Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Afrin'e hava operasyonu başladı (20.01.2018)

Başlatan bozadi, 20 Ocak 2018, 20:35:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#60
26 Ocak 2018

PYD Suriye devletini Afrin'e çağırdı


PYD'nin Afrin Özyönetim Ofisi'nden Suriye yönetimine hitaben bir açıklama yapıldı: Suriye devletini egemenlik yükümlülüklerini yerine getirmeye ve Afrin bölgesinin sınırlarını güvence altına almak amacıyla Suriye silahlı güçlerini konuşlandırmaya çağırıyoruz.




Türkiye'nin Afrin harekâtı altıncı gününe girerken, PYD'den Şam yönetimine dikkat çekici bir çağrı geldi. Afrin Özyönetim Ofisi'nin internet sitesinden dün gece yapılan açıklamada, Beşar Esad yönetiminden 'egemenlik yükümlülükleri' çerçevesinde 'Afrin'i ve Türkiye sınırını korumak için bölgeye asker göndermesi' istendi.

Açıklamada şu ifadeler kullandı: "Suriye devletini Afrin'e yönelik egemenlik yükümlülüklerini yerine getirmeye, Türkiye ile sınırlarını Türk işgalcilerden korumaya ve Afrin bölgesinin sınırlarını güvence altına almak amacıyla Suriye silahlı güçlerini konuşlandırmaya çağırıyoruz."

Reuters ajansı ilgili haberinde, bu açıklamanın 'Suriye'nin kuzeyinde giderek karmaşık hale gelen tiyatroyu ortaya koyduğu' yorumunu yaptı.

Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

#61
Daha devlet kuracaktık!? Yeni mi aklınıza geldi Suriye'nin parçası olduğunuz? Amerikanın köpekliğini yaparken çatışmaktan çekinmediğiniz Suriye Ordusu şimdi yaşadığınız yerin hamisi mi oluverdi bir anda? Sizi Rusya değil, uşaklığını yaptığınız ABD satmadı mı asıl?! "Rusya bizi sattı" demek yiyor da, "ABD bizi sattı" demek hala yemiyor, değil mi? Neden acaba? Bir yozlaşmanın, soysuzlaşmanın neticesi olabilir mi bu durum? Dilerim Kürt halkı sizi bir an önce hesaba çeker.

bozadi

#62
27 Ocak 2018

İranlı komutandan Zeytin Dalı Harekatı'na destek!


İran Devrim Muhafızları komutanı, Türkiye'nin Zeytin Dalı operasyonunu değerlendirerek, Suriye'nin kuzeyindeki mevcut krizin bir numaralı sorumlusunun "ABD'nin buradaki varlığı" olduğunu savundu.




İran Devrim Muhafızları'nın önde gelen komutanlarından General Ahmed Vahidi, Türkiye'nin Zeytin Dalı operasyonunu değerlendirerek, Suriye'nin kuzeyindeki mevcut krizin bir numaralı sorumlusunun "ABD'nin buradaki varlığı" olduğunu ileri sürdü.

DHA'nın haberine göre, İran Yüksek Ulusal Savunma Üniversitesi Başkanı ve eski Savunma Bakanı General Vahidi, "Kuzey Suriye'deki krizin ana sorumlusu ABD'nin buradaki gayri meşru varlığı ve bu ülkeyi parçalamaya yönelik çabalarıdır. Elbette, Türkiye de bölgenin hassasiyetlerine karşı dikkatli olmalıdır" dedi.

Türkiye'nin Afrin'de sürdürdüğü Zeytin Dalı operasyonuna ilişkin bir açıklama da İran Devrim Muhafızları eski Komutanı Muhsin Rızai'den geldi.

İran'daki Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Sekreterliğini yürüten Muhsin Rızai, "Türkiye yaptığı hamlelerle ABD'nin planlarını bozmaya çalışıyor" diye konuştu.

Kaynak: Yeniçağ Gazetesi


bozadi

#63
26 Ocak 2018

Rus askeri uzmanın iddiası: Türk ordusunun muharebe kabiliyeti düşük


Rus askeri uzman Vladimir Yevseyev, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeybatısında yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı'nı iyi hazırlamadığını, bu yüzden sahada sıkıştığını ileri sürdü.




BDT Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve askeri uzman Vladimir Yevseyev, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Afrin harekâtını konu alan yuvarlak masa toplantısında yaptığı değerlendirmede, harekâtı 'askeri bir operasyonun en kötü örneği' olarak niteledi.

'Operasyonun iyi hazırlanmadığına' dikkat çeken Yevseyev, Türk askerlerinin bölgede taarruz etmeye yetecek sayıda birliğin olmadığını, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerininse savaşacak durumda olmadıklarını savundu.

'TÜRKİYE İKİ KATI ASKERE SAHİP OLMALI'

Bölgedeki YPG mensupları sayısının çeşitli değerlendirmelere göre 6 bin ile 15 bin kişi arasında olduğunu, seferberlik durumundaysa bu sayının 30 bin kişiye kadar çıkarılabildığını söyleyen Yevseyev, ÖSO'nun değil de TSK'nın Afrin'e ilerleyebilmesi için bu sayının en az 2,5 katı kadar askere sahip olması gerektiğini, fakat böyle bir birliğin oluşturulmadığını vurguladı.
Afrin bölgesindeki dağlık arazide, Türk birliklerinin ilerlemek için kara yollarını kullandıklarını ve bunun 'akıllıca' olmadığını savunan Yevseyev, "Yolda olan bir askeri birlik, öndeki ve arkadaki araçlar patlatılarak ve konvoydaki araçlar vurularak kolayca durdurulabilir. İlerlemek için kara yolları kullanılmamalı, hiç kimse böyle basit bir şekilde savaşmaz" diye konuştu.

'HAVADAN DESTEK ALMADAN İLERLİYOR'

Hava kuvvetlerinin operasyona destek vermediğine değinen Rus askeri uzman, "Aslında Türk ordusu havadan destek almadan ilerliyor ve bu durum, orada sıkışmasının nedenlerinden biri" dedi. Yevseyev ayrıca Türk Hava Kuvvetleri'nin bombardıman için çok yüksekten serbest düşüşlü bombalar kullanarak hedefi vurma ihtimalini sıfıra indirmesinin 'komik' olduğunu söyledi.

Yevseyev, "Bir haftadan az savaşan Türk ordusu orada sıkıştı. Neden mi? Çünkü orada fiilen Türk ordusu yok. Topçu desteği, tank birlikleri desteği var, ilerlemeye çalışan birliklerse aslında ilerleme gücünde olmayan ÖSO" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#64
Valla açıkçası ben de bu durumdan biraz şüphelenmiyor değilim. Öylesine ani ve güçlü başlayan bir saldırıda, özellikle Kilis'e günler boyunca fırlatılan ve canlar alan o kadar roket fırlatılamamalıydı, en başta bunu engelleyecek, imkansızlaştıracak vuruşlar yapılabilmeli ve sürdürülebilmeliydi.

Birşeyler kesinlikle doğru yapılmadı ama yine de şimdilik zararın boyutu kazançtan fazla değil diye tahmin ediyorum. Dediğim gibi, zaten mesele Afrin değil benim bakış açımdan, Türkiye'nin ABD'ye boyun eğmek zorunda olmadığını, ABD'ye karşı gelebildiğini, hesap sorabildiğini gösterebilmekti ve Afrin operasyonu şimdiye kadar Türkiye'nin ABD'ye karşı göstere göstere yaptığı en önemli meydan okumalardan biri oldu bana göre, işin en önemli yönü de budur bence. Ve umarım devamı da getirilebilir. Suriye devletiyle tekrar papaz olmadan, sivillere zarar vermemeye çok dikkat ederek ve bundan da önemlisi kendi askerinin ve vatandaşının canını koruma konusunda azami hassasiyet ve etkinlik göstererek devam ederse çok iyi olur.

Aslında ordumuzda bu tür operasyonları başarılı bir şekilde planlayıp yürütme konusunda gerekli bilgi ve tecrübeye sahip pek çok komutan olduğundan eminim ama bunun organizasyonu konusunda henüz yerine oturmamış taşlar var sanırım, umarım bir an önce oturur.

Ayrıca, biraz da heyecandan kaynaklı dikkatsizlik var sanırım, çünkü ABD'ye meydan okuyan operasyonlar pek sık yapılmadı şimdiye kadar. Deneyim arttıkça etkinlik ve başarı düzeyi de artacaktır diye düşünüyorum.

bozadi

#65
Esad'ın son dönemde Suriyeli Kürt gruplara nispeten anlayış göstermesinin muhtemelen başlıca sebebi, "cihatçı" zihniyetle devlete karşıtı askeri bir faaliyete sahip olmamaları. Esad'ın en çok nefret ettiği ve en büyük şevkle mücadele ettiği gruplar, doğrudan veya dolaylı olarak ABD-İsrail piyonu olan silahlı ve kiralık "cihatçı" sürüleri. Bu yüzden, muhalif olmasına rağmen PYD'ye karşı büyük bir mücadele göstermedi Suriye devleti ve ordusu. Ama tıpkı cihatçılar gibi PYD de son zamanlarda ABD'nin ve İsrail'in fazlasıyla güdümüne girdi ve işler iyice karıştı. Bakalım neler olacak.

bozadi

#66
29 Ocak 2018

Erdoğan'ın kefil olduğu 'Milli Ordu'


Geçmişte El Kaide (Nusra Cephesi) ile aynı cephelerde yer almış olan bu gruplar, Fırat Kalkanı'nın kontrol ettiği alanlarda da birbiriyle çok da müttefik olamadı.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye sahnesinde TSK'ye müttefik yaptığı gruplardan emin. Üstün körü 'Özgür Suriye Ordusu' (ÖSO) diye anılan bu gruplara "Suriye'nin gerçek sahipleri" diyecek kadar değer atfediyor. Suriye ordusunu "gerçek işgalci" olarak niteleyip "teröristlerden kurtardıkları bölgeleri bu gruplara bırakmaktan" bahsediyor.

"Bu operasyonu Allah'ın izniyle ÖSO ile birlikte kazanacağız" diyecek kadar onlardan emin. Bütün uyarılara rağmen tahliye edilmediği için Musul Başkonsolosluğu'nda IŞİD'in eline rehine bırakılan eski başkonsolos ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz'a, "Ulan ahlaksız, sen sıcak yatağında yatarken o ÖSO'lar benim Mehmedim'le beraber senin kol kanat gerdiğin teröristleri yok ediyorlar" diyecek kadar onlara kefil.

Erdoğan'ın Şam yolunda büyük umutlar bağladığı ortaklarına sahip çıkması anlaşılır. Çünkü başa bela birliktelikler, bilgiler ve sırlar içeriyor. Zeytin Dalı Harekâtı ile birlikte de bu gruplara laf etmek neredeyse vatan hainliğine eşdeğer hale geldi!

***

TSK'nin kimlerle birlikte yürüdüğünü bilmekten, bunları açık açık konuşmaktan ve bunların ülkeye ne getireceğini tartışmaktan bizi alıkoyan nedir? Bu ülkenin başına örülen çorapları konuşmak neden ihanet olsun? TSK ve MİT'in koordinasyonuyla Zeytin Dalı Harekâtı'na katılan ya da destek olan çok sayıda örgüt var. Öne çıkan örgüt veya koalisyonlardan bazıları şöyle:

Cephet el Şamiyye, Feylak el Şam, Ahrar el Şam, Hamza Bölüğü, Ceyş el Nasır, Nureddin Zenki Tugayları, Sukur el Cebel, Semerkand Tugayı, Muntasır Billah Tugayı, Sultan Murat Tümeni, Fatih Sultan Mehmet Tugayı vs.

Kim bunlar? Daha önce bir kısmının köken ve yapısına defalarca dikkat çektim. Mesela Türkiye'nin yakın çalıştığı örgütlerin başında gelen Ahrar el Şam, Usame bin Ladin'in Suriye'deki adamı Ebu Halid el Suri gibi El Kaide kadroları tarafından kuruldu. Bu örgütlerden bazıları da 1970 ve 1980'lerde şiddet eylemleriyle zihinlere kazınmış olan Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatı ile bağlantılı.

Afrin'e yönelik harekâtta Cinderes ve Seman Dağı cephelerinde öne çıkan Nureddin Zenki başlangıçta CIA'in yardımına mazhar olmuşken El Kaide'nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi ile birlikte Heyet Tahrir el Şam'ın teşekkülünde yer aldı. Nureddin Zenki, geçen temmuzda Heyet Tahrir el Şam'ın Ahrar el Şam'ı İdlib'den söküp atan saldırılarında rahatsız olup tekrar bağımsız kaldı. Bu örgüt 12 yaşındaki Filistinli mülteci Abdullah Taysir el İsa'nın kafasının kesildiği görüntüyle gündeme gelmişti.

Afrin'i güneyden kuşatan hamleye destek olduğu söylenen Türkistan İslam Partisi de (TİP) Taliban ve El Kaide bağlantılı bir örgüt. Uygurların kurduğu bu örgüt cihatçıların cihatçılarla savaşı sırasında tercihini Tahrir el Şam'dan yana yapmıştı.

Lafın kısası Zeytin Dalı'nın gölgesinde yürüyen milis güçleri eski El Kaideciler, selefi cihatçılar, 'ılımlı' selefiler, siyasal İslamcılar, ılımlı İslamcılar, kendilerini hâlâ devrimci diyen ÖSO kalıntıları, savaş ağaları, fırsatçılar, macera arayanlar, paralı askerler ve MİT'in yönlendirdiği çevrelerden oluşuyor. Birinin adı şeriatçıya, diğerinin adı gaspçıya çıkmış birbiriyle uyumsuz, dağınık ve başıbozuk bir koalisyon.

***

Türkiye hükümeti, Suriye yönetiminin 'terörist' saydığı bu grupları, başından beri, "zalim bir rejime karşı savaşan devrimciler" olarak selamlıyor.

Fırat Kalkanı Harekâtı'yla birlikte bu gruplardan bir kısmı Türkiye'nin kendi özel gündemine göre yeniden dizayn edildi. Özel gündemde birincil hedef Kürtlerin liderliğindeki 'demokratik özerklik'.

Anadolu Ajansı'na göre TSK, Fırat Kalkanı'nın ilk safhası tamamlanınca 29 Mart 2017'den itibaren Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde kurulan kamplarda bazı grupları eğitti ve donattı. Kamplarda ÖSO mensuplarına birebir muharebe eğitimi verildi; havan, roketatar, orta ve hafif makinalı silahların kullanımı öğretildi. Sonra 30 Aralık 2017'de 30 örgütün katılımıyla üç kolordu şeklinde 'Suriye Milli Ordusu' ilan edildi. Sınırdaki 'Havar Kilis Operasyon Odası'ndan yönlendirilen bu gruplar 'Milli Ordu' adını kullansa da bunlara ne 'ordu' denebilir ne de 'milli bir güç'.

Geçmişte El Kaide (Nusra Cephesi) ile aynı cephelerde yer almış olan bu gruplar, Fırat Kalkanı'nın kontrol ettiği alanlarda da birbiriyle çok da müttefik olamadı. Bu gruplar sıklıkla birbiriyle çatıştı. Çatışma nedeni yolsuzluk, hırsızlık, istismar suçlamalarıydı. Özünde ise rant kavgası ve rekabet var.

Sözün gelişi Nureddin Zenki Tugayları Kasım 2016'da Halep'in doğusunda Festakim ile çatıştı. Yine Kasım 2016'da Öncüpınar Sınır Kapısı'nda Cephet el Şamiyye ile Sultan Murad birbirine girdi. Aynı kavganın devamı olarak bu kez Nureddin Zenki ve Ahrar el Şam Azez civarında Cephet el Şamiyye ile çatıştı. Nisan 2017'de Ahrar el Şam Kabasin'de Ahfad Selahaddin'e saldırdı. Aynı dönemde Cephet el Şamiyye ile Sultan Süleyman Şah Halep'in kuzeyinde birbirine girdi. Cephet el Şamiyye'ye karşı kavga kısa sürede Sultan Murad, Hamza Bölüğü ve Sukur el Cebel'i de içine aldı. Mayıs 2017'de Cerablus'ta kavga Sultan Murad ve Feylak el Şam ikilisi ile Ahrar el Şarkiya arasındaydı. Aynı dönemde Azez'de Cephet el Şamiyye ile Feylak el Şam çatıştı. Mayıs 2017'de Cephet el Şamiyye, Hamza Bölüğü ve Sultan Murad üçlüsü Azez ve El Rai'de Fursan Tugayı'na savaş açtı. Haziran 2017'de Sultan Murad Azez'de Ahrar el Şam'a karşı büyük bir cephe açtı. İki tarafın müttefikleri de savaşa dahil oldu. Temmuzda TSK'nin Afrin'e saldırı planını reddeden Ahfad Selahaddin diğer ortaklara hedef oldu. Örgütün lideri yakalandı, işkenceden geçirildi ve Türkiye'ye teslim edildi.

***

Bu grupların birçoğunun sicili etnik ve mezhebi temizlik, sivil katliamı, işkence, infaz, adam kaçırma, hırsızlık, yağma, kötü muamele ve istismar suçlarıyla dolu. Alevi düşmanlığı hepsinde ortak. PYD-YPG karşıtlığıyla nükseden Kürt düşmanlığı da yaygın. Hıristiyanlar da bu grupların elinden az çekmedi. En son Eli Kino'nun Ezidileri geçen yaz mezhepçi düşmanlığın kurbanı oldu.

Suriye krizi boyunca hükümetiyle, askeriyle, istihbaratıyla, bürokrasisiyle ve sivil unsurlarıyla Türkiye bu örgütlerin kurulması, eğitilmesi ve donatılmasında rol aldı. Dün Suriye'de rejimi değiştirme adına desteklenen bu örgütler bugün PYD-YPG'ye karşı savaşta öne sürülen kara unsurları olarak meşrulaştırılıyor, hatta halk nezdinde kahramanlaştırılıyor.

Bu, sadece Suriye'ye yapılmış bir kötülük olarak kalmayacak, Türkiye'yi de uzun süre uğraştıracak, yoracak, hatta vuracak bir bumerang olarak tarihe geçecektir. Şimdi bunu görmek ve söylemek neden ihanet olsun!

Kaynak: Gazete Duvar


gerçek tosun paşa

#67
Şimdi asıl konu Afrin'den çıkmaya başlıyor çünkü TSK nın orada önünde duracak bir engel kalmadı askeri harekat illa başarıyla sona erecektir. PKK destekli haberlere itibar etmeye gerek yok. Rusların orada işlerin yavaş gittiğini söylemelerinin bir sebebi olabilir ama işler yavaş gitmiyor sadece dikkatli gidiyor. TSK sivil kaybı olmamasına çok dikkat ediyor ve mehmetçiği sıcak temasa sokmamak için planlı bir şekilde ilerliyor. Piyade gücü ÖSO dan alınıyor TSK gerekmediği sürece çatışmıyor ve geçilen heryerde teröristlerin cephane ve sığınakları bulunup yok ediliyor yani çok kapsamlı bir ilerleyiş var Afrin e varıldığında geride bir şey kalmayacak şekilde planlandı harekat. Şu an olay Menbiç. Fırat Kalkanı operasyonuyla haşırt diye oraya giren TSK, ABD nin kürtleri kullanarak oluşturacağı İsrail kordonunun içinden geçti.





Menbiç TSK kontrollü Kuzey Suriye alanının doğusunda kalan sınırımıza temas eden YPG kontrolünde ABD destekli bir alan. Afrin düştükten sonra sınırımıza yakın Kuzey Suriye bölgesinde kalacak tek alan Menbiç olacak. İsrail kordonunun son kalesi olacak ABD için. Yani Ruslar ve Türkler için Menbiç çok önemli ama ABD içinde planın bir parçası.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın bir numarası General Joseh Votel, Menbic'ten ayrılmayı düşünmediklerini söyledi bugün.
Bana kalırsa çıkma ihtimalleri oldukça düşük bu kadar fazla darbe alan ABD orayı bırakmaz ve büyük bir sıkıntı çıkabilir gibi geliyor bana.

Bozadi ve bigsenfoni siz ne düşünüyorsun Kuzey Suriye için ve Menbiç in akıbeti için?

gerçek tosun paşa

#68
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Video cok hosuma gitti,tesekkurler gtp.

Sevindim big. :) Rica ederim.

bozadi

#69
Evet, suların asıl ısınmaya başlayacağı yer Menbiç gibi görünüyor ve tarafların (özellikle Türkiye ve ABD) bu konuda nasıl adım atacaklarını çok ama çok merak ediyorum. Niyeyse iki taraf da çok ciddi (karşı tarafın açıkça üzerine yürüyecek) bir hamle yapamayacakmış gibi geliyor bana. İki tarafta da bir ileri bir geri hamleler olacak sanırım ama Rusya ve İran'ın desteği her halükarda ABD'nin bu konuda Türkiye'yi ezmeye yönelik çok büyük bir hamleye kalkışmasını önleyecektir bence. Rusya ve İran gibi geleneksel ve donanımlı anti-Amerikan faktörler olmasa Erdoğan ABD'ye bu çıkışları yapma cesaretini bulamazdı bence.

Ben bu YPG olayında bundan sonra yakın bir zamanda çok önemli veya oyun değiştirici bir hamle beklemiyorum şahsen. Sürümcemede kalacaktır, taraflar arasında atışmalar olacaktır, ileri hamleler, geri hamleler... Bu Türkiye'nin hem YPG'yle hem de ABD'yle olan durumu için geçerli bence. Yani yakın bir zamanda bu konuda devrimsel bir değişiklik olmaz gibi geliyor bana. Uzunvadede oyunun koşullarını değiştirebilecek herşey Türkiye'nin Suriye'yle ve dolaylı olarak Rusya ve İran'la ilişkilerine kilitli.

Erdoğan muhtemelen Rusya'dan ve İran'dan bulduğu cesaretin de etkisiyle ABD'ye ve müttefiklerine meydan okumaya devam edecek ve bunu siyasi bir çıkar olarak sonuna kadar kullanmaya çalışacaktır (ve bu gayet doğal sayılır) ama olayların gerçekten gelişme gösterip göstermemesi, Erdoğan Türkiyesinin İran ve Suriye gibi "Alevi-Şii" yönetimlerle arasının nasıl olacağına, bu konudaki potansiyel ego çatışması faktörünün ne kadar etkili olacağına bağlı. Erdoğan'ın kendisi bu konuda devrimsel ilerlemeler göstermek istese bile destek tabanının ciddi bir bölümünün bu konuda çekinceleri ve hatta çok ciddi olumsuz önyargıları var.

İşte aslında bu noktada Erdoğan biraz da tabanını temsil ediyor olacak, Erdoğan'ın deneyimi, tabanının deneyimi olacak, hepsi birlikte bir sınavdan geçiyor olacaklar, tabi sadece onlar değil, konunun tüm tarafları. Çok ilginç bir şekilde bu noktada Rusya'nın etkisi çok önemli ve hayati. Rusya olmasa Türkiye İran'la bu sınırlı-olumlu iletişimi kuramazdı. Rusya nasılsa Hıristiyan, onunla "mezhep" kavgası etmek mümkün değil, e bu saatten sonra kalkıp din savaşı yapmak da pek akla yatkın veya mümkün görünmüyor... Bütün mesele Müslümanların kendi aralarındaki şiddetli geçimsizlik sorunu konusunda ne yapacaklarına bağlı. Bugün ABD'nin ve İsrail'in Müslüman dünyasında rahatça at koşturabiliyor olmasını sağlayan en büyük faktör Sünni-Şii nifakı. Sünnilerle Şiiler ortak çıkarları için ortak müşterekte samimi ve dürüstçe buluşabildikleri anda ABD'nin ve İsrail'in Ortadoğu'daki işi biter. Rusya'nın bile bu konuda doğrudan yapabileceği birşey yok ama ilginç bir şekilde Rusya'nın varlığı dolaylı şekilde de olsa bu konuda ilerlemeler sağlanmasına yardımcı oluyor.

Eğer Rusya Suriye'ye müdahale etmemiş olsaydı, bugün AKP Türkiyesi ve Katar ABD'ye ve Suudi Arabistan'a bu tavırları almış olmayacaklardı. Dönen pisliklerin farkındalar ama karşı çıkma cesaretleri yoktu, bu cesareti büyük ölçüde Rusya sayesinde buldular. Amerikan'nın ve İsrail'in "Allah" olmadığını gördüler Rusya sayesinde. Rusya'nın varlığı Sünnilerle Şiiler arasındaki kan davasını azaltıp ABD ve İsrail'e karşı çıkarlarını savunmaya yönelik etki ediyor. Suudi Arabistan ise İslam dünyasının bu konudaki uyanışını geciktirmek, mümkünse imkansızlaştırmak için elinden geleni yapıyor.

O nedenle ilgili bütün ülkelerin Suudilerle ilişkileri çok ilginç bir alan olacak önümüzdeki günlerde. İslam Dünyasının yozlaşık başkenti Suudi Arabistan, tüm İslam tarihinin muhasebesinin görüleceği yer bir bakıma. Husi meselesinin bu gündemi nasıl etkileyeceğini çok merak ediyorum.


fidelista

#70
Suriye yönetimi ile anlaşılmalıdır, yıllardır ABD ve batılı emperyalist güçler ile örtülü bir savaş yapıyoruz zaten,bu coğrafyaya komşuluğu olmayan ülkeler dıslanmalıdır bölge ülkeleri bir araya gelmelidir.

bozadi

#71
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Suriye yönetimi ile anlaşılmalıdır, yıllardır ABD ve batılı emperyalist güçler ile örtülü bir savaş yapıyoruz zaten,bu coğrafyaya komşuluğu olmayan ülkeler dıslanmalıdır bölge ülkeleri bir araya gelmelidir.
Aynen katılıyorum ama işte Erdoğan, taban kitlesi için de kritik ve güçlü önyargılarla dolu "mezhep" meselesi yüzünden Esad'la açık ve doğrudan bir şekilde yapıcı ilişki içine girme konusunda çok ciddi kompleks yapıyor. Bu sadece Erdoğan için değil, Türkiye'deki dinci/sağcı/milliyetçi/muhafazakar kesimin çok ciddi bir bölümü için bir sınav. Tabi ki aynı zamanda "karşı" taraf(lar) için de bir sınav. İki taraf da önyargılarını ve olumsuz duygusal tepkileri azaltıp ortak çıkarlar doğrultusunda akıllıca, cesurca, vicdanlıca adım atmalı. Taraflar bu adımları atmadıkça, hayat iki tarafı da doğrudan ve dolaylı yollarla sıkıştıracaktır gibi geliyor bana, öyle ki, artık o önyargıların hiçbir anlam ve öneminin kalmadığı bir noktaya kadar sürükleyebilir/süründürebilir tarafları. Çünkü bu mesele çözülmek zorunda, ya öyle, ya böyle. Ama yapıcı, ama yıkıcı şekillerde. Bu hesabın görülmesi, çözümlenmesi ve geride bırakılması gerekiyor.

Global Şeytanların Ortadoğu'daki güçlü mevcudiyetine imkan veren başlıca faktör Sünni-Şii nifakı. Taraflar meseleyi kendi inisiyatifleriyle çözmedikçe hayat tarafları "çözecek", sarsıcı yollarla da olsa.

Bu aynı zamanda her türlü güçlü ideolojik karşıtlıklar için de geçerli ama Ortadoğu'daki Sünni-Şii ideolojik zıtlığı, her türlü güçlü ideolojik uzlaşmazlıklar ve çatışmalar konusunda önemli bir gösterge ve sahne şovu oldu, oluyor ve olacak.

Erdoğan mecbur kalmadıkça veya müttefiklerden güçlü bir diplomasi teşviği gelmedikçe, Esad'la barışmaz. Aslında Esad'ın da şimdi ciddi bir sınavı var. Erdoğan'dan nefret etmek için gayet haklı sebepleri oldu ama sonuçta Erdoğan'ın artık ABD'ye hizmet etmediğiyle, en azından bu konuda ciddi bir dönüşümün içinde olduğuyla yüzleşmekte zorlanıyor muhtemelen. Yani Erdoğan'ı bir müttefik olarak düşünemiyor ve bence bu çok normal ama zamanla bunu aşması gerekecek.

bozadi

#72
Önümüz 4. yoğunluk. "Sevgi" dersleri, sınavları yoğunlaşıyor. Sevginin birliğinin, egosal ikilikleri yenip yenemeyeceğinin sınavları gerçekleşiyor. Daha doğrusu tarafların sevgi dolu bir çözümü mü, yoksa nefret dolu bir çözümsüzlüğü mü tercih ettiklerine karar vermeleri gerekiyor. Kendilerini sevgiye yeterince açanlar, şimdiye kadar ayaklarına dolanan şekilcilik prangalarından giderek kurtulacaklardır. Kendilerini sevgiye açamayanlar, egoları nedeniyle sevginin hakikatine "teslim" olamayanlar, giderek daha fazla acı ve anlamsızlık çekeceklerdir. Açıkça 4KH'ye adananlar bunun dışında elbette, onların kararsızlardan daha dürüst ve erdemli oldukları bile iddia edilebilir. Ama seçtikleri yolun sonunun yokoluş olduğuyla yüzleşecekler ve bunu isteyip istemediklerine karar vermeleri gerekecek.

bozadi

#73
29 Ocak 2018

Hizbullah Ve Hamas'ın Artan Askeri Koordinasyonu İsrail'in Huzurunu Bozdu


Lübnan Hizbullah Hareketi ile Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) arasında şu sıralarda artan koordinasyon ve işbirliği, İsrail'in askeriye ve güvenlik yetkililerini dehşete düşürmüştür.




Ray el-Yevm gazetesinin verdiği haberde; Şu sıralarda işgal rejimi İsrail'in güvenlik ve askeri teşkilatlarını en fazla endişelendiren şey, Lübnan'ın güney direnişi ve Hizbulah'ın gücünün artması ve de HAMAS ile askeri ilişkilerinin pekişmesidir.

İsrail'in Lübnan'a Olası Saldırısı

Bu bağlamda İsrail Savaş Bakanı Avigdor Liberman şöyle dedi; HAMAS Hareketi, Lübnan'ın güneyinde alt yapısını kurmaya ve geliştirmeye, böylece İsrail'e karşı saldırı için burayı bir üs olarak kullanmaya çalışıyor çünkü Gazze yakınındaki elektronik sistemleriyle donatılmış duvarlar ve tünellerin büyük kısmının tahrip edilmesi için Gazze'den İsrail'e saldırı çok zordur.

HAMAS ile Hizbullah'ın İşbirliği Zirvede

Liberman'ın bu bağlamdaki bilgisinin ne kadar doğru olduğu belli değil, ancak net olan bir şey varsa o da HAMAS ile Hizbullah liderleri arasında bilgi paylaşımı ve askeri işbirliğinin şu sıralarda doruk noktaya ulaşmasıdır.

Filistin direniş güçleri 1982'de Lübnan'ın güneyinden ayrıldıkları tarihten bu yana, aynı bölgeden işgal rejimine karşı bir saldırı düzenlememiştir ve İsrail'e saldırıyı Hizbullah üstlendi.

Hizbullah İle HAMAS Arasındaki İrtibat Subayı

İsrail basının sızdırdığı haberlere göre, Hizbullah ile HAMAS arasında eşine rastlanmayan koordinasyonun HAMAS Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih Aruri adlı bir subaydır ki güçlü bir askeri şahsiyet haline gelmiş ve Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah'a çok yakın bir isimdir.

İsrail'e Karşı Yeni Direniş Stratejisi

Bu arada bu bağlamada HAMAS'a yakın isimler, bu hareketin şu günlerde Batı Şeria'da yeni direniş stratejisi geliştirdiğini, bu strateji alanının ilerleyen haftalar ve aylarda daha büyüyeceğini bildiriyor.

Öte yandan, HAMAS üyelerinden Muhammed Hamdan'a yönelik MOSSAD unsurlarının düzenlediği suikast, HAMAS'ın Lübnan'ın güneyinden operasyon düzenleme olasılığı İsrail'i endişelendirmiştir.

Lübnan Güneyinde Güçlü Direniş Cephesi Kurulması İçin Geri Sayım

Yukarıda anlatılan duruma göre, İsrail rejimine karşı gelecekteki savaşa karşı Lübnan'ın güneyinde Lübnan direnişi ile Filistin direnişinin birleşmesiyle güçlü bir cephe kurulmaktadır ki birçok beklenmedik olayları beraberinde getirecek.

Hizbullah ile HAMAS arasında koordinasyon ve işbirliği yeni bir konu değil, Seyyid Hasan Nasrullah, son konuşmalarından birinde, Lübnan direnişinin Gazze savaşı sırasında Filistin direnişine verdiği kornit füzelerinin İsrail tanklarını dehşete düşürdüğünü ve Gazze içerinde birkaç metre bile ilerlemesine engel olduğunu vurguladı.

Oyun Kuralları, Direnişin Lehine Değişiyor

Bu arada birkaç cephede oyun kurallarının direniş cephesinin lehine değiştiği çok açık ve net olarak görülüyor, hatta ilerleyen haftalar ve aylar birçok sürprizlere gebe olmuştur.

Kaynak: Tasnim News


bozadi

#74
29 Ocak 2018

Wall Street Journal: İsrail, Arabistan ve BAE İşbirliği Artıyor


 


Amerika merkezli Wall Street Journal verdiği haberde; Tel-Aviv'in bir taraftan bölgedeki olumsuz imajını değiştirmek ve diğer taraftan İran'a karşı olumsuz propaganda yapmak amacıyla sosyal medyayı kullandığına işaret ederek şunları yazdı: İran ve Arabistan'ın bölgedeki anlaşmazlığıyla birlikte, İsrail Arapçayı kullanarak İran'ın Batı Asya'daki düşmanları ile ortak noktalar bulmaya çalışıyor. Düşmanca atılan tüm bu adımlar İsrail ordusu sözcüsü Avichay Adrea tarafından yönetilmektedir.

Avichay Adrea yakın zamanda Gazze Şeridi'ne İran bayrağını gönderdi ve aynı zamanda İsrail'in Lübnan'ın güneyine saldırdığını gösteren bir videoyu twitter sayfasında paylaştı.

Öyle ki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Arapça altyazılı video mesajları paylaşarak İran'ı kınamaya çalışıyor ve yine İsrail Dışişleri Bakanı facebook sayfasında İsrail ve Arapların Arapça kullanarak ortak bir yaşam sürdüklerini gösteren bir resim paylaştı.

Gazete ayrıca şunları yazdı: Birçok komşusu ile diplomatik ilişkisi olmayan İsrail için sosyal medya Arap Sünni devleri ile ilişkileri geliştirmede önemli bir araçtır ve bölgedeki Arap ülkeler içinde en etkili olanı Suudi Arabistan'dır.

İsrail ordusu yaklaşık 10 yıldır Lübnan'da ofisi bulunan Suudi İlaf gazetesini bu hedefi için kullanmaktadır. Öyle ki bu gazete İsrailli yetkililerle röportaj yapan ilk Arap gazetesidir.

Yine konuyla ilgili olarak İsrail Genelkurmay Başkanı General Gadi Eisenkot, Kasım ayında İlaf gazetesine verdiği röportajda şu açıklamalarda bulunmuştu: İran bölge için en büyük tehdittir ve bu konuda Arabistan ile tam bir işbirliği içindeyiz.

Wall Street Journal yazının devamında, Amerika ve bölge ülkeleri yetkililerinden naklederek şunları yazdı: Son yıllarda İsrail, Arabistan ve BAE İran ile mücadele etmek amacıyla istihbarat paylaşımı artırdı. Öyle ki Arap yetkilileri yaptıkları açıklamada, İsraillilerin Filistinlilerin hakimiyetine karşı çıkması nedeniyle İsrail ile görüşmeye niyetli olmadıklarını belirttiler.

İsrail ordusu sözcüsü konuyla ilgili şu iddiada bulundu: Arap Dünyasında İran açık bir tehdittir.

İsrail ordusu sözcüsünün Hamas ve Hizbullah'ı kınayan açıklamalarının İlaf gazetesinde yayımlanması, Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri geliştirmeye çalıştığı yönündeki şüpheleri artırdı.

İlaf Gazetesi Genel Koordinatörü Asnan el-Amir gazetenin bağımsız olduğunu belirterek şunları söyledi: İsrail konusunda farklı bir tutumumuz olması bunun ispatıdır.

Gazete yayımladığı yazının bir başka bölümünde ise, İsrail Ordusu sözcüsü Avichay Adrea'dan naklederek şunları yazdı: Filistinlilerin İsrail'deki ikinci kanlı ayaklanmalarının sona ermesinin ardından, ordu Araplarla özellikle de İsrail'deki Arap gazetecilerle doğrudan ilişki kurma kararı aldı.

Adrea ayrıca 2006 yılında Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan'da yaşanan savaş ile ilgili olarak şunları söyledi: O dönemde İsrail ordusu Beyrut'taki Arapları uçaklardan ilamiye atarak bölgenin bombalanacağı konusunda uyardı.

Kaynak: Rast Haber