Canan Karatay: Fransız İhtilali'nin sebebi tuzdu (16.02.2018)

Başlatan bozadi, 16 Şubat 2018, 23:18:32

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

16 Şubat 2018

Canan Karatay: Fransız İhtilali'nin sebebi tuzdu

İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, Fransız İhtilali'nin sebebinin halkı tuzsuz bırakmak olduğunu söyledi ve "Krallar ve aristokratlar hakiki tuzu elinde tutup yüksek fiyata satmak için halka vermedi" dedi.


Yeni kitabı 'Gerçek Tıbbın 10 Şifresi'nin tanıtım toplantısında konuşan Karatay, ilginç açıklamalarda bulundu. Karar Gazetesi'nden İnci Döndaş'ın haberine göre Karatay, şunları söyledi:

"Çok şaşıracaksınız şimdi yine ama tansiyonu yükselten şeker. İnsülin direncinin başlamış olmasından dolayıdır. Vücutta tuz eksilince tüm organizma altüst oluyor, birçok hastalık aşırı tuzsuz beslenmeyle gelişiyor. Kristal kaya tuzu doğal haliyle 84 minerali dengeli olarak barındırıyor. İlk kez söylüyorum, Fransız İhtilali'nin en büyük sebebi halkı tuzsuz bırakmaktı. Krallar ve aristokratlar hakiki tuzu elinde tutup yüksek fiyata satmak için halka vermedi. Halk yiyeceklerini bütün yıl muhafaza etmek için doğal kaya tuzu kullanıyordu. Halk için altından daha kıymetliydi. Bir de 10 bin yıl önce Çin'deki tabletlerde kristal kaya tuzunun sağlığa anlatılıyor. 10 bin yıl önceki lafı şimdi söylüyorum. Dünyada tansiyon yüksekliği ve kalp hastalığından ölüm oranlarının en düşük olduğu bilinen Japonya, Fransa, Norveç ve Güney Kore gibi ülkelerde aşırı miktarda tuz tüketilmektedir."

Kaynak: Hürriyet


bozadi

#1
16 Şubat 2018

Canan Karatay: Başta diyabet olmak üzere tüm kronik hastalıklar iyileşebilir

Prof. Dr. Canan Karatay, "İlaca mahkum olmuş, 'ölene kadar bu ilaçları içeceksin' diye beyinleri yıkanmış diyabet hastalarının ve diğer kronik dejeneratif hastalıklardan muzdarip insanların, bu hastalıkların kalıcı olarak tedavi edilebileceğini ve ilaçlardan kurtulabileceğini bilmek en insani haklarıdır" açıklamasında bulundu


İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, "İlaca mahkum olmuş, 'ölene kadar bu ilaçları içeceksin' diye beyinleri yıkanmış diyabet hastalarının ve diğer kronik dejeneratif hastalıklardan muzdarip insanların, bu hastalıkların kalıcı olarak tedavi edilebileceğini ve ilaçlardan kurtulabileceğini bilmek en insani haklarıdır. Yani başta diyabet olmak üzere tüm kronik dejeneratif hastalıklar iyileştirilebilir" dedi.


İŞLENMİŞ, İLAÇLANMIŞ BESİNLER HÜCRELERİN NORMAL ÇALIŞMASINI ENGELLİYOR

AA'nın haberine göre; Karatay, yeni kitabının tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında, tıbbın, objesi insan olan tek sanat olduğunu belirterek, her hastanın kendine has kişiliği ve özelliğinin bulunduğunu söyledi.

Prof. Dr. Karatay, "Doğallıklarını kaybetmiş, işlenmiş, bozulmuş, kimyasallarla boyanmış, ilaçlanmış, yapaylaştırılmış makro besinler, yani yediğimiz sağlıksız proteinler, karbonhidratlar ve trans yağlar, hücrelerin normal çalışmasını engellemeye başlayınca, vitamin ve mineraller de vücuda yeterli oranda giremiyor ya da vücutta etkili bir şekilde üretilemiyor" diye konuştu.

Vücutta yeterli miktarda katalizör ya da kofaktör bulunmadığı zaman, tüm hücrelerin yanı sıra, beynin, sinir, bağışıklık sistemleriyle bütün doku ve organlarda bozukluk ve aksaklıkların ortaya çıktığını ifade eden Karatay, sözlerine şöyle devam etti: "Bu nedenle kronik inflamasyon buna bağlı hastalıklar başlamış oluyor ve sinsi olarak giderek artıyor. Yeni kitabımda, bu hastalıkları ve onları başlatan kronik inflamasyonu önlemenin ve tedavi etmenin şifrelerini, bilimsel referanslar ışığında bulacaksınız. Hangi hastalıklar iyileşir diye baktığımızda, kronik inflamasyon, insülin direnci, obezite, diyabet, hipertansiyon, haşimato, depresyon, unutkanlık, kronik artrit, eklem ve kas ağrıları, polikistik over, fibrokistik meme, fibromiyalji, kanser ve tüm kronik dejeneratif hastalıkların iyileşmesi mümkün."

"MUTLULUK HORMONUNUN YÜZDE 90'I BAĞIRSAKLARDA ÜRETİLİYOR"

Prof. Dr. Canan Karatay, "genetik" ve "iyileşmez" söyleminin unutulması gerektiğini vurgulayarak, "İlaca mahkum olmuş, 'ölene kadar bu ilaçları içeceksin' diye beyinleri yıkanmış diyabet hastalarının ve diğer kronik dejeneratif hastalıklardan muzdarip insanların, bu hastalıkların kalıcı olarak tedavi edilebileceğini ve ilaçlardan kurtulabileceğini bilmek en insani haklarıdır. Yani başta diyabet olmak üzere tüm kronik dejeneratif hastalıklar iyileştirilebilir" şeklinde konuştu.

Kan şekeri ve insülin hormonunun kanda uzun süre yüksek seyrederse mikropsuz kronik yangın başlayacağını aktaran Karatay, şöyle devam etti: "Önemli olan bu yangını başlatmamaktır. Eğer başlamışsa da temeline inip yangını söndürmek gerekir. Bu nedenle vücutta sinsi sinsi başlayan hastalıkların temel nedeni kronik inflamasyondur. Kronik hastalıkların temelinde birçok noktada kan şekeri ve insülin hormonu karşımıza çıkıyor. Bunlar kanda uzun süre yüksek seyrederken daha da zıplatılınca işte o zaman canımızı yakıyor. Trigliseridleriniz yükselebiliyor, leptin ve insülin direnci ortaya çıkabiliyor, Tiroit hormonları dengeyi kaybedebiliyor ve riskler gün geçtikçe artarak farklı hastalıklarla, ağrı ve sancılarla karşımıza çıkıyor."

KARATAY'A GÖRE İYİLEŞMENİN YOLU KAN ŞEKERİNİ DÜŞÜRÜP İNSÜLİN DİRENCİNİ KIRMAKTAN GEÇİYOR

İyileşmenin yolunun kan şekerini düşürüp, insülin direncini kırmaktan geçtiğini dile getiren Karatay, bunun için de düşük glisemik indeksli sağlıklı protein, yağ ve karbonhidratlarla beslenilmesi gerektiğini aktardı.

Karatay, organizmanın temel ihtiyacı olan B, C vitaminleriyle çinko ve iyot gibi minerallerin hayati önem taşıdığını, beslenmede kristal kaya tuzunun tercih edilerek, magnezyumun öneminin göz ardı edilmemesini önererek, modern cüce buğdayın hayata girdiği günden itibaren kronik inflamasyon ve sebep olduğu kronik dejeneratif hastalıkların arttığını ve bağırsaklarda yaşanan sorunların da bu nedenle geliştiğini söyledi.

Prof. Dr. Karatay, "Mutluluk hormonu olarak bildiğimiz serotoninin yüzde 90'ı bağırsaklarımızdaki dost bakteriler tarafından üretiliyor. Bu bağlamda lahana, karnabahar, turp, soğan, sarımsak gibi doğal prebiyotikler ve doğal ev yoğurdu, doğal fermantasyon sirke, doğal turşu, şirden mayalı peynir gibi doğal probiyotikler sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz olarak hayati önem arz ediyor. Bunun için istikbal bağırsaklardadır" ifadelerini kullandı.


fidelista

#2
Canan hoca iyi diyorda tuzu kestirilen tanssiyon hastlarının tansiyonu bir yada iki puana düşüyor gözlemde.Tuz vucutta su tutar ve bir çok tansiyon ilacı vucuttan su atarak (diüretik) tansiyonu düşürür,Canan hanımın söylediği tuz bizim bildiğimiz tuz değil öyleyse.

gerçek tosun paşa

#3
doğal kaya tuzu alınıp ögütülerek kullanılmalı.

bozadi

#4
fidelista, bu konu çok tartışmalı bir konu. Tuzla yüksek tansiyon arasında sanıldığı gibi bir ilişki olmadığını, tuza karşı hatalı ve kötü niyetli bir savaş açıldığına ve bu savaşın durdurulması gerektiğine dair pek çok haber paylaşılıyor. Karatay da milleti bundan haberdar etmeye çalışarak çok doğru birşey yapıyor bence. Elbette işlenmiş bazı tuz çeşitleri sorunlu olabilir, beyazlaştırma ve raf ömrünü uzatma amaçlı olarak sorunlu maddeler katılıyor olabilir ama işlenmemiş tuzlarda öyle bir sorun olma ihtimali yüksek değil.

Tuza karşı açılan savaşın aslında şekere karşı açılması gerektiği halde nedense aynı çevrelerin o yönde o kadar ciddi bir eğilimi yok gibi görünüyor, yani tuzu kötüledikleri kadar şekeri kötüledikleri şüpheli. Asıl şekere karşı savaş açılması gerekirken, vücudun pek çok mineral ihtiyacını karşılayan tuza karşı savaş açılıyor ki, bu da tıbbın karanlık yönlerinden biri.


bozadi

#6
"Yüksek tansiyonun esas nedeni, bilinmemektedir."
https://sbu.saglik.gov.tr/Ekutuphane/kitaplar/t67.pdf

bozadi

#7
Tuza Karşı Savaşı Durdurma Zamanı
Politikacıların tuz alımımızı sınırlandırmaya yönelik hezeyanının pek bir bilimsel temeli yok

https://www.scientificamerican.com/article/its-time-to-end-the-war-on-salt/

Google çevirisi: https://goo.gl/JRMkR3

gerçek tosun paşa

#8
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

fidelista, bu konu çok tartışmalı bir konu. Tuzla yüksek tansiyon arasında sanıldığı gibi bir ilişki olmadığını, tuza karşı hatalı ve kötü niyetli bir savaş açıldığına ve bu savaşın durdurulması gerektiğine dair pek çok haber paylaşılıyor. Karatay da milleti bundan haberdar etmeye çalışarak çok doğru birşey yapıyor bence. Elbette işlenmiş bazı tuz çeşitleri sorunlu olabilir, beyazlaştırma ve raf ömrünü uzatma amaçlı olarak sorunlu maddeler katılıyor olabilir ama işlenmemiş tuzlarda öyle bir sorun olma ihtimali yüksek değil.

Tuza karşı açılan savaşın aslında şekere karşı açılması gerektiği halde nedense aynı çevrelerin o yönde o kadar ciddi bir eğilimi yok gibi görünüyor, yani tuzu kötüledikleri kadar şekeri kötüledikleri şüpheli. Asıl şekere karşı savaş açılması gerekirken, vücudun pek çok mineral ihtiyacını karşılayan tuza karşı savaş açılıyor ki, bu da tıbbın karanlık yönlerinden biri.


Tüm mesele bu. Tuza karşı yıllardır sakın denir. Şekerin zararları kanıtlanmış ve çok daha fazla olsa bile şekerin önüne geçilmesi konusunda neredeyse hiç adım atılmıyor. Tuzların rafine değil doğal kristal olması önemli noktası.

Lauraların forumda da çok konuşulmuştu sabahları tuzlu su karışımlarının tüketilmesi üzerine.

İyodinsiz tuzlara da gerek yok.

Canan Karatay tam bir medya malzemesine dönüşmesine karşılık çok cesurca hareket ediyor ve bağırsaklar konusunda söyledikleri bana çok mantıklı geliyor.

bozadi

#9
Tuzla yüksek tansiyon arasında iddia edildiği gibi bir ilişki yoktur, çünkü yüksek kan basıncı bir sebep değil bir semptomdur. Tuzun azaltılmasının kalp hastalığına hiçbir etkisi yoktur çünkü yüksek tansiyonun (ve kalp hastalığının) sebebi obezite, insülin direnci ve trigliserit düzeyinin yüksekliğidir (X sendromu) ve bunun fazla tuzla hiçbir ilgisi yoktur.

https://www.huffingtonpost.com/entry/the-truth-about-salt-hypertension-high-blood-pressure_us_58ff2b47e4b0c13feaa5c7f5

Google çevirisi: https://goo.gl/JSdYyN

bozadi

#10
Yapılan yeni çalışma, tuz ile yüksek kan basıncı arasında hiçbir ilişki olmadığını gösterdi.

http://time.com/3313332/salt-and-blood-pressure/

Google çevirisi: https://goo.gl/kncLgp

bozadi

#11
Sodyum arttıkça kan basıncı düşer. Doğru okuyorsunuz.

http://www.sandiegouniontribune.com/business/biotech/sd-me-salt-diet-20170425-story.html

Google çevirisi: https://goo.gl/98kLd2

bozadi

#12
Fazla Tuz Tüketmek Tansiyonu Yükseltmiyor!



Bu başlık orijinal başlığın çevirisi. Bu başlık çarpıcı gelebilir, ancak sonuçta bu bir araştırma haberi ve dikkat çekici bir başlık tercih edilmiş. Burada tansiyon kontrolünde tuz tüketimini kısmanın değil esas etkili olanın potasyum tüketimini arttırmanın önemli rol oynadığına dair araştırma bulgusundan söz ediliyor. Dr. Mercola vücudumuzdaki potasyum / sodyum oranının önemli olduğunu, günümüzde Batı beslenmesinde işlenmiş gıda tüketiminin artarak taze sebze tüketiminin azalmasıyla sodyumun fazla potasyumun az tüketilerek bu oranın bozulduğunu söylüyor. Bunu omega 3 / omega 6 oranının bozulmasına benzetebiliriz. Bu oranı düzeltebilmek için nasıl ki omega 3 destekleri kullanıyor ama omega 6'yı da mümkün olduğunca almamaya çalışıyorsak aynı şekilde potasyumu daha fazla almaya çalışırken sodyumu fazla almamaya çalışmalıyız.

Bu araştırma sonucuna dayanarak TUZ TÜKETİMİNİ ARTTIRMAYIN ANCAK POTASYUM TÜKETİMİNİ ARTTIRIN. Şimdi araştırma haberini okuyalım:

"Tansiyonumuzu kontrol altında tutmak için az tuz tüketmemiz gerektiği söylenegelmiştir. Ancak yeni bir önemli çalışma bu konudaki kılavuzların yanlış olduğunu ortaya çıkardı. Günlük önerilen miktar ki 6 gram tuz (2.3 gram sodyum içerir) kadar tuz kullanan kişilerin tansiyonunun daha fazla tuz tüketenlerden daha yüksek olduğu görülmüş.

Baş araştırmacı Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Lynn Moore: "Sodyumu düşük beslenmenin yüksek tansiyon üzerinde uzun vadeli bir yararı olduğuna dair hiçbir kanıt görmedik. Bulgularımız, sodyum tüketimi konusundaki mevcut önerilerin yanlış olduğuna dair kanıtlara ek kanıt teşkil etmektedir."

Düşük tuz tüketmek yerine her gün bol miktarda potasyum, kalsiyum ve magnezyum tüketmek tansiyonu kontrol altında tutar. Bu sonuca araştırmacılar yaşları 30 - 64 arasında değişen 2.632 erkek ve kadının beslenmelerini ve tuz tüketimlerini inceleyerek varmışlar. En fazla potasyum ve sodyum tüketenlerin tansiyonlarının en düşük olduğu görülmüş.

Bunlara dayanarak Dr. Moore, avokado, ıspanak, tatlı patates, muz, hindistan cevizi gibi kaynaklardan alınan potasyumun kan basıncını sağlıklı düzeyde tutmak için en önemli rolü oynadığını düşünüyor. Ispanak, pazı, badem ve siyah fasulye magnezyum açısından zengin, kalsiyum da süt ürünleri, peynir ve kuruyemişlerde bulunuyor."

Çeviri: Nurçin Çağlar
SağlıklıYaşıyoruz®



Kaynak: http://wddty.com/news/1990/04/hooray-the-drugs-work-but-then-again-they-dont.html

Orijinal kaynak: Proceedings of Experimental Biology 2017 conference, Chicago, April 25, 2017

Kaynak: Facebook, Sağlıklı Yaşıyoruz Grubu


bozadi

#13

bozadi