BİR ÇALIŞMA PRATİĞİ GELİŞTİRME ÖNERİSİ

Başlatan bozadi, 22 Mayıs 2014, 02:15:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Değerli dostlar, teklifiyle son buluşmamızın gerçekleşmesine ön ayak olan beyrutkapı arkadaşımız İstanbul'un Anadolu yakasındaki evinden haftada iki kez bir spor çalışması için Beşiktaş tarafına geldiği için, müsait vakitlerde onunla birebir buluşmak için niyetlenmiştik. Bugün nihayet buluştuk. 2 saat kadar vaktimiz vardı ve sohbet ederek bu vakti en iyi şekilde doldurmaya çalıştık. Bir süre önceki grup toplantımızı en kısa zamanda tekrarlamak üzere bir plan yapma fikri doğdu. Ne kadar erkenden haber verirsek, katılmak isteyebilecek dostlar da daha rahat hazırlık yapabilir diye buradan bir duyuruda bulunmak istiyorum. Henüz kesin bir tarih yok fakat diyelim ki yaklaşık 1 ay içinde tekrar bir buluşma ayarlayabiliriz. Daha iyi veya alternatif bir fikir yoksa yine bizim evde buluşabiliriz. Buradan ilk fikri paylaşmış oldum. Dostların koşulları da uygun olursa, niyet somutlaşırsa duyurular bölümünde biraz daha açık bir duyuru/davet hazırlarız.

Bu başlığın asıl konusuna gelince; bugün beyrutkapı ile konuşurken, içinde bulunduğumuz deneyim ortamının bize bolca aşılamaya çalıştığı negatif duygu ve düşünce kalıplarının etkilerini azaltmak, pozitif duygu ve düşüncelerin miktarını artırmak üzere pratik bir çalışma geliştirme niyeti gündeme geldi. Her birimizin hayatımızın olağan akışı içindeki müsait boşluklarında uygulayabileceği bir çalışma pratiği. Her yönüyle tespit edilmiş çok somut bir pratik yok henüz ama geliştirilebilecek, üzerinde çalışılabilecek, geliştirilebilecek bir fikir var denebilir.

Bu pratiğin adlandırmalarından birinin "İsteme sanatı" veya "Dua etme sanatı" olabileceğini düşündük.

Bildiğiniz gibi, Hayattan veya Evrenden veya Tanrıdan (hepsinin aslında aynı şey olduğunu düşünelim) "birşeyler isteme" kavramı var. İhtiyaç duyduğumuz birşey veya bir sorunumuzun çözülmesini istemek gibi.

Sanırım söz konusu pratikte "pozitif duygu ve düşünceleri geliştirme" uygulaması ile "hayattan birşey isteme" uygulamasının bir karışımının olduğu söylenebilir.

"İsteme" konusunda aklımıza gelen birkaç hususa değinerek fikri biraz somutlaştırmaya çalışayım.

Evrenin, hayatın canlı, adil, sevgili bir organizma olduğunu ve her birimizi takip edebildiğini, bize daima yardımcı olmaya çalıştığını, isteklerimize göre bize bazı şeyler hazırlayabildiğini varsayabiliyoruz, buna inanabiliyoruz veya bunu bir ihtimal olarak kabul edebiliyoruz diye varsayıyorum. Tabi tüm bu süreç "dersler" diye tanımlayabileceğimiz bir gelişim programı dahilinde ilerliyor gibi görünüyor. Yani hayatın isteklerimizi gerçekleştirici eğilimi biraz da eğitim müfredatımız gereği öğrenmemiz gereken şeylere bağlı olarak gerçekleştiriliyor.

Bu noktada, "farklı isteme modları" diyebileceğimiz bir ayrımın farkındalığına dikkat çekmek istiyorum. Aslında "iki" temel ve "zıt" isteme modu belki de. Bu isteme modlarından bir tanesi daha pozitif, diğeri ise biraz daha negatif eğilimli.

"İsteme sanatı" derken, pozitif eğilimli isteme biçimini ayırt etmeye, netleştirmeye niyet ediyoruz. Peki nedir, nasıldır "pozitif veya sağlıklı bir şekilde istemek"? Buna dair mevcut fikirlerimiz şöyle:

Hızlı sonuçlar için "hırs", "endişe", "korku", "kızgınlık" geliştirmeyen bir isteme biçimi. Kısa vadede hızlı sonuçlar elde etmeyi arzulamaktan ziyade, uzun vadede, belki biraz yavaş ama gerçekten etkili ve güçlü bir isteme biçimi. Yani "egosal isteme" ile "ruhsal (?) isteme" diye ayırt edilebilecek iki farklı isteme/arzulama biçimi olduğunu algılıyoruz.

"Pozitif isteyiş" olarak algıladığımız şey daha "bütüncül" bir esasa sahip. Yani sadece belirli/sınırlı bir zaman aralığında meydana gelen bir ihtiyacın karşılanmasına veya belirli bir sorunun çözümüne duyulan şiddetli bir arzudan ziyade, BÜTÜN HAYAT DENEYİMİNİN her yönüyle iyileşmesine, dengelenmesine, gerçek bir istikrar ve güç bulmasına yönelik daha sabırlı, daha güvenli, uzun vadeli bir isteme biçimi. Bu demek değil ki hayattan "belirli" bir sorunumuzun çözülmesini, "belirli" bir ihtiyacımızın karşılanmasını veya o hususta yardım görmeyi istemek mutlaka negatif birşeydir. Burada iddia konusu olan görüş, pozitif isteyiş biçiminin giderek kısa vadeli sorun ve ihtiyaçların çözümüne de çok yardımcı olacağı ve krizlerin, travmatik durumların da çok daha kolay ve hızlı atlatılmasını sağlayacağıdır.

Önerilen pratikle ilgili en önemli hususlardan biri de "düşüncenin gücü" ile ilgilidir. Bireysel hayatımız tıpkı tüm bireyleri kapsayan "BÜYÜK HAYAT" gibi ve ona bağlı olan canlı bir organizmadır ve tüm organları, tüm parçaları birbiriyle bağlantılı ve ilişkilidir biz bunun farkında olsak da, olmasak da.

Bireysel hayatımızın "bütününü" zihnimizde canlandırarak iyileşme, gelişme, şifa, çözüm isteyelim. Yani bütünle, bütünümüzle ilgili iyiyi düşünelim. Bireysel varlığımızın bütünlüğünün, tüm bireyleri kapsayan bireyler-ötesi BÜYÜK HAYAT'ın bütünlüğü ile BİR olduğunu hatırlayalım, güvenelim. Bütün öğretiler bunu söylemiyor mu? Eğer BÜYÜK HAYAT iyi ise, adil ise, güzel ise, sevgi dolu ise, bireysel hayat bütünlüğümüz de o iyi, güzel, sevgi ve şefkat dolu, şifa dolu, çözümlülük dolu BÜYÜK HAYAT'ın bir parçası, bir evladı ve nihayetinde ta kendisi ise, içinde bulunduğumuz zorlu seçim koşullarında onun adaletine, iyiliğine, sevgisine güvenmeyecek miyiz, ondan güç almayacak mıyız?

Evet, bireysel bütünlüğümüzün tam olarak farkında değiliz, hatta belki çok ciddi bir bölümünün farkında değiliz. Farkına vardığımız şeyleri de her zaman hatırlamıyoruz. Bazı kısımları hakkında ise günlük yaşam bilinci düzeyinde hiçbir farkındalığımız yok! Bizzat bunu bilerek, hayatımızı bir bütün olarak, bir çember veya bir küre gibi gözümüzde canlandırmaya gayret edelim. O çember kendimiz hakkında bildiğimiz ve bilmediğimiz, farkına vardığımız ve varmadığımız, hatırladığımız ve hatırlamadığımız, bakmak istediğimiz ve istemediğimiz herşeyi kapsasın. Tüm kötülüklerimizi, tüm iyiliklerimizi, farkında olduğumuz ve olmadığımız tüm sorunlarımızı ve tüm gücümüzü kapsasın. Ayrıntılara değil, bütüne odaklanmaya gayret edelim bu pratikte, bütünün ayrıntıları da kapsadığını ve bildiğini ve ayrıntılardaki tüm sorunların çözümüne yardımcı olmak istediğini hatırlayarak. Bütünün iyiliğini hatırlayalım ve hayatımız için iyiyi, iyileşmeyi isteyelim.

Buna dair bir pratik geliştirelim aramızda, somut pratikler geliştirelim. Hem kendi kendimize uygulayabileceğimiz, hem de ortaklaşa uygulayabileceğimiz.

beyrutkapı

#1
Sevgili bozadi, dün tartıştığımız konuları güzel toparlamissin. Emegin İcin tesekkurler kardesim. Ayrıca dün bozadi ile konuşurken en az uç defa bunu neden daha önce düşünemedim dedim kendime. Gercekten biriyle aynı dili konuşup kafa yormak tam bir beyin fırtınasına yol acıyor. Beraber kafa yorunca gücü artıyor sanki insanın. Her seyin bir parçası olan kendimizle, her seyin bir parçası olan başka birinin güçlerini birlestirdigini duşunun. Aynı frekansta başkalarıyla birlestikce, bu erisebilirlik gücü artacaktır sanıyorum. Ne kadar doğru bir ifade oldu bilmiyorum ama bana böyle göründü.
Sanırım en büyük sorunlardan biri öğrendiklerimizi hayata geçirmek. Bu konuda çeşitli zorluklar var. Sanırım söyle ifade etmek mümkün, yanıltıcı ve görüntüleri bozan aynaların olduğu bir sirkten dünyaya ve kendimize bakmak gibi. 3. Seviye olmak biraz buna benziyor. İlizyon aynalariyla dolu bir dünyaya bakıyoruz.  Elbette bu seviyede her şey buna dahil. Mesela çeşitli kaynaklar bize hep isteyin alacaksınız dediler. Ama bizler istemenin doğasını ve doğru isteme sanatı diyebileceğimiz mekanizmayı çözemediğimiz İcin bazı konularda tikanip kalıyoruz. Burada vermek istediğim ornek korkular ve kaygılar . Hiç istemediğimiz halde korkularımızın ve kaygılarımızın gerçekleştiğini görebiliyoruz . Aslında demekki ters yüz edilmesi gereken bir seyler var burada. Bir bh adayı olarak istemek, bunu öğrenebilmek çok onemli, kendimize bakıp, olabildiğince korkularimizla yuzlesip, kendimizden bile gizlediklerimizi  açığa çıkarmaya çalışarak, istemeye ve niyete negatif duyguları olabildiğince temizleyerek, icimizde yeni alanlar yaratarak yaklaşmak, daha verimli olabilir gibi geliyor bana. 
Sevgiler saygılar herkese.
 

Qui-gon jinn

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Bir bh adayı olarak istemek, bunu öğrenebilmek çok onemli
Sevgili beyrutkapı bu sözün aklıma BH olmak ile ilgili bazı celse bilgilerini getirdi.Hatırlarsanız bir celsede şöyle bir soru-cevap vardı;

S: İsa nasıl Tam bir BH oldu?
c: Kendisi için hiç bir şey istemedi.

(Veya kendisi ile hiç ilgilenmedi, açıkcası çok aramama rağmen bu sözlerin geçtiği kısmı bulamadım.)

O kısmı bulamasam da, benzer konuşmaların geçtiği bir yer buldum, onu da paylaşayım.Üzerinde kafa yorulan hususlarla ile alakalı faydalı çıkarımlar sağlayabilir.

C: Şimdi sizin için bir blok-yıkıcı: Tam BH profiline ulaşan 3'üncü yoğunluk varlıkları otomatik olarak anında 4'üncü seviyeye geçer!

S:(TR) Bir anda yok mu olurlar? Bunu yapan insanlar oldu mu?
C: Evet.

S:(F) Evet, bunu duymuştum. (TR) Her zaman bir sürü insan kayboluyor. (L) Ama bunun o kadar çok olduğunu sanmıyorum...

(F) Ama olmuş. (J) Bazen insanlar kayboluyor ve bir daha onlardan hiçbir haber alamıyorsun. (F) Ani bir ışığın gelmesiyle insanların aniden ortadan kaybolması gibi olaylar var; aniden bir ışık ortaya çıkıyor ve puf! (TR) Kendi kendine yanma olayları gibi... (F) Hayır... (J) Kendi kendine yanma gibi değil çünkü o durumda beden kalıntıları duruyor. (F) Bir grup insan birlikte otururken aniden çok şiddetli bir ışık meydana geliyor ve kişilerden biri kayboluyor. (L) Bir daha ortaya çıkmıyor mu? (F) Hiç! (TR) Bunu sormak istiyorum, daha önce sorulduysa biri beni durdursun, tam BH profili nedir? (L) Kendine tamamen ilgisizlik.
C: Evet.

S:(L) Yani kendin için, kendini tatmin için hiçbir yapmıyor ve düşünmüyorsun. Bunu sürekli olarak başkaları için yapıyorsun. (TR) Lanet olsun, o zaman daha çok işim var... (Koro) Hepimizin var!

---

Bunun dışında, hatırlarsanız buluşmamızı başlarında "BH ve KH'yi iyi-kötü diye ayırmak, ki daha doğrusu herşeyi" hususunda pek katılamadığım noktalar olmuştu.Yukarıdaki konuya ilişkin bilgiyi ararken, bu hususa ilişkin de bir kısım bilgilere rastladım.Onları alıntılamak istiyorum ki, o gün ne yönde bir itiraz da bulunduğum daha iyi anlaşılabilecektir diye umuyorum.

S: (L) Tamam. Sıradaki soru: bizim "iyi adamlar" olarak tanımlayabileceğimiz Griler var mı?
C: Bu nereden bakarsan subjektif bir yorum. Yani sonuçta iyi nedir, kötü nedir?

S: (L) Verilen tanım Kendine Hizmet ve Başkalarına Hizmet şeklinde. Grilerden herhangi BH olan var mı?
C: Bir süre için yeniden bir gözden geçirme yapabilir miyiz?. KH ve BH gruplarından herhangi birine kötü veya iyi demek subjektiftir. Bunlar sadece Kendine Hizmet ve Başkalarına Hizmet demek. Bir şeyin iyi ya da kötü olduğuna karar vermek gözlemciye bağlı birşeydir. Bu da bakış açınıza göre değişir. Amaçlarınıza göre değişir. Pek çok şeye göre değişir. Biri yalnızca Kendine Hizmet'tir. Kendi içine dönüktür. Diğeri ise Başkalarına Hizmet'tir, dışa doğru genişler. Evren olarak ifade ettiğimiz şeyi oluşturan dengenin bir parçasıdır.

Velhasıl ayrı bir şey var ki, bu "celselerden alıntılar yapma" neticesinde farkettim ki, her ne kadar büyük bölümünü hatırladığımı düşünsem de, aslında celseleri tamamen tekrar gözden geçirmem lazım gibi duruyor.Hatta yine bu yönde bilgi verilen bir kısmada denk geldim.O bölümde Kasyopyalılar, celselerin sadece kavramlara aşinalığın artması için değil, bilgi parçalarını bir araya getirerek oluşacak anlayış içinde tekrar tekrar yeniden incelenmesini tavsiye etmekte.Bu sebeple tüm celseleri yeniden okumak ve irdelemek hususunda karar aldım.Zaten son bir kaç gündür içsel olarak böyle bir yönelimde veya belki de yönlendirilme de idim.Neyse, bu iş biraz uzun ve zorlu oluyor ama zorluklar eğlencelidir dimi...:)

Son olarak yeniden buluşma konusundaki fikrimide belirtmeden geçmeyeyim ki, bu kararınızı çok uygun buluyor ve destekliyorum arkadaşlar.Tekrardan katılmayı ve siz sevgili doslarla bir arada bulunmayı yeniden isterim.Umarım da bulunabilirim, fakat kendi adıma gene kesin bir şey söyleyemiyorum, diyebileceğim yine aynı kelime olacak; "kısmet".:) Tabiri caizse kapıdan çıkıp gitmem gereken o son "an" gelene kadar net bir kararım olmuyor, çünkü, çünkü, çünkü bilemiyorum işte, ne desem ki? Aklıma bir şarkı geliyor sadece, bari onu paylaşayım.Yanlız yarı kısmı doğrudur, keşke tümden mevcut olabilse...

http://www.izlesene.com/video/goksel-karar-verdim/5461897

Bu sabahta karar veremedim kasyopya ana, saat kaç umrumda değil...

beyrutkapı

#3
sevgili Qui, verdiğin örnekler konusunda çok haklısın ancak, yine tartıştığımız konuya geri dönüyoruz. yani tüm basamakları atlayıp hemen sonuca varmak ne kadar doğru bilmiyorum. elbette yanılıyor da olabilirim ama o gün buluşmada da sana anlatmak istediğim şey buydu; eğer kendi realitenden tamamen koparak hızlıca sonuca ulaşmaya çalışırsan, alman gereken dersleri alamazsın. bu aynen şuna benziyor; 3. katta yaşıyorsun ama 7. kattaymış gibi davranıyorsun. senin büyük resmi kavrayış ve büyük plana bakma çabanı etkileyici ve önemli buluyorum. ancak koşmamak kaydıyla. örneğin büyük resim açısından bakınca elbette iyi-kötü diye bir şey yok nihayetinde. elbette var olan her şey kendi seçtiği yoldan hizmet ediyor. ancak bu seviyede elbette bu koşullarda bizler için iyi-kötü gibi subjektif tanımlamalar yapmak mümkün. eğer böyle olmasaydı, senin benim yada başka birinin şuan dünyada olmaması gerekirdi. ancak buradayız, demek ki almamız gereken dersler var.
seni anladığımı düşünüyorum sevgili Qui. sonsuz olasılıklarla dolu evrende her şey bence de  mümkün ancak, bize önemsiz ayrıntılar gibi gelen bu hayatın sorumlulukları, kavramları yada zorunlulukları yokmuş yada önemsizmiş gibi davranmak hiç bir işimize yaramaz gibi geliyor bana. bu nedenle iyi ve kötü elbette bizim için bu seviyede geçerli. tıpkı aslında zamanın olmadığını bildiğin halde ona tabi olmak gibi. eğer buradaysak, bu yoğunluk ve gerçeklik içinde bu yoğunluğa ait dersler var demektir. bu yüzden hep bir adımımız dünyada olmalı diye düşünüyorum. zaten istemesekte bir biçimde realite dediğimiz şeye çarparak yeni bir dersi yada çok temel bir dersin tekrarını alıyor insan.
tüm bunları söylememe rağmen, elbette kendi gerçeğin ve koşulların içinde son derece haklıda olabilirsin. yani döngüde benden çok daha ileri bir noktada olduğun için seni anlamıyor da olabilirim. bu da bir olasılık. zira tüm bu kafa yormalar, neticede resme en doğru ve doğrudan bakış için.
istemek konusuna gelince. 4. yoğunluğa geçmek adına kendin için, egon için hiç bir şey yapmama yada istememe durumu da aslında KH durumu olmuyor mu? eğer bir amaç için kendi adına bir şey istememek varsa, bu da KH dır ve aslında kendine hizmet etmektir. new age 
akımlarıyla kişinin kendini kandırması da böyle bir süreç aslında. vermek, ama üstü örtülü ve gizli bir biçimde daha fazlası için vermek...
verilen örneklerde kendi adına bir şey istemeyenlerin durumu ise bambaşka, belki bir aşkınlık ve çok derin bir medidatif bir hal. ne olduğunu bilemiyoruz ama umarım bir gün kavrayacağız. tartıştığımız isteme ve dileme ise BH YOLUNDAN sapmadan, kendi hayatında bir yığın sorunu olan bireyler olarak evrenin BH kanalına yada yarısına bağlanarak, derslerden yada sorumluluklardan kaçmadan istemek. bu aynı zamanda ilerlemek anlamına geliyor. aynı zamanda ilerlemenin canlı bir örneği olmak anlamına geliyor. ve aynı zamanda tek bir negatiflik taşımadan evrenin harkulade zenginliğine ve güzelliğine açılmak anlamına geliyor.
aslında yine aynı konuya geliyoruz. bu dünyada yaşayan birer Kendine HİZMET varlığı olarak ne yapmalı? tam olarak BH ye nasıl yöneleceğiz? ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi yok sayarak mı? peki bunu yapmak, istekleri ve arzuları bastırmak, kendini kandırmanın başka bir yolu olmayacak mı?
bence tüm bu istekleri ve bir birey olarak varoluşun gereklerini reddetmeden, ama BH yolunda ayrılmadan dilemek ve isteyebilmek gerek. ayrıca istemenin yada dilemenin kötü olduğunu da düşünmüyorum. sadece tek bir gölge olmadan ve kendi isteklerinin yada aslında hiç bir şeyin kölesi olmadan, cesaretle ve özgürce varoluşu çiçeklendirmek ve her şeyle uyum içinde yaşamak mümkün. bizler buradayız çünkü aslında bunun yollarını arıyoruz...
gönülden selamlar ve sevgiler.
 

Qui-gon jinn

#4
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

4. yoğunluğa geçmek adına kendin için, egon için hiç bir şey yapmama yada istememe durumu da aslında KH durumu olmuyor mu? eğer bir amaç için kendi adına bir şey istememek varsa, bu da KH dır ve aslında kendine hizmet etmektir.

Tam tersi olduğunu kanaatindeyim sevgili kardeşim ve bahsettiğin şeylerin "gerçek varlık" değil, "sahte egosal benlik" ile alakalı olduğunu düşünüyorum.Dün sabah bir kez daha anladım ki "Gerçek varlığın" hiçbir şeye ihtiyacı yok ve kasyopyalıların da dediği gibi "ihtiyacı olan herşeye zaten sahip"...

Velhasıl, bu konuda ki şu mükemmel alıntıyı bir kez daha paylaşacağım;

S: (L) Yani şimdi ve burada sadece olabildiğin kadar tam bir şekilde OLMAKTAN başka herhangi birşey YAPMAYI istemek...
C: KH ve... 3'üncü yoğunluk düşüncesi.

Sevgili kardeşlerim bende sizi anlıyor ve o yöndendeki düşüncelerinizin nedenlerinin de gayet iyi farkındayım.Yaptığım sizin anlayışınıza karşı çıkmaya çalışmak değil, sadece bende kendi anlayışımı ortaya koymaya çalışıyorum ki, şüpesiz bu ortamda tıpatıp aynı görüşler olamayabilecektir.Bu sebeple lütfen ortada bir karşıtlık var gibi algılamayınız.Yani siz anlayışınızı ortaya koyuyorsunuz, tamam ve bende koyuyorum, tamam.Onu dışında haklı olmak veya görüşümü dikta etmek gibi bir düşüncem yok.Üstat Halil Cibran'ın veya yine kasyopyalıların da dediği gibi varoluşu anlamada hepimiz tek başımızayız ve benim yaptığımda tekrar söylersem sadece benim ne anladığımı veya gördüğümü ortaya koymak, hepsi bu.

Şimdi bu bağlamda, dün sabah o yazıyı yazdıktan sonra daldığım uzun bir teffekkür sırasında edinmiş olduğum anlayışlarımı ortaya koymak istiyorum.Ki aslında bunu nasıl yapacağımı da bilemiyorum, lakin yinede paylaşmam gerektiğini hissediyorum.

Nasıl anlatmalı bilemiyorum ama bu uzun tefekkürün bir anında "gerçek varlık"la bir an karşı karşıya kaldım diyebilirim.Zaten o an zihnimde beliren kelime de bu oldu "Varlık" hatta "İşte! varlık"...

Bu bize göre çok kısa gelebilecek "uzun bir an" içinde, daha önceden zihinsel olarak bildiğim ama hiç gerçekten yaşamadığım (ki onu da gerçekten o zaman kavradım) bazı hususların gerçek manasını kavradım ve yaşadım.O noktada en büyük farkındalık, tam olarak şu olmuştu ki, "Ben varoluyordum!", "Şimdi ve "Burada".Ben şimdi ve burada varolduğu düşünmüyor veya farzetmiyordum artık, o an gerçekten "Varoluyordum".Şimdi artık Echart Tolle üstadın sürekli üstünde durduğu ve hatta "varolmanın gücü" isimli baştan sona bunu anlatan bir kitapda ortaya koymaya çalıştığı şeyi, yani "varlığın" ne demek olduğunu o an için görebiliyordum.Ki bu an içinde inanırmısınız kasyopyalıların varlığı da dahil pek çok şeyin gerçekten var olduğunu, daha da önemlisi "varlığını" hissedebiliyordum...

Sonsuz, sınırsız, akla hayale gelmez, herşeyin ötesindeki o "Ben olan" varlık.Kozmik Doktrin'de de söylendiği gibi bunun dışındaki herşey bir illüzyondan ibaretti.Kasyopyalıların da söylediği gibi sadece "sonsuz bir illüzyon"du.Ve bu sonsuz illüzyonun tek nedeni gerçektende sadece öğrenme amaçlı idi, lakin bu durumun varlığın gerçek varoluşuyla bir ilgisi yoktu, çünkü o zaten herşeye sahipti, herşeydi...

Bunu elimden geldiğince, hatta sayfalar dolusu anlatmaya çabalayabilirim ama genede bunu gerçekten görmeden hiçbir anlam ifade etmeyecektir.Çünkü bu tam da öncekilerin söylediği gibi, bir varlığın ne kadar anlatırsanız anlatın kendisi bunu kavramadıkça tarafından sözcükleri okumakla veya düşünmekle "Tanımlanamaz" ve "Anlatılamaz" olanı elbette anlayamacak olmasındandır.Zaten dikkati çekmek istediğim asıl noktada bu, bu hal düşünmek ile veya doğrusu zihinsel bir yaklaşımla anlaşılamaz.Tüm tanımların dışında olan birşeyi zihinsel olarak tanımlamaya ve sınırlı bir zihinsel kapasite ile anlamaya çalışmak anlamsız bir uğraşıdan başka bir şey değildir...

En iyi nasıl anlatabilirim bunu bilemiyorum ama yoda'nın şu meşhur; "Düşünme, yap!" sözü buna ışık tutacaktır.Zaten benimde o noktada yapabildiğim, yapmaya çalıştığım şeyi bırakmak oldu, yani "Şimdi ve Burada varolduğumu düşünmeyi"...

Şimdi ve burada varolduğunu düşünmek veya şimdi burada olmaya çalışmanın hiç bir anlamı yoktu, çünkü zaten şimdi ve burada varoluyordum...

Bunun için sadece İsa'nın da dediği gibi "olmak" gerekiyordu.Evet, ve olmak için gereken tek şeyde bu idi yine; "Olmak"...

Bu anlamak ile alakalı bir şey değil, bu daha çok "hissetmekle" alakalı bir şey diyebilirim ve son zamanlar da geliştirdiğim bir anlayışım da bu idi "hissettiğin gerçektir" ve "bilmek, görmektir" yoksa Mevlanın dediği gibi "Görmenin göz ila ne alakası var"dı gerçekten de.Gönül gözü...

Velhasıl, dediğim gibi aslında bundan sayfalar dolusu söz edebilirm, lakin buna gerek yok.Zaten, kitaplar, sayfalar dolusu olabilecek en yakın manada ortaya konulmaya çalışılmış.Ammavelakin ne kadar böyle olurlarsa olsunlar, şüpesiz  bunu kendimiz görmediğimiz sürece bize gerçek bir anlayış ve görüş getirmeyeceklerdir.Ve sayfalar dolusu anlatılan o şeyler, gerçekliğimiz değil, farazi olarak inandığımız bir hayal olarak kalmaya devam edecektir...

Son bir şey daha eklemek istiyorum ki, o da; burda bahsetmeye çabaladığım durum ile üstünde durduğumuz o BH veya KH olma konularının bununla bir alakası olmadığını.Bu durumların bazen çok karıştırıldığını görüyorum.Şunu daha doğru bir şekilde anlatmam gerekirse, pek çok üstadın dile getirdiği "Aydınlanma" hususu ile 4BH olma mevsusu tamamen farklı şeyler.Ki kasyopyalılar da tamamen KH olan bir varlığın da tüm varoluşu kavrayabileceğini dile getirmişdi.

4. yoğunluğa çıkmak, aydınlanmak demek değildir görüşündeyim, ki bunun böyle olduğu da, az bir dikkatle herkes tarafından rahatlıkla  görülebiliyordur."Aydınlanmanız" için 4. veya başka bir yoğunluğa çıkmanız gerekmiyor görüşündeyim.Zaten buna sahibiz, sadece bunu görmemiz gerek diyorum.Ve bu noktada son olarak diyebileceğim de; hissettiğimizin gerçek ve bilmemizin ise görmek olduğudur sadece...

Sanırım benim çalışma pratiği geliştirme önerim de kısaca bu...:)

bozadi

#5
Zaman zaman kafamda çok net bir şekilde bir araya getirebildiğim bir resmin parçalarını sonra kaybedebiliyorum. Çalışma pratiği derken zihnimde kendini gösteren resme dair parçalara tekrar tekrar rastladıkça bu başlık altında paylaşmak, böylece bu parçaların burada birikerek resmin tekrar ve kalıcı bir şekilde birleşmesine gayret etmek istiyorum. Dileyen herkes konuyla ilgili fikirlerini paylaşabilir elbette. Varılmaya çalışılan şeyin derinliği, kapsamlılığı için gerekli tüm katkılar, eleştiriler.

Daha önce bahsettiklerimle de bağlantılı olarak, pratik önerisinin aklıma gelen parçalarından birini tasvir etmeye çalışacağım. İki yönlü sanırım. Birincisi şimdi ve burada pozitiflik denen şeyle bağlantı kurmaya dair. İkincisi ise, pozitif duygu-düşüncelerle etkileşim hali belirli bir istikrara kavuştuktan sonra, tekrar dağılmadan önce bu pozitifliğin yaşam deneyimimizin geneline projekte edilmesi niyeti var.

Pozitif hallere erişmeyle, yani pozitifleşme deneyimleriyle ilgili en belirgin meselelerden birinin bu konuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani bu "hal" bir şekilde "geliyor" ve biz o anda kabul etmek isteyelim veya istemeyelim, bir süre sonra dağılacağı da kesin. Hani insanın eline bazen beklenmedik şekilde toplu bir para geçer de nasıl değerlendireceğini düşünür ya. Belirgin bir pozitifleşme haline eriştiğimizde de o hal aslında bir "çözüm gücü" halidir aynı zamanda. Yaşamımızda çözüme, ilgilenilmeye ihtiyaç duyan pek çok alan vardır. Sorunlar vardır, yaralar vardır, bazı çıkışsızlıklar, kör düğümler vardır. Bir miktar toplu para elimize geçtiğinde yapılabilecek en iyi şeylerden biri temel ve acil bazı gereklilikleri karşılamak ve/veya muhtemel "borçları" kapatmaktır. Para çok da büyük bir önemi ve aciliyeti olmayan şeylere harcandığı veya "çarçur" edildiğinde, sonrasında bir üzüntü ve pişmanlık deneyimlenecek olması belki de kaçınılmaz olacaktır. Pozitiflik hali veya pozitif enerji deneyiminde de benzer bir durumdan bahsetmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu hale eriştiğimizde, koşullarımız gereği geçici olan bu tür halleri iyi değerlendirmenin de bazı yollarının olabileceğini düşünmek yanlış olmaz sanırım. Geçici derken, bütün niyetimiz, amacımız pozitifliğin giderek daha uzun sürdüğü ve kalıcı hale geleceği bir duruma erişmektir diye düşünüyorum. Yani pozitifliğin her zaman geçici olacağını iddia etmiyorum. Sonuç olarak pozitif enerjiye ulaştığımızda, bir anlamda toplu bir paraya erişmeye benzer bir yönünün olduğunu düşünüyorum bunun. O hale eriştiğimizde hiçbir şey korkutucu görünmez. Büyük bir cesaret ve rahatlama gelir. Sorunlar, kısır döngüler, ilgilenilmesi gereken bazı aciliyetler unutuluverir. Fazla olandan eksik olana aktararak yaşam/varlık deneyiminin dengelenmesine, istikrar ve sağlık kazanmasına yardımcı olmak gerekir.

İşte, pratik derken aklıma gelen şeylerden biri, pozitif bir hale tesadüf eseri ulaşmaktan ziyade bilinçli bir niyetle erişmenin ve erişilen durumu en iyi, en verimli şekilde değerlendirmenin pratiklerini geliştirmek... Pozitifliğin yaşamımızda giderek daha yerleşik hale gelmesine de yardımcı olacağını düşünüyorum bunun. Ki, hepimiz o veya bu şekilde bunun zaten farkındayız ve zaten bu konuda çaba harcıyoruz tahminimce. Maksat, ortak ve bilinçli bir çaba için somutlaştırmalar ve işbirliğiyle süreci kolaylaştırma olanaklarını sorgulamak. 

Pozitifliğe veya pozitif bir tür hale eriştikten sonra bu pozitifliğin yaşamın geneline ve belki özellikle de yaşamımızın pozitiflikten (rahatlıktan, akıcılıktan, huzurdan, sorunsuzluktan, çözümlülükten) en mahrum bölgelerine projekte edilmesine dair şu anda aklıma gelenleri paylaşayım.

Burada yine düşüncelerin gücünün anımsanması gerekiyor. Hepimizin yaşamında bazı kısır döngüler, ilerlemeyi zorlaştıran bazı takıntılar, sorunlar vardır mutlaka. Bunlardan bazıları gayet ciddi de olabilir / görünebilir. Bazılarıyla bilinçli bir şekilde yüzleşmekten, onları çözmeye niyetlenmekten bile sakınırız. Bazı sorunlarımızın çözümsüzlüğüne o kadar ikna olmuşuzdur ki, onlarla yaşamayı, onları sorgulamamayı, "taşımayı" kabullenmişizdir. Suçluluk psikolojisinin de bu çözümsüzlük ve sırtında taş taşıma halini destekleyici özellikleri vardır. Bir çözüm göremeyiz. Durumu "normalleştiririz" yani o sorunlu durumu "normal" kabul ederek devam etmeye çalışırız yaşamımıza. Bizi bloke ettiğini bile bile. O yüzden hep bir korku kalır içimizde. Gerçek, tam bir mutluluğa, tam bir sevince, tam bir huzura, tam bir çözümlülüğe asla kavuşamayacağımız kabulünü gömeriz bilinçaltına. Kendi kendimizi bloke ettiğimizi bilir ve bunu kendimizden bile gizleriz. Unuturuz böyle birşey yaptığımızı. Ama bir korku, bir endişe sızıntısı olarak, kabus gibi takip eder durur birşey bizi. Durum giderek daha yerleşik ve daha kompleks bir hal alabilir.

Çok karamsar bir tablo çiziyorum belki de. Bilincimizde pek çok doğal, iyi, verimli, sağlıklı yanlar da vardır ve bunların da etkisiyle bilincimizin daha karanlık ve sorunlu yanlarını da bir ölçüde iyileştirmeyi başarırız.

Sonuç olarak, bunları söyleme nedenim şu. İnandığımız felsefe çözümlülük felsefesi. Koşulsuz sevgi felsefesi. Tüm varoşulun evimiz ve kendimiz olduğumuz felsefesi. Bizden ayrı, diktatör, güç yettirme ve cezalandırma saplantılı bir tanrıya yer olmayan bir felsefe. Tanrının ve tüm gerçeğin biz (ve diğer tüm varlıklar) olduğumuz bir felsefe.

Yani bir yanımızda sonsuz bir çözümlülük, iyilik ve sevgi hali (veya potansiyeli), diğer yanımızda bilincimizde o hale erişmemizi bloke eden iflah olmaz, iyileşmez gibi görünen yaralar, inatçı sorunlar, saplantılar, kısırdöngüler. Dert belli, derman belli. Pratik derken, enerjiyi fazla olan yerden alıp eksik olan yere koymanın pratiklerini geliştirme niyeti. Tabi enerjinin bol olduğu yere erişmek ve hatta bunun varlığına inanabilmek ve onu hatırlayabilmek, bulabilmek de bir mesele pek çok zaman. Ve bulduğumuz zaman o çözümlülük halini çözümsüzlüklerimize projekte etme gerekliliğini hatırda tutabilmek ve gereğini yapabilmek de bir mesele. Hepsi sabır ve "çalışma" gerektiriyor. Disiplin gerektiriyor. Ve kendine karşı da sabır ve hoşgörü.

Düşüncelerimizin gücüne inanmalıyız. Niyetin gücüne inanmalıyız. "Part time" değil, "full time", yarım değil tam çözümlülüğe doğru ilerlemeli yolumuz. Bazı sorunlarımızın, bazı blokajlarımızın, bazı komplekslerimizin çözülmesine inanmak ne kadar imkansız görünürse görünsün, eğer çözülmesi gerektiğine ve çözülmesinin iyi olacağına ve bir sonsuz imkanlılık ve çözümlülük evreninde bunun mümkün olması gerektiğine inanabiliyorsak, güvenebiliyorsak, buna azıcık da olsa niyet edebiliyorsak, çözüm için yola çıkmışız demektir. İşbirliği yapmadan bu konuda gerçek bir ilerleme sağlamak da son derece zor ve hatta imkansız olabilir.

Sırf şu anda burada bunları "düşünüyor" olduğumuz için çözüm için bir adım daha attığınızın farkına varın. Düşünmenin herşeyin başlangıcı olduğunu fark edin. Yaşamınızı kocaman bir çember veya bir küre olarak düşünün. O kürenin göremediğimiz, bilemediğimiz, bakamadığımız, yüzleşemediğimiz, hatırlayamadığımız pek çok yeri de var. Ama sonuçta küre orada, var. Yaşamınızın küresi. Varlığınız. Ona bakmanız, onun tüm sorunlarının çözümüne inanmanız, buna niyet etmeniz, bunu düşünmeniz çok büyük bir şey aslında.

Aklıma gelenleri paylaşmaya devam edeceğim inşallah. Bilincimin parçalarını bir araya getirmek için ve bu konuda işbirliği geliştirebilmemize desteğimi sunabilmek için.

bozadi

#6
Aslında ne düşünüyorum, biliyor musunuz; bir sonraki buluşmamızda tabla/celse denemesi yapmaktan daha fazla önem vermemiz gereken birşey varsa, o da durup yukarıda konuştuğumuz, tartıştığımız konularda pratikler geliştirmek, bunu tartışmak, bu konuda ortak bir anlayış ve çaba geliştirmektir diye düşünüyorum. Ruh tablası denemesi yapmamalıyız anlamında değil, onu da yaparız ama yukarıda bahsettiğimiz konularda ortak bir anlayış ve işbirliği olmadıktan sonra sanki tabla yoluyla nitelikli bir bağlantı kurmaya çalışmamızın fazla bir anlamı olmayacakmış gibi geliyor bana. Çünkü tabladan sihirli bir beklenti içinde olmak, yani 5. - 6. yoğunluk varlıklarının o tabla yoluyla bize "Merhaba, buyrun, bize bir sorunuz var mı?" demesini ummak da bir yerde KH oluyor. Yani sorunlarımızın çözümünü buna endekslemek. Biz önce kendi içimizde ve aramızda sorunlarımızın çözümü için kendi aklımızla, gücümüzle, çalışmamızla, disiplinle neler yapabildiğimize bir bakabilmeliyiz. Bu konuda belirli bir istikrara kavuştuktan sonra nitelikli bir tabla bağlantısı kurmak da çok daha mümkün hale gelecektir düşüncesindeyim.

bozadi

#7
Yaşamımızın çözümsüzlüklerine, dertlerine, sorunlarına çözümlülük projekte etmek derken aklıma gelen birşey daha: Bunu yaptığımızda ve bizi korkutan, üzen, bloke eden şeyleri aştığımızda, gerçekten rahatladığımızda, gerçekten ve tam bir şekilde, dolu dolu mutlu, sevinçli olduğumuzda, o anın bakış açısından belki de şöyle düşüneceğiz: Aslında sorun yokmuş! Aslında herşey mükemmelmiş! Aslında hayat her zaman gayet adil ve merhametli ve yardımcıymış! Evet, çok büyük dertler, sıkıntılar, kabuslar vardı daha önce. Ama onlar da evrenin adaleti gereğiydi. Çünkü onları biz seçmiştik. Özgür irade gereği evren/hayat bize seçimlerimizin doğal sonucunu sundu. Bazı şeyleri özel olarak şahsen istememiş olabiliriz ama içine girmeyi kabul ettiğimiz insanlık kitlesinin dertlerinin, sorunlarının, komplekslerinin, hastalıklarının bize bulaşmaması, kendi negatifliklerimizin üzerine yük olarak binmemesi mümkün olamazdı. Sonuç olarak kabul ettik. Bu deneyimin bir parçası olduk. Paylaştık. Zehri de paylaştık, hastalığı da. Ama artık çözüm için bilincimizi toparlıyoruz. KH bakış açısından bakıldığında evren/hayat adil, güzel, sevgili dolu, şifa dolu görünmüyor olabilir ama BH'ye doğru ilerledikçe belki de herşeyin zaten mükemmel olduğunu göreceğiz. Ama bunun böyle olması şimdi ve burada devam eden KH koşullarında (hem kendimiz hem de hayatımızda olan insanlarla birlikte) dertlerimizi, sorunlarımızı, komplekslerimizi, blokajlarımızı yok saymalıyız anlamına gelmemeli. Çözüldüğü zaman sorun olmadığını söyleyeceğiz. Sorun varken ve devam ederken sorun yok demek biraz sorunlu olabiliyor. Yani hala KH'yiz hepimiz. BH'ye erişmeye ve kalıcı hale getirmeye gayret ediyoruz ama hiçbirimiz kalıcı olarak BH deneyimi yaşamadığımız gibi KH'de sandığımızdan çok daha fazla veya derinde geziniyor olabiliriz. Kasyopyalıların dediği gibi, bisiklet sürmeyi öğrenmek için bisiklet sürmeyi biliyor olmamız gerekmiyor. 4. yoğunluğa geçmemiz için 4. yoğunluk olmak gerekmiyor. Sihirli bir değnek değmiş gibi bunun kendi kendine gerçekleşmesini beklemek üstü örtülü bir KH motivasyonu olabilir. 3'ten 4'e, ve KH'den BH'ye ilerleme "ÇALIŞMASI" yapmak gerekiyor. Ve bu çalışmanın pek çok yönüyle hiç de kolay olmadığını kendimize itiraf etmemiz gerekiyor. Denizin altında nefes almak ne kadar zorsa, KH ortamında BH deneyimine erişmek ve sürdürmek de o kadar zordur. Bir KH denizindeyiz tam şu anda. İçinde yaşadığımız düzen son derece adanmış bir KH makinesi: MATRIX. Sizi yöneten hükümete, hükümetlere bakın. Çalışma, para kazanma, hayatınızı idame ettirme koşullarınıza bakın. Savaşlara, sonu gelmez kavga ve provokasyonlara bakın. Haksızlıkların, adaletsizliklerin derinliğine bakın. Nereye bakarsanız bakın, baktığınız yerde KH'nin egemen olduğunu göreceksiniz ve siz de o KH'nin, o düzenin bir parçasısınız. Yani hepimiz. BH'ye geçmenin neden son derece ciddi bir çaba gerektirdiğini anlıyor olmanız gerekiyor. Meselenin ciddiyetine vakıf olmamız gerekiyor.

bozadi

#8
Eğer hayatımızdaki herkesten kopmaya, bu lanet olası KH aleminden bir an önce kurtulmaya hazırsak, o zaman herşey (belki) daha kolay olabilir. Ne derler bilirsiniz, düzenden kaçar, çekilirsiniz. Belki ıssız bir dağ başında vs bir yerlerde sürekli meditasyon/tefekkür halinde hiçbir şey istemeyerek, KH'ye özgü hiçbir şey yapmamaya gayret ederek kendi kendine BH'ye geçmek gayet mümkün olabilir belki de. Soru şu: İstediğimiz şey bu mu? Etrafımızdaki herkesten kaçmak mı? Düzeni sevmiyor olmamız o düzenin bir parçası olmak durumunda olan sevdiğimiz ve sevebileceğimiz insanları da terk etmek anlamına mı gelsin? İstediğimiz buysa, olabilir. Ama benim istediğim bu değil. BH yalnızlık yolu değil. İşbirliği ve dayanışma yolu. Düzenin çarklarına kendini daha fazla kaptırmış olan ama gerçekten kalbinde o düzene ait olmayan, kendini o düzene satmayan pek çok insan var işbirliği yapabileceğimiz. Ve felsefemizi biraz da o insanların hala o düzen içinde yaşarken (ve yaşamaya mecburken) anlayabileceği şekilde ifadelendirmemiz gerekiyor. Kendimiz için de en doğru yol bu. Kasyopyalıların, Laura ve ekibinin yürüttüğü "ÇALIŞMA" bu. GURDJIEFF'ın yürüttüğü ÇALIŞMA bu. Sadece kendileri için değil, dünyadaki pek çok insana da kabusla yüzleşme ve kabustan çıkma için bir yol, bir yöntem sunuyorlar. Bir sürü emek harcıyorlar, didiniyorlar ve paylaşıyorlar. Hem kendileri için hem bizim için. Biz neden farklı birşey isteyelim? Biz neden farklı birşey söyleyelim veya yapalım? İçinde bulunduğumuz DÜZEN/HAYAT gerçeğini olduğundan daha kolay göstermenin bir manası yok. Çünkü gerçekten çok ZORLU ve tüm hayatımızı ÇEPEÇEVRE saran çok CİDDİ bir durumun içindeyiz HER AN. BH perspektifine dair sezgilerimizi paylaşabiliriz ama BH'deymişiz veya BH'ymişiz gibi rol yapamayız, yapmamalıyız.

Alemtac

#9
"başka insanlardan alacağımız yardımı azaltarak", bir engelli vatandaşın dileği idi bu yazılan.. bize göre engeli vatandaşa yardım etmek bh davranışıy dı oysa..

bence hekesten uzak bir yerde bizim gibi düşünenlerle birlikte bir köy kurmalıyız..tıpkı Rusya'da olduğu gibi kimseyi de kolay kolay aramıza sokmamalıyız ;) :)) Aslında gerçek düşüncelerim bu yazdıklarım ve ne kadar kolay bir yol.

Biraralar, "bir kişi bile geçemezse tüm dünyadaki insanlar bh olamaz"  diye yorumlar vardı, ne korkadım o zamanlar...amaç zaten korkutmak.

Aslında kendim için bir şeyler istemek her zaman zor gelmiştir bana..kendim için isteyebileceğim hiç birşey yokmuş gibi hissettim daima. Bir gün Taksim'de ki adını unuttuğum bir klisede, mum yakıp dilek dilemem gerektiğinde: " tüm dünyaya barış, bolluk.." dilerken dünya güzellik kraliçesiymişim gibi de gelmedi bana üstelik. Sonradan algıladığım üzere (ki buşimdiki düşüncem, ilerde kimbilir nasıl yorumlayacağım) bu hisler, bu kendi için birşey istememesizlikler aslında yetiştiriliş biçimimizle ilgili bence.

Ortak fikirlerinize katıldığım bir şık daha var; 3. yoğunluktan çıkmış olmak Bh olduk değil, 3. yoğunlukta iken aydınlanmiş olabiliriz, 4.yoğunluğa geçmekle Bh olamayabiliriz. 4.yoğunluğa geçmiş, 3.yoğunlukta bizle beraber olan bir varlık olabilir mi? Bence hayır..4.yoğunluk varlıklarını farkedebilmemiz mümkün değil bana göre.

İseme sanatına dair, hiç istemeyi beceremeyen biri olarak yinede söylemek istediğim bir şeyler var;

-istediğimiz şeyin gerçekleşeceğine inanmak
-istediğimiz şeyin başkalarına zarar vermeyeceğine inanmak
-istediğimiz şeyin alacağımız dersler haricinde olduğuna inanamak
-kalpten istemek ve istedikten sonra üstünde fazla durmamak, hatta istediğimizi unutmak..

kalpten istemek inançla gelen, içimizde hissedebileceğimiz bir duygudur.

Şimdi aklıma gelen bir zamanlar söylenen bir takım isteme metodları vardı.." şişman olmıyayım" yerine " zayıf olayım" gibi miydi yada tersimiydi??? herne ise, şartlanmadır bunlar bana göre..dileğinizi inanarak, iteyerek diledikten sonra kim durur karşınızda. Herşey ama herşey inanmaktır... İnsanın elindeki en büyük güç inançtır. Elbette, hırs nefret gibi hisler taşımayan bir inanaç ve güven...

Asıl mesele güvenmek...bence önce güven konusunu açmalıyız.

 

bozadi

#10
Alıntı Yapbence hekesten uzak bir yerde bizim gibi düşünenlerle birlikte bir köy kurmalıyız.

Belki de öyle yapacağız :) Bana şu anda bunun zor görünen başlıca yanı, biyolojik aile ve çevremizde yakından bağlantılı olduğumuz çeşitli insanlardan tamamen kopmayı istememe veya göze alamama ihtimali. Yani eğer biyolojik aile bireylerim ve ilişkili olduğum, bağlı olduğum insanlar böyle bir şeye iştirak etmek istemezlerse, bu onlardan ayrılmak anlamına gelecek muhtemelen. Belki de tam olarak o anlama gelmesi gerekmez, bilmiyorum.

Bu konuda senin (Alemtaç) ve forumdaşlarımızın neler düşündüğünü merak ediyorum. Yani toplumdan izole bir yaşamın nasıl olabileceğine dair. Ciddi bir konu ve belki de şu anda geleceğimizi konuşuyoruz. Belki de toplumdan uzaklaşma, kendimizi toplumdan yalıtma konusunda yarı mutlak bir adım atma fikrini de ele almak gerek. Yani ne toplumun tamamen içinde, ne tamamen dışında. Nasıl olabilir? Faydaları, zararları?

bozadi

#11
En iyisi buna dair bir başlık açalım. Bu konu kendi başlığını hak ediyor. Yine Spiritüalizm ana başlığı altında açayım, daha uygun bir yer bulursak oraya taşırız.

bozadi

#12
Yeni başlığı açtım.

beyrutkapı

#13
Az önce celseleri okurken söyle bir cümleye denk geldim ve bu sanırım alemtacin güven sorusuna bir yanit olacaktır:
" varolan her şey/tek şey derslerdir. Kisi bunu anladığı zaman mevcut olmayan ve gereksiz Guvenlik ağını aramayı bırakır.
Sevdiğim ve faydalandigim bir kitapta, az seçilen yolda söyle bir cümle vardı ayrıca; " hayattaki tek güvence, hayatın guvencesizliginden zevk almakta yatar"

Sanırım oyunun tadını çıkarmalı her seyden önce