Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

11 Ekim 2014

Başlatan bozadi, 13 Ekim 2014, 23:02:29

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Küçük Ağaç

Puff!! bozadi beyin cimlastigi yaptırıyorsun bana resmen kendimi geri zekalı gibi hissediyorum zaten cogu şeyi / kavramı okurken :))
Dur biraz, bunlar üzerine düşüneyim.

Bu biraz da benim suçum sevgili Küçük Ağaç. Bazen (?) sadelikte kalamıyorum. Lafı uzattıkça uzatıyorum ve fırsat bulunca kendi beyin jimnastiğimi yapmak için bazı kendini ifade fırsatlarını suistimal edebiliyorum.
 

Alıntı YapEklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Orjinal Mesajı Ekleyen Küçük Ağaç

Peki. Yuksek sesle dusunuyorum ve İlk aklıma gelen düşünceyi paylaşıyorum:
Su an kalabalıklar icinde yasıyoruz büyük sehirlerde, internet en büyük iletişim ağımız... fakat ben dagın basında insanlarla cok az iletişim kuran bir çoban olarak dünyaya gelmiş olsaydım bu "iyilik ailesine" nasıl ulaşacaktım?
O zaman icinde oldugum iyi halden sadece kendim faydalanmayacakmiydim? E ozaman bu sadece Kh olmaz miydi? Yani kendi frekansimi korumak kendine hizmet değil mı aslında? İyi olmak:İyi ahlak, yardımseverlik, paylaşıma açıkça istekli olmak, vs hep baskaları ile anlamlı ve mümkün...?
Su an en büyük iletişim aracımız internet bir sekilde zarar görse bu büyük aile nasıl parçalanmaz olacak peki?
"iyiliğin örgütlenmesi" nasıl mümkün?

Dağın başında yalnız yaşayan çoban örneği çok marjinal bir örnek gibi görünüyor ama yine de buna dair birkaç fikrimi paylaşmak isterim tabi. Michael Newton'un sitemizde alıntıladığımız kitaplarında okuduğumuz gibi, eğer bir şahıs ömrünü toplumun geri kalanından son derece yalıtık bir şekilde yaşıyorsa, bu "dinlenme" enkarnasyonlarından biri olabilir. Yani önceki enkarnasyon çok yorucu ve zahmetli geçmiştir. Veya belki de başka insanlarla aşırı derecede etkileşim içine girilen bir enkarnasyon geçirilmiştir. Kişinin uzun bir dinlenmeye, tek başına kalmaya, kendi başına düşünmeye ihtiyacı vardır. Kişi rehberleriyle görüşerek böyle bir enkarnasyon planı yapabilir.

Bu da BH ile çatışan birşey değil. Burada tek bir enkarnasyonun kısavadeli bakış açısından ziyade, çok sayıda enkarnasyonun uzunvadeli bakış açısıyla bakmaya çalışmak gerekiyor. Filmin tek bir karesine bakarak sonuç çıkarmak yanıltıcı olabilir. Tek bir enkarnasyon değil, çok sayıda enkarnasyon yaşanması gibi bir durum olduğu için, bir enkarnasyon için yapılan yaşam planlarının anlam ve önemine dair bilgi sahibi olmak gerekir ve tabi planlanana ne derecede uygun bir enkarnasyon yaşandığını da inceleyebilmek gerekir. Yani verdiğin örnekteki çoban bizim hakkında bilgi sahibi olduğumuz belirli bir çoban olmadığı için, tam olarak neden öyle bir yaşam koşulu "seçtiğini" ve o enkarnasyonun BH kutuplaşmasına nasıl hizmet edeceğinin düşünüldüğünü (eğer şahsın niyeti BH yönündeyse) de bilemiyoruz. Ama okuduklarımızdan şunu anlamak zor değil: Bir insanın diğerlerinden çok yalıtık bir yaşam geçirmesi kesinlikle tesadüfi olamaz. Bu kadar ciddi bir durum kesinlikle "seçim" ile olabilebilecek birşeydir. Veya bir şekilde, alınması gereken bir dersin gereğidir. Öbür dünyada olup bitenlerle ilgili elimizdeki en iyi kaynaklardan anladığımız ve değer verdiğimiz diğer bilgi kaynaklarındaki temel bilgilerle de uyuşumlu olan bilgileri de tüm değerlendirmelerimizde sürece dahil etmek gerekir. Dinlerin "tek yaşam" fikriyle yaklaşılması durumunda durumu aydınlatmak çok zor, hatta imkansız olur.

"Kendi frekansını korumak" kendine hizmet eğilimini güçlendirmek anlamına gelmek zorunda değil kesinlikle. Yani o anlama da gelebilir ama ille de o anlama gelmek zorunda değil kesinlikle. Sana yönelik açık ve kasıtlı bir saldırı olması durumunda kendini korumak son derece doğal ve gerekli birşeydir. Bunun BH eğilimini kuvvetlendirmedeki etkisi ille de çok büyük olmayabilir ama kendini koruyamadıktan sonra var olan BH kutupsallaşmışlığını da kaybedeceksindir. Travmaya, işkenceye, ezilmeye maruz kalmak BH'yi artırmaz, ciddi şekilde sekteye uğratabilir.

Tabi yine hatırlatmak zorunda hissediyorum, bizler BH varlığı değiliz şu anda. BH varlıkları kendilerini en iyi şekilde, birlik ve beraberlik içinde korur, savunurlar saldırı olduğunda. Bunun aksini düşünmek absürt olur gibi geliyor bana. Ra, Pleiades ve Kasyopya bilgilerinde buna dair bilgiler mevcut. Bizlerse henüz BH varlığı olmadığımız için, güçlü KH güdüleriyle hareket eden güçlerin saldırılarına karşı kendimizi işbirliği yoluyla etkili bir şekilde koruma konusunda yeterince usta değiliz henüz. Ama olmamız gerektiğini gözlemliyoruz sanırım.

Ama saldırı altında değilken "kendi üzerimizde çalışmak" da ille KH eğilimini artırmak anlamına gelmek zorunda değil. Eğer KH'liğini gözlemlemeye ve azaltmaya yönelik bir çalışma yapıyorsan, bu KH'nin azaltılmasına ve BH'nin artırılmasına hizmet edecektir.

Veya örneğin spor yapıyorsun, vücudunu forma sokuyorsun, kendini güçlendiriyorsun vs. Eğer şahsın başka kişilerle etkileşimlerindeki genel eğilimi BH yönündeyse, o zaman kendi üzerinde yaptığı (ister fiziksel, ister psikolojik, ister ruhsal olsun) çalışmalar sonucu elde edilen neticelerin de yine o BH eğilimleri yönünde kullanılacağı düşünülebilir.

Veya düşün, bir şahıs hasta oldu. BH eğilimleri KH eğilimlerinden daha güçlü olan bir şahıs bu. Bir veya daha fazla sayıda kişinin ona hizmet etmesine ihtiyaç duyar. "Kendisine hizmet" edilmesine ihtiyaç duyar. Ama bu durum ille KH eğilimlerinin güçlenmesine hizmet etmek durumunda değildir. Aksine, özellikle de hizmet edenler bunu severek yapıyorlarsa, o şahsı tanıyor, güveniyor ve seviyorlarsa (yeterli ölçüde yani) bu yaptıkları hizmet hem onların "başkalarına hizmetini" güçlendirebileceği gibi, hasta şahsın da bir an önce iyileşerek başkalarına hizmet eğilimini artırmaya devam etmesi için çok faydalı olacaktır.

Kendi üzerimizde çalışmak, kendimize hizmeti azaltmaya ve başkalarına hizmeti artırmaya yönelik olabilir kısacası. Ki hepimizin kendi üzerimizde çalışmaya epeyce ihtiyacı olduğunu anlıyoruz okuduklarımızdan. Tabi farklı zamanlarda başkalarıyla çalışmanın önünde bir engel değil kesinlikle bu. Bir insanın kendini toplumsal (veya grupsal) etkileşimlerden yalıtıp sadece kendi üzerinde çalışması fikrinin çok sağlıklı olduğunu sanmıyorum. Mantıklı bir açıklaması olan çok çok özel bir durum olmadıkça tabi. İstisnai durumlar her zaman olabilir.

İnternet ve benzer teknolojiler yarın çökecek olsa, elbette fiziksel birlikteliğin önemini ortaya çıkarır bu. İnsanların birbirleriyle ne kadar samimi olduklarına bağlı olarak, psişik bağlar da vardır elbette ama yine de fiziksel yakınlık veya birbirinden haberdar olma ve bir şekilde işbirliği yapabilecek imkanlar bulmak çok önemli hale gelecektir. K'ların ve Laura ve ekibinin "birlikte komünal yaşam" tavsiyeleri de bununla ilgili olsa gerek. Tabi bizler bunu halihazırda veya kısavadede ne kadar uygulayabilecek durumdayız, bu da tartışılması gereken birşey sanırım.

"İyiliğin örgütlenmesi nasıl mümkün?" sorusu çok büyük, çok geniş ve çok güzel bir soru. Hepimizin üzerinde düşünmesi gereken birşey. Bu forumun amacı bu sorunun yanıtlarını ve o yanıtları uygulama yollarını bulup denemeye yönelik denebilir.

Yine, hatırlayalım, bizler halihazırda "iyi varlık" değiliz. Sadece gerçekten olmak istiyoruz veya istiyor olabiliriz. Çektiğimiz sıkıntıların bizi bu kadar olumsuz etkileyebilmesinin nedeni de hala KH frekansları sınırları içinde olmamızdır. İyilik eğilimi güçlendikçe örgütlenme kendiliğinden, doğal şekilde meydana gelecektir. Peki ama iyilik nasıl artar? Bu çok çeşitli şekillerde meydana gelen birşey olabilir belki ama belli ki işin özü "iyiyi sevme ve onu isteme" gücüyle, potansiyeliyle ve faaliyetleriyle bağlantılıdır.

İnsanlığın "düşüş" süreciyle ilgili tartışmalara göz atmanda fayda var. Kısaca belirtmek gerekirse, insanlığın genetiğinde büyük bir temebellik ve atalet var. Bunu kendimiz seçmişiz bir şekilde. Birileri de (negatif güçler) bu durumu çok fena suistimal edegelmiş. Bu durum bugün hala insanlıkta çok açık gözlenen birşey: Duyarsızlık.

Şimdi bir yandan hepimizde hala o ruhsal tembellik ve atalet hastalığı var, bir yandan da şiddetli baskı ve işkence koşulları altındayız. Ve giderek daha net bir şekilde görebiliyoruz ki, eğer birlik olup kendimizi korumak için birşeyler yapmazsak, o karanlık güçler bizi gerçekten fena yapacak. İşte, iyilik güdüsünün artırılmasına da bu da hizmet edebilir. Yani durumun (KH güçlerinin üzerimizdeki planlarıyla ilgili realite) ciddiyetini anlamak, bizi kendini korumaya, bunun için işbirliği yapmaya, dayanışmaya sevk edebilir. Genel BH eğilimlerini son derece güçlendirici bir etki yapabilir.

K'ların, Laura ve ekibinin yaptığı ve yine bu forumun niyet ettiği şeylerden biri, bizleri saran şiddetli KH realitesinin ciddiyetinin farkına varılmasına yardımcı olmaktır. Ki böylece işbirliği yapıp dayanışmamamız durumunda neler olabileceğini öngörebilelim.

BH'yi artıran tek şeyin bu olduğu iddia edilemez elbette. BH'yi sevmek ve istemek olmalı işin temelinde. İyiliği, güzelliği, adaleti gerçekten sevmek, onun bir parçası olmayı, ona hizmet etmeyi en derinden istemek. Bunu zaman zaman deneyimliyoruz. Ama zaman zaman bunu feci şekilde unutuyoruz, bambaşka ruh halleri veya sefaletleri içinde olabiliyoruz. Pozitif inancımızı, sezgilerimizi tamamen yitirdiğimiz durumlar ve süreçler yaşıyoruz. Bunlar çok feci olabiliyor. Veya başta çok keyifli görünen bir yolla (KH'nin rüşvetleri...) poztiflikten uzaklaşıp, sanki hep öyle eğlenceli gidekmiş gibi görünen birşeyler yaşayıp sonunda çok büyük bir acıya gark olabiliyoruz.

İşte öncelikli amaçlarımızdan biri bu durumla yüzleşmek. Bir zaman BH'yle harika bir etkileşimimiz oluyor, sanki bu hep böyleymiş, hep öyle  devam edecekmiş gibi oluyor, sonra başka bir zaman cehennem azabı bir bastırıyor ki, o da sanki her zaman böyleymiş ve böyle devam edecekmiş gibi hissettiriyor. Artık bu istikrarsızlığı ve çıldırtıcı derecede aşırı dalgalanmaya bir istikrar getirme gereksinimini anlamamız gerekiyor. İstikrara ihtiyacımız var. Bizler 180 derece zıt kişiliklerin içine girip çıkabiliyoruz. Yani hem yoğun BH hem de yoğun KH deneyimleri yaşayabiliyoruz. Evet, yoğun KH deneyimi derken ille de büyük bir arzuyla etrafımızdakilere zarar vermeyi kastetmiyorum. BH eğilimi KH eğiliminden daha güçlü olan bireylerde yaşanan şiddetli KH deneyimleri daha çok kendine zarar veren bir nitelikte oluyor doğal olarak ama bundan çevredekilerin de bir miktar nasibini alması kaçınılmazdır sanırım.

Ve size birşey söyleyeyim mi, yoğun BH deneyimleri ile yoğun KH deneyimlerini önümüzdeki günlerde giderek artan bir sıklıkla deneyimlemek durumunda kalabiliriz. Bu çıldırtıcı olabilir ama biraz da gerekli. Neden mi? Az önce de belirttiğim gibi, insan yoğun bir BH durumu yaşayınca, sanki herşey başından beri hep öyleymiş ve öyle devam edecekmiş gibi hisseder. Aynı şekilde o kahredici KH fırtınası geldiği zaman da yine sanki herşey baştan beri öyleymiş ve öyle devam edecekmiş gibi görünür. Yani bizler 180 derece zıt karakterlere bürünebiliyoruz. Şizofreniyi deneyimliyoruz yani. İki zıt karakter öylece içimizde duruyor, birbirlerinden haberleri yok belki! Tabi normalde ikiden fazla alt karakterimiz var ama örneği somutlaştırmak için iki ana alt karaktere indirgiyorum. Bu bir gerçek. Bu bizim hastalığımız. Peki bu süreçleri daha hızlı bir sıklıkla deneyimlememiz neye mi yarayacak? Tabi ki iki zıt karakterin deneyimleri birbirine yaklaştıkça karakterler birbirinin farkına varacak. Daha doğrusu üçüncü bir farkındalık doğacak bu iki zıt karakterin varlığını gören ve bundaki anormalliği sorgulayan.

Kısacası hayat bizi artık "bir" olmaya teşvik ediyor olacak. Farklı zamanlarda 180 derece denebilecek zıt yönlere bakan bölünmüş birer karakter olmayı aşmamızı teşvik ediyor olacak hayat.

Bunları konuşuyor, tartışıyor olmamız, bu süreçleri kolaylaştıracaktır.

bigsenfoni

#31
Severek aciklamaya calisayim cevgili bozadi...

1-))"Konsorsiyum" ve "konsorsiyumlar" derken tam olarak nasıl birşeyi kastediyorsun. Bildiğin gibi K'ların bahsettiği konsorsiyum İlüminati anlamına geliyor. Yani 3KH'nin zirve noktası olan ve 4KH ile de bağlantılı olan "kurum". Çoğul anlamda Konsorsiyumlar derken neyi kastediyorsun?
Cevap-)ilk Türk ailesi/köyü/sehri gurubu olusumundan bu güne kadar gelen gurup...20.000 yil önce baslayan kurulan türk adini bu zaman kadar getiren  güclü ve cok bilgili, cok gizli /Derin devlet/gurup/Türk konsorsiyumu.Bu arada Mu'nun kutsal semboleri kitabinin sunus bölümünden bir alinti yapayim;

Gazi mustafa Kemal Atatürk'ün en cok üzerinde durdugu ve merak ettigi konulardan biri de Türklerin ve Anadolu insaninin kökleri ve atalariydi(neden acaba ?!yoksa konsorsiyum tarafindan mi görevlendirilmisti?)Cumhuriyetin ilanindan sonra Atatürk'ün bu konuya ilgisi artarak devam etti.Ve bu amactan yola cikarak nisan 1930 da Türk tarihi kurumu kuruldu.

''Bizim Türk milletimiz eski ve serefli bir millettir.Zaten orta Asya'nin Altay yaylasinda yetistigi icin kartalin meziyetlerini daha gencliginde kazanmistir.Ta uzaklari görür,hizli bir ucusu vardir ve RUHU BARINDIRACAK KADAR KUVVETLI BIR BEDEN SAHIBIDIR''
                                                                             MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK


yukaridaki paragrafin derinligi nefesimi kesiyor Ve Atatürk'ün ne kadar bilgili oldugunu (genetik/Ruhsal/soy konusu hakkindaki bilgileri! bence o konsorsiyumun Ta kendisi idi)

2-)Ve Tayyip'i yetiştiren ve "yerleştiren" Konsorsiyum ile Atatürk'ü yetiştirip yürüttüğü politikaların başına koyan Konsorsiyjm derken, bu konuda da biraz açıklamaya ihtiyacım var. Burada BH ve KH eğilimi olan farklı konsorsiyumlardan mı bahsediyorsun, yoksa Tayyip'i de, Atatürk'ü de İlüminati'nin yönlendirdiğini ve kullandığını mı? Veya başka birşeyi mi kastediyorsun?
cevap:burada ilimunatinin hic bir iliskisi yok.Türk konsorsiyumu ismi bile gizli hic bir tarihte yer almamis coook gizli... ama izlerini Tarihe belli bir bilinc bakis acisiyla bakilirsa görebilirsin.ve onlar olacaklari biliyorlardi!ve o yüzde Tayib amcayi ve ekibini görevlendirdiler.(4. yogunluga gecis anlaminda) ilimunati sadece bu grublardan bir tanesi ve Türk gurubu bir baskasi...(eger ileride zamani geldiginde konusursak bu konuyu daha derinlemesine acabiliriz(burada yazilmasi cok sakincali bir konu!)

3-)Tayyip'in Amerikan yanlısı gibi görünmesine rağmen aslında olmayabileceğini söylerken de yine tam olarak neyi kastettiğini anlayamadım. Yani aslında ABD'ye hizmet eder gibi görünürken aslında bilinçaltında veya derinlerde bir yerde ABD'nin çok aleyhine olan birşey için bir görev görüyor olabilir anlamında mı? Yanlış anlama, eğer kastettiğin şey buysa, ben kesinlikle öyle birşey olamaz demiyorum. Her türlü olasılığın üzerinde ciddi ciddi düşünmeye hazırım.

cevap-)Cok derin bir konu...Tek dünya devleti ve dengelerin korunmasi konusu KH ve BH konsorsiyumun/larinin sinir cizgisindeki saydamlik konusu ve büyük resimde dalgalanan ve yer degistiren görüntü...(3. ve 4. yogunlugun düsünce dalgalariyla/hareketleriyle/düsünceleriyle  dalgalanan)üstü kapali anlatmak zorundayim!Toplumsal belek icin hazirlanan dersler Vicdan/birlesme/gecis....

4-)Sevgili kardeşim, Türki Cumhuriyetlere yaptığın referanstan neyi kastettiğini de çok iyi anladığımdan emin değilim, ama şunu bilmeni isterim ki, ben pozitif yöndeki tüm birlik çabalarını desteklerim. Türklerin iyi bir amaç uğruna birleşmesini de desteklerim, Kürtlerinkini de, bambaşka etnik veya dinsel veya kültürel grupların da. Yeter ki pozitif bir amaç yolunda olduğunu hissedelim, sezelim ve destekleyelim. Bu spesifik grupların kötüden ziyade iyi bir amaç için birleşmesi de son derece sevinilebilecek bir gelişme olacak olsa da, en güzeli, din-dil-ırk-kültür ayırt etmeden, iyilik yolunda olan herkesin birleşmesidir. Ama belki de bu gerçekleşmeden önce dinsel-dilsel-ırksal-kültürel bazı birleşmeler gerçekleşecek, kimbilir. Belki de bu son derece doğal ve iyi birşeydir ve desteklenmesi gerekiyordur. Çünkü belki de bu birleşmeler, eninde sonunda mutlak birliğe doğru giden yolda ilerleyecektir, olabilir. Ben bunu da imkansız veya anormal görmem. Ve hatta desteklerim her türlüsünü

cevap-)yok..:D saka saka   Türki devletleri kücük kücük cember olarak düsün ve Türk konsorsiyumunu bu cemberleri icine alan büyük bir cerceve/dalgalanan resim olarak düsün ve Dünyanin büyük resminin icinde dalgalandigini düsün.hepsi büyük resmin parcalari ve belirli bilinc frekansinda olanlar  bu resme bakarak ögrenmeye devam ediyor.ve  hepimiz ögreniyoruz.

Bir de sunu yazmadan gecemiyecegim''SIMDI'DE hepimiz birilerinin düsüncesiyiz''Tayyip amca, ben, sen bu sayfa, Atatürk,ilimunati,Türk konsorsiyumu,Laura teyze,afacan Kücük agac,fethullah dayi,Ark amca ,Amerika,Türkiye,suriye israil,komsunun oglu Putin ...ama hersey ve bunlarin var olmasina zaten karar verdik ve  buraya bu karari neden verdigimizi görmeye geldik!!!hersey bilincimizin yükselmesi icin olusturulan dersler ve bu derslerin olmasi icin coktan  karar vermistik,veriyoruz, vercegiz, vermistik,Her sey Bir, Bir de sonsuzluk ve genisleyen sonsuzluk......

Kalbiniz temiz, gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#32
Sevgili bigsenfoni. Her zaman olduğu gibi çok ilginç ve şok edici konuların kapaklarını açıyorsun :)  Yalnız bu Türk Konsorsiyumu konusu çok kafamı karıştırdı açıkçası. İlüminati'ye paralel pek çok başka konsorsiyumlar olduğunu ve Türk Konsorsiyumunun da onlardan biri olduğunu söylüyorsun gördüğüm kadarıyla. Bu şu anda bana çok gerçekçi görünmüyor dürüst konuşmak gerekirse. İlüminati'nin her türlü kararlı negatif oluşumun mutlak üst yönetimi olduğu izlenimini edindim şimdiye kadar hep. Yani İlüminati'nin bir alternatifi olmadığını, başka gruplar olsa da bunların sonuçta doğrudan veya dolaylı olarak İlüminati'ye bağlı olduğunu düşündüm. Halen de böyle düşünüyorum ama senin konuyla ilgili yapacağın açıklamalara, sunacağın bilgi ve sezgilere, kanıtlara bağlı olarak kendi düşüncelerimde değişiklikler, güncellemeler yapmaya da açığım kardeşim.

Türk Konsorsiyumu Tayyip'i görevlendirmiş diyorsun. Peki Türk Konsorsiyumu BH mi yoksa KH eğilimli bir konsorsiyum mu? Atatürk'ü ve örneğin Tayyip'i görevlendirmesi ne anlama geliyor? Ne amaçla görevlendiriyor?

Konunun bir bakıma İlüminati'den bile daha gizli olduğunu ve konuyla ilgili bildiğin herşeyi açıklayamayacağını söylüyorsun anladığım kadarıyla. Öyleyse ne zaman uygun vakti olduğunu düşünürsen, bu konuyla ilgili paylaşılmasının, bilinmesinin faydalı olabileceğini düşündüğün şeyleri paylaşmanı bekliyor olalım sevgili bigsenfoni. Konuyu zorlamak istemem.

bozadi

#33
Bu arada, bizim ruhçu çevrelerde de sürekli bir "özel vazifeli ülke Türkiye/Anadolu" muhabbeti dönüp duruyor ama bunun ne ölçüde gerçekçi bir beyan olduğunu anlamak kolay değil. Evet, ben şahsen Kurtuluş Savaşı'nı çok özel veya sıradışı bir savaş ve zafer olarak görüyorum. Ayrıca, Atatürk'ün de zaman içinde ciddi bir yozlaşma/sapma deneyimlemiş olduğunu düşünsem de, bu onun olağanüstü ilham verici bir sürece muhteşem bir şovla öncülük ettiğine dair inancımı ortadan kaldırmıyor.

Atatürk'ün Mu kıtasına, Türklerin kökenlerine ve olağanüstü özelliklerine dair araştırmalarının, bu konudaki fikirlerinin ne ölçüde isabetli olduğundan şahsen emin olamıyorum doğrusu. Ve nedense bu konuda tamamen değilse bile kısmen bir ego etkisine kapılmış olabileceğini düşünüyorum. Ciddi bir objektiflik eksikliği olmuş gibi görünüyor bana. Yani bu "Türklüğün olağanüstülüğü" konusu bana çok gerçekçi bir tema gibi görünmüyor açıkçası. Ha elbette ben de bu konuda çok araştırma yapmış, konuya çeşitli yönlerden yaklaşıp bilgi edinmiş biri olmadığım için şu andaki yorumlarımdaki objektiflik düzeyi de son derecede düşük olabilir ama yine de bu konuda aklıma ilk gelen şeyleri paylaşmak istiyorum (konu hakkında bilgilerim artıkça bu düşündüklerimin yanlış olduğunu kabul edeceksem bile)

Öncelikle "Türklüğün" ne olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı var gibi görünüyor. Irk mı? Kültür mü? Veya ne? Anladığım kadarıyla Atatürk'ün de özellikle desteklediği veya geliştirdiği Güneş Dil Teorisi denen şey bütün insanların kökeninin Türk, bütün dillerinin kökenin ise Türkçe olduğu fikrine dayalı. İyi ama bu nasıl oluyor? Bütün herkes Türklükten geliyorsa, nedir bu Türklük? Dünyada bir sürü başka millet ve bir sürü başka dil var. Nasıl oluyor da hepsi Türklükten ve Türkçeden geliyor olabilir? Diğer herkes özünü unuttu veya inkar etti de bir tek hala kendini Türk diye tanımlayanlar mı yoldan çıkmadı?

Bana öyle geliyor ki, Atatürk öncülük ettiği Anadolu kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra, ülkede ve ülke halkı içinde kalıcı şekilde ve devrimsel denebilecek iyi-pozitif bazı gelişmeler olabilmesi için birşeyler yapmaya çalışmaya devam etti ama insanların fikren, dinen ve bambaşka açılardan ne kadar bölük pörçük olduğunu görünce, yani insanların Kurtuluş Savaşında sergilediği etkili işbirliğini sivil yaşamda göstermiyor olduğunu görünce çok morali bozulmuş. Yine, dindarlığın yobaz versiyonlarının insanları geri tutmada karanlık güçler tarafından ne kadar etkili bir şekilde kullanılabildiğini gördüğü zaman da bundan hiç hoşlanmamış. İnsanları idealinde beslediği olağanüstü birlik altında toplayabilmek için bir arayış içine girmiş ve "Türklük" konusunu ideal bir kimlik olarak görmüş gibi geldi bana. Yani Türklüğe yüklediği bazı değerlerle, insanları mevcut çeşitli başka kimliklerinden biraz uzaklaştırıp çok daha ideal bazı özelliklere zihinlerini açmalarını istemiş gibi görünüyor. Ama bu konudaki çabaları da pek istediği gibi gitmediği için ciddi bir hayalkırıklığına uğradığını, hem fiziksel, hem ruhsal olarak ciddi bir dejenerasyon geçirdiğini ve gaddarlaştığını düşünüyorum. Ra'da veya Kasyopya celselerinde örneğin Musa'nın da son derece pozitif eğilimli bir varlık olarak dünyaya geldiği halde, halkının (ve başka faktörlerin) onu çıldırttığına ve sonunda gaddarlaştırdığına değiniliyordu. Atatürk'ün de buna benzer bir süreç yaşadığını tahmin ediyorum. Müsait bir vaktimde burada kabaca ifade ettiğim görüşlerime dair biraz daha ayrıntılı açıklamalar yapmak isterim. Sizlerin de görüşlerini duymak isterim elbette. Ve konu hakkında sitemizde ve başka kaynaklarda mevcut bilgileri de elimden geldiğince incelemeye çalışacağım.

bozadi

#34
Evet, bana öyle geliyor ki, Atatürk'ü ve öncülük ettiği halkı savaşta yenemeyen güçler, barışta kendileri için daha elverişli bazı imkanlar bulmuş. Burada yine disiplin konusu gündeme geliyor. Ve bazı felaketlerin, zorlukların, acıların insanları "toparlayıcı" etkisine değinmek gerekiyor. Batının çakalları Osmanlı'nın cesedini nasıl paylaşacaklarını belirlemeye çalışırken Atatürk o bedenin ve taşıdığı canın bir dönüşümle tekrar canlanması sürecine liderlik yaptı. Pek çok bakımdan zaten sefalet içinde bulunan bir halkın saldırıya uğrayıp özgün kimliğinin yok edilmesi tehdidiyle karşılaşması son derece travmatik bir durum. O son derece tehdit edici durumun koşulları içinde bir lider çıkıp bir kurtuluş ümidi yarattı ve sürece başarılı bir şekilde öncülük etti. İnsanlar o zor koşullarda büyük ölçüde eşgüdümlü bir şekilde çalışıp didinerek sürece desteğini verdi ve böylece Kurtuluş Savaşı kazanıldı. İşte, burada bir kez daha zorlu koşulların ve çıplak tehdidin insanları nasıl daha disiplinli ve güçlü olmaya teşvik ettiğinin muhteşem bir örneğini görüyoruz. Yani o berbat koşullarda hem düşmanın püskürtülüp hem de sefil yaşam koşullarının iyileştirilmesi, gelecek ümidinin yayılması pek mümkün birşey gibi görünmese de gerçekleşti.

Ama nasıl oluyorsa, savaşın sona ermesinden sonra ilerleyen yıllarda, yani güya "barış ve özgürlük" koşullarında o disiplin, o özveri, o kardeşlik ve inanç gücü bir şekilde giderek yalan oldu. Atatürk'ü korkunç bir hayalkırıklığına ve giderek dejenerasyona maruz bırakan şey de buydu benim anladığım. İnanılması güç bir savaşı kazanan, halkına o savaşta olağanüstü bir işbirliği ve dayanışma deneyimleten komutan, barışta o işbirliği ve dayanışmanın giderek bozulduğunu ve savaş sırasında başarılı olamayan şeytani güçlerin barışta halkı daha kolay bir şekilde sömürebildiğini görünce ve bunu engelleyemeyince, akıl, beden ve ruh sağlığında büyük bir kayıp yaşadı ve berbat denebilecek bir halde bitirdi enkarnasyonunu. Onu savaşla alt edemeyen şeytanların herhalde çok keyif aldığı bir son oldu.

Kurtuluş Savaşının önünü açan travmatik koşulların, çok büyük ve yıkıcı bir deprem sırasında ve sonrasında yaşanan koşullara benzerliğine dikkat çekmek istiyorum. Nispi barış ve özgürlük koşullarında birbirlerine karşı doldurulan ve birbirlerine zarar vermeye provoke edilen çeşitli ideolojilerden insanlar, deprem gibi büyük bir doğal afetin meydana gelmesi sonrasında bütün o didişmelerini ve çatışmalarını ve ideolojik uyuşmazlıklarını bir kenara bırakıp kardeş kardeş işbirliği yapmak durumunda hisseder kendini ve bunu da zorla değil, içinden geldiği için yapar. Yıkıcı bir depremin ardından pek çok insan inanılması güç bir disiplin, işbirliği, uyumluluk ve çaba örneği göstererek enkaz altında kalanları kurtarmaya, cesetleri çıkarmaya, yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalışırlar vs. Ama deprem bir şekilde atlatıldıktan, yaraları büyük ölçüde sarıldıktan sonra yine birbirlerini yemeye devam ederler. Ama bu "birbirini yeme" halinin şeytani güçlerce provoke edildiği, zorlandığı gerçeğini gözardı etmemek gerekiyor. Yani büyük doğal afetler meydana geldiği zaman, şeytani güçlerin uyguladığı zehirli hipnotik durum bozuluyor, insanlar adeta bir gaflet uykusundan uyanıyor, gayet doğal bir şekilde iyi ve doğru olanı yapıyorlar. Ama felaketin, travmanın etkisi geçip de güya barış ve özgürlük geldiğinde, bu bir bakıma şeytani güçlerin hipnotik zehirlerini yeniden insanların kanına bulaştırmaları için de bir fırsat yaratmış oluyor. Ve insanlar tembelliklerinin, dikkatsizliklerinin, duyarsızlıklarının, boşvermişliklerinin vs etkisiyle, tekrar KH yönünde azımsanamayacak bir kutupsallaşma geliştiriyorlar veya BH yönünde kutupsallaşma geliştirmekte zorlanıyorlar.

Kurtuluş Savaşı sonrası dönemin ilerleyen süreçlerinde Atatürk'ün (bence) akıl-beden-ruh sağlığının bozulmasına neden olan da böyle bir süreçti.  Bana öyle geliyor ki, Atatürk geliştirmeye çalıştığı Türkçülük anlayışında, savaşta bir bakıma "mecburiyetin" sağladığı disiplin, işbirliği ve dayanışmayı barış ve serbestlik koşullarında da sağlayacak yüksek bir ideal yaratmaya çalıştı. Savaşta bir tehdidin "itiş" gücüyle eriştiğimiz pozitif disipline, barışta da güzel bir idealin "çekiş" gücüyle ulaşılabilmesini arzu etti. Ama insanların genelinin savaşta gösterdikleri azim, direnç, disiplin ve dayanışmayı barış koşullarında göstermeyeceklerini anladı. Karanlık güçlerin insanları nasıl çeşitli ideolojilere, zıt görüşlere itip birbirine düşürebildiğini gördü. Veya hiçbir ideoloji bağlamında olmasa bile, o global karanlık güçlerin sahip oldukları sosyo-siyasi-ekonomik kontrolle bütün bir ülke ve halkı üzerinde ne kadar büyük yaptırım güçlerine sahip olduklarını gördü. Bunun için halkı bir ideal altında birleştirme, disiplinli hale getirme, dayanışma geliştirme gerekliliğini gördü. Dinin önemli bir birleştiricilik, disiplin geliştirme ve dayanışma potansiyeline sahip olduğunu biliyordu ama pek çok insanın kendi gerilikleri ve yine karanlık güçlerin dinin gerici yorumlanış biçimleri konusunda halkın geneli üzerinde sahip olduğu etki gücü nedeniyle "din" kadar önemli bir aracı kullanamayacağını anladı. Yine de o konuda da birşeyler yapmaya çalıştı. İlerici bir din anlayışını geliştirmeye, desteklemeye çalıştı. Ama istediği verimi alamayacağı gibi dinin kendi yürütmeye çalıştığı sürece zarar vermede karanlık güçlerce ne kadar etkili bir şekilde kullanılabildiğini görünce buna moralinin çok bozulduğunu tahmin ediyorum. İşte, istiklal mahkemeleri ve benzer bazı başka örneklerde, Atatürk dini ve başka gerekçelerle onun idealini, mücadelesini desteklemeyen ve hatta ona karşı gelenleri "imha" yoluna gitti bir ölçüde.  Kılık kıyafet ve diğer bazı devrimlerde de halkın epeyce bir bölümü üzerinde bazı yönleriyle aşırı denebilecek baskılar uygulanmıştır. Kısacası, Atatürk savaşta disiplinle birleşip kendini müdafa eden ama barışta aynı şeyi yapmayan veya yapamayan halka çok kızmış ve bazı durumlarda faşizm sınırlarına ulaşan aşırı diktatörce bazı tavırlar sergilemiştir bana göre. Ve ne yazık ki, bedenen de, ruhen de son derece berbat bir hal içine bitirmiştir enkarnasyonunu.

Ele aldığımız kaynaklarda örneğin Musa'nın da son derece pozitif niyetlerle dünyaya gelen bir gezgin olmasına rağmen, halkının onu çıldırttığına ve sonunda Musa'nın halkına karşı gaddarlaştığına değiniliyordu. Ben Muhammet'in de buna benzer bir süreç geçirdiğini tahmin ediyorum. Yani son derece pozitif bir amaçla dünyaya geldiğini ve faydalı bazı faaliyetlerde bulunduktan sonra, halkın kendi içindeki bölünmüşlüğü ve karanlık güçlerin etkilerine açık olmaları sonucu aşırı yozlaşmaları neticesinde Muhammet'in kendisinin de ciddi ölçüde dejenere olduğunu, gaddarlaştığını ve misyonunun bundan ciddi ölçüde etkilendiğini tahmin ediyorum.

KH güçleri bu şahıslar daha yaşarken onların öğretilerinde ciddi bir dejenerasyon meydana gelmesini sağlarken, onlar öldükten sonra o öğretilere daha da şiddetli bir şekilde KH kutupsallaşması programlayabiliyorlar. Muhtemelen bütün ideolojiler için de geçerli bir durum olmakla birlikte, hem Türkçülük, hem de Atatürkçülük dediğimiz ideolojilerin hem son derece ilerici, hem de son derece gerici yorumları ve uygulamaları olabildiğini düşünüyorum. Yani tüm ideolojiler gibi bu ideolojiler de hem KH'ye hem de BH'ye yönelik potansiyeller içeriyor. KH güçleri tüm ideolojilere kendilerini bir şekilde sızdırıyorlar. İş yine bireyde bitiyor. Bir birey hangi dini veya siyasi ideolojiyi benimsediğini, hangi ideoloji adına hareket ettiğini söylerse söylesin, önemli olan eylemlerinde ne ölçüde BH, ne ölçüde KH güdüleriyle hareket edildiğidir bana göre. Bu da ancak faaliyetlerin ve sonuçların mümkün olduğunca objektif bir şekilde değerlendirilmesiyle anlaşılabilir.

macka

#35
Merhaba.yaklaşık 2010 dan beri forumu takip ediyorum.Spiritüalizm,tekamül vb konularla uzun yıllardır ilgiliyim.Ra,Pleides ve Kasyopya celselerini uzun zamandır inceliyor ve çok değerli buluyorum.Her "bilgi" nin özellikle insanlığa sunulduğu "zaman" ı ,koşulları da göz önünde bulundurularak değerlendirilirse, insanlığa çok önemli hizmetler sunduğunu düşünüyorum.Emeği geçen herkese teşekkürler.
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

bozadi

#36
Foruma hoşgeldin macka. Spiritüalizm, tekamül gibi konulara yakından ilgi duyan ve bu forumda bir bakıma temel alınmakta olan bilgi kaynaklarına da aynı şekilde ilgi duyan, beğenen veya bunlarla ilgili soruları ve eleştirileri olanların aramıza katılıp görüşlerini, önerilerini, sorularını ve eleştirilerini paylaşmaları çok değerli, çok sevindirici birşey. Elbette foruma üye olmak için ille de spiritüalizm hakkında veya esas alınan bilgi kaynakları hakkında ilgi ve bilgi sahibi olmak gibi bir zorunluluk yok ama en çok ele aldığımız konularda ilgi ve bilgi sahibi olup iyi niyetli bir şekilde fikir, soru, öneri ve eleştirilerini paylaşanlar çok yapıcı bir katkıda ve işbirliğinde bulunmuş oluyor bana göre. Teşekkürler.

Scyth

#37
Hoşgeldin macka.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

isiklidusler

#38
hoşgeldiniz maçka
nickiniz-karadeniz ya da kuzey çağrışımı yaptı bi an bizde
 

Alemtac

#39
Hoşgeldin macka :)
 

macka

#40
Teşekkürler isiklidusler.Yakın! Ama tahmin edilen  değil:)
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

believer planet

#41
foruma hoşgeldin maçka :)
herşey mümkün

Arulnool

#42
Ailemize hoşgeldin macka
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

macka

#43
Teşekkürler bozadi,Alemtac,believer planet,Arulnool kendimi ailenizin bir üyesi gibi hissetirdiğiniz için.
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

Ka

#44
Konu ile çok alakalımıdır bilemedim ama değilse uygun yere taşınırsa sevinirim,umarım rahatsızlık vermem buraya yazarak, uzun zamandır Sezar & isa teorisine yada gerçekliğine diyelim birşeyleri; diğer celselerde bir bilgi kırıntısı arıyordum çünkü hatırladığımı biliyorum aklımda sadıklar planı kalmış ama şimdi sirius misyonunu tekrar okurken şu  celse bu gerçekliğe bir destek gibi geldi, bakalım siz ne dersiniz...
kaynak için:http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/HTMLdosya2/SiriusBilgileri.htm

Celse bilgisi: CELSE: 4 6.5.1982

Plan:SİRİUS MİSYONU
medyom:ERGÜN ARIKDAL
celsede bulunanlar:MEHMET SANCAR,GÜVEN ERER, AHMET HIZVEREN,


M.S: Bir planın uzantısı olarak romalı bir varlık tarafından bize ruhsal enerjiden, hayat ve zaman enerjilerinden bahsedilmişti. Hayat ve zaman enerjilerinin değişik oranlarda karışımı, fizik enerji türlerini ve dolayısıylada değişik mekanları oluşturur denilmişti. Fakat bunların tek olarak evreni oluşturmayacaklarını ruhsal enerjinin bu iki tür enerjiden üstün ve onları tasarruf edebilen tek enerji olduğu belirtilmişti. Sadıklar planının son celselerinde bizlere ifade etmiş olduğu belirtilen enerji türleri, bunlar olsa gerek. İlk enerjinin hepsinin içine aldığı bu enerji türlerinden ruhsal enerji elektron mudur? yahut ruhsal enerjiyi, bize elektronla ilgili olarak lütfen açıklarmısınız? ve sözünü ettiğimiz romalı bir varlık sadıklar planının bir uzantısımıdır?

P: Enerji tektir. Ve o elektronlara, sonsuz yoğunlukta yerleşmiştir. Her yerde, her şeyde, her boyutta enerji vardır. En baştada söylediğimiz gibi, sizin ruhsal olabilmeniz, madde enerjisinin 12 misli bir yoğunlukta olmanızdan oluşmuştur. Bu kadar.