Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

11 Ekim 2014

Başlatan bozadi, 13 Ekim 2014, 23:02:29

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ka

#15
Bozadi üstad, çeviri yaparkenki titizliğin ve çalışmaların karşısında ayakta alkışlıyorum, vallahi kendi adıma üzerimde hakkın çok umarım bende birgün aynı şekilde teşekkür edebilmenin bir yolunu bulurum.
Micheal newtonun kitaplarında bende aynen senin gibi hatırlıyorum daha az kişilik ruh gruplarından bahsediliyordu. Ama bu tabi oradaki ruhun perspektifinden anlatılanlar olduğundan belkide onu deneyimleyenlerin gördükleri o kadardı. Bu arada bir arkadaşımla Kuran ve Kasyopya benzerliklerini tartırşırken şundan bahsettik.
Nuh peygamberin oğlunu gemiye alamaması ile alakalı bir durum "(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: "Ey Nuh! Muhakkak ki o, senin ailenden değildir. Muhakkak ki onun yaptığı salih olmayan bir ameldir. Öyleyse senin hakkında bir ilmin (bilgin) olmayan şeyi, Benden isteme. Muhakkak ki Ben, cahillerden olursun diye sana öğüt veriyorum."
Burda aslında gerçek ruh ailesine bir atıfta bulunuluyor gibime geldi.
Birde bu kişisel sorular ve gereksiz soru cevap konusunda Sadıklar Planının Son celsesindeki mesajı bana hatırlattı:
( Celse: 159 Tarih: 1. 3. 1974 ) Pekala, bunca yalvarmalar ve ricaların sonunda örtülü kalan bu hacet kapısı aralandı! Fakat ne yüzle soru sormak istersiniz? Ne yüzle görüşümüze başvurmak istersiniz? Alnınızın teriyle kazanmış olduğunuz kazançlarınız var ya, işte onlar yüz defa hacet kapısı çalmaktan daha kutsaldır! Denilmişti ki, burası her çalışınızda açılacak bir kapı değildir. Bunu niçin unutuyorsunuz? Bizim sizinle söyleşecek bir şeyimiz yok. Eğer istiyorsanız kendi içinize dönünüz, orada söyleşecek birini bulmanız mümkündür!
Medyumunuzun bu kanaldan medyumluğu bitmiştir. Bizimle bağlantısı baki kalmakla birlikte, size şimdilik açık bir bilgi verecek durumda değiliz. Niçin bu kadar ısrar ediyorsunuz? Siz elindeki değerleri sandıklarda saklayan kişiler gibisiniz! Bizimle bağlantınız bitmiş olmakla birlikte, başka bağlantılar kuramazsınız denilemez. Deneyiniz, belki başarabilirsiniz. Biz öğretimizi yaptık, görevimizi tamamladık. Artık Sadıklar Planı olarak bizi meşgul etmeyiniz, sizi yeni durumlara taşıyacak pratiklere dönünüz. Geleceğinizle ilgili bilgilerin etrafınıza yayılması için gerekli araştırmaları yapınız. Bu sona erişin sebebi, ruhi kapasitenizle ilgili en son sınırı zorlamanızdır. Dolaylı olarak sizinle ilgilenmemiz devam edecektir. Hepiniz bir ruh olarak bizdesiniz, biz de sizdeyiz! Ayrılıklardan şikayet etmenin cahillik olduğunu unutmayınız! Ruhi evrenin çeşitli fazlarında dolaşınız, bakalım neler göreceksiniz? Yolunuz açık olsun!


 

Tgur

#16
Biraz geç kalıyorum sevgili beyrutkapı ,haklısınız, 100 maymun fenomeninde 100 üncü maymuna ulaşmak kritik kütleye ulaşmakla eşdeğer,ancak dikkat edilirse baştaki 100 maymuna ulaşmak için çok büyük bir çaba var,bunu neye eşitleyeceğiz dersek ağ çalışmasını devreye almak derim ,
Ağ çalışması kavramı derken, önümüzde olan interneti sınırsız kullanma yanında, kazanılmış olan bilginin fırsat bulunca dağıtılması olarak da kabul edebiliriz,

Diğer taraftan dağıtma konusunda seçici davranma yanında biraz ilgi ışığı görünce  konuşma pınarını alabildiğine açma sonra şahsa sitemizin adresini verme işini bolca yaparım ve bunda hatalı mıyım şeklinde de endişe ederim.

Arulnool

#17
Bozadi her zaman ki gibi minnettarım...
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

beyrutkapı

#18
Bende aynı şeyi anlıyorum sevgili tgur, aslında ağ çalışması özü itibariyle 100. Maymuna ulaşma hadisesi
 

Küçük Ağaç

#19
Ceviri İcin teşekkürler :)
Nezamandir söylemek istiyorum; Bozadi ne kadar titiz çalışıyorsun öyle! Oturup eklentilerle vs bile uğraşıyorsun.. Bu cok büyük bı is, emek... İyi olasın :)
Ben kişisel olarak birçok soru işaretime cevap buldum fakat bir cokları daha oluştu ...
Genel olarak vücut sıcaklığım oldum olası dusuktur ve ailenin en cok hastalanan cocuguydum... Öyle ki ateşim 42'yi bulmuştur! Ve ayrica bağışıklık sistemim cok zayiftir, sık sık da uçuklanirim(su an da ucukluyum) ....
Yani bu celsedeki bilgiler kişisel olarak benim durumumu açıklıyor...
Bununla birlikte sürekli Sezar'dan, mesihten neden bukadar bahsediliyor ve  hristiyanlık vurgusunun bu kadar oluşunu anlayamıyorum... Bana bunca şey varken dinlerden bahsedilmesi gereksiz geliyor...
Bu konuda sizlerin dusuncenizi merak ediyorum açıkcası? Sevgiler...
 

bozadi

#20
İyi dileklerin için teşekkür ederim sevgili Küçük Ağaç.

Herkesin fikirlerini duymak isterim. Benimkiler şöyle:

Celselerde dinsel konuların ve özellikle hıristiyanlığın sıkça ele alınmasının temel nedenlerinden biri sanırım Laura'nın dindar bir ailede yetişmiş olması. Ve bence eğer Kasyopyalılar benzer bir bilgi bağlantısını Türkiye'den bir grupla kurmuş olsaydı, o zaman Hıristiyanlıktan ziyade Müslümanlıkla ilgili tartışmalar olurdu.

Yine dikkate alınması gereken hususlardan biri, K'lar "Bakın Hıristiyanlık ne kadar doğru, ne kadar güzel birşey" demiyor. Neredeyse tersini söylüyor. Dinin nasıl yalanların, vicdansızlığın, işkencelerin, sömürülerin bir aracı olabildiğini gösteriyor.  Aynı şeyin İslam'la ilgili olarak da geçerli olduğundan bir şüphe duymuyorum şahsen. Nitekim IŞİD, El Kaide, Vahabilik vs gibi unsurlar, yine İslam'ın nasıl kolayca bir faşizm oyuncağı haline getirilebildiğini çok güzel gösteriyor. Dünyadaki 1 buçuk milyar Müslüman, İslam adına yapılan şeytanlıkları durduramadıkları gibi azımsanamayacak bir bölümünün bu şeytanlıklara doğrudan veya dolaylı olarak destek verdiğini anlıyoruz İslamcı terör ve işkenceleri, yalanları, sahtekarlıkları gördüğümüzde. Özellikle İslam'ın doğduğu toprakları içeren ve Vahabiliği resmi inanç olarak benimsemiş olan Suudi Arabistan'ın İslam'ın olabilecek en aşağılık versiyonlarından birini temsil ediyor olması, ABD'nin ortadoğudaki baş köpeği olması ve terör örgütlerine çok ciddi ölçülerde yardım etmiş ve ediyor olması, İslam'ın insanlığa ne tür bir hizmeti olduğuyla ilgili acı gerçekleri ortaya koyuyor. Tayyip Erdoğan'ın da ülkemizin Vahabi/Suudi Prensi olduğundan şüphe edilmemeli bence.

Sezar çok pozitif güdümlü bir adammış ve öldürüldükten sonra insanların onu yüceltip örnek almasını engellemek için İsa ve Hıristiyanlık efsanesini yaratıp yaymışlar global faşist güçler.

İnsanlığı aldatmada en çok kullanılan yalanların ifşa edilmesi faydalı birşey bence. Din, global faşistlerin insanları aldatmada binlerce yıldır çok etkili bir şekilde kullandıkları bir araç olduğundan, dinle ilgili yalanların ifşa edilmesi de çok önemli birşey bence.

Tabi herşeye rağmen, dinde de önemli bir düalite söz konusu olduğundan, pozitif güçlerin de dinlerin etkilerini pozitifleştirme çabaları sonucu, dinler bir ölçüde pozitif bir katalizör olarak da kullanılabiliyor. Burada önemli olan bir dini benimsediğini söyleyen kişinin kendi pozitiflik ve negatiflik güdüleridir elbette. Hangi dini benimsediğinin zerre kadar önemi olduğunu sanmıyorum. Sadece, benimsediğini söylediği dini inançları ne ölçüde pozitif ve negatif yönde kullandığı önemli. Gerçekte pozitiflikten ve negatiflikten başka bir din/mezhep yok. Yani varoluşu bir çeçit dinsel bütünlük olarak kabul edersek, o dinin iki adet mezhebi olduğunu, bunların da pozitiflik ve negatiflik olduğu söyleyebiliriz bence. Ama sonuçta ikisi de aynı ve tek olan dinin iki seçeneği. 

Yahudi değil de Hıristiyan olmanın, Hıristiyan değil de Müslüman olmanın, Müslüman değil de Ateist olmanın veya başka birşey olmanın beş paralık bir değeri yok gerçekte. Önemli olan tek şey ne ölçüde pozitif (iyi), ne ölçüde negatif (kötü) olunduğudur. İyiliğe yönelen daha fazla iyiliğie, kötülüğe yönelen daha fazla kötülüğe gider. Gerçek bu kadar basittir. Resmi din ideolojilerinin gözlerimizin içine baka baka söylediği en aşşağılık yalan da bu konuyla ilgilidir. Yani şu dinden değil de bu dinden olmanın veya şu mezhepten değil de bu mezhepten olmanın insanları bir cehennemden kurtaracağı, cennete gitmesini sağlayacağı vs vs gibi yalanlar.

Bu durum dinleri doğallıktan uzaklaştırıp sentetikleştirmekte, tıpkı yediğimiz içtiğimiz şeylerdeki renklendirici madde ve diğer kimyasalların vücudumuza zarar vermesi gibi ruhumuza zarar vermektedir.

Din ideolojileriyle ilgili bu durumun aynısı siyasi ideolojiler için de aynen geçerlidir. Dinci değil de laik olmanın, (yani hayatın her yönünü tamamen dine uygun şekilde yaşamak yerine bazı bölümlerinde dini bir süreliğine rafa kaldırıcı bir anlayışın), sağcı veya solcu olmanın, komünist veya kapitalist olmanın iyilikle, doğrulukla, adaletle, sevgiyle hiçbir doğrudan alakası yoktur. Komünizm en şeytani amaçlara hizmet edebileceği gibi, kapitalizmle gerçekten iyilik yönünde kullanılabilir. Kısacası ideolojilerin beş paralık değeri yok gerçekte. Önemli olan, daha doğrusu farkı yaratan tek şey iyilik ve kötülük eğilimidir. Bu basit gerçeği çarpıtıp "falanca falanca görüşü benimseyip şunlara inanırsan herşey çok iyi olur, yoksa herşey çok kötü olur" diyen herşey sahtedir bir şekilde.

Laiklik kavramıyla ilgili olarak şunu da belirtmem gerekir ki, bu da aslında doğal değil sentetik bir kavramdır, yeterince derin düşünecek olursak. Elbette, sosyo-siyasi bağlamda bir miktar geçerliliği, makbullüğü olabilir ama evrensel bir kavram değildir.

Gerçek dinin, gerçek inancın sadece iki kutbu var, o da iyilik ve kötülük inancı veya güdüsü. İyiliğe inanan ve güvenenlerin birbirinden iyiliği saklaması, askıya alması absürttür. İyiler (yani gerçek ve sürekli iyiliğe doğru ilerleyenler) birbirinin şekilsel farklılıklarından ilham ve güç bulur. İyilik güdümlü olanlarla kötülük güdümlü olanların ise bir arada bulunmasıyla ilgili bir protokol olamaz, çünkü birbirleriyle zaten çatışırlar.

Ortalığı karıştıran şey, dini ve siyasi ideolojilerin sentetikliğidir. İnsanlar iyilik ve kötülük yönünde örgütlenecek yere (yani doğal olanı yapacakları yerde), sentetik dini ve siyasi ideolojilere göre bölünüyorlar ve o yapay kavramları birbirlerine karşı savunup savaşıyorlar. Daha doğrusu özellikle Malum Güçler insanları buna teşvik ediyor gizli bir şekilde. Böylece onlar insanlığı katledip, parçalayıp yerken, insanlar yaşananların suçunu birbirinde arıyorlar. Bazen belirli bir ideoloji kötülükle, bir ideoloji de iyilikle daha fazla özdeşleşse bile bu asla uzun sürmez. Hepsinde iyilik ve kötülük bir şekilde karışıktır değişik oranlarda. Önemli olan herkesin ve herşeyin yalnızca ve yalnızca iyiliğe ve kötülüğe göre değerlendirilmesidir.

Örneğin Tayyip'in Müslümanlık zırvalarıyla yaptığı ettiği şeyler iyilikten ziyade ısrarla kötülüğe yöneliyor giderek. Tayyip ve Tayyipçiler oy sistemindeki çeşitli hileleri de kullanarak iktidarda kalmaya devam edebilse bile, gerçekte "iktidar" ve "halk" diye bir ayrım da yoktur, bu da sentetiktir. Halk kendi içinde yeterince örgütlenir ve güçlenirse, iktidarı daha iktidardayken cehennemin dibine sokup çıkarabilir. Önemli olan kimin daha fazla örgütlü olduğu ve etkili işbirliği yapabildiğidir. Şimdi çok sayıda insan Tayyip'ten şikayet ediyor ama Tayyip bir şekilde zeytinyağı gibi üste çıkıyor, değil mi? Bunu sadece resmi iktidar olmanın silahlarını kullanarak yapabildiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Daha doğrusu, işte şu yönden bakalım. Eğer Tayyip'e kızgın olan çok sayıda insanın Tayyip'e diş geçiremiyor olmasının nedeninin "muhalefet" olmaları olduğu sanıyorsanız, yanılırsınız. Gerçekte iktidar ve muhalefet diye birşey yoktur. Sadece farklı gruplar ve bu grupların örgütlenmişlik ve etkili faaliyet ve tepki düzeyleri vardır. Eğer Tayyip'in kendi şahsi ve grupsal çıkarları peşinde bütün bir ülkeyi kendine hizmet ettirmeye çalışan aşşağılık bir sülük olduğunu, yani kısacası egosit, yani kötülük yolunda ilerlemekte olan biri olduğunu düşünenler ve hatta bunu "bilenler" kendi aralarında iyilik yönünde birleşebiliyor olsalardı, Tayyip denen sülüğe ve yedi ceddine hadlerini kolayca bildirebilirlerdi. Bunu yapamıyorlarsa bunun tek nedeni, Tayyip'in ve ekibinin Kötülük yolunda örgütlendiği kadar iyilik yolunda örgütlenmiyor olmalarıdır. Kısacası, Tayyip'in kötü olabildiği kadar kendilerinin iyi olamamasıdır.

Bütün mesele bundan ibarettir temelde ama ayrıntıları çok çeşitli açılardan tartışılabilir.

Sormak, söylemek istediklerini sende açıkça paylaş lütfen. Konunun farklı bir yönüne odaklanmak istersen bundan çekinme çünkü gerçekçi olduğu sürece tüm sorular, tartışmalar, eleştiriler birbiriyle bir şekilde bağlantılıdır ve bu bağlantıları fazla zorlanmadan bulabiliriz.

Küçük Ağaç

#21
Kesinlikle haklısın. Ben bireyilerin iki kutupta sürekli olabilmesinin yani sadece iyi ve sadece kötü olabilmenin cok zor olduğunu düşünüyorum...
Sosyal varliklariz ve Bu dünyada ikisi de cok zor... İyilik bir süre sonra "kullanıma açık olmaya" dönüşüyor sanki çünkü ortalık çakal dolu.. Ve kötülük toplumdan dışlanma demek... Ama bulunduğunuz cevre ve celsede bahsedilen "diger ruhlar" ile karsilasmissan ancak salt iyilik mümkün...
Umutsuz bir bakış acısı belki benimki. Deneyim dediğimiz dersler sadece daha iyi olmayı öğretmiyor çünkü... "Korunmak" gerekliliğini de öğretiyor ve korunmak bazen kötülük olarak algilanabiliyor diye düşünüyorum..
 

Küçük Ağaç

#22
Belkide herseyden önce iyilik ve kötülüğün ne olduğunu tartışmalıyız?
 

bigsenfoni

#23
Tayyip mi?Bir kutu dolusu kurtcuk..:O gurubun söyle bir gecmisine bakinca ve istanbul`un da Türkiye'nin kücük bir mikro Türkiyesi oldugunu düsününce onun ve grubunun sans eseri olusmadigi acik.Bence sorulmasi  gereken bu gurubu kim yetistirdi ve Türkiyenin basina yerlestirdi?Atatürk'ü yetistirip Türkiye Cumhuriyetini yeniden yapilandirmasina öncülük/yolgösterici eden gurup/Konsosiyum mu acaba....?Türk dünyasını oluşturan milletlerin toplam sayısı 250 milyonu gecmekte(Bağımsız devletler, özerk devletler, yarı özerk bölgeler ve Türk halklarının yaşadığı bölgeler olarak ayrılabilir. Bağımsız devletler: Türkiye, KKTC, Azerbaycan,Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan devletlerinden oluşmaktadır. Özerk devletler olarak Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş,Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar ve diğer bölgelerden oluşmaktadır) Bu gurubun konsorsiyumun cercevesi/kontrolu altinda herhangi bir devlet adaminin kafasina göre birseyi yapacagini zannetmiyorum.ne kadar Tayyip amca ..:D ABD yanlisi görükse bile unutmayalim ki Dünyada tek bir devlet var  ve bu Konsorsiyumlar bazen birlikte de calisabiliyor!Amaclari insan  gurplarini/irklarini bir tutmak/yönetmek/kendi stratejileri dogrultusunda yönlendirmek...yazilan bilinen Tarihe göre 20.00 yildir var olan bir Konsorsiyum Ben kisisel olarak bu konsorsiyumuni 4.yogunluk  KH ve BH guruplariyla is birligi icinde olduklarina inaniyorum.Bir de kizilderililerin ve Tüklerin ayni Genetige sahip olduklarini ve zamanin bir dönüm noktasinda asyadan Amerikaya tasindigini/yerlestirildigini(kasyopya celseleri) resmin icine sokarsak büyük resmi daha iyi görebiliriz...(zannedersem Deney devam ediyor ve Türk irkinin genetiginde deney icin önemli olan birseyler var ve birde Anadolu'nun üc kitayi birlestirdigini hesaba katmak gerekiyor)

Uzun lafin kisasi Tayyip amca sadece bir piyon,kendi derslerini ögrenebilmek icin elinden gelen herseyi yapiyor (bizler gibi!)

Politika konusunda ise ... zaten adi üzerinde Politika kavramındaki poli, çok anlamına geliyor. Tika ise yüz anlamındadır.Nicollo Machiavelli (Makyavel), siyaset ve ahlakı birbirinden kesin hatlarıyla ayırmış önemli siyaset bilimcilerden birisidir. Machiavelli'in "amaca ulaşmak için her araç meşrudur" sözü, devlet adamı ve politikacıların çok yüzlülüklerinin ifadesinden başka nedir?(http://www.acikgazete.com/yazarlar/birol-ertan/2010/01/11/poli-tika-ve-basbakan-eroglu-nun-sozlerini-dogru-okumak.htm?aid=33091)

Kalbini temiz ,gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#24
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Küçük Ağaç

Kesinlikle haklısın. Ben bireyilerin iki kutupta sürekli olabilmesinin yani sadece iyi ve sadece kötü olabilmenin cok zor olduğunu düşünüyorum...
Sosyal varliklariz ve Bu dünyada ikisi de cok zor... İyilik bir süre sonra "kullanıma açık olmaya" dönüşüyor sanki çünkü ortalık çakal dolu.. Ve kötülük toplumdan dışlanma demek... Ama bulunduğunuz cevre ve celsede bahsedilen "diger ruhlar" ile karsilasmissan ancak salt iyilik mümkün...
Umutsuz bir bakış acısı belki benimki. Deneyim dediğimiz dersler sadece daha iyi olmayı öğretmiyor çünkü... "Korunmak" gerekliliğini de öğretiyor ve korunmak bazen kötülük olarak algilanabiliyor diye düşünüyorum..

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Küçük Ağaç

Belkide herseyden önce iyilik ve kötülüğün ne olduğunu tartışmalıyız?

Mevcut koşullarda salt iyi veya kötü olmak elbette mümkün ve doğal değil. Bu bir amaç. Son derece doğal bir amaç. Ve biz henüz o amaca ulaşmış değiliz elbette.

İyiliğe eğilimi, kötülüğe eğiliminden daha güçlü olan bir bireyin iyilik güdüsünün amacı o iyiliğin kesintisiz ve mutlak bir şekilde yaşanacağı bir duruma erişmektir. Kötülük güdüsünün da amacı kendi tamlığına erişmektir. Bizim kısmen iyi, kısmen de kötü olmamız hem doğal bir durum, hem de bir çeşit hastalıktır. İçinde bulunduğumuz 3. yoğunluk düzeyine yeni giren ruhlar, enkarnasyonlar boyunca iyiliği de kötülüğü de bizzat içine girerek deneyimlerler. Rüzgarın esişine göre kolayca iyi ve kolayca kötü olabilirler. Ama nitelikli bir iyilik ve kötülük değildir bu. Yeterince enkarnasyon geçirilip belirli bir olgunluğa eriştikten sonra ise artık bu yollardan bir tanesine karar kılınması gerekir. Yani varlık iyiliğin ve kötülüğün bilincine bilinçli bir şekilde varır, ikisini aynı anda değerlendirebilir ve bunlardan bir tanesine "gönül" veya "karar" verir. Bu kararın verilmesi, o varlığın o karardan sonra hemen ya salt kötü ya da salt iyi olacağı anlamına gelmez. Ama bir "yola" girdiği anlamına gelir. O yolun hedefi tamlığa ermektir.

Biz BH'den bahsederken, yani KH olduğumuzu ve BH'ye doğru ilerleme gereksiniminden bahsederken, mevcut KH'liklerimizi bir anda sihirli değnek değmişçesine ortadan kaldırmayı kastetmiyoruz. Aksine, önce kendimizi, halimizi, durumumuzu olduğu gibi görmekten, anlamaktan, kabul etmekten, durumumuza sevgi ve saygı duyabilme gereksiniminden bahsediyoruz. İyilik ile kötülük arasında zaman zaman savrulmalar yaşadığımızı çok iyi biliyoruz. Zaten sistem, iyilik yönünde tamlığa erme çabası gösterenlere var gücüyle saldırıyor. Bu saldırılar her zaman değilse bile bazen bizi çok fena şekilde sıkıştırabiliyor. Bütün bunları yaşıyoruz. İyilikten, kötülükten bahsederken, halihazırda beş dakika içinde veya bugün-yarın mutlak bir şekilde bunlardan biri olmaktan bahsetmiyoruz. Ama amacın bunlardan birine ermek olduğunu anlama gerekliliği var okuduklarımızdan ve sezdiklerimizden anladığımız kadarıyla. Sen de bu konudaki görüşlerini lütfen paylaşmaya devam et. Sorularını, eleştirilerini olduğu gibi paylaşmaktan da çekinme.

İyilik yolu çokluk, çeşitlilik ve aynı zamanda birlik yoludur. İyilik yolunda diğer insanlardan soyut, etkileşimsiz, yalnız bir deneyim amaçlanmaz. Yani bu yol yalnız başına, tamamen kendi içinde yaşayabileceğin birşey olamaz. Gerçek bir aile olmaya doğru ilerlemek demektir. Ama elbette söylemesi çok kolay. Gerçek bir aile olabilmek için, önce şu anda öyle bir aile durumunda olmadığımızı kabul edebilmemiz gerekiyor. Ama şunu da anlıyoruz ki, eğer birleşip gerçek bir işbirliği yapmazsak, birileri bizi ayrı ayrı yemeye, sömürmeye, sıkıştırmaya, işkence etmeye, parçalamaya devam edecek. Bütün bu işkenceler bile aslında iyilik yolunda olanlar için birer katalizör, birer yardımcıdır. Nasıl bir deprem olur, herkes kardeş kardeş birbirine yardım eder sorgusuz sualsiz.... İşte, şu anda dünyanın içinden geçmekte olduğu ve olacağı büyük zorluklar da bize böyle bir imkan sunuyor. Bazen tehlikeyi iliklerimize kadar hissetmeden bazı bilinçaltı blokajlarını aşmak mümkün olmaz. Zorluklar, işkenceler bizi işbirliği yapmaya, gerçek bir aileye olmaya zorluyor ve zorlayacak.

Tabi hayat bizi zorla iyi veya kötü yapacak değil. Okuduklarımızdan anladığımız ve inandığımız kadarıyla, salt iyilik ve kötülük yönünde karar verebilecek bir durumda olmayan veya buna isteksiz olanlar, daha on binlerce, belki yüzbinlerce yıl daha aynı dersleri tekrarlamak durumunda olacak. İşte baştan başlayacak yani. Tıpkı okul sistemimizde olduğu gibi. Ama dünya gezegeninin kendi kaderi, zorunlulukları nedeniyle artık ya salt pozitif, ya salt negatif bir varoluşa geçme vakti gelmiş anlaşıldığı kadarıyla. Üzerindeki insanlığın da en azından bir kısmının bu kararı verebilecek ve bu kararı vermeye istekli bir kısmı var. Önemli olan da bu. Yaşanacak bütün olaylar buna hizmet edecek. İyilik ve kötülük yolunda ilerlemek isteyenlere katalizör olacak. Bu rüzgardan yararlanmak istemeyenler için herşey çok daha belalı ve verimsiz olacak. Yaşanacak olaylar da bunu gösterecek.

Bakma sen benim böyle bilmiş bilmiş konuştuğuma. Herşeyi çok iyi anlamış, kavramış, yalamış yutmuş gibi göründüğüme. Bu soyut bilgi. Ve üstelik hala yanlışları, eksikleri olabilecek bir soyut farkındalık. Önemli olan somut realitede ne yapıldığı, neyin uygulandığı ve ben bu konuda sizden daha iyi durumda olmayabilirim elbette.

Benim senden ricam, kendi bakış açınla, konunun hangi yönü üzerinde durmak istiyorsan oraları vurgulaman, sormak istediğin soruları sorman, eleştirmek istediğin şeyleri eleştirmendir. Yani benim söylediğim herhangi birşeyin üzerinden gitmek zorunda hissettme. Örneğin, "önce iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu konuşmalıyız belki de" gibi birşey söyledin. Elbette, neden olmasın. Sen örneğin bu konuda kısmen paylaştığın görüşünü ve görüşlerini biraz daha ayrıntılandırmaya ne dersin. Birlikte üzerinde duralım.



bozadi

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Tayyip mi?Bir kutu dolusu kurtcuk..:O gurubun söyle bir gecmisine bakinca ve istanbul`un da Türkiye'nin kücük bir mikro Türkiyesi oldugunu düsününce onun ve grubunun sans eseri olusmadigi acik.Bence sorulmasi  gereken bu gurubu kim yetistirdi ve Türkiyenin basina yerlestirdi?Atatürk'ü yetistirip Türkiye Cumhuriyetini yeniden yapilandirmasina öncülük/yolgösterici eden gurup/Konsosiyum mu acaba....?Türk dünyasını oluşturan milletlerin toplam sayısı 250 milyonu gecmekte(Bağımsız devletler, özerk devletler, yarı özerk bölgeler ve Türk halklarının yaşadığı bölgeler olarak ayrılabilir. Bağımsız devletler: Türkiye, KKTC, Azerbaycan,Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan devletlerinden oluşmaktadır. Özerk devletler olarak Doğu Türkistan, Tataristan, Çuvaş,Başkurdistan, Saha-Yakutistan, Altay, Karaçay, Balkar ve diğer bölgelerden oluşmaktadır) Bu gurubun konsorsiyumun cercevesi/kontrolu altinda herhangi bir devlet adaminin kafasina göre birseyi yapacagini zannetmiyorum.ne kadar Tayyip amca ..:D ABD yanlisi görükse bile unutmayalim ki Dünyada tek bir devlet var  ve bu Konsorsiyumlar bazen birlikte de calisabiliyor!Amaclari insan  gurplarini/irklarini bir tutmak/yönetmek/kendi stratejileri dogrultusunda yönlendirmek...yazilan bilinen Tarihe göre 20.00 yildir var olan bir Konsorsiyum Ben kisisel olarak bu konsorsiyumuni 4.yogunluk  KH ve BH guruplariyla is birligi icinde olduklarina inaniyorum.Bir de kizilderililerin ve Tüklerin ayni Genetige sahip olduklarini ve zamanin bir dönüm noktasinda asyadan Amerikaya tasindigini/yerlestirildigini(kasyopya celseleri) resmin icine sokarsak büyük resmi daha iyi görebiliriz...(zannedersem Deney devam ediyor ve Türk irkinin genetiginde deney icin önemli olan birseyler var ve birde Anadolu'nun üc kitayi birlestirdigini hesaba katmak gerekiyor)

Uzun lafin kisasi Tayyip amca sadece bir piyon,kendi derslerini ögrenebilmek icin elinden gelen herseyi yapiyor (bizler gibi!)

Politika konusunda ise ... zaten adi üzerinde Politika kavramındaki poli, çok anlamına geliyor. Tika ise yüz anlamındadır.Nicollo Machiavelli (Makyavel), siyaset ve ahlakı birbirinden kesin hatlarıyla ayırmış önemli siyaset bilimcilerden birisidir. Machiavelli'in "amaca ulaşmak için her araç meşrudur" sözü, devlet adamı ve politikacıların çok yüzlülüklerinin ifadesinden başka nedir?(http://www.acikgazete.com/yazarlar/birol-ertan/2010/01/11/poli-tika-ve-basbakan-eroglu-nun-sozlerini-dogru-okumak.htm?aid=33091)

Kalbini temiz ,gözünüz acik olsun.


Sevgili bigsenfoni bazı söylediklerini net bir şekilde anlayabilmek için biraz daha açıklama rica edeceğim sevgili kardeşim.

"Konsorsiyum" ve "konsorsiyumlar" derken tam olarak nasıl birşeyi kastediyorsun. Bildiğin gibi K'ların bahsettiği konsorsiyum İlüminati anlamına geliyor. Yani 3KH'nin zirve noktası olan ve 4KH ile de bağlantılı olan "kurum". Çoğul anlamda Konsorsiyumlar derken neyi kastediyorsun?

Ve Tayyip'i yetiştiren ve "yerleştiren" Konsorsiyum ile Atatürk'ü yetiştirip yürüttüğü politikaların başına koyan Konsorsiyjm derken, bu konuda da biraz açıklamaya ihtiyacım var. Burada BH ve KH eğilimi olan farklı konsorsiyumlardan mı bahsediyorsun, yoksa Tayyip'i de, Atatürk'ü de İlüminati'nin yönlendirdiğini ve kullandığını mı? Veya başka birşeyi mi kastediyorsun?

Tayyip'in Amerikan yanlısı gibi görünmesine rağmen aslında olmayabileceğini söylerken de yine tam olarak neyi kastettiğini anlayamadım. Yani aslında ABD'ye hizmet eder gibi görünürken aslında bilinçaltında veya derinlerde bir yerde ABD'nin çok aleyhine olan birşey için bir görev görüyor olabilir anlamında mı? Yanlış anlama, eğer kastettiğin şey buysa, ben kesinlikle öyle birşey olamaz demiyorum. Her türlü olasılığın üzerinde ciddi ciddi düşünmeye hazırım.

Politika teriminin etimolojisiyle ilgili farklı açıklamalar olmakla birlikte, bildiğimiz manasıyla politikanın tıpkı senin belirttiğin gibi bir "ikiyüzlülük" ve hatta çok-yüzlülük durumu olduğundan bir şüphe duymuyorum. Yani insanları kontrol altında tutmak için her türlü hokkabazlığın, soytarılığın ciddi bir meslek olarak uygulanması söz konusu.

Sevgili kardeşim, Türki Cumhuriyetlere yaptığın referanstan neyi kastettiğini de çok iyi anladığımdan emin değilim, ama şunu bilmeni isterim ki, ben pozitif yöndeki tüm birlik çabalarını desteklerim. Türklerin iyi bir amaç uğruna birleşmesini de desteklerim, Kürtlerinkini de, bambaşka etnik veya dinsel veya kültürel grupların da. Yeter ki pozitif bir amaç yolunda olduğunu hissedelim, sezelim ve destekleyelim. Bu spesifik grupların kötüden ziyade iyi bir amaç için birleşmesi de son derece sevinilebilecek bir gelişme olacak olsa da, en güzeli, din-dil-ırk-kültür ayırt etmeden, iyilik yolunda olan herkesin birleşmesidir. Ama belki de bu gerçekleşmeden önce dinsel-dilsel-ırksal-kültürel bazı birleşmeler gerçekleşecek, kimbilir. Belki de bu son derece doğal ve iyi birşeydir ve desteklenmesi gerekiyordur. Çünkü belki de bu birleşmeler, eninde sonunda mutlak birliğe doğru giden yolda ilerleyecektir, olabilir. Ben bunu da imkansız veya anormal görmem. Ve hatta desteklerim her türlüsünü.

maiterya

#26
Tayyip ve fethullah kendilerince konsorsiyuma takiyye yapıyorlar bence,asrı saadet şeriat devleti kurmak için tek yolun konsossiyumla işbirliği yapmakla olduğunun farkındalar ve yeterince güçlendikten sonra dirsek göstereceklerine inanıyorlar ama mafya kanunlarına göre bu bu klube giren çıkamaz.Sonuçta hepside kendine hizmet grubu.
 

Küçük Ağaç

#27
Puff!! bozadi beyin cimlastigi yaptırıyorsun bana resmen kendimi geri zekalı gibi hissediyorum zaten cogu şeyi / kavramı okurken :))
Dur biraz, bunlar üzerine düşüneyim.
 

Küçük Ağaç

#28
Peki. Yuksek sesle dusunuyorum ve İlk aklıma gelen düşünceyi paylaşıyorum:
Su an kalabalıklar icinde yasıyoruz büyük sehirlerde, internet en büyük iletişim ağımız... fakat ben dagın basında insanlarla cok az iletişim kuran bir çoban olarak dünyaya gelmiş olsaydım bu "iyilik ailesine" nasıl ulaşacaktım?
O zaman icinde oldugum iyi halden sadece kendim faydalanmayacakmiydim? E ozaman bu sadece Kh olmaz miydi? Yani kendi frekansimi korumak kendine hizmet değil mı aslında? İyi olmak:İyi ahlak, yardımseverlik, paylaşıma açıkça istekli olmak, vs hep baskaları ile anlamlı ve mümkün...?
Su an en büyük iletişim aracımız internet bir sekilde zarar görse bu büyük aile nasıl parçalanmaz olacak peki?
"iyiliğin örgütlenmesi" nasıl mümkün?
 

bozadi

#29
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen maiterya

Tayyip ve fethullah kendilerince konsorsiyuma takiyye yapıyorlar bence,asrı saadet şeriat devleti kurmak için tek yolun konsossiyumla işbirliği yapmakla olduğunun farkındalar ve yeterince güçlendikten sonra dirsek göstereceklerine inanıyorlar ama mafya kanunlarına göre bu bu klube giren çıkamaz.Sonuçta hepside kendine hizmet grubu.

Evet, katılıyorum maiterya. Küçük şeytanlar güya büyük şeytanı kandırdıklarını sanıyorlar veya kandırabileceklerine halkı inandırmaya çalışıyorlar. Tayyip de Fethullah da ABD'ye köpeklik etme konusunda hiçbir çekince duymuyorlar. Bu şerefsiz ABD 1 numaralı Müslüman katili ve tecavüzcüsü olduğu halde, bu aşşağılık din tüccarları hiç utanmadan hem İslamcılık söylemiyle bonus toplayıp hem de bunu ABD'ye köpeklik ederek sürdürmektedirler. Tayyip zaman zaman "gerekirse ABD'ye de tavır alırız" gibisinden sinyaller verecek gibi oluyor ama ondan sonra bir bakıyorsun usul usul efendisinin kucağına oturuyor yine. Zaman zaman isyankar "emo" artislikler yaparak milletten duygusal bonus toplamayı ihmal etmiyor. Fethullah'ın köpekliği daha istikrarlı, daha olgun. Tayyip daha çiğ bir ruh olduğu için çok çalkantılı, kaprisli, dalgalı bir köpeklik deneyimi yaşıyor, ki bu da bir ölçüde anlaşılabilir birşey.