Felsefeyi netleştirmek...

Başlatan bozadi, 08 Aralık 2015, 14:41:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#195
İkisi nihai olarak bir olmakla birlikte, bizim seviyemizde bir süreliğine ayrı olarak düşünmekte fayda bulabileceğimiz iki temel gerçekliğe dikkat çekeceğim:

1 - Varlığım. Tüm varlık benim. Tüm varoluştaki tüm sevginin, tüm aklın, tüm yaratımın kaynağı ve kendisiyim.

2 - 3KH aleminde, dünya gezegeni üzerinde bir bireyim.

Bu ikisi birbiriyle çelişiyor gibi görünse de, aslında ikisi aynı anda geçerli ve birbirini tamamlıyor, dengeliyor.

Tüm sorunlarımız 2. gerçek bağlamında gerçekleşiyor. Varoluşun kendisinde (1. gerçek) bir sorun yok. Bizler 2. gerçeğin şiddetli olumsuz koşulları içinde 1. gerçekle ilgili farkındalığımızda ciddi bir kayıp ve bozulma yaşadık.

Sanıyorum ki normalde hayat deneyimimiz içinde ciddi sorunlar yaşansa bile, varlığın, var olmanın ne olduğu, ne anlama geldiğiyle ilgili temel bir farkındalık sayesinde tüm varoluşa olumsuz bir gözle bakmayız uzunvadede. Yani var olmayı anlamsız, keyifsiz bulmayız çoğu durumda. Ama 2. gerçek bağlamında o kadar sık ve yoğun olumsuzluk deneyimliyoruz ki, 1. gerçekle ilgili o temel sezgide ciddi bir bozulma meydana geliyor ve varolmanın anlamı ve değeri konusunda içten içe uzunvadeli ve ciddi şüpheler duyuyoruz.

Aslında 1. gerçekten dolayı varoluş bizim dışımızdaki veya üstümüzdeki birşey değil. Tepemizde durup bizim neyi ne kadar deneyimleyebileceğimize, yaşadıklarımızdan ne sonuç çıkaracağımıza karar veren, bizi belirleyen bir otorite değil. Varoluşun sahibi biziz, varlığın ta kendisiyiz. Üvey veya ikincil değiliz, birinciliz ve özüz. Kaçıncı yoğunluğukta, hangi boyutta olduğumuz bu ebedi gerçeği değiştirmez. Ama 2. gerçek bağlamındaki ciddi sorunlar nedeniyle, sanki birileri varlığın evsahibi, biz ise kiracısıymışız gibi, varlığın üvey evlatlarıymışız, değersiz, lanetli, harcanabilir şeylermişiz gibi derin kompleksler duyuyoruz, veya diğer bir ifadeyle birileri bize böyle hissettirmeyi başarıyor.

"Bir problemi, onu yaratan bilinç düzeyi ile çözemezsiniz" demiş Aynştayn. İşte, bana göre, 2. gerçeklikte meydana gelen sorunları çözebilmek için, asli ve mutlak gerçeklik denebilecek olan 1. gerçekle ilgili tüm farkındalığımızdan (artık ne kadar mevcutsa) sonuna kadar yararlanmamız gerektiğine inanıyorum.

Bu konuda elbette daha epeyce fikir alışverişinde bulunuruz ama şimdi derin sezgilerinize hitap etmek ümidiyle bir zihinsel pratik önerisinde bulunmak istiyorum:

Alıntı Yap
Tüm bu telaşlı koşturmacaya bir son ver. Birşeye yetişmen veya birşey yetiştirmen gerekmiyor. Aradığın şey sensin. Senden uzakta bir yerde sahip olman gereken bir değer yok. Varlıktan mutluluk ve doyum bulmak için birşey başarman veya kanıtlaman gerekmiyor. Olduğun yerde sen tüm varoluşun en değerli şeyisin: Varlıksın. Tüm değerin, tüm varlığın, tüm sevginin, tüm aklın ta kendisisin ama bunu unuttun. Varlığın potansiyeli neyse, senin potansiyelin de odur. Varlığın değeri neyse, senin değerin de odur. Temiz ve güzel özümüze dönmeye hazırlanalım.


bozadi

#196
Amaç, anlam, görev gibi kavramlar hayatımızda önemli bir yere sahip. Ama ne yazık ki etkisi altında bulunduğumuz KH faktörleri nedeniyle pek çok başka önemli sayılan kavram gibi bu kavramlar da bizi aslında temel ve hayati bazı varoluşsal farkındalıklara karşı körleştirici etki yapabiliyor.

Dünyadaki hayatımızın bize dışarıdan dayatılan bir amacı yok. Amaçlılık hayatımızın gelişen kendi koşulları içinde ifadesini bulan birşey. Örneğin şu yaşadığımız hayatın koşullarına baktığımızda otomatik olarak bir amaçsallık doğuyor: "Terörü, işkenceyi, adaletsizliği durdur!" gibi. Yani ille de hayatımızın amacından bahsedilecekse, bundan daha doğal, daha iyi, daha hayırlı bir amaç olabilir mi? Ama bu amaç bile sonradan gelişen koşullara göre şekillenen birşey. Yani varoluşun aslına ilişkin mutlak bir amaç değil.

Meditasyon yapmanın zor olmasının temel nedenlerinden birinin, "yavaşlama, durma" meselesi olduğunu sezmeye başladım. Üstüne üstlük bir de "sessizlik" ve "loş / karanlık" faktörü var meditasyonda, imkan olduğu ölçüde. Tüm bunlar bize "ölümü", "yok olmayı" çağrıştırıyor. Gece uykusu veya belirgin bir dinlenme ihtiyacı dışında, olağan gündelik yaşam koşullarıyla olan etkileşimlerimizi düşünmeyi yavaşlatınca ve özellikle de "durdurunca", sanki hayatiyetimizi, canlılığımızı, varlığımızı durduruyormuş gibi bir endişeye, korkuya kapılıyoruz. Şu yaşadığımız berbat hayatın sefaletleri ve işkenceleri bile hiç değilse bize iyi-kötü bir varlık/kimlik veriyor gibi. Aşağılanıyor, aptal yerine konuyor ve işkence görüyor olmamız bile bir şekilde "tanındığımızı" hissettiriyor bize ve eğreti de olsa bir onurlandırıcılık buluyoruz belki de bunda, var olduğumuzu hissediyoruz. Tabi bu en karamsar senaryo ama böyle olması onun gerçek olmadığını, deneyimlenmediğini, kabullenilmediğini göstermez illa. Biraz daha iyimser baktığımızda, ailemiz, arkadaşlarımız, okul veya iş çevremiz ve/veya sosyal çevremiz yoluyla az çok bir bilinirliğimiz, görünürlüğümüz vardır ve etrafımızdaki insanların bizi bilmesi, tanıması, hatta zaman zaman destekleyici, sevindirici, onurlandırıcı davranışları bize içinde bulunduğumuz trajediyi unutturuverir adeta. Trajedi derken, yaşam koşullarımızdaki şiddetli negativiteler, baskılar, işkenceler, katliamlar elbette yeteri kadar trajik ama en büyük trajedi bu değil bence. Esas trajedi, birilerinin pozitif veya negatif yollarla bize varlığımızı hissettirmemesi durumunda kendi varlığımızı algılamaktan, doğrulamaktan ve varlığın koşulsuz-kayıtsız mutluluğunu, sevincini, coşkusunu ve huzurunu duymaktan ciddi ölçüde aciz olmamızdır. İşte, uyku ve dinlenme gerekliliği dışında (ki uyku ve dinlenmelerin bile büyük bir kısmında yine şu hayatımızın içeriğini kemirip durmayı severiz), dünya üzerindeki hayat sahnemizin içeriklerinin dışında veya ötesinde bir varlık biçmeyiz, biçemeyiz nedense kendimize. Dolayısıyla da varlığımız sanki dünyaya, dünya üzerindeki malum hayatımıza bağlıymış gibi hissederiz ve tüm berbatlıklarıyla onu varlığımız için elzem görürüz.

Tamam, elbette ki dünya üzerindeki hayatımız da varlıktan, varlığımızdan ayrı, bağımsız değil. Onu varlığımızın bir parçası, bir uzantısı olarak görmek doğal ve gereklidir ama varlığımızı veya varlığı tamamen dünya hayatının bir uzantısı olarak görmek sorunlu gibi. Ve sanıyorum ki 3. yoğunluk "çocuksuluğu" biraz da bununla ilgili. Bir bebeğin veya küçük bir çocuğun ailesinden bağımsız bir yaşamı, varlığı yok gibidir. Bu bir ağacın topraksız olamayacak olmasına da benzetilebilir belki. Bana göre evrimsel olarak 3. yoğunluğun olgunluk aşaması denebilecek ikinci aşamasında ve ikinci aşamanın da kendi içinde ikinci kısmında sahip olunması gereken başlıca erdem veya yetenek, varoluşsal bağımsızlık geliştirmektir. Bu konuda birbirimize yardımcı olmamız, dayanışmamız gerekiyor.

bozadi

#197
Yaşadığınız hayatın en büyük, en genel özelliğinin farkına varın: Negativiteyi pozitiviteden çok daha fazla besliyor. Negativite yok edicidir, pozitivite var edicidir. Elbette negatif görünümlü pozitiviteler ve pozitif görünümlü negativiteler olabilir ve bunlara dair de bu forumda epeyce tartışma yapılıyor ama benim burada kastettiğim somut/reel negatif ve pozitif etkilerdir. Ve yaşadığımız hayat, siyasi, askeri, dini, ekonomik vs pek çok bakımdan negatifliği çok yoğun bir şekilde besleyecek şekilde yapılandırılıyor insanlığa işkence etmekte, ezip sömürmekte olan güçler tarafından.

Yoğun ve/veya sürekli negatiflik ruh/varlık üzerinde oldukça yıkıcı, aşındırıcı, parçalayıcı, zayıflatıcı etkiler yapıyor. Ve eğer siz bu gerçeğin somut bir şekilde farkına varıp kendinizi korumak için gereken karşı eyleme geçmezseniz, düzen sizin en azından bu enkarnasyon içindeki genel kaderinizi negatif yönde önemli oranda belirlemiş veya ciddi oranda etkilemiş oluyor.

Bu kadar yoğun ve sürekli negativiteye karşı kendinizi nasıl mı koruyacaksınız? Pozitifliğin kaynağıyla güçlü bir inanç ve bilinç bağlantısı ve etkileşimi kurarak. Genel olarak varlık ve özel olarak da sizin varlığınız, ki ikisi nihai anlamda bir ve aynıdır, pozitifliğin saf kaynağıdır. Varlık pozitifliğin kaynağıdır. Varlık özü ve geneli itibariyle pozitifliğe dayalıdır. Ve siz kendi varlığınızın size en yakın pozitiflik/hayat/şifa/güç kaynağı olduğunu sayısız defalar gördünüz, bildiniz, deneyimlediniz. Ama içinde yaşadığınız düzen, maruz kaldığınız o yoğun ve sürekli negatiflik bombardımanına karşı inançsal ve bilinçsel olarak kendi varlığınız yoluyla bütün varlıktan yardım/güç/şifa alabileceğiniz düşüncesini ve inancını sürekli olarak zayıflatmak üzerine kurulu. Buna bir "beyin yıkama operasyonu" da denebilir. Veya şeytani bir hipnoz... Bir yanda hayatınızda bir yangın (negatiflik) var, diğer yanda kendi varlığınızda o yangını tamamen söndürmeye yetmeyebilecek olsa bile en azından kendiniz için o yangının etkilerini "kontrol altına almaya" yetecek kadar yangın söndürücü malzeme (pozitiflik) var ve eğer siz o yangın söndürücü malzemeyi neredeyse kesintisiz bir şekilde maruz kalmakta olduğunuz yangına karşı var gücünüzle kullanmıyorsanız, yanmayı, yani cehennem ızdırabı içinde kıvranmayı, acı çekmeyi, zehirlenmeyi, aptal yerine konmayı bilinçli veya yarıbilinçli bir şekilde kabullenmişsiniz demektir. Özgür irade.

Gerçeğin sonsuz gücü, güzelliği ve şifası yerine bu kokuşmuş işkence düzenine tüm varoluşun en veya tek somut gerçekliği muamelesini yaptığınız, egonuz ve cehaletiniz yoluyla bu aşağılık hipnoza boyun eğdiğiniz ölçüde, işkencenin yoğun bir şekilde muhatabı, kurbanı ve faili olmaya devam edeceksiniz.

Çözüm şimdi ve burada. Varlığınızda. Çözüm varlığın ta kendisi. İlle de maddi anlamda çok "varlıklı" olmanız gerekmiyor. Varlığın ta kendisisiniz. Sırf içinde yaşadığınız düzenin etkileri ve alışkanlıkları size varlığınızın ilham ettiği pozitifliği unutturma, görmezden geldirme, inançsızlaştırma, güvensizleştirme yönünde çalışıyor diye bu yalana inanır ve varlığınızı pozitiflik/hayat/şifa için etkin bir şekilde kullanmazsanız, kendi kaderinizin, gidişatınızın olumsuzluğunu benimsemiş olursunuz. Maalesef özellikle de çok sayıda insan aynı egosal korkaklıklar, cehaletler ve düşük arzular nedeniyle aynı şeytani baskılara kitlesel olarak boyun eğdiğinde, bu durum o toplumun bir parçası olan tüm bireyler üzerinde negatif anlamda belirleyici tesirler yapıyor. İşte bu kalabalık etkisini, toplumsal hipnozu kendi içimizde ve aramızda kırmamız, aşmamız, bu konuda birbirimize yardımcı olmamız, kendi içimizde bir toplumsallık oluşturmamız gerekiyor ki, başta kendimiz ve sonra diğerleri için bir alternatif, bir çözüm olasılığı yaratıyor olabilelim.

bozadi

#198
Bunu yapmanın yolları üzerinde düşünmeye ve paylaşmaya devam ediyorum ve her zaman olduğu gibi itiraf etmeyelim ki bu yaptığımı öncelikle ve aslen kendi iyiliğim, kendi uyanışım için yapıyorum ve paylaşılmasının bir faydası olabileceği düşüncesi de beni mutlu ediyor ama olmazsa bile en azından kendi iyiliğim için bunu sürdürmemin iyi ve gerekli olduğuna inanıyorum. Hepinize teşekkür ediyorum. Dilerim kendimize ve birbirimize yardım konusunda etkinliğimiz artar.

bozadi

#199
İlk celselerden birinde K'lar, "Felsefeniz nedir?" sorusuna, "Bir" yanıtını vermişlerdi. Ve herşeyin nihai olarak bir olduğunu tekrar tekrar vurguladılar.

7. yoğunluğun, bu birliğin %100 deneyimlendiği seviye olduğunu ve aslında tek gerçek seviyenin/boyutun/yoğunluğun da bu seviye olduğunu, diğer tüm seviyelerin çeşitli derecelerde "ilüzyon" niteliğinde olduğunu söylediler. Ama her nasılsa, tüm bu ilüzyonların, varlığın devamı için önemli bir işlevi olduğu ve tüm ilüzyonların ve bu ilüzyonları deneyimleyenlerin de sonuçta aynı tek varlığın uzantıları olduğu anlaşılıyor.

Şu içinde bulunduğumuz ve oldukça berbat koşullarda devam eden ilüzyon içinde, insan güvenebileceği, adeta sığınabileceği bir temel gerçek, bilgi, farkındalık, rehberlik, harita arıyor. İşte, herşeyin başladığı ve bittiği yer olan 7. yoğunluk, aranıp aranabilecek, bulunup bulunabilecek en basit ve en büyük rehberlik, gerçek, farkındalık, harita gibi geliyor bana. Herşeyin birleştiği ve hiçbir şeyin onsuz olamayacağı yer veya durum. Varlığın kalbi ve ta kendisi. Ve elimizdeki kaynaklar herşeyin birliğinin mutlak şekilde deneyimlendiği, bilinmenin ötesinde "mutlak şekilde olunduğu" yer olarak tanımlıyorlar 7. yoğunluğu.

Herşey, tüm ilüzyon sürekli değişiyor, herşey değişir ama 7. yoğunluktaki basit ve mutlak gerçeklik asla değişmiyor. Herşey bir ve aynı varlık. İçinde bulunduğumuz ilüzyon ise 7. yoğunluk realitesine adeta savaş açmış gibi görünen bir seviye. Adeta mutlak ayrılıkların seviyesi: 3KH (ilüzyonu).

3KH'nin zehirlerine, yaralayıcılıklarına, aptallaştırıcılıklarına karşı bir panzehir olarak 7. yoğunluk "birleşik varlık" realitesi farkındalığından daha fazla yararlanmamız gerektiğine inanıyorum ama bunun tam olarak nasıl yapılabileceği ile ilgili kesin bir fikrim veya önerim yok şu anda. Ama bir şekilde çözümün adresi belli gibi görünüyor, her ne kadar bu aynı zamanda son derece "inanç" bazlı bir konu olsa da.

bozadi

#200
Daha önce de konusu geçtiği gibi, 7. yoğunlukla ilgili insanı biraz rahatsız eden hususlardan biri, 7. yoğunlukta (en azından 7. yoğunluğun en ileri aşamasında) şu an özellikle 3KH'de anladığımız şekliyle "bireysel" bir realitenin olmaması. Yani orada hiçbir birey yok ama orası aynı zamanda diğer tüm yoğunluklardaki tüm bireylerin kaynağı ve ta kendisi. Sonuçta her ne kadar diğer tüm yoğunluklar "ilüzyon" olsa da ve ilüzyon daima değişse de, o ilüzyonun varlığı değişmeyecek, ilüzyon, bireyler, sonsuz deneyim zenginliği de daima var olacak ve 7. yoğunluk her zaman olduğu tüm o ilüzyonların, bireylerin, sonsuz deneyimlerin kaynağı ve kendisi olmaya devam edecek. Tüm yoğunluklar kendinden önceki yoğunlukları kapsar, ve dolayısyla da 7. yoğunluk tüm yoğunlukları kapsar.

Yine de, 3KH'de daha bireyselliği doğru dürüst deneyimlememiş varlık uzantıları olarak, bireyselliğin tamamen sona erdiği (ama bir yandan da tüm bireyleri kapsayan) bir durumu tahayyül etmeye ve ondan yararlanmaya çalışmanın insana oldukça zor ve itici ve hatta korkutucu gelen bir tarafı var sanırım veya olabilir. Ama buna rağmen, eğer mutlak bir çözüm arıyorsak, mutlak bir açıklama arıyorsak, bize 7. yoğunluk olarak tanıtılan kavram üzerinde düşünmemizin, bu kavramın bize olumlu, anlamlı ve faydalı veya olumsuz, anlamsız ve faydasız gelen yönleri konusunda fikir yürütmeye çalışmamızın iyi olacağını sanıyorum.

bozadi

#201
Ha, bu arada, 7. yoğunluk realitesini (sorgulayarak) rehber edinmeyi tavsiye ederken, 3KH realitesini inkar etmeyi, görmezden gelmeyi teşvik etmiyorum kesinlikle. Ben sadece fazlasıyla deneyimlediğimizi düşündüğüm kaos ve travmaların etkisini azaltacak ve önümüzü görmemizi sağlayacak bir "rehberlik" üzerinde düşünmemizi, paylaşmamızı öneriyorum. 7. yoğunluk farkındalığını rehber edinmek bizi 7. yoğunluğa taşımaz. Üstelik, biz 7. yoğunluktan bahsederken ve onu anlamaya çalışırken zaten 3KH'nin sınırları dahilinde yapıyoruz bunu, yani 7. yoğunluğu çok ayrıntılı ve isabetli bir şekilde algılayabilmemiz mümkün değil zaten, ama bu durum 7. yoğunluğu düşünmenin, ona dair güçlü ve temel bir farkındalık geliştirmenin ve onu rehber edinmenin yanlış veya imkansız olduğu anlamına da gelmiyor kesinlikle. Bu belki şuna benzetilebilir: Bizler Güneş'i görüyoruz ama sonuçta biz yalnızca dünyadan ve çeşitli algılama sınırları ve çarpıklıkları / filtreleri içinden bakıyoruz ve görüyoruz Güneş'i. Yani işin aslında Güneş tam olarak bizim gördüğümüz gibi değil ama bu durum bizim Güneş'i çok yanlış algıladığımız anlamına da gelmiyor sonuçta. Kendi seviyemiz için gayet uygun ve makul bir seviyede görüp anlayabiliyoruz onu. Onun nasıl yaşam kaynağı olduğunu sezebiliyoruz. İşte 3KH'den görünebildiği kadarıyla 7. yoğunluk hakkında fikir ve rehberlik edinmek de böyle birşey bana göre.

Herşeyin başlayıp bittiği yer/durum, tüm yoğunluklardaki herşeyin kaynağı, kökeni ve ta kendisi. 7. yoğunluk. Buna dair verilen bilgiler/öneriler ciddiye almaya değmez mi?

Gavroche

#202
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Ha, bu arada, 7. yoğunluk realitesini (sorgulayarak) rehber edinmeyi tavsiye ederken, 3KH realitesini inkar etmeyi, görmezden gelmeyi teşvik etmiyorum kesinlikle. Ben sadece fazlasıyla deneyimlediğimizi düşündüğüm kaos ve travmaların etkisini azaltacak ve önümüzü görmemizi sağlayacak bir "rehberlik" üzerinde düşünmemizi, paylaşmamızı öneriyorum. 7. yoğunluk farkındalığını rehber edinmek bizi 7. yoğunluğa taşımaz. Üstelik, biz 7. yoğunluktan bahsederken ve onu anlamaya çalışırken zaten 3KH'nin sınırları dahilinde yapıyoruz bunu, yani 7. yoğunluğu çok ayrıntılı ve isabetli bir şekilde algılayabilmemiz mümkün değil zaten, ama bu durum 7. yoğunluğu düşünmenin, ona dair güçlü ve temel bir farkındalık geliştirmenin ve onu rehber edinmenin yanlış veya imkansız olduğu anlamına da gelmiyor kesinlikle. Bu belki şuna benzetilebilir: Bizler Güneş'i görüyoruz ama sonuçta biz yalnızca dünyadan ve çeşitli algılama sınırları ve çarpıklıkları / filtreleri içinden bakıyoruz ve görüyoruz Güneş'i. Yani işin aslında Güneş tam olarak bizim gördüğümüz gibi değil ama bu durum bizim Güneş'i çok yanlış algıladığımız anlamına da gelmiyor sonuçta. Kendi seviyemiz için gayet uygun ve makul bir seviyede görüp anlayabiliyoruz onu. Onun nasıl yaşam kaynağı olduğunu sezebiliyoruz. İşte 3KH'den görünebildiği kadarıyla 7. yoğunluk hakkında fikir ve rehberlik edinmek de böyle birşey bana göre.

Herşeyin başlayıp bittiği yer/durum, tüm yoğunluklardaki herşeyin kaynağı, kökeni ve ta kendisi. 7. yoğunluk. Buna dair verilen bilgiler/öneriler ciddiye almaya değmez mi?

Aydınlandım, kafamda ışık hüzmesi çıktı :)

bozadi

#203
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gavroche

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Ha, bu arada, 7. yoğunluk realitesini (sorgulayarak) rehber edinmeyi tavsiye ederken, 3KH realitesini inkar etmeyi, görmezden gelmeyi teşvik etmiyorum kesinlikle. Ben sadece fazlasıyla deneyimlediğimizi düşündüğüm kaos ve travmaların etkisini azaltacak ve önümüzü görmemizi sağlayacak bir "rehberlik" üzerinde düşünmemizi, paylaşmamızı öneriyorum. 7. yoğunluk farkındalığını rehber edinmek bizi 7. yoğunluğa taşımaz. Üstelik, biz 7. yoğunluktan bahsederken ve onu anlamaya çalışırken zaten 3KH'nin sınırları dahilinde yapıyoruz bunu, yani 7. yoğunluğu çok ayrıntılı ve isabetli bir şekilde algılayabilmemiz mümkün değil zaten, ama bu durum 7. yoğunluğu düşünmenin, ona dair güçlü ve temel bir farkındalık geliştirmenin ve onu rehber edinmenin yanlış veya imkansız olduğu anlamına da gelmiyor kesinlikle. Bu belki şuna benzetilebilir: Bizler Güneş'i görüyoruz ama sonuçta biz yalnızca dünyadan ve çeşitli algılama sınırları ve çarpıklıkları / filtreleri içinden bakıyoruz ve görüyoruz Güneş'i. Yani işin aslında Güneş tam olarak bizim gördüğümüz gibi değil ama bu durum bizim Güneş'i çok yanlış algıladığımız anlamına da gelmiyor sonuçta. Kendi seviyemiz için gayet uygun ve makul bir seviyede görüp anlayabiliyoruz onu. Onun nasıl yaşam kaynağı olduğunu sezebiliyoruz. İşte 3KH'den görünebildiği kadarıyla 7. yoğunluk hakkında fikir ve rehberlik edinmek de böyle birşey bana göre.

Herşeyin başlayıp bittiği yer/durum, tüm yoğunluklardaki herşeyin kaynağı, kökeni ve ta kendisi. 7. yoğunluk. Buna dair verilen bilgiler/öneriler ciddiye almaya değmez mi?

Aydınlandım, kafamda ışık hüzmesi çıktı :)
Bu kadar hızlı etki yapmasını beklemiyordum doğrusu! [:D]

bozadi

#204
Her ne kadar herşeyin ama herşeyin nihai kaderi, durumu, gerçeği konusundaki rehberlik olarak "7. yoğunluk"tan ötesi yoksa da, önümüz 4. yoğunluk olduğu için, "sevgi" dersleri konusuna da özel olarak eğilmekten fayda görebileceğimize inanıyorum.

Dağınık bir şekilde, bu konuda aklıma gelen çeşitli hususları imkan buldukça paylaşacağım, olursa paylaşılan farklı görüşleri incelemeye çalışacağım, sonuç olarak ortaya konabilen çeşitli bilgi parçacıklarını doğru-dürüst bir şekilde birleştirmeye çalışacağım. Sevgi bulmacasının parçalarını bir araya getirmek.

Şu anda konunun aklımda dolanan yönlerinden biri şu:

Olağan dünyevi yaşam koşullarımız, hikayemiz, sevgiyi boğmaya, imkansızlaştırmaya yönelik pek çok açık ve örtülü koşul içeriyor. Aklımızı başımızdan alıyor ve sevgiye ve sevginin ardındaki varoluş rehberliğine erişmeyi sınırlıyor, zorlaştırıyor, bazen imkansızlaştırıyor.

İnsanın sevgiye ihtiyacı var, herşeyden çok. Çok ilginç. Sevgi için yaşıyoruz temelde. Sevmek ve sevilmek için. Farkında olsak da, olmasak da temel güdü ve temel ihtiyaç bu gibi görünüyor bana. Ama sonra dönüp yaşadığımız hayata bakıyorum ve sevgiyle hiç alakası yok gibi, aksine sevgiyi öldürmeye, boğmaya, sahneden, akıllardan, gönülden silip süpürmeye yönelik pek çok şey oluyor.

Sevgide olağanüstü güzel ve ihtiyaç duyulan bir basitlik ve sadelik ve yüksek tesir gücü var. Ve tabi sabır. Güneş gibi. Varlık gibi. Bizim hayatımızda ise bunlar çok eksik. Çok fazla ego var ve egonun olduğu yerde karmaşa, pus, dolaylamalar, aşırı sofistikasyon, sabırsızlık var.

İnsanın insanı sevmesi ne demek, bunu hatırlamak gerekiyor. Sevmek ne demek? Sevgiye yanlış veya eksik bir anlam mı yüklüyoruz acaba? Evet evet, tam olarak farkında bile olmadan, sevgiye çok farklı ve isabetsiz anlamlar yükleyip onu değersizleştiriyoruz, önemsizleştiriyoruz, gündemden çıkarıyoruz. Ve tahmin edin bunu neden yapıyoruz: Egomuz yüzünden. Varlığımız sandığımız ego, sevginin gerçek anlamını hatırlamaktan, yüzleşmekten pek hoşlanmıyor. Bizim varlığımız, benliğimiz, kendimiz sandığımız şey büyük ölçüde biz değiliz halbuki. Ve bizim bütün sorunumuz da bu. Biz olmayan birşeyi, daha doğrusu gerçek olmayan birşeyi kendimiz sanmaya ve ona göre yaşamaya ve davranmaya feci şekilde ikna/hipnotize edilmiş durumdayız. Bizim doğru dürüst bir varlığımız yok bu halimizle ve zaten en çok sıkıntısını duyduğumuz şeylerden biri de bu değil mi? Varlığını hissedememek? Boşluk(ta) hissetmek. Güvensiz ve tehlikede hissetmek? "Tatminsizlik". Bunu özellikle tırnak içine aldım, çünkü hayatımızın nedense değişmeyen en önemli gündem maddelerinden biri olan cinsellikle de çok yakından bağlantılı olarak kullanılan bir terim. Ve cinsel doyumsuzluğa ve sürekli cinsel açlığa neden olan başlıca faktörün de, egonun gerçek varlıkla aramıza koyduğu boşluktan kaynaklandığı apaçık sanki. Seks, sevgi boşluğunu, yani varlık boşluğunu doldurmaya yarayan birşeymiş gibi görünüyor. Tıpkı ekmeğin karın doyurmaya yarayan birşeymiş gibi görünmesine benziyor bu.

Konunun cinsellik yönüne tekrar ziyaretlerde bulunuruz, gerçekten anlamak ve açıklayabilmek için. Sevginin "varlıkla" ilişkisine dikkat çekmek istiyorum. Evet efendim. Sevmek var etmek ve var edilmek demektir, varlığı kutlamak, beslemek demektir. Ve "sevgi" kavramının "çocuk" kavramıyla ne kadar bağlantılı olduğuna da dikkat çekmek istiyorum. Çocuk kavramı nedense sevgi kavramıyla çok yakından çağrışımlıdır, sanki aynı kavramı ifade eden iki farklı kelimeymiş gibi. Ve biraz çelişkili gibi olacak ama çocuk kavramıyla çok yakından bağlantılı olan bir diğer kavram ise "ego" kavramıdır. Çocukta ego (kendine hizmet eğilimi) doğal olarak güçlüdür ve çocukların sevilmesi gerekir ve zaten çocuklar o veya bu şekilde sevimlidir. Genellikle, çocuk sevilmediğinde egosu güçlenir. Karakterinde bozulmalar, sapmalar olur. Tabi çocuk, ego, sevimlilik derken, son derece genel bir şekilde, ortalama durumlardan bahsediyorum. Yoksa, hayatımızda hem olumlu, hem de olumsuz anlamda pek çok istisna var, kurallara meydan okuyabilecek kadar.

Gelmek istediğim nokta şu: insan sevebildiği ölçüde var oluyor, var ediyor ve var ediliyor. Bu arada Ra, 4. yoğunluğun "sevgi yoğunluğu" olduğunu vurgulayınca, ayrıntısını hatırlamıyorum ama Elkins sanırım bir ara 4KH varlıklarının adeta sevgi düşmanı varlıklar olarak 4. yoğunlukta nasıl bulunabildiğini sormuştu sanırım. Aslında soruyu hatırlamıyorum ama bir şekilde 4. yoğunluğun KH bölümü ile "sevgi" kavramının nasıl uzlaştırılabileceğine dair bir soruydu sanırım, ki Ra, KH varlıklarında da güçlü bir sevgi eğilimi olduğunu, sadece, bu sevginin "başkalarına" değil, "kendine" yönelik bir sevgi olduğuna vurgu yapmıştı. E zaten "başkalarına hizmet" ve "kendine hizmet" dediğimiz şey de bununla ilgili. Yani bunu "başkalarını sevmek" ile "kendini sevmek" şeklinde de ifade edebiliriz belki, kaba bir şekilde de olsa. Tabi ki konu biraz karışık ama tüm o karmaşaları çözebiliriz elimizdeki bilgi kaynaklarının ve kendi sezgi ve deneyimlerimizin, gözlemlerimizin yardımıyla.

Bu forumun üyelerinin ve takipçilerinin, "sevgi" kavramında bilinçsel olarak uzmanlaşmasının, bu forumun amacına çok uygun olduğuna inanıyorum.

fidelista

#205
Karşıdaki varlık ne durumda olursa olsun kabul etmek onun varlığını seçimler ini kabul etmek sevgidir ve önümüzdeki sınav ,çıkış biletimizdir.Sevgidizlik içinde yapılan her davranış karma yaratır, bu durum sevgi ile dengelenmesi gerekir özgür olabilmek için.

"Karmik kalıplar, bir varlığın kendisi ve olaylara katılan diğer varlıkların idrak, kabul ve bağışlama süreci vasıtasıyla herhangi bir anda düzeltilebilir. Burada bir eylemi başlatmış olan bir varlık, kendi kendini bağışlar ve bu hatayı bir daha asla yinelemez. Ve bu varlık aynı zamanda diğerlerini de bağışlar. Bütün bunlar karmayı durdurur." (Ra)

bozadi

#206
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Karşıdaki varlık ne durumda olursa olsun kabul etmek onun varlığını seçimler ini kabul etmek sevgidir ve önümüzdeki sınav ,çıkış biletimizdir.Sevgidizlik içinde yapılan her davranış karma yaratır, bu durum sevgi ile dengelenmesi gerekir özgür olabilmek için.

"Karmik kalıplar, bir varlığın kendisi ve olaylara katılan diğer varlıkların idrak, kabul ve bağışlama süreci vasıtasıyla herhangi bir anda düzeltilebilir. Burada bir eylemi başlatmış olan bir varlık, kendi kendini bağışlar ve bu hatayı bir daha asla yinelemez. Ve bu varlık aynı zamanda diğerlerini de bağışlar. Bütün bunlar karmayı durdurur." (Ra)

Paylaşım için teşekkürler fidelista.

K'lar da, her ne kadar "karma" ilkesini doğrulayıcı ifadeler kullansalar da, "karmaya fazla itibar atfediliyor" gibisinden de ilginç bir ifade kullanmışlardı, yani karmanın (negatif karmanın) aşılabileceğini ima ettiler gibi göründü bana.

Ki mesele ille de bir karma sorununu aşmak değil. Sevgi; hayat ve varlık deneyiminin özüne, esasına ilişkin birşey. Hayatımıza, varlığımıza değer veriyorsak, sevgi denen şeyi iyice anlamamız gerekiyor gibi görünüyor. Bunun 4. yoğunluğa mezuniyetin önemli bir parçası olduğu anlaşılıyor, seziliyor senin de belirttiğin gibi.

Dün "sevgi" ve "çocuk" kavramları arasındaki bir ilişkiye dikkat çekmiştim. Bununla yakından bağlantılı olarak "anne" kavramını da dahil etmek istiyorum şimdi açıklamaya. Bir çocuğun büyüme aşamasında, anne sevgisinin çok özel bir yeri olduğu açık. Öyle ki, "sevgi" ciddi ölçüde "anne" kavramıyla özdeş görünür. Elbette dereceleri ve istisnaları olacak olmakla birlikte, genelde anne sevgisinin baba sevgisine göre daha "koşulsuz", bu anlamda daha "güçlü" veya daha "gerçek" olarak algılanması söz konusu sanırım.

Yaşam koşullarımızda, 3. yoğunluğun da etkisiyle egemen olan KH/ego/çocuksuluk koşulları, tıpkı bir çocuğun anne sevgisine bağımlılık geliştirme eğilimine benzeyen veya bununla ilişkili bazı bağımlılık ve beklenti sorunları meydana getiriyor gibi algılıyorum.

Hani, çocuk zorda veya sevgiye muhtaç durumda olduğunda annesinin onu takip ediyor olduğunu ve "sevgi müdahalesinde" bulunacağını bilir ve/veya bekler ya, biz 3KH mensuplarında da genel olarak "sevgi/destek" konusunda buna benzer bir beklenti güçlü oluyor sanırım. Beklediğimiz sevgi hiç gelmese veya beklentimizin feci şekilde altında kalsa bile, o sevginin sadece tüketicisi değil, üreticisi olma konusunda yeterli bilinci, olgunluğu geliştirmekte çok zorlanıyoruz sanki. Ve hayata karşı bir küskünlük geliştiriyoruz belki de farkında olmadan.

Aslında anne ve baba sevgisinin/ilgisinin farklı veya dengeleyici/bütünleyici bazı etkileri de bu konuyla bağlantılı olabilir. Kaba ve çok genel bir şekilde ifade edilecek olursa, annenin koşulsuz sevgisi özellikle çocuk belirli bir olgunluğa gelinceye kadar güçlü devam eder, sonra çocuk olgunlaştıkça bu sevginin (ilgi, takip, destek, besleme) miktarı/gücü azaltılır ve babanın ilgi/sevgi sorumluluklarında biraz daha artış olur sanki. Dediğim gibi, pek çok istisnası olabilir veya çok eksik ve sorunlu olabilir şu andaki yaklaşımım, sonradan pek çok ekleme/çıkarma/düzeltme yapıp yeniden ifade etmek zorunda kalabilirim ama yine de eksiğiyle, yanlışıyla şu anda aklımda olanları ifade etmiş olmak istiyorum. Genelde babanın ilgi/sevgi biçimi, çocuğun "bağımlılık" eğilimlerinin azaltılmasında önemli bir işlev görüyor gibi. Çocuğun olgunlaşması, pek çok ihtiyacını kendisi karşılaması, bağımsızlaşması yönünde bir etki ve şüphesiz çocuk annesel bağımlılıkları azaltma sürecinin bir yerinde bu babasal etkileri biraz rahatsız edici, sinir bozucu ve hatta düşmancıl görebilir, duruma, şartlara, koşullara bağlı olarak. Hani, "Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz" lafının çarpıtılmış bir versiyonu vardır, "Ana gibi yar, baba gibi hıyar olmaz" diye, bu konuyla yakından bağlantılı olsa gerek. İşinde yaşadığımız yoğun KH koşullarının bunaltıcılığının da etkisiyle, sorumlulukların ve angaryanın artışı çok dokunur insana. Tabi tüm bunları ifade ederken bile belirli bir "idealleştirme" saptırmasına maruz kalıyor yazdıklarım otomatik olarak. Sanki çok ideal veya normal bir anne ve baba ve çocuk karakteri varmış gibi. 3KH koşullarında normallik ve derin ruhsal/bilinçsel olgunluk pek kolay bulunan şeyler değildir. Anne ve baba karakterleri de ta kendi çocukluklarındaki anne-baba deneyimlerinden ve sonraki toplumsal deneyimlerden beri illa ki çeşitli sorunlar, arızalar, zayıflıklar (ve tabi ki güçlü yönler, avantajlar, ustalıklar vs) geliştirmişlerdir. Ve bir de çocuğun dünyaya tam olarak bir "boş sayfa" olarak gelmiyor olması gibi bir durum var. Bu çoğu durumda "hem evet, hem hayır" meselelerinden biri muhtemelen. Yani bir çocuk dünyaya ne ölçüde dolu veya şekillenmiş ve ne ölçüde boş ve şekillenmeye tamamen açık geliyor meselesi. Hangi genellemeyi yaparsak yapalım istisnalar olacaktır ama genel olarak yarı-yarıya gibi bir ölçüt alınabilir sanırım. Yani çocuk kısmen dolu/yüklü/şekillenmiş (olumlu ve olumsuz şekillerde) olarak, kısmen de boş ve/veya şekillenmeye, yeni eğilimler geliştirmeye açık olarak geliyor.

Anne ve babanın rolleri de hiç de geleneksel olmayabilir, tersine olabilir (babanın daha koşulsuz, annenin daha koşullu sevgi/ilgi göstermesi vs). Veya son derece değişken ve istikrarsız ve sorunlu olabilir. Hiçbir anne ve baba ne fiziksel, ne duygusal, ne de ruhsal olarak yeterince sağlıklı değildir, herkesin arızaları, zayıflıkları, korkuları, kompleksleri vardır. Sosyo-ekonomik-çevresel koşullara da bağlı olarak, anne-baba-çocuk dediğimiz çekirdek niteliteki bir ailenin bile deneyimlerini olumlu ve daha çok olumsuz yönde etkileyen o kadar çok ve karmaşık faktörler var ki, tüm genellemelerde ciddi eksiklikler ve yanlışlıklar olması kaçınılmaz oluyor. Yine de meseleyi ve meseleleri kavramak için bir yerden başlamak, açıklamaya çalışmak, eksik ve yanlışların farkına varıp bilgiyi artırmaya, derinleştirmeye çalışmaktan başka yapacak birşey yok muhtemelen.

Müsait vaktimde rastgele devam etmek üzere.

bozadi

#207
Bu başlıkta daha önce Güneş'e ve genel olarak yıldızlara bir referansta bulunmuştum. Evet, tek bir yıldız sonsuz değildir, tüm yıldızlar ölümlüdür ama sonuçta yıldızlar asla tükenmiyor, bitmiyor, adeta sonsuz sayıda yıldız daima ışığını saçıyor. Yıldızlar yoluya ışığını saçan güç sonsuz. Ki ben o gücün veya o kaynağın 7. yoğunluk, yani "saf varlık merkezi" olduğunu düşünüyorum. Tüm yoğunluk düzeylerindeki tüm varlığın merkezi, birliği ve kendisi.

Düşünün, insanlık tarihi boyunca Güneş bir gün olsun sönmedi, ki, adı üzerinde, "gün" kavramının kendisi Güneş'le mümkün olan birşeydir. Dünya kendi doğal döngüleri gereği buz çağlarına girip çıkarken bile Güneş dünyadaki hayata kaynaklık, koruyuculuk, besleyicilik yapmaya devam etti. Gecelerimiz de Güneş'siz mümkün olamazdı.

Ve bu Güneş, dünya üzerindeki fiziksel varlığımıza hayat veren, can veren Güneş, tüm bu verdiği sonsuz nimet karşılığında bizden hiçbir şey istemiyor, beklemiyor, belki mutluluğumuz, sevincimiz dışında. İşte BH böyle birşey, Varlık böyle birşey. Halen dünya üzerinde KH frekanslarında varlık deneyimini sürdüren ve gelişmeye çalışan insanoğlunun tüm çevresinde en büyük BH varlığı ve simgesi, Güneş değilse nedir? Ve acaba Güneş tamamen fiziksel bir fenomen mi? Dediğim gibi, ben tüm yıldızların 7. yoğunluğun ifadesi olduğunu düşündüğüm için, olayın sadece maddi bir olay olduğunu düşünmüyorum, mümkün olan tüm maneviyatı da içerdiğine inanıyorum.

İşte, Dünya'nın, dünya insanlığının yıldızı olan Güneş, aynı zamanda tüm Varoluşun merkezi, birliği ve kendisi olan 7. yoğunluğun yanıbaşımızdaki hali aslında. Tüm varoluştaki tüm hayatın merkezi olan 7. yoğunluk bize kendini lokal olarak Güneş yoluyla gösteriyor. Yani eğer 7. yoğunluğun ne veya nasıl olduğunu merak edecek olursak, bu konuda bize cevap verebilecek en büyük rehber/işaret Güneş'tir. Nasıl ki Güneş sisteminin hayat kaynağı Güneş'se, Tüm Varoluşun hayat kaynağı ve kendisi de 7. yoğunluk diye tanımlanandır. İşte, Güneş'i bu anlamda bir simge olarak kabul ettiğimizde, o simgede tüm ama tüm varoluşun kaynağını, özünü ve kendisini görüyoruz. Bizim yıldızımız, bizim Güneş'imiz, tıpkı diğer tüm yıldızlar gibi, milyarlarca yıl sonra bile olsa ömrünü bitirecektir ama yıldızların sonu hiçbir zaman gelmeyecektir, çünkü yıldızlar yoluyla kendini, ışığını ifade eden ve bizim de ta kendimiz olan Saf Varlık Merkezi zamanın muhatabı değildir, zaman sadece bir ilüzyondur. Saf varlığın olduğu yerde zaman yoktur. Zaman sadece ilüzyonda vardır ve ilüzyon da varlığın geçici ama sürekli tekrarlanan kendini ifadeleri ve böylece kendini biliş araçlarıdır, aynasıdır. İnsanın aynada kendisini izlemesi gibidir bu.

Bizler 3. yoğunluktayız. Ve 3. yoğunluk enkarnasyon ortamımızdaki deneyimlerimizin ciddi bazı olumsuzlukları nedeniyle de ciddi mutsuzluklar, kızgınlıklar, üzüntüler, anlamsızlıklar içinde kalabiliyoruz. Ve ne yazık ki, elde olarak veya olmayarak, bu lokal ortamda sürekli tekrarlanan bu deneyimlere artık "mutlaklık" atfetme eğilimi geliştirebiliyoruz, yani sanki tüm varoluşta da böyle bir mutsuzluk, anlamsızlık, kötülük egemenmiş gibi bir algıya kapılabiliyoruz. Ve bu da mutsuzluk ve anlamsızlık duygularımızı ve deneyimlerimizi iyice pekiştirici etki yapıyor  muhtemelen. Aslında bu durum tam da KH güçlerinin bizi içine düşürmeye çalıştığı durum. Yani insanlığın genelinin egosal eğilimleri yoluyla insanlık üzerinde elde ettikleri tahakküm gücünü kullanarak, bu lokal deneyim ortamımızı oldukça berbatlaştırmayı, işkenceye çevirmeyi başardılar bir şekilde. Ve bizler de 3. yoğunlukta 7 yoğunluk düzeyi içinde nispeten "çocuksu" bir gelişim aşamasında olduğumuzdan, tıpkı çocuklar gibi, çevremizde olan bitenden çokça etkileniyoruz ve sanki tanıklık etmekte ve maruz kalmakta olduğumuz tüm bu şiddetli olumsuzluklar, kötülükler, anlamsızlıklar varoluşun ta kendisiymiş, yani sanki varoluş/varlık denen şey buymuş gibi bir izlenime kapılıyoruz. Dediğim gibi, bu tam olarak bize tahakküm eden veya etmeye çalışan KH güçlerinin bizi içine düşürmeye çalıştığı durum. Onlar kendi gerçeklik algılarını bize projekte etmeye çalışıyorlar, bizi asimile etmeye çalışıyorlar, bunu başarmak için de yaşam ortamımızdaki acı, işkence, anlamsızlık ve kötülüğü egemen kılacak şartlar yaratıyorlar, böylece bizim sadece lokal ortamın değil, tüm varoluşun da böylesine berbat, işkenceli, kötü ve anlamsız olduğuna ikna olmamız için yoğun faaliyetlerde bulunuyorlar. Aslında BH varlıkları da boş durmuyor, tüm bu kötülüklere rağmen hayatımızda hala bir yaşanabilirlik, bir ümit, güzellikler, sevecenlikler, sevgiler olabiliyorsa, bunda BH varlıklarının, müdahalelerinin payı çok ama çok büyüktür ama ne yazık ki insanlığın geneli egosal tercihlerde o kadar ısrar ediyor ki, bu durum BH varlıklarının müdahale imkanlarını kısıtlıyor, zorlaştırıyor, çünkü varoluşun en temel yasası "özgür irade" yasasıdır. Ve 3. yoğunluk özgür iradenin keşfi ve farkındalığının derinleştirilmesi konusunda en yoğun derslerin verildiği aşama.

Tüm bu zorluklar, işkenceler, yoğun anlamsızlıklar karşısında ne yapabileceğimiz üzerinde düşünmemiz, birşeyler yapmamız gerekiyor.

İşte, öncelikle, deneyimlerimizin o en olumsuz yanlarıyla ilgili olarak, bunun evrensel/varoluşsal değil daha ziyade "lokal" deneyimler olduğunun ama aslında bizim varlığımızın tamamen bu lokallikle sınırlı olmadığının, yani lokal ortam koşulların bizim üzerimizde mutlak bir bağlayıcılığı olmadığını hatırlamamız, buna güvenmemiz, bu konuda dengeleyici karşı çabalar geliştirme konusunda cesur ve istekli olmamız gerekiyor.

Bizi en çok çaresizliğe, ümitsizliğe sevk eden şeylerden biri ve KH güçlerinin BH yönlerimizi bloke etmede en çok kullandığı, derinleştirmeye çalıştığı sorunlardan biri "suçluluk duygusu", "ceza çekmeyi, acı çekmeyi, mahpusluğu hak etmişlik" duygusu/varsayımıdır. Bu tür hisler ve programlanmışlıklar bilinç yüzeyinde açıkça deneyimleniyor olabileceği gibi, daha çok bilinçaltından da deneyimleniyor olabilir.

Vicdana sahip insanların, bu bataklıkta kendimiz ve sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlarla birlikte çektiğimiz acılar, ızdıraplar konusunda derin suçluluk kompleksleri duyması kadar normal birşey olamaz. Üstelik, KH niteliklerimizden, egomuzdan ve maruz kaldığımız şiddetli KH baskıları ve saldırılarından dolayı, tüm vicdanımıza rağmen yakınlarımıza veya başkalarına karşı şiddetli egosal tepkiler ve davranışlar da göstermiş olabiliriz ve halen de gösteriyor veya gösterecek olabiliriz. Ve içsel ve dışsal tüm bu olumsuz koşulların bizi feci şekilde bloke ettiği, etkisizleştirdiği bir durumda bulunuyor olabiliriz, farkında olarak veya belki yeterince farkında bile olmadan.

Arkadaşlar, tüm bu deneyimler nihai olarak yalnızca "ilüzyondur". Enkarnasyonlar boyunca bize pek çok kötülükler, şeytanlıklar yapılmıştır ve biz de başkalarına karşı ciddi kötülükler, yanlışlar, şeytanlıklar yapmışızdır. Bu adeta kaçınılmaz birşeydir. Çamurda oynayıp kirlenmemek ne kadar mümkünse, 3KH'de, bu şiddetli olumsuzluk şartlarında deneyim yaşayıp da egoya, yanlışa, suça hiç karışmamak da ancak o kadar mümkündür, ama şu derecede, ama bu derecede. Bunun yüzleşebileceğimiz kısımları olabileceği gibi, yüzleşmekte zorlandığımız kısımları da olabilir. Ama kendi deneyimlerim yoluyla şundan eminim ki, derin suçluluk ve öz-yargılama duyguları ve davranışları insanın ruhunu ve olumlu potansiyellerini feci şekilde bloke eden, KH şartlarını kabullenmeye zorlayan bir durum. Ve muhtemelen KH güçlerinin BH yönünde ilerlemeye çalışan insanlara karşı en yoğun şekilde kullandığı "kartlardan" biri. Bize yapılan ve şiddetli bir çözümsüzlük nedeeniyle bilinçaltına atılmış "kötülükler" de çok benzer şekilde ilerlememizi bloke edici, kendi kendimize zarar verici nitelikte olabilir ve bu da KH güçlerinin var güçleriyle derinleştirmeye, pekiştirmeye, yoğunlaştırmaya çalıştıkları bir durumdur.

Bu konudaki dikkatimizi, farkındalığımızı geliştirerek bu konuda kendimizi sömürtmeyi azaltmamız, nihayetinde tamamen geride bırakmamız gerekiyor. Bize yapılan ve bizim yaptığımız olası, muhtemel veya kesin kötülüklerin, bundan sonra ilerlemeye çalışacağımız yönde ilerlememize engel teşkil etmemesi için dikkatli olmamız gerekiyor. Bize yapılan ve bizim yaptığımız ciddi yanlışlar konusunun ruhsal tekamül ve ilerleme özgürlüğümüzü elimizden almasına izin vermemeli, bu konudaki blokajları aşmayı isteyebilmeliyiz. İyi niyetin, sevginin karma temizleyici/hafifletici olduğunu hatırlamalıyız. Geçmişin ayaklarımıza pranga olmasına müsade etmemeliyiz.

"Tüm bu kötü şeyler oldu ama tüm bunlar benim bundan sonra iyiye, doğruya, güzele doğru yönelme hakkıma engel değildir, olmamalıdır. Aksi takdirde kendime ve başkalarına haksızlık/kötülük etmeye devam ediyor olurum."

Evren/hayat/varlık bizi ilüzyon içinde olan bitenlerden dolayı yargılama peşinde değildir, sonsuz gerçeğe uyanmamızın, onun farkına varmamızın, onun sonsuz huzurunu ve güvenini bilmemizin peşindedir. Çünkü bize yapılan ve bizim yaptığımız kötülükleri telafi etmenin en güzel yolu da budur. Kendimize yardımcı olmak ve böylece başkalarına yardımcı olma imkanlarımızı artırmak.

Bu yazıya başlarken hakkında yazacağımı düşündüğüm asıl konuyu şimdi kısaca da olsa belirtmiş olayım, daha sonra derinleştirmeye, pekiştirmeye çalışmak üzere.

İlüzyon da olsa, bu 3. varoluş bilinç düzeyindeki deneyimlerimiz elbette şu veya bu seviyede gerçektir ama en büyük, en önemli gerçek veya gerçekler bunlar değildir. Bizim önem ve ciddiyet atfettiğimiz bu bu deneyimler, arzular, planlar, amaçlar, idealler ne kadar iyi niyetli veya güçlü olursa olsun geçicidir. 3. seviyeye özgüdür. E tabi ki biz de bu seviyede olduğumuza göre bunlardan vazgeçecek değiliz ama tüm bunlara, yani bir yandan hayatımız, amaçlarımız, gerçeklerimiz, niyetlerimiz, ideallerimiz dediğimiz şeylerle uğraşmaya devam ederken, bir yandan da "sonsuz/mutlak", "ilüzyon olmayan", "geçici olmayan" gerçeği hatırlamalı ve onunla barışmalı, böylece "kaybolmuşluk" ve/veya "bloke olmuşluk" durumlarını aşabilmeliyiz. Mutlak gerçek aynı zamanda sonsuz bir rehberlik ve haritadır, tüm seviyelerdeki her türlü blokajı aşmaya imkan sağlayan, yardımcı olan. Bir sonraki müsait vaktimde buna dair bir önerimi paylaşmaya gayret edeceğim.

bona fide

#208
bozadi araya girerek umarım düşünce akışını bozmam.
kafama takılan şey, madem ruh benliğin tamamıyla bedenlenmiyor bi kısmı sanırım üst yoğunlukta bekliyor. bu ilüzyonda kh olanlarında aslında bh olduğunu ve görevli olarak gelmiş olduklarını düşünüyorum hatta bu celladını sevmek gibi durum ortaya çıkarsada asıl sınavın bu ilüzyonda yaratılan herşeye eşit davranışı sergileyebilmemiz adına bu göreve gönüllü olduklarını. ve asıl öğrenmemiz grekeninde onların bu fedakarlığını farkedip onlara minnet duymamız ve bu sayede ilüzyonun gerçekten ilüzyon olduğunu anladığımızı tüm bu trajedilerin, duygusal deneyimler için yaratıcının herşeyi kapsadığını ve herşeyde olduğunu idrak için ne kadar fedakar tarafsız ve eşit bakabilmemizin sınavında khların tüm yaygara ve kötülük denen oyunda asıl anlatmak istediklerini oyuna kendimizi kaptırdığımız için farketmemizi zorlaştırdıklarını dışardan bakmayı bilmediğimiz için oyunun içinde onları ötekileştirerek surekli aynı sahneyi tekrarlıyormuşuz gibi bir his var içimde. deneyimleri onların sağladığı yoksunlukla ediniyorsak büyük bir iş yapıyorlar. gıcık olduğum herkese buradan teşekkür ediyorum. şimdi kalkıp tek tek arayıp şu attığın kazık şu yaptığın ahlaksızlık şu yaptüın kaypaklık için teşekkür ederim desem oda bön bön bakacaktır muhtemelen ve muhtemelen oda görevinin farkında değildir. bu benim farkında olmmaı engellemez yehhuu. tamam yine sesli düşündüm hem sonuçta ne kaybederiz olay kendimizden karşılıksız ne kadar vereceğimiz değilmi. oyunun kurallarını öğrendiğime göre ben bir üst boyuta geçemiyorum bencil arzularım sayesinde tabiki. sanırım yine herkesin bildiği benim ancak idrak ettiğim durumu ortaya çıktı. bi ışık gördüm oysa diye sevindirik olmuştum. bu da bir gelişme. şimdi olay gıcık olduğum insanlara ve olaylara karşı düşünce akışını değiştirmek ve bunu yaparken eğlenmek. yazıldığı kadar kolay olabilir mi bu
 

bozadi

#209
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

 kafama takılan şey, madem ruh benliğin tamamıyla bedenlenmiyor bi kısmı sanırım üst yoğunlukta bekliyor. bu ilüzyonda kh olanlarında aslında bh olduğunu ve görevli olarak gelmiş olduklarını düşünüyorum hatta bu celladını sevmek gibi durum ortaya çıkarsada asıl sınavın bu ilüzyonda yaratılan herşeye eşit davranışı sergileyebilmemiz adına bu göreve gönüllü olduklarını. ve asıl öğrenmemiz grekeninde onların bu fedakarlığını farkedip onlara minnet duymamız ve bu sayede ilüzyonun gerçekten ilüzyon olduğunu anladığımızı tüm bu trajedilerin, duygusal deneyimler için yaratıcının herşeyi kapsadığını ve herşeyde olduğunu idrak için ne kadar fedakar tarafsız ve eşit bakabilmemizin sınavında khların tüm yaygara ve kötülük denen oyunda asıl anlatmak istediklerini oyuna kendimizi kaptırdığımız için farketmemizi zorlaştırdıklarını dışardan bakmayı bilmediğimiz için oyunun içinde onları ötekileştirerek surekli aynı sahneyi tekrarlıyormuşuz gibi bir his var içimde. deneyimleri onların sağladığı yoksunlukla ediniyorsak büyük bir iş yapıyorlar. gıcık olduğum herkese buradan teşekkür ediyorum. şimdi kalkıp tek tek arayıp şu attığın kazık şu yaptığın ahlaksızlık şu yaptüın kaypaklık için teşekkür ederim desem oda bön bön bakacaktır muhtemelen ve muhtemelen oda görevinin farkında değildir. bu benim farkında olmmaı engellemez yehhuu. tamam yine sesli düşündüm hem sonuçta ne kaybederiz olay kendimizden karşılıksız ne kadar vereceğimiz değilmi. oyunun kurallarını öğrendiğime göre ben bir üst boyuta geçemiyorum bencil arzularım sayesinde tabiki. sanırım yine herkesin bildiği benim ancak idrak ettiğim durumu ortaya çıktı. bi ışık gördüm oysa diye sevindirik olmuştum. bu da bir gelişme. şimdi olay gıcık olduğum insanlara ve olaylara karşı düşünce akışını değiştirmek ve bunu yaparken eğlenmek. yazıldığı kadar kolay olabilir mi bu
Oyuna kendimizi fazla kaptırma nedeniyle bazı temel gerçeklikleri unutup kendimizi boşu boşuna fazla strese sokuyor olabiliriz gerçekten. Ben kendimde bunu neredeyse düzenli olarak gözlemliyorum.

"Bu ilüzyonda KH olanların (yani KH'ye adananların) aslında BH oldukları halde oyunun/eğitimin konusu gereği KH rolü alarak diğerlerine hizmet etme eğiliminde oldukları" beyanını teknik olarak yanlış bulmakla birlikte, nihai anlamda hayatın o bireyleri bu tür bir amaca hizmet ettiriyor oldukları görüşünü makul buluyorum şu anki bakış açımla. Dolayısıyla ben KH'ye adananların beni doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bir kötülüğü için o şahısların kendilerine şükran duyamam teorik olarak. Ama onlar yoluyla kendimi geliştirmeme yardımcı olan Hayata şükran duyarım.

Evet, KH güçleri de yaradanın/varlığın bir parçası, her ne kadar KH kutbiyetinde yoğunlaşmanın sonu yokoluş (varlıktan/yaradandan tamamen ayrılış) olsa da. Önemli olan bizim kendimizi/birbirimizi korumada yeterli işbirliğinde bulunup bulunamadığımız. İhtiyaç duyulan korumanın temeli tamamen bilinçsel/bilgisel birşey. Buna bilinçsel örgütlenme diyebilirim. İhtiyaç duyulan örgütlenmenin geri kalanı da o bilinçsel örgütlenmenin neticesinde (veya sürecinde) kendiliğinden meydana gelecektir diye tahmin ediyorum.