Toplumdan uzak, izole bir yaşama geçme fikri

Başlatan bozadi, 25 Mayıs 2014, 01:00:23

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
Tamam, şu an aklımda toparlayabildiğim şekliyle KH, BH'den ne anladığımı paylaşyım. Bu tartışmanın nasıl bir başlık alabileceği kendini belli ettiği zaman da buna uygun bir başlık açar, oradan devam ederiz. Sanırım bu da birkaç mesaj sonra hallolmuş olur.

Tüm varoluş seviyeleri için geçerli bir tanım yapmaya kalkışmanın ne ölçüde mümkün ve makul olduğunu bilemiyorum şu anda ama benim anladığım şekliyle, içinde bulunduğumuz 3. yoğunluk seviyesi açısından BH ve KH, hayvanlık aşamasını aşıp insanlık seviyesine geçip, pek çok enkarnasyon sonrasında 3. yoğunluğun ortalarına vardıktan sonra (yani ruhsuzluk diye tanımlanan evreyi aştıktan sonra) varoluşun işleyiş biçimi hakkında kritik bir farkındalığa ulaşan bireyin, varoluşu deneyimleyebileceği iki yola verilen isimlerdir. Söz konusu seviyeye ulaşan varlığın farkına vardığı realite, varoluşun rastgele bir kaotik yapı değil, gayet anlamlı bir bütün olduğu, kendisinin özgür iradesi olduğu ve bu özgür iradenin aynı zamanda bir sorumluluk getirdiği ve yaptıklarının, seçimlerinin sonucuna (olumlu-olumsuz) maruz kalacağını sezmesidir. Bu noktada kritik olan husus, bireysel varlığın bütünsel evrene ne gözle baktığıdır. BH ve KH eğilimini belirleyen şey budur ve o zamana kadar yaşanmış deneyimlerin bu konuda azımsanamayacak bir eğilim meydana getirmiş olması muhtemeldir. 3. yoğunlukta bu seviyeye ulaşmış bireysel ruhun, evren ve kendisinin o evren içindeki yerinin anlamı konusundaki olası iki bakış açısından BH bakış açısı, bireyin evreni/hayatı/bütünü iyi, adil, güzel bulması, kendisinin de onun bir parçası, bir evladı ve ta kendisi olduğu sezmesi, ve dolayısıyla kısavadede neler olursa olsun hayatın uzunvadede adaletini, sevgisini, şifasını sunabileceğine bir güven beslemesi anlamına gelir. Kişi evrenle/hayatla özdeşlik hisseder. Diğer tüm insanlara, hayata, olaylara bakışında da buna uygun bir kabul ediş, sevgi veya saygı duyması doğal olacaktır. Evrene/hayata/bütüne kendisiyle aynı gözle bakabilen insanlar, çevresinde hayata kendisi gibi baktığını sezdiği insanlarla genel olarak çok daha uyumlu olacak, onlarla beraber olmak, işbirliği yapmak isteyecektir.

Bireyselliğinin, özgür iradesinin ve sorumluluğunun ayırdına varan KH eğilimli birey ise, o zamana kadar içinde yaşamış olduğu koşulların da etkisiyle ve o veya bu nedenle etrafını saran bütün alemin, bütün varlığın bir "bütün" olabileceğini sezebileceği halde, onunla özdeşlik hissetmeyeceği gibi ona karşı derin bir kızgınlık ve nefret duyuyor olacaktır pek muhtemel olarak. Onun adil, güzel, makbul olduğunu düşünmez. hayatın kontrol altına alınması gereken, kötü, yanlış birşey olduğunu düşünür kendi bakış açısıyla. Yüksek benliğiyle kurduğu bağlantının sağladığı sezgilerin ve kendi deneyim birikimin sağladığı bilgilerin etkisiyle, varlık kendisinde "tanrısal" birşeyler bulunduğunu da sezmiştir. Yani tüm varoluş kudretine, bilgisine erişmenin imkansız olmadığını ve bunu yaparak çevresini giderek kontrol altına alabileceğini, ona kendi çıkarlarına uygun bir nizam verebileceğini veya en nihayetinde isterse (ki yolunu değiştirmezse bunu eninde sonunda isteyecektir) onu yok edebileceğini bilmektedir. Tabi aslında daha ziyade kendisini yok etme sürecine girmiştir, eğer yolunu eninde sonunda değiştirmezse. BH tüm varoluşla mutlak birleşme (ona dönme) yolunda olduğunu sezmekte, KH ise tüm varoluşu yok etme güdüsü taşımaktadır temelde. Kısacası + artar, - eksilir. BH ve KH yolları da böyledir. Biri varoluşu bir bütün olarak sever ve onunla özdeş olduğunu sezer. "Olmayı" ve "oldurmayı" ister. KH ise ölmeyi ve öldürmeyi. BH varlığı isterken KH yokluğu ister. Evrensel hareket mekanizmasının artı ve eksik kutupları gibi, bu iki kutup, evrensel varlık ve hareket mekanizmasının birer gereğidir.

Aklıma ilk gelenler bunlar. Tartışmanın, eleştirilerin, soruların durumuna göre görüşlerimi ayrıntılandırabilir, farklı konulara kaydırabilirim.

beyrutkapı

#46
Fevkalade yorumlarda bulunmussunuz sayın Qui. Yaptığın tüm kasyopya alıntılarını karşılıksız olarak çeviren kisiye bu saldırını anlamıyorum Qui. Bozadiyi bugün yüzüne karsı eleştirmiş biri olarak söylüyorum bunu. Babasına isyan eden bir ergeni andiriyorsun Qui. Kusura bakma ama sana dostum dedim ve acı söylüyorsam, bundan bil. Kimsenin kimseyi adam etmek gibi bir niyeti yok. Kendini bilen biri İcin bu gereksiz bir tavirdir. Bunu nereden çıkardın anlamadım.
Benim iki yıldır İngilizce dersini verememiş ve bu yüzden okul uzatmış bir adam İcin buradaki emegin ve çevirilerin ne kadar onemli olduğunu bir duşun. Hepimiz saldiri aracı olabiliriz ve kendimizinde bu gurubunda uyum ve dengesini bozacak her seye karsı uyanık olmalıyız.
Tanıdığımız ve henüz tanımadığımız insanlarla uyum ve denge icinde ilerlemek varken, tartismanın geldigi hoscakaldaki payını bir dusun.
Başka bir isimle yeniden gelmeden önce, lütfen bunları biraz dusun.
 

zülkarneyn

#47
Tüm ruhsal gelişim sürecinde bir varlık kendine bakar, kendi içine doğru yönelebilirse bahsettiğin BH ve KH yollarından birini seçme hakkını kazanmış olur. Kendi içine bakamayanlar bir BH toplumundaysa BH olmaya, KH toplumundaysa KH olmaya devam eder bir seçme şansını kendine vermez. Bugün dünyada bilinçsiz olarak nitelendirilen insanların KH olmaları ve bilinçlenmeye çalışan diğerlerinin de yine de KH eğilimli olmamızın nedeni budur, dünyanın bir KH gezegeni olması.
Şimdi insan üzerinden devam edelim. İnsan kendine yöneldi ve içine baktı. Orada derinlere indikçe bir yerden sonra bir çeşit haz veren bir şey deneyimleyecektir. Bu kişinin var olmasının verdiği hazdır. Burada iki seçenek çıkar:
- O varoluşun derinlerinde her şeyin bir olduğu ve zaten her şey (dolayısıyla özerk olarak bir hiç) olduğunu duyumsamak.
- O varoluşun derinlerinde her şey yattığı için sadece kendine bakmasının ve bu hazzın yeteceğini görmek.

İlk yolu gören her şey bir olduğu, dışarı ve içeri aynı olduğu için kendini dışarı açmayı ister ve dışarı verdiği her şeyin zaten kendini beslediğini görür.
İkinci yolda da varlık kendini korumaya alır çünkü kendi içinde gördüğü şeyin sadece onda olduğuna ve korunması doyurulması gerektiğine inanır. O tanrıdır ve başka kimse değildir. O yüzden tanrı istediğini yapar ve kendini memnun etmek içindeki özerkliği ve güzelliği korumak ona haz veren şeyi beslemek için dışardan ona katacak bir şeyler arar.
İlk yoldaysa tanrı vardır ve her şey tanrı olduğu için o da bütünün içinde erimiştir. Aslında o bütünün içinde erimek veya her şeyin bir olduğu yolu seçmek "istememişti". Sadece bunun böyle olduğunu ve gerçeğin bu olduğunu "gördü" ve içsel olarak o bütünlüğe ulaşma çabalarına girdi.
Eksil gördüğün veya açmamı istediğin yerleri açabilirim.
 

bozadi

#48
Alıntı YapFevkalade yorumlarda bulunmussunuz sayın Qui. Yaptığın tüm kasyopya alıntılarını karşılıksız olarak çeviren kisiye bu saldırını anlamıyorum Qui. Bozadiyi bugün yüzüne karsı eleştirmiş biri olarak söylüyorum bunu. Babasına isyan eden bir ergeni andiriyorsun Qui. Kusura bakma ama sana dostum dedim ve acı söylüyorsam, bundan bil. Kimsenin kimseyi adam etmek gibi bir niyeti yok. Kendini bilen biri İcin bu gereksiz bir tavirdir. Bunu nereden çıkardın anlamadım.
Benim iki yıldır İngilizce dersini verememiş ve bu yüzden okul uzatmış bir adam İcin buradaki emegin ve çevirilerin ne kadar onemli olduğunu bir duşun. Hepimiz saldiri aracı olabiliriz ve kendimizinde bu gurubunda uyum ve dengesini bozacak her seye karsı uyanık olmalıyız.
Tanıdığımız ve henüz tanımadığımız insanlarla uyum ve denge icinde ilerlemek varken, tartismanın geldigi hoscakaldaki payını bir dusun.
Başka bir isimle yeniden gelmeden önce, lütfen bunları biraz dusun.

 
Eyvallah beyrutkapı. Yani Qui kardeşimizin forum üyeliğini geridönüşsüz olarak durdurdum. Ama biraz empati, anlayış ve özeleştiri gayretiyle aramızda tekrar bulunmak isterse, ona yeni bir üyelik açmakta hiçbir sorun görmeyeceğim gibi bundan memnuniyet duyarım.


Alıntı YapTüm ruhsal gelişim sürecinde bir varlık kendine bakar, kendi içine doğru yönelebilirse bahsettiğin BH ve KH yollarından birini seçme hakkını kazanmış olur. Kendi içine bakamayanlar bir BH toplumundaysa BH olmaya, KH toplumundaysa KH olmaya devam eder bir seçme şansını kendine vermez. Bugün dünyada bilinçsiz olarak nitelendirilen insanların KH olmaları ve bilinçlenmeye çalışan diğerlerinin de yine de KH eğilimli olmamızın nedeni budur, dünyanın bir KH gezegeni olması.
3. yoğunluk seviyesi için kullandığımız KH-BH tanımlarının kesin bir BH veya KH profilinden ziyade birer "eğilim" olduğunun da ayırdında olmamız gerekiyor. Kesin BH veya KH profiline ulaşılması 4. yoğunluk deneyiminin başlaması anlamına geliyor. Ra'nın verdiği rakamlara göre, hatırladığım kadarıyla BH profili için en az %51 oranında BH yönünde kutuplaşmış olmak gerekiyor. KH yolu içinse en az %95 oranında KH'leşmiş olmak gerekiyor. Yani bu oranlar 4. yoğunluğa giriş oranları oluyor aynı zamanda. Ve hiçbirimiz henüz bu oranlara sahip değiliz. Bu forumda esas alınan kaynaklar, 3. yoğunluğun bir "seçim" seviyesi olduğunu bildiriyor. Yani BH ve KH yollarına kesin giriş için bir seçim seviyesi. Ra'nın tanımına göre 3. yoğunluk ortalarına yakın bir yerde sonsuz evrenle tanrısal bağlantısını, özgür iradesini ve sorumluluğunu sezen (yani ruhu uyanan/aktifleşen) varlık ya KH yönünde, ya da BH yönünde kutuplaşıyor olacaktır. Gezegenin kendisinin yapısı itibariyle KH olduğunu sanmıyorum. Gezegenin kendisi BH eğilimli. (Bir varlık olarak bir gezegenin kutupsallığı üzerinde ayrıca tartışılabilir.) Üzerindeki insanlık kitlesinin durumu itibariyle tüm gezegeni saran bir KH frekansı söz konusu. İnsanlık "düşüş" denen olayı yaşamadan önce (Ra'nın ifadesiyle "perdeleme öncesinde") hem gezegen, hem de üzerindeki insanlık BH profilindeydi. Ama düşüş olayı aynı zamanda bir KH'leşme tercihi/süreci meydana getirdi. Bunun ayrıntılarını ayrıca konuşmak gerekir ve forumun başka yerlerinde ele alınmıştı, gerekirse bu başlık altında tekrar ele alınabilir. Bu arada bu tartışmayı yürütürken, en nihayetinde bu başlığın ana konusu olan izole/yarı-izole bir ortam geliştirme çabasının faydalılığı ve faydasızlığına dair de daha donanımlı bir farkındalığa ulaşmış olacağız diye tahmin ediyorum. Sadece ana başlık bir süreliğine askıya alınmış olacak, bundan dolayı herkesten özür diliyorum. Kısa bir süre sonra konu tekrar bu başlığın ana temasıyla birleşecektir diye tahmin ediyorum. Dileyen herkes de tartışmanın şu andaki ara temaları hakkında görüş, öneri, soru ve eleştirilerini paylaşsın lütfen.

Alıntı YapŞimdi insan üzerinden devam edelim. İnsan kendine yöneldi ve içine baktı. Orada derinlere indikçe bir yerden sonra bir çeşit haz veren bir şey deneyimleyecektir. Bu kişinin var olmasının verdiği hazdır. Burada iki seçenek çıkar:

- O varoluşun derinlerinde her şeyin bir olduğu ve zaten her şey (dolayısıyla özerk olarak bir hiç) olduğunu duyumsamak.
- O varoluşun derinlerinde her şey yattığı için sadece kendine bakmasının ve bu hazzın yeteceğini görmek.

İlk yolu gören her şey bir olduğu, dışarı ve içeri aynı olduğu için kendini dışarı açmayı ister ve dışarı verdiği her şeyin zaten kendini beslediğini görür.
İkinci yolda da varlık kendini korumaya alır çünkü kendi içinde gördüğü şeyin sadece onda olduğuna ve korunması doyurulması gerektiğine inanır. O tanrıdır ve başka kimse değildir. O yüzden tanrı istediğini yapar ve kendini memnun etmek içindeki özerkliği ve güzelliği korumak ona haz veren şeyi beslemek için dışardan ona katacak bir şeyler arar.
İlk yoldaysa tanrı vardır ve her şey tanrı olduğu için o da bütünün içinde erimiştir. Aslında o bütünün içinde erimek veya her şeyin bir olduğu yolu seçmek "istememişti". Sadece bunun böyle olduğunu ve gerçeğin bu olduğunu "gördü" ve içsel olarak o bütünlüğe ulaşma çabalarına girdi.
Eksil gördüğün veya açmamı istediğin yerleri açabilirim.
Bu kısımda yaptığın tanımlamalar bana genel olarak makul göründü zülkarneyn. Ama "istemek" kavramını "olmak" kavramıyla ilgisiz olarak tanımlıyor olmanı anlayamıyorum. Olmak ve istemek birbiriyle ilgisiz veya zıt olmak zorunda değil bence. Forumda esas alınan bilgi kaynaklarının hepsi özgür iradeyi tüm varoluşun temelinde yatan bir yasa olarak tanımlıyor. Özgür irade diye birşey varsa, seçim diye birşey varsa, "istemek" kavramını herhangi birşeyden izole ederek düşünmenin bir anlamı yok gibi görünüyor bana. Elbette tartışma devam ediyor. Konuya çeşitli açılardan bakmaya devam edelim ve örnekler verip meseleyi netliğe kavuşturmaya çalışalım. İstemek var, istemek var. KH kutuplaşmasına uygun bir isteme biçimi de olabilir, BH kutuplaşmasına uygun bir isteme biçimi de. Ra, Pleiades ve Kasyopya öğretilerinin tümünde "istemenin" ve "arzu etmenin" gayet BH uyumlu olduğu açık olan pek çok örnek var. Konuyla ilgili olarak, hatırlayabildiğim kadarıyla Kasyopya celselerinin bir yerinde şöyle bir konu geçiyordu: BH ve KH varlıklarının 6. seviye BH varlıklarından "bilgi istemesine" dair bir konuydu. Laura'nın bir sorusu üzerine Kasyopyalılar kendilerinden bilgi isteyip alan pek çok başkalarının da olduğunu söylüyordu. (Özel olarak Kasyopya grubundan mı, yoksa genel olarak 6. yoğunluk BH varlıklarından mı, hatırlamıyorum) Sonra Laura "Kertişler de sizden bilgi isteyip alıyor mu?" gibi birşey sordu. Kasyopyalılar da bunu doğruladı ama istedikleri tüm bilgileri alamadıklarını, çünkü onların "istemekten" ziyade "emrettiklerini" ve bu nedenle de dayattıkları frekansın bilgi bağlantısını bozduğuna dair birşeyler söylemişlerdi yanlış hatırlamıyorsam.

Benzer şekilde Ra, 6. yoğunluktan 7. yoğunluğa erişip var olan herşeyle birleşmeye "şiddetli bir arzu" duyduğunu söylüyordu.

Durum böyleyken, yani özgür iradenin ve seçimlerin doğal bir uzantısı olan "İstemek" kavramı hayatın ve varoluşun bu kadar doğal ve vazgeçilmez bir parçasıyken, istemenin mutlaka negatif bir kavram olduğunu düşünmek makul görünmüyor bana. İstemenin kendisinden ziyade, isteyiş "biçiminin" KH ve BH eğilimli diye ayırt edilmesinin mümkün olabileceğini düşünüyorum.

Yine "dua" kavramının "istemekle" kaçınılmaz bir bağlantısı var.

Hayatımızın yine vazgeçilmez bir unsuru olan bir amaç için "çalışmak", "gayret etmek" kavramları da yine "istemekten" bağımsız düşünülemeyecek şeyler. İstek olmadan, irade olmadan bir amaç doğrultusunda gayret etmek, sebat etmek, çalışmak, çabalamak mümkün değil.

Belki olaya şöyle yaklaşılabilir: birşeyi isteyecek olan varlık, zaten o şeyi isteyecek bir varlık olduğu için istedi. Yani istediği şeyde çok büyük bir "orijinallik" yok. Örneğin susadığın zaman su içmek istemende mutlak derecede bağımsız veya orijinal bir isteyiş yok, çünkü sen zaten "susayan bir varlıksın." İlla ki bunu isteyecektin. İsteklerin hemen hepsi doğal birer ihtiyaç olduğu için ve çoğu zaman istatistiksel açıdan gayet öngörülebilir bir biçimde isteniyor (yeterince yukarıdan, geniş bir perspektiften bakılınca). Dolayısıyla bağımsız bir "isteyişten" söz edilemez. Bilmiyorum, böyle bir açıdan da bakılabilir herşeye ve belki de senin kastettiğin şey "kısmen" de olsa bununla ilgili olabilir. Kimse "olduğundan" daha fazlasını isteyemiyor. Bir varlığın isteme kapasitesi, yani isteyebileceği şeylerin sınırı, "olmuşluk" seviyesine bağlı. Ama bu bile "istemek" ile "KH" arasında zorunlu bir bağ kurmuyor. Ve ayrıca bir varlık bizzat "oluşuyla" ilgili yeni birşeyler de isteyebilir. Kısmi de olsa, oluşundaki birşeyleri değiştirmeyi, dönüştürmeyi isteyebilir.

Ve yine belki de bir varlığın doğasına/ihtiyacına uygun olan şeyi isteyip istemediğiyle ilgili bir "dengesizlik" anlamında KH'lik atfında bulunulabilir. Belki de sen izole yaşam tartışmasında, mevcut yaşam formatımız ile olası bir izole yaşam arasında tek bir basamak değil, bir sürü basamak atlanacak gibi göründüğü için dengesiz, aceleci, dikkatsiz ve "düşme" ile sonuçlanacak bir sıçrama yapılmış olacağını öngördüğün için "istemek" ile "KH" arasında bir bağ kurdun. İstemenin kendisine dair değil, istenen şeye dair bir KH'lik.

Önceki mesajlarının birinde "herşey olduğu gibi güzel / iyi" şeklinde bir beyanın olmuştu. Yani örneğin şehirler bu kirli/berbat haliyle iyi veya güzel. Tabi burada hayatımızın olumsuzluklarını olduğundan farklı birşeymiş gibi bir gösterme veya "karayı" "ak" gibi gösterme çabası olduğunu iddia etmiyorum çünkü orada neyi kastediyor olabileceğinle ilgili olarak, az önce bahsettiğim "oluş"la ilgili bir "durumu kabul ediş" gerekliliğine atıfta bulunuyorsun diye tahmin ediyorum. Berbat durumda da olsa, hayat bizim hayatımız. Onu sevelim, sayalım. Elbette bunda bir sorun yok. Hatta gayet olumlu bir tarafı var bu bakış açısının ama tek başına yeterli değil. Bu bakış açısının da dengesizleşmesi, KH eğilimine uygun hale gelmesi gayet mümkündür. Çünkü tembellikle, duyarsızlıkla, kaçışla da bağlantısı olabilir, illa olması gerekmese de.

bozadi

#49
3. yoğunlukta kesin bir BH-KH profilinden bahsedilemeyeceğini, daha ziyade kesin BH-KH profiline yönelen "eğilimlerden" ve bununla ilgili bir seçim gerekliliğinden bahsetmek gerektiğini söylerken, yine farkında olunması gereken en önemli gerçeklerden biri de, KH ve BH eğilimlerinin dünya insanlığında "son derece sorunlu bir karışım" halinde bulunduğudur. Ra bilgileri bu konuda çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Ra, insanların genelinin iki yönde de nitelikli bir kutuplaşma halinde olmadığını ve bunun en tehlikeli durum olduğunu söylüyor. İstenirse Ra'da buna dair beyanın geçtiği yeri tespit edip paylaşabilirim. Yani Ra, ister pozitif, ister negatif yönde olsun, varlıkların kutuplaşmasının / ilerlemesinin sağlıklı bir durum olduğunu söylüyor. Ama insanlığın genelinin hiçbir yönde kutuplaşmadığını ve bunun çok sakat birşey olduğunu ima ediyor. Ra aynı şeyin insanlığın düşüş hikayesinde de meydana geldiğini söylüyor. Tabi Ra buna "düşüş" demiyor da, "perdeleme öncesi" ve "perdeleme sonrası" diye ayırıyor düşüşten önceki ve sonraki koşulları. Ama perdeleme denen şeyin uygulanmasının gerekmesinin insanlığın durumunda meydana gelen çok ciddi bir "atalet", "tembellik" ve "duyarsızlık" olduğunu anlatıyor. Tıpkı insanlığın genelinin bugün içinde bulunduğu durumda olduğu gibi.

zülkarneyn

#50
Açıklamaların için teşekkürler Bozadi.
Önce bir gezegenin KH veya BH olmasından bahsedeyim ki burada farklı bir şey düşünmüyorum. Gezegen derken üzerindeki toplulukla beraber ele alıyorum ve kastettiğim de o topluluğun genel yönelimidir. Yani o koca küreyi tek başına algılamayın.
İstemek mevzusuna gelince. Burada işin içine kelimelerden anladıklarımız giriyor. Eminim tüm bunları okuyanlardan bir kısmı bahsettiğim istemeyi anlıyor ve bir kısmı da tamamen zıttını düşünüyor veya inanıyor.
İstemek fiili seçimler ve özgür irade konusunda kilit noktalardan biri.
İstemeyi öncelikle, bir duruma ulaşmak için gösterilen çabayı tetikleyecek veya engelleyecek bir dürtü olarak tanımlayıyorum.
İstemeyi tanımlarken işe isteyen de giriyor.
Burada sözünü ettiğimiz varlık insan. İnsanın zihin, beden ve ruh birleşimi olduğundan bahsediyor celselerde. Beden, bir enkernasyonda asıl deneyim almasını gereken ruhun bulunduğu ortama uygun olan ve o şekilde o ortamla bir iletişimi olan aslında biyolojik bir robottur. Bu soğuk bir ifade ama gerçekten kutsal ve anlaşılması gereken bir robot.
Beden bir şeye ihtiyaç duyduğunda mesela kandaki su seviyesi düştüğünde içindeki bazı mekanizmalarla su ihtiyacını karşılamaya ve dışardan su alımı için beyinde bir susama hissi oluşmasını sağlar. Bu bir istemektir ve bunu sadece beden ister. Bu seçilmiş be irade içeren bir şey değildir. Bir istektir çünkü su ihtiyacı oluştuğunda "Dikkat su seviyesi düşüyor!" diye görsel veya işitsel bir uyarı gelse kişi kolay kolay rahatını bozmaz. O yüzden eksiği tamamlama isteği beyinde yapay olarak oluşturulur. O yüzden bunu benim "istemek" kavramıma dahil etmiyorum.
Ruha gelince işler bir seviye atlıyor. Ruhun da ihtiyaçları var. Bu iman veya inanç dediğimiz şeyler ve bunun türevleri. Ruh şeyleri değerli olarak yaparak beslenir. Ruhsal doyum bir işi yaparken vicdan denilen şeye uygun veya onun yönlendirdiği şekilde yaparak mümkün oluyor. Ruh deneyimleyen ve deneyim biriktirenken beden ruhun aracı oluyor. Bu yüzden ruhsal olan şeyler bir şekilde beyinde somutlaşıp 3. yoğunluğa çevriliyor diyebiliriz. Mesela dağlarda inzivaya çekilme dürtüsü ruhsal bir şeydir, ruhtan gelir. Sonra beyinden de geçer ve maddeselliğe yansır. Su içme isteği sadece beyinde oluştuğu halde inziva dürtüsü daha yukardan gelip beyne sadece uğruyor ve geçiyor. Bu yüzden bu ikisi de sadece bir istek gibi gelebilir. Ama kaynakları son derece farklı. O yüzden ben ruhsal dürtülere istek değil ruhsal arzu demeyi seçiyorum çünkü bu da bir irade içermiyor. Ruhun bir ihtiyaç duyuyor ve onu katlılamak veya karşılamamak sana kalmış su içmek gibi. Dağlara çıkma örneğinde işin içinde bir seçim varmış gibi görünebilir. Ama o dürtüde bir seçim yok, uygulanışında var. Oruç tutarken su içmiyor iradenle o isteği geri çeviriyorsun olumlu veya olumsuz. İnziva ihtiyacına da aynı şeyi yapabilir veya gerçekleştirmek çaba sarfedebilirsin.
Üçüncü kısımsa zihin. Yani bilinç. Düşüncelerin geldiği iradenin oluştuğu ve bir ben varsa "ben" denebilecek kısım. Bedenle sağlanıp ruhla biriktirilen tüm deneyimlerin gittiği yer. "Bir" denen şey. Suyu içmek veya içmemek kararının alındığı inziva için gayret gösterilip gösterilmemesi gerekliliğine göre karar veren kısım. Burası bir şey istemez. Çünkü zaten ihtiyacı yoktur. Burası diğer unsurları yönetir. Tanrı kavramını mesela neden varolduğumuzu anlamadığımız nokta da burası. Bir şeyi istemeden yapmayı hayal edemiyoruz. Normaldir de. Olumsuz bir şey değil.
Madem içimizde böyle saf bir şey var neden olumsuz şekilde davranıyoruz diyebilirsiniz. Burada ego veya nefs dediğimiz kavram ortaya çıkıyor. Bu kavramın KH unsuru olduğunu biliyoruz. Şu anki insanlık da KH olduğu için tüm insanlarda var olan bir program bu. Gerçek olanın üstüne perde çeken bir olgu.
Ego tam daha önce anlattığım KH durumudur. Günümüzde bu kişinin sahte toplumsal kimliği üzerinden yürüyor. Değer görmek, kabul edilmek vs. Kişiler günlük hayatlarındaki pek çok şeyi bunun için yapıyorlar. Bu ne ruhu ne bedeni besliyor. Ego içimizdeki bir parazit. Kendi üzerinde çalışma yapmaya çalışan herkesin gördüğü gibi her hücremize köklerini salmış ve ihtiyaçlarını bizden karşılamaya çalışan tam bir parazit. Asıl isteyen odur. Benim istemek dediğim onun ihtiyaçlarıdır. Ego beden ruhun bilinçle arasındaki perdedir. Öyle ki ardını bilmeyen o perdenin egonun kendisini bilinç sanar. Benim tehlikeden kastım da bu. Bir grup olmak doğal bir şey. Ama bir gruba kabul edilmek "istemek" bir KH eylemi. Çünkü kişi güvende hissetmeye çalışıyor ve özerkleştirmeye çalıştığı bilincini korumaya alacağına inanıyor. Aynı şekilde başka insanlardan beslenen insanların egosunun kökleri de kendini aşıp etrafa yayılmış gibidir.
Ego ister arkadaşlar. Deli gibi ister. Hatta BH olmak ister çünkü o zaman dünyanın tehlikelerinden nihayetinde kurtulabileceğine inanır. İçinizden bir istek geliyorsa bunun kaynağına bakın. Beyni kastetmiyorum çünkü ego bir yerde beyne yansır ve oradan tezahur eder. (Bilimde her düşüncenin kaynağının beyin olarak görülme nedeni bu). Ego derin bir konu hatta sizin de çok iyi bildiğiniz bir konu. Ama ona yetişmek bazen o kadar zor ki derinlere indiğimiz her seviyede tam kaynağı burası derken bir aşağıdan gelen sızıntıları buluyoruz.
Benim istemek kavramım bu. Kişinin kendini BH ye kabul ettirme isteği bile egoya dokunur onu harekete geçirir. O yüzden çok hassastır.
 

bozadi

#51
Sevgili zülkarneyn, hayatımızda son derece doğal, gerekli ve gayet de pozitif güdülerle ilişkili olabilen "istemek" fiilini ille de "KH" ile denkleştireceğim diye kelimelerin, kavramların doğal ve zengin anlamlarını bu kadar eğmeye, bükmeye hiç gerek yok bence.

Eckhart Tolle egoyu "zihin" ile özdeşleştirmiş. Vay zihin şöyle kötüdür, vay efendim düşünce böyle zararlıdır diye bir takım gayet doğal, gayet pozitif bir anlamı da olabilecek kavramları cırmalayıp duruyor. Bunun yerine dese ki, "egosal bir zihin/düşünce de vardır, ruhsal (diye ifade edilebilecek) bir zihin de." Yani diğer bir ifadeyle pozitif bir düşünce kalıbı veya zihni de vardır, negatif olanı da. Tıpkı varlıkların bir bölümünün KH'yi, bir bölümünün de BH'yi seçmesi gibi. Tüm mesele ayırt edebilmek, istemek ve seçmek ve seçimin için gayret etmek üzerinedir. İstek, varoluşun en temel yasası denebilecek olan ÖZGÜR İRADE ve SEÇİM realitesinin en doğal ve gayet de pozitif bir anlamı olabilen bir uzantısıdır.

Bence aynı şekilde sen de hayatımızın gayet doğal ve pozitif bir potansiyeli de bulunan bir kavramı olan "istemeyi" KH ile eşitlemeye çalışacağına, "egosal isteyiş" ve "ruhsal isteyiş" ("ruhsal" yerine daha uygun bir terim olabilir mi diye de düşünülebilir) diye bir ayrım koysan ve bunların farkını vurgulasan ve bu konuda bir bilinç artış çabası önerisinde bulunsan bence bu herkes için çok daha makbul ve benimsemesi kolay olacaktır. Özellikle bu forumda. Sonuçta senin bileceğin birşey ama bunu zorlamanın pozitif bir anlamı olacağını sanmıyorum. Bak kendin söylemişsin, "Ruhsal Arzu" demeyi seçiyorum diye. Şimdi "arzu" ile "istek" arasındaki ayrım diye yeni bir kavramsal tartışma yaratmaya gerek var mı?  Ruhun "ihtiyaç duymasından" bahsediyorsun, "ruhun arzu duymasından" bahsediyorsun ama aynı zamanda "ruh istemez" diyorsun. Ruh "ihtiyaç duyar" diyorsun ama "bir irade sergilemez" diyorsun. Gerçekten bunlar kendimizi boşu boşuna içine sokacağımız derin çukurlara benziyor. Son derece gereksiz bir sürü kavramsal tartışmaya neden olur. "Egosal istek" ile "Ruhsal istek" diyelim, sonlandıralım bu problemi. Tartışmalar sürecinde seviyeler atladıkça, yeni birşey keşfedersek, senin yaklaşımını haklı çıkaran bir durumla karşılaşırsak o zaman gerekirse tekrar kavramlarımızı gözden geçiririz. Ama şimdi "istemeyi" "ego" ile özdeşleştireceğiz diye hayatımızın gayet doğal ve pozitif bir şekilde de ifade edebildiğimiz "istemek", "seçmek" gibi kavramlarının anlamını KH ile özdeşleşecek şekilde değiştirmeye kalkmak ve bundan sonra bu kavramları sadece KH anlamıyla kullanacağız diye kendimizi koşullandırmaya kalkmak kendimize işkence etmek anlamına gelir. Gerçekten hiç gerek yok. Çok rica ediyorum, tartışmanın bu aşamasında bunu "egosal istek" ve "ruhsal istek" diye ayıralım, zaman içinde ruhun ihtiyacına, arzusuna dürtüsüne verecek daha doğru bir ad bulursak, onu kullanırız.

Bir de, Ra'nın akıl/beden/ruh bileşimi diye ifade ettiği şeyi anlamlandırmak ve tartışmalarımızı buna dayandırmak da çok karmaşık bir durum yaratabilir. Beden konusunda kimsenin bir şüphesi olacağını sanmıyorum ama "akıl" (zihin) ve "ruh" diye iki ayrı kavramdan bahsederken Ra'nın tam olarak neyden bahsettiğini anlamak kolay değil. Benim ilk izlenimlerim, "Akıl" denen şeyin 3. seviye benlik/psişe veya diğer bir ifadeyle ruhun 3. yoğunluktaki uzantısıdır. Bireysel ruhun kendisi ise 5. yoğunluk merkezlidir. Ruh (3. seviye bir ruh) enkarnasyonlar sırasında kendini 3. yoğunluğa projekte eder ama Michael Newton'un sitemizde alıntılanan kitaplarında anlatıldığı gibi ve yine Kasyopya celselerinde de geçtiği gibi bu projeksiyon sırasında varlığın tamamı 3'e gelmez. Enkarnasyonun ihtiyaçlarına göre ve ruhun gelişmişlik düzeyine göre ruhsal bilincin/enerjinin belirli bir "yüzdesini" alır, bir kısmı her zaman 5'te kalır ve yine ruhun gelişmişlik düzeyine de bağlı olarak o kısım ya enkarnasyon bitene kadar pasif bir şekilde orada bekler ya da eşzamanlı olarak orada eğitimini sürdürür. Bunlardan ayrı olarak, Ra'nın tanımladığı şekliyle bir de 6. yoğunlukta Yüksek Benlik vardır ki o da ilgili ruhun gerçek rehberidir. Kısacası benim görebildiğim kadarıyla senin "Zihin" (Akıl) dediğin şey, ruhun 3. yoğunluktaki uzantısının adıdır. Ki gerçekten de, özellikle günlük yaşam realitesinde "ben" dediğimiz şey, 5. yoğunluk merkezli ruhun, enkarnasyon sırasında 3. yoğunluğa projekte olmuş olan uzantısının adlandırmasıdır. Dolayısıyla aynı zamanda ruhun egoyla muhatap olan ve hatta belirli oranlarda özdeşleşen kısmıdır.

Alıntı YapRuhun bir ihtiyaç duyuyor ve onu katlılamak veya karşılamamak sana kalmış
Bu ifadede yine son derece ciddi bir belirsizlik potansiyeli var.  "Ruhun" ve "sen" diye yaptığın ayrım yanlış olabilir. Enkarnasyon sırasında 3. yoğunluğa projekte olmuş olan "ruh uzantısı" zaten "sensin". Bu bakımdan "ruhun" ve "sen" diye bir ayrım hatalı bir ifade biçimidir. Senin ruhtan bağımsız, ayrı bir benliğin/varlığın yok. Aynı şekilde ruhtan ayrı/bağımsız bir "bilinç" de yoktur. İşte ego meselesi var ama ego da zaten 3. yoğunluktaki ruh uzantısıyla özdeşleştiği ölçüde var. Egonun tartışılması ve ruhsal benlikten ayırt edilmesi pratikleri gayet faydalı olabilir.

Alıntı YapBir grup olmak doğal bir şey. Ama bir gruba kabul edilmek "istemek" bir KH eylemi.
"Egosal istek" ile "ruhsal istek" birbirinden ayırt edildiğinde, "bir gruba dahil edilmek istemenin" de otomatikmen KH ile özdeşleştirilmesinin ne kadar yanlış olacağı anlaşılacaktır.

Bir "gruba" dahil edilmek istemekle bir "forum sitesine" dahil edilmeyi istemek arasında temel kavram anlamında bir fark yoktur. Sen bu forum sitesine başvuruda bulunup "lütfen beni de bu foruma dahil edin" İSTEĞİNDE bulunduğunda bir KH eyleminde bulunduğunu düşünerek mi yaptın bunu?
Bir gruba dahil edilmeyi istemenin, koşulları inceleyip anlamadan hemen otomatik olarak KH veya BH ile özdeşleştirilmesi yanlış bir yaklaşımdır.

Alemtac

#52
Biraz araya girmek istiyorum :) Olmasını istemediğimiz birşey için, gerçekleşmesini arzuladığımız şeyler için dua etmek gibi..."niyet ettim niyet eyledim..." diye başlanır ya dualara.

Tamamiyle özgür irademize dayalı istemek olmasaydı ne hayal kurabilirdik nede kurduğumuz hayallere dayalı olarak keşif ve icadlar yapabilirdik. Denizler altında yirmibin fersah gibi hayali masallar sonucunda, denizlerin dünyasını keşfetmemizi sağlıyacak teknolojik icatları gelistirmişiz. Tesla sesin tek bir yerden dağılacağını düşünerek radyoyu bulmuş. Bugün Haarp teknolojisini dünyadan saklayan ve kendi amaçları doğrultusunda kullananların istedikleri ile, bu teknolojiyi bulurken Tesla'nın istedikleri arasındaki farkı görebiliyor musunuz?

Ailemiz hangi dili konuşuyorsa bizde o dili konuşuruz, adetlerine/törelerine bağlı oluruz, hangi dindenlerse o dine inanırız. Anadilimiz ne olursa olsun, eğitimle veya kendi seçimimizle ikinci, üçüncü..yabancı dil öğrenebiliriz. Gelişimimize bağlı olarak, adet/törelerden yanlış bulduğumuz, uymak istemediğimiz yönler çıkabilir. Atalarımızın inancı olan dinden vazgeçebiliriz. Dünya üzerinde yaşayan biz insanlar Kh olduğumuz halde, bu topluluğun içinde Bh yolunda ilerleyebiliriz. Zaten ne olduğunun önemi kalmamış bir varlık için istemek diye bir şeyde yoktur, bütünün içinde erimişsek eğer olmuşuzdur. Ne olduğumuzun farkında olmak, olduğumuz şeyi kabul etmek ve olmak istediğimizin ne olduğunu algılayıp o yönde hareket etmek gelişimimizi gösterir bence.
 

Scyth

#53
Doğru teşhis
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

beyrutkapı

#54
Meseleyi biraz basitlestirmeye çalışacağım arkadaslar. Bir yazar söyle Der; " iyiliğin tek ödülü kendisidir" Der. Bu tam olarak bh yönelimi gibi gelir bana. Yani kendine bir şey istemeden iyilik yapabilme potansiyeli. Mesela mevcut dinlerdeki sevap günah kavramı bu yüzden sorunludur. Zira burada esas olan ödül-ceza yönelimli bir bakistir. Bu nedenle motivasyonu ödül olan bir insanı baskasına hizmet çizgisinde tutmak zor olur. Eğer istemek fiili pozitif yönelimli ise, mesela karanlık bir dunyanın ortasında, baskalarına ornek olabilecek bir Bh ateşi yakabilmekse,  bambaşka bir varoluşun hem bireysel hemde grup olarak gerçekleşebileceğini gostermekse, bunu Kh olarak nitelendirir mısınız? Ego ister, ego herseyi ister, bu çok doğru. Ancak bu "herseyin" icinde yarısı bh yarısı Kh olarak görünen müthiş dengede bir evren var. Herseyi oluşturan bu. Ve bu elmanın iki yarısından hangisini isteyeceğine de her birey kendi Ozgur iradesiyle karar veriyor. Madem tüm evren bizim icimizde, egodan yola çıkarak bile bütünün kendisine varmak bence olası. Elbette bu süreçte egonun kendisi köklü bir degisiklige ugrayacaktir.  Bu anlamda ne istemenin kendisi ne de ego tek basına sorunlu ya da kötü değil bence. Asıl mesele elindeki ensturumanlari nasıl kullandığın.
Aslında herhangi bir şey İcin " bu Kh dir" demek bile yargilaminin kendisi oluveriyorsa, bence kavramlar icinde boğulmadan daha basit ve sade bakmak yanılma payımızı azaltabilir. Nacizane onerimdir.
 

zülkarneyn

#55
Sevgili bozadi, kelimelerle oynadım evet. Bu son mesajımın değil tüm bu konuşmayı başlatan cümlemin ayıbı. Şöyle ki sadece egonun yönelimine istemek dedim ve diğerlerine aslında anlamdaş olarak terimselmiş gibi farklı ifadeler kullandım. Çünkü o cümlemdeki istemekle neyi kastettiğimi görmenizi istedim. Dediğim gibi çok düşünmeden yazdığım için dar bir alana gönderme yapmıştım ve o alan egosal istekti. Bu dediğimi ve eleştirdiğine göre ifademi anladın, buna sevindim.
Beyrutkapı bahsettiğin karanlık bir dünyada başka bir yaşama biçimi olduğunu göstermek aslında başkalarına olan bir gösterim olmuyor. Mesela falanca bir müzikte dans etme deneyimini merak ediyorsun ve sana bir şevk veriyor bu hayal. O dansın diğer danslardan farklı olacağına inanıyorsun ve kalkıp deniyorsun. Bu dansı birileri daha önce yapmış olsa da ilk defa deneyen için yeniden keşfediliyordur. Ve kalkıp deniyorsun. Bütün yaşam bütün oluş deney değil midir? Bu deneyle elde edilen var olan her şey ve tek şey dersler değil midir? Sen bu dansı denediğinde muhteşem bir enerjisi olduğunu ve müzikle bütünleştiğini hissediyorsun. Danstan anlayan veya anlamayan herkes bu büyüyü farkeder ve etkilenir. Ama o dansı denemek istemeyebilir çünkü onun oluşu farklı müzik ve figürlere eğilimlidir ve o senin dansını denese o büyüyü yakalayamaz ve bunu hissettiği için denemekten çekinir. Onun içinin yöneldiği, müziğini duyunca derinlerinde sıcaklığını hissettiği dans başkadır. O kendi için uygun gördüğü dansı da beceremeyebilir. Ama o uyum onu kendini eğitip değiştirmeye zorlar. Tıpkı bedeni bir şeyler yemek istediği halde o uyum için kendini yiyecekten uzak tutmaya çalışan bir bilge gibi. BH ve KH de bu dans gibidir. Evrenin bu iki yöneliminden birine aitsindir o seni çekiyordur ve kendini onun için eğitmekten, o dansı deneyimlemek için aslında o kadar açamayacağın kolunu bacağını gerekirse acı duyarak zorlamaktan bir haz duyarsın, kendine gittikçe yaklaşmanın hazzını. O yüzden bu yoldaki acılar durdurmaz. O yüzden bir peygamber taşlanır, işkence görür de içinde tek zerre yolunu değiştirmez. O yüzden yıllarca hapis yatsa bile bir seri katil öldürmekten vazgeçmez.
Alemtac ile düşüncelerimiz uyuşuyor sanırım.
 

Alemtac

#56
Muhakkak Sevgili zülkarneyn, düşüncelerimizde uyuşan yanlar çoktur. Bh için birşeyler yapmak kılık değiştirmiş bir Kh dir sözüne katılmadım, anlıyamadığım için sanırım. Başkalarına hizmet ederken herhangi bir beklenti içinde olmadan yapılan davranış, yada bh olabilmek için yapılan bir davranış ki dünyanın eğitim gezegeni olduğunu kabul ederek herşey seçimlerden ibarettir diyorsak, kh le bir ilgi kuramadım. Bence, yapılan bir şeyin bh veya kh olduğunu düşünmek hem yargılamak hemde kişinin kendi bakış açısıyla ilgili bir olaydır. Aslında yapılan bir şeyin bh veya kh olduğunu düşünmek yargılamaktır derken bile yargılmış oldum :D Sonuçta farklı ifade biçimlerimizle hepimiz aynı şeyi söylüyoruz bana göre.

İyi geceler.
 

Tgur

#57
"Bu ifadede yine son derece ciddi bir belirsizlik potansiyeli var. "Ruhun" ve "sen" diye yaptığın ayrım yanlış olabilir. Enkarnasyon sırasında 3. yoğunluğa projekte olmuş olan "ruh uzantısı" zaten "sensin". Bu bakımdan "ruhun" ve "sen" diye bir ayrım hatalı bir ifade biçimidir. Senin ruhtan bağımsız, ayrı bir benliğin/varlığın yok. Aynı şekilde ruhtan ayrı/bağımsız bir "bilinç" de yoktur. İşte ego meselesi var ama ego da zaten 3. yoğunluktaki ruh uzantısıyla özdeşleştiği ölçüde var. Egonun tartışılması ve ruhsal benlikten ayırt edilmesi pratikleri gayet faydalı olabilir."

Gerçeğin saf ve yalın bir sergilemesi olarak bu bölümün üzerinde durmak istiyorum ,  çok yerinde bir yorum olmuş, sağol Bozadi,

Fizikselliği arzu edip parçada deneme yapma isteği ruhun macerasının bir parçası ise, ayırımın baştan zevk gibi gözüken tatlı bölümlerinin, mukayese için acıyla da buluşma anları devreye girince , kıyamet kopuyor..Yalnız ne kadar bilgilenirsen bilgilen ,ben bütünlüğün ne olduğunu anladım, içinde eridim zannetsen de, acıyla bulaşan tatlıyı öğün öğün yemekten başka yol yok bu yoğunlukta, ancak "Oblomov" olursan, dördüncü yoğunluğa otomatik geçiş yapabilirsin belki (Oblomov =İvan isimli bir Rus yazarının romanında ,deli olmayan çok çok saf  bilinçli kişi )

Zira bu yoğunlukta egosal isteği bambaşka bir yorumla değerlendirmek gerekli ,siz hiçbir şeyi arzulamayan olsanız dahi bedensel biolojik ve ona bağlı kimyasal strüktür bu yoğunluğun macerasına girmiş ve yoluna devam etmektedir, onları da isteklere göre terbiye etmek mümkün ama çok zor bir yol ,(perhizler ritüeller v.s),
Bu yolun ise bazen takıntılı bir durum yarattığını da çok şükür anladık.

Demek istediğim ,ruha araçlık eden bu fiziksel beden, zihninizin bilgeliğine eşlik etmeyebilir veya oldukça uçmuş olan zihinsel durumunuzla sizi, fiziksel acılarla buluşturup, dualite mantığının içinde olduğunuzu hatırlatır ,bu da fizikselliği seçmiş ruhun genel macerası içinde addedilmelidir. Ancak o zaman olan biteni bir ölçüde manalandırabiliriz..

Sonuçta, sevgili Alemtaç'ın belirttiği gibi ,
 "Aslında yapılan bir şeyin bh veya kh olduğunu düşünmek yargılamaktır derken bile yargılmış oldum :D Sonuçta farklı ifade biçimlerimizle hepimiz aynı şeyi söylüyoruz bana göre."


Tgur

#58
Bahsi geçen ruhun fiziksel macerasındaki bedenin, biyolojik ve kimyasal strüktürünün mecbur kaldığı kısa döngü hakkında geniş bir bilgi veren kasyopyadan alıntı aktarıyorum ,konuyu fazla uzatmış olduğum endişesi yanında bilgi açılımında faydası olur kanaatindeyim,

"S: (L) Ruh ile fiziksel beden arasındaki etkileşim, diğer varlıkların arzu ettikleri bir yan-ürün mü meydana getiriyor?
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir. Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden, fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur; uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak, evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.

S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.

S: (L) Bu yan ürünler nelerdir?
C: Önce hangisi?

S: (L) Pozitif.
C: Pozitif yan-ürün göreli enerjide meydana gelen bir enerji artışıdır. Bu enerji ruhun ve onun tek boyutlu ve iki boyutlu etkileşimli partnerlerinin öğrenme sürecini hızlandırır. Partnerler flora, fauna, mineraller vb'dir. Bu kısa dalga döngüsündeki fiziksel/ruhsal transfer yoluyla hepsi tekrar-birleşmeye doğru olan gelişim ve hareketi daha hızlı bir şekilde deneyimler. Negatif olarak ise aynı varlıklar için pek çok negatif durum söz konusu olur, çünkü 1. ve 2. bilinç yoğunluğu seviyesinde bulunan flora ve fauna normal olarak fiziksel düzlemde uzunvadeli veya uzun dalga döngülü bir deneyim yaşayacaktı ama insanlarla olan etkileşimleri nedeniyle kısa dalga ruhsal/fiziksel döngüde deneyim elde etmek durumundalar."



beyrutkapı

#59
Okuduğum ama unuttuğum önemli bir bilgiydi. Teşekkürler tgur. Perdeleme yani bilinç ve bilinçaltı arasındaki perdeyi de hesaba katarsak, bu gezegende ortalama bir insan hayatı yani mesela bir 80 yıl, insanın dünyadan bir cocuk olarak doğup, bir cocuk olarak goctugu fikrini güçlendiriyor. Sanırım ra bilgilerinde böyle bir cümle vardı. Bu da aslında insanın macerasının neden olgunlasamadiginin bir başka etkeni olabilir. Büyük manipülasyon ve kontrole bu da eklenebilir. Ayrıca, sanırım kısa dalga döngüsünde yani fiziksel varoluşda daha çok deneyim ve is üretmek gibi bir avantajda var. Eterik varoluş bu anlamda sinirlandirici. Mesela eterik varoluşu bin yıllar boyunca deniymleyen ve belli bir aşamaya gelen bir grup İcin sıra kısa dalga döngüsüne geliyor. Zira bu ikisinden biri eksik olunca gelişim bir aşamada çok yavaşlıyor ya da duruyor