buradaki gelişimini izleyebiliriz. Sanki enerjinden fiziksel şeyler oluşturabildiğin bir laboratuvarda bulunmak gibidir.
Dr. N: Bu fiziksel şeyler Yeryüzü 1'de görebileceğin şeylere benzer mi?
D: Evet, yalnızca yeryüzündekilere. Ben bu yüzden buradayım.
Dr. N: Yeryüzü 2'ye gelişinle başla ve ruhunun ilk önce ne yaptığını anlat.
D: (soruma direniyor ve nihayet şöyle söylüyor) Çok... iyi değilim.

****************
Not: Deneğim direnç deneyimlediği için birkaç dakika kendini toparlamasını bekliyorum ve şöyle noktalıyorum: "Üçe kadar sayacağım ve sen, senin ve İdis'in benim bilmemde sakınca olmadığını düşündüğünüz şeyleri anlatmada kendini daha rahat hissedeceksin. Bir, iki, üç!" Sorumu tekrarlıyorum.

********************
D: Yapmam gereken şeyi görmek için önümdeki zemine bakıyorum. Sonra zihnimde nesneyi şekillendiriyorum, uğraşıyorum ve aynı şeyi küçük dozlarda enerji ile yaratıyorum. Öğretmenler bize... kontrol ederek yardımcı oluyorlar. Yanlışlarımı görmem ve düzeltmeler yapmam gerekiyor.

Dr. N: Öğretmenler kim?
D: İdis ve Mulcafgil (deneğin yüksek düzeyde ilerlemiş rehberi)... ve etrafta başka eğitmenler de var.., onları pek tanımıyorum.
Dr. N: Mümkün olabildiğince açık ol. Tam olarak ne yapıyorsun?
D: Biz... şeyleri oluşturuyoruz.
Dr. N: Canlı şeyler mi?
D: Henüz buna hazır değilim. Ben temel elementlerle deney yapıyorum, bilirsin, hidrojen ve oksijen, gezegensel madde oluşturmak için.., kayalar, hava, su... her şeyi çok küçük tutuyorum.
Dr. N: Evrenimizin temel elementlerini fiilen sen mi yaratıyorsun?
D: Hayır, sadece hazırdaki elementleri kullanıyorum.
Dr. N: Nasıl bir yolla?
D: Temel elementleri alıyorum ve onları enerjimden çıkan itici kuvvetle şarj ediyorum... ve onlar değişebiliyorlar.
Dr. N: Değişince ne oluyorlar?
D: (yalın) Ben kayalarda iyiyim...
Dr. N: Enerjinle kayaları nasıl oluşturuyorsun?
D: Hmm... tozu ısıtmayı ve soğutmayı öğrenerek... sertleştirmek için.
Dr. N: Tozdaki mineralleri de yapıyor musun?
D: Bunu bizim için onlar yapıyor... bu çeşit malzemeyi öğretmenler yapıyor... su yapmak için gaz buharı... bunun gibi şeyler.
Dr. N: Şunu net bir şekilde öğrenmek istiyorum. Senin işin, enerji akımınla ısıya, basınca ve soğukluğa yol açmak suretiyle yaratmayı öğrenmekten ibaret, değil mi?
D: Doğru sayılır, enerji radyasyonumuzun akımlarını dalgalandırarak.
Dr. N: O halde kayanın ve suyun maddesini bir çeşit kimyasal bir yolla üretmiyorsunuz.
D: Hayır, dediğim gibi, benim işim bana verilenleri karıştırarak.., şeyleri dönüştürmek. Enerjimin frekansıyla ve dozajlarıyla oynayarak... ustalık istiyor ama çok karmaşık değil...
Dr. N: Karmaşık değil ha! Bu şeyleri doğanın yaptığını düşünüyordum.
D: (gülerek) Sen doğanın kim olduğunu zannediyorsun?
Dr. N: Peki, deneylerinin temel elementlerini kim yaratır, fiziksel maddenin asal maddelerini?
D: Yapıcı... ve benden daha büyük bir ölçekte yaratanlar.
Dr. N: Bir bakıma sen kaya gibi cansız nesneleri yaratıyorsun.
D: Hmm... bizim uğraşımız daha çok önümüzde gördüğümüzü kopyalamak... bildiğimizi. (sonradan aklına gelen bir düşünce olarak) Artık bitkilere girmeye başladım... fakat henüz onları yapamıyorum.
Dr. N: Küçük küçük başlayıp daha iyileşene kadar denemeler mi yapıyorsun?
D: Tam öyle. Şeyleri kopyalıyoruz ve sonra onları orijinalleriyle kıyaslıyoruz ki daha büyük modeller yapabilelim.
Dr. N: Bütün bunlar ruhların bir kum bahçesinde çocuklar gibi oynadığını çağrıştırıyor.
D: (gülümseyerek) Burasının çocukları da biziz. Bir enerji akışını yönlendirmek çamurdan nesneler yapmanın benzeridir.
Dr. N: Bu yaratıcı eğitim sınıfının diğer üyeleri orijinal küme grubundan mı?
D: Bazıları. Çoğu (ruh dünyasının) her tarafından, fakat hepsi de yeryüzünde bedenlenmiştir.
Dr. N: Herkes seninle aynı şeyleri mi yapıyor?
D: Şimdi tabii bazılarımız belli şeylerde daha iyi, fakat birbirimize yardımcı oluyoruz. Öğretmenler gelip bakıyorlar ve daha iyi yapabilmemiz için öğüt ve bazı püf noktalarını veriyorlar... fakat... (duruyor)
Dr. N: Fakat ne?
D: (utanarak) Eğer beceremezsem ve iyi bir iş çıkaramazsam, bazı yarattıklarımı İdis'e göstermeden parçalarına ayırıyorum.
Dr. N: Bir örnek ver.
D: Bitkiler... enerjimi uygun kimyasal değişimler üretmek için yeterince incelikle uygulayamıyorum.
Dr. N: Bitkisel hayatın formasyonunda iyi değilsin demek.
D: Hayır, bu yüzden kötü yaptıklarımı bozuyorum.
Dr. N: Yaratmama dünyası derken kastettiğin şey bu mu? Enerjiyi imha edebilir misin?
D: Enerji imha edilemez. Kısımları yeniden bir araya getiririz ve farklı kombinasyonlar kullanmaya koyuluruz.
Dr. N: Yaratıcının yaratılışta niçin yardımınıza ihtiyacı olduğunu anlamıyorum.
D: Bizim yararımız için. Bu egzersizlere katılıyoruz ki, işimizin kaliteli olduğuna hükmedildiği zaman, hayata gerçek katkılar yapabilelim.
Dr. N: Eğer ruhlar olarak hepimiz gelişim merdiveninde yukarı doğru çalışıyorsak, benim edindiğim izlenim, ruh dünyasının organize edilen muazzam bir piramit olduğu ve tepesinde de yüce bir otoritenin bulunduğudur.
D: (içini çekerek) Hayır, yanlış. Piramit değil. Hepimiz aynı uzun dokumanın iplikleriyiz. Hepimiz onun içine dokunmuşuz.
Dr. N: Ruhlar için birçok yeterlilik katmanı söz konusuyken gözünde böyle bir dokumayı canlandırmakta güçlük çekiyorum.
D: Onu ruhların aşağılardaki ve yukarılardaki raflara dizildiği bir şey gibi değil, kendi içinde hareket halindeki bir bölünmeyen, bir kesintisizlik olarak düşün.
-----------------------------------------------------------
Ve ileri bilinçle ilgili çalışmaları evvela onun yorumlarını vereceğim önemli zira ,
Çok önemli bir vurgulama daha yapmak istediğim, hipnoz yapan bu kıymetli yazarın baştan ateist olduğunu sonradan yaptığı çalışmalarla konuyu şekillendirip gerekli inanç kalıbını seçip kendini geliştirdiğini ama monoteist yaklaşımdan da kendini bazen kurtaramadığını görüyoruz ama denek olarak kullandığı ruhlar ona gerçeği öğretmekten de geri durmuyorlar ,

Belki de ortamın monoteist inancının yoğun olduğunu düşünerek bu mealde sorgulamalarını düzenliyor ama ruhların hipnoz esnasında yani ruhsal bilinçliliğin bütün çıplaklığı ile çıktığı bir zihin yapısında en güzel tanımlamalarla her şeyin bir olduğunu adeta haykırıyorlar aralarda dikkatle bakınca fark edeceksiniz,(yıldızlı ayırımlarım onun yorumlarıdır)
----------------------------------------------------------

*************************************
Sersemlemiş bir biçimde, bu kadının bedenlenme tarihinin yeryüzündeki insan hayatının en uzak geçmişine kadar gittiğini bulguladım. İlk anılara temas ederek, ilk hayatlarının 130.000 yıl öncesinden 70.000 yıl öncesine kadar süren son buzul çağları arası ılık dönemin başlangıcında, son büyük Buzul Çağının gezegenimize yayılmasının öncesinde yaşandığı sonucuna vardım. Yeryüzü tarihinin Orta Paleolitik döneminin nispeten ılıman ikliminde deneğim avlanma, balıkçılık ve bitki toplama alanlarının yakınında nemli, yarı tropik savanlardaki yaşamı tanımladı. Sonra, 50.000 yıl kadar önce kıtasal boyutlarda buz kalıpları yeryüzünün iklimini yeniden değiştirdiğinde, mağaralarda yaşamaktan ve acı soğuğa katlanmaktan söz etti.

Büyük zaman aralıklarının üzerinden hızla sıçrarken fiziksel görünümünün de hafifçe eğikten dik bir duruşa doğru değiştiğini bulguladım. Zaman içinde ilerlerken onu su birikintilerine bakmaya ve bedenini hissederek bana bildirmeye yöneltiyordum. Eğimli alnı binlerce yıl içindeki farklı bedenlerde giderek daha dikey bir şekil aldı. Göz çukurlarının üstündeki kabartılarının, bedenindeki kılların ve arkaik insanın kocaman şakak kemiklerinin belirginliği giderek azaldı. Kadın ve erkek olarak yaşadığı pek çok hayatında yaklaşık antropolojik tarihlere karşılık gelecek şekilde barınak, ateşin kullanımı, aletler, giysiler, yiyecek ve kabilelerin ritüel uygulamaları hakkında yeterince bilgi sahibi oldum.

Paleontologlar modern insanın maymuna benzeyen atalarından Homo erectus'un en az 1,7 milyon yıl önce ortaya çıktığını tahmin etmektedirler. Ruhlar, hominid dediğimiz bu iki ayaklı ilkel hayvanların bedenlerini kullanmak suretiyle yeryüzünde bu kadar uzun zamandan beri mi bedenlenmektedirler? Daha ilerlemiş deneklerimin birkaçı, genç ruhlar için uygun misafirhaneler arayışında uzmanlaşmış yüksek düzeyde ilerlemiş ruhların bir milyon yıldır yeryüzündeki hayatı değerlendirdiklerini bildirmişlerdir. Benim izlenimim, teftişe çıkan bu ruhların 200.000 yıldan biraz öncesine kadar erken dönemin hominid beyin boşluğunu ve kısıtlı ses tellerini ruh gelişimi için yetersiz bulduklarıdır.

İnsan dediğimiz arkaik Homo Sapiens birkaç yüz bin yıl önce evrimleşmiştir. Son yüz bin yıl içinde ruhsal bilincin ve iletişimin iki açık işaretini buluruz. Bunlar yontu, totem ve kayalara çizilen resimlerden anlaşıldığı üzere, gömme uygulamaları ve ritüelist sanattır. Bu uygulamaların yeryüzünde Neandarthal insanlardan önce de vuku bulduğuna dair hiçbir antropolojik ipucu yoktur. Bizi insan yapan ruhlarımızdır, bedenlerimiz değil.

İlerlemiş deneklerimden birisi "Ruhlar farklı sikluslarda yeryüzüne tohum atmıştır." diye dikkat çekiyordu. Geniş bir yelpazedeki deneklerden toplanan bilgi birikimi günümüzdeki kara kitlelerinin eski kıtalardan değişik olduğunu, bunların belki suya gömülmek, kataklizmik volkanik veya manyetik aktiviteler sonucunda değiştiğini önermektedir. Örneğin Atlantik Okyanusundaki Azor Adaları'nın batık Atlantis kıtasının dağlarının tepeleri olduğu söylenir. Gerçekten de yeryüzünün modern coğrafyasıyla özdeşleştirmediğim kadim topraklarda bulunduklarını tartışan deneklerim olmuştur.

Buna göre ruhların çeyrek milyon yıl önce tükenen Homo erectus' tan daha gelişmiş bedenlerde yaşamış olması ve fosilleşmiş kalıntıların coğrafi değişimlerden dolayı bizden gizli kalmış olması mümkün görünmektedir. Bununla beraber bu hipotez insanların fiziksel evriminin bir yukarı bir aşağı, sonra yine yukarı tarzda gittiği anlamına gelir ki bence olası değildir.

Şimdi deneğimi 9000 yıl kadar öncesine, gelişiminde önemli bir kilometre taşı olduğunu söylediği Afrika'daki bir hayata götürdüm. Bu onun rehberi Kumara ile birlikte geçireceği son hayattı. Kumara bu hayatı yaşadığı sırada ileri düzeyde bir ruhtu ve iyiliksever bir kabile reisinin etkin eşi ve danışmanıydı. Şimdilerde yaşadığı toprakların yerini Etiyopya'nın dağlık bölgeleri olarak saptadım. Deneğim Kumara'yı binlerce yılı kapsayan daha erken hayatlarından tanıyordu ve bunlar Kumara'nın yeryüzündeki son bedenlenmeleriydi. İnsan formundaki beraberlikleri deneğimin ırmaktaki bir kayıkta, Kumara'nın hayatını korumak için bir düşman mızrağının önüne atlaması ve hayatını kaybetmesiyle sona ermişti.

Kumara, kendisini sevgiyle dolu, maun rengi parlak bir cilde sahip, beyaz kabarık saçlarına tüyler takmış, iri cüsseli bir kadın olarak göstermektedir. Kalçasına sardığı bir parça hayvan derisi dışında çıplaktır. Kumara'nın boynunda gösterişli çok renkli taşlardan oluşan, bazı geceler rüyalarda deneğimin dikkatini çekmek için kulağının dibinde şıngırdattığı bir kolye asılıdır.

Kumara deneği geçmiş hayatlarda öğrenilmiş eski derslerin sembolik anılarının bir anda zihinde canlanması tekniğiyle eğitmektedir. Problemlere eski çözümler, mecazi resimli yap-bozlar şeklindeki yeni hipotetik seçeneklerle karışır. Kumara bu şekilde meditasyon ve rüyalarda öğrencisinin hatırı sayılır derecedeki bilgi deposunu sınar.
Saatime göz attım. Bu deneğin ölüm sonrası deneyimlerini keşfedeceksek, ikinci plandaki malumatlar için zaman kalmamıştı. İlginç ruhsal bilgiler elde etmek beklentisiyle onu hızla süperbilince geçirdim. Beni hayal kırıklığına uğratmayacaktı.

********************************************
--------------------------------------------------------
Bu deneğin yani ileri bilinçli varlığın bir çok görevi beraber yürüttüğünü yani dünyada ve ruhlar aleminde bir çok görevi beraber yaptığını belirten o çok ilgi çekici bölümleri atlıyorum ama gerçekten kaçırılmaması gereken bir bilgi yumağı,
--------------------------------------------------------
***************************************
Kumara'nın ruhsal aktiviteleri ile ilgili ek soruşturmalar sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Thece'nin yaratıcılık eğitimiyle devam ettim. Onun (kısaltarak yer verdiğimiz) deneyimleri bizi bir önceki bölümde Nenthum'un tanımladığı uygulamalı pratiklerin bir adım ilerisine götürecektir. Bilimselliğe eğilimli okuyucular için altını çizmek istediğim şey, bir deneğin yaratmayla ilgili malumat aktardığı sırada değer hükümlerinin dünya bilimini temel almadığıdır. Sağlanan verilen elimden geldiğince en iyi şekilde yorumlamak için özel bir gayret içinde olmam gerekir.

*******************************************
Dr. N: Ruhların eğitim programının büyük bir çeşitlilik gösterdiği anlaşılıyor, Thece. Şimdi eğitiminin başka bir yönüne girmek istiyorum. Hayatın yaratılışı sırasında enerjin, ışık, ısı ve hareket niteliklerinden yararlanır mı?
D: (irkilerek) Aa... biliyordun demek...
Dr. N: Bana daha başka neler anlatabilirsin?
D: Yalnızca bunun aşinası olduğumu...
Dr. N: Seni huzursuz edecek bir şey hakkında konuşmanı istemem, fakat ruhların eylemleriyle meydana gelen belli biyolojik sonuçlar hakkında senin de fikrini almak beni çok memnun ederdi.
D: (tereddütlü) Şey... ben pek...
Dr. N: (hemen girişiyorum) Yakın zamanlarda Kumara'nın seninle gurur duymasını sağlayan ne yarattın?
D: (direnç göstermeden) Ben balıklarda ustayımdır.
Dr. N: (devam etmesini sağlamak için kasten abartıyorum) Yani zihin enerjinle tam bir balık yaratabiliyor musun?
D: (asabileşerek) Dalga mı geçiyorsun?
Dr. N: O zaman, nereden başlıyorsun.
D: Embriyodan tabii ki. Hani biliyordun.
Dr. N: Yalnızca karşılaştırmalı kontrol için. Sana göre memeliler için ne zaman hazır olursun?
D: (yanıt yok)
Dr. N: Bak Thece, bir iki dakika daha benimle iş birliğine gayret edersen, bu konuyu daha fazla uzatmayacağıma söz veriyorum. Anlaştık mı?
D: (ara) Bakalım...
Dr. N: Tamam, temel bir açıklığa kavuşturma amacıyla, hayat geliştirmek için enerjinle fiilen neler yaptığını balık aşamasına gelene kadar anlat.
D: (gönülsüz) Çevre şartlarının... içindeki organizmalara talimatlar yöneltiriz.
Dr. N: Bunu tek bir dünyada mı yoksa eğitiminde yeri olan birçok dünyada mı yaparsın?
D: Birden fazlasında (bu gezegenlerin "yeryüzü tipinde" olduklarını söylemenin ötesine geçmiyor).
Dr. N: Halihazırda ne çeşit bir ortamda çalışıyorsun?
D: Okyanuslarda.
Dr. N: Su yosunu ve planktonlar gibi temel deniz canlılığıyla mı?
D: İlk başladığım zaman.
Dr. N: Yani balıkların embriyolarıyla çalışmanın öncesinde mi demek istiyorsun?
D: Evet.
Dr. N: O halde ruhlar ilk hayat formlarını yaratmaya başladıklarında, mikroorganizmalarla mı başlarlar?
D: Küçük hücrelerle, evet ve bunu öğrenmek çok zordur.
Dr. N: Niçin?
D: Hayat hücreleri... enerjimiz, onu molekülleri değiştirmek üzere yöneltmediğimiz takdirde başarılı olmaz.
Dr. N: O zaman kendi enerji akışınla, yaşamın temel moleküler elementlerini karıştırarak yeni kimyasal bileşikler ürettiğini söylüyorsun, öyle mi?
D: (başını sallıyor)
Dr. N: Daha açık olamaz mısın?
D: Hayır.
Dr. N: Şimdi ben bir toparlayayım ve eğer yanlışım varsa lütfen düzelt. Fiilen hayat yaratmada yetkinleşen bir ruh hücreleri bölebilmeli ve DNA'lara talimat verebilmelidir ve bunu protoplazmaya enerji parçacıkları yollayarak yapar, öyle mi?
D: Bunu yapmayı öğrenmemiz zorunludur, evet, onu bir güneşin enerjisiyle koordine ederek.
Dr. N: Neden?
D: Çünkü her güneşin etrafındaki dünyalar üzerinde farklı etkileri vardır.
Dr. N: Peki, bir güneşin bir gezegene kendi enerjisiyle doğal olarak yaptığı bir şeye girişim yapmak niye?
D: Bu girişim değildir. Yeni yapıları inceleriz... mutasyonları... bu şekilde izler ve neyin uygulanabilir olduğunu görürüz. Maddeleri değişik güneşlerle en etkin kullanıma göre ayarlarız.
Dr. N: Bir gezegende bir hayat türü evrimleştiği zaman, seleksiyon ve adaptasyonun gerçekleşmesinde mevcut koşullar doğal mıdır, yoksa zeki ruh zihinlerinin olan bitene katkıları var mıdır?
D: (baştan savarcasına) Hayatı misafir eden bir gezegen genellikle ruhların izlemesi altındadır ve yaptığımız her şey doğaldır.
Dr. N: Ruhlar erken evrelerdeki bir dünyada milyonlarca yılda evrimleşen biyolojik gelişim niteliklerini nasıl izleyebilir ve etkileyebilir?
D: Zaman bizim için yeryüzündeki yıl hesabı gibi değildir. Onu deneylerimize uyacak şekilde kullanırız.
Dr. N: Bireysel olarak evrende güneşler yaratır mısınız?
D: Tam ölçekli bir güneş mi? Yo, hayır, bu benim boyumu çok aşar... ve pek çok kuvvetin bir araya gelmesini gerektirir. Ben yalnızca küçük ölçekli bir üretim yapabilirim.
Dr. N: Ne üretebilirsin?
D: A... küçük yüksek düzeyli konsantre madde yığınları... ısıtılmış
Dr. N: Tamam, ama çalışman bittiği zaman yaptığın şey neye benzer?
D: Küçük güneş sistemlerine.
Dr. N: Minyatür güneşlerin ve gezegenlerin kaya mı, ev mi, ay mı boyunda, burada nasıl bir hacimden bahsediyoruz?
D: (gülerek) Güneşlerim basket topu boyunda ve gezegenler de... bilye kadar... yapabildiğimin en iyisi bu.
Dr. N: Bunu niçin küçük bir ölçekte yapıyorsun?
D: Pratik yapmış olmak için, ki böylece daha büyük güneşler yapabileyim. Yeterince sıkıştırdıktan sonra atomlar patlar ve yoğunlaşırlar, fakat gerçekte yalnız başına esaslı büyüklükte bir şey yapamam.
Dr. N: Ne demek istedin?
D: En iyi sonuçlar için birlikte çalışarak enerjimizi kombine etmemiz gerekir.
Dr. N: Peki, fiziksel evrenleri ve uzayın kendisini yaratan tam kapasite termonükleer patlamaları kim yapar?
D: Kaynak... Yaşlılar'ın konsantre enerjileri...
Dr. N: Oo, demek kaynak yardım alıyor?
D: Öyle zannediyorum.
Dr. N: Kumara ve onun üzerindekiler zaten işin ehliyken, senin enerjinin evrensel madde ve daha kompleks hayat yaratma zahmetine katlanmasının nedeni nedir?
D: Onlara katılmamız bekleniyor, tıpkı onların da tamamlanmış enerjilerini Yaşlılarla birleştirmeyi diledikleri gibi.

**********************************
Yaratmayla ilgili sorular daima İlk Neden konusunu gündeme getirir. Yıldızların ve gezegenlerin doğmasına yol açan, patlayan yıldızlar arası kitle bir doğa kazası mıydı, yoksa zeki bir güç tarafından mı planlanmıştı? Thece gibi denekleri dinlediğim sırada, ruhlar eğer daha büyük gök cisimleri yapmayı hedeflemiyorlarsa, niçin küçük ölçekli modellerle alıştırmalar yapsınlar diye kendime sorarım. Yaratıcılık güçlerini nasıl daha ileriye taşıdıklarını kanıtlayabilecek Düzey 6 veya daha üstünde hiçbir deneğim olmadı. Eğer olsaydı, ruhlar gelişim merhalelerinde daima ilerlediklerine göre, söz konusu düzeydeki varlıkların gezegenlerin doğumu ve ruhun kullanımına uygun daha yüksek zeka kapasitesindeki hayat formlarının geliştirilmesinin içinde yer aldıklarını öğrenmem şaşırtıcı olmazdı.

Mükemmelin daha altındaki ruhların niçin yaratılışa ortak edildiği üzerinde kafa yorduktan sonra, şu sonuca vardım. Tüm ruhlara, kendilerini ilerletmeleri için, daha alt zeki hayat formlarının geliştirilmesine iştirak etme fırsatı verilmiştir. Bu prensip olasılıkla ruhların niçin fiziksel bir form içinde bedenlendiklerine de uygulanabilir. Thece kaynak adını verdiği üstün zekanın bir yaratıcılar (Yaşlılar) kombinasyonundan oluştuğunu, bunların evrenleri ortaya çıkarmak üzere enerjilerini birleştirdiklerini kabul etmektedir. Bu düşünce, bedenlenmeyen yaşlı ruhların kombine edilmiş kuvvetlerini tanımladıkları sırada başka denekler tarafından da değişik biçimlerde ifade edilmiştir.
Bu kavram yeni değildir. Örneğin süregelen yaratılışların tek Tanrı'ya bağlı olmadığı fikri Hindistan'daki Jain mezhebinin felsefesidir. Jainler tam olarak mükemmelleşmiş ruhların bir evrensel yaratıcılar grubu olduğuna inanırlar ve onlara Siddhalar denir. Bu ruhlar tekrardoğuş zorunluluğundan tam olarak kurtulmuşlardır. Onların altında Arhatlar'ın ruhları bulunur; bunlar evrimleşmekte olan daha alt üç derecedeki ruhlarla beraber hala bedenlenmekte olan ileri aydınlanmışlardır. Jainlere göre gerçeklik yaratılmamıştır ve ebedidir. Bu yüzüyle Siddhalar'ın bir yaratıcıya ihtiyaçları yoktur. Doğu felsefelerinin çoğu bir başkanın yarattığı ilahi bir idareciler heyetinden yana tavır alarak Jainizmin bu öğretisine karşı çıkarlar. Bu karar Batılı zihin için de aynı şekilde daha makbuldür.

*********************************************
----------------------------------------------------------

K.lara dönelim yaratmada mimari kısım hususunda ve ortak çalışmalar olarak neler demişler,

--------------------------------------------------------------

S: (L) Bize neden böyle korkunç şeyler anlatıyorsunuz?
C: Konsorsiyumun yaptığını bilmeniz gerekiyor. Bu çoğunlukla Hintli çocuklara yapılıyor.
S: (L) Neden böyle şeyler yapılıyor?
C: Oryonlular ve onların insan ortakları, yeni bir ırk yaratmak ve bu ırkı insanlığın geri kalanı ile birlikte
kontrol etmek üzere büyük bir çaba harcıyorlar.
S: (L) Ruhlara ne oluyor? Bu proje yalnızca fiziksel mi?
C: Fiziksel. Ruhlar devam ediyor.
S: (L) Ruhlar nereye gidiyor?
C: Çoğunlukla buraya geri dönüyorlar.
S: (L) Bir kısmı başka yerlere mi gidiyor?
C: Bazıları diğer gezegenlere gidiyor.
S: (L) Bu projeden kim sorumlu?
C: Konsorsiyum.
S: (L) Bu iğrenç!
C: 'İğrenç' subjektif.
S: (L) Fakat tüm bunlar çok korkunç.
C: Hislerinizi anlıyoruz, fakat herşey sizin perspektifinize uymaz.
S: (L) Bunlar dünyaya neden oluyor?
C: Karma.
S: (L) Ne tür bir karma bunu getirebilir?
C: Atlantis.
S: (L) Atlantisliler bunların başımıza gelmesine neden olacak ne yaptılar?
C: Şu anda bunu yanıtlayamayız.
S: (L) Bizi ne koruyabilir?
C: Bilgi.
S: (L) Bu bilgiyi nasıl elde edeceğiz?
C: Şu anda bu kaynaktan size veriliyor.
S: (L) Ne tür bir bilgiyi kast ediyorsunuz?
C: Bu bilgiye sahipsiniz.
S: (L) Bize söylediğiniz bilgiler bizi nasıl korur?
C: Büyük bir savunma sağlar.
S: (L) Ne tür bir bilgi savunma sağlar?
C: Sadece hakkında bilgi sahibi olmak psişik bir savunma sağlar.
S: (L) İnsanlara bunu nasıl söyleyelim? Ve kime söyleyelim?
C: Diğerlerini yalnızca dolaylı olarak bilgilendirin.
S: (L) Nasıl?
---------------------------------------------------------------
C: Başkalarının seni yolundan alıkoymasına kesinlikle izin verme. Seni gerçekten uzaklaştıracak pek çok girişime maruz kaldın. Şimdi birkaç bildiri geliyor: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."
S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?
---------------------------------------------------

İbrani halkının kökeni ve Orion deney safhasında ne için devreye konulduklarını hatırlayalım ortak çalışma dışında bazı hassas kısımlar var,

------------------------------------------------------
S: (L) İbrani Halkının kökeni nedir?
C: Genetik inşa.
S: (L) Bu genetik inşayı kim yaptı?
C: Tahmin edin.
S: (L) Atlantisliler mi?
C: O kadar basit değil.
S: (L) Kertişler mi?
C: Ortak çalışmaya ne dersiniz?
S: (RC) Siryuslular ve Pleyadesliler mi?
C: Uzaklaşıyorsunuz.
S: (L) Oryon Birliği mi?
C: Evet, ama Komuta Zinciri'ni de katın. Size eşlik eden 2'inci yoğunluk varlıklarını kontrol altında tutma biçiminiz.
S: (L) Pleyades'te gerçekten canlıların yaşadığı gezegenler var mı?
C: Evet.
S: (RC) Peki Siryuslular?
C: Evet.
S: (L) Pekala, İbranileri Oryonlar yarattı. Bu genetik türün yaratılma amacı neydi?
C: Manipülasyon.
S: (L) Yahweh kimdi?
C: Sahte öğretmen.
S: (RC) Yehova kimdi?
C: Önceki yanıttakinin farklı bir isimlendirmesi.
S: (L) Peki İbrani genetik manipülasyonunun istenen sonucu neydi?
C: Güvensizlik ve düşmanlık yoluyla kölelik ve savaşların yaratılması ve böylece daha fazla kontrol.
S: (RC) Tetragramaton hangi ismin bir kodu...
C: Ayrıca 3'üncü yoğunluktan 4'üncüye yenilenen ve güçlendirilen "besin aktarımı."
S: (RC) Tetragramaton, Eski Ahit'te Tanrı'nın adının bir kodu. Bu kod kimi veya neyi temsil ediyor?
C: Eski metinlerin aldatıcılıklarına yakalanmamaya dikkat et, ama "Ben O'yum" anlamında kullanılıyor.
S: (RC) "Ben O'yum." Araştırmalarıma göre bu aynı zamanda "İsis"in bir diğer adı. Zecharia Sitchin'in bahsettiği "doğum tanrıçaları" hakkında soralım. (L) "Doğum tanrıçaları" diye birşey var mı?
C: Ağır olun, daha şimdi ne tavsiyede bulunduk???
S: (RC) Eski metinlerin aldatıcılıklarına yakalanmama mı? (L) Daha önce bunu sormuştuk ve bunun, eskilerin genetik deneyleri tanımlama yollarından biri olduğunu söylediler. (RC) Pekala, İbranice cinsiyet tanımlayıcıları bakımından oldukça spesifik bir dil. Eski Ahit'te Tanrı'nın adları arasında hem erkek, hem
de dişil ifadeler var. Neden?
C: Neden olmasın? Birşey işe yarıyorsa, kullanırsın.
S: (L) "Ben O'yum" dişi bir güç mü?
C: Cinsiyet sınıflamalarına takılmış görünüyorsun canım. Bu anlaşılabilir birşey, ama bir açıklama için kendini hazırla, çünkü başka yol yok gibi görünüyor. 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde düalite/ikilik yoktur. "Tanrı Gücü" 7'nci yoğunluktan "aşağı doğru" yayılır ve tüm yoğunluklara işler. Düaliteyle ilgili hiçbir sınıflama tanımaz, çünkü mükemmel bir şekilde harmanlanmıştır ve bu nedenle sürekli dengededir.
S: (RC) Ama orijinal metinlerde cinsiyet tanımları var?
C: Doğru, ama orijinal metinler de yanıltıcı nitelikte.

------------------------------------------------------
S: (L) Herhangi potansiyel bir evren herhangi bir anda seçilebilir mi? (T) Hayır, "müzik kutusu" fikri zamanla ilgiliydi. Değişken ve seçimli kavramını açıklar mısınız lütfen?
C: Nasıl olduğunu bilenler için, gerçeklik birleşimini dönüştürmek için istendiği anda evrenler yaratılabilir.
S: (L) Gerçeklik birleşimi nedir?
C: Ne gibi görünüyor?
S: (T) Gerçekliklerin bir evrenden diğerine değişmesi mi? Yeni bir gerçekliğin yaratılması, o yeni gerçekliğin eskiyle birleşip yeni bir evren yaratması. (L) Ya da farklı insanların gerçekliklerinin birleşip bir tür "ortak evren" yaratılmasıdır. "Kendi gerçekliğini yaratmak" gibi.
C: TR daha yakın.

-------------------------------------------------------
Kuantum rast geleliğini tesadüfler diye de tanımlayabiliriz ,tesadüfün olmadığını var olan bütün yaratımın bilgiler ortamından faydalanılarak inşa edildiğini belirten bir bölüm,
-----------------------------------------------------------
S: (Ark) Kuantum rastgeleliğinin kilit noktası nedir?
C: Uzun cevap.
S: [kahkaha] (Perceval) Tablada gerekli simgeler falan yok. (Pierre) Bunun için özel bir tablaya ihtiyacımız var!
C: "Saf" rastgelelik diye birşey yok.
S: (Ark) Kitabımı okuyorlar. [kahkaha]
C: Herşey bilgiyken saf rastgelelik diye birşey olabilir mi? Sizin aleminizde gerçekten var olan herşey daha üstteki bir bilgi aleminden türer. O halde nasıl "rastgele" olabilir? Kümeler.
S: (Ark) Kümeler mi? (Perceval) Matematiksel kümeler. Yanıt bu. (Pierre) Ne kümeleri?
C: Sizin aleminiz, yani 3. yoğunluk ve zaman bir "küme" teşkil ediyor.
S: (Ark) Küme teşkil ediyor...
C: Küme tanımlıdır.
S: (Ark) Ne? (Perceval) "Küme tanımlıdır."
C: Sınırlıdır.
S: (Mr. Scott) Yani eğer 4. Yoğunluğa gitmek istiyorsan, daha büyük bir küme yazabilmen için daha büyük bir kağıt parçasına ihtiyacın var demektir. Daha büyük bir kek dilimi.

------------------------------------------------------
Sanırım buraya kadar olanlar yeterlidir ,hatta yine uzunca oldu,

Sonuç olarak yaratımın ana çekirdeğinin değişim,sınırlama veya anti sınırlama, sembolizma, mimari ve gerektiğinde ortak çalışma  olduğunu söyleyebiliriz..



bozadi

#881
Paylaşımlar için teşekkürler Tgur. Newton'dan alıntılar da çok iyi olmuş yaratım konusunda. Varoluşsal hiyerarşilerin bir piramide benzetilip benzetilemeyeceğiyle ilgili şu kısım dikkatimi çekti:

Alıntı Yap
Dr. N: Eğer ruhlar olarak hepimiz gelişim merdiveninde yukarı doğru çalışıyorsak, benim edindiğim izlenim, ruh dünyasının organize edilen muazzam bir piramit olduğu ve tepesinde de yüce bir otoritenin bulunduğudur.

D: (içini çekerek) Hayır, yanlış. Piramit değil. Hepimiz aynı uzun dokumanın iplikleriyiz. Hepimiz onun içine dokunmuşuz.

Dr. N: Ruhlar için birçok yeterlilik katmanı söz konusuyken gözünde böyle bir dokumayı canlandırmakta güçlük çekiyorum.

D: Onu ruhların aşağılardaki ve yukarılardaki raflara dizildiği bir şey gibi değil, kendi içinde hareket halindeki bir bölünmeyen, bir kesintisizlik olarak düşün.


Yani, hangi yoğunluk düzeyinde bulunursa bulunsun tüm ruhlar eşit, hepsi tanrısal, hepsi tanrının, hepsi aynı varlığın birer parçası ve kendisi. Aralarında emir-komuta tarzı askeri bir hiyerarşik ilişki yok, eşitlik ve daha da önemlisi "birlik" ilişkisi var. K'lar o nedenle "biz siziz" diyorlar. Yine K'ların "Tüm ruhlar ileridir" ve "Herşey 7. yoğunluk" açıklaması da aynı gerçekliği vurguluyor.

Güneş sistemlerinin, gezegenlerin ve yine örneğin doğanın yaratım süreciyle ilgili anlatılanlar ilham verici. K celselerinde de bu yönde açıklamalar vardı ("zamanı geldiğinde 3. yoğunluktaki hayatı siz tasarlayıp yaratacaksınız" gibisinden).

Tgur

#882
Bozadi ben de teşekkür ederim ,M.Newtondan aktardığım kısımda bu konuda yani monoteist yaklaşımın reddedildiği konusunda özellikle ileri bilinçli  ruh ile yapılan hipnoz çalışmaları dışında da çok örnekler var çalışmaları izleyenler yani okuyanlar fark etmiştir, onların hepsini tek tek çıkarır yayınlardım ama biraz bizi izleyenlerin de gayret gösterip konuya yaklaşımlarını (okumayanlar tabii ki) zenginleştirebilirler,


Özellikle bu husus yazarın titiz zahmetli çapraz sorgulamalar tekniği ile kotarılmış uzun çalışmalarının bir neticesidir yani hipnoz ile uydurulmuş telkin edilmiş gibi karalama düşüncelerini tamamen yok eden saf ve gerçek bilgi üretilmiş ve kayda geçirilmiştir,

Yazar bu çalışmalar sayesinde gerçek bilgiye ulaştığını ve ulaşacağını eski yanlış eksik bilgilerinden deneklerin rehberleri ile de direkt iletişim kurarak bilgi  sağladığını ve ruhsal çalışmaların ne kadar mükemmel zarif olduğuna değinmekte,hatta  gerektiğinde bazı bilgilere muhatap olan yazar ve bizlerin hazır olmadığı endişesi ile rehberlerce verilmediğini baraj konulduğunu belirtmektedir,

Gelinen sonuç gerçekten bizler için mükemmel bir kazanç..


Tgur

#883
İLLÜZYONUN ANALİZİ

İllüzyon algı yanılmaları olarak bilimimizde günümüzde tanım bulmaktadır ,yanılma için ortadaki daha doğrusu yaşamımızdaki doneler dediğimiz kurgulanıp yaşamın öğeleri olarak kendi kendimize koyduğumuz hususlardır ,

Done dediğimiz olmazsa olmaz saplantısı ile takip ettiğimiz fenomenler, bedensel faaliyetlerimizin fizyolojik ihtiyaçlarına göre sıralanmış olanlar ,inanç diye dayattırılmış monoteizme ve dinlere göre gösterilen istikametler,doğanın işleyiş tarzına uyum sağlama davranışları,toplu yaşamı düzenleştirdiği dediğimiz örf ve adet dine bağlı olarak oluşturduğumuz kanun dediğimiz itaat faktörleri korkuları yok etmeğe yarayan yaşam disiplinleri ve daha akla gelmeyenler,

Bunları sıralamakla daha başka ne olabilir sorularına cevaben ,

Anlattıklarım DNA sı yüzde doksansekiz onda sekiz kısıtlanmış ve KH larca değişik uygulamayı kuramsal yaşam şekli diye doneleştirmeye çalışılmış öğeleri ihtiva eden DNA tuzakları olan insan bedeninin ortaya koyduğu algı yanılması "illüzyon" dur,bunun dışında donelerin çoğullaşıp belirli bir istikamette insan algısında gerçekleşmesi için yine KH larca ustaca yapılmış manipule ve onları da mantıksallaştıracak usulleri de göreceğiz ,

Algı yanılması ve bilim diye bulunduğumuz zaman içindeki bulunmuş anlayışları da bu işe dahil edebiliriz o köklü değişmez dediğimiz ve saplanıp kaldığımız bahsi geçen olgularla sınırlanmış hususlar bir an gelmiş tabiri caiz ise paramparça olmuştur ,

Newtonun bilime yaptıkları katkılar ve olan biteni anlamamıza oldukça yardımcı olan zannettiğimiz ve solid nesnelere dayalı kavramlar görecelik teorisi kuantum anlayışı ve atom altı parçalardaki bulunan ve bulunmaya çalışılan hususlar ortaya çıktıkça zihnimizde adeta savrulup atılmıştır,kısaca maddedeki o sayılabilen ve tartılablinen kavrayışlar şu ve bundan teşekkül etmiştir katiyeti taşımamaktadır izaha açık ve bir çok teori ile anlatılmaya çalışılan tezler doğurmuştur,

Bu durum sorgulayabilen ve arayışta olan bilinçleri doğurmuş ve bir illüzyona bağlanıp kalma işi adeta batağa saplanılmış hissi vermektedir, o halde alınan her bilgide illüzyon kalıntıları var mıdır şeklinde geniş bir tarama yapmak yani illüzyonun mantığını tam keşfetmek gerekir,

İllüzyonu besleyen hususlardan biri bilgilerin örtülü bir zihine sahip bir beyinle bu dünyada insan formunda bedenlenmişiz, yani bildiğimiz bir çok hususu hatırlayamıyoruz ve bilgilenerek keşfedin denen bir ortamda bulunuyoruz ,bu nedendir,

Kendini ispata açıp dağıtan o bu dağilımları bir de nefes alıp verme şeklinde sarkaç haretketine girerken bu dağılmalarda her zerresine serbest seçim uygulamaları vermiş onların bu faaliyetiyle elde ettikleriyle zenginleşip o aklımızın ermediği başka oluşumlara veya oluşum demekle de hata ve eksiklikte olabiliriz başka davranışlara girişecektir ,

Bu zerrelerin serbest seçim uygulamalarının biri de fiziki yaşam ve bu yaşamdaki varlıkları hep beraber çeşitli karmaşalara sokarak bağdaştırıp ayrıştırarak deneyler yapıldığını ve bunların nasıl olduğunu dilimizin döndüğünce anlayabildiklerimizden anlatmaya çalışıyoruz,

Bu dünya fizik yaşamına insanlar kapalı bir bilinç yapısı ile gelmişlerdir ve bu uzun döngüden kısa döngüye geçiştir ,yani evvelce serbest ve kendi orijinal benlikleri ile yani birle irtibatlarının devamlı olduğu ve oluşan fizik dünyada çok az bir dirençle karşılaşıldığında derhal bir üst yoğunluklara geçme serbestisinde olan ve kolayca gelişip o ruhsal yükselişle bire doğru toplanamayan insanlık kısa döngüye bilinçler kapatılarak geçirilmiştir ,bunu yakınlarda bir sembolizma olarak ifade edilen ve bir çok efsanede çeşitli değişik durumlara sokularak anlatılmaya çalışılan Ademin Birinci karısı "lilith" ile anlatılmaya çalışılmıştır ,lilith Ademle aynı şartlarda yaratıldığını belirtip ikincilliği kabul etmemiş ve bu sefer dişiliği ve erkek egemenliğini katı ve bariz bir şekilde kavramlaştırıp ortaya koyan Ademin kaburgasından Havva nın yaratılışı sembolizması devreye girmiştir ,buradaki bilgi hayat ağacındaki elmayı yiyerek sınırlanmayı kabul eden bir davranışı ve dualiteyi tam sergileyen durumu bir illüzyon özelliği ile ortama sunmaktı,

Eğer lililth devreye sokulsaydı ve dünya yaşamı öyle başlatılsaydı evvelki aksaklık devam edecek ve tekamül gecikecekti ,burada lilith belki de herm afrodit bir yaşantı ile ortama girecek dualitenin o içinde çırpındığımız olayları deneysel olarak gerçekleşmeyecekti,bu bir haksızlık ve düşük yaşamı reva gören bir düşünce dersek de  deneyin kısa döngüde sürmesinin yani kutuplar çatışmasının tekamülde öngörülen bir davranış olup olmadığı nasıl test edilmeden görülecekti ,yani K.ların bahsettiği her iki döngünün de faydalı ve zararlı tarafları vardır ifadesinin düşünülmesi gerek,

Konuyu biraz daha açmak istersek efsanelerden  anladığımıza göre lilith Adem ile aynı karakter ve yapıda olmanın dışında bir yaşamı kabul etmemiş yani ben gerektiğinde erkek gibi de davranmak isterim demiş tabii bu durumda Ademin dişi rolüne geçmesi gereken  bir yaşam şeklinin saçma sonuçlar doğuracağı görülüp vaz geçilmiş ve her iki cinsin karakterlerini fizik alemde sonuna kadar tam gösterebileceği bir deney tarzı seçilmiş,

 -------------------------------------------------------------

C: O halde belki şu anda neyden bahsettiğimizi anlamaya başlıyorsunuzdur? Bir seviyede ve bir anlamda.
S: (L) Bu varlıklar uzaydaki büyük menzilleri aşıp buraya nasıl geliyorlar?
C: Size daha önce söylediğimiz gibi yedi yoğunluk seviyesi var. Ve bu seviyeler sadece fiziksel, ruhsal ve eterik, ve maddesel varlık durumlarıyla değil, aynı zamanda, daha da önemlisi, farkındalık durumuyla ilişkilidir. Görüyorsunuz ya, farkındalık durumu, tüm yaratılışın anahtar unsurudur. Şüphesiz size bunun büyük bir illüzyon olduğunu söylediğimizi hatırladınız değil mi? Eğer bu gerçekten büyük bir illüzyonsa,hangisi daha önemli, fiziksel yapı mı, yoksa farkındalık durumu mu?
S: (L) Farkındalık durumu mu?
C: Kesinlikle. Şimdi ölçüm sistemine göre gittiğimizde, ki anlamanız için basitçe oluşturulmuştur, birden yediye kadar tüm yoğunluk sistemlerinde anahtar kavram elbette farkındalık durumudur. Başından sonuna kadar. Yani yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.
S: (L) Farkındalığımızı sınırlandıran şey nedir?
C: Çevreniz. Ve bu sizin seçtiğiniz çevre. Gelişim seviyenize bağlı olarak. Ve herşeyi sınırlandıran şey de bu.Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.
S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.
S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de
söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.
S: (L) Burada anahtar husus, herşeyin illüzyon olması mı?
C: Temel olarak, evet.
S: (L)Yani aslında...
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
S: (L) Duyguların saptırma için kullanılabileceği de doğru mu, yani çarpıtılmış olan ve tamamen bedensel veya sahte programlamayla yaratılmış duygular?
C: Sınırlandıran duygular ilerlemeye mani olur. Duygu aynı zamanda 3. yoğunlukta ilerlemek için gereklidir.Doğaldır. Varsayımlara dayalı sınırlandırıcı duyguları, kişiyi sınırsız olasılıklara açık olan duygularan ayırmaya başladığınızda, bu, bir sonraki yoğunluğa hazırlanıyorsunuz demektir.
S: (L) Peki ya sevgi?
C: Ne olmuş sevgiye?
S: (L) Anahtarın, cevabın sevgi olduğunu iddia eden pek çok öğreti var. Aydınlanmanın, bilginin, herşeyin sevgiyle gerçekleştirilebileceğini söylüyorlar.
C: Sorun "sevgi" terimi değil, bu terimin yorumlanışı. 3. yoğunluktakiler bu konuyu korkunç bir şekilde karıştırma eğilimindeler. Sonuçta pek çok şeyi sevgiyle karıştırıyorlar. Bildiğiniz şekliyle sevginin tanımı da doğru değil. Sevgi illa bir bireyin sahip olabileceği, bir duygu olarak da yorumlanabilecek bir his değil,daha ziyade, daha önce de söylediğimiz gibi, ışığın özüdür. Işık bilgidir ve bilgi sevgidir. Ve sevginin aydınlanmaya götürdüğü söylendiğinde, bu da çarpıtılmış bir ifadedir. Sevgi eşittir Işık eşittir Bilgi. Sizin ortamınızdaki yaygın tanımlarla sevgi, bir anlam ifade etmiyor. Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.

-------------------------------------------------------------
Aşağıdaki alıntıda takıntılanma hadisesinin nasıl olduğuna dair bariz bir izah yanında "nuh tufanının" bir sembolizma olduğunu yani böyle bir olay olmadığını ancak afetlerden evvel o bahsettiğimiz "von economo" hücrelerinin algısı ve süratli iletişimi ile bazı kişilerin uyarılıp haber verilerek hazırlanmaları sağlanmak istenmiş,
Bahsettiğim hususa örnek defalarca okuduğum ama atladığım ancak şimdi algıladığım idrak ettiğim bölüm,

"Olayları manipüle ederek değil, o insanların iman yoluyla bilgi edinmeleri ve olayda hayatta kalmak için deneyimlemeye gereksinim duydukları şeyleri deneyimlemeye uygun bir konuma doğal olarak gelmeleri şeklinde gerçekleşti."

Bu izah ile afetlere karşı hazırlık yapmaları önerilmiştir ,aynen Adem Havva sembolizmasında olduğu gibi,

--------------------------------------------------------------
S: (L) Daha önce İsa'nın muhtemelen genetik olarak seçilmiş bir hamileliğin ürünü olduğu tartışılmıştı.
Bunun nedenleri üzerindeki yorumlarınızı rica ediyoruz.
C: Genetik olarak seçilen bir gebelik yoktu. Bu yanlış.
S: (L) Peki öyleyse neydi?
C: Doğal bir gebelikti.
S: (L) Kastettiğim şey İsa'ya biyolojik baba olarak seçilen kişiyle ilgiliydi.
C: Sizin yoğunluk seviyenizde meydana gelen tüm doğumlar için de bu geçerli.
S: (L) Burada İsa'nın gayrımeşru olduğu yönünde ortaya çıkan ima ile ilgili yorumunuzu almak istiyoruz.
C: Eğer bunun bir şekilde onun veya aktardığı bilgilerin üzerinde bir gölge veya bir leke oluşturduğunu
düşünüyorsanız, söylediklerimize yeterince dikkat etmiyorsunuz demektir. Bilgi karşısında takıntı ile ilgili olarak söylenenleri duymadınız mı? İçlerinde, gelişimin tüm noktalarında daha fazla bilgiye erişmek için gerçekten çaba gösterenler, belirttiğiniz gayrımeşruiyet ile ilgili herhangi bir fikir ile bloke olmazlar. Eğer gelişip bilgi kazanmayı seçerseniz, hiçbir noktada hiçbir şey hakkında asla bloke olmaz veya takıntılanmazsınız. Fakat eğer bilginizi sınırlandırmayı ve takıntılanmayı seçerseniz, o zaman kendinizi sürekli bloke olmuş halde bulursunuz ve bu durum tüm yaşam deneyimlerinizde kendini gösterir. Bu,bireysel ruh gelişimi kalıbının bir parçasıdır. Tamamen seçime dayalı birşeydir. Bu nedenle bir başkasının bilgi edinme seçimine veya bunu nasıl yaptığına veya yapmadığına müdahale etmeniz mümkün değildir.Bir başkasının algılarını değiştirmeye çalışmanın gereği yoktur çünkü özgür iradeye müdahale anlamına gelir. Eğer biri aydınlanmak yerine takıntılanmayı seçiyorsa, bu onun seçimidir!
S: (L) Martek gezegeninden bahsetmiştik. Bu, eski insanların Mars'a verdikleri isim mi, yoksa dünya-dışıların bir isimlendirmesi mi?
C: Tarihinizin gelişiminin çeşitli aşamalarındaki pek çok şey gibi bu da her ikisinin bir birleşimi.
S: (L) Dünya gezegeninin, Martek ile etkileşimi öncesinde bir su buharı örtüsüne sahip olduğu belirtilmişti.Bu su buharı örtüsü nasıl havada asılı duruyordu?
C: O mekan-zaman noktasında, su buharı örtüsü, atmosferinizin kendine özgü bileşiminin doğal bir
unsuruydu.
S: (L) Yerçekimi seviyesi şimdikiyle aynı mıydı?
C: Sizin algılayabileceğiniz bir seviyede olmamakla birlikte biraz farklıydı. Bu fark, o buhar örtüsünün asılı kalmasının nedenlerinden biriydi.
S: (L) Nuh tufanı öncesindeki farklı yerçekimi durumu ve ayrıca su buharı örtüsü, gezegende şu anda mevcut olan koşullarla karşılaştırıldığında daha uzun insan ömrüne elverişli miydi?
C: Sadece belirttiğiniz koşullar değil, o mekan-zaman noktasında gezegende mevcut olan diğer tüm koşullar,daha uzun ömür için elverişliydi. Bu arada Nuh, gerçek bir tarihsel olaydan ziyade sembolik bir mesajdır.
S: (L) Tarihsel olay derken Nuh'un bir gemiye binmesini mi, yoksa tufanı mı kastediyorsunuz?
C: Öncelikle Nuh diye biri yoktu. İkinci olarak ise o hikayede belirtildiği şekilde gerçek bir tufan yoktu.
Üçüncü olarak da tüm hikaye, gerçek bir olaydan ziyade sembolik bir mesajdı.
S: (L) Peki gerçekte ne oldu ve buradaki sembolizmin bize verdiği mesaj nedir?
C: Bu çok genel bir temsildir. O süreçte gerçekten tüm gezegeni saran bir afet meydana geldiğini ve ruhsal gelişimlerinin bir parçası olarak bu afeti bedenlerini terk etmeden deneyimlemeye hazır olanların afetten önce uyarıldıklarını anlatıyor. Olayları manipüle ederek değil, o insanların iman yoluyla bilgi edinmeleri ve olayda hayatta kalmak için deneyimlemeye gereksinim duydukları şeyleri deneyimlemeye uygun bir konuma doğal olarak gelmeleri şeklinde gerçekleşti.
S: (L) O olayda Dünya'ya çok yaklaşan Martek'in yüzeyinde su var mıydı ve o su Dünya'ya mı boşaldı?
C: Bu gerçeğe çok yakın. Ama bundan çok daha karmaşık, bu nedenle şimdilik bu konuyu burada
bırakacağız.
-----------------------------------------------------------------
S: (L) Kutsal Kitap'taki "Kabil'in Damgası" hikayesinin anlamsal kökeni nedir? Fiziksel bir iz miydi?
C: Omurganın tepesindeki düğüm.
S: (L) Kambur gibi mi?
C: Hayır. Çıkıntı.
S: (L) Omurganın tepesindeki fiziksel bir düğüm müydü?
C: Sizde de ve diğer herkeste de var. Kafanızı hissedin.
S: (L) Oksipital (artkafa) yükselti mi?
C: Yakın.
S: (L) Peki bende varsa bu benim bir katil olduğum anlamına mı geliyor?
C: Hayır. Yılan Kardeşliği'nce yayılan bir batıl inanç.
S: (L) Peki Kabil'in damgası ne anlama geliyor?
C: Kıskançlık.
S: (L) Kimin kıskançlığı?
C: Tüm insanların.
S: (L) Bu iz yoluyla diğerlerinden ayırtılan bir insan grubu mu vardı?
C: Hayır. Bu, Kertenkeleler tarafından genetik mühendislik yoluyla gerçekleştirilen zayıf noktalarınızdan biri.
S: (L) "Ahit Sandığı" (Ark of the Covenant) neydi?
C: Güç hücresi.
S: (L) Bu güç hücresinin aslı nedir?
C: Kertenkeleler, diğer insanları manipüle etmeleri için Yahudilere vermişti.
S: (L) Bu nesneye yaklaşanların veya dokunanların ölmesinin nedeni neydi?
C: Aşırı enerji yüklemesi; ters elektromanyetizma yoluyla etki.
S: (L) Ters elektromanyetizma nedir?
C: İçe dönme.
S: (L) Bunun yarattığı etki nedir?
C: Maddenin sıvılaşması.
S: (L) Evet, çok hoş. Bu "hücre" bir çeşit süslü bür kutuda saklanıyordu, değil mi?
C: Evet.
S: (L) Yalnızca rahiplerin dokunabilmesinin nedeni neydi?
C: Yalnızca bencil bir amaç için kullanmayacak olanlar dokunabiliyordu.
S: (L) Yani bu nesneye yaklaşmak bile insanı yaralayabiliyordu, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Peki rahipler nasıl yaklaşabiliyordu?
C: Bencilce olmayan enerji alanı.
S: (L) Yani düşünce alanlarıyla etkileşebiliyordu?
C: Evet.
--------------------------------------------------
S: (L) Siyahlar genel olarak, kayıt edilmiş olan tarihin büyük bölümünde neden bu kadar ilkel bir zihin
kalıbıyla ve bu kadar ilkel koşullarda yaşayageldiler?
C: Modern etkileşimlerden yalıtım.
S: (L) Neden?
C: Karma. Gaddar hiyerarşik eski toplum yapısının cezası.
S: (L) Siyah insanlar Kertenkeleler tarafından beyaz insanlar kadar sıkça kaçırılıyor mu?
C: Evet.
S: (L) Bu konuda neden yok denecek kadar az şey duyuyoruz?
C: Genel olarak siyahların kültürü hakkında çok az şey duyuyorsunuz.
S: (L) Siyahlar kendi kültür yapıları içinde dünyadışılardan ve kaçırılmalardan haberdarlar mı?
C: Daha az farkındalar ve daha az tartışıyorlar.
S: (L) Medya yoluyla manipüle edildiğimizi biliyoruz. Hangi yöntemleri kullandıklarını ve amaçlarının ne olduğunu öğrenmek istiyoruz.
C: Daha net ol.
S: (L) TV veya filmler yoluyla zihinsel manipülasyon yapmak için hangi teknik yöntemleri kullanıyorlar?
C: Bildiğiniz görsel ve sözlü bombardıman.
S: (L) Bilinçaltı fikir aşılaması kullanıyorlar mı?
C: Çoğu zaman gerekmiyor.
S: (L) Çocukların dinlediği müziklerde onları programlamaya yönelik herhangi bir çaba var mı?
C: Evet.
S: (L) Bilinçaltına yönelik etkiler var mı?
C: Evet.
S: (L) Elektronik sinyaller mi kullanıyorlar?
C: Evet.
S: (L) Peki televizyon programlarında elektronik sinyalleri kullanıyorlar mı?
C: Kullandılar ama o kadar sık değil.
S: (L) Acil yayın sinyali testlerinde gönderilen bu tür herhangi bir sinyal var mı? (Ç.N.: Acil yayın sinyali;ABD'de bir dönem acil güvenlik durumlarında devlet başkanın tüm halka seslenmesine yönelik kurulmuş bir sistem.)
C: Hayır.
S: (L) Eğer kertenkeleler sık bir şekilde bizimle besleniyorlarsa ve gelip gezegenimize el koymayı
planlıyorlarsa, bunu neden 300.000 yıl önce üzerimizde hakimiyet kazandıklarında yapmadılar?
C: Sizinle aynı boyutta yaşama arzusu duymuyorlar.
S: (L) Neden?
C: Siz 3'üncü seviyesiniz, onlar 4'üncü seviye.
S: (L) Şimdi planladıkları şey nedir?
C: 4'üncü yoğunlukta sizi yönetmek.
------------------------------------------------------------
S: (L) Oklahoma'daki bombalamanın yurtsever hareketi ile ilgili olabileceği tespit edildi. Gerçekten bu
saldırının ardında onlar mı var?
C: Ne amaç, ne de yön olarak bu tür hiçbir bütüncül hareket mevcut değil. Son derece parçalı!
S: (J) Branch Davidian'larla ilgili olabileceğini okumuştum. (L) Doğru mu?
C: Hayır.
S: (J) Kontrol dışı gruplar mı? (T) Bunun arkasında tek dünya devleti mi var?
C: Hayır.
S: (L) Kontrol dışı gruplar mıydı sadece?
C: Yakın.
S: (L) Yani sadece... (J) Birkaç uçuk bir araya geldi ve... (L) Binayı uçurdular mı?
C: Manipüle edilmek, böylece zihni bulandırılmak ve şeytanların olmadığı yerde şeytanlar görüp şeytanların olduğu yerde ise onları görememek çok kolay.
S: (L) Yani bunu yapanlar manipüle mi edildi?
C: Evet.
S: (L) Bu manipülasyonun kaynağını söyleyebilir misiniz?
C: Çeşitli.
S: (L) Bu kaynaklardan bir tanesinin adını söyleyebilir misiniz?
C: Kertenkele ırkı.
S: (T) Başka bir tane söyleyin.
C: Onların bilinçli ve diğer ajanları.
S: (L) Kertenkelelerin insan ajanlarından birkaç tanesinin adını söyleyebilir misiniz? ...
C: Şu veya bu "zamanda" tüm insanlar
--------------------------------------------------------------
Ahit sandığının kertenkelelerce diğer insanları manipule etmeleri için yahudilere verilmiş ve ancak ona bencil amaç için kullanmayan rahipler dokunabiliyormuş ,doğrusu bu konudaki anlatılmak istenen derinliği baştan anlayamadım ,hem insanları manıpule etmeleri için özel kaderi programı olan yahudilere ver ama bencilce kullanma durumuna da girme,
Ama burada monoteizme tam takılmış ve insanlara tanrısal yolda iyilik yapıyorum konusuna inanmış kişilerin bunu bencillik dışı kullanabileceği  bakışına geçersek meselenin gizini çözmüş oluruz evet günümüzde bu yöne takılmış kişilerin yoğun olduğunu düşünürsek gayet normal,
----------------------------------------------------------------

S: (L) "Ahit Sandığı" (Ark of the Covenant) neydi?
C: Güç hücresi.
S: (L) Bu güç hücresinin aslı nedir?
C: Kertenkeleler, diğer insanları manipüle etmeleri için Yahudilere vermişti.
S: (L) Bu nesneye yaklaşanların veya dokunanların ölmesinin nedeni neydi?
C: Aşırı enerji yüklemesi; ters elektromanyetizma yoluyla etki.
S: (L) Ters elektromanyetizma nedir?
C: İçe dönme.
S: (L) Bunun yarattığı etki nedir?
C: Maddenin sıvılaşması.
S: (L) Evet, çok hoş. Bu "hücre" bir çeşit süslü bür kutuda saklanıyordu, değil mi?
C: Evet.
S: (L) Yalnızca rahiplerin dokunabilmesinin nedeni neydi?
C: Yalnızca bencil bir amaç için kullanmayacak olanlar dokunabiliyordu.
S: (L) Yani bu nesneye yaklaşmak bile insanı yaralayabiliyordu, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Peki rahipler nasıl yaklaşabiliyordu?
C: Bencilce olmayan enerji alanı.
S: (L) Yani düşünce alanlarıyla etkileşebiliyordu?
C: Evet.
-------------------------------------------------------------
S: (L) Hmmm, okumayı yeni bitirdiğim bu ilginç kitapta Ahit Sandığı'nın Etiyopya'da olduğu yönünde
geleneksel bir kabul ifade ediliyor. Ahit sandığı gerçekten Etiyopya'daki Siyon'lu Azize Meryem
Kilisesi'nde mi?
C: Hayır.
S: (L) Peki nerede?
C: Eğer bu bilgiyi sana ifşa etseydik, bu bir bebeğe el bombası vermeye yakın birşey olurdu!!
-------------------------------------------------------------
İllüzyonun özelliklerini incelerken evvelce incelediğimiz bir tekrar da olsa aşağıdaki bölüm bir çok karıştırılmış bilgiyi arap saçı düzeltir gibi farkındalık platformuna çekiyor,
---------------------------------------------------------------

S: (L) Nefertiti Akhenaton'un hükümdarlığının 12. yılında tarihten silinmiş gibi görünüyor. Akhenaton
hükümdarlığının 17. yılında ölmüş. Eğer Nefertiti Sara'ydıysa, ve Akhenaton İbrahim/Musa onu alıp
gittikten sonra peşlerine düştüğü sırada öldüyse, Nefertiti o beş yıllık süre içinde neredeydi?
C: Bir yere kapatılmıştı.
S: (L) Yani Nefertiti Sara'ydı ve İbrahim gelip bir şekilde onu kurtardı, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) MÖ 1627 ile MÖ 1588 arasında komet kümesinin geçişi sırasında ne oldu? Büyük bir dramanın
meydana gelmesine neden olan olaylar mı...
C: Evet.
S: (L) İbrahim Sara'yı aldı, Akhenaton onların peşinden gitti ve nehirde boğuldu, öyle mi?
C: Yakın.
S: (L) MÖ 1627 ile MÖ 1588 arasında yaklaşık 40 yıllık bir çöl yolculuğu olmuş gibi görünüyor. Thera patladığı sırada kaçmış olmalılar ve kırk yıl sonra da kometler gelmiş. O sürete İbrahim ve etrafındakiler ne
yapıyordu?
C: Bedeviler.
S: (L) Bu kabilede kaç kişi vardı?
C: 623.
S: (L) Yani Kutsal Kitap'ın bizi inandırmaya çalıştığı gibi binlerce kişi değil. Pekala, İbrahim oğlu İshak olarak geçen kişiyle aynı mı?
C: Hayır.
S: (L) Mısırlıların Nefertiti olarak tanıdığı Sara 90 yaşındayken bir çocuk doğurdu mu?
C: Hayır.
S: (L) Sara İshak'ın annesi miydi?
C: Evet.
S: (L) İbrahim neden oğlunu kurban etmek istedi?
C: Böyle birşey olmadı.
S: (L) Mısırlı Hacer kimdi?
C: Mısır Prensesi.
S: (L) Sara'nın hizmetçisi miydi?
C: Hayır.
S: (L) Sara'nın kızı mıydı?
C: ..Sara'nın Akhenaton'dan kızı.
S: (L) İbrahim'in Hacer'den bir çocuğu oldu mu?
C: Evet.
S: (L) Oldukça ensestimsi bir durum. Sara kendi kızının çocuğuna karşı büyük bir kıskançlık duyup İbrahim'in onu (ç.n. Hacer'i?) terk etmesini istedi mi?
C: Yakın.
S: (L) Bu kabile İsrail'e ne zaman varıp yerleşti? Bedeviler olarak geçirdikleri 40 yıldan sonra mı oldu bu?
C: Evet.
S: (L) Kral Davut konusunu da incelemem gerekiyor. Robin Hood gibiymiş. Peki, İbrahim'in Tanrı'yla
konuşması konusu nedir? Monoteizm bundan mı doğdu?
C: Yakın.
S: (L) Yani İbrahim ve kabilesiyle birlikte başladı. Hitit diyarından gelip kabilesine katılan Levi kardeşleri oldu mu?
C: Yakın.
S: (L) Bu hikayede değinmem gereken ama değinmediğim herhangi bir ayrıntı var mı?
C: Davut bir Levi'ydi.
S: (L) İbrahim'in soyundan mı geliyor?
C: Hayır.
S: (L) "Hitit diyarından" mı geldi?
C: Yakın.
S: (L) Ailesi Filistin bölgesine geldikten kaç nesil sonra doğdu?
C: 5.
S: (L) İbrahim'in akrabaları mıydılar?
C: Kısmen.
S: (L) Uzaktan akrabalık. Peki Davut ne yaptı? Gelip insanları mı birleştirdi?
C: Evet.
S: (L) Ahit Sandığı onlarda mıydı? Bu cisim 4. yoğunluk tarafından bu insanlara mı verildi?
C: Yakın.
S: (L) Esas olarak kime verildi?
C: İbrahim.
S: (L) Kim verdi?
C: Sara.
S: (L) Rachel'in babasının evinde yaptığı hırsızlık hikayesi aslında Sara'nın Akhenaton'dan Ahit Sandığı'nı
çalması hikayesi mi?
C: Evet.
S: (L) Akhenaton'un hırsla onları takip etmesine şaşmamak lazım. Demek Sara'nın peşinde değilmiş, Ahit
Sandığı'nı geri almak istemiş.
C: Evet.
S: (L) O cismi Akhenaton'a kim verdi?
C: KH 4. Yoğunluk.
S: (L) Burnuma kötü kokula geliyor! Davut'un büyükannesi Ruth'un bir Moablı olduğunu okuduk. O hikaye de başlıbaşına bir gizem. Pekala, Yahudi'lerin hapsedilme, köleleştirilme, ezilme vs ile ilgili anlattığı hikayenin kökeni nedir? Esaretle ilgili bu kabile anısının kaynağı nedir?
C: Sümer kavramı.
S: (L) Bu anlamlı. Sümerlerin Kutsal Kitap hikayelerindeki karışıma katkıları bu esaret fikri yani. Sümerlilerin genetik olarak kölelik için yaratılmayla ilgili kadim bir efsaneleri var. Tanrıların hizmetçileriydiler...
-------------------------------------------------------------------
Tamam, şimdi araştırmamız hakkında birşeyler soralım. Hemen netleştirmek istediğimiz meselelerden biri Kutsal Kase ve Ahit Sandığı.Ahit sandığı denen şey, yani daha önce tanımladığınız şekliyle Musa öncesi Yahudilere verilen cisim Kutsal Kase ile aynı şey mi?
C: Hayır.
S: (L) Yani tamamen farklı iki teknoloji var bu olaylarda?
C: O şekilde tanımlamak istersen.
S: (L) Neden böyle bir yanıt verdiler? İkisi arasındaki ayırt edici olan şey nedir? (A) Belki de "o şekilde"
demelerinin nedeni bunları "teknoloji" olarak isimlendirmiş olman. Belki de doğru terim bu değil.
Teknoloji bu işin bir parçası olabilir ama belki de en önemli kısmı değil. (Galahad) Söz konusu iki unsurdan biri bir KH aracı, diğeri de bir BH aracı mı?
C: Evet ve hayır.
S: (Galahad) Teşekkürler! Bu herşeyi netleştirdi!
C: Bu yakında kendiliğinden netleşecek bir mesele.
S: (L) Dünyadaki farklı grupların mimari veya sanatsal veya megalitik yapılarına bakarak aşağı-yukarı
teknoloji denebilecek şeylerin varlığını tespit edebileceğimiz şeklindeki görüşüm doğru mu?
C: Bir ölçüde, evet. Ama tek ipucunun bu olmasına izin verme. "Yaşam tarzını", metallerin varlığını ve
kullanımlarını, örneğin bir yanda altın, diğer yanda demir kullanımını göz önünde bulundurabilirsin.
S: (L) Yani bu konuda bakılabilecek bir sürü farklı ipuçları var. Tamam o zaman. Ahit Sandığı dediğimiz şey Baalbek'te miydi?
C: Hayır. Ama orada ileri bilgiye sahip olanlar vardı kesinlikle.
S: (L) Bunu yapmalarından nefret ediyorum: teorimi paramparça ediyorlar. Bir "kutsal kase grubu" ve bir
"ahit sandığı grubu" var mıydı?
C: Öyle söylenebilir.
S: (L) Baalbek Ahit Sandığı Grubu tarafından mı inşa edildi, Kutsal Kase Grubu tarafından mı?
C: Ahit Sandığı Grubuydu.
S: (Galahad) İşin bu kısmını netleştirdik. (L) Bir keresinde Nefertiti ve Sarah adlı kişilerin aynı kişi olduğunu konuşuyorduk. Şu anda da, kadim belgelerdeki önemli bazı ipuçlarına dayalı olarak bu bireyin aynı zamanda Truvalı Helen olabileceğini konuşuyoruz. Bu gerçekten de takip etmesi faydalı bir fikir mi?
İpuçlarının doğru bir değerlendirmesi mi?
C: Öyle!
S: (L) O zaman hikayeye göre Paris/Alexander de İbrahim'le aynı kişi ve Herodot'un Paris ve Helen'in
Mısır'da geçici olarak kalmasına dair hikayesi doğruydu?
C: Evet.
S: (L) Bir de ele almamız gereken erkek kardeş meselesi var. İbrahim'in Lut adlı bir yeğeni var. Bir yanda da Musa ve Harun, Yakup ve Esav, İshak ve İsmail var. Tüm bu kardeş çiftleri, kardeş olsunlar veya olmasınlar aynı hikayelerin, aynı kişiliklerin farklı yansımalarından mı ibaretti?
C: Büyük ölçüde ama başka hikayelerin unsurlarıyla da harmanlandı.
S: (L) Bu gerçek kardeşler anlamında bir kardeş/kardeş ilişkisi miydi?
C: Hayır. "Kardeşlik" ilişkisi "sahte" aktarım hattını meşrulaştırmak için yaratıldı.
S: (L) Yani bir kardeşlik ilişkisi yoktu, tabi hikayenin herhangi bir kısmının doğru olduğunu kabul edersek.
Öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Hikayedeki değişiklik unsurlarından biri Yakup'un kardeşi Esav'a bir "nimet" veya "hediye" vermesiydi.Bu anlatım, o hikayede Yakup olarak görünen Musa'nın bir başka birine birşey, önemli birşey verdiği gerçeğinin bir yansıması mı?
C: Evet.
S: (L) Veren Musa/İbrahim miydi?
C: Evet.
S: (L) Verdiği şeyi kime verdi?
C: "Musa" soydaşlarının yozlaşmaya direnme yeteneğiyle karşılaştırıldığında cismin tehlikesinin daha büyük olduğunu sonunda anladı. Cismi yaratıcısına verdi.
S: (Galahad) Cismi yaratanlar KH güçleri miydi yoksa BH güçleri mi?
C: KH güçleri.
S: (Galahad) Yani Ahit Sandığı KH güçleri tarafından yapıldı. Bu durum Musa'nın bazı gerçeklerin farkına
varmasını mı sağladı? Musa uyanmaya mı başladı?
C: Evet. "Melekle mücadele" hikayesi önemli bir dönüş noktası ve geri veriş anıydı.
S: (L) Esav'ın söyledikleriyle ifade edecek olursak, verilen nimet neydi? Eğer cismin "meleğe" verilmesi ahit sandığının iade ediliş olayıydıysa? Oradaki hikaye neydi?
C: İki ayrı olay.
S: (L) Kısacası ahit sandığı melek denen şeye iade edildi. Ama sonra bir başkasına bir başka şey verdi. Daha önceden size bu konuda soru sorduğumda, Esav'a verilen şeyin "Ezilmiş gazap yaprakları, enkarne mavi elmalar" olduğunu söylemiştiniz ve bunun "çekirdek anlamını" araştırmam gerektiğim söylendi. (ç.n.: ing."core" = çekirdek)
C: Peki "Kore" kimdi?
S: (L) İbrahim'in kızı mıydı?
C: Perseid ailesinin yaşayan son üyesiydi.
S: (L) Kadın mıydı, erkek mi?
C: Kadın.
S: (L) Peki İbrahim bu kadını nasıl ele geçirdi?
C: Metni araştır, göreceksin.
S: (Galahad) Kore'nin Perseid ailesinin son üyesi olduğunu söylediniz. Peki Paris o ailenin bir üyesi miydi?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim onu kaçırdığı için o kişi İbrahim'in grubunun bir parçası mı oldu?
C: Bu soru doğru yönde gidiyor ama o kadar basit değil.
S: (Galahad) Kaçırılan kişinin bir kadın olduğunu mu söylüyorlar? Helen olabilir mi?
C: Hayır!
S: (L) Daha önce Helen'in genetik olarak üzerinde oynanmış bir Hititli olduğunu söylemiştiniz. Onun
ebeveynleri mitoloji dışında bizim aşina olduğumuz biri miydiler?
C: Hayır.
S: (L) Yani soyu tamamen mitolojikti. İddia edildiği gibi saygın bir ailenin veya bir kraliyet ailesinin bir üyesi miydi?
C: Bununla ilgili bir keşif yapacaksın.
S: (L) Perseid ailesinin yaşayan bu son üyesine dönecek olursak... Yakup kişiliğiyle İbrahim'in bir başkasına verdiği kişi kimdi? Bu kişi kime verildi ve neden?
C: "Helen"in hiddetinden korunmak için.
S: (L) Mısırlı Hacer'in hikayesinde bunun bir yansıması var. Kime verildi?
C: "Ejder Öldürenler."
S: (L) Daha önce Helen/Nefertiti/Sara'nın Akenaton tarafından kilitlendiğini söylemiştiniz. Tam olarak neden kilitlendi?
C: Akenaton işlev gösteremeyecek hale geldi ve eylem başkaları tarafından gerçekleştirildi.
S: (L) Tahmin ettiğim gibi Akenaton delirdi mi?
C: Öyle denebilir.
S: (L) Bir firavunla ilgili hikayede anlatıldığı gibi Nil'e düşüp bir timsah tarafından yendi mi?
C: Timsah yok.
S: (L) Sadece suya düşüp boğuldu mu?
C: Kendisine bu hususta "yardım edildi" demek daha doğru olur.
S: (L) Zavallı adam başından beri bir kurbanmış gibi geliyor bana.
C: Evet.
S: (L) Menotho'nun anlattığı veba hikayesi bir cüzzam hikayesi miydi yoksa başka birşey mi?
C: Cüzzam dahil pek çok unsur.
S: (L) Diğer unsurlar nelerdi?
C: Göktaşı yağmurlarıyla ilgili yazıları dikkate al.
S: (L) Radyasyon hastalığının herhangi bir kısmı, tahmin ettiğimiz gibi ahit sandığının etrafında olmaktan mı kaynaklandı?
C: Koruyucu bir kap içinde tutulduğundan pek sayılmaz.
S: (L) Helen/Nefertiti/Sara bir yere kilitlenmesinin gerekmesine katkıda bulunan bir tür hastalığa yakalandı
mı?
C: Hayır, hatta onu bir şüphe konusu haline getiren şey hastalanmamasıydı.
S: (L) Yani cüzzama yakalanmadı. Miryam o halde Helen/Nefertiti/Sara unsurunun bir parçası değildi, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Helen Argolu muydu?
C: Hayır.
S: (L) Argolu biri var mıydı?
C: Evet.
S: [Gülüşme] (L) Yani, özellikle bu hikayenin içindeki biri anlamında sordum.
C: Evet, elbette ve bu çok önemli bir ipucu olabilir!
S: (L) Metinleri okurken Libyalıları ve Etiyopyalıları okuduk ve öyle görünüyor ki, Delta'da yaşamayan herkes ya Libyalı olarak tanımlanıyor ya da Etiyopyalı. Libyalı/Etiyopyalı denen, Mısır'da ve Kuzey Afrika'nın diğer bölgelerinde yaşayan bu kişiler kimlerdi ve nereden gelmişlerdi?
C: Çeşitli zamanlardaki çeşitli kimlikler.
S: (L) Yani farklı zamanlarda farklı halklara verilen isimlerdi bunlar ve meseleleri netleştirmek için belirli
zamanlardaki belirli gruplar hakkında spesifik sorular sormamız gerekecek. Manetho'nun bir Libya isyanı
olarak kaydettiği, MÖ 2676'daki Çıkış olayındaki "Libyalılar" kimdi?
C: Sümer ve Ari karışımı.
S: (L) Bu grup en sonunda Girit'e mi gitti?
C: Evet.
S: (L) Daha önce Mısır'daki piramitlerin, yani Gize'deki Büyük Piramit'in ve onun yanındakilerin Atlantislilerin torunları tarafından inşa edildiğini söylemiştiniz. Atlantislilerin torunlarının tam olarak hangi grubunun o piramitleri inşa ettiğini öğrenmek istiyoruz.
C: Birkaç noktayı daha birleştirene kadar bu soruyu beklet.
------------------------------------------------------------------
Bu arada yeri gelmişken illüzyonun faydalı tarafları da vardır ve dünya tıbbında kullanılır "placebo" etkisi ,yani bazı hastalıklara iyi gelecek denerek mesela ağrı kesecek yeni bir etken madde bulunduğu öylenir ve  deneklerin bir kısmına etken madde ihtiva etmeyen etkisiz madde içeren ilaçlar verilir ve bu o kişilere söylenmez yani onlar etken madde aldıkları illüzyonuna sokulur sonuçlar kaydedilir ve placebo tip ilaç alanların yarıdan fazlasının ağrılarının geçtiği görülür,bu da bize illüzyon vasıtası ile bedenin yani yanıltılı algıya kapılmakla insan beden işlevlerinin bile etkilendiğini gösterir,

Bu konuyu evrensel dile çevirirsek aldatılmak, insanları yankı odalarına kilitleyen unsurlardan biridir,

İllüzyon konusunu açarken ritüellere dokunmaya çalışalım ,
Ritüeller bulunulan ortam bilinci dışına çıkmayı çeşitli usullerle tekrarlarla sağlanmaya çalışılıp gerçekleri sorgulama özelliği kazanmak için yapılan ve meditasyon da dediğimiz uğraşılardır genelde uğraştırıcı denilen dünya yaşam bilincinden kaçmak ve dingin bir ruh haline gelebilmeyi becerebilmek ile de tanımlanır,
Ama günümüzde dinsel yollarla emir olarak verildiğini ve mutlak yapılmak gerek dayatmaları ve ilahlaştırılmış tabu kriteri haline getirilmiş hali onun hakiki sebebini ortadan kaldırır,

Yani bir ritüel yap kusurlarının hepsi otomatik olarak temizlenir için rahat olsun ve sonra kusurlar da bu hayatın cilveleridir diye kusurlu yaşantına devam et ,nasıl olsa ritüel var ya ,yapar kusurlarından arınırsın,böylece takıntı vasıtası haline gelmiş ritüeller ülkemizde ve islam toplumunda bolca uygulanır ve görüldüğü gibi bahsettiğimiz bu değil..

K.lar da bu tip takıntılı ritüel hallerinin yapılmamasını ve ortamdan uzaklaştırılmasını ama saf bilinç haline getirecek meditasyonun yapılmasını isterler,

İşte bu işin içinde tekrarlamalar bahsini de görüyoruz K.alıntılarındaki tekrarlamaları benim de kullandığımı görüyorsunuz ve bir kısım dostların bunlardan sıkıldıklarını hissediyor gibiyim,oysa tekrarlamaların benim gözümde hiç bir zaman sıkıntısı olmaz zira her tekrar da evvelce kaçırdığım anlamını genişletmediğim hususlar ile karşılaşıyorum ve onu çözmek için düşünmeyi  ve bilgi çıkınını karıştırmayı devamlı devreye sokuyorum ve bilgilenme yolunda benim kazancım oluyor,
-------------------------------------------------------------------
S: (L) Yaptığımız ritüellerden herhangi biri daha fazla kaçırılmamıza karşı koruma sağlıyor mu?
C: Belki. Enerji alanları olan bazı kristaller. Bilginiz varsa korumaya ihtiyaç duymazsınız.
S: (L) Bu bilgiyi nasıl elde ederiz?
C: Bilinçaltınızın derinliklerinde.
S: (L) Bu bilgiyi ne zaman elde ettik?
C: Doğumdan önce.
S: (L) Koruma için yapabileceğimiz başka herhangi birşey var mı?
C: Öğrenin, meditasyon yapın, okuyun.
S: (L) Şu anda yapmamız gerekeni yapıyor muyuz?
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Kertişlerin saldırısına karşı kişinin kendisine koruma oluşturma amacıyla gerçekleştirebileceği herhangi bir ritüel var mı?
C: Ritüeller faydasız.
S: (L) Kullanabileceğimiz herhangi bir teknolojik yöntem var mı?
C: Gerekli olan tek savunma bilgidir. Bilgi, sizi varoluştaki tüm olası zarar biçimlerine karşı korur. Daha fazla bilginiz oldukça daha az korkunuz olur, daha az acınız olur, daha az gerilim hissedersiniz ve herhangi tür veya biçimde daha az tehlike deneyimlersiniz. Şimdi bunu çok dikkatlice düşünün çünkü bu çok önemli:"Bilgi" sözcüğünün ardındaki kavramın herhangi bir sınırı var mı? Eğer bu kavramın sınırı yoksa o kelimenin değeri nedir? Sonsuz. Bu tek kavramın, bu tek anlamın sizi bütün sınırlandırmalardan nasıl serbest kıldığını anlayabiliyor musunuz? Bilgi kelimesinin ve bu kelimenin manasının, ihtiyaç
duyabileceğiniz herşeyi nasıl sağlayabildiğini anlamak için altıncı duyunuzu kullanın. Dikkatlice
düşünürseniz, bunun doğruluğunun işaretlerini göreceksiniz.
S: (L) Bu, kitaplardan öğrenilen bilgileri kapsıyor mu?
C: Kelimenin ifade ettiği kavramın tüm olası anlamlarını kapsıyor. Sadece tek bir terimin, bu tek kelimenin nasıl bu kadar çok mana taşıdığını düşünebiliyor musunuz? Bunun tamamen farkında olmadığınızı algılıyoruz. Aydınlanmanın belirtilerini görebilirsiniz ve aydınlanma bilgiden gelir. Bilgi elde etmek ve bilginizi arttırmak için sürekli olarak çaba gösterirseniz, meydana gelebilecek tüm olası negatif şeylere karşı kendinize bir koruma sağlamış olursunuz. Bunun neden böyle olduğunu biliyor musunuz? Daha fazla bilginiz oldukça, kendinizi nasıl koruyacağınız konusunda daha fazla farkındalığınız olur. Sonunda bu farkındalık o kadar güçlü ve o kadar kapsamlı hale gelir ki, kendinizi korumanız için belirli şeyler veya ritüeller yapmanıza hiç gerek kalmaz. Koruma, bu farkındalıkla birlikte doğal olarak gelir.
S: (L) Bilginin, edinilmesi veya kabulü dışında bir cismi veya bir varlığı var mı?
C: Bilgi tüm cisimleri kapsar. Tüm varoluşun çekirdeğine gider.
S: (L) Yani bilgi kazanmak, kişinin kendi varlığına birşeyler eklemesi anlamına da geliyor...
C: Öyle. Kişinin, varlığına arzu edilebilir herşeyi katması demektir. Ve ayrıca, şu anda olduğu gibi ışığa ulaşma yolunda çaba gösterirken, gerçekten bilin ki ışık bilgidir. Bu, tüm varoluşun çekirdeğindeki bilgidir. Bilgi,tüm varoluşun çekirdeğinde mevcut olması ile, varoluştaki tüm negatiflik biçimlerine karşı koruma sağlar.Işık herşeydir ve herşey bilgidir ve bilgi herşeydir. Siz de bilginizi arttırmada son derece başarılısınız. Şimdi tüm ihtiyacınız olan şey, tüm ihtiyacınız olan şeyin bilgi edinmek olduğuna inanmanız ve bunu kavramanızdır.
S: (L) Bilgiyi edindiğim kaynağın aldatıcı bir kaynak olmadığından emin olmak isterim.
C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır. Tüm varoluşun kökünde olduğu için,bilginin kabul ettiği şey, sizi yanlış veriyi benimsemekten koruyacaktır. Yanlış veri bilgi değildir. Sadece açık bir şekilde bilgi edinmeye çalıştığınızda yanlış veriyi benimseme konusunda korku duymanıza gerek yoktur. Bilgi koruma sağlar -- ihtiyaç duyabileceğiniz tüm korumayı.
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Mum yakma, tuz, adaçayı, şamanistik ritüeller ve bu gibi şeyler mi? Bunların hepsi faydasız mı?
C: Olabilir.
S: (L) Adaçayı faydalı değil mi?
C: Öğrenme sürecindesin; "Ritüel yapmamanız iyi" dediğimizi hatırlıyor musun?
S: (L) Yani gücün bilgiden geldiğini ve asıl önemli olanın ve korumanın bilgiyle sağlandığını söylüyorsunuz.
C: Aynen öyle. Bu çok ama çok önemli.
S: (L) Alexandra David Neel, bir lamadan alıntı yaparak, kendi zihinlerimizin çocuklarına ve başkalarının zihinlerinin çocuklarına karşı, üst seviyeli negatif varlıklarca yaratılmış olabilecek düşünce kalıpları gibi şeylere karşı dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor. Eğer böyle şeylerin var olduğunu kabul etmezsek gene de bizi avlayabilirler mi?
C: Ritüellerdeki enerji doğrudan Kertenkelelere gidiyor.
S: (L) Tanrı adına yaptığımız dualar bile mi?
C: Dua etmekte bir sakınca yok. Organize din, ritüellere neden saplantı derecesinde önem veriyor
sanıyorsunuz?
S: (L) Aynı şey şamanistik uygulamalar ve benzer şeyler için de geçerli mi?
C: Aynen.
S: (L) Havuzumun tekrar temiz hale gelmesi nasıl oldu?
C: Kendi enerjini tekrar topladın.
S: (L) Yani ritüellerle bir ilgisi yoktu?
C: Doğru. Ritüellere rağmen başardın. Ama şanslıydın, başka türlü de olabilirdi.
----------------------------------------------------------
Ritüelle Meditasyonu ayıklamak gerek,
-----------------------------------------------------------

S:(BP) Ek DNA'yı nasıl alıyoruz? Nasıl gelişiyor? (L) Dünya bu yaklaşan dalganın etkileriyle bombardımana tutuluyor. (F) Bir deniz dalgasına benzer birşey olarak tanımlandı. (L) Evet, ve buraya geldiğinde bunun ruhsal bir termonükleer patlama gibi olacağını söylediler ve bu kulağa hoş geliyor... hepimiz havaya uçacağız! (BP) Belki de söylediklerini kelimesi kelimesine ele almamanız gerekiyordur. (GB) BP, neden şimdi tablayı denemiyorsun? Meditasyon yoluyla bilgi alabilir miyiz?
C: Evet.
S:(GB) Önce ışığın gelmesini isteyerek mi?
C: Olabilir.
S:(L) Ama ritüellere dikka et. (GB) Meditasyon...
C: Ritüeller sınırlandırıyor.
S:(GB) Meditasyon, DNA değişim süreçlerini hızlandırıyor mu?
C: Sürekli olursa, genel olarak evet.
S:(L) Düzenli yaparsan. (GB) Ne kadar sık? (L) Hergün veya zahmetsiz bulduğun ölçüde. (TM) D--- bir BH adayı mı?
C: Evet.
------------------------------------------------------------------
Ritüellerin zorlama ve dayatma sınırlandırıcı unsurlarını barizleştiren şeyler olduğunu anlatan kısım
önemli olan seçim,ve illüzyonun seçimi bulandıracak bir husus olduğu,
-------------------------------------------------------------------
S: (L) Sorun şu ki, sürekli endişe durumu, her gün başka bir kriz yaşamak insanı sonunda yıpratıyor ve insan artık başka herhangi bir konu üzerinde odaklanamıyor.
C: Belki kişi diğer konular üzerinde odaklanarak krizleri çözebilir. Görüyor musun, akışı sınırlandırdığın
zaman, kanalı sınırlandırıyorsun. Ve kanalı sınırlandırdığında, olasılıkların önünü kapatıyorsun. Ve orada olanı görmek çok zor, hatta imkansız hale geliyor. Bu yüzden tüm ritüelleri bırakmanız gerektiği
konusunda uyardık. Çünkü ritüel akışı sınırlandırıyor, dolayısıyla da olasılıkları sınırlandırıyor. Senin
tanımladığın şey de, sizin deyişinizle ekonomik sıkıntı ve büyük ölçekli finansal baskılar ve bunlar sizi
sınırlandırıyor. Fakat aslında sınırlandırıcı olan bu durum üzerinde yoğunlaşmandır, durumun kendisi
değil. Ve şunun farkına varıyoruz ki, ilgi enerjini odaklamakta ve kanalın akışını açmakta zorlanıyorsun.
Fakat bu kesinlikle imkansız değildir. Özellikle senin kadar güçlü bir insan için. Önemli olan neyi
seçtiğindir, ne yapmak ZORUNDA olduğun değil. Önemli olan ne yapmayı SEÇTİĞİN.
----------------------------------------------------------------
S: (L) Pek çok seviyede sınırlandırıcı olduğu konusunda bizi uyardığınız ritüeller konusu hakkında birşeyler
daha öğrenmek istiyoruz. Bunun nedeni nedir?
C: Eğer bir birey, faaliyetlerine en büyük ölçüde samimi bir inanç gösteriyorsa, bir seviyede bir fayda mutlaka görecektir. Fakat, sırf bazı kalıpları izliyor olmak için bazı kalıpları izlemek, mutlak faydaların meydana gelmesi için gerekli samimiyet ve inancı üretmez. Dolayısıyla, her zaman olduğu gibi, birey, bu soruyu yanıtlamak için dıştan değil içten aramalıdır. Anlıyor musun? Bir örnek verecek olursak, sen kesinlikle bununla her zaman karşılaşıyorsun. Eğer bir kitabın sayfalarında, şu veya bu türde bir ritüel
öneren bir yazı okuyorsan, ve o sayfalarda basılı olan kelimeleri okuduğun için o ritüeli izliyorsan, bu sana gerçek anlamda, içten mümkün olan en büyük ölçüde, gerçek bir tatmin ve başarı sağlar mı? Bunun yerine, belki birinin veya birilerinin bir ritüel olarak yorumlayabileceği veya tanımlayabileceği, ama senin içinden gelen ve DOĞRU olduğunu hissettiğin bir faaliyeti kendin geliştirirsen, ve eğer buna karşı samimi ve tam bir inancın varsa, o faaliyet ne olursa olsun, onun doğru olduğunu hissetmez misin?
S: (L) Evet.
C: O halde soruyu yanıtladık, değil mi?
S: (L) Evet, teşekkür ederim.



Tgur

#884
MOZAİK OLGUSU

Ruhların maceraya başlayıp bir insan formu safhasında iken şu soru zihnimde dolaşmaya başladı eğer bu yoğunluk derslerini bitirip üst yoğunluğa geçersem ve kendi kabiliyetlerimi incelersem neler görür ve ararım,

DNA mın o eksiltilmiş parçalarını tekrar kazanmışsam ve herşeyin bende birleştiğinde isem hemen bir kabiliyetlerini devreye koyabilir miyim, doğrusu bu soruya cevap verecek durumda değilim ancak gerçekleştiğinde anlayacağız ,yalnız 5 yoğunluğa geçip oraları özelliklerini bakarsak  "Ruhların Yolculuğu" ve "K. bilgilerinden" faydalanarak orada rafine bir inceleyişden sonra ruhların bazı kademelere ayrıldığını bazılarının dersanelere girip eğitime devam ettiklerini bazılarının oraları es geçip başka yerlere gittiğini bilince zihnimizdeki sorular ruhların da bir başlangıç ve gelişme konusunda klasmana uğramış hallerini tesbit ediyoruz ,yani kuluçkadan çıkış ve bir öğreniş başlangıcı her şey birden bire tam değil ,bir gelişme mozağini dokumak ve bunu biteviye genişletmek,

Ruhların başlangıcında ve tekamülünde mikro ve makro yansımaları ele almamız lazım yani M.Newtonun söylediği gibi bebek ruhlar ve yaşlı ruhlar ve aralarındakiler şeklinde farklar var,

Bütün bunlardan evvel mozaik olgusunun genel karakteri hakkında bir şeyler söylemek lazım ,bu bir puzzle değil yani evvelden işlenmiş yerleşmiş bir motif yok parçaları birleştirip gerekli neticeye ulaşalım burada her bir ayrılan parçanın var oluş parçasının serbest seçim uygulayarak işlediklerinin birleşimini görmek var ve bu birleşim devamlı genişleyerek yürüyor veya nicelik takıntımız olarak biz genişleme diyoruz bir birikim ama bunun ölçüsünü sadece özel bir nitelik olarak adlandırabiliriz,

Nefesin verilmesi dağılmayı ,alınması toplanmayı anlatıyor yani insan nefesi gibi farkında olmadan bir şeylerin devamlı yürümesi,

Mikro makro yansımalarına gelince yani nefes alıp verme benzeyişine gelince ruhların oluşumunu da aynı olaya bağlamalıyız yani ruhlar sanki bir kuluçkadan çıkar veya bir yumurtadan bir rahimden çıkar gibi oluşmakta ,bunu bir dostuma söyleyince "dur orada ben bunu şimdi kaldıramam" dedi, gerçekten konu buraya gelince şöyle irkiliyoruz ,ne oluyor işler bu kadar basit bildiklerimize mi benzeyecek,

Evet bebek gibi doğmak zorunda, zira var oluşta oluşlar birbirine atıf yapan bir mozaik örüntüsü, ancak ruhun bu serüvenini enkarne yoluyla gelişime giren ruhlar ve başlangıçta olan bebek/genç ruhlar yaşlı ruhlar şeklinde de ayırmamız gerekli,

Bu noktaya gelince yine Michael Newtonun hipnoz denek ve yorumlarına bakmalıyız,arada yorumlarını ayırmadım onları fark edersiniz,
------------------------------------------------------------
"Ruhum büyük, düzensiz, bulutsu bir yığından yaratıldı. Bu yoğun, pülzasyon yapan mavimsi, sarı ve beyaz ışıktan minicik enerji parçacıkları olarak çıkarıldım. Bu pülzasyonlar ruh maddesinden meydana gelen dolu fırtınalarını dışarı gönderiyor. Bazıları geri düşüyor ve yeniden emiliyor, ama ben dışarı doğru devam ediyorum ve benim gibi olan başkalarıyla birlikte bir akıntı boyunca taşınıyorum. Bu konuda bildiğim sonraki şey ise benimle ilgilenen, bakımımla meşgul olan sevgi dolu varlıkların olduğu çevrelenmiş, parlak bir alanda olduğum.
Bir arı kovanındaki kırılmamış yumurtalar gibi olduğumuz bir tür kreşte olduğumu hatırlıyorum. Daha fazla farkındalık kazandığımda, Uras kreş dünyasında olduğumu öğrendim. Buraya nasıl getirildiğimi bilmiyorum. Döllenmeyi bekleyen embriyonik bir sıvı içindeki bir yumurta gibiydim ve benimle birlikte uyanacak olan daha birçok genç ışık hücresi olduğunu hissediyorum. Güzel ve sevgi dolu olan... zar keselerimizi delip bizi açan bir anne grubu vardı. Çevremizde dönüp duran yoğun, besleyici ışık akımları vardı ve müziği duyabiliyordum. Farkındalığım merakla başladı. Çok geçmeden Uras'tan alındım ve farklı bir ortamdaki başka çocuklara katıldım."

Ruh kreşleri hakkında geniş bilgi verici hikayeler karşıma çok az çıkar; bu bilgileri çok ilerlemiş birkaç denekten edinirim. Bu denekler Kuluçka Anneleri olarak bilinen uzmanlardır. Sıradaki vaka, Seena adında olağanüstü bir V. Düzey olan ve bu hizmet dalında çalışan bir ruhu anlatmaktadır.
Bu kişi ruh dünyasının hem içinde hem de dışında çocuklar konusunda bir uzmandır. Günümüzde, ciddi biçimde hasta olan çocukların bakıldığı bir hastanede çalışıyor. Geçmiş yaşamında, Yahudi olmamasına karşın 1939 yılında bir Alman toplama kampına girmeye gönüllü olmuş Polonyalı bir kadınmış. Görünüşte subaylara hizmet ediyor ve mutfaktaki işleri yapıyormuşsa da, bu bir hileymiş. Aslında kampa gelen Yahudi çocukların yakınında olmak ve nasıl mümkün olursa o şekilde onlara yardımcı olmak istemiş. Yakınlardaki bir kentin sakini olarak, ilk yılı boyunca istediği zaman kamptan ayrılabiliyormuş. Daha sonra ise çok geç kalmış ve askerler kamptan ayrılmasına izin vermemişler. En sonunda kampta ölmüş. Bu ilerlemiş ruh bu zor görev sırasında kendini ayakta tutmak için enerjisinin yüzde 30'undan daha fazlasını almış olsa belki de hayatta kalabilirdi diye düşünüyorum. İşte bu V. Düzeyde olan birinin kendine güveniyle ilgili.
Dr. N: Seena, hayatların arasında en önemli deneyimin hangisi oldu?
D: (duraksamadan) Ruhların çıktığı kuluçka yerine gidiyorum. Ben bir Kuluçka Annesiyim, bir tür ebe yani.
Dr. N: Bir ruh kreşinde çalıştığını mı söylüyorsun?
D: (mutlulukla) Evet, yenilerin çıkmasına yardımcı oluyoruz. Sevgi dolu, nazik ve ilgili olarak... ilk olgunlaşmalarını kolaylaştırıyoruz. Onları karşılıyoruz.
Dr. N: Lütfen bana bu yerin ortamını anlatır mısın?
D: Burası... gazsı... hücrelerin oluşturduğu bir petek, yukarıda enerji akımları dönüp duruyor. Yoğun bir ışık var.
Dr. N: "Petek" derken, acaba bu kreşin yapısının bir kovanınki gibi olduğunu mu kastediyorsun, yoksa başka bir şey mi?
D: Hımm... evet... kreşin kendisi dışarıdan hiçbir boyutla sınırlanmış gibi görünmeyen engin bir yapı olmasına rağmen öyle. Yeni ruhların, gelişimlerinin bu yapıdan çıkmaya yetecek hale gelene kadar kaldıkları, kendi kuluçka hücreleri var.
Dr. N: Bir Kuluçka Annesi olarak yeni ruhları ilk ne zaman görüyorsunuz?
D: Biz bu yapının bir ucundaki doğum (dağıtım) dairesindeyiz, burası kreşin bir parçası. Yeni gelenler altın bir keseyle örtülü küçük beyaz enerji yığınları olarak taşınır. Bize doğru görkemli, düzenli bir alay halinde yavaşça ilerlerler.
Dr. N: Nereden?
D: Yapının diğer ucunda bir kemerli geçidin altında tüm bir duvar yüksek yoğunlukta enerjiden ve... canlılıktan... oluşan dökme bir yığınla dolu. Fark edilmeyen bir ısı kaynağından çok, şaşırtıcı bir sevgi kuvvetinden sanki enerjisini alıyor gibi. Bu yığın güzel, akıcı bir devinim halinde pülzasyon yapıyor ve dalgalanıyor. Rengi, parlak bir günde kapalı gözlerle güneşe baktığında gözkapaklarının içinde oluşan renge benziyor.
Dr. N: Bu yığından ruhların çıktığını görüyorsunuz, öyle mi?
D: Bu yığından bir şişkinlik çıkmaya başlıyor, aynı yerde asla iki kez tam olarak aynı değil. Bu şişkinlik artıyor ve dışarı doğru yürüyor, biçimsiz bir şekilde bel veriyor. Ayrılma hayret edilecek bir an. Yeni bir ruh doğuyor. Kendine ait bir enerji ve başkalıkla, tamamen canlı.
Not: Başka bir V. Düzey deneğim bu ifadeyi kuluçka diye değerlendirmişti. "İçeri ve dışarı doğru akan, bir enerjisi olan yumurta şeklinde bir yığın görüyorum. Genişlediğinde yeni ruh enerjisi parçaları çıkıyor. Daraldığında ise sanırım başarıyla çıkarılmamış olan ruhlar geri itiliyor. Bazı nedenlerden ötürü bu parçalar onu bireyselliğin bir sonraki aşamasına getiremiyor."
Dr. N: Yığının ötesinde ne görüyorsun, Seena?
D: (uzun bir duraklama) Bu turuncu-sarı renkli muhteşem parıltısını görüyorum. Ötesinde menekşe rengi bir karanlık var, ama soğuk bir karanlık değil.., bu sonsuzluk.
Dr. N: Yığından size doğru gelen yeni ruhların oluşturduğu alay hakkında daha fazla şey anlatabilir misin?
D: Her yeni ruh bu enerji kütlesinden çıktıkça, alay da turuncu-sarı, ateşe benzeyen bu renkten yavaşça ilerliyor. Benim gibi annelik yapan ruhların bulunduğu çeşitli noktalara doğru gidiyorlar.
Dr. N: Başka kaç anne görüyorsun?
D: Yakınlarda beş tane görebiliyorum... onlar da benim gibi... eğitimdeler.
Dr. N: Bir Kuluçka Annesinin sorumlulukları ne?
D: Biz hatchling'lerin etrafında dolanıyoruz, böylece, altın keseleri açıldıktan sonra onları havluyla kurulayabiliyoruz. İlerlemeleri yavaş, bu bizim onların ufacık enerjilerini zamansız bir şekilde kucaklamamıza olanak tanıyor.
Dr. N: Bu "havluyla kurulamak" ne demek?
D: Yeni ruhun... ıslak enerjisini, tabir caizse, kuruluyoruz. Bunu insan dilinde tam olarak açıklayamam gerçekten. Yeni beyaz enerjiyi sarmanın bir biçimi.
Dr. N: Demek ki şimdi temel olarak beyaz enerji görüyorsun?
D: Evet, ayrıca bizim yanımıza geldikçe, yaklaştıkça çevrelerinde daha mavi ve menekşe rengi parıltılar da görüyorum.
Dr. N: Sana böyle olduğunu düşündüren ne?
D: (duraklıyor, sonra da yumuşak bir sesle) Oh... şimdi görüyorum... bu bir göbek... bir enerji başlangıç kordonu, her birini birbirine bağlıyor.
Dr. N: Söylediklerinden, aklımda uzun, inciden bir kolye resmi canlanıyor. Ruhlar bir dizi halinde bağlı olan inciler. Bu doğru mu?
D: Evet, daha çok gümüşi bir taşıyıcı bant üzerindeki inci dizisi gibi.
Dr. N: Tamam, şimdi bana şunu söyler misin; her yeni ruha sarıldığında, onları kuruladığında onlara hayat mı vermiş oluyorsun?
D: (hemen karşılık veriyor) Hayır, hayır. Bizden değil, bizim aracılığımızla her şeyi bilen sevgi ve bilginin bir yaşam kuvveti gelir. Yeni enerjinin kurulanması sırasında titreşimlerimizle aktardığımız şey... bir başlangıcın özüdür, gelecekteki bir tamamlamanın umudu. Anneler buna... "sevgi kucaklaması" der. Bunun içinde onların ne oldukları ve ne olabileceklerine dair düşünceleri aşılamak da var. Bir sevgi kucaklamasında bir yeni ruha sarıldığımızda, bu o varlığı anlayışımız ve şefkatimizle aşılar.
Dr. N: Gel bu titreşimsel kucaklaşmayı bir adım öteye taşıyalım. Her yeni ruh bu noktada kendine özgü bir karaktere sahip mi? Ona verilmiş olan benliğe bir şey ekliyor ya da çıkarıyor musunuz?
D: Hayır, bu onların gelişinde var, her ne kadar o yeni ruh henüz kim olduğunu bilmese de. Biz bakım veriyoruz. Biz ona başlamanın zamanının geldiğini bildiriyoruz. Enerjisini... teşvik ederek... o ruha varlığına dair bir farkındalık veriyoruz. Bu uyanış zamanıdır.
Dr. N: Seena, bana bu noktada yardım et lütfen. Bir hastanenin yeni bebeklerinin bakıldığı bir doğum koğuşundaki doğum hemşirelerini düşündüğümde, o hemşirelerin bir bebeğin ne olacağına dair hiçbir fikirleri yok. Siz de aynı tarzda mı çalışıyorsunuz yani bu yeni ruhların ölümsüz karakteri hakkında bir şey bilmeden?
D: (gülüyor) Biz bakıcı hemşire görevini yapıyoruz, ama burası insanların bir doğum koğuşu değil. Yeni doğanları kucakladığımız anda, onun benliğine dair bir şeyleri anlarız. Onların kendilerine özgü örüntüleri, biz bakım vermek için enerjimizi onlarla birleştirdiğimizde daha da açığa çıkar. Bu bizim onların farkındalığını harekete geçirmek, ateşlemek için kendi titreşimlerimizi daha iyi kullanmamıza olanak tanır. Tüm bu şeyler onların başlangıcının bir parçası.
Dr. N: Eğitim gören biri olarak, yeni ruhlarla titreşimlerin gereği gibi kullanılmasıyla ilgili bu bilgiyi nasıl kazandın?
D: Bu yeni annelerin öğrenmek zorunda olduğu bir şey. Gereği gibi yapılmazsa, yeni çıkan ruhlar tam olarak hazır hissetmeden ilerler. Sonra da Kreş Üstatlarından biri gelmek zorunda kalır.
Dr. N: Bu noktayı bana biraz daha açıklayabilir misin Seena? Sevgi kucaklamanız süresince, bu ruhları ilk kucakladığınızda, sen ve diğer anneler yeni bir ruhun benliğinin görevlerinin ardındaki düzenli bir seçme sürecini ayırt edebiliyor musunuz?
D: Bu o kadar mekanik bir şey değil! Her ruh, benim açıklayamayacağım bir kusursuzluk tarafından yaratılmış olan karakteristiklerinin bütünü açısından benzersizdir. Sana söyleyebileceğim şey şu; hiçbir iki ruh asla, hiçbir biçimde birbirine benzemez.
Not: Birkaç başka denekten her ruhun bir diğerinden farklı olmasının temel nedenlerinden birinin, Kaynak bir ruh yaratmak için enerji parçalarını "kırıp ayırdıktan" sonra orijinal yığından geri kalanın ölçülemeyecek kadar küçük biçimde değiştiğini, bu yüzden de asla önceki gibi olmadığını öğrenmiştim. Dolayısıyla, Kaynak tıpkı asla ikiz çocuklar yaratamayacak olan ilahi bir anne gibidir.
Dr. N: (ısrar ederek, deneğimin beni düzeltmesini isteyerek) Bunun tamamen rastgele bir seçim olduğunu mu düşünüyorsun? Herhangi bir türde birbirine uyan benzerlikler taşıyan bir karakteristik düzeni yok mu yani? Bunun doğru olduğunu biliyor musun?
D: (üzüntüyle) Bir Yaratıcı olmadığım sürece sana bunu nasıl açıklayabilirim ki? Benzerlikleri olan ruhlar da vardır, benzerlikleri olmayan ruhlar da, hepsi aynı takımdadır. Kombinasyonlar karışıktır. Bir anne olarak hissedebildiği her büyük ve önemli özelliği fark edebilirim, sana hiçbir iki ruhun asla tam olarak aynı karakter kombinasyonuna sahip olmadığını söyleyebilmemin nedeni de bu.
Dr. N: Peki... (denek araya giriyor)
D: Kemerli geçidin diğer tarafında bu işleri idare eden güçlü bir Varlığın bulunduğuna dair bir hissim var. Bu enerji örüntüleri konusunda bir çözüm yolu varsa.., bunu bilmemiz gerekmez...
Not: İşte bu anlar, görüşmelerimde, mutlak Kaynak'a bir kapı açmaya çalışmak için beklediğim anlar. Bu kapı asla açılmıyor, en fazla birazcık aralanıyor.
Dr. N: Bu Varlık hakkında ne hissettiğini bana anlat lütfen, size bu yeni ruhları getirmekte olan enerji yığını hakkında hissettiklerini. Muhakkak sen ve diğer anneler göremeseniz bile buradaki ruhların kökeni hakkında düşünmüş olmalısınız?
D: (fısıltıyla) Yaratıcının... yakınlarda olduğunu... hissediyorum... ama belki de gerçekte... üretim... işini yapmıyordur...
Dr. N: (yumuşak bir ses tonuyla) Bu enerji yığınının asıl Yaratıcı olmayabileceğini mi kastediyorsun?
D: (rahatsız bir şekilde) Yardımcı olan başkaları olduğunu düşünüyorum — bilmiyorum.
Dr. N: (başka bir yönde ilerliyorum) Yeni ruhların kusurları olduğu doğru değil mi Seena? Kusursuz yaratılmış olsalardı, kusursuz bir Yaratıcı tarafından yaratılmalarına hiç gerek olmayabilirdi?
D: (kuşkuyla) Buradaki her şey kusursuz görünüyor.
Dr. N: (geçici olarak başka bir yöne dönüyorum) Sadece yeryüzüne gelecek olan ruhlarla mı çalışıyorsunuz?
D: Evet, ama her türde yere gidebilecek. Sadece küçük bir bölümü yeryüzüne geliyor. Yeryüzüne benzeyen birçok fiziksel alem var. Biz onlara keyif dünyaları ve acı dünyaları diyoruz.
Dr. N: Kendi bedenlenme deneyimlerine dayanarak bir ruhun yeryüzü için uygun olup olmadığını biliyorsun öyleyse?
D: Evet, biliyorum. Yeryüzü gibi dünyalara gelecek olan ruhların, sevincin ve keyfin yanı sıra katlanmak zorunda kalacakları acı yüzünden kuvvetli ve güçlükleri yenme yeteneğine sahip olması gerektiğini biliyorum.
Dr. N: Benim bildiğim de bu. Peki, bu ruhlar özellikle de genç olanlar insan bedeninden kirleniyorlar, bunun nedeni de kusurlu olmaları, öyle mi?
D: Şey, sanırım, evet.
Dr. N: (devam ediyorum) Benim anladığım şu: Tam bir aydınlanmaya ulaşmak, ilk başta sahip olduklarından daha fazla öz kazanmak için çalışmak zorundalar. Bunu kabul ediyor musun?
D: (uzun bir duraklama, sonra içini çekiyor) Kusursuzluğun orada... yeni yaratılanla birlikte olduğunu düşünüyorum. Olgunlaşma yeni ruhların masumluğunun bozulmasıyla başlıyor, yoksa ilk başta kusurlu olduklarından değil.
Engellerin üstesinden gelmek onları daha güçlü yapıyor, ama kazanılmış kusurlar asla tam olarak silinemeyecektir, ta ki bütün ruhlar birleşene yani bedenlenme bitinceye dek.
Dr. N: Daima onların yeryüzündeki bedenlenmelerinin bittiği yeri dolduracak yeni ruhlar yaratıldığına göre bu dediğin zor olmayacak mı?
D: Bütün insanlar.., bütün ırklar, tabiyetler tek olduğunda, bir olduğunda bu da sona erecek. Çalışmak için yeryüzü gibi yerlere gönderilmemizin nedeni de bu.
Dr. N: Peki, eğitim bittiğinde, içinde yaşadığımız evren de yok mu olacak?
D: Belki daha da önce. Sorun bu değil, başka sorunlar var. Ebediyet asla yok olmaz. Bu anlamı olan bir süreçtir, çünkü bizim... deneyimler yaşamamıza ve kendimizi ifade etmemize... ve öğrenmemize olanak tanır.
Bir ruhun ilerlemesi konusuna devam etmeden önce, bir kez yaratıldıktan sonra varlıklar hakkında öğrendiğim farklılıkları sıralamam gerek.
1. Kreşe bile varmadan önce onları yaratan enerji kütlesine geri döner görünen enerji parçaları var. Bunların bitirilmeden durdurulmalarının nedenini bilmiyorum. Kreşe ulaşan diğerleri ilk olgunlaşmaları süresince bireysel bir temelde "olmayı" öğrenmeyi beceremiyorlar. Daha sonra, kolektif işlevlerde bulunuyorlar ve benim saptayabildiğim kadarıyla asla ruh dünyasından ayrılmıyorlar.
2. Ayrı ayrı ruh özlerine sahip olan ve herhangi bir dünyada fiziksel formda bedenlenme eğilimi göstermeyen ya da bedenlenmek için gerekli zihinsel yapıya sahip olmayan enerji parçaları var. Bunlar genellikle zihinsel dünyalarda bulunuyor ve boyutlar arasında kolayca hareket edebilir görünüyorlar.
3. Sadece fiziksel dünyalarda bedenlenen ayrı ayrı ruh özleri olan enerji parçaları var. Bu ruhlar hayatlar arasında zihinsel kürelerle ruh dünyasında eğitim de alabilirler. Bunları boyutlar arası yolcular olarak düşünmüyorum.
4. Her tür fiziksel ve zihinsel ortamda birey olarak bedenlenme ve işlev gösterme eğilimi ve yeteneğine sahip olan ruhlar olan enerji parçaları var. Bu onların diğer ruh tiplerinden daha fazla aydınlanmış ya da daha az aydınlanmış olmalarını gerektirmiyor. Bununla birlikte, geniş bir ölçekteki pratik deneyimleri, onları sorumluluk taşıyan birçok uzmanlaşma fırsatı ve görevi için uygun kılıyor.
Yeni doğan ruh için asıl plan yavaş yavaş başlar. Kreşten bırakıldıktan sonra, bu ruhlar bedenlenmelere başlamaz ya da hemen ruh grupları halinde biçimlenmezler. Bu geçiş döneminin bir betimlemesi aşağıda verilmiştir; bu betimleme henüz birkaç bedenlenme geçirmiş olan genç bir I. Düzey ruhun hala taze olan anılarından alınmıştır:
"Ruh grubuma atanmadan ve yeryüzüne gelmeye başlamadan önce, bir ışık biçimi olarak yarı fiziksel bir dünyada yaşama fırsatı tanındığını hatırlıyorum. Fizikselden çok zihinsel bir dünyaydı, çünkü çevremdekiler tamamen katıydı ve biyolojik bir yaşam yoktu. Benimle birlikte başka genç ruhlar da gördüm. Birlikte insan biçimine benzeyen ışık saçan ampuller halinde çevrede kolayca dolaşabiliyorduk. Bir şey yapmıyorduk, sadece vardık ve katı olmanın neye benzediğini tadıyorduk. Ortam dünyasaldan çok astral olmasına karşın, bir toplulukta yaşayan varlıklar olarak birbirimizle iletişim kurmayı öğreniyorduk. Hiçbir sorumluluğumuz yoktu. Her yerde muazzam bir sevgi, emniyet ve koruma atmosferinin olduğu Ütopik bir ortamdı. Hiçbir şeyin statik olmadığını ve bunun, başlangıç zamanının varoluşumuz için en kolayı olacağını öğrenmiştim. Çok geçmeden korunmayacağımız bir dünyada, acı ve yalnızlık, aynı zamanda sevinç ve mutluluk anıları biriktireceğimiz yerlerde var olacaktık ve öğretici anılar olacak olan da bu deneyimlerdi."
-------------------------------------------------------------
Bu tanıtım bebek ruhlar hakkında ,onların gelişimi için yukarıdaki aktarım ve yorumlaradan anlaşılacağı gibi bir çok aşamada olmakta bunun hakkında orta derece diye tanımlanan bir denek hakkında yaptığım aktarımı hatırlayınız dört dünya var diyordu ,ilki hiç bir duygu yaratmayacak egonun olmadığı dünya ve tekamül safhasında diğerleri ve en sonuncusu sert olanı yani yaşadığımız dünya, takıntılık sapkınlık psikopatlık ve bilgelik de var ve bunların arasında yaşayabilip sıyrılmak var,yani mozaiğin ilmeklerinin en zor atıldığı alem,
Bu işin farklı ve özel olduğunu ve birbirinden ayrı bilgilerin beraber sürdüğü ile ilgili K.aktarımı,
--------------------------------------------------------
S: (T) Bu dalga üzerinde ilerlerken belirli bireylerle iletişim kuruyorsunuz. Barbara Marciniak'a o bilgileri Pleyadesliler adı altında verdiniz. Peki Barbara Marciniak'a diğer insanlarla iletişim kurduğunuzu söylediniz mi?
C: Hayır.
S: (L) Yani Barbara aynı kaynağın farklı isimlerle başka bireylerle temas kurduğunu bilmiyor.
C: Bilmiyor.
S: (L) Sormadığı için mi?
C: İlerleyici bilgi. Ve sistem bir mozaik gibi.
S: (L) Yani farklı insanlar mozaiğin farklı parçalarını mı alıyor?
C: Evet.
----------------------------------------------------------
Ve mozaiğin K.larca tarifi,cımbızlama,
--------------------------------------------------------------
Gerçekliğin hayal edilebilir her halindeki unsurların, görsel olarak ifade edilecek olursa mükemmel dengedeki devasa bir mozaikte birleşmesi olarak tanımlanabilir. Elbette bu, sorunuzun yeterli bir yanıtı değildir, fakat, sunulan görsel imaj üzerinde düşünerek, daha tam bir yanıtı öğrenmede kendi kendinize yardımcı olabileceğinizi umuyoruz.
---------------------------------------------------------
(L) Bu senaryoyla ilgili olarak, belirttiğim kitap yoluyla olabilecek şeyler hakkında öğrenebileceğimiz bir ders var mı?
C: Belki, ama mozaik bilinci öğrenmeni öneriyoruz.
S: (L) Mozaik bilinç nedir?
C: Lineer yaklaşımdan ziyade içsel olarak küresel biçimde düşünüş. Tüm sahneyi görme yoluyla tüm resim görülebilir.
S: (L) Sanırım çok sayıda düşünce kalıbım olmasının nedeni de bu...
C: Kendini bir mozaiğin ortasında düşün.
--------------------------------------------------------------
Mozaik bilinç ve sonraki oluşlar hakkında,ve bahsettiğimiz nefeslenme,
------------------------------------------------------------
S: (Chloe) Bence bir grup ruhunun parçalarıyız... bu her ne anlama geliyorsa ve bir amacımız var; sanırım benzer bir ilgimiz var ve bu da gerçeği keşfetmek. Ve aynı zamanda kendimizi ilerletmek.
C: Ve...
S: (Chloe) Bir grup ilerlediği zaman, bu diğerlerine etki ediyor...
C: Nasıl etki ediyor?
S: (Chloe) Çünkü sanırım hepsi bağlantılı.
C: Nasıl mesela?
S: (L) Anladım! Zeus'la ilgili olan... Çocukların büyütülmesi, çeşitli seviyelerde çeşitli şekillerde hareket eden "çocuklar" tarafından belirlenen kalıplar, tezahürler ve sonunda herşey 7'nci yoğunluğa geri dönüyor.
C: Herşeyin geri dönmesi ne anlama geliyor?
S: (L) Bir ile birleşme. Ve bu sürekli devam ediyor...
C: Peki Chloe ne diyor?
S: (Chloe) Hepimiz 7'nci yoğunluğa geri döndüğümüz zaman ne olduğunu mu kastediyorsunuz?
C: Ne düşündüğünü kastediyoruz.
S: (L) Zeus'un efsanelerine benzer kalıplar içindeysek ve çeşitli yerlere yayıldıysak, dünyadaki çeşitli deneyimlerimiz çok parçalı durumda ve büyüyüp ilerledikçe doğruya ve tam anlama ulaşıyoruz ve tüm bu deneyimlerin bilgeliğiyle tekrar bir araya geliyoruz.
C: Evet, ama sadece "Dünya" değil.
S: (Chloe) Başka bir seviyeye gitmekten kastettiğim şey bu...
C: Ama, Chloe, ya Dünya'da olmayanlar?
S: (Chloe) Onlar da aynı süreçteler.
C: Evet.
S: (Chloe) Onların farklı efsaneleri mi var?
C: Farklı herşeyleri var... Ama son analizde, aslında tamamen aynı şey!
S: (Chloe) O zaman sanırım herkes sonlu fiziksel varlıklarından mezun olduğu zaman aynı yerde farklı bir titreşimde bulunuyorlar ve şu anda düşünemediğim başka derslere, deneyimlere ve ilerleyişlere yöneliyorlar.
C: Ama "an" nedir?
S: (Chloe) An mı? Bunu uzun zamandır düşünmemiştim!
C: Ya da düşündün, ama sadece onu bu şekilde algılamıyorsundur?
S: (Chloe) Muhtemelen öyle. Laura ve benim içinde bulunduğumuz grup, bu amaç için çalışanlar, kaç kişi?
C: Kendiniz keşfedin.
---------------------------------------------------------------
Ruhların bebek halinden gelişmişliğe doğru yaptıkları her şey mozaik dolgusu için gereklidir bu çok basit anlaşılabilinir bir durum ,bir ipek böceği yaptığı kozasından çıkar kelebek olur ve metamorfozik olarak diğer hayat normlarına geçerek mesela bir kuşa dönüşerek kendi mozaik örüntüsünü işler ve devam eder ama diğer yandan kelebek olarak çıktığı koza ipek iplik haline gelir ve mozaik ustalarının elinden muhteşem motifler dolu bir eşarba dönüşür ve güzel bir dişinin boynunda bulunmasıyla da bir erkeği cezbedip yeni üreme ortamı sağlatmış böylece başka bebekler veya ruhlara taşıyıcılık yapacak bedenler yaratılmış olur ,böyle romantik anlatımlardan kasıt mozaik örüntüsündeki diğer oluşumlar ve birbirleri ile ilgili bağların nasıl çeşitlendiğini vurgulamak ,

Bebek ruhların çeşitli hayatlar geçirerek tekamülü sonsuzdur malüm bazı ruhlar binlerce yüzbinlerce hayatlar geçirebilir her yuvaya dönüş 5. yoğunluğun süzgeç ve elimine programlarına tabidir ,yani dersaneler var rehberlerle eğitimler var ve ara ara meclislerde rehberler ve yaşlı ruhlarla tekamül için neler yapılıp yapılmaması konusunda çalışmalar var ama bunların hiç biri korkutucu işkence vari uygulamaları değil sevgiyle ve anlayışla sarmalanmış tenkit ceza v.s. içermeyen bilgece davranışların hüküm sürdüğü ortamlarda yürümekte ,mozaik örüntüsünün ara noktalarında ilginç olduğundan bazı örnekler veriyorum,

Evvela intiharla uğraşmış bir denek üzerinde ilginç bir kütüphaneci yaşlı adam karşılaşmasını veriyorum bir kurgu bilim filmi gibi geliyor ama o bilmekte hep önümüze bir set çekip korkutma unsurlarından başka hiç bir şeye dokunmayan dayatmacı eski kutsal bilgilerinizle karşılaştırın ve bu yazarın mutlak doğrulama yapma teknikleri kullanarak bunları bulup çıkardığını ve sunduğunu düşünün,

-----------------------------------------------------------
Dr. N: Şu anda neredesin?
D: (biraz zihni karışmış gibi) Bir çalışma yerindeyim... Gotik gözüküyor... taş duvarlar.., uzun mermer masalar...
Dr. N: Niçin böyle bir yapıda olduğunu düşünüyorsun?
D: (duraklıyor) Hayatlarımdan birinde Avrupa'da bir keşiş olarak yaşamıştım (on ikinci yüzyılda). Sessiz, rahat bir çalışma yeri olarak eski manastırları severdim. Ama şu anda nerede olduğumu biliyorum. Burası büyük kitapların... kayıtların... kütüphanesi.
Dr. N: Birçok kişi onlara Yaşam Kitapları diyor. Aynı şey mi?
D: Evet, hepimiz onları kullanırız... (duraklıyor, deneğin dikkati dağılıyor) Bana doğru gelen beyaz bir kaftan giymiş kaygıyla bakan yaşlı bir adam var... Havada çevremde dolanıyor.
Dr. N: Adam ne yapıyor Amy?
D: Şey, bir parşömen tomarı, çeşitli kağıt ruloları taşıyor. Bir şeyler mırıldanıyor ve bana bakarak başını sallıyor.
Dr. N: Nedenine dair bir fikrin var mı?
D: O kütüphaneci. Bana "Erkenden buradasın" diyor.
Dr. N: Sence ne demek istiyor?
D: (duraklıyor) Şey... buraya erkenden geri gelmeye zorlayıcı nedenlerim yok.
Dr. N: Zorlayıcı nedenler... ?
D: (araya girerek) Oh... berbat bir acı içinde olmak... hayattaki işini yapamamak.
Dr. N: Anlıyorum. Bana bu kütüphanecinin ondan sonra ne yaptığını anlatmaya devam et lütfen.
D: Her yerde kitapların olduğu uzun masalarda birçok ruh gördüğüm çok geniş bir alan var ama şimdi o odaya gitmiyorum. Yaşlı adam, beni başkalarını rahatsız etmeden konuşabileceğimiz diğer taraftaki küçük özel odalardan birine götürüyor.
Dr. N: Bu sana ne hissettiriyor?
D: (boynunu eğiyor) Sanırım hemen özel bir tedavi almam gerek. Oda çok sade, tek bir masa ve sandalye var. Yaşlı adam büyük bir kitap getiriyor ve bir TV ekranı gibi onu önüme yerleştiriyor.
Dr. N: Ne yapman bekleniyor?
D: (aniden) Ona dikkatini ver! O önce parşömen tomarını önüme koyup açıyor. Sonra da hayatımı gösteren bir dizi satırı işaret ediyor.
Dr. N: Lütfen bu noktada yavaş yavaş devam et ve bu satırların senin için ne anlama geldiğini açıkla Amy.
D: Onlar yaşam satırları... benim satırlarım. Kalın, geniş aralıklı satırlar yaşamımızda göze çarpan deneyimleri ve bunların muhtemelen meydana geleceği yaşı gösteriyor. Daha ince olanlar ana satırları ikiye bölüyor ve diğer çeşitli... koşulları gösteriyor.
Dr. N: Ben bu daha az dikkat çeken satırların olasılıklara karşı alternatif hareketler olduğunu duymuştum. Senin söylediğin de bu mu?
D: (duraksama) Doğru.
Dr. N: Kalın ve ince satırlar hakkında bana daha başka ne söyleyebilirsin?
D: Eee, kalın satır bir ağacın gövdesi gibi, daha küçük olanlar da dalları. Kalın olanın asıl yolum olduğunu biliyorum. Yaşlı adam o satırı gösteriyor ve çıkmaz bir sokağa girdiğim için beni biraz paylıyor.
Dr. N: Bilirsin Amy, bu satırları mesele yapan bu Arşivciye rağmen, onlar bir dizi seçeneğini temsil ediyor. Karmik bir perspektiften bakılacak olursa, hepimiz zaman zaman yoldan sapmışızdır.
D: (öfkeyle) Evet, ama bu ciddi. Ona göre sadece küçük bir hata yapmadım. Yaptığım şeyi umursadığını biliyorum. (bir duraklama, sonra yüksek sesle) O KAHROLASI PARŞÖMEN TOMARIYLA ONUN KAFASINA VURMAK İSTİYORUM. ONA "GİT DE BİR SÜRELİĞİNE BENİM HAYATIMI YAŞAMAYI DENE!" DİYORUM.
Not: Bu noktada Amy, yaşlı adamın yüzünün yumuşadığını ve onu odada birkaç dakika yalnız bıraktığını anlatıyor. Adamın ona kendisini toplaması için zaman verdiğini düşünüyor, ama adam daha sonra başka bir kitapla geri geliyor. Bu kitap bir sayfasına kadar açılmış; o sayfada Amy, Arşivciyi dini inançları yüzünden antik bir Roma arenasında aslanlar tarafından parçalanan genç bir adam olarak görebiliyor. Adam sonra kitabı bir kenara koyuyor ve Amy'nin kitabını açıyor. Ona ne gördüğünü soruyorum.
D: Üç boyutlu, renkli bir halde canlanıyor. Bana ilk önce milyonlarca galaksiden oluşan bir evrenin olduğu bir sayfayı gösteriyor. Sonra Samanyolu... güneş sistemimiz... böylece nereden geldiğimi anımsayacağım, sanki unutabilirmişim gibi. Sonra da daha çok sayıda sayfa çevriliyor.
Dr. N: Bu bakış açısını sevdim Amy. eki daha sonra ne görüyorsun?
D: Ahh... kristal prizmalar... karanlık ve aydınlık, hangi düşüncelerin gönderildiğine bağlı olarak. Şimdi, bunu daha önce de yapmış olduğumu hatırlıyorum. Daha fazla satır... ve resim... zihnimde ileri ve geri ilerleyebiliyorum. Ancak yaşlı adam her nasılsa yardımcı oluyor.
Not: Bana bu satırların zaman hizalamalarını temsil eden titreşimsel dizilerden olduğu söylenmişti.
Dr. N: Bu satırların anlamını nasıl yorumluyorsun?
D: Bakmak istediğin —bakman gereken— düzende yaşam resimlerine yönelik örüntüler oluşturuyorlar.
Dr. N: Seni geçmek istemiyorum Amy. Bana yaşlı adamın şu anda seninle ne yaptığını söyle sadece.
D: Tamam. Bir sayfayı çeviriyor ve ben orada kendimi henüz ayrılmış olduğum köyde görüyorum. Aslında bir resim değil.., ama öyle gerçek ki... canlı. Oradayım.
Dr. N: Gerçekten o sahnede misin, yoksa sadece sahneyi gözlüyor musun?
D: Her ikisini de yapabiliriz, ama şu anda benden sadece sahneleri izlemem bekleniyor.
------------------------------------------------------

Fazla uzatmıyorum ,meclislerle ilgili bir iki kısa örnek,ama yine de dershanelerden bahsetmiştik ondan bir pasajla başlıyorum,

--------------------------------------------------------
Dr. N: Okul dersliğine benzeyen bir yerde grubunuzun nasıl toplandığını anlattın, ama orada neler olup bittiğinden emin değilim.
D: Enerjimizle yaratma eğitimi konusunda uygulama yapmak için biraraya geldik. Rehberim Trinity, üzerinde çalışacağımız çizimi yaptığı tahtanın önünde duruyor.
Dr. N: Peki şimdi ne yapıyorsun?
D: Diğerleriyle birlikte masamda oturuyorum. Trinity'yi izliyoruz.
Dr. N: Bana bunu betimler misin? Uzun bir masada diğerleriyle birlikte bir sıra halinde misiniz, yoksa başka bir şey mi?
D: Hayır, hepimizin kendine ait bir masası var... üstlerinde açılan bölmeleri olan masalardan.
Dr. N: Arkadaşlarına göre sen nerede oturuyorsun?
D: Solda, arkalardayım. Yanımda haylaz Ca-ell (deneğimin şimdiki yaşamındaki erkek kardeşi) var. Jac (deneğin şimdiki kocası) hemen arkamda oturuyor.
Dr. N: Şu anda odadaki ortam nasıl?
D: Sakin.., oldukça rahat, çünkü bu ödev yani Tirinity'nin çizimini yapmasını seyretmek o kadar basit ki neredeyse sıkıcı diyebilirim.
Dr. N: Ya, gerçekten mi? Trinity ne çiziyor peki?
D: O şey çiziyor... şey, farklı enerji parçalarından... çabucak nasıl bir fare yapılacağını.
Dr. N: Bu ödevde enerjinizi birleştirmek için gruplara ayrılıyor musunuz?
D: (başını sallayarak) Oh, hayır. Bunu geride bıraktık. Şimdi ayrı ayrı test edileceğiz.

---------------------------------------------------------------
Meclis hakkında ve oralarda ceza verici bir otorite ve davranışın olmadığını ve daha başka zihnimize doldurulmuş o cehennem korkularının ne kadar boş olduğunu belirten yazarın bir kısım yorumlarıyla ilgili parça parça kesitler,

--------------------------------------------------------------
Ceza evrelerinden çok, aydınlanma evrelerinden geçeriz. Bununla birlikte, insan toplumunun büyük kesimleri binlerce yıllık kültürel koşullama üzerine kurulu olan yargılanma ve cezanın tıpkı yeryüzünde olduğu gibi ötedünyada da bir biçimde varolması gerektiği şeklindeki rahatsız edici histen kurtulmayı başaramaz.
Belki bu, karanlığın kuvvetlerinin işkence yaptığı bir cehennem değildir, ama hoşa gitmeyecek bir şeydir. Benim umudum, bu bölümde söyleyeceklerimin ölümden sonra ceza görme olasılığından korku duyma eğiliminde olan insanları rahatlatacağıdır. Diğer yandan, bir Yaşlılar Meclisine karşı sorumluluk duyanların hiç de rahat olmayabilecekleri de söz konusu olacaktır. Bu dünyanın Epikürcüleri, yani başkalarının içinde bulunduğu kötü duruma dikkat etmezken kendilerini sadece yaşamda sınırsız haz almaya adayanlar, bu bölümden hoşlanmayabilir. Ahlaki ya da başka türlü herhangi bir türde otoriteye karşı olan ikonoklastlar da aynı şekilde hoşlanmayacaklardır.

Ruh dünyası düzene sahip bir yerdir ve Yaşlılar Meclisi adaleti temsil eder. Bu meclis mutlak bir tanrısal otorite kaynağı değildir, ama yeryüzünde hala bedenlenmekte olan ruhlardan sorumlu olan son istasyon gibi görünmektedir. Bu bilge varlıklar, insanın zayıflığına karşı büyük bir anlayışa sahiptirler ve hatalarımıza sınırsız bir sabır gösterirler. Gelecek yaşamlarda bize çok sayıda ikinci şans verilecektir. Bunlar kolay karmik seçenekleri olan yaşamlar olmayacaktır, öyle olsaydı yeryüzüne gelmişlerden hiçbir şey öğrenmemiş olurduk. Bununla birlikte, bu gezegendeki aklı başındalık ve yaşam riskleri, ölümden sonra bize daha fazla acı çektirmek için düzenlenmemiştir.

"Beklediğim zaman geldi. Kutsalları göreceğim. Rehberim Linil geliyor ve küme grubumdan diğer derslikleri geçen uzun bir koridora doğru bana eşlik ediyor. Mermer sütunların dizili olduğu daha büyük bir koridorun bulunduğu başka bir alana geçiyoruz. Duvarlar birçok renkten oluşan buzlu cam panel gibi görünen bir şeyle dokunmuş. Hafif bir koro müziği ve telli çalgılar duyuyorum. Işıklar da hafifletilmiş, altın rengi bir tondalar. Her şey çok gevşetici, rahatlatıcı, hatta tensel, ama biraz endişeliyim. Güzel bitkilerle dolu olan ve bir fıskiyenin bulunduğu bir avluya geliyoruz. Burası bekleme yeri. Çok geçmeden, Linil beni yüksek kubbeli bir tavanı olan yuvarlak bir odaya götürüyor. Işık yukarıdan aşağı doğru parlayarak yayılıyor. Kutsallar uzun, hilal şeklinde bir masada oturuyorlar. Masanın önüne, odanın ortasına doğru ilerliyorum, Linil ise arkamda, solumda duruyor."
Yaşlı'larda, hepsi antik dönemlere ait bir nitelik taşıyan kukuletalar, dört köşeli şapkalar ve takkeler de görülebilir. Kukuletalar genellikle baştan geriye doğru atılmış olur; bu da gören için daha az meşum bir durumdur. Bu görselleştirmeler bana, Dominikanlar gibi, beyaz cüppeler giyen ve kukuletalar takan dinsel tarikatları hatırlatıyor. Cüppe ve tüniklerin, kumaşa dayalı verdiği bu dünyevi etkiler tarihimizde çok eskilere gitmektedir. Yaşlılar'da deneklerimin anlattığı elbiseler, diğer giyecek ve teçhizatlar, kahinler gibi, bir ruhun varoluşundaki olayları yorumlayan bilge varlıklara saygı ve ihtiram doğuran araçlardır. Sıradaki vaka 1937'de sona eren yaşamının ardından meclis toplantısına henüz girmiş 1. Düzey bir ruhla ilgili.

Dr. N: Meclisinde kaç üye var?
D: Ben onlara Bilge Olanlar demeyi tercih ediyorum. Masada altı tane oturuyor.
Dr. N: Bana her bir Bilge Olan'ın ne giydiğini anlatıp, gördüklerine ilişkin izlenimlerini açıklar mısın?
D: (duraklama) Eee, ortadaki mor bir cüppe giyiyor, diğerleri morla karışık beyaz ... ah ... sağ uçta oturan hariç. O bir parça sarı olmakla birlikte büyük ölçüde beyaz. Bana karşı diğerlerinden daha neşeli.
Dr. N: Tüm bu renkler senin için ne anlama geliyor?
D: Henüz ayrılmış olduğum yaşama bağlı bir şekilde. Sağdaki beyazlar içindeki Bilge benim işleri daha açık görmemi istiyor. Sarı cübbeli olanın.., destek alma ve vermemle ilgili bir şeyleri var.., ama bunun benimle şu anda ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. Koyu kırmızı bir cübbe giyen diğerinin ise iki yaşam önceki yerinde olduğunu hatırlıyorum. Bu benim fiziksel olarak sakat kaldıktan sonra eve (ruh dünyasına) döndüğüm zamandı.
Dr. N: İki yaşam önce onun kırmızı cübbesini gördüğünde ne düşünmüştün?
D: Fiziksel bedene uygun bir renk. Koyu kırmızı Olan o beden konusundaki karmik etkilerle ilgiliydi. O yaşamdan sonra gerçekten yıpranmış ve öfkeli bir haldeydim. Yeşil giyen Bilge de o zaman oradaydı, ama şimdi burada yok.
Dr. N: Niçin yeşil?
D: Onlar Şifa konusunda ustadır... hem zihinsel hem de fiziksel.
Dr. N: Demek genellikle Bilgelerin bu renklerde cübbeler giydiğini görüyorsun, öyle mi?
D: Aslında hayır. Onları çoğunlukla mor renginin tonlarını giyerken görürüm. Bu kez, bazı özel mesajlar almam bekleniyor.
Dr. N: Ortadaki mor cübbeli olan hakkında konuşalım mı? Onun önemli biri olduğunu düşünüyor musun?
D: (bana gülüyor) Hey, onların hepsi önemli!
Dr. N: Tamam, diğerlerine kıyasla senin için daha önemli diyelim.
D: Evet, o lider. İşleri yönetiyor gibi.
Dr. N: Niçin öyle, sana bunu düşündüren ne?
D: Çünkü diğerleri ona uyuyor gibi görünüyor. İşleri o yürütüyor. Çoğunlukla diğerleri onun aracılığıyla konuşuyor sanki.
Dr. N: Onun adını biliyor musun?
D: (gülüyor) Asla! Buralarda aynı sosyal ortamda değiliz.
Dr. N: Toplantı senin için nasıl başlıyor?
D: Yönetici bana "Hoş geldin, bir kez daha seninle olmaktan memnunuz" diyor.
Dr. N: Sen ne söylüyorsun?
D: "Teşekkür ederim," diyorum. Bir yandan da şöyle düşünüyorum: "Umarım işler yolunda gider."
Dr. N: Peki işleri idare eder gibi görünen başkandan ne tür düşünceler alıyorsun?
D: O benim Bilgelerin kendileriyle konuşamayacağım kadar üstün olduklarını düşünmemi istemiyor. Bu toplantı benim için. Sonra şöyle diyor: "Seni son gördüğümüzden bu yana ilerlemen hakkında neler düşünüyorsun? Üzerinde konuşabileceğimiz yeni bir şey öğrendin mi?" (duraklıyor) Toplantının açılma biçimi böyle. Söyleyeceklerimi dinlemek istiyorlar.
Dr. N: Artık kendini daha rahatlamış hissediyor musun?
D: Evet.
Dr. N: Burada işlerin nasıl ilerlediğine dair bana bir fikir verebilir misin?
D: (duraklıyor) Doğru yaptığım şeylerle başlıyoruz. Son yaşamımda birçok insanın çalıştığı başarılı bir şirketim vardı. Zihnimde bunu evirip çeviriyorum. Yaptığım hayır işlerinden söz ederek onlarda iyi bir izlenim bırakmak istiyorum... bilirsin, yaptığım iyi işlerden yani. (duraklıyor) Sonra konu şirketimi işletme biçimime geliyor... çatışmalardan kaçınma konusundaki yeteneksizliğim, çalışanlarla aramdaki anlaşmazlıklar ve öfke. (denek rahatsız oluyor) Bu insanda fazlasıyla engellenmişlik duygusu yaratan bir şey... bunun üzerinde çalışıyorum.., ama sonra... (duruyor)
Dr. N: Lütfen devam et. Rehberin sana bu konuda herhangi bir şekilde yardım ediyor mu?
D: Rehberim Joaquin arkamda duruyor ve oradan konuşuyor. Büyük Buhran, insanları işe alarak topluma katkı yapma doğrultusundaki amaçlarım ve yaşamımın başlıca bölümlerini özetliyor.
Dr. N: Bana iyi gibi göründü. Joaquin'in seni Bilgelere takdim etme tarzından mutlu oluyor musun?
D: Şey, evet. Ne yapmak istediğimi, sonra da gerçekte neler olduğunu anlatıyor. Tonu düz. Joaquin beni savunmuyor ya da övmüyor, sadece Amerika'daki kötü bir dönem boyunca yaşanan olaylardaki rolümü anlatıyor.
Dr. N: Joaquin'i savunma avukatın gibi mi düşünüyorsun?
D: (aniden) Hayır, işler burada öyle yürümüyor.
Dr. N: Joaquin yaşamının özetini verirken objektif mi?
D: Evet, ama zor başladık. Ailemin geçimini başarıyla sağlamamla ilgili düşüncelerime şekil veriyorum, ama bu şekilde profesyonel hayatımla karışıyor... Çalışanlarıma nasıl davrandığımı aklımdan çıkaramıyorum. Bu canımı gerçekten sıkıyor. Joaquin şimdi sessiz, düşüncelerime müdahale etmek istemiyor.
Dr. N: Öyleyse seninle Bilgeler meclisin arasındaki düşüncelere odaklı kalalım. Lütfen devam et.
D: Onların sorularını tahmin etmeye çalışıyorum. Hayatımda maddi şeyler biriktirmekten hoşlandığımı biliyorum. Benden bunun nedenini öğrenmek istiyorlar, ben de bunun kendimi bir kişi olarak değerli hissetmemi sağladığını söylüyorum, ama bir yandan da insanları ezdim. Sonra önceki yaşamlarımdaki benzer davranışlardan söz ediyorlar... ve daha iyisini yapabileceğimi hissediyorum.
Dr. N: Onların düşünceleriyle senin geçmişini incelemesinin o anki hayatının özetini bir şekilde tehlikeye attığını düşünüyor musun?
D: Hayır, sorularında sert bir yan yok. Bu konuda bir sorunum yok, ama artık zihnim oradan oraya koşuşturuyor ve vurgulamam gereken bir şey olarak tekrar hayır işlerimi düşünüyorum... sonra... (duruyor)
Dr. N: (yüreklendirerek) Çok iyi bir iş çıkarıyorsun, bana ondan sonra ne olduğunu anlat.
D: Ortadaki Bilge... onun güçlü zihni beni kuşatıyor.
Dr. N: Sana tam olarak ne anlatıyor?
D: (yavaşça) Zihnimde işittiklerim şunlar: "Emmanual, biz burada seni yargılamak, seni cezalandırmak ya da düşüncelerini bastırmak için bulunmuyoruz. Senin, kendine bizim gözlerimizden bakmanı istiyoruz, tabii yapabilirsen. Bu kendini bağışlaman anlamına geliyor. Bizimle geçirdiğin zamanın en çetin yanı bu, çünkü bizim isteğimiz sana duyduğumuz koşulsuz sevgi gibi senin de kendini olduğun gibi kabul etmen. Yeryüzündeki işinde sana destek vermek için buradayız. Bu amaç doğrultusunda, sana otobüs durağı olayını anımsatacağız."
Dr. N: Otobüs durağı olayı mı? Neden bahsediyorlar?
D: (duraksama...) O bunu söylediğinde benim de kafam karışıyor. Yardım almak için arkaya Joaquin'e bakıyorum.
Dr. N: Sonra ne olduğunu anlat Emmanual.
D: Ortadaki Bilge... onun düşünceleri bir kez daha buna geliyor:
"Bu olayı hatırlamıyor musun? Bir gün otobüs durağında otururken yardım ettiğin kadını?" "Hayır," diyorum, "Hatırlamıyorum." Sonra, anılarımı gözden geçirmemi bekliyorlar ve birisi zihnime bir resim gönderiyor. Anlamaya başlıyorum.., eskiden, bir kadın vardı... Elimde evrak çantamla ofisime doğru yürüyordum. Acelem vardı. Sonra sol tarafımda bu kadının sessiz sessiz ağladığını duydum. Kaldırımın kenarındaki bir otobüs durağında oturuyordu. Büyük Buhran yıllarıydı, insanlar umutsuz bir haldeydi. Durdum. Sonra ani bir istekle yanına oturdum ve onu rahatlatmak için kolumu boynuna doladım. Bu benim yapacağım doğal bir hareket değildi. (duraklıyor) Tanrım, ilgilendikleri şey bu mu? O kadının sadece otobüs gelene kadar birkaç dakika yanında oldum. Bir daha da hiç görmedim.

Dr. N: Peki şimdi Bilge'nin bu olayı sana hatırlatması hakkında ne hissediyorsun?
D: Bu çok çılgınca! Bütün bir yaşam boyu hayır işlerine verilen paralar, ama onlar bununla ilgileniyorlar! O kadına hiç para vermedim, sadece konuştuk...
-------