Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#480
Bilinç, evet. Veya diğer bir ifadeyle farkındalık. Öyle görünüyor ki, içinde bulunduğumuz ilüzyonda elimizi kolumuzu en çok bağlayan veya gerçek potansiyelimizi açığa çıkarmamızı engelleyen başlıca faktörlerden biri "nihai gerçeğin" ne olduğu konusundaki inançsızlığımız veya bilinçsizliğimiz. O gerçeği teorik olarak zihnimizde belki bir miktar canlandırma cesareti göstersek bile, ona gerçekten "inanma" ve o farkındalığa göre hayatımızı şekillendirme cesaretini ve iradesini henüz yeterince gösteremiyoruz.

Dinlerin Tanrı kavramını dayatış biçiminde insanları belirli bir şekilde "programlamaya" yönelik ciddi bir negatif etki var. Birileri dinlerin Allah-Kul kavramını insanların zihninde özellikle bir "Efendi-Köle" resmi şeklinde yoğunlaştırıp bu resmi sürekli pekiştirmeye çalışıyor. Negatif yönleri itibariyle, dinlerin bu "teorik/inançsal" programlamasının daha pratik bir uygulaması ise Devlet - Vatandaş ilişkisinde kendini gösteriyor ve burada da yine aynı "Efendi-Köle" ilişkisi programlamasının yapıldığı kolayca görülebilir. Bu anlamda, Global Psikopatların meşhur ultra kutsal ve ölümcül "Din" ve "Devlet" ikilisini biri daha içsel ve biri daha dışsal olmak üzere bir beyin yıkama ve işkence makinesinin birbirini bütünleyen iki parçası olarak ne kadar etkili bir şekilde kullandıkları görülebilir.

Evet, insanlık tembel, insanlık bencil, insanlık ahmak ama böyle bir işkenceyi hak edecek kadar da değil. Yani en azından ben kabul etmiyorum bunu ve şimdiye kadar bilincimde meydana gelen negatif programlamaları gidermeye, maruz kaldığım hasarları iyileştirmeye ve gerçeklere uyanıp ona göre yaşamaya niyet ediyorum.

Kendimizi ve birbirimizi kandırmaya bir son vermemiz gerekiyor. Çok uzun bir zamandır bir takım Psikopatlar hayatımızın tüm alanlarına ciddi oranda egemen olmuş durumdalar. Ve "din" ve "devlet" kurumları da bu Psikopatlar tarafından insan kitlelerine karşı son derece etkili birer sopa veya silah olarak kullanılageldi. Ve özellikle de "ekonominin" kontrolü yoluyla temel yaşamsal ihtiyaçlarımız üzerinde bile korkunç bir kontrol gücüne sahip oldukları için, bir sonsuzluğun ortasında Dünya dediğimiz şu zengin, güzel, inci tanesi kürenin üzerinde hayatımızı resmen işkenceye çevirdiler.

Neden "sevgiye" inandığımız halde hayatımızda sevgi egemen olamıyor? Neden adalete, iyiliğe inandığımız halde hayatımızda bunlar egemen olamıyor? Neden hayat sahnemiz ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde nefret, yıkım, işkence, adaletsizlik ve kötülük dolu? Kendimizi ve birbirimizi kandırmaya bir son vermemiz gerekiyor. Global Şeytanlar özellikle din, devlet ve milliyet ideolojilerini dünya insanlığını bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek ve sonsuz nifak tohumları ekmek için çok etkili birer makine gibi kullanabiliyorlar. Uzak ve yakın tarihten bunların milyonlarca örneğini bu forumda sıralayabiliriz. Bugün hala insanlığın kanını dökmek ve canını emmek için en çok dinlerin, mezheplerin, devletlerin ve milletlerin kavgası körüklenip duruyor. Din/mezhep egosu, devlet egosu, millet egosu şirildikçe şişiriliyor ve hayatımız mahvedilirken Psikopatlar semiriyorlar. Eğer insanlık birleşmezse bu şeytanlara haddini nasıl bildirebilir? Din/mezhep çekişmelerinin, devlet çekişmelerinin, millet çekişmelerinin tek bir amaca, Psikopatların dünya insanlığını bölüp zayıflatıp, parçalamasına, sömürmesine hizmet ettiğini ne zaman göreceğiz ve yeter diyeceğiz?!

K'lar bu yüzden "Baş yaratıcı sizsiniz" diye hararetle vurguluyorlar. Bu yüzden "zaman yok" diyorlar. Hepimiz sevginin, saygının, iyiliğin, doğruluğun, adaletin ne olduğunu ve olmadığını en içimizde çok iyi biliyoruz. Ama iyiliği, doğruluğu, güzelliği yaşamımızın egemen koşulu haline getirmeyi sürekli "ERTELİYORUZ"!!!

Bir ördek yavrusu nasıl doğar doğmaz yüzmeyi biliyorsa, biz de iyiliğin ve kötülüğün ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. O yüzden, kendimizi kandırmaya bir son vermemiz gerekiyor. Birileri hepimize çok feci şekilde işkence ediyor ve işkence koşullarını normal bir durummuş gibi benimsemeye zorluyor. Ve komplekslerimiz, suçluluklarımız, uyuşmuşluğumuz, zayıflamışlığımız, hipnotize olmuşluğumuz, işkenceyi kabullenmişliğimiz nedeniyle gerçekten sevginin egemen olduğu bir hayatı sonsuza kadar erteliyoruz!

Yönetilmeye, güdülmeye o kadar alıştık ki, kendi hayatımızın yaratıcısı olmayı unuttuk. Sevgiyi, adaleti, insanlığı koşulsuz-kayıtsız, şimdi ve burada hayatımızın vazgeçilmez koşulu yapmak yerine birilerinin din, devlet, milliyet egolarıyla kavgayı, savaşı, işkenceyi, katliamları hayatımıza egemen kılmasına alıştırıldık! "Kırmızı çizgilerden" bahsediyorlar! İnsanlık, kardeşlik, yardımlaşma, sevgi "kırmızı çizgi" olamıyor nedense?! Varsa yoksa din-devlet-milliyet kırmızı çizgileri! Ve "kanla" çiziyorlar o çizgileri ve çizmekle kalmıyorlar, çizgilerin arasını da kanla doldurmaya çalışıyorlar! Senin kanınla, benim kanımla, kardeşimizin, anamızın, babamızın kanıyla! Bu şeytan oyunlarına bir son vermemiz gerekiyor. İki üç günde olabilecek birşey değil bu elbette. Ego-bazlı ideolojik programlamaların etkisinden hemencik kurtulamayız ve bu şekilde sihirli değnek değmişçesine kurtulmamız da gerekmiyor. Sadece, yavaş yavaş da olsa bu programları pozitif versiyonlarına dönüştürmeyi düşünmemiz gerekiyor. Dinler, devletler, milletler birbirlerini sevip korurlarsa, birbirlerine hizmet etmeye adanırlarsa bir anlamları, faydaları vardır. Düşmanlık söylemleri Hakka değil, Şeytana hizmet eder. Kendini sevmeyen başkasını da sevmez. O yüzden herkesten nefret edip, herkesi düşman belleyip de kendini "sağlıklı" bir şekilde seven birinden, bir dinden, devletten, milletten bahsedilemez!

Artık uyanmalıyız! Kimsenin hiçbir gerekçeyle, hiçbir mazeretle bizim hayatımızda iyiliğin, adaletin, sevginin egemen olmasını sabote etmeye hakkı yok! Dinlerin, devletlerin, milletlerin birbirini yiyip durmasına hizmet etmeye son vermeliyiz! Bu ego hepimizi cehenneme götürür, ki zaten cehennemdeyiz, sadece geri dönülebilir bir noktada olduğumuzu ümit edebiliriz.

Hayatımıza iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, adaletin, kardeşliğin, dayanışmanın egemen olmasından başka amacımız yok bizim dünyada! Hele ki bunlar bu kadar eksikken! Bu basit gerçeği görüp buna göre davranmazsak nasıl olup da kendimiz, ailemiz ve tüm insanlık için iyi bir gelecek ümit edebiliriz?

İşte, "zaman yok" derken, "egosal zamandan" bahsediliyor bence biraz da. Ego diyor ki "şu olduğu zaman çok mutlu, çok tatmin olacağım." Örneğin din, devlet, milliyet egolarını düşünün. Hiç biri durduğu yerde mutlu ve huzurlu değil. Büyük ölçüde egosal, nefrete, kavgaya, intikama dayalı bir amaçları var ve mevcut mutsuzluklarını, azaplarını, cehennemlerini henüz o amaçlarına ulaşamamış, intikamlarını alamamış, diğer dinlere, devletlere veya milletlere hadlerini bildirememiş olmalarına yoruyorlar! Hayır, mutsuzluklarının, kahırlarının, işkencelerinin nedeni bu değil! Cevabı bir şekilde K'ların KH güçleriyle ilgili şu beyanında yatıyor: "Sonsuza kadar sahip oldukları şeyi sonsuza kadar arıyorlar."

Şimdi, o dinlerin, devletlerin, milletlerin yerine şahsen kendimizi koyalım. İnanmayı deneyin (ki bu şimdiye kadar defalarca yaptığınız birşey): İhtiyaç duyup duyabileceğimiz tüm mutluluk, tüm sevinç, huzur ve güven şimdi ve burada "koşulsuz" olarak mevcut. "Herşeyin kökeni" bu anlama geliyor. "7. yoğunluk" bu anlama geliyor. "Zaman yok" bu anlama geliyor. "Baş yaratıcı sizsiniz" bu anlama geliyor.

bozadi

#481
Forumun bir başka köşesinde ("Felsefeyi netleştirmek") twine arkadaşımızın bir önerisi üzerine Eckhart Tolle'nin mesajlarına veya tutumuna neden biraz mesafeli yaklaşmayı tercih ettiğimi açıklamaya çalıştım. Gerçekten çok önemli bazı doğruları paylaştığından şüphem olmasa da, Tolle'nin dünyadaki resmin çok önemli bir bileşeni olan Psikopatik Egemenlik meselesini öğretisinde büyük ölçüde görmezden geldiğini ve bu bağlamda öğretisinin veya önerisinin ciddi bir eksiği ve hatta yanlışı olduğunu düşünüyorum.

Yani sanki hayatımız çok normalmiş de bütün mesele bizim egomuzu veya egosal programlarımızı bırakmıyor olmamızmış gibi bir resim çizmiş oluyor Eckhart. Daha doğrusu onun öğretisini benimseyenler kendi içlerinde böyle bir resimle karşı karşıya kalıp kendilerini içten içe abartılı bir şekilde yargılamak zorunda kalacakları bir noktaya doğru savrulabilirler, böyle ciddi bir risk var. Yani kitabı / öneriyi okuyorsunuz, "Aa evet, ne kadar doğru. Ve benim bu tavsiyeye uymamam için hiçbir sebep yok." diyorsunuz. Ama yaşam süreciniz devam ederken bir bakıyorsunuz ki o tavsiyeyi okurken eriştiğiniz frekanslar artık yerinde durmuyor. Yitirmişsiniz. Tam ters bir durumdasınız. Ve o cennetsi farkındalığınızı neden kaybettiğinizle ilgili de çok net bir fikriniz yok. Sadece kaybettiniz. Kısacası mesele o kadar "basit" değil. Neyin içinde olduğumuzla yüzleşmemiz gerekiyor. Bir parçası olduğumuz dini-siyasi-askeri-ekonomik düzende, "her gün" çalışmaya devam eden bir işkence makinesinin içindeyiz. Yani nötr bir durumda değiliz. Tolle'nin veya herhangi başka birinin sunduğu pozitif bir gerçeği "hm, artık böyle düşüneyim ve mutlu olayım" diye benimseyip daha önce sorun çıkaran negatif programınızdan öyle kolayca kurtulamazsınız.

Aslında Tolle'yi eleştirdiğim "hatayı" ben kendim de şu veya bu düzeyde yapıyorum ama bu işin doğrusunu da sorgulamaya, anlamaya ve paylaşmaya çalışıyorum. Kasyopyalıların anlattıklarının anlam ve önemi en çok burada devreye giriyor belki de. K'lar bu yüzden "New Age" programlamalarına karşı uyarıyorlar.

İyimserlik, pozitiflik, tanrısallık, çok iyi, çok güzel, ama neyin içinde olduğumuzla, ne durumda olduğumuzla, kitlesel olarak ne kadar berbat bir durumda olduğumuzla ve kitlesel boyun eğişlerin hepimizin deneyimlerini ne kadar ciddi oranlarda etkilediği ve hatta belirlediği gerçeğiyle yüzleşmezsek, sadece varlığımızın özüyle ilgili pozitif/doğru bir bilgiyi cımbızla alıp "tamam, yanlış düşüncemden kurtuldum ve cehennemden kurtuldum" gibi bir hisse kapılmak ne kadar tatlı olsa da çok acılı şekillerde uyanmak zorunda kalmanıza neden olabilir.

Bu işin doğrusunu, dengesini bulmamız gerekiyor. Yukarıdaki mesajımda resmin sorunlu tarafıyla ilgili görüşlerimi paylaştım. Bir yandan en iyi olasılıkları, bir yandan da en kötü olasılıkları ele alıyorum. Bunu yeterince dengeli ve ideal şekilde yapamadığımı gözlemliyorum (görüyorum, biliyorum) ama meseleye gerçekten vakıf olmak için çaba harcamaya ve çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Tgur

#482
Sevgili Bozadi, zihnimizdekilere çok güzel belagatınla tercüman olmuşsun  "bir vur bin ah dinle kase-i fağvurdan" durumuna bu sefer sen maruz kalmışsın
Ferahlıklar diliyorum sana ve bütün dostlara..



bozadi

#483
K'lar "hepiniz KH'siniz" diyorlar. Bunu boşuna söylemiyorlar. Hepimiz farkında olarak veya olmayarak çok ciddi oranlarda egosal programlanmışlıklar içindeyiz. O yüzden "çalışmaktan" bahsediliyor. "İş"ten bahsediliyor. Zorluklardan, saldırılardan bahsediliyor.

Dolayısıyla, "pozitifleşme" çocuk oyuncağı değil. Aslında zor veya problemli olan şey pozitiflik değil, bizim hala doğru dürüst yüzleşmediğimiz durumumuz. Gerçekten çok berbat bir durumdayız. Öyle olmasa böyle bir hayat yaşıyor olmazdık. Birlikte korkmadan, kompleks yapmadan, utanmadan, sıkılmadan bunları ele alabilmeliyiz eninde sonunda. Korkularımızı, acizlik, kurbanlık ve suçluluk komplekslerimizi aşabilmeliyiz. Hiçbirimiz yeterince temiz veya masum değiliz. O yüzden, zararın neresinden dönülürse kardır diyerek geçmiş zararların, incinmişliklerin ve incitmişliklerin komplekslerinden arınmalıyız. İhtiyaç duyup duyabileceğimiz herşey şimdi ve burada. Dolayısıyla aslında yolumuz, amacımız, şimdi ve burada mevcut olan sonsuz sevgiye, güzelliğe, güvene, huzura erişip paylaşmaktır.

bozadi

#484
<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Orjinal Mesajı Ekleyen Tgur

Sevgili Bozadi, zihnimizdekilere çok güzel belagatınla tercüman olmuşsun  "bir vur bin ah dinle kase-i fağvurdan" durumuna bu sefer sen maruz kalmışsın
Ferahlıklar diliyorum sana ve bütün dostlara..

[/quote] :) Böyle düşünmüş olmana çok sevindim Tgur.

Tgur

#485
"Bu doğal mı desem de hem doğal hem de değil ,zira bilinçte birlik okyanusunun bir damlasıyız bilgisi, ortamda parçalı unsurların parça deneyimi ile yaptıkları kargaşalı özellikleriyle bulunma durumu, bahsi geçen ironinin esası..

Bu konuda en önemli husus bir enerjiden metamorfozik durumla ilgili yani başkalaşım ile bir enerji özelliğinden insan olmaya doğru giden yaşayarak öğrenme ve değişim özellikli formlara oturma halinin normal bir durum olduğunu hatırdan çıkarmamak ve olan bitene bu gözle bakmaya kendini zorlamak..

Bu devamlı bilinçte olma durumunu unutmadan yaşamak bence en büyük başarı ,o zaman ilkellik sergileyen insana nasıl bir güzel çiçeği durup dururken ayağımızın altında çiğneyemediğimiz gibi yargılamadan bakabilmeyi becerebiliriz.Veya yapılanı göz ardı edebiliriz."

Kendimden şimdiye bir alıntı yaptım ,aşağıdaki K.alıntısındaki münakaşa edinilen konuyla ilgili, paralellik gördüm ,(V) isimli şahsın slayt konusuna yabancı olduğu ve yaşamındaki olanları tek bir gözle görüp tiksinyi duyması ama zamanla bu hali yavaş yavaş anlamaya başlaması ve bütün bu hususlarla ilgili diğer dostların yorumlarının olduğu bölüm ,

Bu konuda niçin israrlıyım bulunduğumuz kaos ortamının herşey olmadığına inanabilmemiz, bazı konulardaki bilginin ısrarla üzerinde durma yolunun ve konulara başka açılardan bakıp tarif edilenlerin göz önüne getirilmesi ile mümkün oluyor,

Kıymetli Bozadi dostumuzun o derin ve geniş görüş açısı ile "felsefeyi netleştirmek "bölümünde uzun uzun yaptığı analizler arasında gelmiş olduğu bir gurup ifade ise anlatmak istenilenlerin adeta minimal bir özeti halinde ve parıldıyor, buraya alıntılamaktan kendimi alamadım;

"Çabalarımızın eşzamanlı 2 temel yönü olması gerektiğini algılıyorum şu anki bakış açımla. Hem evrensel realitelerle, varlığımızın sonsuz nitelikleriyle ilgili gerçekleri okuyacağız, tartışacağız, hatırlayacağız, keşfedeceğiz, paylaşacağız, hem de dünya denen bu gezegen üzerindeki durumumuzu analiz edip neyin yanlış gittiğini, hangi koşulların evrensel/sonsuz realiteye giderek daha uygun yaşamamızı kolaylaştırdığını, nelerin bunu zorlaştırdığını tespit edip doğal olarak kendini belli edecek olan çözümleri uygulamak için işbirliği yapacağız."

Yani "bakmadan atlama" ama atlamak istediğin yerde olanlar ve gördüklerin herşey değil onun dışında sonsuz oluşlar var bu gerçeği de unutma..Ancak  o zaman birlikle bir olmanın gerektiği bilinçte yer bulur ve yaşananlara tahammül gerekirse katlanılabilinir,
------------------------------------------------------------

S: (V) Şu anda hayatımdaki en büyük keder verici şeylerden biri insanlığa ve yaptıklarına duyduğum tiksinti... ama bu da slayt çemberindeki slaytlardan bir diğeri olmalı. Demek her ikisi. Geçmiş hayat ve şimdiki hayat. Bayağı köklüymüş demek. [gülüşmeler] (L) Dur bir saniye. İnsanlardan ve onlara duyduğun tiksintiden bahsettin. Hmmm... (V) Bundan daha önce de bahsetmiştik... (L) Dur bitireyim. Donunu kirleten küçük bir çocuğa da iğrenç gözüyle mi bakarsın? (V) Bunu konuşmuştuk... (L) Annen sana iğrenç birşey gözüyle mi baktı? (V) Bilmiyorum ama... (L) Tıpkı küloduna pisleyen küçük çocuklar gibi, olduklarından başka birşey olamadıklarını bildiğin halde neden insanlara karşı tiksinti duyuyorsun? Neticede bu konuda yapılabilecek birşey yok... (F) Ayrıca bu tıpkı "Aman tanrım! Şu çocuk yuvası... Çok korkunç ve iğrençler... Bu yüzden doğru dürüst yaşayamıyorum. Yalnızca PhD'si olanların yaşama hakkı olmalı." demek gibi birşey. Olaya bu şekilde bakarsan tabii ki ümit kırıcı ama diğer taraftan durum sadece olduğu gibi. (L) Ve tıpkı slayt haznesi gibi, diğerleri orada olmasa sen de olduğun yerde olamazsın. Birileri mutlaka senin arkanda, birileri de önünde olacak. Onlar olmazsa sen de olmazsın. İğrenç bile olsalar... (V) Benim anlayamadığım şey olağanüstü duyarsızlıkları... Bunu anlayamıyorum. (L) Nasılsalar öyleler. (V) Onlardan memnun değilim ama kendimden de memnun değilim. (L) İşte sorun burada! (V) Eğer onlar bir nedenle bu gezegende olmayı seçtilerse, nedir bu neden? (L) Düşün ve bul! (V) Deniyorum zaten. (L) Herkesin söylediği herşeye karşı neden bu kadar hassassın? Sanki bunlar sana yönelik bireysel bir saldırıymış gibi? (V) Çünkü öyle hissediyorum. (L) Neden gevşeyip diğer insanların senin hakkında ne konuşmak istiyorlarsa konuşmalarına izin vermiyorsun? ... (AK) Bir sorum var: Bu hayatta mutlu olmamız gerekiyor mu? (L) Eğer mutlu değilsen, yanlış yapıyorsun demektir. (AK) Bu doğru mu?
C: Doğru değil.
S: (L) Bence ne olursa olsun bir insanın buna iyimser yaklaşması gerekir.
C: Herkesin bireysel karmik ders profili var.
-----------------------------------------------------

İkinci olarak "mutluluk" konusu hakkında çarpıcı yorum ve cevap var, mutluluk için bu dünya yaşamının ana gayesi bilirdik meğer öyle değilmiş ,ve bunun sebebi olarak bireysel karmik derslerin işin içinde olduğunu hatırlatıyorlar ,evet gerçekten öyle gibi..

Ödenti konusu üzerinde veya karma ve dengelenme konularını göz önüne getirmeliyiz ve bunların içinde de mutsuzluğu devreye alacak çok şey ortaya çıkar.

Bir başka şey ise bu yaşamda devamlı mutlu olmak diye bi şey yok oyle ya ,kutupların gerekliliği ve karşılıklı duruşları bu fizik alemin ana yapısı, mutsuzluk olmazsa mutluluk deneyimlenemez ,böyle bir halden bile bahsedilemez.

Gerçekten yukarıdaki hususa evvelce de bol bol değinmiştik kutupların dansı..

Bu bakış açısı bulunduğumuz kaotik ortamın değerlendirilmesinde esasta yumuşatıcı bir ilaçtır ,yani bazı olumsuzlukların verdiği acıları bu yolla berteraf edebiliriz ,

Mutsuzluğa yol açacak dediğimiz konuların çokluğu  medeniyet diye benimsediğimiz illüzyonun dallanması ile akıl almaz boyutlara ulaşmıştır,  bu ne demek,

Anda yaşamayı unutup lıneere kilitlenmiş bir debelenmeyi kendimize mecburi bir yol olarak tutturmuş kh varlıkları olarak ortamımızda alıştırıldığımız her unsur ,yokluğunda bizi strese sokar,  mutsuzluk varlığımızı kaplar ,geçenlerde internet biraz aksak çalıştı, mesleğimde maddi yönlerden eksilere düştüm, elektriğin kesildiğini ve bunun uzun süreli olduğunu düşünün ,işte ,aksayan birçok alışılmış yaşam enstrumanlarının geçici dahi olsa yokluğu mutsuzluğun bir numaralı sebebi olur.Bunlar maddi sıkıntılar bir de manevi kırıklıklarla oluşan mutsuzluklar doğuran hususları düşünün sevdiğinizin alışılmadık gelen davranışları kıskançlık duygularından kurtulamamak ve bunlar gibi diğer birçok şey..


bozadi

#486
Tgur, yaptığın celse alıntısı çok ilginç ve önemli görünüyor gerçekten. Paylaştığın için teşekkür ederim. Üzerinde düşüneceğim.

Arulnool

#487
Sevgili tgur paylasim icin tesekkurler. Özellikle yaptiginiz şu vurgu çok çarpıcıcıydı "anda yaşamayı unutup, lineere kilitlenmek" bu söz; herşeyde yaradani görmek, onu anmakla eş anlamliymis gibi geldi.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

Tgur

#488
S: (L) Nereye varmaya çalıştığınızı bilmiyorum! 
C: Yalnızca "iyi" deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altındasın gibi görünüyor.
S: (L) Hayır, yalnızca iyi deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altında değilim, ama burada biraz belirsizlik içindeyim. Biz burada sizinle konuşuyoruz. Gelecekteki "biz" olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz bu zaman periyodunda bu gezegendeyiz ve burada olaylar çok garip bir durumda. Büyük bir geçiş oluyor ve ben sadece tüm bunların anlamını merak ediyorum. Sizinle neden konuşuyoruz? Bunun amacı nedir?
C: Ders bu. Hala anlamıyor musunuz? Ders, dersler, herşey bundan ibaret. Tüm dersler paha biçilmez değere sahip.
S: (L) Tamam, bu dersleri alıyoruz. Bize neler döndüğünü anlattınız. Bunların etrafımızda olmakta olduğunu görüyoruz. Bize söylediğiniz şeyin diğer kanıtlar ve diğerlerinin aynı sonuçlara ulaşan araştırmalarıyla da doğrulanması nedeniyle ikna olmuş durumdayım. Ve LANET OLSUN, BU ÇİRKİN BİR DURUM! BENİ ANLIYOR MUSUNUZ?! ÇOK ÇİRKİN!
C: Bu senin bakış açın.
S: (L) Chloe'nin geçen gün telefonda söylediği gibi, neye uyanmamız gerekiyor? Tüm bu şeylerin olmakta olduğunu GÖRMEYE mi uyanmamız gerekiyor?
C: Evet.
S: (L) Tüm bunlara uyanıp görmekle mi ilgili? Tamam, uyanıp bunu gördüğümüzde neden tüm bunlardan kurtulamıyoruz? Senaryonun ne olduğunu biliyorsun, filmi seyretmen gerekmiyor!
C: Ama o zaman bazı deneyimleri kaçırırsın.
S: (L) Yani burada bulunmamızın amacı yenilip yutulmayı deneyimlemek mi?
C: Hayır.
S: (L) Esaret altında, kontrol altında, laboratuardaki bir kafesteki fareler gibi muamele görerek...
C: Coşku, hatırlıyor musun?
S: (L) Coşku mu?! TABİİ EMİNİM! HEPİMİZ BİR KAZIKTA YANABİLİRİZ! Bunun OLDUKÇA COŞKULU bir deneyim olduğundan eminim! William Wallace'ın karnını açıp bağırsaklarını çıkardıklarında ve gözleri önünde o insanları yaktıklarında tam bir coşku yaşadığından eminim!
C: Çok uzun olmayan bir süre önce suratın kaldırıma yapıştı...
S: (L) Bu coşkulu bir deneyim miydi?
C: Evet.
S: (L) Yani "coşkulu" dediğiniz zaman sadece pencereden atlayıp ölmekten mi bahsediyorsunuz?! 3'üncü yoğunluktaki bakış açısını anlamanız gerekiyor! Burada kaldırımlara çarpacak fazla yüzün yok!
C: Bizim de öyle.
S: (A) Bilginin koruduğunu söylüyorsunuz. NEYE karşı koruyor?
C: Pek çok şey. Bir örnek: Dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığı.
S: (L) Demek bilgi bizi dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığına karşı koruyor. 4'üncü yoğunluğa geçişin travmatik ve kafa bulandırıcı olduğunu söylüyorsunuz. 3'üncü yoğunluktan 4'üncüye geçişi mi kastediyorsunuz, yoksa 3'üncü yoğunluktan 5'inciye geçişi, yani ölümü mü?
C: Her ikisi.
S: (L) Yani şok ve travma içinde olmadığın zaman, kafan bulanık olmadığı zaman daha iyi işlev görüyorsun, bu mu?
C: Evet.
S: (L) Eğer bir insan 5'inci yoğunluğa geçmeden, yani ölmeden 3'ten 4'üncü yoğunluğa geçerse, bu o kişinin ölmeden, doğrudan 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçtiği anlamına gelir, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu nasıl bir his peki? Nasıl bir deneyim...
C: Alice aynalar diyarında.
S: (A) Bilginin travmadan ve kafa karışıklığından koruduğunu söylüyorsunuz. Diğer taraftan herşey ders. Yani travma da bir ders. Neden bir dersten kaçınmaya çalışıyoruz?
C: Haklısın, bir ders, ama ön bilgin olduğunda o dersi erken ve daha farklı bir şekilde öğrenirsin.
S: (L) Yani bu dersi farklı bir şekilde öğrenirsen, geçiş zamanı geldiğinde bu dersin alınması daha kolay mı oluyor?
C: Evet. Daha yumuşak.
S: (L) Tüm bunları bilip bununla ilgili birşey yapamamak, inanmadıkları için insanlara bundan bahsedememek, bunun şokuna maruz kalmaktan kesinlikle daha sıkıntı verici bence...
C: Hayır.
S: (L) Diğerlerine bu tür şeyleri anlatabileceğimi söylüyorsunuz yani?
C: Aktarabilirsin ama bunun incelikli bir şekilde yapılmasını öneriyoruz.
S: (L) Ne kadar incelikli olabilir ki? "Merhaba millet, ham-hum, hapır-hupur kelimelerini biliyorsunuz değil mi???"
C: Tamamen o şekilde değil, bunu biliyorsun! Çoğunluk yenmiyor, sadece manipüle ediliyor. Bilgi çok ilginç şekillerde korur. Sizin yoğunluğunuzda matematik, sadece seçilmiş az sayıda insanın öğreneceği şekilde "öğretiliyor." Ve matematik tüm yaratımın dilidir. Örneğin cebir gibi ileri matematik çalışmaları, madde ile antimadde evrenleri arasındaki kapıların kilitlerinin anahtarını sunar. Mevcut olanlar arasında hala öğrenmeye ihtiyaç duyanların cebiri öğrenmesini öneriyoruz.
S: (L) Burada mevcut olan herkese cebiri öğrenmesini tavsiye ediyorsunuz...
C: İhtiyaç duyanlara.
S: (L) Madde ile antimadde evrenleri arasındaki kapıların kilitlerini açacağımızı mı söylüyorsunuz? Söylediğiniz şey bu mu?
C: Belki...
S: (L) Dünyadışı varlıklar bu gezegene el koyduğu ve herkesi hatır hutur yemeye başladıkları zaman kesinlikle bu gezegende takılmak istemiyorum!
C: Hatır hutur yemek mi? Lütfen!!

----------------------------------------------------------

Bir çok şey açıklanıyor ,şikayet edip bulunduğu durumdan silkelenip çıkmak isteyen biz üçüncü yoğunluk varlıkları ve bunun coşkulu bir deneyim olduğunu söyleyenler ,

Ve bu coşkunun yüzün asfalta yapışması halinde bile etken olduğunu söyleyen öğretmenlerimiz..
Bu üstün bilince nasıl gelinir ,problem burada ,cebiri öğrenmekten bahsediliyor ,madde anti madde kapılarını açacak anahtarları böylece bulacağımızdan söz ediliyor,

Bence problemi çözecek en önemli etken inanç meselesi,
Öyle bir inanç ki bilgiyle getirip bilincinize oturttuğunuz hususlar yani farkındalık yapınızla ilgili o malüm doneler birer fantazi gibi bilinçte duruyorsa yani eğreti ise ikilemli bir ruhsal yapıdayız demektir.

Monoteizmin ne olduğunu öğrendik ama hala o ayırımın kesif bir şekilde yerleştiği insanların içinde olduğumuz ve o yansımaları  yaşamımızın her safhasında hisseden bireyler olarak durumun güçlüğünü biliyoruz yani enel hak bilincini ve böylece o inancı sürdürmenin zorluğunu iliklerimize kadar hissediyoruz,
Bizi dinleyebilen kulaklara biraz anlatıyoruz ancak illüzyon asırlardır öyle mantıksallaşmış ki tasdik eden başlara rağmen zihinlerde kolay kolay kıpırdanma yaratamıyoruz ,

Tabiiki kimse peygamberliğe soyunmadı K.ların belirttiği gibi konuları incelikli anlatmaya yönelmeliyiz ve diğer yandan kendi bilincimizin inanç testini de her an yerine getirmeye çalışmalıyız.
Zira illüzyon öyle sağlam diyeceğimiz temellere oturtulmuş ve kişilerin kh yapısıyla öyle özdeşleşmiş ki bağ kolay kolay kopmuyor işte bu güya sağlam  inanca sahip olmuş aldatılmış bireylerle dördüncü yoğunluğa el ele çıkarılacak olanlarla ayrılık organizasyonu pekişmiştirilmiş vaziyette savaş kazanılmaya çalışılacak ..

Bu savaşta karşı tarafı oluşturanlar olmaya çalışıyoruz yani BH olmaya ne ironiktir ki üçüncü yoğunluk kriterleri ile bu savaşta taraf olmanın imkanı yok şuraya bakalım,

"S: (L) Dünyadışı varlıklar bu gezegene el koyduğu ve herkesi hatır hutur yemeye başladıkları zaman kesinlikle bu gezegende takılmak istemiyorum!
C: Hatır hutur yemek mi? Lütfen!!"

Kriterleri devam ettiren bir anlayışta kalmışsanız kınanıyorsunuz ,o halde ,
Her gördüğünüzün bir ders olduğunu anlamaya çalışınız ve olan bitenin hepsinin sizin olduğunuzu kabul eden bir farkındalığa gelmelisiniz ,yani düşmanca davranışın da bir oluş rolü olduğunu kabul eden bir anlayış ,

Zor..

Olcay

#489
Arada böyle dokunmalar çok iyi geliyor Tgur ellerine sağlık.

Bu arada
Bu sessizliği duyan var mı?

Neden bu kadar sessiz ortalık, fırtına öncesi sessizlik gibi korkutucu.

mep

#490

  kas'lar tarafından dünyaya gelen dalganın konumu, hızı ve ne zaman ulaşacağına dair bazı celselerde ipuçları verilmektedir.



10 Aralık 1994 F___, Laura, T___ ve J___


S: (L) Varlığımızın bu yönlerini ortaya çıkarmak ve bunlarla yüzleşmek için çok sayıda hipnoz celsesi mi yapmamız gerekiyor?
C: İstemeseniz de olacak. Termonükleer bir patlama gibi olacak. Mesaj geliyor: Rotayı görün. Oryon, Pleyades, Arkturas, Kasyopya; Dünya'ya uzaklıklarını kontrol edin; bunu ilerleterek, dalganın dünyaya uzaklığını kendi zaman-mekan ölçülerinizle belirleyin. Kanallanan mesajları karşılaştırın; tarih ve yerleri kontrol edin. Neredeysek oyuz. (Ç.N.: Pleyades-->Pleiades)   
 
S: (L) Neredeysek oyuz derken neyi kastediyorsunuz?
C: Zaman ve uzaklıkları karşılaştırın.

S: (L) Bu karşılaştırmaları yapmak için hangi kitabı kullanmamız gerekir?
C: Herhangi bir yıldız haritası ve Marciniak, Arkturas Kanalı, Oryon Literatürü ve Biz. Dalganın tepesinden konuşuyoruz, peki şu anda neredeyiz?

S: (L) Bu bir bilmece mi?
C: Dalganın tepesinden iletişim kuruyoruz.

S: (L) Dalganın tepesinden mi konuşuyorsunuz? (T) Dalganın üzerinde misiniz?
C: Evet.

S: (L) Diğer bir celsede 6 bin mil uzaklıkta olduğunuzu söylemiştiniz?
C: Aktarım penceresi.

S: (L) Tüm bu söylediklerinizi bizim anlayabileceğimiz bir şekilde açıklayacağınızı umut ediyoruz...
C: Gayet açık.

S: (L) Bunları anlamamız için biz zavallı 2-sarmal DNA'lılara yardımcı olabilir misiniz?
C: Kasyopya ne kadar uzaklıkta?

S: (L) Kesin mesafelere mi ihtiyacımız var?
C: Genel olarak da olabilir.

S: (L) Yani eğer genel mesafeyi bulursak... Peki bu yıldız kümelerinin her biri dalganın genel bir alanını mı temsil ediyor?
C: Her biri mekan-zamandaki noktaları temsil ediyor. Mesafelerle birlikte kanal mesajlarının yayınlanma tarihlerini karşılaştırın, böylece hızı ve varış zamanını hesaplayabilirsiniz.

S: (L) Anladım! Yani diyorsunuz ki siz Arkturuslularsınız, Pleyadeslilersiniz ve şimdi de Kasyopyalılarsınız çünkü neredeyseniz osunuz! Ve dalgayla birlikte ilerliyorsunuz. Bu dalga tüm bu takımyıldızları birleştiren düz bir çizgi şeklinde mi ilerliyor?
C: Dairesel bir rotada.

S: (L) Yani spiral gibi mi?
C: Evet.

S: (L) Yani bir yıldız haritası alıp rotayı çizebiliriz, öyle mi?
C: Evet.

S: (L) Oryon'dan konuştuğumuzda Oryonlarız. Pleyades'ten konuştuğumuza Pleyadesleriz ve bunun gibi. Yani belirttiğiniz tüm bu kanal kitapları aynı kaynaktan farklı kanallar yoluyla geliyor.
C: Evet. Size dalganın tepe noktasının yerini söyledik. Neredeysek oralıyız ve o şekilde konuşuyoruz. Anladınız mı?

S: (L) Siz dalganın tepesi mısınız?
C: Biz Marciniak'ın Pleyadeslileriyiz. Neredeysek oyuz.

S: (T) Yani aslında Kasyopya Takımyıldızı'nda yaşayan Kasyopyalılar değilsiniz?
C: Biz Gezici Yolcularız.

S: (T) Yani dalga dünyaya ulaştığında dünyadaki başka biriyle iletişime geçip kendinizi "dünyalı" olarak mı tanıtacaksınız?
C: Dalga dünyaya ulaştığında sizinle birleşeceğiz.

S: (L) Oryon'dayken Oryonlarla birleştiniz mi?
C: Boyut sınır geçişine uygun frekansta değiller.

S: (L) Peki dalga Oryon bölümünde ne etki yaptı?
C: Hiç. Zaten 4'üncü yoğunluk.

S: (L) Dalga nereden çıktı?
C: Bir yerden çıkmadı.

S: (L) Evrende sürekli bir döngüde mi?
C: Yakın.

S: (T) 6'ncı yoğunlukta bu dalganın tepesinde ilerliyorsunuz, doğru mu?
C: Evet. Biz 6'ncı yoğunluktaki siziz.

S: (T) Biz misiniz? Yani T___, Laura, J___ ve F___ mi?
C: Evet.

S: (L) Üst yoğunluklara uzanan diğer benliklerimiz misiniz?
C: Uzay-zamanda mevcut bulunduğunuz yere göre biz gelecekteki siziz.

S: (T) Biz sizin kaderiniz miyiz?
C: Ve tersi.



S: (T) Barbara'yla hala temas kuruyor musunuz?
C: Bu noktada değil. "Pause" modunda.

S: (T) Bunu biliyor mu?
C: Evet. Ona bir mesaj yollayın ve "Kasyopya"yı aramasını söyleyin. Bir sonraki durak Aslan.



31 aralık 1994


S: (F) Kulağın sıkça çınlıyor mu? (M) Evet. (L) Bir kulakta diğerinden daha mı fazla? (M) Evet. Bir ses tonu gibi. (T) Burada olduğum son celsede dalganın dünyaya olan uzaklığını nasıl ölçebileceğimizi anlatıyordunuz. Dört taneden iki tanesini hesaplayabildim ama ikisi takımyıldızlardı. O mesafeleri hesaplayamadım.
C: Kasyopya takımyıldızındaki en uzak üçüncü yıldız , Oryon'daki orta "kemer" yıldızı ve Aslan'daki en yakın yıldızı kontrol et. M___'yi tablaya alalım.


 
 1- Kasyopya takımyıldızındaki en uzak üçüncü yıldız :

 p cas.  - rho cas. olarakda geçiyor.  uzaklık...... : 8500 ly (ışık yılı)   

 Kraliçe'deki yıldızlar dizini (cassiopeia) :

https://tr.wikipedia.org/wiki/Krali%C3%A7e%27deki_y%C4%B1ld%C4%B1zlar_dizini


 2- Oryon'daki orta "kemer" yıldızı :

 Alnilam..............................................:  1342 ly (ışık yılı)

 Avcı'daki yıldızlar dizini   (orion)  :

https://tr.wikipedia.org/wiki/Avc%C4%B1%27daki_y%C4%B1ld%C4%B1zlar_dizini


 3- Aslan'daki en yakın yıldız  :

 Wolf 359..............................................:    7,78 ly (ışık yılı)

 Aslan'daki yıldızlar dizini  :

https://tr.wikipedia.org/wiki/Aslan%27daki_y%C4%B1ld%C4%B1zlar_dizini


 Tarihler :

 CASSİOPEİA..:   Temmuz 1994

 ORİON.......:   Orion literatüründen bahsetmişler internette buna ait bir bilgi bulamadım. Yalnız başka bir celsede şöyle geçiyor.


23 Ekim 2004

 

S: (L) Kimle birlikteyiz?

C: Lurinya

S: (L) Nereden veya neresi yoluyla bağlantı kuruyorsunuz?

C: Rigel

S: (L) Kasyopya'ya ne oldu?

C: Kasyopya anne emekli oldu!

S: (L) Bu ne anlama geliyor?

C: Far noon!

S: (L) Hiç insan bedeninde bulundun mu?

C: Farnoon!

S: (L) Bu ne demek?

C: Merhaba Oryon'dayız.



S: (A) Neden Rigel'den aktarım yapıyorsunuz? Rigel'le ilgili özel olan şey nedir?

C: Bilmek isterdiniz, değil mi?

S: [Bunun ne anlama gelebileceğiyle ilgili tartışma. Laura daha önce süpernovalarla ilgili bir tartışmada Rigel'e değinildiğine dikkat çekiyor.]

C: "Açık!"

S: (Galahad) Gruba bu Rigel'le ilgili değişikliği söylememiz gerekir mi?

C: Biraz bekleyin ve ne kadar zeki olduğunuzu "görün".


   Burada Orion ALNİLAM'dayız RİGEL'i  aktarım penceresi olarak kullanıyoruz mu? demek istiyorlar çünkü
RİGEL  773 ly (ışık yılı) uzaklıkta. Biliyorsunuz Kas'lar elimizden tutup götürmezler İpuçları verirler.
Orion ekim 2004 mü acaba?


  ASLAN.......:   Aşağıda Aslan'a  ait şu celseler geçmektedir.     


12 Aralık 2010


S: (L) Bu gece kimle birlikteyiz?
C: Porsolya.

S: (L) Nereden bağlantı kuruyorsunuz?
C: Kasyopya. Yakında Aslan'a geçiyoruz.

S: (L) Aslan'a geçiyor olmanız, burada Dünya'da bizim tarafımızdan fark edilecek olan diğer bir potansiyel olayın işaretçisi mi?
C: Evet. Muhtemel Süpernova. Mesajlarımızın alınmasını çok önemli ölçüde arttıracak.

S: (L) Bunun nedeni nedir? Kozmik dalgalar mı?
C: DNA'nızı ve hazır olanların DNA'larını etkileyecek.

S: (L) Bunun olumlu bir etki olduğunu varsayıyoruz?
C: Evet! Transkriptlere gözatın.


13 Şubat 2011


S: (L) Merhaba. Bu akşam kimle birlikteyiz?
C: Soynorka.

S: (L) Nereden bağlantı kuruyorsunuz?
C: Kasyopya/Aslan.


   Bu celsede Aslan takımyıldızına girdiklerini söylüyorlar ama takımyıldızın neresinden girdikleri
hakkında bir bilgi yok!!


17 mayıs 2014


S: (L) Pekala. Bazı sorular hazırladığınızı söylediniz. Bu sorulardan bazılarının yanıtlarını aldığınızı söylediniz. Ama cevabını alamadığınız ve sormak istediğiniz sorular var mı?

(Nicholas) Benim bir sorum var. Kasyopyalılar bir keresinde iletişim için bir başka takımyıldıza geçeceklerini söylemişlerdi. Bunun olup olmadığını merak ediyorum. Aslan takımyıldızı veya onun gibi birşeydi.

C: Süreç devam ediyor, daha fazlası için bekleyin!

S: (L) Sanırım "daha fazlası için bekleyin" derken bu durumda netleşme sağlayacak bir haber veya bilgi gelmesini bekleyin demek istiyorlar. Eğer örneğin Aslan takımyıldızında bir süpernova veya buna benzer birşey olursa, bu durum bu ışık hızı ötesindeki iletişimi etkileyebilir ama bir süredir bu konuda yeni bir haber veya bilgi edinmedik. Aslan takımyıldızında veya başka bir yerde. Görsel bir doğrulayıcı olmadan önce bu iletişimde buna dair bazı etkiler görürüz sanırım. Yani ışık hızından daha hızlı bir iletişim gerçekleştirdiğimizi düşünürsek. Bu sadece benim teorim. Bu teori gerçeğe yakın mı?

C: Yeterince yakın.


    Süreç devam ediyor derken; Gelecekte yapılacak celselerin birinde "Aslan'da en yakın yıldızdayız" mı?
diyecekler.
    Bekleyip görelim.
    Bu arada astronomi ile ilgili pek bilgim yok, bilgisi olan arkadaşlar yıldızlar arasındaki mesafeyi
hesaplayabilirler. (önce düz çizgi sonra Dairesel bir rotada).
 

bozadi

#491
Tgur, muhteşem alıntılar için teşekkürler.

Olcay'ın ilginç sessizlik dediği şeye katılıyorum ve bunun neyle ilgili olduğu konusunda net bir fikrim yok.

mep, dalganın dünyamızdaki en yoğun etkinleşme zamanını ben de merak ediyordum ve bir ara bu konuda verilen ipuçlarını birleştirip sonuç çıkarmak da istemiştim ama sonra buna kafa yormakta zorlanacağımı sezip bıraktım. Müsait bir vaktimde Kasyopya forumda bu konuda birşey tartışılmış mı, bir sonuç çıkarılmış mı kontrol etmeye çalışacağım.

Olcay

#492
Linkteki haber ne kadar doğru acaba. Eğer doğruysa sessizliği bozmaya mı geliyor...

http://www.milliyet.com.tr/-marduk-bu-ay-dunya-ya-carpacak-/dunya/detay/2225638/default.htm


macka

#493
teşekkürler Tgür Olcay dalganın geliş zamanı ile ilgili bu celdseler beni de ilk okuduğumda zıplatmıştı yerimden,hesaplanabilir olma umudu heyecan verici gelmişti,çünkü hep teorik olasılık olarak kalan en önemli olayın hesaplanabilirliği çok güzel bir şey.
Haberde geçen;
"..Marduk'un, Dünya'dan 4 kat daha büyük ve güneş çevresindeki turunun 3600 yıllık periyoda sahip olduğu yapılan araştırmalarda ortaya atılmıştı."
ifadesi bana direk olarak marduk nibiru değil komet kümesini hatırlatıyor.
K ler defalarca 3600 yıllık döngünün komet kümesi olduğunu Sümerlerin Nibiru dediği  şeyin aslında komet kümesi olduğunu belirtmişlerdi.
Ayrıca  son celsede Güneşin İkizinin görülebileceği bilgisi de çok ilgimi çekti;
"Sürekli olarak enerji boşaltıyor fakat hiçbir zaman tükenmiyor. Acaba gezegen kendisini bu portal bağlantısı yoluyla mı elektriksel olarak enerjilendiriyor?

C: Kısmen

S: (L) Bence muhtemelen... Bilmiyorum. Bence öyle. Neden kısmen dediniz?

C: Güneş'in ortağını hatırlayın.

S: (L) Elektrikli motor gibi birşey olmalı.

S: (Joe) İkiz yıldızı görecek miyiz?

C: Evet

...
"
Uzun zamandır İkiz güneşten hiç bahsedilmiyordu ,kometler ama zaman zaman konu oldu,youtube vs ortamlarda ikiz güneş,brown dwarf kahverengi cüce videoları var fakat bunlar fake abartı gibi duruyor.
Nihayetinde İkiz güneşin görülmesi ,K lerin daha önce belirttiği ,kometlerin ikiz tarafından gelen dalganın önüne süpürülerek ,dünyayı hedeflemesi ve olayların kavuşumunu sağlaması sonucunu doğurabilir.
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

Tgur

#494
S: (A) Bana bir makale, bir kitap, bir kişi ya da bir fikir söyleyin ki doğru iz üzerine geleyim. Matematiği kullanarak fiziksel dünyanın ötesine nasıl geçeceğim konusunda hiçbir fikrim yok... (L) Fiziksel dünyayı tanımlayan terimler ruhsal dünyayı da tanımlar mı? Belki üzerinde biraz oynamayla?
C: Matematik büyük birleştiricidir.
S: (L) Matematiğin KENDİSİNİN ruhsal dünyanın ifadesi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Köprü.
S: (L) Her şey ilüzyon olduğuna göre, maddi dünyayı tanımlayan matematik aynı zamanda ruhsal dünyayı da tanımlıyor olabilir. Belki de yalnızca bir zıt görüntü halinde.
C: İlüzyonlar yalnızca kendi alemlerine uyar, ihtiyaç duyulduğu gibi. Neden sonsuzluk kavramınız var?
S: (A) Çünkü elimizde doğal sayılar var. Ve sonsuz sayıda doğal sayı olduğunu kolayca ispatlayabiliyoruz.
C: Ama bu, doğası gereği aslında dairesel olana lineer bir ölçek dayatmaya yönelik umutsuz bir çaba.
S: (A) Sonsuzluktan kurtulmamız gerektiğini mi söylüyorsunuz? 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 0 diye mi saymamız gerekiyor? Sonsuzluğa ihtiyacımız yok mu? Hayır, muhtemelen değil, çünkü soru bilinç hakkındaydı... ve sonsuzluk hakkında düşünmeye yönlendirilmedik – herşey dairesel. Az önce düzlemi düşünüyordum ve sonlu ve dairesel olan kürenin aksine düzlem sonsuz. Düzlemin iyi, kürenin kötü olduğunu söylediniz. O halde...
C: Hayır.
S: (A) Ama düzlem kendi başına sonsuzdur. Sonsuzluğa da bu şekilde varıyoruz, çünkü sonsuz bir düzlemimiz var...
C: Dairesel düzlem nedir?
S: (A) Ne?! Bir disk. Bazen onlara sorduğumuzdan başka soruların yanıtlarını alıyoruz... Son soru: Genel bir hayalkırıklığı hali içindeyim çünkü öğrenecek çok fazla şey, izlenecek pek çok yol, araştırılacak pek çok şey, kanıtlanacak pek çok teori, geliştirilebilecek pek çok matematiksel kavram, ekin çemberleri örneğinde olduğu gibi matematiğin ve fiziğin dışında araştırılacak pek çok şey var ve nereden başlayacağımı bilmiyorum. Hiçbir yere çıkmayan bir labirente girmek istemiyorum... Ne yapmam gerekiyor?
C: Böyle bir karmaşayla karşılaşıldığında, en iyisi önyargısız ve korkusuz bir şekilde sadece yapmaktır. Diğer bir deyişle, bırak yol kendini yaratsın. Ve bu yanıtla birlikte, iyi geceler.TİT
----------------------------------
Yüksek Fizik ve Matematik alimi Arkadiusz ile boy ölçüşecek değiliz bunu herşeyden evvel belirtmem gerek, cebirden tahsil hayatımızda ite kaka sınıfları geçtik ,hatta ortaokul mezuniyetinde pisagor teormindeki x ve y karakterlerindeki kareleri yazmayı unuttuğum için ancak iyi ile mezun olmuştum..

Yukarıdaki alıntıda "Dairesel Düzlem" nedir sorusu ile karşılaşınca uzmanlığım tuttu kendimi alamadım ,

Konu sonsuzluğu belirten cebirsel sayı bulmak üzerine yoğunlaşmış ve A. kardeşimiz küre dedik karşı çıktınız şimdi ise sonsuzluğu doğrusal düzlem olarak belirtiyorum sorusuna, hayır "dairesel düzlem nedir" şekinde bir cevap görmekteyiz,

Dairesel düzlem nasıl olur da sonsuzluğu tarif eder ,

Taraflı bakarsak bir dairede çeper herşeyi sınırlar, milyonlarca km olsa dahi ..Kendi içinde bir kapanış vardır ve adeta sınırlamaların sembolüdür. Ancak,

Pİ sayısı diye bir katsayı vardır, çeperin çapa bölümü ile bulunur ve virgülünden sonraki rakamlar 3,14106......sonsuza giden özelliktedir,

Dairenin çevresini hesaplama bu katsayı ile çapın çarpımı ile olur ,
Eğer biz herhangi bir dairenin çevresini hesaplamak için bu katsayının virgülden sonraki sayılarından iki tanesini alırsak bir sonuç buluruz ,eğer katsayının virgülden sonraki rakamlardan üç tanesini ele alırsak daha geniş bir çeper hesaplamış oluruz ve bu hesaplamayı artık sonsuza kadar tekrarlamanın mümkün olduğunu görürüz.

Ve "Dairesel Düzlemin" sonsuzluğunu matematiksel özellikle böylece tarif edebiliriz.
Sonsuzluk Pİ sayısının içine gizlenmiştir.