Kılıçdaroğlu'ndan 10 Maddelik "Taksim Manifestosu" (24 Temmuz) 

Başlatan bozadi, 24 Temmuz 2016, 22:50:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

24 Temmuz 2016

Kılıçdaroğlu'ndan 10 Maddelik "Taksim Manifestosu"


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Taksim'deki "Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi"nde 10 maddelik "Taksim Manifestosu"nu okuyarak katılımcıların oyuna sundu.




Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) çağrısını yaptığı ve çok sayıda kurum ve partinin katılacağı "Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi"nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuşma yaptı.

Kılıçdaroğlu saat 18.24'te sahneye çıkarak  "Taksimdeyiz birlikteyiz. Hepimizin tarih yazdığı bir gün. Biz taksime niçin geldik. Taksim'de ne yapacağız? Hedefimiz ne? Bütün bunlara yanıt vermek için bir Taksim Manifestosu hazırladım" dedi.

10 maddelik manifestoyu okuduktan sonra mitinge katılanlara kabul ediyorlarsa ellerini kaldırmalarını istedi. Mitinge katılanlar destek verdi. Kılıçdaroğlu, manifestoyu okumasının ardından yaptığı konuşmasında özgürlükçü demokrasi vurgusu yaptı. Darbeye ve diktaya karşı olduklarını belirtti.

"Taksim manifestosu"

Kılıçdaroğlu'nun okuduğu 10 madde şöyle:

<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote"> 1. 15 Temmuz darbe girişimi parlamenter demokrasiye karşı yapıldı. TBMM bombalandı ama bombalar altında parlamento görevini yapmış ve darbeyi püskürtmüştür. Bu darbe girişiminin sorumlularının iç ve varsa dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz.

2. Bütün siyasal partiler darbe girişimine karşı çıkmış demokrasi konusunda Türkiye'de tartışmasız ortak payda oluştu. Bu ortak tutum ve anlayış siyasette uzlaşma kültürünün güçlenmesine de katkı vermek zorunda.

3. Her türlü darbeye ve parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayete karşı çıkmak tüm demokratların, demokrasiden yana olanların bu ülkeye namus borcudur. Hep birlikte ve her zaman ne darbe ne dikta, yaşasın tam demokrasi, demeliyiz ve söylemeye de devam etmeliyiz.

4. Demokratik parlamenter sistemimize karşı yapılanan darbe girişimi halkın direnme hakkını kullanmasıyla ayrı bir anlam kazanmıştır. Direnme hakkı demokrasiyi korumanın meşru bir yolu olarak ortaya çıkmıştır.

5. Demokrasimizin teminatı olan demokratik laik ve sosyal hukuk devleti ilkesini Türkiye için ne kadar yaşamsal olduğu bir kez daha kanıtlandı. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti bizi çağdaş uygarlığa taşıyacak olan en temel anahtardır.

6. Bu darbe girişimi anayasada yasama yürütme ve yargı olarak yer alan güçler ayrılığı ilkesinin demokraside denge ve denetleme işleminin güvencesi olduğunu ortaya koymuştur.

7. Balyoz, Ergenekon ve casusluk gibi davalarda mağdur edilen insanların itibar ve haklarının iadesi kaçınılmaz olarak tüm siyasal partilerin gündeminde olmak zorundadır.

8. Bu darbe girişiminin devlet yönetiminin liyakata dayanması gerektiğini çok açık biçimde ortaya koydu. Devletin yapılanmasında siyasal yandaşlık akrabalık cemaatçilik değil bilgi birikim ve deneyim gibi ilkeler esas alınmalıdır. Devleti yönetme yerine devleti ele geçirme anlayışını tarihe gömmeliyiz. Bu bağlamda, devletin yeniden inşası zorunludur.

9. İnancı kimliği yaşam tarzı ne olursa olsun bu ülkenin güzel insanları bu ülkenin caddelerinde meydanların parklarında özgürce gezebilmelidir. Hiç kimse unutmasın 15 Temmuz darbe girişimi üçüncü sınıf demokrasinin ortaya çıkardığı bir tablodur. Bu ülkenin insanları üçüncü sınıf demokrasiye değil özgürlükçü demokrasiye yani tam demokrasiye layıktır. Türkiye tümüyle darbe hukukundan arınmalıdır.

10. Devlet kinle öfkeyle önyargıyla yönetilmez. Darbe girişiminde bulunanlar hukuk içinde hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalarak yargılanmaldır. İşkence, kötü muamele baskı tehdit devleti darbecilerle aynı duruma düşürür. Buna izin verilmemelidir. [/quote]

"Tarihi bir meydandayız"

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

"Tarihi bir meydandayız ve tarihi bir gündeyiz. Taksim meydanı, bizim demokrasi tarihimizde yer alan bir meydandır. Ecevit'e suikast düzenleneceği söylendiğinde, Ecevit şu açıklamayı yaptı 'Yarın tek başıma Taksim'e gideceğim' dedi. Ve geldi, arkasında bugün olduğu gibi yüzbinler vardı. 1 Mayıs 1977 kanlı bir mayıs olarak tarihe geçen bir gün. Ve o gün çok sayıda vatandaşımız, taksim meydanında hayatını verdi. Kanlı 1 Mayıs olarak bizim tarihimizde yer alan ve henüz aydınlığa kavuşmamış olan bu meydanda geldi.

"Ve Taksim meydanı... Ağaçların kesilmemesi için gençlerin doğaya sahip çıktığı bir meydan. Bu meydanlarda Gezi olayları yaşandı ve o olayda ellerinde karanfiller kitaplarla gençlerimiz, bu ülkenin gençleri, umudumuz, hep beraber ayağa kalktı. Ülkemizi seviyoruz, insanlarımızı seviyoruz.

"Özgürlükçü demokrasiyi getirmek borç"

"Cumhuriyeti emekle, alın teriyle kurduk. Binlerce şehidimizin kanı var. Bizim ayakkabımız yoktu, çarıklarımızı giydik. Yiyeceklerimiz yoktu kara ekmeği bölüştük. Silah yoktu, para yoktu. Ama bir şey vardı, birlik ve beraberlik vardı. İnşallah yine birlik ve beraberlik içinde Türkiye'yi hep birlikte çağdaş uygarlığa ulaştıracağız. Ne demişti Gazi Mustafa Kemal 'Geldikleri gibi gidecekler' demişti. Evet yedi düveli Lozan'da geldikleri gibi gönderdik.

"Babalarımız ve dedelerimiz bize cumhuriyeti kurdular ama o cumhuriyeti özgürlükçü demokrasiyle taçlandırmak bizim görevimizdir. Her bir vatandaşımız, kimliği, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun özgürlükçü demokrasiyi getirmek ve cumhuriyeti taçlandırmakla görevlidir. Bu görevi ben dahil 79 milyon her yurttaşın yerine getirmesi gerekir ve bizim namus borcumuzdur."

"Medya özgürlüğü"

"Bugün medyanın, basın bayramı. Tam 108 yıl önce medyaya vurulan zincirleri kırdık ve Basın Bayramı bu ülkede 108 yıldır kutlanmaya çalışılıyor. Ali Paşa diyor ki, basın özgürlüğü hatalarını düzeltmeyenler için tehdittir. Medya özgürlüğünü sağlamak hepimizin ortak görevidir.

"Bakın 15 temmuz darbe girişiminin yenilgiye uğramasının ana unsurlarından birisi medya özgürlüğüdür. Medyanın açık ve net darbeye karşı olmasıdır. Eğer 108 yıl önce basın bayramını kutluyorsak, demek ki medya özgürlüğü bizim kültürümüzde, tarihimizde var. Medya özgürlüğü bağlamında geleneğimizi yozlaştırmalıyız. Dün medya özgürlüğüne karşı çıkanlar, bugün yaptıkları hataların inşallah farkına varırlar. Buradan basın mensuplarının bayramını kutluyoruz.

"Meclis dik durdu"

Darbeye karşı çıkan bütün siyasi partilerin genel başkanlarını, parlamentoda olsun olmasın, genel başkanları, bütün vatandaşlarımı yürekten kutluyorum. Ve onlara buradan şükranlarımı sunuyorum. Darbe üzerinde neden bu kadar duruyoruz? Türkiye Cumhuriyeti'nin darbeler tarihine baktığınızda, en ağır bedeli ödeyen CHP'dir. Her darbeden sonra mal varlıklarımıza el konuldu, arşivlerimize el konuldu, genel başkanlarımız hapse atıldı, il ve ilçe başkanlarımız ciddi bedeller ödedi. Biz, kanla dişle tırnakla kazandığımız demokrasinin kıymetini de darbecilerin ne mal olduğunu da en iyi bilen partiyiz. Bombalar altında Meclis dik durdu, demokrasi kazandı.

"Linç edenler yargılansın"

"Bir şeyin daha altını çizmek isterim. Darbe sonrasında, emre uyan er ve erbaşların linç edilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz, linç edenlerin yargılanmasını istiyoruz. Askerlik yapan herkes çok iyi bilir ki, komutanın verdiği emre bütün erler uyarlar. Emre uydu diye siz eğer o askeri linç ederseniz, peygamber ocağına ihanet etmiş olursunuz. Her asker bizim başımızın tacıdır. Bu meydana söz veriyorum bunların takipçisi olacağız.

"Demokrasi: Bağımsız ve tarafsız yargı"

"Demokrasi aynı zamanda bağımsız ve tarafsız yargı demektir. Yani adalet demektir demokrasi aynı zamanda. Darbeciler adaleti hiçbir zaman savunmadılar. Darbeciler bağımsız mahkemeleri asla savunmadılar. Darbeciler kendi mahkemelerini kurdular. DGM dediler, sıkı yönetim dediler, özel yetkili mahkeme dediler. Yargıyı vatandaşın ensesinde bir sopa olarak kullandılar. Onun için darbeye de darbecilere de diktaya da karşıyız."

"Demokrasi: Güçler ayrılığı"

"Demokrasi aynı zamanda güçler ayrılığı demektir. Yasama, yürütme ve yargı. Çağdaş demokrasilerde dördüncü güç medyadır. Buradan açık ve net çağrı yapıyorum. Gelin dördüncü güç olarak medyayı da anayasamıza açıkça yazalım."

"Demokrasi düşünce özgürlüğüdür"

"Demokrasi aynı zamanda düşünce özgürlüğü demektir. Düşüncesine katılmasak bile insanların düşüncelerini özgürce dile getirdiği rejimin adıdır demokrasi. Darbe rejiminde, dikta yönetimlerinde düşünce özgürlüğü kavramı yoktur. Bir kişi konuşacak, herkes ona uyacak. O nedenle herkesin düşüncesini özgürce açıkladığı meydanlarında herkesin özgürce gezdiği bir Türkiye'den yanayız.

"Demokrasi: Barış"

Demorkasi aynı zamanda yurtta barış, dünyada barış demektir. Darbecilerin barışla ilgisi yoktur. İnsan hakkını bilmeyen, işkenceleri olan, bağımsız yargısı olmayan bir düzende elbette ki barış asla olmaz.

"Demokrasi: Devlet yönetiminde liyakat"

Demokrasi aynı zamanda devlet yönetiminde liyakat demektir. Devlet yönetimini ele geçirmek darbecilerin işidir. Umarım ve dilerim geçmişteki hatalarından Türk siyaseti gerekli dersi çıkarır. Bir kişi sınava girer ve birinci olursa onun kimliğine, yaşam tarzına, inancına bakarak senin devlette işin yoktur demek demokrasiye ihanettir. Sözüm söz hiçbir ayrım yapmayacağız. Bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız.

"Demokrasi: Toplanma özgürlüğü"

Demokrasilerde toplanma özgürlüğü vardır. Taksim meydanı kapatıldı. Kapatılmamalı Taksim meydanı. Türkiye'nin hiçbir meydanı kapatılmamalı. Meydanlar halkın enerjisini boşaltacağı yerler olmalı. Meydanlarında gezmeliyiz, hep birlikte kol kola ve omuz omuza olmalıyız. Kadını kızı yaşlısı genci hep beraber olmalıyız. Demokrasinin erdemidir bu. Hep birlikte bir arada meydanlarda parklarda caddelerde sokaklarda gezmeli, özgürlük türküleri söylemeliyiz.

"Demokrasi: Haklıyı savunmak"

"Demokrasi aynı zamanda haklıyı savunmak demektir. Yapılan yanlışlıkları düzeltmek demektir. Az önce Taksim manifestosunda açıkladık. Balyoz, Ergenekon, casusluk davası... Pek çok subay asker gereksiz yere hapse tıkıldı. Silivri zindanlarında geçirdiler hayatlarının büyük bir kısmını orada yaşadılar. Şimdi onlara yapılan haksızlığı hepimiz biliyoruz. Siyasal iktidarlar demokrasiden yana tavır alacaklarsa, iadeyi itibar yapmak zorundadırlar.

"Fransa'daki bir dava. 1894'ten söz ediyorum. Dreyfus adlı bir asker, casusluk suçlamasıyla tutuklandı. Ama yanlıştı, hatalı bir karar alınmıştı. 1906 yılında dava yeniden açıldı. Dreyfus beraat etti, üstün hizmet madalyası verildi ona. Şimdi eğer demokrasiyi savunuyorsak, samimiysek, bütün siyasal partilerin genel başkanlarına sesleniyorum. Hükümete sesleniyorum. Gelin Silivri zindanlarında, hayatı mahvedilen o insanların itibarlarını iade edelim.

"Her şeyi ben bilirim' darbecilerin işi"

Demokrasilerde herkesin görevi, herkesin işi vardır. Yeni kalkınmanın tanımı yapılırken, küçük ayrıntılarda iş bölümüne gidenler kalkınmış ülkeler demektir. Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben bilirim darbecilerin işidir. Demokratların işi, işi eğline teslim etmektir.

"Demokrasinin özünde uzlaşma kültürü vardır"

"Demokrasinin özünde uzlaşma kültürü vardır. Umarım 15 Temmuz darbesi uzlaşma kültürünü harekete geçiririr. Darbecilerde ise dayatma kültürü vardır."

"Ne darbe ne dikta, yaşasın özgürlükçü demokrasi"

Kılıçdaroğlu konuşmasının sonunda Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan şu bölümü okudu:

Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşı destanı var.

"Dörtnala gelip Uzak Asya'dan, Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim.... Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim..."

Konuşmasını kitlenin şu cümleleri tekrarlamasını isteyerek bitirdi.

"İstanbul Taksim'den Hakkari'ye, Edirne'ye, Muş', İzmir'e, Yozgat'a, Balıkesir', Antalya'ya, Karadeniz'e, Zonguldak'a, Trabzon'a selam olsun. Demokrasi için selam olsun. Özgürlük için selam olsun. Biz Taksim'de olanlar. Bütün Türkiye'ye gönlümüzü açıyoruz. Ne darbe ne dikta, yaşasın özgürlükçü demokrasi."
 
Kaynak: bianet.org



Serapsa

İlginç ki takipçi olduğu bu;
 
Alıntı Yap"Linç edenler yargılansın"

"Bir şeyin daha altını çizmek isterim. Darbe sonrasında, emre uyan er ve erbaşların linç edilmesini asla ve asla kabul etmiyoruz, linç edenlerin yargılanmasını istiyoruz. Askerlik yapan herkes çok iyi bilir ki, komutanın verdiği emre bütün erler uyarlar. Emre uydu diye siz eğer o askeri linç ederseniz, peygamber ocağına ihanet etmiş olursunuz. Her asker bizim başımızın tacıdır. Bu meydana söz veriyorum bunların takipçisi olacağız.


Fetö terör örgütünün  yada destekçilerinin peşine düşüp takipçiliğini yapmıyor  hiç adını bile kullanmamış  özellikle kaçınmış sadece darbecilerin karşısındayız demiş onuda mecburiyetten demiş gibi...
Bana göre bir lider olarak tatmin edici bir konuşma yapamamış o kalabalığın enerjisini daha iyi kullanmasını isterdim, ülkem için.
\"İğneye geçirilecek ipliğin ucu çatal olursa, iğneden geçmez; madem ki teksin,gel bu iğneden geç...\"

ağaçkakan

Kılıçdaroğlu'nun darbeye karşı çıkması iyiydi. Ancak keşke darbeye karşı direnişe halkın katılımı yönünde bir çağrıda bulunsaydı ve bu kitlesel direnişi desteklediğini açıklasaydı.

Dün yapılan CHP mitingi ise darbeden çok AKP'ye ve Erdoğan'a karşı bir miting olmuş. Bu bence bu ortamda doğru değil. Tüm halk kitleleri ve tüm siyasî partiler böyle önemli bir konuda birlik olacaklarsa bu tür yaklaşımlardan sakınmak gerekli. AKP'yi yine eleştirsin ama yatıklarını eleştirsin; yapacağı ileri sürülenleri değil. Mesela OHAL ilanına bu kapsamda karşı çıkmak ve itiraz etmek anlamlı ve doğru değil. OHAL'in bir diktatörlük girişimi yolunda kullanılması hâlinde itiraz edilmeli. Yoksa doğrudan OHAL'in kendisine itiraz etmek ve bunu da demokrasi talebiyle ilişkilendirmek doğru bir yaklaşım değil. Bunlar daha çok toy solcu tavırlarıdır.

Bu kapsamda bu tür toy sol çevrelerden dün paylaşılan "Taksim'i gericilerden geri aldık" yaklaşımı doğru değil. Sen böyle almak olarak bakarsan karşındakilerin de buna göre sana bakacağını hesaba katman gerekir.

Kılıçdaroğlu'nun bu 10 maddelik manifestosu da pek anlamlı görünmedi bana. Bir kere darbe girişiminin arkasındaki somut kişiden hiç söz etmemiş. "Bu darbe girişiminin sorumlularının iç ve varsa dış destekçilerini kınıyor ve lanetliyoruz." demiş. İsim yok. Fethullah Gülen bir iç destekçi mi yoksa dış destekçi mi? Aslında arka plandaki bir numaralı tertipleyici değil mi? Ama manifestoda bunun imâsı bile yok.

AKP'nin ve Erdoğan'ın bu olayı kendi iktidarını perçinlemek ve tek adama dayalı bir baskıcı rejim kurmak için girişimlerde bulunması güçlü bir ihtimaldir. Buna karşı uyanık olmak gereklidir. Ama bu daha olmadan, meselenin odak noktasını buraya çekmek asıl buluşulan ortak noktadan uzaklaşmak anlamına gelir.

Cemaatin alçakça tertipleri, bu uzun vadeli hain tuzağı, en büyük öncelikle hedefe alınmalı ve milletçe buna karşı mücadele edilmeli. K'lilerin son celsede verdiği bilgi çok çabuk doğrulanır hâle geldi. Bu darbe girişiminin arkasında ABD'nin olduğu konusu yani. Ancak darbe bilgisini Rusya'nın verdiği bilgisi henüz tam doğrulanmadı. Şimdilik sadece "enişte"nin adı geçiyor. :)

 

bozadi

Ben Kılıçdaroğlu'nun mitingini ve manifestosunu genel itibariyle olumlu buldum ama evet, Fethullah'ı zikretmekten kaçınması veya perde arkasında darbeyi gerçekleştiren ABD'nin bu süreçte Fethullahçı ordu mensuplarını kullanmış olmasına dair doğrudan bir eleştiri getirmemesini yanlış buluyorum. CHP'nin genel olarak ABD'ye/NATO'ya eleştiri yöneltmekten kaçınmasını da son derece vahim, olumsuz bir durum olarak görüyorum. Ama CHP'nin kendi içinde de ciddi bölünmeler, şiddetli iç-çekişmeler var ve her ne kadar Kılıçdaroğlu Erdoğan gibi bir liderlik sergileyemese de, CHP'nin "normalleşmesine" katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Taksim mitingini de CHP'nin iç dayanışmasına yönelik bir fırsat olarak kullanmayı seçmiş gibi görünüyor bana daha çok.

"Her asker başımızın tacıdır" sözünü fazla idealist/romantik buldum. Ama askerlerin "linç edilmesinin" yanlış olduğu ve buna itiraz edilmesi hususuna tamamen katılıyorum. Darbe süreci devam ederken ve askerler sivillere ateş ederken ve hatta tankla ezerken meşru müdafa için bir bakıma her yol mübahtır ama teslim olunduktan sonra linç hoşgörülebilecek veya görmezden gelinebilecek birşey değildir. Hele ki teslim olmuş askerlerden birinin IŞİD-vari bir şekilde boynu kesildi bazı haberlere yansıdığı kadarıyla, ki bu da bence en az darbeyi planlayıp uygulayanların kendisi kadar vahşi ve şeytanca bir eylemdir. Bunların eleştirilmesi, itiraz edilmesi insanlığın gereğidir.

Ben darbenin başarısızlıkla sonuçlanması sonrası hem AKP taraftarları arasında yobazlığa-şeytanlığa meyilli olanların, hem de özellikle belki o kalabalıkları dışarıdan provoke edebilecek olanların (Fethullahçılar olabilir, diğer çeşitli yerel ve global şeytani güçler olabilir) o kalabalıkları AKP'ye muhalif olan kesimlere yönelik bir lince, silahlı eylemlere, teröre yöneltebileceğinden endişelendim. Yani tam da darbecilerin amaçladığı gibi ülkede bir iç savaş çıkarılmaya çalışılabilir ve o yönde bazı olaylar tırmanır gibi oldu ama çok şükür şimdilik o şeytani ateş kontrol altında gibi görünüyor, umarım AKP içinden veya dışından kaynaklı öyle sakat şeyler olmaz. Yöneticilerin bu konuda dikkatli ve tedbirli olmaya çalıştıklarını tahmin ediyorum ve çok da iyi yapıyorlar, umarım olası provokasyonların tırmanmasına mahal vermezler. Yoksa darbecilerin amacına hizmet edilmiş olur.

Ben bir yandan, evet, Erdoğan'ın bu gelişmeyi daha baskıcı bir tek adam rejimine çevirme olasılığı olduğunu düşünüyorum ama Malum Güçler'in artık Erdoğan'la kolay kolay çıkar birliği kurabileceklerini sanmıyorum ve devletin Rusya ve müttefikleriyle ilişkilerinin giderek gelişeceğini tahmin ediyorum. Daha önce de belirttiğim gibi böyle bir gelişmenin bu ülke için çok hayırlı olabileceğine inanıyorum. Her kesimden çok sayıda insan ortak ve gerçekten meşru bir mücadele doğrultusunda birleşmek zorunda kalır o durumda. Böyle bir milli politikaya solcuların değil AKP'nin öncülük etmesinden hiç rahatsız olmam, sevinirim. Ne de olsa bu ülkenin çoğunluğu Müslüman. Ve "İslamcı" kimliğini vurgulayan bir iktidar var. Eğer AKP tüm dünya insanlığı da dahil olmak üzere belki en çok İslam alemini cehenneme çeviren o Global Şeytanlara karşı "gerçekten imanlı" ve onurlu bir politikaya öncülük ederse, sadece İslamcı kesim değil, hemen her kesimden pek çok insanın ortak bir mücadelede birleşme olanağı artar. Çünkü aslında herkes dünyadaki başlıca şeytanların kim olduğunu açıkça görüyor. Şimdiye kadar bununla ne CHP, ne MHP, ne de AKP onurluca yüzleşemedi. Hangi sebeple olursa olsun, Tayyip Erdoğan'ın AKP'yi, devleti, orduyu, milleti Global Şeytanlara karşı bir pozisyona teşvik etmesinin, bu doğrultuda Rusya ve müttefikleriyle uygun şartlarda işbirliğinin giderek geliştirilmesinin çok hayırlı olacağına inanıyorum ve bunun için adeta dua ediyorum.

Bu muhtemelen çok çabuk olmayacak ve hatta AKP'nin son derece eleştirilebilir, itiraz edilebilir pek çok şey yapacağından da eminim ama Global Faşistler ile Erdoğan AKP'si arasındaki gerilim tırmanacak gibi görünüyor ve bu da yukarıda belirttiğim hayırlı gelişmelerin önünü açabilir, inşallah da açar.

Darbe istihbaratının Rusya'dan alınmış olabileceğine dair ciddi bazı işaretler var (her ne kadar Rusya bu iddiayı reddediyor gibi görünse de).

Erdoğan'dan MİT Müsteşarı Fidan'a: "Çok kötü bir sınav verdiniz"

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: "Darbe girişimi sürecinde Rusya'dan güçlü destek aldık"

Fars Haber Ajansı: "Türkiye Rusya'nın uyarısıyla darbeden haberdar olmuş"

bozadi


 
RUSLARIN ERDOĞAN'I DARBE KONUSUNDA UYARDIĞI İDDİASI NEDEN DOĞRU OLABİLİR


Rusların Erdoğan'a darbeyi haber verdiğine dair İran haber ajansı tarafından paylaşılan haberler Rusya tarafından doğrulanması da, eldeki gerçekler bir sızıntıya işaret ediyor ve bu sızıntıların Rusya tarafından yapılmış olması mantıklı görünüyor.

İran'ın Fars haber ajansının, Erdoğan'a darbeden saatler önce Rusya tarafından istihbarat verildiği yönündeki haberine dair, The Duran haber sitesinde Sergey Gladysh tarafından bir makale yayınlandı.

Ruslar kendi istihbarat ajanslarının son derece gizli çalışmalarıyla ilgili olan bu haberleri resmi olarak doğrulamıyorlar. Fakat Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov'un bu haberler hakkındaki yorumuna bir bakalım:
Alıntı Yap"Benim böyle bir bilgim yok ve Fars haber ajansının bahsettiği kaynakları tanımıyorum."
Bunun bir yalanlama olmadığına dikkat edin. Dolayısıyla bu, Fars'ın bu haberinin doğru olabileceğiyle ilgili en güçlü gösterge. Peskov bilmediğini söylerken neredeyse kesin bir şekilde gerçeği söylüyor. Ama eğer Fars'ın haberi doğru olmasaydı herhalde bu ona şimdiye kadar söylenmiş olurdu ve o da resmi bir yalanlama yapmış olurdu.

Eğer gerçekten Ruslar Erdoğan'a darbeyi önceden haber verdilerse, bu durum darbeyle ilgili pek çok gizemi ve darbenin neden başarısız olduğunu açıklar.

Burada şunu belirtmem gerekiyor ki darbelerin iş süreçleri hakkında bazı bilgilere sahibim çünkü 1967'de bir darbenin içinde bulundum. 1967'de Yunanistan'daki darbeyi yapan darbecilerin tutuklamak istedikleri kişilerden biri babamdı. Babam o olay sırasında yurt dışındaydı ama onun yokluğunda kardeşim ve ben (3 ve 6 yaşlarımızdayken) bir yıldan uzun bir süre ev hapsinde tutulduk. Herhangi birşeyi anlayamayacak kadar küçük olmama rağmen, sonradan darbenin her yönü darbeyi yaşayanlar tarafından bana ayrıntılı olarak anlatıldı ve kardeşimin ve benim başıma gelenler nedeniyle bu anlatılanlara özellikle dikkat ettim.

Türkiye'deki darbenin başarısız olmasının nedenleri şunlardı: (1) darbe gece çok erken bir saatte, insanların çoğunun uyanık olduğu ve dolayısıyla da darbe hakkındaki haberleri duyup darbeye karşı çıkmak için hızla seferber olabileceği bir zamanda yapıldı; ve (2) Erdoğan ve diğer hükümet üyeleri darbeciler tarafından hemen tutuklanmadılar ve böylece neredeyse darbe başlar başlamaz direnişi örgütleme imkanı buldular.

Bu da darbenin bir sızıntı nedeniyle vaktinden önce yapıldığına işaret ediyor. Fars darbenin normalde gece saat 03:00'te yapılmasının planlandığını söylüyor, ki bu da darbe yapmak için çok daha uygun bir saattir çünkü o zaman insanların çoğu uyuyor olacaktı. Askeri birlikler tutuklamaya geldiğinde Erdoğan'ın kaldığı otelden ayrılmış olması doğrulansa da, hükümetin diğer üyelerini tutuklamaya yönelik teşebbüsler de olmuş görünüyor ama onlar da tam zamanında kaçıp tutuklamadan kurtulabildiler.

Şimdiye kadar, darbenin neden bu kadar erken başladığı ve Erdoğan ve diğer hükümet üyelerinin nasıl kaçma imkanı bulduklarına dair tatmin edici bir açıklama gelmedi. Türk Genelkurmayı bir sızıntı olduğunu söyledi ama uluslararası medya çok az ayrıntı veriyor. Eğer bir sızıntı olduysa ve bu da darbecileri çok erken bir darbe teşebbüsüne zorladıysa ve Erdoğan'ın ve diğer hükümet üyelerinin tutuklanmaktan kaçmalarını sağladıysa, bu her şeyi açıklar.

Bu elbette sızıntının Rusya'dan geldiğini kanıtlamaz. Ama tam da Fars'ın bildirdiği gibi, Rusların Suriye'de gerçekten çok gelişmiş bir istihbarat faaliyeti var ve bariz nedenlerden dolayı Türk askeri iletişimlerini de yakından izliyorlar. Dolayısıyla darbenin konuşulduğu kablosuz Türk askeri iletişimlerini dinleyip Erdoğan'a ve Türk hükümetine önceden durumu haber vermiş olmaları tamamen mümkündür.

Eğer darbe sızıntısı gerçekten Rusya'dan yapıldıysa, bu durum darbeden hemen sonraki gün olan 17 Temmuz 2016 Pazar günü Putin ile Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesini de açıklıyor olabilir. Bazı haberlerin aksine, Kremlin raporunun açıkça gösterdiği gibi bu görüşme Putin'in inisiyatifiyle yapıldı. Ama görünüşe göre bu Erdoğan'ın darbeden sonra yabancı bir liderle yaptığı ilk görüşmedir. Bu görüşmenin, darbede yer alan bazı askeri birlikler hala direnmekteyken yapıldığına dikkat edin; bu süreçte Putin'in Erdoğan'ı arayıp onu Türkiye'nin lideri olarak kabul etmesi önemli bir destek hareketi olurdu. Muhtemelen bu görüşmenin anlamı buydu.

Kremlin'in bu görüşmeyle ilgili açıklamaları bazı sıradan formalitelerin ötesine geçmiyor (Türkiye'deki Rus turistlerin emniyeti gibi). Ama eğer Ruslar gerçekten erdoğan'a darbeyi önceden haber verdilerse, iki liderin konuştuğu konulardan biri muhtemelen buydu,
her ne kadar Ruslar da Türkler de bunu ifşa etmek istemese de.

(Makale esas olarak The Duran haber sitesinde yayınlanmış, Sott.Net'te alıntılanmış ve yorumlanmıştır.)

Alıntı YapSott.Net Yorumu: Al-Monitor bazı ayrıntılar veriyor:
Alıntı YapDarbenin başarısız olmasının temel nedeni prematüre doğumuydu. Birincisi, darbe sonraki bir tarih için planlanmıştı ama öne alındı. Ve öne alınan darbenin 16 Temmuz'da saat 03:00'te başlaması planlandığı halde, darbe bilgisi sızdırılınca darbe 5 saat daha öne alınarak 15 Temmuz'da saat 22:00'de başlatıldı.
...
Geçen hafta İzmir'deki casusluk davası suçlamaları üzerine, Türk yargısı yüksek şura toplantısı öncesinde TSK'daki yaklaşık 1.000 Fethullahçıyı tasfiye etmeye hazırlanıyordu. Toplantıdan hemen önce bu kadar çok kişinin tasfiyesi yoluyla, hükümet TSK'yı geniş çaplı bir temizlik yapmaya zorlamak istiyordu.

Darbeyi planlayanlar bu niyeti öğrendiklerinde darbeyi şura toplantısından öne aldılar. Bu aslında bir intihar adımıydı.
...
Al-Monitor'ün kaynakları, darbe liderlerinin insanların uyuyor olacağı ve sokakların boş olacağı gece saat 03:00'te harekete geçerek saat 5'te yönetimi ele geçirmeyi planladıklarını söylüyor. Ama bu plan işe yaramadı. 15 Temmuz akşamı saat 16:00'da, yani darbenin başlaması planlanan zamandan 11 saat önce, milli istihbarat teşkilatı MİT Fethullahçı olduğu bilinen TSK personellerine yönelik telsiz ve telefon dinlemeleri yoluyla bazı birliklerin harekete geçtiğini öğrendi. MİT saat 17:00'de Genelkurmay Başkanı'nı bilgilendirdi. Genelkurmay Başkanlığı karargahındaki bir toplantıda, yetkililer Türk hava sahasını saat 18:00 itibariyle tüm uçuşlara kapatmaya ve tüm askeri birliklerin kışlalarından çıkmalarını yasaklamaya karar verdiler. Bu emir yazılırken, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak Genelkurmay Karargahı'na çağırıldı.

Saat 19:00'a kadar, darbe planlayıcıları planlarının ifşa olduğunu fark ettiler ve Akar'ı tutsak almayı başardılar. Darbeciler Akar'ın imzasını alamayınca bir tuğgeneralin imzasıyla bir emir yayınladılar ve darbeyi saat yaklaşık 21:30'da, yani planlanan zamandan beş buçuk saat önce başlattılar. Darbenin İstanbul kanadının aceleciliğinin ve dikkatsizliğinin ilk göstergesi, düşük rütbeliler tarafından yönetilen küçük birliklerin tatbikat veya terörle mücadele bahanesiyle sokaklara gönderilmesiydi.
Bu iki haberin bir birleşimi, SOTT'un Pazar günkü Behind the Headlines (Manşetlerin Ardında) bölümünde ve Salı günkü Focus (Odak) bölümüzde yayınladığımız makalede önerdiğimiz senaryodur. Bu son veriler resmi biraz daha netleştirdi: 1) Erdoğan bir darbe olasılığının farkındadır ama muhtemelen darbenin ne zaman olacağıyla ilgili spesifik istihbaratı yoktur, 2) Darbeciler TSK'da planlanan temizlik tehdidi nedeniyle tarihi öne alırlar, 3) Rus istihbaratı Türkiye'ye darbenin çok kısa bir süre içinde, saat 03:00'te yapılacağını haber verir, 4) Muhtemelen MİT bunu doğrular, hava sahası kapatılır, askeri birlikler kışlalara kapatılır, 5) Darbeciler hala imkan varken darbeyi başlatmaya karar verirler.

ağaçkakan

Eğer Rusya bu darbe girişimini haber verdiyse bu Rusya'nın darbeler tarihimizdeki ikinci katkısı oluyor. Daha önce de 1971 yılındaki 9 Mart Madanoğlu cuntasının toplantılarında Mahir Kaynak aracılığıyla gerçekleşen gizli dinlemeleri Doğan Avcıoğlu'na haber veren Rus istihbaratı olmuştu.

Ruslar darbeyi haber vermişlerse de kimbilir, belki de fetöcü bir görevliye vermişlerdir. :) Ama Rusların daha dikkatli davranacağını düşünürüm.

Şu devletin içine düştüğü duruma bakın. Bir zamanlar derin devlet lafı çok modaydı. Bu ülkede bir derin devlet vardı elbette ama bu gelinen nokta dikkate alındığında pek de derinliği kalmamış olduğu görülüyor. En gizli yerlerine sızılmış ama derin devlet müdahale edememiş!
 

Serapsa

Alıntı YapDarbe süreci devam ederken ve askerler sivillere ateş ederken ve hatta tankla ezerken meşru müdafa için bir bakıma her yol mübahtır ama teslim olunduktan sonra linç hoşgörülebilecek veya görmezden gelinebilecek birşey değildir. Hele ki teslim olmuş askerlerden birinin IŞİD-vari bir şekilde boynu kesildi bazı haberlere yansıdığı kadarıyla, ki bu da bence en az darbeyi planlayıp uygulayanların kendisi kadar vahşi ve şeytanca bir eylemdir.

Aslında her ne kadar dünya görüşüme ters de olsa ben olsaydım diye düşündüğümde yani sabaha kadar köprüde olsaydım o askerler üzerime ateş etselerdi eşim,dostum,evladım yaralansa veya ölseydi ki ölümün bir son değil başlangıç olduğunu bildiğim halde o askerlere ne yapabilirdim şu anki sakin aklımla kestiremiyorum. Köprüde başı kesilen asker haberinin de asparagas olduğu birçok yayın tarafından doğrulandı ki zaten aynı resmi 1 yıl önce başka şekilde haberlerde kullandıklarından hatırlamıştım.
Şuraya katılıyorum ki eğer varsa haksız yere linç edilen masum askerler tabi ki haklarını aramalılar ve bizde millet olarak onların arkasında dururuz ki benzeri haberleri de gördük bilgisi olmayan asker olup biteni anladığında silahını hemen teslim etti yada komutanı tarafından emre karşı çıkması sebebiyle vuruldu o askere poliste teselli etti halkta sarıldı.

Birde şöyle bir durum var halkı sokağa çıkartacaksın vatanını koru diyeceksin. Vatanını koruyan halk bu esnada aslında enbaşta Erdoğan'ı sonra başbakan'ı, millet vekillerini ve en son milletini koruyordur kendi canı pahasına sonra sen onun karşısına çıkacaksın diyeceksin ki ya beni korudun iyi iş çıkarttın bir daha böyle bir saldırı olursa aynısını bekliyorum ancak şimdi bunlar önemli değil sen o sırada haklı haksız gözetecek tin gözetmedin suçlusun cezanı çek, cezanı çekmen için takipçi olacağım. O zaman bende şöyle derim Fetö Atatürk'ün ölümünden 15-20 yıl sonra ortaya çıkmış (en azından şuan edindiğim bilgiye göre ilerde değişebilir) Siz devletin başı ve kurucu parti olarak 50-60 yıl boyunca ne yaptınız ne önlem aldınız,bir şey yapamadınız ise neden uyarmadınız milleti bilinçsizce neden sokağa çıkartınız, neden eğitmediniz diye hesap sorarım paki ya bununda takipçisi olacak mısınız? (Buradaki tepkim bütün partiler içindir sadece CHP için değil)

16 Nisan 2016 celsesinde Kaskopyalıların bahsettiği;

 
Alıntı YapS: (Galatea) Bir şeyleri düşürmek neyi sembolize ediyor?

C: "Sembolize" etmiyor. Semptom.

S: (Galatea) Yakında daha iyi olacak mı yoksa daha kötü mü olacak?

C: "Gölge Vadisi"nden geçmeniz gerekiyor.

S: (Pierre) Kulağa heyecan verici bir yer gibi geliyor. [kahkaha]

(L) Sanırım Gölge Vadisi'nden geçtiğinde, sonunda gün ışığına çıkıyorsun.

(Galatea) Veya bir uçurum...

C: Evet

S: (L) Bu bana verdikleri cevap, sana değil! [kahkaha]

C: Uçurum yalnızca vadiye girmeyenler için.

S: (Joe) Gölge Vadisi uçuruma çıkmıyor.

(L) İyi yol ile kötü yol arasındaki fark gibi bir şey mi bu?

C: Evet

Sanırım ülkemizin durumu bu bir gölge vadisinden geçiyoruz ve şimdi gölge sahiplerinin gerçekte kim/ne olduklarını göreceğiz şanslıysak kendi gölgemizle bile karşılaşabiliriz.

Gün ışığına az kalmış olmalı :)
\"İğneye geçirilecek ipliğin ucu çatal olursa, iğneden geçmez; madem ki teksin,gel bu iğneden geç...\"

bozadi

26 Temmuz 2016

Eren Erdem yıllar önce uyarmış: Fethullah Gülen darbecidir


CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Fethullahçı Terör Örgütü tehlikesine yıllar önce işaret etmişti.




15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından FETÖ operasyonları sürerken, muhalefetin Gülen Cemaati'ne karşı uyarıları tek tek hatırlanmaya başladı.

Özellikle Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarında AKP-Cemaat ittifakı gündemdeyken toplumun cumhuriyetçi ve ilerici kesimlerinden çok ciddi eleştiriler gelmiş, Gülen Cemaati'ne karşı iktidar hem uyarılmıştı.

O uyarıyı yapan isimlerden biri de CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem...

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Eren Erdem, 2013'te Ulusal Kanal'da Ezber Bozanlar adlı programda Fethullah Gülen'in darbe savunucusu olduğunu söylemişti.

Programda Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesini savunduğunu belirten Erdem, Ergenekon kumpası sırasında sosyal "Türkiye'de darbeleri savunan tek cemaat Fethullah Gülen cemaatidir" demişti. 

Eren Erdem, Ergenekon kumpasıyla ordu içindeki birçok NATO ve ABD karşıtı askerin tasfiye edildiğini belirterek, ABD'nin ordu içinde egemen olduğuna dair uyarılarda da bulunmuştu.

İşte Eren Erdem'in Gülen Cemaati'ne yönelik eleştirileri;





Kaynak: abcgazetesi.com


bozadi

26 Temmuz 2016

Eren Erdem yıllar önce uyarmış: Fethullah Gülen darbecidir



CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Fethullahçı Terör Örgütü tehlikesine yıllar önce işaret etmişti.






15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin ardından FETÖ operasyonları sürerken, muhalefetin Gülen Cemaati'ne karşı uyarıları tek tek hatırlanmaya başladı.

Özellikle Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi kumpas davalarında AKP-Cemaat ittifakı gündemdeyken toplumun cumhuriyetçi ve ilerici kesimlerinden çok ciddi eleştiriler gelmiş, Gülen Cemaati'ne karşı iktidar hem uyarılmıştı.

O uyarıyı yapan isimlerden biri de CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem...

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Eren Erdem, 2013'te Ulusal Kanal'da Ezber Bozanlar adlı programda Fethullah Gülen'in darbe savunucusu olduğunu söylemişti.

Programda Fethullah Gülen'in 12 Eylül darbesini savunduğunu belirten Erdem, Ergenekon kumpası sırasında sosyal "Türkiye'de darbeleri savunan tek cemaat Fethullah Gülen cemaatidir" demişti. 

Eren Erdem, Ergenekon kumpasıyla ordu içindeki birçok NATO ve ABD karşıtı askerin tasfiye edildiğini belirterek, ABD'nin ordu içinde egemen olduğuna dair uyarılarda da bulunmuştu.

İşte Eren Erdem'in Gülen Cemaati'ne yönelik eleştirileri;






Kaynak: abcgazetesi.com