Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İçsel Diyaloglar

Başlatan Aoibheann, 31 Ocak 2017, 06:48:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

beyrutkapı

#15
Ego olduğu sürece dünyaya ve kendine dolaysız ve doğrudan bakmak mümkün değil. Her şey dersin parçası. Kişi 2 den 3 e mezuniyet için bilincine vardığı benliğinin aslında her şeyle nihai olarak bir olduğunu kavramaya başladığında artık yeni bir aşamaya yaklaşıyor. Burada tüm olanlar ve yaşananlar bu farkındalıkta bir adım ötesi için var. Her şey olması gerektiği gibi.
 

bozadi

#16
Teşekkürler arkadaşlar. Güzel sorgulamalar, güzel açıklamalar.

Aoibheann

#17
Beyrutkapı haklısın. Herşey o kadar yerli yerinde ve düzgün ki.. Çıplak gözle ve bilinçle bakılırsa herşeyin muazzamlığı fark edilemeyecek gibi değil. Düşüncelerimiz bile dengenin parçası. Fakat ne yazık ki egolar kolay kolay ölmüyor. Birlik bilinci hala bir ütopya halinde. Fakat azimle, ilmek ilmek bu bilinci yaydığımız sürece gerçekleşeceğini umuyorum.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

Aoibheann

#18
Yasam koca bir melodrama. Hic birsey sonsuz degil. Ne icin mucadele ediyoruz ki? Sevdiklerimiz, istediklerimiz, nefret ettiklerimiz.. Duygularimiz bile bizi terk ediyor.

 Sizi dusunen kimse kalmazsa varolabilir misiniz?
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

Aoibheann

Bu duzensizlik bizi cok dengesiz yapiyor. Bir an mutlu bir an melankoligiz. Bazen insan umursama diyor. Herkes yesin birbirini sen uzaktan izle. Bu oyunda izleyici ol. Oyuncular birer birer gecip gitsin sen sadece ogrenmeye bak. Ama izin mi yok nedir illa etkilesime girmek zorundasin. Ondan sonra olaylar basliyor zaten. Oyunda bir rol kapiyorsun ve oynamaya basliyorsun. Ne kadar iyi icra edersen o kadar alkis topluyorsun. O kadar yoruldum ki.. Bazen nefes almak bile mekaniklesiyor. Nefes al nefes ver al ver al ver.. Tik tak tik tak.. Yoksa toptan deliligin esiginde miyiz? Yoksa aslinda yok muyuz? Var miyiz yok muyuz? Baskasinin zihninde mi yasiyoruz? Varligimiz kurmaca mi? Ne zaman normal insan dusuncelerim olacak? Beynimin uykusunu kaciriyorlar.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#20
Bu soruları sorman bence güzel bir işaret Aoibheann :) Uyanma sancıları, hepimiz şu veya bu düzeyde deneyimliyoruz bu sancıları. Gerçek varlığımıza uyanışla son bulacak inşallah.

Aoibheann

#21
Bazen yaşamın daha yüce bir amaca hizmet ettiğini düşünmüyor musunuz? Varlığını sürdüren başka bir yaşamım varmış da ben kaçırıyormuşum, göremiyormuşum gibi hissediyorum.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#22
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Bazen yaşamın daha yüce bir amaca hizmet ettiğini düşünmüyor musunuz? Varlığını sürdüren başka bir yaşamım varmış da ben kaçırıyormuşum, göremiyormuşum gibi hissediyorum.
K'lara göre 5. yoğunluk olan ruhsal yuvadan 3. yoğunluktaki okulumuza, dünyaya enkarne olurken varlığımızın %100'üyle değil, daha düşük bir kısmıyla enkarne oluyoruz, yani varlığımızın bir kısmı 5. yoğunluktan hiç ayrılmıyor. Michael Newton da buna benzer bir açıklama yapmıştı. Enkarnasyon sırasında yuvada kalan varlık özü ya pasif bir şekilde enkarnasyonun bitmesini bekliyormuş, ya da gelişmişlik durumuna göre 5. yoğunlukta eğitimini sürdürebiliyormuş.

Yani belki de başka yerde süren yaşamın derken, varlığının ruhsal yuvadaki deneyimlerini algılıyor olabilirsin gibi geldi bana. Bir de K'ların bahsettiği "alternatif benlikler" konusu var ki, onu tam olarak anlayabilmiş değilim.

Ama başka nerede ne benliğimiz olursa olsun, şimdi ve burada açıkça sürmekte olduğumuz hayatın/benliğin durumunun esas konumuz olduğuna inanıyorum.

Şimdi ve burada bulmamız gereken birşey var; belki de hiç kaybetmediğimiz, sadece negatif bir toplumsal hipnoz nedeniyle duyarsızlaştığımız, yabancılaştığımız mutlak varlığımızın farkındalığı, inancı, güveni. Toplumsal koşullar ve hatta bizim kendi bireysel yakın çevremiz/koşullarımız bile dahil olmak üzere hiçbir dış koşula kurban etmememiz gereken bir sonsuz bir hazinemiz varmış gibi hissediyorum. Çevremizdeki herşey o kadar aldatıcı, o kadar saptırıcı ki. Bir şekilde kendimizi bu sahteliklerle çok fazla ilişkilendirdiğimizi düşünüyorum.

Aoibheann

#23
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Bazen yaşamın daha yüce bir amaca hizmet ettiğini düşünmüyor musunuz? Varlığını sürdüren başka bir yaşamım varmış da ben kaçırıyormuşum, göremiyormuşum gibi hissediyorum.
K'lara göre 5. yoğunluk olan ruhsal yuvadan 3. yoğunluktaki okulumuza, dünyaya enkarne olurken varlığımızın %100'üyle değil, daha düşük bir kısmıyla enkarne oluyoruz, yani varlığımızın bir kısmı 5. yoğunluktan hiç ayrılmıyor. Michael Newton da buna benzer bir açıklama yapmıştı. Enkarnasyon sırasında yuvada kalan varlık özü ya pasif bir şekilde enkarnasyonun bitmesini bekliyormuş, ya da gelişmişlik durumuna göre 5. yoğunlukta eğitimini sürdürebiliyormuş.

Yani belki de başka yerde süren yaşamın derken, varlığının ruhsal yuvadaki deneyimlerini algılıyor olabilirsin gibi geldi bana. Bir de K'ların bahsettiği "alternatif benlikler" konusu var ki, onu tam olarak anlayabilmiş değilim.

Ama başka nerede ne benliğimiz olursa olsun, şimdi ve burada açıkça sürmekte olduğumuz hayatın/benliğin durumunun esas konumuz olduğuna inanıyorum.

Şimdi ve burada bulmamız gereken birşey var; belki de hiç kaybetmediğimiz, sadece negatif bir toplumsal hipnoz nedeniyle duyarsızlaştığımız, yabancılaştığımız mutlak varlığımızın farkındalığı, inancı, güveni. Toplumsal koşullar ve hatta bizim kendi bireysel yakın çevremiz/koşullarımız bile dahil olmak üzere hiçbir dış koşula kurban etmememiz gereken bir sonsuz bir hazinemiz varmış gibi hissediyorum. Çevremizdeki herşey o kadar aldatıcı, o kadar saptırıcı ki. Bir şekilde kendimizi bu sahteliklerle çok fazla ilişkilendirdiğimizi düşünüyorum.

Ne güzel yazmışsın. Teşekkür ederim.
Belki herşey senin dediğin gibidir, belki değildir. Belki benim kastettiğim, algıladığım farklıdır.
Farklı bir hayat yaşıyormuşum ama buraya kısılıp kalmışım gibi bir his nasıl anlatılır ki? Amacım farklıymışta kaybolmuşum gibi. Ya da korkularım hapishane olmuş bende ebedi mahkumuymuşum gibi.
Bilemiyorum ama bu beni mutsuz ediyor, hüzünlendiriyor, huzursuzlaştırıyor..
Sanki "kurmaca bir yaşam" gibi.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#24
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Farklı bir hayat yaşıyormuşum ama buraya kısılıp kalmışım gibi bir his nasıl anlatılır ki? Amacım farklıymışta kaybolmuşum gibi. Ya da korkularım hapishane olmuş bende ebedi mahkumuymuşum gibi.
Bilemiyorum ama bu beni mutsuz ediyor, hüzünlendiriyor, huzursuzlaştırıyor.. Sanki "kurmaca bir yaşam" gibi.
Kesinlikle. "Matrix" realitesi. Hayatımız çok büyük ölçüde sahtelikten ibaret. Bir sömürü düzeni bu ve aldatmalara dayalı. Bu hipnozdan, bu aptal kabustan uyanmamız, bunun yollarını bulmamız gerekiyor.

Aoibheann

#25
Hastanede yatarken birisi bana 'sanki bir şeyimi kaybetmişim de sürekli onu bulmaya çalışıyormuşum gibi' demişti. Bazılarımız bilincinde bazılarımız bilinçsiz olarak sürekli o 'bir şeyi' arıyor ve sorguluyoruz. Belki de bulduk ama algılayamıyoruz. Sanki tamamlanmamış yapboz gibi. Parçaları da evrenin muhtelif yerlerine saklanmış.

Çok mu sorguluyorum yoksa?
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#26
Yalanlara, sahteliklere inanmaktan veya boyun eğmektense sorgulamak daha iyidir ama yalanın yalanlığından zaten eminsen, sorgulamayı azaltıp işin doğrusuna inanman ve inancına uygun yaşaman gerekiyor olabilir. Yani "bulduğumuz" şeyi algılayamamaktan ziyade ona uygun yaşamaya geçme konusunda çekincelerimiz olabilir. Bunları tartışmamızın bu nedenle faydalı olduğuna inanıyorum.

Aoibheann

#27
Yalanın 'yalan'lığından nasıl emin olabiliriz ki?
Yalan bu kadar ustaca gizlenmişse doğrularımızı tartışmalıyız, her koşulda.
"Varlığa" bile kuşkuyla yaklaşırken düşünceler her daim, 'acaba' da kalıyor.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#28
Yalanın yalanlığından emin olmak, daha doğrusu bu konuda kararsızlıktan, belirsizlikten kurtulmak için, doğruyla ilgili olarak öne sürülen ve belki sezgilerimize da az-çok uygun görünen iddiaları deneyerek test etmek gerek. Ben kendim bu konuda belki çok çok ideal bir durumda değilim ama testlerimin, denemelerimin sıklığını artırıyorum denebilir.

Benim en çok test etmeye, doğruluğunu sınamaya çalıştığım gerçek veya iddia, diğer başlıklarda da tartışma konusu olduğu gibi beklentisizlikle ilgili. Hiçbir şeyin şimdi ve burada kendime ve tüm varoluşa dair huzurlu, güvenli, sevgi dolu olmamdan daha önemli olmadığı inancını/farkındalığını benimsemeyi test ediyorum ve genel olarak çok olumlu sonuçlar alıyorum ama yine de test ettiğim şeyi bir anda bütün varlığımla benimseyip %100 hayata geçirmek pek mümkün görünmüyor. Çünkü insan çevreye de azımsanamayacak oranda bir bağımlılık taşıyor, belirli ölçülerde uyum zorunluluğu taşıyor ve çevremizdeki insanların benimsemediği veya desteklemediği bir inancı bir anda mutlak gerçek olarak kabul edip ona göre yaşamak pek mümkün değil ama aşamalı olarak o gerçeğe giderek daha uygun hale gelmenin mümkün olduğunu seziyorum. Aslında başkalarından da önce kendimizin yıllardır pekişmiş olan inançsızlıklarımız, güvensizliklerimiz, korkularımız, endişelerimiz var yenmemiz gereken. Bunları farkında olmadan o kadar benimsemişiz, bunlarla o kadar özdeşleşmişiz ki, okuduğumuz veya ilhamını aldığımız yeni/farklı bir inancı çok beğensek ve benimsediğimizi sansak bile, yıllar boyunca pekişmiş olan negatif duygu ve düşünce kalıpları adeta yerçekimi gibi insanı eski kalıplarına geri çekiyor bir süre sonra. O yüzden, doğru olduğuna inandığımız, sezdiğimiz yeni/farklı/pozitif inançları ısrarla bırakmamamız, ısrarla onlara geri dönmemiz, hatırlamamız, denememiz gerektiğine inanıyorum. Temel inanç değişimleri kolay gerçekleşen şeyler değil. Hani nasıl dinlerde ibadetler varsa ve bu ibadetler veya benzer uygulamalar konusunda disiplin talep ediliyorsa, aynı şekilde gerçekten ihtiyaç duyduğumuz temel pozitif inançları tüm varlığımızla gerçekten benimsemeyebilmek için de disiplin göstererek o inançları hatırlamaya, denemeye, deneyimlemeye devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.

bozadi

#29
"Beklentisizlik" konusunun huzur/güven/sevgi konusuyla bağlantısını şu şekilde algılıyorum: İnsan gerçek ilahi/evrensel/mutlak huzuru, güveni, sevgiyi tattığı ve deneyimlediği zaman, artık hiçbir belirli konuda şiddetli bir arzusu veya beklentisi kalmıyor. Hırslar, takıntılar, kompleksler diniyor. Bağımlılıklar ortadan kalkıyor. Özgürlük oluyor. Huzurlu, sakin, dingin bir özgürlük. O zaman insan "zamanın durmasının" ne anlama geldiğini anlıyor. Evrenin, tüm hayatın merkezinde olduğunu hissediyorsun. Aradığın şey senin kendi varlığın, ki o zaten tüm varlık. Korkacak hiçbir şey yok. Evren bizim, hayat bizim, varlık bizim ve biziz.