Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

12 Temmuz 2014

Başlatan bozadi, 15 Temmuz 2014, 02:34:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Celse Tarihi: 12 Temmuz 2014

Tablada Laura, Ark, and Andromeda

Pierre, Perceval, Polonel,, PoB, Chu, Atriedes, Data, No-man's-land, Mr. Scott, Alana, Timotheos

S: (L) Bugün 12 Temmuz 2014. Sezar'ın doğum günü veya ona yeterince yakın bir tarih. Tüm o takvim değişikliklerinden sonra bunu nasıl bilebilirsin ki? [Celsede mevcut olanların incelenmesi] Pekala, kollarımızı sıvayalım!... İşte buradayız. Siz neredesiniz?

C: İşte buradayız!

S: (L) Peki bu akşam kimle birlikteyiz?

C: Kasyopya'dan Juinius L R.

S: (L) Mr. Scott, bize biraz toz getirebilir misin? Çok çekme var... Kimsenin çok bastırdığını sanmıyorum. [Tozun yeri bulunuyor ve tablaya uygulanıyor] İşte başlıyoruz. Bunun daha iyi olup olmadığına bir bakalım.

C: İyi iş!

S: (L) Bu gece yana çektiğinizi fark ediyorum. Biri bana şu printer'ın yanındaki kağıt parçasını getirsin. Pekala, forumda birinin sorduğu birkaç soru var. Şöyle diyor:

"Wal Thronhill diyor ki Satürn bir Kırmızı Cüce yıldızken Dünya, Mars ve Venüs Satürn'ün uydularıymış ve sonra Satürn Güneş'in alanına yakalanmış ve onun kromosferinde kalmış. Satürn Güneş'in alanına yakalanınca kendi kromosferini kaybetmiş ve üç tane büyük uydusu da elektrik etkileşimlerinden dolayı Güneş'in yörüngesine girmişler. Satürn gerçekten de önceden bir Kırmızı Cüce miydi?"

C: Hayır, bir birikimin ürünüydü. Bir gün bir Kırmızı Cüce olabilir ama bu o kadar uzak bir gelecekte ki, önemli değil.

S: (L) Pekala. Yani Satürn önceden bir Kırmızı Cüce değildi ve o zaman muhtemelen Dünya da Satürn'ün bir uydusu değildi. Bir sonraki soruya geçelim. "Dünya Satürn'ün kromosferinde bir uydu muydu?"

C: Hayır.

S: (L) "O dönemde medeniyetler var mıydı?"

C: İlgisiz.

S: (L) "Mars'ın yüzeyindeki yaralar Satürn'ün güneş sistemine girmesinin bir sonucu mu oluştu?"

C: Hayır, daha önce de tanımlandığı gibi Mars sisteme yeni giren Venüs'le etkileşti.

S: (L) Bu konuda bu kadarı yeterli. Bu elektrik evreni işindeki elemanların küçük bir sorunu var gibi görünüyor ve o temel sorunun ne olduğunu merak ediyorum.

C: Fazla elektrik ve yetersiz astronomi.

S: (L) Yani teorilerinde epeyce ilerlediler ama birşeyi hesaba katmadılar... Tam olarak anlamıyorum.

C: Bazı astronomik modellerin belirli bir geçerliliği var.

S: (L) Elektrikli evren teorisinin destekçileri pire için yorgan yaktı. TÜM astronomik teorileri reddettiler, halbuki bazıları geçerli.

C: Çoğu yıldız etrafında birikim olur.

S: (L) Gezegen oluşumuyla ilgili birikimsel disk teorisinden mi bahsediyorsunuz?

C: Evet. Ama başka cisimler bütün halinde gelebilir. Ayrıca Thornhill ve arkadaşları ikiz yıldızı gözardı ediyor.

S: (L) Konuyu değiştirmeden önce sormak istediği başka birşey olan? Herkes konunun değiştirilmesini bekliyor... Tamam, önceki tüm celseleri gözden geçiriyorum ve ilk yıl, yani 1994 yılında İsa konusuna çok takmışım. Bunun nedeni de dini yetiştirilişim, geçmişim vesaire. Ve bu konuya ciddi bir enerji, sadece enerji de değil, çok fazla duygu yükledim. İsa konusunda önceden verdiğiniz yanıtları okuyordum. Ve şimdi Jül Sezar'ın gerçekten İsa mı olduğunu yoksa İsa için bir model mi olduğunu sormak istiyorum. Neden bana bazen Sezar için geçerli olan, bazense olmayan cevaplar veriyordunuz?

C: Alamazdın. Bir soruyu güçlü bir önyargıyla sorduğunda, inanma iradeni ihlal edemeyiz.

S: (L) Filistin'de yaşamış olan ve...

(Perceval) İsa Hikayesi'nin yaratılmasında herhangi bir rol almış gerçek bir kişi var mıydı acaba?

(L) O sırada ne cevap vermişlerdi?

(Perceval) Biri vardı.

(Pierre) Bilinmeyen bir kişi.

(L) Bir keresinde İsa'nın görünüşünün nasıl olduğunu sormuştum ve siz de belirli bir tanımda bulundunuz... Ve sanırım sorarken "Nasıralı İsa" veya "Filistin'deki İsa" gibi belirli tanımlayıcılarla sormuştum. Yani sorularıma bazı tanımlayıcılar, ayırt ediciler de ekledim.

(Perceval) Ve aldığın cevap...

(L) Evet, soru nasılsa cevap da öyle oldu. Nasıl sormam gerektiğini bile bilmiyorum! O birey hikayeyle bir şekilde ilişkili miydi? Marangoz olarak tanımlanan kişiyle?

C: İsa efsanesine çok az katkıda bulunmuş olması dışında uzun zaman önce unutulmuş, yerel olarak ünlü bir stoacı filozof.

S: (L) Yani İsa'yla ilgili güçlü bir inanca sahip bir kişi, belirli bir bölgede yaşayan ve belirli şeyler yapan İsa'yla ilgili sorular sorabilir ve o bireyle ilgili cevaplar gelebilir ama daha büyük resimde asıl model Sezar'dı, öyle mi?

C: Evet.

S: (L) Tamam. Şunu sormak istiyorum: Bir keresinde İsa'nın bir süper bilinçlilik halinde olduğunu, ruhunun kopyalanıp insanlarla iletişim kurduğunu falan anlatmıştınız. Bunun Sezar'la herhangi bir ilgisi var mı?

C: Var gerçekten!

S: (L) Hmm...

(Perceval) Bir soru sorabilir miyim?

(L) Evet.

(Perceval) Sezar, insanların bir anlamda İsa'ya atfettikleri nitelikte bir ruh muydu? Daha yüksek bir yoğunluktan veya seviyeden gelen çok ilerlemiş bir ruh muydu?

C: Son derece yükleme yapılmış önyargılı hikayelerden bile bu anlaşılabilmeli.

S: (L) Şuna geri geleyim. Bunun için henüz pek hazır değilim. Bir başka soru sorayım. İsa'yla ilgili bir soru sorarken, komatoz bir durumda üç gün geçirdiğini, 96 saat'lik bir temiz kanal meditasyonu yaptığını, sonra taraftarlarına bazı kehanetlerde bulunduğunu ve sonra da bir ana gemiye yükseldiğini söylemiştiniz. Bu bilgiler NEREDEN geldi??

C: Çoğunlukla sen ve Frank'ten.

S: (Andromeda) Peki ona benzer herhangi birşey oldu mu?

(L) Herhangi bir zamanda herhangi bir kişiyle buna benzer birşey yaşandı mı?

C: Hayır.

S: (L) Yani Frank UFO'larla çok ilgiliydi ve ben de çok sıradışı birşey olmuş olduğundan çok emindim. Çok güçlü inançlarla o soruları sorduğumuzda başka bir bilgi gelmesine şaşırmamalı sanırım.

(Perceval) İsa'nın mağaraya gelmesi veya bir mağaraya yerleştirilmesi... Bu da senin İncil'le...

(L) Benim İncil eğitimim! Ve UFO'lar. Frank UFO'larla çok ilgiliydi! [kahkaha]

(Perceval) Trans meditasyonu. O sırada o işe çok girmiştiniz.

(L) Bana öyle geliyor ki, transkriptlerin pek çoğu bakımından, muhtemelen en iyi bilgi herhangi birşeyle ilgili hiçbir inancımız veya varsayımımız olmadığı zaman geldi. Sırf meraktan sorduğumuz şeyler.

C: Evet

S: (L) Tamam, burada Sezar'la ilgili tüm inanç ve varsayımlardan sakınmaya çalışacağım. [kahkaha]

(Mr. Scott) Evin her yanındaki Sezar büstlerini gözardı etmeye çalışın! ... K'lara söylüyordum. [kahkaha]

(L) Sezar'ın hayatıyla ilgili sorular sormak istiyorum.

(Perceval) Sezar hiç varoldu mu? En temelden başlayalım! [kahkaha]

(L) Sezar gerçekten yaşadı mı?

C: Evet.

S: (L) Pekala! [kahkaha] Sezar büyük ölçüde tarihsel anlatımlarda tanımlandığı gibi mi yaşadı? Yani Çiçero'nun ve Sallust'un ve Suetonius'un ve diğer tarihçelerin falan anlattığı gibi?

C: Tarihçiler önyargılıydı ve onun kalibresini anlayabilecek durumda değillerdi.

S: (L) Bu benden almayı bekleyebileceğiniz bir yanıt!

(Atriedes) Kalibre ha?

(L) Galya Savaşlarını Sezar'ın kendisi yazmış gibi görünüyor. Metin çalışmaları gerçekten de bu kayıtlarda BAZI değişiklikler yapılmış olabileceğine işaret ediyor ama çok değil. Sezar'ın stilinde yazı yazmak çok zor. Sezar'ın tarzının Latin dilinde yazılmış en kusursuz ve ihtişamlı yazı olduğu söyleniyor...

(Perceval) Önyargısız bir soru sorabilir miyim? [kahkaha]

(L) Evet?

(Perceval) Galya Savaşlarını Sezar mı yazdı?

C: Evet.

(Perceval) Güzel. Önce bu temel kavramları oturtmamız gerekiyor!

(L) Dediğim gibi, Galya Savaşlarını o yazdı. Galya Savaşları tam bir bilmece. Bir yanda inanılmaz parıltılı bir ruh görüyorsun, diğer yanda da o inanılmaz barbarlıkları okuyorsun. Mesele şu ki Galya Savaşlarıyla ilgili bildiğimizin çoğu Sezar'ın "yazdığı" şeyler....

(Pierre) Roma'daki insanları etkilemek için savaştaki kayıp sayısını abarttı mı?

C: Sadece o değil! Başkaları korku faktörünü artırmak için buna eklentiler yaptılar. Sezar'ın en yakın arkadaşı İspanya'dan bir Galyalıydı. Sezar'a ölümünden yüzyıllar sonra bile Galya'da olağanüstü bir onur atfedildiğine dikkat edin. Dünyaya büyük bir ruhun geldiği efsanesini düşünün!

S: (L) Son cümle neydi? [yanıtın ve belirsiz son cümlenin incelenmesi] O son cümle eksik miydi?

C: Evet... "ölümünden sonraki günlerde onun hakkında oluşturulan." (ç.n.: bir önceki yanıtın son cümlesinin "Sezar'ın ölümünden sonraki günler içinde dünyaya büyük bir ruhun geldiği yönünde oluşturulan efsaneyi düşünün!" şeklindeymiş anladığım kadarıyla.)

(Atriedes) Bir sorum var. Sezar aynı zamanda Artur efsanesine de ilham mı oldu?

C: Evet.

S: (Atriedes) Ve onun kayadan kılıcı çekmesi Sezar'ın kılıcı Crocea Mors'a bir referans mıydı?

(L) Sezar'ın nesi?

(Atriedes) Kayaya saplı kılıç hikayesi Sezar'ın kılıcı olan Crocea Mors'a, yani Sarı Ölüme bir referans mıydı acaba? Çünkü bronzdan yapılmış...

(L) Sezar'ın kılıcı o muymuş?

(Atriedes) Evet.

(L) Bunu kim söylüyor?

(Atriedes) Oturup birlikte okuduk ya! Nennius onun kılıcının kalkanına saplanmasıyla ilgili bir efsanesi anlatıyor. Kılıcın adı Sarı Ölüm imiş.

C: Yakın.

S: (L) Yakın diyorlar ama görünüşe göre Nennius o bilgi üzerinde biraz oynamış.

(Atriedes) Elbette oynamıştır.

(L) Hm...

(Perceval) Sezar'ın kendisi herhangi birini öldürdü mü?

C: Kesinlikle pek çok kişiyi.

S: (Perceval) Savaşlarla dolu bir zamandı ve pek çok ölüm oluyordu... Bir tür Büyük Ruh dünyaya geliyor... İsa gibi insanların ayaklarını öpen bir barış yapıcısı olması gerekmiyor, değil mi? "Ruhsal olarak ileri" olmanın bir gereği olarak başkalarının öldürülmesinin yasaklanmasından ne anlamalıyız?

C: O fikir çoğunlukla abartılmış bir insan felsefesi ürünü.

(Perceval) İyi olmak için öldürmeyeceksin şeklindeki fikir...

(Atriedes) Peki bu fikir hangi dinden geliyor? Dünyadaki en ölümcül dinden!

(Perceval) Normal bir insan için bir başka insanı öldürmek gerçekten de son derece travmatik birşey gibi görünüyor.

(Atriedes) Sosyal olarak aşılanan bir fikir.

(Perceval) Şüphem var. Askerler savaştan döndüğünde Travma Sonrası Stres Bozukluğu deneyimliyor. Öldürmek üzere eğitiliyorlar ama sonra kendilerini öldürmek istiyorlar, biliyorsunuz. Deneyimlerini kaldıramıyorlar...

(Pierre) Belki de fark şu ki, Sezar neden öldürdüğüyle ilgili çok temel bir nedenin farkındaydı...

C: Sezar öldürmeyi ortadan kaldırmaya veya büyük ölçüde azaltmaya niyet etti. Neye karşı olduğunu biliyordu.

S: (L) Tamam... Şunu sorayım: Sallust'un aktardığı, Sezar'a ait olduğu söylenen bir konuşma var. Catilina ile Savaş. Sallust bu konuşmayı Sezar'ın konuşması olarak aktarıyor. O konuşma esas konuşmaya ne kadar yakın?

C: Yüzde 80.

S: (L) Çünkü o konuşmada Sezar ölüm cezasına bile tamamen karşı. Böyle birşeyi okurken karşı karşıya kaldığın bilmecelerden biri bu. O konuşmayı yaparken kendi hayatını riske atıyordu! Etrafı Çiçero'nun komutası altında bulunan ve o insanları idam etmeye kararlı silahlı adamlarla doluydu. Ama Sezar tüm düşmancıl senatoya karşı durdu ve ölüm cezasına karşı çıktı. Hatta o sırada insanların kılıçlarını çekip onu öldürmek istedikleri yorumu yapılıyor. Bu İncil'deki İsa hikayesine çok benziyor. İnsanların kılıçlarını çekip onu öldürmek istemesi ama onun o gruptan kaçması ve grubun onun kaçtığını görmemesi. Gerçekten garip birşey. Bir insanın Sezar'ı katil bir psikopat olarak suçlaması çok zor. Ama Galya'daki ölü sayısı ve o korkunç olaylar... Bir çelişki var gibi. Önceki bir celsede İsa'yla ilgili soru sorarken, İsa'dan çocukları olan üç Romalı kadın olduğunu söylemiştiniz. O üç Romalı kadın aslında Jül Sezar'dan mı çocuk sahibi oldu?

C: Evet.

S: (L) Peki o kadınlar metres gibi birşey miydi?

C: Evet.

S: (L) Sadece o üçü mü vardı?

C: Hayır ama diğerlerinin uzunvadeli ilişkisi olmadı. Ayrıca "Romalı" terimi mutlaka "Roma" veya İtalya anlamına gelmiyor. Pek çok Galyalı birer "Romalıydı."

S: (L) Yani o kadınların aslında Galyalı Romalılar olabileceğini söylüyorsunuz? Belki de bir varsayımda bulunuyorum...

C: Evet.

S: (L) Soruma mı, yoksa varsayımıma mı evet? [kahkaha]

C: Her ikisi.

(Atriedes) Bir sorum var. İki soru. Aslında çok sorum var. Şunu sormak istiyorum: Cato gerçekten anlatıldığı gibi mi intihar etti, yoksa o hikaye onu iyi göstermek için mi uyduruldu? Basitçe kendini mi astı?

C: Cato tamamen çıldıran, şiddetli kişilik bozukluğu olan bir bireydi. Sezar'dan hıncını almak için kendi bedenini parçalaması mümkündü. Judas Iscariot'un kendini asması ve yere düştüğünde bağırsaklarının bedeninden fırlaması hikayesini düşünün; Cato ve onun Sezar'a karşıtlığının bir yansıması ve anısı.

(Atriedes) Pekala... Bir sonraki soru: Tarihsel sorular... Benim bildiğim kadarıyla Çiçero'nun ölümüyle ilgili iki hikaye var. Bir tanesi, onurlu bir şekilde başını uzatıp, onu öldürmek için gönderilen askerlerin kafasını kesmesine izin verdiği şeklinde. Diğeri ise, onları rüşvetle satın almaya çalışmış. Askerler çok eğitimsiz oldukları için onun kafasını üç darbede koparabilmişler. Bu hikayelerden hangisinin gerçeğe daha yakın olduğunu öğretmek istiyorum. Eğer yakınlarsa.

C: İkincisi gerçeğe en yakın olanı. Çiçero'nun yazdıklarından anlayabileceğiniz gibi, onun vücudunda tek bir cesur kemik yoktu.

S: (Atriedes) Sezar Kilikyalı korsanlar tarafından kaçırıldı mı gerçekten?

C: Hayır.

S: (Atriedes) Peki herhangi bir korsanı haça gerdi mi?

C: Hayır.

S: (Pierre) Kilikyalı korsan hikayesi gerçekte olan birşeyin dönüştürülmüş bir versiyonu mu?

C: Sezar bilimsel nitelikte başka bir maceradaydı.

S: (Pierre) "Bilimsel nitelikte" macera derken?

C: Öğretmeni Posedonius ile birlikte kısa seyahatler.

S: (Atriedes) Sezar'ın cüzdanı var mıydı?

(L) Sezar'ın nesi? Cüzdanı mı?

(Atriedes) Gülün Adı mıydı? Neyse... Ama daha önemli bir sorum var. Sezar 18 yıl boyunca Roma'nın sorunlarını düzeltmek için siyasi bir çözüm bulmaya çalıştı. Belirli bir noktada bunun olmayacağına karar verdi ve kendine bir ordu kurmaya karar verdi. O noktada 42 yaşında falandı.

(L) 18 yıl boyunca bunu barışçıl bir şekilde yapmaya çalıştı.

(Atriedes) Birden bir orduya sahip olmaya karar veriyor. Bronz Çağında mıydı? O sırada Roma hangi çağdaydı?

(Pierre) Bronz Çağından sonra.

(Atriedes) Demir Çağı.

(L) Ne söylediğinizi anlamıyorum.

(Atriedes) Bir orduyu yönetmeyi nereden öğrendi? Öğrenmek için gidip birini mi buldu yoksa herşeyi kendisi çözecek kadar harika mıydı?

C: Açıktır ki o sırada bunu öğrenebileceği biri yoktu. Fakat Sezar çok sevdiği ve onurlandırdığı Marius adlı amcasını iyi bir rol modeli olarak kullandı. Sezar'ın olağanüstü zekasını ve sezgisini küçümsemeyin.

S: (L) Yani kendisi çözdü. Bir hata yapıp tüm gece uykusuz kaldığı ve bu hatadan dolayı kendin suçladığına dair bir hikaye var. Yaptığı her hatadan ders almış ve fazla hata yapmamış. Sulla Sezar'ın yasağını kaldırdığı sırada gerçekten "Onu alabilirsiniz, onun içinde 40 Marius var" dedi mi?

C: Onun gibi birşey.

S: (Perceval) [Dünyaya gelen ruhlar hakkında...] Sezar'ın büyük bir misyonu vardı belki de? Belki de o sırada dünyanın ve insanlığın durumunu gördü... Peki başarısız mı oldu? Belki de bir başarı veya başarısızlık meselesi değildi. Onun misyonu neydi veya misyonunun somut sonuçları neydi? Anladığım kadarıyla o öldükten sonra Roma cehenneme dönmüş, sonra yok edilmiş. Eğer verilen zaman çizgisi doğruysa. Yani Sezar neyi başardı?

C: Karmayı dengeledi ve kendi zamanına kadar mevcut olmayan bir şablon yarattı. Merhamet daha önce hiç bu şekilde gösterilmemişti. Sorun her zaman olduğu gibi sizin aleminizdeki KH egemenliği. Ama Sezar başarısız olmadı. Ölümüyle 2000 yıldan uzun bir süre onurlandırıldı ve hatırlandı, sahte bir efsaneyle çerçevelenmiş olsa bile.

S: (Perceval) Olabileceğinin en iyisi. Sonuçta elimizde saptırılmış bir ünvan ve bir din var...

(L) Olabileceğinin en iyisi.

(Atriedes) Sonuçta 2000 yıldan sonra bile insanlar onun var olduğunu biliyor.

C: SİZ de ŞU ANDA onun hakkında soru sormuyor musunuz??

(Perceval) Evet ama sokaktaki ortalama insan açısından düşünürsek... Sadece bir ismi biliyorlar ve onun "çılgın bir diktatör" olduğunu düşünüyorlar...

C: Dalga tarafından güçlendirildiğinde, kelebek kanatları herşeyi daha hızlı harekete geçirebilir.

S: (Pierre) Bu ne anlama geliyor?

(Mr. Scott) Kanat çırpmaya devam et. Dalga geldiğinde bu çabanın etkisini artıracak, gibi birşey.

(Pierre) Evet ama kanatlar nedir? 2000 yıl önce merhametle ilgili sunulan şablonun dalga ile güçlenecek olması mı?

C: Siz ve başkaları gerçeğin farkına vardı.

S: (L) Carotta bu şey üzerinde ne zamandan beri çalışıyor?

(Perceval) Çok uzun zaman. 82'den beri sanırım.

(L) Yani benim tüm meditasyonlarıma ve yaptığım işe ayırdığım kadar zaman harcamış çalışmasına. Ve bir de Gary Courtney var. Son 30 veya 40 yılda üç kişi. Son 30 yılda 2000 yıllık aynı gerçeğin farkına varan üç kişi. Başka kimsenin olduğunu sanmıyorum. Son 2000 yılda aynı şeyi söyleyen başka kimse oldu mu?

(PoB) Evet. Birkaç Alman vardı. Biraz saptırılmışlar...

(L) Çıkıp "İsa Sezar'dı" mı demişler?

(PoB) Evet.

(L) Onların çalışması hakkında ve ne yaptıkları konusunda birşeyler biliyor musun?

(PoB) Hakkında okudum.

(L) Peki bu ne zaman olmuş?

(PoB) 1950'ler, belki 40'lar... O civar.

(L) Yani son 60-70 yılda fark edilen birşey.

(PoB) Başlangıçlar 19. yüzyılda olmuş ve doğru hatırlıyorsam sonrasında da fikir geliştirilmiş.

(L) Yani son birkaç yüzyıldan bahsediyoruz.

(Atriedes) Bu inanılmaz birşey.

(L) 2000 yılda...

(Data) Mommsen ve diğer adam var.

(L) Mommsen Sezar'ın İsa olduğunu mu söylemiş? Onun yaşamış en büyük insan olduğunu söylemiş. Ama İsa olduğuna dair birşey söylememiş.

(Kniall) Alexander Hamilton o yorumu birine yapmış.

(L) Evet, bir entelektüeller çevresi varmış...

(Atriedes) Yani İsa efsanesi Sezar'a dayalıydı ama bu gerçekten büyük bir saptırma...

(L) Evet ama efsaneleri araştırdığında, efsanelerin nasıl çarpıtıldığını anlıyorsun.

(Atriedes) Kesinlikle, kesinlikle. Mesele de o...

(Perceval) Ben tam olarak emin değilim. Kendi zamanında gelip erdemler öğrettiğini söylediler. Merhamet ilk kez o şekilde sergilenmiş. Çok kötü bir zamanmış.

(L) KORKUNÇ bir zamanmış... Yüce İsa!

(Perceval) Ama bizim zamanımızda küçük patatesler gibi görünüyor, çünkü biz daha "aydınlanmış" durumdayız.

(Atriedes) Eleştirdiğim şey o değil. Ayrıntılardan, eşeğe binmelerden falan bahsediyorum... (ç.n.: celsede konuşulan çeşitli şeyleri / yorumları muhtemelen bilgi eksikliğim nedeniyle yeterince anlamadan çevirmek zorunda kaldığımı söylemeliyim.)

(L) Ama İsa hikayesinde bile Sezar'ın hayatından pek çok gerçek unsur bulunması ilginç. Yani bunlar İsa efsanesi başlamadan önce, İncil belgeleri üretilmeden önce tarihsel olarak kaydedilen şeyler. Bir süredir aklımdan geçen birşeydi bu. Antias Brütüs ve ekibinin işlediği cinayet için bir özür yazıyor. Onu öldürmeleri gerekmiş çünkü o bir kral olmak istemiş. Hikayeye göre İsa neyle suçlandı? "Sen Yahudilerin Kralı olduğunu söylüyorsun."

(PoB) Bir sorum var. Hıristiyanlık dini ve İsa'nın icat edilmesi... Bu Schumacher anlamında esasen insanlara yardımcı olmaya yönelik olarak yapılmış birşey miydi? Çünkü insanların dine ihtiyacı vardı ve din sonradan yozlaştırıldı belki de. Yoksa en başından beri zaten kötü müydü?

C: Hıristiyanlık çok uzun bir sürece yayılan bir dizi gelişmeydi ve dolayısıyla sorduğun soru, sorduğun şekliyle herhangi bir cevaplanma olasılığına yaklaşmıyor.

S: (L) Sanırım Hıristiyanlığın son ambalajlanması...

(Perceval) Daha yakın zamanda olmuş.

(L) Çok yakın bir zamanda. Belki 9. veya 10. yüzyılda. Bu tarihten öncesinde Sezar efsanelerinden ve Sezar tapınımından ibaretti.

(Perceval) Hıristiyanlığın ilk gelişimi... Yani ilk geliştirilme biçimi olarak... Sezar'dan sonra, insanların Sezar'ı ve onun değerlerini tanrılaştırmasına verilmiş bir yanıt mıydı?

C: Evet.

S: (Chu) Eğer kutsandıysa...

(Perceval) Başlangıcı buydu.

C: Carotta dil meselelerinin aktarımları ve saptırmaları nasıl etkilediğiyle ilgili analizinde gerçeğe çok yakın. Eğer bu işte kötüler varsa, Flavian'lar ve Carolingian'lardır.

S: (Pierre) Yani Carotta haklıydı. Flavian'lar Hıristiyanlık mitini yarattılar. Sonra imparatorluğun çökmesinden sonra Carolingian'lar Hıristiyanlığın 2.0 versiyonunu yarattılar.

(Perceval) Karanlık Çağlar, Roma'nın düşmesi ile ilgili elimizdeki zaman ölçeği aşağı yukarı doğru mu?

(L) Neyi kastediyorsun?

(Perceval) Bizim zaman hattımıza göre, Sezar'ın ölümünden Roma'nın düşmesine... Kozmik felaketten... o 500 yıl veya her neyse...

C: O kadar sık bir şekilde yıllar eklendi ki, tabloyu çözmek çok sıkı bir çalışma gerektirir!

S: (L) Zaman hattının segmentlerini Halley Kuyrukluyıldızına göre tarihlendirme fikrimde haklı mıyım? Halley Kuyrukluyıldızının gelişleri yeteri kadar düzenli mi? Yani döngülerini geri doğru takip edip o geçmiş zamandaki olayları tarihlendirmede kullanılabilir mi?

C: Evet

S: (L) Yani Halley Kuyrukluyıldızı aşırı geniş aralıklı süreçlerde gelmiş gibi görünüyorsa, orada tarihe yılların eklendiği dönemler olabilir?

C: Evet.

S: (L) Ve bazı durumlarda eklediler, bazı durumlarda ise eksilttiler. Çok garip. 10 yıl ekleyip sonra 5 yıl çıkarabilirler. Toplamda 200 yıl kadar saptırma olduğunu düşünüyorum.

(Pierre) Belki de bunu sorabilirsin. Sezar resmi takvimlerimize göre yaklaşık olarak 2,114 yıl önce doğmuş. Peki gerçekte Sezar kaç yıl önce doğdu?

C: 1635. {379 yıllık bir fark}

S: [genel şaşkınlık sesleri] (Perceval) Herşey ne kadar saptırılmış. Biz de 400-500 yıl daha nasıl sürdüğünü düşünüyorduk.

(L) Sürmemiş.

(Perceval) Evet, sürmemiş. Belki 100 yıl sürmüş.

(Pierre) Ya da MS 400 veya 500'de bir çöküş oldu ve Fomenko'nun dediği gibi eklenen kısımlar MS 400-500 ile MS 1000 arasında yer alıyor. 

C: Kalıntıları kontol edin. Bazı durumlarda ardıl olarak değil, aynı zamanda birden fazla "imparator" vardı.

S: (L) Hiçbir kalıntısı olmayan bazı imparatorlar bile var. Historia Augusta'da yazılı bu. Ama kimse o imparatorların varlığını kanıtlayacak tek bir sikke bile bulmamış!

(Atriedes) Yani Sezar öldükten sonra herşey kaosa sürüklendi. Bir avuç despot çıkıp kontrolü eline aldı. Bundan kısa bir süre sonra ise çöküş yaşandı...

(L) Augustus vardı ve kısa bir sürede olan biten şeyler vardı... Augustus herşeyi belirli bir şekilde düzene koydu ve bu da birşeylerin gelişmesi için zaman sağladı. Ama bana göre Sezar'ın ölümünden sonra ve Augustus'un kontrolü ele geçirmeyi başarmasından önce ciddi bazı afetsi olaylar oldu. Ben Actium Savaşı'nı çok şüpheli bir olay olarak görüyorum.

(Perceval) Yani eklenen yılların Sezar ile Roma'nın çöküşü arasında eklendiğini düşünüyorsun.

(L) Evet, orada birkaç yıl eklendi...

(Perceval) O durumda, Mike Bailey'in ağaç halkalarıyla ilgili açıklaması gibi... Önceki bir celsede 560 yılında bir ateştopunun Batı Avrupa'nın çoğunu saran bir yangın başlattığını söylemişlerdi.

(L) O dönemde birden fazla olay vardı.

(Perceval) Ama tarihleme yapabilmek için, 1400-1500 yıl önce diyebilirsin... Yoksa daha kısa mıydı? Bize daha yakın bir zamanda mı oldu?

(L) Bence bize çok daha yakın bir zamanda.

(Pierre) 5 yüzyıl eklenmiş. Şunu sorabiliriz: O 5 yüzyıldan kaçı çöküşten önce, kaçı çöküşten sonra eklendi?

(L) Bu konuda biraz daha çalışma yaptıktan sonra soralım. Bunu şu anda bize söyleyeceklerini sanmıyorum.

(Pierre) Ama söylediklerine bakarsan çoğunun daha önce eklendiğini düşünüyorum.

(Perceval) Anlamlı.

(L) Çöküşten önce en az 100 yıl eklendiğini sanıyorum... Belki daha fazla. ... Çöküşten önce neredeyse 200 yıl eklendi bence.

(Pierre) 4 yüzyıl eklenmiş. Sezar'ın ölümü MÖ 44 ve çöküş MS 540. 5 yüzyıldan fazla... [??? Burada Pierre'i duymak çok zor...]

(Chu) Ama Fomenko'ya göre daha sonraydı.

(L) Evet çünkü o çöküşten sonra tarihin yeniden yaratıldığını anlamıyordu. 410'a kadar izleri takip edebiliriz ve sanırım o tarihten sonra pek çok şey ikiye katlandı. Buna döneceğiz çünkü şimdi 64,000 Dolarlık soruyu sormak istiyorum! Pekala, Sezar o hayatından beri hiç reenkarne oldu mu?

C: Hayır.

S: (L) Yani insanların onunla temas kurup iletişim kurabileceği süper bilinç halinde mi hala?

(Perceval) İsa e-postalarını yanıtlıyor mu? [kahkaha] İsa adına yapılan duaları yanıtlıyor mu?

C: Evet, paketler ulaştığında!

S: (Chu) Sezar şu anda başka bir yoğunlukta mı, yoksa?

C: 5.

S: (L) Tamam. Sezar'la doğrudan iletişim kurmamız mümkün mü?

C: Evet.

S: (L) Hm, bu bağlantı üzerinden bir iletişim ayarlayabilir misiniz? [kahkaha]

(Atriedes) Bizi ana hat üzerinden Sezar'a bağlayabilir misiniz lütfen?

C: Kenara çekiliyoruz.

S: (L) Umarım Sezar İngilizce iletişim kurabilir. Ave Sezar! [kaset bitiyor, bir başka kaset yüklemek için bekleniyor] Lütfen bekleyin!

(Atriedes) Yüce Lordumuzu ve Kurtarıcımızı hatta beklettiğine inanamıyorum! [kahkaha]

(L) Tamam, döndük Sezar. Tekrar deneyelim. Şimdi kendimizi toparlayalım... Orada zaman olmadığına göre hiçbir şey olmadı. Sanırım bir soru sormamız gerekiyor. Jül Sezar, orada mısın?

C: Evet.

S: (L) Adını doğru telaffuz ettim mi?

C: Hayır.

S: [kahkaha] (L) Hm, özür dilerim. Nasıl telaffuz edeceğimi bilmiyorum.

C: İpucu için yüksek Latin stiline bak. [harfler çok daha yavaş geliyor]

S: (L) Adını doğru telaffuz edip etmediğim konusunda konuşarak zamanı harcamak istemiyorum! Adını doğru telaffuz edersem bunun bir faydası olur mu?

C: Hayır.

S: (L) Tamam, bu konuda enerji harcamayacağım. Kimsenin Sezar'a sorusu var mı?

(Pierre) 15 Mart sabahı öldürüleceğini biliyor muydun?

C: Evet.

S: (L) Epilepsin var mıydı?

C: Hayır.

S: (L) Ölümünden önceki yıllarda birkaç olayda ani baş dönmeleri yaşadın mı?

C: Evet.

S: (L) Bunlar muhtemel uzun, sefil bir ölüme neden olacağını bildiğin bir hastalığın işareti miydi?

C: Evet.

S: (L) Öldürüleceğini biliyorduysan, kim tarafından öldürüleceğini biliyor muydun?

C: Hayır.

S: (L) Sürpriz miydi?

C: Evet.

S: (Pierre) Tarihçilerin sen ölürken söylediğini bildirdikleri sözleri gerçekten söyledin mi?

C: Çok yakın ama etkileşimde daha önce.

S: (Pierre) Yani cinayetten önce bir tür karşı karşıya gelme yaşandı...

(L) Hayır, bence etkileşim cinayetin kendisiydi. Etkileşimde daha önce... O sözleri ölürken söylememiş. Doğru mu? Brütüs'ün bu olayla bağlantılı olduğunu gördün, ona birşey söyledin ve sonra saldırı başladı. Bu daha yakın mı?

C: Evet.

S: (L) Pekala, Sezar karşınızda. Soru sorun!

(Atriedes) Marius'un askeri bir lider olarak senin modelin olduğu doğru mu, yoksa Büyük İskender'den veya Scipio'dan mı etkilendin?

C: Tümü ve ayrıca askeri nitelikte olmayan başka etkiler.

S: (Atriedes) Ordunun başına geçtiğinde o orduyu bir iç savaşta kullanman gerekecek olmasının çok büyük ihtimal olduğunu biliyor muydun?

C: Hayır. Bu benim kalbimi kıran ve sağlığımı bozan şeydi. Roma tepenin üzerindeki parlayan şehir olabilirdi, dünyanın ışığı olabilirdi.

S: (Atriedes) Eğer çok kişisel değilse... Clodius Bona Dea ile ilgili olay neydi? Bu gerçekten oldu mu yoksa bir olayı örtbas etmeye yönelik bir hikaye mi? Çok kişisel değilse?

C: Clodius'un sadakatini kazanmaya yönelik bir dizi manevraydı.

S: (L) Sanırım karın o sırada gözden çıkarılabilirdi?

C: O Çiçero'nun bir arkadaşı ve onun partisinin bir taraftarıydı.

S: (L) Bu Çiçero'nun karısı veya karısının kızkardeşi yoluyla mı oldu?

C: Evet.

S: (L) Pekala. Başka soru? (Pierre) Reenkarne olmayı düşünüyor mu?

C: Ancak yeni bir dünyada.

S: (L) 4. yoğunluğa geçişten sonra mı yani?

C: Evet.

S: (L) Sezar, hiç yakın bir arkadaşın oldu mu?

C: Çeşitli ama onlar güç istemedi.

S: (L) Ve onlar güç istemediğine göre, tarihte kayıtlı değiller.

(Chu) Ama kendini yalnız hissetmedin, değil mi?

C: Hissettim.

S: (Atriedes) Eğer dünyaya 3 tavsiyede bulunacak olsaydın, bunlar ne olurdu?

C: Örnek teşkil ederek kitleleri değiştirebileceğimi düşünmekle hata ettim. İnsanlar çoğunlukla değişken ve ben-merkezli. Bu yüzden, eğer gerçekten birşeyleri değiştirmek istiyorsanız, bu ancak erken eğitimle yapılabilir ama o zaman bile durum hassastır ve devam etmeyecektir. Nihayetinde, kendi gerçek doğanıza sadık olmalı ve hiçbir şeyden korkmamalısınız. Eğer bunu yaparsanız, gittikten sonra fark yaratabilirsiniz. Bu tam olarak senin sorduğun şey değil ama tüm amaçlara hizmet edecek 3 parça tavsiye de mevcut değil.

S: (L) Augustus'un senin ölümünden sonra olayları yönetme biçiminden memnun oldun mu?

C: Herkesi ve herşeyi manipüle eden kötü bir çocuk.

S: (Atriedes) Anının ve imajının bir dinde kullanılıyor olması seni rahatsız ediyor mu?

C: Eğer gerçeğin anlaşılmasıyla yapılıyorsa, hayır. Benim ordumun gösterdiği gibi, insanları bir araya getiren birşeyden başka nedir ki din?

S: (Atriedes) Şuradaki büst sana gerçekten benziyor mu?

C: Daha gençken.

S: (L) Kaç yaşındaki haline benziyor?

C: 43.

S: (Atriedes) Hiç yardımcıların oldu mu?

C: Beni kontrol eden, hiç.

S: (Alana) Sana ilham veren şeyin ne olduğunu merak ediyorum. O zor zamanlara rağmen devam etmeni sağlayan? İnancın nasıldı?

C: Çoğunlukla Posedonius'tan ve kadim zamanların Stoacılarının fikirlerinden ilham aldım. Beni devam ettiren şey sevgi ve acımaydı.

S: (L) Kime karşı sevgi ve acıma?

C: İnsanlık.

S: (L) Acımak, neden?

C: İnsanlık kaybolmuş durumda.

S: (L) Başka birşey? (Andromeda) Bugün gerçekten senin doğum günün mü?

C: Evet.

S: (Herkes) DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN!!

C: Ave Kasyopya'nın İnsanları! Hoşçakalın.

S: (Ark) Bu Sezar konusu başladığında fiziksel bir his duydum. Önce başımın sağ yanında elektriksel bir ürperti. Ve sonra saçlarımın kalktığını hissedebiliyorum. Birkaç kez kontrol ettim, gerçekten saçım hareket ediyor mu diye. Birşey bulamadım. Ama sonra buradan (şakağına dokunuyor) saçımın hareket ettiğini hissettim. Hareket etti. Birşey söylemek istemedim. Sonra, bir ara konuşurken gözlüklerim eğildi. Başta sorun yoktu. Birşey yapmadım. Sonra gözlüğüm düştüğü için düzeltmek zorunda kaldım. Bu daha önce olmamıştı.

(Andromeda) Hmm.

(L) Sezar senin yolunla bağlantı kuruyor olmalı.

CELSE SONU

İngilizce Orijinali: http://cassiopaea.org/forum/index.php/topic,35409.0.html

Scyth

#1
Bu çok ilginç bir celse. Sezar ne kadar farklı anlatılmış bize. Ellerine sağlık Bozadi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

maiterya

#2
Sezar olayı gerçekten ilginç,çok farklı anlatılmış evet
çeviri için teşekkürler.
 

KUTİ

#3
eline koluna ve tüm varlığına sağlık güzel varlık bozadi...
 

beyrutkapı

#4
laikliğin tarihsel kökeni ile anlaşılması için kullandığımız: ''tanrının hakkı tanrıya, sezarın hakkı sezara'' ifadesi şimdi ne kadar ahmakça geliyor... insanlığımızın cahilliği ve bakış açısıyla durumu içler acısı. ayrıca KH grubunun zaman üzerindeki bu manüpulasyonu çok ürkütücü! kim bilir daha ne kadar çok şeyimiz bu manüpulasyonun ürünü...

sevgili bozadi, merakımızı doyuran ve bilgimizi arttıran bu hızlı çeviri için ayrıca teşekkürler.
 

KUTİ

#5
S: (L) Şuna geri geleyim. Bunun için henüz pek hazır değilim. Bir başka soru sorayım. İsa'yla ilgili bir soru sorarken, komatoz bir durumda üç gün geçirdiğini, 96 saat'lik bir temiz kanal meditasyonu yaptığını, sonra taraftarlarına bazı kehanetlerde bulunduğunu ve sonra da bir ana gemiye yükseldiğini söylemiştiniz. Bu bilgiler NEREDEN geldi??

C: Çoğunlukla sen ve Frank'ten.

S: (Andromeda) Peki ona benzer herhangi birşey oldu mu?

(L) Herhangi bir zamanda herhangi bir kişiyle buna benzer birşey yaşandı mı?

C: Hayır.

S: (L) Yani Frank UFO'larla çok ilgiliydi ve ben de çok sıradışı birşey olmuş olduğundan çok emindim. Çok güçlü inançlarla o soruları sorduğumuzda başka bir bilgi gelmesine şaşırmamalı sanırım.

(Perceval) İsa'nın mağaraya gelmesi veya bir mağaraya yerleştirilmesi... Bu da senin İncil'le...

(L) Benim İncil eğitimim! Ve UFO'lar. Frank UFO'larla çok ilgiliydi! [kahkaha]

(Perceval) Trans meditasyonu. O sırada o işe çok girmiştiniz.

(L) Bana öyle geliyor ki, transkriptlerin pek çoğu bakımından, muhtemelen en iyi bilgi herhangi birşeyle ilgili hiçbir inancımız veya varsayımımız olmadığı zaman geldi. Sırf meraktan sorduğumuz şeyler.

C: Evet

 sevgili bozadi bu son celsede gecen bi açıklama canımı sıktı,lütfen beni aydınlatır mısın?
isayla ilgili ilk paragrafta verilen bilgilerin Laura ve ekibindeki kişilerin o anki ilgi alanına giren yada geçmişten getirdikleri inanç ve eğitimide içeren motiflerle cevaplandığı  gerçekte    öyle olmadığı teyit ediliyor ve bunu 2014 temmuzunda öğreniyoruz...bunca sene verilen bilgilerde Laura ve ekibinin o anki ilgi alanlarının değişkenliğine göre ,bizler,rölatif bilgiler mi aldık?
 

KUTİ

#6
teşekkürler sevgili maglor, düşüncelerini paylaştığın için, çok incesin sevgiyle selamlıyorum
 

Scyth

#7
Celseler %100 doğru değiller zaten. Şu an bu tip kaynaklar arasında %80'nin üzerinde doğruluğu olan tek kaynak Kasyopya Celseleri.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#8
Alıntı Yapsevgili bozadi bu son celsede gecen bi açıklama canımı sıktı,lütfen beni aydınlatır mısın?
isayla ilgili ilk paragrafta verilen bilgilerin Laura ve ekibindeki kişilerin o anki ilgi alanına giren yada geçmişten getirdikleri inanç ve eğitimide içeren motiflerle cevaplandığı gerçekte öyle olmadığı teyit ediliyor ve bunu 2014 temmuzunda öğreniyoruz...bunca sene verilen bilgilerde Laura ve ekibinin o anki ilgi alanlarının değişkenliğine göre ,bizler,rölatif bilgiler mi aldık?

Evet, bilgilerin bir bölümünün celse katılımcılarının ve soru soranların ilgili konularla ilgili güçlü ön-fikirleri (ön-yargıları) nedeniyle saptığından bir şüphem yoktu. (Bizzat negatif varlıkların müdahaleleri sonucu sızan sahte bilgilerden ayrı olarak). Yalnız "İsa" meselesi biraz "ağır" oldu. Şok oldum diyebilirim. Tarihte İsa diye bir kişiliğin olmadığına dair iddialara denk geliyordum ama Kasyopya celselerinde geçen bilgilere olan inancım nedeniyle bu görüşlere sıcak bakmıyordum. Çeşitli hususlarda bilgilerde sapmalar meydana gelmiş olabilirdi ama şimdi İsa diye birinin yaşamamış olmasının daha önce aynı İsa hakkında pek çok bilgi veren Kasyopyalılar tarafından doğrulanması, benim için yutulması kolay bir lokma değil. Kasyopyalılara güvenimi kaybetmiş değilim. Daha çok, güçlü önyargıların ne kadar ciddi sonuçlara neden olabildiğiyle ilgili bir ağırlık/zorluk bu. İsa'yla ilgili verilen bilgilerin önemli bir bölümünün aslında Sezar'a dair olduğu anlaşılıyor.

"Sezar" ile "İsa" kişilikleri arasındaki paralelliklere dair daha önce de celselerde ve Kasyopya sitesinde makaleler alıntılanmış, tartışmalar yaşanmıştı. Görünüşe göre bu tartışmalar bir önyargının parçalanması ve konuyla ilgili gerçeğin ortaya çıkması için bir vesile oldu.

maglor'un konuyla ilgili açıklamalarını önemli buluyorum. Ve Scyth'in de belirttiği gibi bizzat Kasyopyalılar geçmiş celselerde çeşitli bilgilerin saptığına dair bilgi vermişti. Özellikle Frank'li dönemde %30'luk bir sapma söz konusu olduğunu açıklamışlardı bir celsede. O sapmaların en azından bir kısmının sadece Frank'ten değil, aynı zamanda Laura'dan kaynaklı olduğunu anlıyoruz. Frank'ten sonra yeni yapılan/yayınlanan celselerle birlikte toplam celse bilgileri içindeki sapmış veri oranının düşmüş olması muhtemeldir.

Ben bütün bu gelişmelerden kendime de bir pay çıkarmaya gayret ediyorum. Celselerde geçen tüm bilgileri / iddiaları biraz önyargılı bir şekilde gerçek kabul etme eğilimindeydim. Bu konudaki yaklaşımımı revize etmem gerektiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Özellikle 2012-2013 yılları arasında dünyada çok daha büyük yıkımlar olmasını bekliyordum. Dünyadışı negatif (ve ardından pozitif) varlıkların dünyaya inme ihtimalini artık mutlak gerçeklik sınırına vardırıyordum zihnimde. Söz konusu yıkımların ve dünyaya dünyadışı varlıkların kitlesel olarak inmesi gibi şeylerin olmayacağına dair d bir kesinlik mevcut değil. Ben hala bunların tümünün olmasına neredeyse kesin gözüyle bakıyorum ama hiç değilse zamanlama ile ilgili bir sapma olduğunu algılıyorum.

Aklıma gelen bir ihtimal de şu: Kasyopya celseleri örneğinde olduğu gibi insanların azımsanamayacak bir bölümünde dünyada olan bitene dair farkındalık epeyce arttı. Bizzat bu farkındalık ve gösterilen tepkiler muhtemel geleceğin yapısını biraz değiştirdi. Belki de kendimiz için "ekstra zaman" yarattık. Böyle bakıyorum.

Dünyada şiddetli bir KH'nin ne kadar egemen olduğu ortadadır. İlüminati olarak adlandırılan konsorsiyum temelinde faşist dünyevi güçler dünya genelinde insan yaşamının koşullarını feci şekilde kontrol altında tutuyorlar. Ve bu faşist güçlerin dünyadışı negatif varlık gruplarıyla işbirliği halinde olduklarına dair de sadece Kasyopya celselerinden değil, pek çok farklı kaynaktan bilgi almak mümkün. Ve bence sezgilerimiz de bu konuda doğrulamalar sunuyor.

Bizim bu forum üzerinden yürüttüğümüz gayretin bu manada çok değerli olduğuna inanıyorum. Hayatımızda olup bitenlerin çok iyi farkına varabilecek insanlarız. Kendimizi uyutma/kandırma düzeyimizin insanlığın geneline göre çok daha düşük olduğuna inanıyorum. Bize dayatılan aşağılık koşullara boyun eğmeyi reddedip gerçekten yaşamak istediğimiz hayatı yaşamak için bir iradeye sahibiz. Bunun için mücadele etme, gerekirse savaşma iradesine sahibiz veya olacağız bence.

Dünyada hem iklimsel hem de diğer doğa olayları bağlamında, hem de insanlık düzlemindeki olaylar bakımından sürekli tırmanan bir yıkım ve dönüşüm sürecinde olduğumuzdan bir şüphem yok. Tüm bu yıkım ve dönüşümler ruhsal planda gerçekleşen dönüşümün bir yansıması. Bu süreci izlerken birlikte olmamız ve birbirimizin farkındalığına destek sunmamız, işbirliği yapma gayretimzi dünyanın, evrenin, hayatın en güzel şeyi bence. Macera daha yeni yeni başlıyor belki de bizler için.

KUTİ

#9
<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">sevgili bozadi bu son celsede gecen bi açıklama canımı sıktı,lütfen beni aydınlatır mısın?
isayla ilgili ilk paragrafta verilen bilgilerin Laura ve ekibindeki kişilerin o anki ilgi alanına giren yada geçmişten getirdikleri inanç ve eğitimide içeren motiflerle cevaplandığı gerçekte öyle olmadığı teyit ediliyor ve bunu 2014 temmuzunda öğreniyoruz...bunca sene verilen bilgilerde Laura ve ekibinin o anki ilgi alanlarının değişkenliğine göre ,bizler,rölatif bilgiler mi aldık?[/quote]

Evet, bilgilerin bir bölümünün celse katılımcılarının ve soru soranların ilgili konularla ilgili güçlü ön-fikirleri (ön-yargıları) nedeniyle saptığından bir şüphem yoktu. (Bizzat negatif varlıkların müdahaleleri sonucu sızan sahte bilgilerden ayrı olarak). Yalnız "İsa" meselesi biraz "ağır" oldu. Şok oldum diyebilirim. Tarihte İsa diye bir kişiliğin olmadığına dair iddialara denk geliyordum ama Kasyopya celselerinde geçen bilgilere olan inancım nedeniyle bu görüşlere sıcak bakmıyordum. Çeşitli hususlarda bilgilerde sapmalar meydana gelmiş olabilirdi ama şimdi İsa diye birinin yaşamamış olmasının daha önce aynı İsa hakkında pek çok bilgi veren Kasyopyalılar tarafından doğrulanması, benim için yutulması kolay bir lokma değil. Kasyopyalılara güvenimi kaybetmiş değilim. Daha çok, güçlü önyargıların ne kadar ciddi sonuçlara neden olabildiğiyle ilgili bir ağırlık/zorluk bu. İsa'yla ilgili verilen bilgilerin önemli bir bölümünün aslında Sezar'a dair olduğu anlaşılıyor.

"Sezar" ile "İsa" kişilikleri arasındaki paralelliklere dair daha önce de celselerde ve Kasyopya sitesinde makaleler alıntılanmış, tartışmalar yaşanmıştı. Görünüşe göre bu tartışmalar bir önyargının parçalanması ve konuyla ilgili gerçeğin ortaya çıkması için bir vesile oldu.

maglor'un konuyla ilgili açıklamalarını önemli buluyorum. Ve Scyth'in de belirttiği gibi bizzat Kasyopyalılar geçmiş celselerde çeşitli bilgilerin saptığına dair bilgi vermişti. Özellikle Frank'li dönemde %30'luk bir sapma söz konusu olduğunu açıklamışlardı bir celsede. O sapmaların en azından bir kısmının sadece Frank'ten değil, aynı zamanda Laura'dan kaynaklı olduğunu anlıyoruz. Frank'ten sonra yeni yapılan/yayınlanan celselerle birlikte toplam celse bilgileri içindeki sapmış veri oranının düşmüş olması muhtemeldir.

Ben bütün bu gelişmelerden kendime de bir pay çıkarmaya gayret ediyorum. Celselerde geçen tüm bilgileri / iddiaları biraz önyargılı bir şekilde gerçek kabul etme eğilimindeydim. Bu konudaki yaklaşımımı revize etmem gerektiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum.

Özellikle 2012-2013 yılları arasında dünyada çok daha büyük yıkımlar olmasını bekliyordum. Dünyadışı negatif (ve ardından pozitif) varlıkların dünyaya inme ihtimalini artık mutlak gerçeklik sınırına vardırıyordum zihnimde. Söz konusu yıkımların ve dünyaya dünyadışı varlıkların kitlesel olarak inmesi gibi şeylerin olmayacağına dair d bir kesinlik mevcut değil. Ben hala bunların tümünün olmasına neredeyse kesin gözüyle bakıyorum ama hiç değilse zamanlama ile ilgili bir sapma olduğunu algılıyorum.

Aklıma gelen bir ihtimal de şu: Kasyopya celseleri örneğinde olduğu gibi insanların azımsanamayacak bir bölümünde dünyada olan bitene dair farkındalık epeyce arttı. Bizzat bu farkındalık ve gösterilen tepkiler muhtemel geleceğin yapısını biraz değiştirdi. Belki de kendimiz için "ekstra zaman" yarattık. Böyle bakıyorum.

Dünyada şiddetli bir KH'nin ne kadar egemen olduğu ortadadır. İlüminati olarak adlandırılan konsorsiyum temelinde faşist dünyevi güçler dünya genelinde insan yaşamının koşullarını feci şekilde kontrol altında tutuyorlar. Ve bu faşist güçlerin dünyadışı negatif varlık gruplarıyla işbirliği halinde olduklarına dair de sadece Kasyopya celselerinden değil, pek çok farklı kaynaktan bilgi almak mümkün. Ve bence sezgilerimiz de bu konuda doğrulamalar sunuyor.

Bizim bu forum üzerinden yürüttüğümüz gayretin bu manada çok değerli olduğuna inanıyorum. Hayatımızda olup bitenlerin çok iyi farkına varabilecek insanlarız. Kendimizi uyutma/kandırma düzeyimizin insanlığın geneline göre çok daha düşük olduğuna inanıyorum. Bize dayatılan aşağılık koşullara boyun eğmeyi reddedip gerçekten yaşamak istediğimiz hayatı yaşamak için bir iradeye sahibiz. Bunun için mücadele etme, gerekirse savaşma iradesine sahibiz veya olacağız bence.

Dünyada hem iklimsel hem de diğer doğa olayları bağlamında, hem de insanlık düzlemindeki olaylar bakımından sürekli tırmanan bir yıkım ve dönüşüm sürecinde olduğumuzdan bir şüphem yok. Tüm bu yıkım ve dönüşümler ruhsal planda gerçekleşen dönüşümün bir yansıması. Bu süreci izlerken birlikte olmamız ve birbirimizin farkındalığına destek sunmamız, işbirliği yapma gayretimzi dünyanın, evrenin, hayatın en güzel şeyi bence. Macera daha yeni yeni başlıyor belki de bizler için.
 

bigsenfoni

#10
Namaste!

cevirim icin tesekkürler bozadi...Cok etkileyici bir celse ve artik yillardir bana kimin destek verdigini biliyorum.sana sükürler olsun SEZAR!!!Konusma tarzindan  hemen anladim ve tüylerim diken diken oldu.

4 sene önceydi O yere yine gitmem ve korkumun olmadigini göstermem gerekliydi, yoksa bütün acilar ve yapilan caslisma bosuna gidecek ve bulundugum bölgenin yine eski haline gelme (ben buraya gelmeden önceki haline)olasiligi vardi Kürt-türk kavgalari uyusturucu ceteleri sürtüsmeleri, mekan taramalari ve bin türlü olumsuz seylerin baslangicinin  ateslenmesi...Bu sefer Portallar/Robotlar/masalar osmanli_arab catismasi cikaracakti!Hemde öyle bir yerki sahibi adam pkk li olmasiyla bölgede taninan birisi...herneyse herseyi öngörmüstüm.ve basima geleceklerin vizyonunu/rüyasini 1 gün önce görmüstüm yüzde 90 lik dogru bir sekilde!!!Ama risk büyüktü ...Ve araya girdim 3 e karsi bir ve tabiki nakavt :D ama dikkart edim nakavt olmam gerekliydi ve oldum ...Söyle düsünün genis bir arab sülalesinin  yegenlerinden birini, osmanli-Türk milliyetci genis bir ailenin godamanlarindan biri dövüyor  ve durumun dengelenmesi icin araya Türkün biri girmesi ve arab cocugu kurtarmak icin kendini feda etmesi lazim ki olay dengelensin ve pasifize olsun.hatta attigim o yumruk o milliyetci osmanli godamanin belkide hayatini kurtardi ama farkinda degil ...(genelde portallar yaptiklari seylerin farkinda  olmuyorlar)Cünki ertesi gün mekanina üc münibüsle gelmisler  gözünü gördükten sonra  tamam tamam birsey yok deyip gitmisler!!!Iste böyle birsey.

Kusura bakmayin biraz fazla heyecanlandim  ve konuyu dagattim galiba ...Dedigim gibi konusma tarzindan hemen tanidim ve gözlerim doldu tüylerim diken diken,hickira hickira ...kendimi mutfaga zor attim.O zaman mekana giderken kaburgamda iki kirik, cok agir agri kesici kullaniyorum karacigerim hasarli ve hemen ameliyata alinma durumum var. ve o mekana gitmem ve durumum kontrol altinda tutmam gerekli  ve 7 gün boyunca hastaneden her gece ciktim  ve oraya gittim ve sabaha kadar bekledim cünki o kadar calisma ve aci bosuna gidecek,


Ve oraya giderken birses  KORMA Sakin korma,korku yok....Sana Sükürler olsun Sezar!



Not: Yazimin biraz ego güdümlü oldugunun farkindayim Yüzde 49 luk hakkimi kullanmak istiyorum ...:D Tabi bunun bu aralar inceledigim ve baska bir yorumcudan, ikinci hatimin yolunda oldugum Kitabin etkileri de var.yorumcuda/yazarda  kendi 49 luk hakkini kullanmis...:D

Adonai...



Kalbiniz temiz, gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

maiterya

#11
Geçmiş olsun bigsenfoni büyük cesaret isteyen iş,oturduğu yerden suya sabuna dokunmadan spritüelllik taslıyormuşum gibi hissettim kendimi ama herkesin yolu yöntemi yoğurt yiyişi farklıdır.
...
12 temmuzdaki bu celseden sonra kasyopyallara değilde celse tutanaklarına ne kadar itimat edeceğiz kasyopya celselerinde bile bu denli sapmalar oluyor,olabiliyorsa bize göksel olduğu iddia edilen kanal çevirileri,kitaplar,hatta dini metinler filan hiçbiirine güvenilmez demek,bir mesajın % 50 si doğru olduğunu varsaysak bile bu % 50 yanlış kısım herşeyi berbat edebilir ve bu mesajın hiç bir değeri olmayabilir,yolumuzu nasıl bulcağız bir kitabı mesajı okurken aklıma yatan kıısmları alıp yatmayanlarını üzerinimi çizeceğiz,o zaman bütünlük kaybolur sadece dezenformasyon olur gibi geliyor bütün bunlar KH güçleri ile savaşın bir parçasımı ?
 

bozadi

#12
bigsenfoni, sende sıradışı hikayeler bitmiyor! :-) Memnun oluyorum okumaktan. Yukarıda anlattığın olayın her ayrıntısını anlayamadım ama genel hatlarıyla gayet iyi anladım ve paylaşmana sevindim.

Sezar'la ilgili fikirlerini, duygu ve düşüncelerini bilmiyordum. O konudaki tepkini de şaşırarak ve sevinçle okudum kardeşim. Sezar hepimizi korusun, kutsasın, güç versin! :)


Alıntı Yap12 temmuzdaki bu celseden sonra kasyopyallara değilde celse tutanaklarına ne kadar itimat edeceğiz kasyopya celselerinde bile bu denli sapmalar oluyor,olabiliyorsa bize göksel olduğu iddia edilen kanal çevirileri,kitaplar,hatta dini metinler filan hiçbiirine güvenilmez demek,bir mesajın % 50 si doğru olduğunu varsaysak bile bu % 50 yanlış kısım herşeyi berbat edebilir ve bu mesajın hiç bir değeri olmayabilir,yolumuzu nasıl bulcağız bir kitabı mesajı okurken aklıma yatan kıısmları alıp yatmayanlarını üzerinimi çizeceğiz,o zaman bütünlük kaybolur sadece dezenformasyon olur gibi geliyor bütün bunlar KH güçleri ile savaşın bir parçasımı ?

Tepkini ve sorularını çok iyi anladığımı düşünüyorum ve gayret doğal buluyorum maiterya.

Kasyopyalılara, Kasyopya celselerine/bilgilerine çok derin bir güven duymamın başlıca nedenlerinden biri, verilen bilgilerin hepimizin çok zaten iyi bildiği ama biraz görmezden gelme eğiliminde olduğu şeyleri ısrarla masaya yatırmasıdır. Kasyopyalılar bize dünya üzerindeki hayatımızın yüzleşmekten genellikle kaçtığımız karanlık bir yönünü hatırlatıyor. Ve bu hatırlatmayı ve vurgulamayı yapan kaynağın negatif değil pozitif (düşman değil dost) olduğundan da kendi adıma emin olduğum için, bu yardımı alıyor olmaktan sevinç ve gurur duyuyorum.

Bizler yaşadığımız hayatı "normalleştirme" eğilimindeyiz. Koşulları "normlaştırma" eğilimindeyiz. Sanki karşı karşıya olduğumuz şeyler normalmiş (normal değilse de kabul edilmesi, sindirilmesi gereken şeylermiş) gibi geliyor. Kasyopyalıların söylediği (veya Kasyopyalılar söylüyormuş gibi görünen) herşeyi mutlak gerçek kabul etmenin ne kadar yanlış olabileceğini bizzat yine celselerden öğreniyoruz. Hiçbir tek kaynağa mutlak kaynakmış gibi güvenmeyin diyorlar (Kasyopya bilgilerinin kendisi de o kaynaklardan bir tanesi yalnızca sonuçta). En çok kendinize güvenin diyorlar. Konuşun, tartışın, aklınızı kullanın, bakın, görün, dinleyin, anlayın diyorlar. Sürekli araştırmaya teşvik ediyorlar. Ben böyle başka bir kanal bilgisine rastlamadım hayatımda, rastlayacağımı da sanmıyorum. Bizzat Kasyopyalıların tavsiyesiyle, artık celselerin büyük bölümü bizzat katılımcılar arasında geçen sohbetlerden oluşuyor. Bunu bizzat Kasyopyalılar teşvik ediyor. Olumsuz eleştirdiğimiz kaynaklarda bilgi veren yüksek (veya öyle görünen) varlıklar ha bire uzun uzun vaazlar veriyor. Üstelik de okuyucuların egolarını okşayıcı (ve güçlendirici) pek çok şüpheli kalıplar içeriyorlar. Gerçekten Kasyopya bilgileriyle başka herhangi alternatif bilgi kaynağını aynı terazinin kefelerine koyup karşılaştırmak bile kolay değildir bence. Ra ve Pleiades kaynakları (ve bilmediğimiz, tanımadığımız halde aynı derece hakiki ve sağlam başka kaynaklar) elbette bu eleştirinin büyük ölçüde dışında kalıyor.

Bizzat Kasyopyalılar söylüyor, bakın, görün, dinleyin, tartışın, herşey aslında çok açık diyorlar. Bizzat kendi kanallarına "sen o zamanlar o konuda çok önyargılıydın, o yüzden o konuda aldığın bilgiler saptı" diyebiliyorlar. Buna ister kaynağın güvenilmezliği olarak bakarız, ister eskisinden bile daha çok güveniriz. Bu bir tercih meselesi. Benim Kasyopyalılara ilgim ve sevgim daima artıyor. Celselerde verilen bilgilere biraz mesafeli yaklaşmak gerektiği önceden de konusu geçen birşeydi, şimdi de öyle. Ama celselerde o kadar çok bilgi verildi ki, biraz ilgi ve sevgiyle yaklaşınca, o bilgiler içinde tekrarlanan öyle bazı kalıplar, öyle bilgi ağları var ki, bunlar birbirini pekiştiriyor, doğruluyor.

Örneğin bir celse en pozitif havadayken bile Kasyopyalıların "dost acı söyler" sözüne uygun olarak ısrarla hatırlattıkları gerçek, "yaşamakta olduğunuz hayat ciddi oranda negatif varlıkların kontrolü altında. Bu gerçeğe uyanmanız gerekiyor". Kasyopyalılar hem en acı gerçekleri gözümüze sokuyor, hem de bizim (ve herkesin) evrendeki en yüce güç (ilahi/nihai yaratıcı) olduğumuzu hatırlatıyor. "Dert sizde, derman sizde" diyorlar. Bizi çok ciddi bir problem konusunda uyarıp aynı zamanda çözüm için ihtiyaç duyduğumuz herşeye sahip olduğumuzu, bunun için de işbirliği yapmamız gerektiğini tekrarlamaktan bıkmayan, usanmayan bir kaynak. Tasvir ettikleri, bazen ayrıntılarını verdikleri en büyük problemlere rağmen paniğe kapılınmasını kesinlikle teşvik etmeyen, aksine daima moralli, sevinçli, umutlu olmayı teşvik eden bir kaynak. Ra da bütün sevinç, mutluluk, güven, sevgi çağrılarının yanında, dünyada negatif güçlerin egemen oluşuna dair bilgiler vermekten de geri durmuyor. 4KH ve 5KH güçlerinin saldırılarının (psişik selamlamalarının) inanılmaz yaygınlığını ve etkililiğini söylemekten geri durmuyor. İnsanlığın ciddi bir bölümünün ne BH ne de KH yönünde yeterince kutuplaşmaması nedeniyle çok büyük bir tehlikeylle karşı karşıya kalabileceğini hatırlatmaktan geri durmuyor. 4. yoğunluğa mezun olabileceklerin sayısının son derece az olacağını söylemekten geri durmuyor.

Nasıl bir kedi köşeye sıkıştığı zaman normalde yapmayacağı veya yapamayacağı şeyleri yapabilecek hale geliyor, Kasyopyalılar da uyanmakta zorlandığımız bir gaflet halinden uyanıp kudretimize sahip çıkıp kullanmamız için ne durumda olduğumuzu hatırlatıyor. Gerçekten bence insanlıkla ilgili en ciddi mesele veya o meselelerden biri, ne kadar berbat bir durumda olduğumuzu inkar eden, bunu görmezden gelen tarafımızdır. Çok berbat bir durumda olmak kendimizi kahretmeyi gerektirmez. Aksine, bizi o berbatlıkla yüzleşmeye teşvik eden şeyin düşmancıl değil dostane bir tavır olduğuna güvendiğimiz zaman, içimizden en derin sevinç, ümit, güven de o farkındalıkla birlikte yükselecektir. Kasyopyalılar böyle bir grup. Kasyopya bilgileri böyle bir bilgi kaynağı.

Duymuşsunuzdur, bir kurbağanın kurtulabileceğinden emin olduğu yavaş yavaş ısınan bir kazan sudan atlayıp kendini kurtaramayacak hale doğru ilerleyişiyle ilgili verilen örneği.

İşte, benim Kasyopya bilgilerini çevirmeye başlamamda ve sonra Tiversonus'un bu amaçla forumu açıp beni davet etmesinden bir süre sonra bu forumda göstermeye başladığım tüm faaliyetlerin temelindeki en temel güdülerden biri, bir yandan çok iyi bildiğimiz ama aynı anda görmezden geldiğimiz , içinde bulunduğumuz tehlikeli durumla yüzleşilmesine hizmet etme güdüsüydü.

Yaşadığımız veya yaşıyor göründüğümüz hayat büyük ölçüde sahte. Büyük tehlikeyi görmezden geliyoruz. Berbatlıkları, vahşeti, işkenceyi normlaştırıyoruz kabullerimizle.

Dinler de, eğitim sistemi de, devlet ideojisi de, siyaset de, iş hayatı da... Maruz kaldığımız hemen herşey bu şeytani sahteliğe bizi boyun eğdirici veya hiç değilse bizi onun karşısında etkisiz bırakıcı özelliklerle dolu.

Bu öyle bir gaflet uykusu, öyle bir kendini kandırma hali, öyle derin bir travma ki, bundan bir anda ve tamamen uyanmak ne mümkün, ne de faydalı olur. Ama yavaş yavaş yüzleşmemiz gerekiyor. Yüzleşmenin olası zorluğunu hafifletmek için de bunu birlikte yapmamız en iyisi.

Bu konuda özel bir başlık açmak gerek uyanış ve yüzleşmeye doğrudan bir katkıda bulunabilmesi için. Ama ben kendim de çoğu zaman aynı gafletin içinde yüzdüğüm için, uyanık olduğumu varsaydığım bir anda hiç de sandığım kadar uyanık olamayabiliyorum. Hedeften veya hedeflerden kolayca ve anlamadan sapabiliyorum. Kaybolabiliyorum. Kimsenin bu sorundan özgür olduğunu da sanmıyorum.

Tgur

#13
C: Alamazdın. Bir soruyu güçlü bir önyargıyla sorduğunda, inanma iradeni ihlal edemeyiz.
----------------------------------------------------------------------
S: (L) Bir keresinde bu bağlantı kaynağını kişisel meseleler için kullanmanın, onu bozulmuş bir KH kaynağına çevireceğini söylemiştiniz. Bu kaynağı bazen kişisel meseleler ve sorular için kullandık. Bu herhangi bir şekilde bilgi akışını bozdu mu ve KH moduna doğru kaydırdı mı?
C: Yalnızca aşırı olduğunda.
----------------------------------------------------------------------

Bozadi , gayretlerin  ve çok yerinde youmların için teşekkürler..

Aktarımların birincisindeki "inanma iradesini ihlal edemeyiz"cevabının üzerinde durursak çok şeyi anlamaya çalışırız,ayrıca ikinci aktarımdaki egosal  meselelere boğulmuş bir kanal faaliyetinde "onu bozulmuş bir KH kaynağına çevirilmesi " ifadesi de çarpıcı.

Şoklatan bu celse sonrasında geldiğimiz nokta , şu veya bu yolla gelmiş evrensel bilgiler "ki tümü kanal çalışmasıdır"  inanç sistemimizin değişken ve kaygan yapısını bir daha hatırlatmaktadır.

Tabu ile yaklaşma ve inançta bir merkeze biat etmek, ana karnındaki emniyetin hayat boyu devam ettirilmesi gereğindendir. Yaşam anlayışımızı, her türlü zarardan uzak tutacak,emniyet çitleri arasına sokma ile çevreleyen bir hale sokar ve bzi mutlu eder..Kısacası manevi doğamızın en tabii halidir sarsılması kabul etme mantığımız üzerinde oldukça fazla tahribat yapar..

Bu tahribatı nasıl azaltacağız,

Esasta bizi şu noktalara geldikten sonra kurtaracak olan şey, bilgiyi tabulaştırmaktır.

Ancak bilgiyi tabulaştırma, diğer tabulaştırma hastalığından tamamen başkadır,

Onda, bütün faaliyet, sizin gayretiniz üzerine yoğunlaştığından ve değişkenliği devreye aldığından özsel konumları da  içine aldığından dış karıştırmalardan uzaktır saf ve masumdur.

Özetle size aittir ,

Siz kimsiniz ,

Siz varoluşun tümünden kopmuş bir parçasınız,

Başka parçalardan gelen her bilgi ancak sizin yorumunuz ile değer kazanır ,

Bilgiye ulaşamamış bilinçlerde, üst yoğunluk parçalarından gelen ve KH olan ,75 bin yıllık zaman göreceliliğini ileri ve geri giderek kendince kullanan bölümlerin bilgi diye sergiledikleri ,şahit olduğumuz şu celsedeki gerçeklerin ortaya çıktığı durumdan da anladığımız gibi , biat ve tabu olayını normal ve vazgeçilmez zanneden kişiliklerde oldukça derin izler bırakmaktadır,

Bütün bunların yanında ,varoluşun pozitif ve negatif özelliği hususunu, her uygulamanın ve varolmuş her parçanın müdahele edilemez olduğu savını kazanabildiğimiz bilgi genişliğinde değerlendirebilirsek olan biteni anlayabilir ve maruz kaldığımız  bilgi karmaşası içinde sağlam yolu bulabiliriz sanırım.


maiterya

#14
Ra Bilgilerini bugün tekrar açıp baktım ve İsa hakkında;

"Ra Bilgileri 1.kitap
"CELSE 17 - 3 Şubat 1981
170
SORU: Teşekkür ederim. Bana Nasıralı İsa adıyla bilinen varlığın, bu
dünyada enkarne olmasından önce kim olduğunu söyleyebilir misiniz?
RA: Cümlenizi bu şekli ile anlamakta zorluk çekiyorum. Bunu başka bir
şekilde sorabilir misiniz?
SORU: Demek istediğim şuydu: Nasıralı İsa, burada enkarne olmadan
önce Konfederasyon'da mı bulunuyordu?
RA: Sizin Nasıralı İsa diye bildiğiniz varlığın adı yoktu. Bu varlık
dördüncü yoğunluk derecesinin en yüksek alt-oktavının bir üyesiydi. O,
sevgi titreşimlerini, mümkün olan en saf biçimiyle paylaşabilmek
amacıyla bu gezegene gelmeyi arzu ediyordu. Kendisine bu görevi
yerine getirmesi için izin verildi. Sonuç olarak bu varlık, idrak ya da sevgi
titreşimini temsil eden dördüncü yoğunluğa ait, Konfederasyon kaynaklı
bir Gezgin'di.
SORU: Demek İsa dördüncü yoğunluk derecesinin en yüksek altoktavında
bulunuyordu?
RA: İsa, dördüncü yoğunluk derecesinin en yüksek düzeyinde bulunup,
beşinci dereceye geçmek üzere olan bir varlıktı. Beşinci dereceye
geçebilirdi, ama bu özel görev için üçüncü yoğunluk derecesine geri
dönmeyi seçti.
........
.......

172
SORU: Eğer İsa dördüncü yoğunluk derecesinden geldiyse ve bugün
gezegenimizde beşinci ve altıncı yoğunluk derecesinden gelen Gezginler
bulunuyorsa, İsa'nın böylesine iyi bir şifacı olmasını sağlayan şey ne idi
ve bu beşinci ve altıncı yoğunluk derecesi varlıkları da şimdi burada aynı
şeyleri yapabilirler mi?
RA: Şifa verebilenler, ruhun bilincinde olan herhangi bir yoğunluk
derecesinden gelmiş olabilirler. Bu üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve
yedinci dereceleri içerir. Üçüncü yoğunluk derecesinde de tıpkı diğer
yoğunluk dereceleri gibi şifa gerçekleştirilebilir. Ancak, anlaşılacak,
dengelenecek, kabul edilecek ve ötesine geçilecek daha fazla illüzyoni
bilgi vardır.
Sonsuz zekâya giden kapı ancak, sonsuz zekâdan gelen akımın şifacı
tarafından idrak edilmesiyle açılır. İdrak edilmesi gereken bu şeyler, sizin
yerel uzay/zaman sürekliliğinizin Doğal Yasaları'dır ve onun
elektromanyetik enerjiler ağı ya da gelen enerji akımının bağlantı
noktalarıdır.
O halde önce aklı ve bedeni öğrenmelisiniz. Sonra da ruh bunlarla
sentez yoluyla bütünleştirilince, bir akıl/beden/ruh bileşimi olarak uyum
içine girersiniz. O zaman artık boyutlar arasında hareket edebilir ve
sonsuz zekâya giden kapıyı açabilirsiniz; böylece, ışığı kullanarak
kendinize şifa verebilir ve bu ışığı başkalarıyla paylaşabilirsiniz.
Gerçek şifa aslında, benliğin (kendimizin) parlaklığı (ışıması)dır. Bu öyle
bir ortam yaratır ki, bir katalizör çıkar ve kendini tanıma, kendi kendine
şifa verebilme gücünü tanıma sürecini başlatır.
SORU: İsa bunu enkarnasyonu sırasında nasıl öğrendi?
RA: İsa bu yeteneği çok gençken, doğal bir hatırlama süreci ile öğrendi.
Ne yazık ki bu varlık, sonsuz zekâya nüfuz edebilme yeteneğini, bir oyun
arkadaşına "kızdığı," bu sapmayı yaşadığı sırada keşfetti. Bu varlık, İsa
olarak bilinen varlığın kendisine dokunuşu sonunda ölümcül bir yara
almıştı.
Böylece İsa, kendinde korkunç bir güç bulunduğunu keşfetti. Ama o, bu
enerjiyi kötülük için değil iyilik için nasıl kullanabileceğini keşfetmekte son
derece kararlıydı. Bu varlık son derece pozitif eğilimliydi ve birçok
Gezgin'den daha fazla şey anımsayabiliyordu.
SORU: Oyun arkadaşına karşı bu saldırgan davranış İsa'nın ruhsal
tekâmülünü nasıl etkiledi? Fiziksel bedeninin ölümünden sonra nereye
gitti?
CELSE 17 - 3 Şubat 1981
173
RA: İsa adını verdiğiniz varlık, bu deneyimin heyecanıyla harekete geçti
ve ömür boyu sürecek bir arayış ve araştırma içine girdi. Önce sizin
Yahudilik dediğiniz kendi dinsel kalıpları içinde gece gündüz çalıştı ve
çok genç yaşta sizin deyiminizle bir haham olabilecek kadar bilgi edindi.
Sizin ölçülerinize göre yaklaşık on üç buçuk yaşındayken bu varlık aile
yuvasını terk etti ve daha fazla bilgi edinmek üzere birçok yeri gezmeye
başladı. Bu kesintili olarak İsa yirmi beş yaşına gelinceye kadar sürdü; o
tarihte aile yuvasına döndü ve dünyevi babasının sanatını öğrenmeye ve
uygulamaya başladı.
İsa, tüm deneyimlerini sindirmeyi ve sentez etmeyi başardıktan sonra,
yıllar boyunca öğrendiklerinden değerli ve yararlı gördüğü şeyleri diğer
insanlara anlatmaya,öğretmeye/öğrenmeye başladı. Bu varlık, yaşamının
son anlarında, sizin haç adını verdiğiniz nesne üzerindeyken (çarmıha
gerilmişken) şunları söyleyerek, başka bir benliği yok etmekten doğmuş
olan karmik borcundan affedildi: "Baba, onları affet (kendisini çarmıha
gerenleri), çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar." Affeder, bağışlarsanız,
eylem çarkını ya da sizin karma dediğiniz şeyi durdurursunuz.
SORU: İsa adıyla bilinen varlık şu anda hangi yoğunluk derecesinde
bulunuyor?
RA: Bu bilgi önemli değil, ancak bir zararı yoktur. Bu varlık şu anda
bilgelik titreşiminin derslerini öğreniyor, beşinci yoğunluk derecesindedir;
buna aynı zamanda ışık titreşimi de denir."

bu bilgileri kasyopaynın son celsesi (12-7-2014) ile nasıl birleştireceğiz ?