İçsel Diyaloglar

Başlatan Aoibheann, 31 Ocak 2017, 06:48:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aoibheann

#30
Son yazdığın konu hakkında şanslıyım sanırım çünkü maddesel düzlemde hiç bir hırsım olmadı.. Hatta maddesel zaafları olan insanları kınadım 'ki şu an yanlış olduğunu anlıyorum'.

Benim açlığım manevi boyutta.

Bazı kabul ettiğim doğrular var yok değil fakat düşüncelerim sürekli şüpheci bir yaklaşım sergiliyor. 'Acaba öyle mi, yoksa değil mi' gibisinden. 'Evren düzenli bir işleyiş mi, yoksa hepsi kozmik bir şakanın parçası mı' mesela. Bu konu da isterseniz tanrının kendisini karşıma getirin gene de şüphelenirim. 'Acaba tanrı doğru mu söylüyor yoksa tanrı tanrı değil mi', 'ya da her şey benim için bir kurmaca mı', 'karşımdakiler zihnimin ürünüyse maddesel varlıklar olma olasılığı ne kadardır' falan falan..

Tamam doğrularımı 'edindim' diyelim. Bu doğrular benim için ne kadar doğru olabilir? Belki kabul ettiğim doğrular, doğru değil kurmacadır. Yalanın içinde yaşadığımız düşünülürse doğruları edinme olasılığımız nedir ki?

Gerçek biz kimiz?? Asıl soru bu. Araştırmamız gereken de bu. Bu bedeni yöneten nedir? Bu zihinsel bağ nereden geliyor? Bedenimize bağlanan sürekli sinyal yollayan şey ne? Neden uyanamıyoruz? Ölünce gerçek bedene geri mi dönüyoruz? İslamda ki uyku-uyanma bunu mu anlatıyor?

Bir daha ki sefere sorularımı kenara not alıp aktarayım.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#31
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Benim açlığım manevi boyutta.
Hepimizin temel problemi bununla ilgili bence.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Bazı kabul ettiğim doğrular var yok değil fakat düşüncelerim sürekli şüpheci bir yaklaşım sergiliyor. 'Acaba öyle mi, yoksa değil mi' gibisinden. 'Evren düzenli bir işleyiş mi, yoksa hepsi kozmik bir şakanın parçası mı' mesela. Bu konu da isterseniz tanrının kendisini karşıma getirin gene de şüphelenirim. 'Acaba tanrı doğru mu söylüyor yoksa tanrı tanrı değil mi', 'ya da her şey benim için bir kurmaca mı', 'karşımdakiler zihnimin ürünüyse maddesel varlıklar olma olasılığı ne kadardır' falan falan.. 
Güçlü bir şüphecilikte hiçbir sorun yok, hatta gayet sağlıklı ve gerekli bir güdü bence ama bir o kadar güçlü bir inançla dengelenmesinin de doğal ve gerekli olduğunu düşünüyorum. İnancın ille %100 doğru olduğunun kanıtına sahip olmak gerekmiyor. İnanç zaten temelde keşif güdüsüyle yakından bağlantılıdır ve aynı zamanda pragmatik / yararcı bir yönü vardır. Sorunlarını çözmek veya kendini geliştirmek için bilmeye ihtiyaç duyduğun birşeyi, bir belirsizliği çözmek, karanlık/bilinmeyen bir alanı keşfetmek gibidir. Elbette inançsal keşif sürecinde önceden edinilmiş bilgilerin, sezgilerin rehberliğinden yararlanılır.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Tamam doğrularımı 'edindim' diyelim. Bu doğrular benim için ne kadar doğru olabilir? Belki kabul ettiğim doğrular, doğru değil kurmacadır. Yalanın içinde yaşadığımız düşünülürse doğruları edinme olasılığımız nedir ki?
Burada biraz kısırdöngüye yakalanıyorsun gibi görünüyor. Faydacılık tüm insanların en doğal özelliklerinden biridir. İşine yarayan doğrulara odaklanırsın. İcatların/keşiflerin anası ihtiyaçtır. Sorunlarını çözmene, geliştirmen gereken yönlerini geliştirmene hizmet eden doğrulara/inançlara odaklanırsın doğal olarak. İşine gerçekten yaradığı sürece de aşırı bir şüphe duyman gerekmez. Örneğin manevi açlık duyuyorsan, ki hepimiz şu veya bu düzeyde duyuyoruz bu açlığı, o zaman o açlığı giderme iddiasına/potansiyeline sahip inanç ve kabulleri test etmek mantıklı olacaktır. Ve insan ihtiyaç duyduğu birşeyin öncelikle kendisinde gerçekten mevcut olup olmadığından emin olmalıdır sanırım.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Gerçek biz kimiz?? Asıl soru bu. Araştırmamız gereken de bu. Bu bedeni yöneten nedir? Bu zihinsel bağ nereden geliyor? Bedenimize bağlanan sürekli sinyal yollayan şey ne? Neden uyanamıyoruz? Ölünce gerçek bedene geri mi dönüyoruz? İslamda ki uyku-uyanma bunu mu anlatıyor?
Aynen de öyle. Esas mesele bu. Kimiz/neyiz biz? Elimizdeki kaynakların genelinde ele alınan konular olduğu gibi, özellikle de Maharaj'ın yüzlerce sayfa boyunca ayrıntılı bir şekilde ele aldığı konular bunlar. O yüzden önemsiyorum. Tüm forum olarak birlikte faydalanmamızı, sorgulamamızı, test etmemizi umuyorum.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Bir daha ki sefere sorularımı kenara not alıp aktarayım. 
İyi fikir :) Gerçekten en çok merak ettiğin soruları ve sezgileri not alıp paylaşman hepimiz için faydalı bir katalizör/yardımcı olabilir.

Aoibheann

#32
Teşekkürler bozadi. Cevap verdiğin için. :)

Açıkçası, 'ne saçmalıyor bu yahu' deyip postalamanı beklemiyor değildim hani.

Küçükken bir deney yapardım. Limon gibi koktuğumu düşünüp hatta bir nevi imajine edip, limon gibi kokabilir miyim diye denerdim. Bu deneyi yapabilmek için inanç gerekir. Zihnin gücüne olan inanç. Zihnin bedene güçlü bir şekilde etki ettiğine inanıyordum. Hala da öyle. Zihnin gerçekliğine inanıyorum. Gerisi var ya da yok, beni şaşırtmaz..

Peki bu zihin nasıl işliyor? Zihni kontrol eden bir tür enerji var mıdır? Varsa uzaktan mı yoksa yakından mı kumanda ediyor? Uzaktaysa nerede ve ya yakındaysa nerede bulunuyor? Neye benziyor? Neler yapabiliyor?
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#33
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Peki bu zihin nasıl işliyor? Zihni kontrol eden bir tür enerji var mıdır? Varsa uzaktan mı yoksa yakından mı kumanda ediyor? Uzaktaysa nerede ve ya yakındaysa nerede bulunuyor? Neye benziyor? Neler yapabiliyor?
Ben açıkçası zihin/akıl dediğimiz şeyin tam olarak ne olduğu, sınırlarının ne olduğu konusuyla pek ilgilenmiyorum. Ama zihnin tamamen beyin (madde) ürünü birşey olduğuna inanmıyorum kesinlikle. 5. yoğunluktaki bireysel varlık özümüzün 3. yoğunluktaki uzantısı veya bu ruhsal/astral uzantının (ki bu uzantıya "psişe" denebilir sanırım) bilinci olarak kabul ediyorum zihni/aklı. Temel problemimiz psişenin, yani ruhumuzun 3. yoğunluk düzeyindeki uzantısının (yani bir bakıma "astral bedenimizin") "ego" denen komplekse/hastalığa kapılmasıyla ilgili. Ego bireyin kendini varoluş bütününden ayrı/bağımsız sanması veya bunu istemesi sonucu meydana gelen bir sorun denebilir bence. Ve bu hastalığı hepimiz deneyimlemekteyiz şu veya bu düzeyde. Ve aslında hiçbirimizin ego sahibi olmaktan başka bir sorunu da yok temelde.

Korku, aşırı güvensizlik, endişe, beklenti, bedenle özdeşleşme, kendini sınırlı zaman/mekanla mutlak şekilde ilişkilendirme gibi eğilimler egonun temel özellikleri arasında. Kısacası ego, bütün varlığın/varlıkların bir olduğu ve kendisinin de o tek olan varlığın bir parçası ve kendisi olduğu farkındalığının, inancının, güveninin olmaması halidir. Bu anlamda ego "kendini bilmemektir" yani bir bakıma. K'lar "hepiniz KH'siniz" derken, "hepinizin egosu var" demek istiyor biraz da. Ama egomuz olması, her zaman mutlak şekilde egosal olduğumuz anlamına gelmiyor. Ciddi bir egosal durumumuz olmakla birlikte, egosal olmayan yönlerimiz de var. BH'leşmek demek, KH'liğimizin, yani egosallığımızın azalması demektir, yani varoluş bütünüyle olan birliğin/bütünlüğün aktif bir şekilde farkına varılması, bunun huzurunun, güveninin deneyimlenmesi demektir, ne kadar mümkün olursa.

Egosallığımızı besleyen ve artırma riski yaratan başlıca faktörlerden biri tabi ki içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik-siyasi-askeri düzenin şiddetli negatif özellikleridir. KH'ye adanmış olan, yani bilinçli olarak egoya adanmış olan bazı güçler, BH ile KH arasında seçim sürecinde olan insanlığın kendileri gibi KH'ye yönelmesi için, yani egoya daha derinlemesine yönelmesi için hayatımızda her türlü adaletsizliği, baskıyı, işkenceyi çoğaltarak, bizim hayata / bütünsel varlığa, kendimize olan güvenimizi kırmaya çalışıyorlar ve insanların genelinin tüm bu haksızlıklar ve işkenceler karşısındaki duyarsızlığı, boyun eğişi, tembelliği gibi nedenlerle de KH güçleri bunda epeyce başarılı da oldular.

Tabi tüm bu açıklamalar/iddialar inanç ve sezgi temellidir. Bu forumda en çok yararlanılan bilgi kaynaklarının üzerinde aşağı yukarı örtüştüğü bilgilerdir ve bu bilgilerin içinde bulunduğumuz durumu ne kadar açıkladığını anlamaya, test etmeye ve isabetli bulduğumuz bilgilerden / inançlardan yararlanmaya çalışıyoruz. Ama herhangi bir forum üyesinin ille de bu kaynaklarda geçen bilgileri esas alması gibi bir zorunluluk yok kesinlikle. Hepimiz aynı işkencenin, aynı hapisanenin içindeyiz ve çıkışı bulma konusunda birbirimize yardımcı olmayı ümit ediyoruz.

Aoibheann

#34
Alıntı YapBen açıkçası zihin/akıl dediğimiz şeyin tam olarak ne olduğu, sınırlarının ne olduğu konusuyla pek ilgilenmiyorum. Ama zihnin tamamen beyin (madde) ürünü birşey olduğuna inanmıyorum kesinlikle. 5. yoğunluktaki bireysel varlık özümüzün 3. yoğunluktaki uzantısı veya bu ruhsal/astral uzantının (ki bu uzantıya "psişe" denebilir sanırım) bilinci olarak kabul ediyorum zihni/aklı.

Bu konu ruh molekülü adlı belgeselde geçiyor. Beynin bir bölümü de üretilen DMT adı verilen bir maddeye ruh molekülü deniyor çünkü üretilen bu DMT maddesi bitkilerde de üretilip, kökten köke iletişimi sağlıyor. Peki bizde bu maddenin bulunmasının sebebi genetik geçişten mi kaynaklı yoksa nihai bir amacı var mı, bu sorular işleniyor.Bu DMT maddesi çoğu kişinin beyinde ki ruh bölgesi olarak kabul ettiği 'epifiz bezi'nde üretiliyor. Bir bakıma seninle aynı düşünce. Peki bu bellek epifiz bezinden DMT hormonuyla başka bir bölgeden mi aktarılıyor diye düşünmüyor değil insan.

Alıntı YapTemel problemimiz psişenin, yani ruhumuzun 3. yoğunluk düzeyindeki uzantısının (yani bir bakıma "astral bedenimizin") "ego" denen komplekse/hastalığa kapılmasıyla ilgili. Ego bireyin kendini varoluş bütününden ayrı/bağımsız sanması veya bunu istemesi sonucu meydana gelen bir sorun denebilir bence. Ve bu hastalığı hepimiz deneyimlemekteyiz şu veya bu düzeyde. Ve aslında hiçbirimizin ego sahibi olmaktan başka bir sorunu da yok temelde.

Korku, aşırı güvensizlik, endişe, beklenti, bedenle özdeşleşme, kendini sınırlı zaman/mekanla mutlak şekilde ilişkilendirme gibi eğilimler egonun temel özellikleri arasında. Kısacası ego, bütün varlığın/varlıkların bir olduğu ve kendisinin de o tek olan varlığın bir parçası ve kendisi olduğu farkındalığının, inancının, güveninin olmaması halidir. Bu anlamda ego "kendini bilmemektir" yani bir bakıma. K'lar "hepiniz KH'siniz" derken, "hepinizin egosu var" demek istiyor biraz da. Ama egomuz olması, her zaman mutlak şekilde egosal olduğumuz anlamına gelmiyor. Ciddi bir egosal durumumuz olmakla birlikte, egosal olmayan yönlerimiz de var. BH'leşmek demek, KH'liğimizin, yani egosallığımızın azalması demektir, yani varoluş bütünüyle olan birliğin/bütünlüğün aktif bir şekilde farkına varılması, bunun huzurunun, güveninin deneyimlenmesi demektir, ne kadar mümkün olursa.

Bu dediklerine katılıyorum. Fakat bazıları abartıp kendileri olmaktan çıkıyorlar. Ne kadar istemesekte maddesel alemde olan maddesel ve sizin deyiminizle 'ego' ya sahip varlıklarız. Bu alemde bulunduğumuz sürece tam olarak başkalarına hizmet prensibine uygun yaşamamız mümkün değil zaten. Yapabileceğimizin en iyisi yapmalıyız ama kendimizi paralamamız da anlamsız olur ve kendimize zarar veririz. Yapamadıklarımız için suçluluk duymaya başlarız. Kendimizi düşündüğümüz her an kendimizden nefret ederiz. Bu yüzden dengeyi yakalamak lazım.

Alıntı YapEgosallığımızı besleyen ve artırma riski yaratan başlıca faktörlerden biri tabi ki içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik-siyasi-askeri düzenin şiddetli negatif özellikleridir. KH'ye adanmış olan, yani bilinçli olarak egoya adanmış olan bazı güçler, BH ile KH arasında seçim sürecinde olan insanlığın kendileri gibi KH'ye yönelmesi için, yani egoya daha derinlemesine yönelmesi için hayatımızda her türlü adaletsizliği, baskıyı, işkenceyi çoğaltarak, bizim hayata / bütünsel varlığa, kendimize olan güvenimizi kırmaya çalışıyorlar ve insanların genelinin tüm bu haksızlıklar ve işkenceler karşısındaki duyarsızlığı, boyun eğişi, tembelliği gibi nedenlerle de KH güçleri bunda epeyce başarılı da oldular.

Bu biraz 'tüm suçu başkasına atalım' a benziyor. Değişmek istesek elbet değişiriz ama bazılarımızın işine gelmiyor açıkçası. Bu KH varlıklarından bile kötü olan insanlar tanıdım. Diyebilirim ki şeytanda, melekde içimizde. Elimizde olan hayatımızın büyük bir bölümünde hangi tarafta olacağımız. Twik reklamı gibi; 'ikisini de dene tarafını seç'.

Alıntı YapTabi tüm bu açıklamalar/iddialar inanç ve sezgi temellidir. Bu forumda en çok yararlanılan bilgi kaynaklarının üzerinde aşağı yukarı örtüştüğü bilgilerdir ve bu bilgilerin içinde bulunduğumuz durumu ne kadar açıkladığını anlamaya, test etmeye ve isabetli bulduğumuz bilgilerden / inançlardan yararlanmaya çalışıyoruz. Ama herhangi bir forum üyesinin ille de bu kaynaklarda geçen bilgileri esas alması gibi bir zorunluluk yok kesinlikle. Hepimiz aynı işkencenin, aynı hapisanenin içindeyiz ve çıkışı bulma konusunda birbirimize yardımcı olmayı ümit ediyoruz.   

Bu tür konularda hangi fikir inanç ve sezgi temelli değil ki? Bilinen dünya da gözlerimiz bağlı ilerlemeye çalışıyoruz. Başka yapabileceğimiz ne olabilir ki?
Ve her fikir ne kadar küçük olursa olsun dikkate alınmalı. Dalgayı yaratan da küçücük bir taş sonuçta.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#35
Hm, bu DMT konusuna bir yerde daha denk gelmiştim ama ayrıntılı araştırmadım, biraz araştırayım.

bozadi

#36

Video altında geçen yorumlara göre "üzerlik tohumu" denen şey doğrudan DMT içermiyor ama DMT'nin salgılanmasını kolaylaştıran MAOI diye bir inhibitör maddesi içeriyormuş.

Bu arada K'lar da epifiz bezine (pineal gland) özel referansta bulunmuşlardı. Ve florürün zararları konusuna da bir o kadar dikkat çektiler. İyot (lügol) solüsyonu tavsiyesi de bununla yakından bağlantılı.

Açıkçası ben uyuşturucu veya halüsinojenik madde kullanımına pek sıcak bakmıyorum. Vücudu zehirlerden arındırıcı tedavi yöntemleri önemli gibi görünüyor.

Aoibheann

#37
bozadi ben uyuşturucu konusuna çok karşıyım aslına bakarsan ama kar-zarar ilişkisi içerisinde şüpheci yaklaşıyorum.


Kullanan arkadaşlarım genelde hayatta amacı oolmayan insanlar. Bir nevi vakit geçirmek için kullanıyorlar.

Ama bu yapay DMT farklı bir mevzu. Vücutta üretilen bir madde olduğu için uyuyşturucu gözüyle bakılmıyor. Dediklerine göre; ' evrensel bilinçle bütünleşme aracı' olarak adlandırılıyor.

Tabi ne kadar doğru tartışılır. :)



Dediklerim bunlardı.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

gerçek tosun paşa

#38
DMT konusunun en popüler hali şuan ayahuşka denen bir amazon bitkisiyle anılıyor. Blgisi olmayanlar bu yazıya göz atabilir.
http://www.hurriyet.com.tr/10-yillik-psikoterapi-seansina-bedel-bir-seremoni-23566077

Aoibheann

#39
gerçek tosun paşa; aynen ayahuasca bitkisinin damıtılmasından elde ediliyordu sanırım. Ama bilim adamları içeriğinde ki maddeleri damardan zerk ederek etkisini arttıran bir yol geliştirdiler (her şey bilim adına :D ) .

Şu an kullanım türünü bilmiyorum. Açıkçası ne işe yaradığından da emin değilim. Kullananlar kelimenin tam anlamıyla 'uçuyormuş' . Spiritüel manada uçuruyor diyende var, kafası uçuruyor diyende var. :)

Konumuz bu değildi ya epifiz bezinden geldik. Ruh bedenin nerede bulunduğunu tartışıyorduk. Bir şey daha aklıma takıldı. Çok ilginç bir şey. Acaba ruh dediğimiz şey bedene yapışmış bir parazit olabilir mi? Farklı maddesel formlardan yararlanmaya çalışan bir nevi fetihci. Bilincimiz aslında bedeni ele geçirip kontrol ettiriyor. Bu parazit değilse nedir. O zaman bir nevi kötü yaratıklar oluyoruz.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

gerçek tosun paşa

#40
Hayır kesinlikle parazit olamazlar. Ruhlar yeryüzünde ne iş yaparlarsa yapsınlar KH veya BH odaklı olsunlar fark etmez. Geldikleri yer sadece BH olmanın anlam ifade ettiği bir yer ve bu şekilde yoğruluyorlar. Dolayısıyla böyle bir görüşe asla katılamam.

Ayahuşa içenlerle ilgili bir belgesel izlemiştim. Benzeri konu celselerde geçmişti. Çok ama çok enteresan deneyimler var doğrudan yılanlar ve reptalianlarla ilgili.

Aoibheann

#41
Bir türden bakarsan üçüncü boyut maddesel evreninde bedenlerle birleşip onları kontrol ediyoruz.

Kötü bile olmazsa bir nevi parazit gibi.

Ha olması gereken bu olduğu için oluyor ama önce her ihtimali düşünmeliyiz. :)

Her fikire saygı duyarım ama kalıplaşmış şeyleri kenara bırakmalıyız sevgili dostum. Değil mi? :)

Ve yüksek oranda DMT salgılatan bir bitki ayahuasca. DMT maddesi bitkilerde kökler sayesinde birbiriyle iletişime geçmesini sağlarken insanlar ve hayvalarda haliüsinojen etki yaptığı da söyleniyor. Yani öyle bir kafa yapısı oluyormuş ki bilinç altı ve bilinç üstü iç içe giriyormuş. Tabi bunun haricinde üst benlikle iletişime geçme, cennete gidip meleklerle uçma, astral aleme geçme, uçan filleri akrobasi yaparken izleme falanda teşhisler arasında.. :D 

Bana kalırsa hala gizemini koruyan bir konu. Ne diyebilirim ki herşey mümkün. :)
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bigsenfoni

#42
DMT nin moleküler titresimiyle/frekansiyla alakali bir durum gibi, bir sekilde baska bir boyuta kapi/pencere (sonsuz titresimler/frekanslar=sonsuz boyutlar)aciyor.Ve zannedersem epifiz bezinin(3.gözün yardimiyla) Auranin frekansini o alemin/boyutun frekansina uyumluyoruz.Ve tadaaaam!o alemdeyiz!Gez gezebildigin kadar,zaman yok mekan sonsuz cünki mekan farkindalik ile degisken (fizikselligin degiskenligi konusu!)Rüyalarimiz da ayni sekilde oluyor/olusuyor gibi!

Aslinda biz hala rüyadayiz ama...derin konu[:D]

3.yoğunlugun bu mekan/zaman hattini vücudumuz sayesinde deneyimledigimizi aklimizda tutarsak ve vücudumuzda maddesel (kati madde)olduguna göre diger maddelerin vücudumuzu etkileyebilecegi frekans/titresim)gercegini göz önünde bulundurmamiz gerekir.

Yaramazlik zamanlarimda [:D] daha dogrusu duygusal cöküntü icindeydim ve hic birsey artik umrumda deyildi!uzatmiyacağim....Kiz masanin üzerine beyaz birsey döktü şirrip burnuna cekti.Kafamda cok iyi,banada  cek dedi.Bende sirrrip :) aradan bir kac dakka sonra beynim mafiş! kizida o aksam ilk defa görmüstüm ama cektikten sonra sanki kirk yillik karim oldu.Bir anda gelecege dahil planlar yapmaya basladik!Söyle yapalim böyle yapalim kizda ayni tribe girdi!Tamam yapalim edelim irade sifir!Beyin mantik düsünce sifir.O anda biri bana sen susun, busun söyle yap, böyle yap dese inanir ve yapardim herhalde!Ve kiz da öyle, tehlikenin farkindamisiniz!O gece bana cok pahaliya patladi ve aslinda sükrediyorum.Dahada kötü olabilirdi diye!

İnsanin yedigine ictigine cok dikkat etmesi gerek... neler var neler!

Birde sunu anlatayimda bitsin, kardesim anlatmisti.Danscidir kendisi gittigi bir mekanda( disko/barda) bir keresinde kokteylin icine (fishball guruplar icin hazirlanir)Extazi (buna benzer birsey)attiklarina sahit olmus!Kiz gurubuymus tabi kizlar sonra resmen cildirmis.Anlatirken o yapanlara öyle ağar küfürler etti ki!Bende ettim...Zaten bu gibi aktiviteler turizmin...neyse.

Neler var neler...

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

fidelista

#43
DMT ve benzerleri insan beynindeki kapalı olan enerji alanlarına kapı açıyorlar,bu kontrolsüz bir iş,uzun yıllar çalışma yapıp açmak kontrolüü aşamalı birikim sonucu oluyor, bu çalışıp zengin olmak yerine sayısaldan zengin olmak hayali gibi  ama emek harcanmadığı için gerçek bir bilinç genişlemesi olurmu bilmem ? Bu yüksek voltaj devrelerinizi yakıp dağılma riski var.Spritüel gelişimin belli aşamalrında bir ustanın denetiminde yararlı olarak kullanılabilir.Yinede denemek isterim.Bazıları bunların arkasında bir varlık olduğunu iddia ediyor.

Aoibheann

#44
Bigsenfoni yaramazlık zamanlarında uçmuşsunnn !! :D Uyuşturucu benim açımdan kendini ellerinle başkasına teslim etmekle aynı şey. Kullanmadım ama kullanan çok insan gördüm. Çok ufak yaştan öğrendiğim için hiç bulaşmadım. Bir bakıma iyi bir bakıma kötü. Neyse...

Ayahuasca uyuşturucudan farklı diyorlar ama LSD ile neredeyse benzer özellikler gösteriyor. LSD'yi de bildiğiniz gibi Beatles grup üyeleri üst benlikle iletişime geçme bahanesiyle bol bol kullanmış bulunuyordu. Bunun haricinde kızılderililerin kullandığı halüsinojen mantarlarda aynı etkiyi gösteriyor. Zaten LSD'nin yapım aşamasında da etkin rol oynamışlardır. (EVET uyuşturucu belgeseli seyrettim)

Fakat DMT farklı bir konu. Vücut bu maddeyi zaten üretiyor. Doğru odaklanma, telkin ve kendini adamayla fidelista nın dediği gibi arttırmanın mümkün olacağı kanaatindeyim. Gerisi kolaya kaçmak olur. Daha kötüsü uzun zamanda alacağın dozu bir anda alınca beynini yakma olasılığında var. Şu sıralar bende sürekli kendimi gerçeği gör diye telkin ediyorum. Hatta uzun zamandır sanırım. Asıl amacım olayların arkasında ki niyeti yakalamaktı ama nedense etraftaki manyetik çizgileri yakalamaya başladım. Olmayan sesler ya da başkasının fark etmediği konuşmalar yakalıyorum. Ya şizofren hastasıyım ya da algım değişik boyutta açılıyor. Korkutmayayım kendimi.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi