Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 8 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#450
Sevgili Bozadi,

Astroloji ve burçlar konusunda bilgim 0 denecek kadar az,ama konuda bilgilenip gelişmek gerekli olduğunu düşünüyorum , nereden başlayıp nerede yoğunlaşableceğim hususunda kararsızım ,bu da özsel bir istek ve itilimle  olacak sanırım ,

Ben de şu ara Kasyopya celselerini tekrar tekrar tarayıp enteresan konularda hayatımda karşılaştığım olaylar paralelinde bilgi yumaklarıyla karışıp yorumlar üretme şekli ile meşgulüm ,yani üzerinde olduğum mevzular, yaşamsal durumlarla beraber zihnime oturan konular olmakta ,biraz daha açayım ,

Şu anda "erişkin stil hastalığı" denen bir hastalıkla karşılaştım ,2011 senesinde ancak tesbit edilebilinmiş ,üzerinde sebep ve tedavi konusunda araştırma yapılan bir hastalık ,ilaçları hemen hemen bulunmuş ,şu anda tedavideyim ve iyiyim.

Literatürde, bir kısım araştırmacıya göre belki bağışıklık mekanizmamımızın kendi organlarımıza yönelmiş olabieceği söylenmiş ve zaten kullandığım ilaçlar bağışıklık sistemimizi baskılayan ilaçlar kısaca "immunasupresif ilaçlar" olarak nitelendiriliyor,

İnsanın bağışıklık sisteminin neden kendi organlarına yönelsin şeklinde derin derin düşünürken Kasyopyada bu bölüm karşıma çıktı..

Olan her şeyin bir sebebi vardır genel inanışıma göre bu yorumu yaptım ,yorumlarımızda varsayım çukurlarına her zaman düşme olasılığımız vardır ,bu konuyu gözardı edemeyiz ,ancak aşırı şüpheci ve herhangi bir bilgiyi çeşitli yönlerden incelemeden kolay kolay dile getirmem, şu anda bu konu benim yaşamsal özelliğim ile iç içe olduğundan cazip ve açıklanabilir oldu.

Mesela şu aralar dünya bilimine göre atmosferde manyeto fosfer tabakası denen ve kasyopya bilgilerinde 200 km de bir aralıklarla dünya üzerinde örtülmüş bir battaniye gibi kontrol altında tutmak maksadı ile olan manyetik kafes üzerinde düşünceler üzerindeyim ,işin algılayıcı tarafı bu konu üzerinde evvelki dörtlüklerimde de bölümler ara ara geçmişti ,başka şeyler ile ilgili zannediyordum..

Her neyse fazla uzatıp kendimizi medyatik kalıplara sokmadan senin son çalışmana cevap vereyim, mutlaka ilgilendiğin konuda bundan evvel bol bol karşılaşıp faydalar elde ettiğimiz gibi sonuçlar çıkar ,

Doğumum Nisan 1942 olduğuna göre Kuzey-Başak ,Güney-Balık oluyor,

Sevgiler..






bozadi

#451
Sevgili Tgur, böyle bir sağlık problemi yaşıyor olduğunu paylaştığın için teşekkür ederim. Önceki mesajında bahsettiklerini de şimdi daha iyi anlamlandırabildim. Belirttiğin rahatsızlığın genel bazı özellikleriyle ilgili birşeyler okudum az önce internetten. Ateş ve eklem ağrıları sıkıntılarına neden olabiliyormuş sanırım.

Bağışıklık mekanizmanın kendi organlarına karşı faaliyet göstermesi ihtimali ilginç gerçekten. Gerçekten öyle bir durum olduğundan mümkün olduğunca emin olmak gerek elbette.

Manyetosferin dünya etrafına örülmüş olabilecek bir kontrol aracı olma olasılığı da ilginç. Bunu araştırmak istiyorum.

Kuzey düğümün Başak, güney düğümün Balık olduğuna göre, Jan Spiller'in Ruhsal Astroloji kitabından konuyla ilgili yapılan kısa bir özeti paylaşmak istiyorum. Burada bahsedilen kalıpların / derslerin pek çoğunu çoktan aşmış olabilirsin, o anlamda her ayrıntıyı ciddiye almamanı tavsiye ediyorum:

Alıntı Yap
KUZEY DÜĞÜM BAŞAK, GÜNEY DÜĞÜM BALIK İÇİN JAN SPILLER'DEN ÖZET AÇIKLAMA

GELİŞTİRİLECEK NİTELİKLER

Bu alanlardaki çalışma gizli yeteneklerin ve becerilerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

* Katılım
* Kaosa düzen getirmek
* Rutinler yaratmak
* Burada ve şimdi'ye odaklanmak
* Şefkatli davranmak
* Başkalarına hizmet etmek
* Analiz etmek ve sınıflandırmak
* Deneyim yoluyla özgüveni kazanmak
* Korkulara rağmen riskler almak
* Ayrıntıları farketmek ve onlara değer vermek.



GERİDE BIRAKILACAK EĞİLİMLER :

Bu eğilimlerin etkisini azaltmaya çalışmak yaşamı daha kolay ve zevkli kılmaya yardımcı olabilir.

* Mağdur kişi olmak (ya da mağdur bilincine sahip olmak)
* Kafa karışıklığı ve yönünü şaşırmak
* Plan yapmaktan kaçınmak
* Gerçeklerden kaçış/bağımlılık eğilimleri (uyuşturucu maddeler, alkol, aşırı uyku, hayal kurma,vb.)
* Aşırıcılık
* Aşırı duyarlılık
* Kendine ve yeteneklerine güvenmemek
* Yetersizlik duygusu
* Geri çekilmek
* Belirsizlik (kendini adamayı istememek)/hareketsizlik
* Vazgeçmek





BAŞAK KUZEY DÜĞÜMÜ İÇİN İYİLEŞTİRİCİ ONAYLAMALAR :

* ''Bu durumu düzene sokabilecek tek kişi benim,öyleyse ben bunu yapabilirim de.''
* ''Bu bir mağdur olma enkarnasyonu değildir.''
* ''Geri çekildiğim zaman kaybederim; olumlu sonuçlar yaratmaya katıldığım zaman, kazanırım.''
* ''Odaklanıp bir plan yaptığımda,tüm evren Başarıya giden yolu açar.''



BAŞAK KUZEY DÜĞÜMLÜLER İÇİN İYİLEŞTİRİCİ SEÇİLMİŞ ŞARKI SÖZLERİ :

Her düğümsel grup için, onun enerjisini olumlu bir biçimde değiştirmesine yardımcı olmak amacıyla Jan SPILLER,tarafından yazılmış iyileştirici ,seçilmiş şarkı sözleri:

Geri dönmen gerektiğinde neden cesaretini yitiriyorsun
Bu seni her şeyin bulunduğu yere yakınlaştırır sadece
Yaşam daima bize ihtiyacımız olan şeyi getirir
Vazgeçerek ıstırap çekmeyi
Ya da yarıp geçerek özgürleşmeyi!

Ve sen..
Sahip olduğun şeyi şu an kullan
Sen gereçlere sahipsin-olman gereken yerdesin
Seni ya da beni değil, Bir'i izle
Ve önündeki adımı at -ve bunu yaptığında- özgürleşeceksin!

Son olarak, internette Erişkin Still Hastalığı'nın psişik arkaplanı ile ilgili bir bilgi araştırdım ama doğrudan buna dair bir bilgi bulamadım henüz. Ama bu hastalığın romatoid artiritle benzerliği nedeniyle romatoid artirite katkıda bulunan psikolojik deneyimlere dair bulduğum bir metnin tercümesini paylaşmak istiyorum. Sonuçta ikisi tam olarak aynı rahatsızlık olmadığı için bu yorumlara dikkatli yaklaşmakta fayda var:

Alıntı Yap Romatoid artirit yapmanız gerektiği halde yapmadığınızı veya başaramadığınızı düşündüğünüz şeyler konusunda kendinize kızmayla ilgilidir.

Louise Hay bunu şu şekilde ifade ediyor: "Otoriteye karşı derin eleştiri. Çok suistimal edilmiş hissetmek."

Şimdi bu iki bakış açısını birleştirelim:

Romatoid artirit yapmanız gerektiği halde yapmadığınızı veya başaramadığınızı düşündüğünüz şeyler konusunda kendinize kızmayla ilgilidir. Otoriteye karşı derin eleştiriyi ve kendini çok suistimal edilmiş hissetmeyi de kapsar.

Bu iki faktörü birleştirdiğinizde, romatoid artiriti iyileştirmek için yeni bazı bakış açıları ve beceriler geliştirmeniz gerekeceği ortadadır. Enerjinizi odaklamak üzere bazı tavsiyeler:

1. Başkaları (bilgili veya yetkili kişiler) ne düşünürse düşünsün, içinizde sizin için neyi yapmanın kesinlikle doğru olduğunu bilen derin sezgisel sesi keşfedin.

2. Yapmadığınız için pişmanlık duyduğunuz seçimler için kendinize şefkat gösterin. Daha derin sezgisel bir bilgelikle çelişse de, doğru olduğunu düşündüğünüz için veya yapmak zorunda kaldığınızı düşündüğünüz için yaptığınız şeyler için kendinizi onurlandırın. Sonuçta sezgisel bilgelik yakın zamanlara kadar toplumda pek rağbet görmezdi. Yaptığınız seçimler için kendinize şefkat gösterin ve herhangi bir başkasını veya kendinizi suçlamayın.

3. Kendinize yeteri kadar uzun süre şefkat gösterdiğinizde, eleştirel iç sesinizi, yani bir başkasından öğrendiğiniz ve kendi içinizde de benimsediğiniz tehdit edici sesi bulacaksınız. Neyi ve neden eleştirme eğilimi gösterdiğinizi bilmeniz gerekiyor çünkü bu sesin varlığına tanıklık ettikçe kendinizle ve hayatla ilgili beklentileriniz konusunda sizi asıl neyin kızdırdığınızı keşfetmeniz muhtemeldir.

4. Nazik ve sevecen bir şekilde eleştiri sözcüklerini şükran sözcükleriyle değiştirin. Örneğin kendinizi "Umarım (falanca bir şahıs) zamanında gelir" derken yakaladığınızda hemen bu cümleyi ve ardındaki enerjiyi "Gelmekte olduğu için minnettarım" şeklinde değiştirin. Kısa bir süre sonra eleştirel düşüncelerin azalmaya başladığını ve yerlerini daha olumlu olanların aldığını göreceksiniz.

5. İçsel bilgeliğinizi izlemek için kendinize izin verin, bu bir süre diğerlerinin size karşı hoşnutsuzluk duymasına neden olsa bile. Şunu düşünün: Muhtemelen uzun zamandır kendiniz ve diğerleri konusunda derin bir mutsuzluk içindeydiniz. O halde neden kendinizi mutlu etmek için gerekeni yapmayasınız? Başka insanlar sizin mutlu oluşunuza alışacak, ya size iştirak edecek ya da geri adım atıp sizi kendi halinize bırakacaktır. Ne de olsa mutlulukla tartışmak zordur.

Tüm bu muhteşem içsel çalışmayı yapıp sizi dünyada neyin gerçekten mutlu ettiğini keşfederken, enflamasyona katkıda bulunan besinler ve toksinler konusunda biraz araştırma yapmanızı tavsiye ediyorum. Enflamasyonu azaltıp esnekliğinizi ve fiziksel sağlığınızı artırmanızı sağlayacak seçenekleri keşfedin. Misa Hopkins.

Tgur

#452
Bozadi dostum,

Hemen davranıp araştırma yapıp aktardıkların için çok teşekkürler, okuyup inceleyip bahsi geçen kalıplarla ilgili miyim değil miyim muhasebesini yapmaya başladım ,neticeleri konusunda bir yerlere varırım sanırım..

Stil hastalığı ise söylediğim gibi üzerinde araştırma yapılan kesin tarafları olmayan bir hastalık ,belki de araştırma konusu elemanları içinde ben de dahil olmuş oldum ,bir hastalığın şu kriterler varsa budur şeklinde kesin bulguların hepsi yok bende ,sadece ileri görüşlü bir doktorun verdiği bağışıklık bastıran ilaçların iyi geldiği bir durumdayım ama neticede benim sorgulayıcı tavrımı geliştirdiği için memnunum ve iyiyim..

Malüm ,her şey derslerden ibarettir..

Tekrar sonsuz teşekkürler.



Arulnool

#453
Sevgili Tgur, yaşadığınız hastalığı yada hastalık düşüncesini en hasarsız bir şekilde atlatmanızı dilerim. Geçmiş olsun.

Sevgili bozadi, astrolojiyi seven bir oğlak burcu olarak:) elinizde var olan küçük ay düğümleriyle ilgili bilgiyi banada aktarmanızı rica edeceğim. Yengeç-oğlak düğümlerinde enkarne olmuşum. Geliştirmem yada terk etmem gereken şeyleri;az çok bu burçların özellikleri sebebiyle bilmekteyim. Ancak profesyonel olarak yapılan bir araştırma izlenilecek yol için çok faydalı olacak. Saygılar bozadi.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

bozadi

#454
Sevgili Tgur, yaşadığınız hastalığı yada hastalık düşüncesini en hasarsız bir şekilde atlatmanızı dilerim. Geçmiş olsun.

Sevgili bozadi, astrolojiyi seven bir oğlak burcu olarak:) elinizde var olan küçük ay düğümleriyle ilgili bilgiyi banada aktarmanızı rica edeceğim. Yengeç-oğlak düğümlerinde enkarne olmuşum. Geliştirmem yada terk etmem gereken şeyleri;az çok bu burçların özellikleri sebebiyle bilmekteyim. Ancak profesyonel olarak yapılan bir araştırma izlenilecek yol için çok faydalı olacak. Saygılar bozadi.

Tgur

#455
Sevgili Arulnool,
Geçmiş olsun dileğiniz için teşekkürlerimi sunarım,

Alemtac

#456
Sevgili Tgur; celseleri yorumlayan yazılarınız için teşekkür ederim. Kendi adıma çok faydalandım, birçok bilgi edinmiş oldum. Rahatsızlığınız içinde, çok geçmiş olsun..vaktiniz oldukça yorumlarsanız, yorumlarınızı okumaktan keyif aldığımı bilmenizi isterim.

Saygılar, sevgiler.
 

Tgur

#457
Sevgili Alemtaç ,seni pek duyamıyoruz bak istediğini yerine getiriyorum..
----------------------
(A) Tanrı da mı ilüzyon?
C: Evet.

S: (A) Kimin için?
C: 7. Seviyede olmayanlar için. Öğrenişiniz doğal olarak deneyimlerinizi belirliyor. Birşeye ihtiyacınızın olmadığı bir duruma ulaştığınızda doğal bir şekilde bunu aşacaksınız. Fakat kavrayışın bir fonksiyonu olarak bu kavramı kullanmaya devam edersiniz.

S: Demek ben de bir ilüzyonum! Ve kavrayış da bir ilüzyon! (L) Soruma dönersek: Kertişleri KERTİŞ olarak kim yarattı?
C: Her şey gerçektir, dolayısıyla ilüzyon gerçektir.

S: (L) Her şey ilüzyonsa, bu ilüzyon nereden çıkıyor ve nereye çıkıyor?
C: Bilinciniz.

S: (L) Bu bilinç nereden çıktı?
C: Bilinç mutlaktır, merkezi noktadır.

S: (L) Merkezlendiği yer neresi?
C: Erişim dahilinde.

S: (L) Erişim nedir?
C: Enerjiye yol açan istem.

S: (L) Bu enerji neyden yapılma?
C: Bilinç.

S: (L) Bu bilincin var olmadığı bir zaman oldu mu hiç?
C: Hayır, ama zaman hiç olmadı.

S: (L) Bilinci tüm bu ilüzyonları hayal etmeye iten neden neydi?
C: Denge ihtiyacı. Enerji bir boşluk içinde var olamaz, bu nedenle (nabız gibi) atması gerekir. Dalgaların varlığı da bundan kaynaklanıyor.

S: (L) Demek tüm ilüzyonların yaratılma nedeni denge ihtiyacıydı. Bu da dengesizliği akla getiriyor; boşluğun içinde dengesizliğin olduğunu...
C: Hayır.

S: (L) Denge ihtiyacının arkasındaki neden nedir?
C: Tam olarak ihtiyaç değil, sadece doğal bir işlev.

S: (L) Nabızsal atma olduğunda dalga var oluyor ve dalga da zamanı ima ediyor.
C: 3. yoğunluk ilüzyonunuzun düğüm noktası da burası. Neden atışın herhangi bir parçasının diğer tüm parçalarla eşzamanlı olarak meydana gelmediğini varsayasınız? Parçalardan herhangi biri (herhangi birşey) olduğunda, tümü olur. Zaman ilüzyonunu tamamen terk edene kadar ilerleme kaydetmeyeceksiniz.
---------------------------------------------
Yoğunlukları 3 fiziksel 1 değişken fiziksel ve 3 eterik olarak tarif edidiğini biliyoruz ,ve bizim çırpınışlarımız, fizikseldeki zaman ve mesafe olgusunun üstündeki yoğunlukları anlayabilmek ,

Kasyoplyalılar her ne kadar kendinizi yormayın ne olacaksa olacak ve siz gerekli idrake o zaman erişebileceksiniz deseler de  "Zaman ilüzyonunu tamamen terk edene kadar ilerleme kaydetmeyeceksiniz." ifadesindeki gibi  bazı çabalar göstermemizin de önünü kapatmıyorlar..

Bir yerlerde bir zaman iki nötral atom evrende hiçbir özellik göstermez ancak bir "tesir" ile birisi elektron kaybeder artı değerlıkli olur diğeri elektron kazanır eksi değerli olur ve ancak ondan sonra molekül olmaya yönelirler ve maddesel yani fiziksel olay bundan sonra olur şeklinde anlatımlarımı hatırlıyorum ,ve ,bu "tesirin" ise fiziksele dönüşme isteği ile olduğunu adem havva yasak elma sembolizması veya altın kapıdan atlamak şeklinde tarif edilmeye çalışıldığını belirtmiştim.

Burada şu izahı ele almalıyım,

"C: 3. yoğunluk ilüzyonunuzun düğüm noktası da burası. Neden atışın herhangi bir parçasının diğer tüm parçalarla eşzamanlı olarak meydana gelmediğini varsayasınız? Parçalardan herhangi biri (herhangi birşey) olduğunda, tümü olur."

Anlaşılması çok güç olan, bahsi geçen eş zamanı anlayabilmek ,

Zamanı nasıl kaldırabiliriz,

Fiziksel hadisenin kökeni artı ve eksi kutupların etkileşimi iledir yukarıda bahsettik ,biz davranış veya anlayışımızda bu etkileşimi kaldırabilecek bir bilince gelebilirsek zamanı yok etmiş oluruz ,böylece beklenti de yok olur ,düşüncemizde bir ferahlığa, genişliğe doğru yönlenebiliriz,

Bu nasıl olur,
Etkiye tepkiyi kaldırarak ,

Biz fizik oluşumun iliklerimize kadar işlediği bir özellikle bize olumsuz davranana tepki göstermenin doğal bir hal olduğuna doğru sürükleniriz bu olumsuzu gösteren doğa da olabilir ,herhangi bir kişi de olabilir..
Yalnız bu noktada bilincin realitelere uygun hareket etmesi gerekir ,zira bu sefer yani etkiye tepkiyi sınırsız kaldırırsak yok olmaya da gidilebilinir ,doğanın ve kişilerin fiziksel yok etmeye doğru gelişen etkilerine tepkiyi göstermemiz gerekir ,bu istisnadır ve var olabilmemiz için gereklidir .

Bu tehlikelerin dışındaki etkilere karşı tepkiyi bastırabilmek ,bizi "bedensizken çok gelişkin olan bilgeliğin" bedenliyken de devreye girmiş olduğu hale sokar..

Scyth

Zaman etkisini fiziksel bir bedenin içinde olanlar için gösteriyor.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#459
5. Yoğunluktan önce zamandan sıyrılmak diye bir şey olduğunu zannetmiyorum.

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#460
Bu konuyu celse alıntılarıyla birlikte gündeme getirip öneri ve yorumlarını paylaştığın için teşekkür ederim Tgur. Bu arada, Michael Newton'un kitaplarıyla ilgili tavsiyeyi budur forumundaki süreçte senden aldığımı hatırladım geçenlerde. Böylece bu çok değerli bilgi kaynaklarını sitemizin temel bilgi kaynakları arasına eklemiş olduk : )

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

5. Yoğunluktan önce zamandan sıyrılmak diye bir şey olduğunu zannetmiyorum.
Ben de öyle anlıyorum / yorumluyorum okuduklarımdan. Ama öyleyse bile, 3. yoğunluktaki zaman kavramı ile 4'tekinin çok farklı olacağını, 4'te "sorunlu" bir zaman algısı/yorumu olmayacağını düşünüyorum. Yani, eğer mezun olursak, BH modunda mezun olacağımız için öyle düşünüyorum.

Zamansızlığın ne olduğu konusunda çeşitli tartışmalar yapılabilecek olmakla birlikte, bu konunun bana çok ilham verici gelen yönleri var. En büyük, en derin ilhamların ve bilgilerin zamansız olduğunu veya zamansızlıkla bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Örneğin gündelik yaşamın baskı ve programlamalarını aşabilmek için zihnimi/psişemi biraz arındırmaya çalıştığımda, zamansızlıkla ilgili fikirler bana genellikle çok yardımcı oluyor. Türlü türlü sahtelikler, kendini kandırmalar, baskılar, hipnozlar içeren yaşam ortamımızda, sahte olmayan, iyi olan, güvenilir olan, kişisel olmayan, sonsuz olan, sevgi-adalet-çözüm dolu olan, şimdi ve burası dahil heryeri ve herşeyi kapsayan nihai gerçeğe uyumlu bir bakış açısına ulaşmaya çalıştığımda, içinde bulunduğum blokajları şu veya bu derecede yıkmama veya aşmama çok yardımcı oluyor lokal zaman ve mekanla ilgili bazı reddedişler yapmak. "Ne dündeyim, ne bugünde, ne de yarında. Ne gecedeyim, ne de gündüzde. Ne şuradayım, ne de burada." gibi bazı düşünceleri tekrarlamaya gayret ediyorum. Konsantrasyonumun başarısına göre, o anda etkisi altında olduğum bazı blokajların, psişik baskıların ve programlamaların etkisini bir ölçüde veya belirli bir süreyle azaltmama yardımcı oluyor.

Belki doğrudan değil, dolaylı bir şekilde alakası olsa da, ideolojiler ile vicdani anlayış arasında olduğunu iddia ettiğim uzlaşmazlıklarla da bir benzerliği var bence bunun. İdeolojiler belirli bir hayat / gerçeklik görüşü empoze ediyorlar. Çeşitli ideolojiler var ve bu ideolojilere mensup insanlar arasında bu ideolojik farklılık nedeniyle ciddi gerilimler ve çatışmalar olabiliyor. Ve bu durum insanların varoluşun özüyle en temel bağlantıları denebilecek olan vicdanları üzerinde çeşitli bloke edici etkiler yapıyor. Bazen doğrudan, bazen dolaylı olarak. Aksinin hiç olmadığını iddia etmiyorum. Yani ideolojiler evrensel ve gerçekten pozitif bir vicdani anlayışı asla destekleyemez, bu amaçla bir katalizör olarak kullanılamaz diye bir iddiam yok. İlla ki o şekilde de belirli bir kullanımları var ve olabiliyordur. Ama aksi yöndeki etkileri çok daha fazla ve inceleme konusu olmayı fazlasıyla hak ediyor diye düşünüyorum. Buradaki tartışmanın mutlaka bu yönde sürdürülmesini arzulamıyorum. Fırsatlar doğdukça zaten ele almak isterim ama konunun özellikle zamanla ilgili tartışmaya paralelliğini vurgulamak istiyorum burada. Hayatımızın sosyo-siyasi-ekonomik-askeri bağlamında çeşitli "Kötülüklere" şahitlik ediyoruz. Adaletsizlikler, katliamlar, vahşet, işkence... Ama bu bariz Kötülükler ideolojik tartışmaların konusu olunca, nedense kalabalıklar bu Kötülükleri çok daha kolay bir şekilde sindiriyorlar, mantıksallaştırıyorlar ve hatta savunabiliyorlar. Yani "Vicdana" ("Pozitif Vicdan" diyelim), Vicdani Teraziye son derece ters şeyler oluyor. Ama ideolojiler arası münakaşalar, hayatlarımızın koşullarını çok büyük berbatlıklara sürükleyen bu Kötülükler konusunda geniş çaplı, ideolojiler ötesi, toplumun her kesiminden katılımlarla bir farkındalık uyanışını ve direnç gösterilmesini engelliyor. İnsanlara "İdeoloji Oyunu"nun bu kadar benimsetilmiş olmasının Vicdan konusunda, Hayatımızın gidişatı konusunda bizleri ne kadar ciddi tehlikelerin içine sürüklediğine uyanmamız gerekiyor. Tayyip'in/AKP'nin psikopatça, adaletsiz, insanlıkdışı faaliyetlerini "ideolojik mücadele" gerekçesiyle kitlelere kabullendirme konusunda ne kadar tehlikeli biçimde etkili olduğuna uyanalım. Her zaman vurguladım, her zaman da vurgularım; Tayyip'e, AKP'ye karşıt olmam asla Tayyip'e / AKP'ye ideolojik olarak muhalif partilere/kurumlara/kişilere ideolojik bağlamda destek verdiğim anlamına gelmez. Bunu yapsaydım Tayyip'in oyununu oynuyor/besliyor olurdum. Evet, "muhaliflerin" belirli eylem ve görüşlerine saygı duyabilirim, destek verebilirim, savunabilirim, çünkü gerçekten İyi veya İyiye dönük şeyler yapabilirler ama "ideolojinin parçası olmayı" benimseyemem. İyiliğin ideolojinin "malı" olması anlamına gelecek bir tutumu benimseyemem. Üstelik herhangi bir "muhalifin" İyi veya İyiye dönük bir şey yapması, o muhalif ideolojinin geçmişinde ve bugününde istikrarlı bir şekilde İyilik yönünde çalıştığı anlamına gelmiyor. Başlıca tüm İktidar ve Muhalefet ideolojilerinin ciddi şekilde Kötülüğe bulaşmış, Vicdana açıkça ters şeyler de yapmış olduklarını düşünüyorum.

Din ideolojilerinin şu veya bu şekilde yaptıkları şeyi düşünün. Evrende/Varoluşta "Tanrı" diye tüm Evrenin/Varoluşun "Sahibi" olan bir varlık var ve eğer o varlığın o ideoloji yoluyla bildirdiği emirlere ve yasaklara uymazsanız, sonsuzluktaki tüm geleceğiniz çok feci bir sona uğrayabiliyor. Dahası, varsayılan nihai yargı gününe kadar beklemeniz de gerekmiyor, daha dünyadayken ilgili ideolojilerin mensuplarının baskı, işkence ve hatta katliamlarına maruz kalabiliyorsunuz. Daha da kötüsü, tüm gezegende tek bir din ideolojisi yok. "Üç büyükler" diye tanımlanabilecek Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam adlı din ideolojileri kendi içlerinde ve aralarında özellikle büyük bir ideolojik rekabet ve savaş halindeler ve genel din ideolojisinin başlı başına neden olduğu "Vicdan Karşıtı" temayülleri ve uygulamaları adeta "üçe" katlıyorlar. Evet, din ideolojisi, diğer pek çok başka ideoloji çeşitleri gibi, Vicdani Anlayışa son derece ters eğilimler ve uygulamalar içerir. Eğer din ideolojilerinin betimlediği Tanrı yeterince Vicdani/Adil/İyi bir varlık olsaydı, insanların kısa veya uzun gelecekteki durumlarını belirleyen şeyin Vicdani olarak İyilik yönünde mi, yoksa Kötülük yönünde mi ilerleme eğilimine sahip olduklarına bağlı olduğu şeklindeki gerçeği paylaşırdı basit bir şekilde. Ama yok, sizin ahlaken İyi mi, yoksa Kötü bir birey olma yolunda mı ilerlediğiniz Tanrı'nın umrunda gibi görünmüyor. Evet, din ideolojileri açık-seçik İyilik Kötülük eğilimine de referansta bulunuyorlar zaman zaman. Ama bu o kadar "istisnai" bir düzeyde kalıyor ki, önemli olanın İyi veya Kötü bir birey olmak değil, o ideolojinin, yani o ideolojinin Tanrısının bildirdiği yapay emir-yasakları ne kadar yerine getirdiğiniz önemli, bugününüzün ve geleceğinizin nasıl olacağını belirlemek için. Üstelik, vicdanın bilgisi temel nitelikleri itibariyle kalpte, beyinde, varlıkta, ruhta hazır gelir dünyaya. Ördek nasıl doğar doğmaz yüzmeyi bilirse, insan varlıkları da belirli bir yaşa, olgunluğa erişmeyle birlikte, kendiliklerinden Vicdani bir farkındalığa sahip olurlar. Yani, İyiliğin iyilik, Kötülüğün kötülük doğurduğu ve insanın bugününü ve geleceğini belirleyen şeyin de bu olduğunu "içten" bilir, sezerler. Atalarımız da bu doğal bilgi ve farkındalıkları hatırlatmak için kısa ve özlü bazı beyanları somutlaştırmışlardır, "ne ekersen onu biçersin" gibi. Tanrı'nın da "din" yoluyla insanlara söyleyip söyleyebileceği temel şey ancak bu olabilir. Ama öyle mi? Hayır! En azından "din ideolojileri" yoluyla söylediği şey bu değil tam olarak. Ama Hayatın bizlere varlığımızın içinden sezdirdiği vicdani bilgiyi verenin, yani Hayatın özündeki gücün Tanrı dediğimiz şey olduğunu kabul edersek, ve Kasyopyalıların dediği gibi Hayat'ın Din olduğunu düşünürsek, evet, Tanrı bize İyilik dediğimiz şeyin giderek daha fazla Varlığa, Kötülük dediğimiz şeyin ise giderek daha fazla Yokluğa çıktığı şeklindeki temel bilgiyi veriyor! Ama Din İdeolojilerinin her zaman her durumda değilse bile genel olarak bu basit bilgi aktarım işlevini nasıl bir çıkmaza, işkencelere, katliamlara ve felaketlere sürüklediğini görebilmek gerekiyor. Bu demek değil ki Din İdeolojileri içinden birileri, bir takım gruplar veya akımlar hiçbir Pozitif amaca bilinçli olarak hizmet etmemiştir. Edenler olmuştur illa ki. Ama bu durum "Din" adı altında insanlığın başına "örülen çorapları" ortadan kaldırmıyor. Bunun vicdanen eleştirilebilmesi gerekiyor. Bir insan bir din ideolojisini şu veya bu nedenle benimsiyor diye Dinler yoluyla insanlığa yapılan işkenceleri inkar ediyorsa, iyi ihtimalle "ideolojik bir körlük" içindedir. Kötü ihtimalle ise şahsi çıkarları gereği bizzat Kötülüğe hizmet ediyor ve Kötülük yolunda ilerliyordur.

Din ideolojileri arasındaki husumetleri bir kenara bırakalım, dinlerin kendi içindeki mezhep temelli ideolojik karşıtlığın nasıl insanlıkdışı ve insanlık karşıtı noktalara vardırılabildiğini her gün görebiliyoruz. Diğer ideoloji türlerini düşünün. Ateizm, Materyalizm, Sağcılık, Solculuk, Türkçülük, Kürtçülük vs. Hepsi ciddi ölçüde yapaydır. Evet, bu ve benzer ideolojiler hiç pozitife hizmet etme olasılığı ve potansiyeli taşımıyor değillerdir. Ama bu ideolojiler arası kolayca geliştirilebilen düşmanlıklar yoluyla vicdanın köküne kibrit suyunun nasıl döküldüğünü hayatımız ve hayatlarımız boyunca izledik. İnsanlığın genelinin doğru dürüst ne pozitife, ne negatife adanıyor olmasından farklı olarak, istikrarlı ve ısrarlı bir şekilde Kötülüğe adandığı ortada olan ve dünya insanlığını çok çeşitli yönlerden ciddi bir boyunduruk altında tutan Global Elitler / Malum Güçler ve onların çeşitli ülke ve bölgelerdeki lokal hizmetçilerinin bu ideolojik çatışmalar ve gerginlikler yoluyla insanlığı birbirine nasıl düşürdükleri, katlettikleri, işkence ve baskı uyguladıkları ortadadır. Şunu hatırlamamız gerekiyor. "Vicdan", "İyilik", "Sevgi", "Doğruluk", "Güzellik", "Adalet" kesinlikle hiçbir dini, siyasi, ekonomik veya askeri ideolojinin tekelinde değildir. Her ideolojinin içinde vicdanen daha pozitife adananlar da vardır, daha negatife yönelenler de. Tabi ki doğru dürüst ne iyiliğe, ne kötülüğe adananlar çoğunlukta görünmektedir. Ama "nispeten" de olsa nitelikli bir şekilde pozitife / iyiliğe veya negatife / kötülüğe adananlar asla belirli bir ideolojinin içinde çoğunlukta değildirler. Her ideolojide her tür insan vardır. İnsanları gerçekten birbirinden ayıran şey ideoloji değil, Vicdani olarak Pozitife mi, Yoksa Negatife mi odaklanıldığıdır.

Hayatımızdaki temel sorun, dünyada açıkça Kötülüğe adanan Global Elitlerin ve onların çeşitli ülkelerdeki Yerel Hizmetçilerinin insanların geneline karşı son derece "Zalimce", "Psikopatça", "Son Derece Adaletsizce" faaliyetlerde bulunuyor olmalarıdır. Dini, siyasi, askeri, ekonomik... Her anlamda. Yapabildikleri her yolla. Ve bu faaliyetleri pek çok durumda doğrudan kendileri yapmıyorlar elbette. İnsanlara yaptırıyorlar ve özellikle de "ideolojik" bir maskeyle yaptırıyorlar ki, insanlar ağır darbeler yedikleri yetmezmiş gibi bir de bunun sorumluluğunu birbirlerine yükleyip birbirlerine düşsünler. Bugün Ortadoğu'ya baktığınızda yaşanan sürecin ne kadar vurgulu bir şekilde "ŞEYTANİ" olduğunu görmemek için KÖR veya KÖTÜ olmak gerekir. İnsanın insana bunu yapmasını teşvik ve temin edenler, çok iyi bilinmektedir veya bilinmelidir ki Global Elitlerdir. Doğrudan veya yerel hizmetçileri yoluyla özellikle dinler ve mezhepler arası ideolojik çatışmaları var güçleriyle derinleştirerek insanları birbirine parçalatma konusunda yüzyıllardır ne kadar ısrarlı bir faaliyet içinde oldukları ortadadır. Elbette onlara piyon olan, tetikçilik yapanlar da açıkça Kötülüğe hizmet etmektedirler.

Tayyip adlı kukla psikopat ve çetesi şahsında siyasi-ekonomik-askeri-dini "hegemonya" grubu AKP'nin de hem ülkemizde hem de bölgemizde ne kadar psikopatça, adalet düşmanı ve insanlık-dışı faaliyetler içinde bulunduğu ve bu faaliyetleri var gücüyle tırmandırdığı ortadadır. Ve ideolojik karşıtlıkları bu şeytani sürece nasıl etkili bir şekilde malzeme yaptığı da ortadadır. Hizmet ettiği efendilerinden ve/veya "negatif vicdani potansiyelinden" gerekli bilgileri alıyor ve çok hırslı bir şekilde uygulamaya geçiriyor. AKP'nin açıkça ve giderek daha fazla Kötülüğe adandığını düşünüyorum da CHP'nin, MHP'nin veya BDP'nin ve bunlarla özdeşlemiş ideolojilerin veya bağlı kurumlarının "İyi" veya "Doğru" veya "Adil" olduklarını mı düşünüyorum? Hayır! İdeoloji oyunu midemi bulandırıyor! İdeolojilerin %100 Kötülüğe hizmet ettiğini düşünmüyorum ama "şu veya bu şekilde" İyilikten ziyade Kötülüğe hizmet edegelmiş olduklarını düşünüyorum. Yani genel olarak Global Elitlerin planlarına uygun hareket edegelmişlerdir. Bazen açık ve vurgulu bir şekilde, bazen daha dolaylı şekillerde. Bazen şeytani planlara şu veya bu derecede direnç göstermişlerdir ama sonuç değişmiyor. Hiçbiri gerçek vicdani doğruluğun, adaletin, iyiliğin, güzelliğin, sevginin gereğini yapmamıştır ve/veya yapamamıştır istikrarlı ve kararlı bir şekilde. Hem yöneticileri hem de kitleleri Global Elitlerin baskı veya kontrolü altındadır her zaman. Durum elbette biraz karmaşıktır ama hayır, o kadar karmaşık değil.

Egemen global faşist güçler insanları dini, mezhepsel, siyasi, askeri vs çeşitli biçimlerde ideolojilerle özdeşleşmeye veya karşıt ideolojilerle mücadele etmeye, hatta savaşmaya teşvik etmekte ve zorlamaktadır. Global Faşistlerin Türkiye'deki mevcut baş maşası Tayyip'in de "ideolojik mücadele" gerekçesiyle (Dindarlık-Laiklik-Ateizm, Alevilik-Şiilik-Sünnilik, Erkeklik-Kadınlık vs) ortalığı toz dumana katarak giderek faşistleşen saltanatına, halka karşı Kötülüklere örtü yapmaya çalıştığı ortada.

Peki ne yapacağız? Tüm ideolojik mensubiyet eğilimlerimizi hemen ve tamamen terk etmemiz gerektiğini mi savunuyorum? Hayır. Toplumda ideolojik örgütlenme veya ideolojik sempatizanlık ve karşıtlık çok güçlü bir yer edinmiştir. Toplumun genelinin toplumsal olaylara ve durumlara karşı duyarsızlığı, tepkisizliği o kadar kötü bir durumdur ki, "ideolojik" biçimde bile olsa insanların toplumsal olaylara ve gelişmelere dair görüş ve faaliyet etkileşimlerinde bulunmasının nispeten bir doğallığı ve kaçınılmazlığı söz konusu diye düşünüyorum. Sosyal etkileşimler, paylaşımlar, örgütlenme ve faaliyetlerde ideolojik mensubiyetin şu veya bu şekilde önemli bir katalizörlüğü vardır. Dolayısıyla ben forumumuzdaki herhangi birinin bir ideolojiye mensup olmasının veya ideolojik bir temelde sosyal etkileşimler ve faaliyetler içinde olmasının anormal veya yanlış birşey olduğunu düşünmem kesinlikle. Ama konunun yukarıda belirttiğim yönüyle ilgili farkındalığımızı da artırmamız gerektiğine inanıyorum şahsen. Tartışmaya, sorguya, eleştiriye kapalı bir şekilde değil elbette.

Benim gönlümden geçen, her birimizin veya herhangi birimizin diğer, ideolojik veya başka şekillerdeki olası toplumsal faaliyetlerine ek olarak veya alternatif olarak bu forum üzerinden geliştirmeye çalıştığımız etkileşimlerimiz yoluyla bir örgütlenme içine gireceksek, ki çoğumuz bunu değerli ve gerekli buluyor diye düşünüyorum, bunun özellikle ideoloji ötesi, sade ve kararlı bir şekilde "vicdani" bir anlayışa dayalı olmasını çok isterim hepimiz adına. Mevcut bilgi ve sezgilerime dayalı bir öneridir sonuçta ve çoğunluğumuzun bilgi ve sezgilerine de uyacağını tahmin ediyorum ama ben öyle istiyorum diye öyle birşey olacağı yoktur. Olacağı varsa, istenirse, desteklenirse, öyle olursa bence güzel olur ama önerdiğim şey önemli bir doğruluk ve isabetlilik içeriyorsa bile, ilerleyen süreçte geliştirilmesi, değiştirilmesi, güncellenmesi de icap edebilir elbette.

Tayyip'in/AKP'nin yaptıklarının ülkeye, halka, gerçekten pozitif bir uyanış isteyenlere güçlü bir katalizör olabileceğine dair bazı fikirlerimi paylaşmıştım çeşitli defalar. Hala aynı şeyi düşünüyorum. Tayyip'in ısrarlı Kötülüğü, ve bazı toylukları nedeniyle bu Kötülükleri gizleme konusundaki olağanüstü beceriksizliği, skandalları, aptallıkları, ülkenin elbette tamamını değilse bile, pozitif anlamda vicdani uyanış ve gelişim niyetinde olanlara yardımcı oluyor ve olacak diye düşünüyorum. Başka partiler "gerçekten iyi" değiller veya o yönde gerçek ve samimi bir eğilimleri de yok aslında. AKP ise "gerçek kötülük" yönünde çok güçlü bir ivme sergiliyor. Sahteliğin her türlüsü berbattır bence. Sahte bir iyilik iktidar olacağına, gerçek bir kötülüğün iktidar olması veya giderek gerçekten kötüleşmesi yeğdir derim. Çünkü işin içinde "gerçeklik" vardır ve gerçeklik gerçekliği besler. Kötülük yüzünü açıkça gösterdikçe, iyiler, daha doğrusu iyilik eğilimi kötülük eğiliminden daha güçlü olanlar veya o yönde niyet ve çaba gösterenler de kendi İyiliklerini "daha gerçek" kılmaya teşvik edilmiş olacaklardır. Buna mecbur kalacaklardır. Bu doğal bir şekilde meydana gelecektir üstelik.

Bak geçenlerde Bülent Arınç Tayyip'e karşı atarlandı yine. İlk zamanlar bu atarlara ciddiyet atfediyordum. Sahici, vicdani bir muhalefet sanıyordum. Sonra bir baktım Arınç ağlaya ağlaya AKP'nin gelmişini geçmişini övüyor. Gururlanıyor. Anladım ki bu adamın Tayyip'a yaptığı giderlerin gerçek vicdanla, samimi eleştiriyle bir ilgisi yok. AKP'nin parti olarak bazı yanlışlarını eleştirdiği de oluyordu ama AKP'nin nice bariz şeytanlıklarını da defalarca örtbas etti. Ve o timsah gözyaşlarıyla AKP'yi öve öve de bitiremedi. Ve, "kadınlar insan içinde kahkaha atmamalı" gibi saçmasapan gündem saptırma aşağılıklarından da geri kalmadı. Tayyip kadar AKP pastasından pay yiyemediği için, onun kadar havalı olamadığı için ezik hissediyor ve biriktirip biriktirip patlıyor hıyar. Artık Arınç'ı ve benzerlerini Tayyip'den bin kat daha mide bulandırıcı ve tehlikeli buluyorum. Tayyip'de doğru dürüst ruh/vicdan yok. Ruhsal olarak yeniyetme yani. O yüzden toy ve hırslı kötülük girişimleri son derece kolay bir şekilde ifşa oluyor çoğu durumda. Arınç ise ruhsuz değil ve iktidardan öncesini bilmem ama iktidar olduktan sonra ruhunu giderek şeytana satıyor. Bu Tayyip'in durumundan çok daha mide bulandırıcı birşey.

Türkiye tarihinin en güçlü ve ilginç bir şekilde kendini en kolayca ifşa eden Kötülük lokomotiflerinden biri haline geldi AKP. İyi ki de öyle. Uyandırıcılık potansiyeli yüksek, uyanmaya niyeti olanlar için. İdeoloji eksenli hayat ve toplumsallık anlayışından arındıkça, "kurtların" sevdiği o puslu alemden çıktıkça, kendimizi, diğerlerini ve ortak hayatımızı doğuştan gelen, İyilik ve Kötülük eğilimine dair ruhsal farkındalığımızla yorumlamada ve buna göre hareket etmede ustalaştıkça, resmin giderek sadeleşeceğine ve netleşeceğine inanıyorum. Biz bu sade ama gerçek farkındalıkta samimi bir örgütlenme geliştirdikçe, her ideolojiden insanlar arasında samimi vicdan temelli hareket eğilimi güçlü olan veya giderek güçlenenlere de yardımcı olma ve birlikte hareket etme fırsatı sağlamış olacağız diye düşünüyorum.

Hayatımızı, kendimizi, diğerlerini, olayları, durumları İyilik-Kötülük eğilimi ekseninde değerlendirme fikri pek çok kişiye başta çok ters gelebiliyor. Bunun "fazla basit/kaba" ve gerçekçi olmayan bir yaklaşım olduğu düşünülebiliyor. Ben öyle düşünmüyorum. Ve forumun kuruluşunda ilham alınan temel bilgi kaynakları da bu basit düalitenin bizim seviyemizde ve mezun olma niyetinde olduğumuz seviyede ve aslında tüm varoluşta en temel düalite olduğunu haykırıyorlar ve tekrarlıyorlar. Evet, elbette BH-KH her durumda otomatikmen ahlaki İyilik/Pozitiflik ve Kötülük/Negatiflik ile mutlak şekilde eşanlamlı değildir ama evet, BH dediğimiz şey İyilikle, KH denen şeyse Kötülükle ilişkilidir. Örneğin Ra ve Kasyopyalılar bir takım varlık grubundan bahsederken onlara açık ve seçik bir şekilde BH veya KH etiketini iliştirdiklerinde, bunun bizim anladığımız şekliyle "İyilik" ve "Kötülük" eğilimine karşılık geldiğini anlamak zor değil. Pleiadesliler BH-KH terimlerini değil de, örneğin "beyaz formalılar / atletliler" ile "siyah formalılar / atletliler" gibi aynı anlama gelen terimler kullanıyorlar. Sadece "İyilik" ve "Kötülük" anlayışımızı geliştirmemizi istiyorlar. Bu eğilimlerin evrensel temellerini anlamamızı istiyorlar. Meselenin basit/kaba bir ahlaki etiketleme ve yargılamadan ibaret olmaması gerektiğine vurgu yapıyorlar. Ben de tersini savunmuyorum. BH ve KH kutupsallıklarının ve varlıkların bununla ilgili eğilimlerinin varoluşsal esaslarla nasıl bir ilişkisi olduğunu keşfetmemizi destekliyorum ve bu konuda çaba da harcıyorum şu veya bu şekilde.

Varoluşun çeşitli aşamalarındaki bireylere ve varlık gruplarına yönelik BH-KH veya İyilik ve Kötülük şeklindeki etiketlemeleri 6. Yoğunluk BH varlıkları yaparken bizim 3KH'de böyle etiketlemeler yapmamamız veya olaylara bu şekilde yaklaşmamamız gerektiğini savunmanın bir anlamı yok benim için. Bu konudaki direncin bir "kompleksle" ilgili olabileceğini düşünüyorum. Yani insanlar kendi KH eğilimlerinin ifşa ve yargı konusu olması konusunda örtülü bir kompleks duyuyorlar diye düşünüyorum. Halbuki Kasyopyalılar bu konuda hepimizi rahatlatan veya rahatlatması ve gereksiz komplekslerden kurtarması gereken bir açıklama yapmışlardı ve ısrarla da tekrarlamışlardı: Hepimiz KH'yiz!!! Hiçbirimiz bir BH varlığı değiliz, henüz!!! Biz burada bu bilgi kaynaklarının üzerinde ısrarla durdukları BH-KH düalitesi meselesini bir kılavuz olarak kullanma önerisini paylaşırken kendimizi ve birbirimizi yargılama, aşağılama, etiketleme gibi birşeyden bahsetmiyoruz. Biz herkesten daha hoşgörülü veya anlayışlı bile olabiliriz sırf bu kadar temel bir konuda bu kadar sade ve güzel ve isabetli bir rehberlik aldığımız ve paylaştığımız için. Çünkü amacımız yargılama, aşağılama veya kaba bir etiketleme merakı değil. Birilerini ve hatta belki evrenin yarısını KH olarak etiketleyip kendimizin ne kadar BH olduğu şeklinde bir ego beslemesi değil amacımız! Adanmış ve adanmakta olan KH varlıklarını biz herkesten daha iyi tanıyalım, daha iyi anlayalım. Derdimiz asla onları yargılamak, kötülemek, aşağılamak olmasın. Ama içinde yaşadığımız gezegende KH eğilimi güçlü bir avuç varlık tüm dünya insanlığını ciddi bir şekilde kontrol ve baskı altına almak suretiyle hayatımızda baskı, işkence, adaletsizlik ve katliamları bir norm haline getirmiş durumda. Eğer bunları yapanları "kötü" diye etiketlemekten çekiniyorsa bir insan, Kötüye Kötü diyemiyorsa, bu forumu, bu forumun ilham ve bilgi kaynaklarını benimsemesi, bu konuda faydalı bir işbirliği geliştirmesi mümkün olmaz herhalde.

Biz birbirimizin olası KH potansiyellerini egosal bir amaçla ifşa etmek ve yargılamak gibi bir amaçla hareket etmiyoruz. Biz gerçekten kendimize ve birbirimize yardımcı olmak istiyoruz. Zaten evrensel ölçütler açısından henüz "İyi varlık" olmadığımızı kabul ediyoruz ama bu adanmış veya adanan bir Kötü Varlık olduğumuz anlamına da gelmiyor otomatik olarak. Teknik olarak hala KH frekanslarında hareket ediyoruz ama BH frekanslarına doğru ilerliyor olabiliriz ve zaten bunu yapmakta olduğumuza inanıyoruz. Şu veya bu hızla. Şu veya bu şekilde. Ama aynı KH frekans örüntüsü içinde KH'lik düzeylerini giderek artırmakta olanlar da var ve dünyayı çekip çeviren Global Elitlerin / Malum Güçlerin 3. Yoğunlukta KH düzeylerini epeyce ilerletmiş ve daha da ilerletmekte olduklarını biliyoruz. Ve yine dünya insanlığının çoğunluğunun ne KH ne de BH yönünde frekanslarını yükseltmiyor olduklarını, yani hiçbir yönde doğru dürüst ilerlemiyor olduklarını okuyoruz ve dünyanın ve insanlığın haline baktığımız zaman bunu doğrulamak hiç zor değil bence.

Bütün olan bitenleri yorumlamada biz temelleri itibariyle son derece basit, sade ve gerçekçi BH-KH ölçütlerinde kendimizi geliştirelim. Ve hayırlısıyla giderek daha organize ve dinamik hale geldiğimizde de hem kendi aramızda hem de toplumla etkileşimlerimizde, olayları, durumları bu ölçütlere göre değerlendirelim esas olarak. KH frekanslarımızdan arınmada da birbirimize doğal olarak yardımcı oluyor olacağız. Birbirimize iyi niyetle ayna olacağız. Hiçbirimiz mükemmel değiliz, hiç birimiz melek değiliz henüz. Etrafımızda olup biten ve giderek şiddetlenen Psikopati (Şiddetli KH) eylemlerine ve baskılarına karşı işbirliği ve dayanışma geliştirmenin ve koruyucu ve önleyici tedbirler almanın daha iyi, daha sade, daha doğru bir yolu var mı?

Gelişmeleri, olan bitenleri ideolojiye dayalı olarak yorumlamaya kalktığımız sürece, işin içinden çıkamayacağız ve gerçek, kudretli ve etkili bir karşı eylemsellik örgütleyemeyeceğiz çünkü ideolojiler dünyası aslında lanetli bir dünyadır. Ön plana alınan ruh ve vicdan değil, ideolojinin ciddi oranda ego temelli görüşleri ve saplantılarıdır. Sırf muhalif bir ideolojide diye birileriyle ciddi oranda körü körüne münakaşa ve mücadele etmek, nefret etmek, gerilim içinde olmaktır. Ama bir insanın ego temelli mi, yoka vicdan temelli mi hareket etme eğiliminde olduğunun veya o eğilimin istikrar ve uygulanma derecesinin ideolojiyle hiçbir ilgisi yoktur. İki kişinin veya grubun sırf biri Müslüman, ötekisi Hıristiyan veya Yahudi veya Ateist diye körü körüne birbirinden hoşlanmaması, üstünlük kompleksiyle hareket etmesi, nefret etmesi ve savaşma eğiliminde olması ne kadar aptalcaysa, aynı şey mevcut hayatımızın koşullarında aşina olduğumuz herhangi iki ideoloji arasındaki birey veya gruplar için de geçerlidir. Ben AKP'yi bir bütün olarak ciddi ciddi savunan, destekleyen bireylerin içinde bile pozitif vicdani eğilimi egosal eğiliminden daha güçlü olan bireyler olduğundan şüphe duymam. Vardır. Herhangi bir insan neden bir ideolojinin içinde olabiliyorsa veya oraya çekiliyorsa veya düşüyorsa, AKP'nin de nispeten iyi ve doğru yaptığı (kötülüklerini örtbas etmek veya kafa karıştırmak amaçlı bile olsa) şeyler mutlaka var. Muhalif bir partinin gerçekten berbat olan ama yeterince eleştirilememiş bir özelliğine yönelik güçlü bir eleştiri ve karşı eylem sergilendiği için çekilmiş olabilir. Bin bir türlü yolu vardır herhangi bir pozitif (negatiften ziyade pozitife eğilimli) insanın herhangi bir ideolojiye girmesi veya o bağlamda faaliyette bulunması. Bu tüm ideolojiler için de şu veya bu derecede geçerlidir.
İdeolojiler daha çok ideolojik gerekçelerle birbirine "saldırdıkça", kendi ideolojilerine daha da fazla yapışırlar. Koruma güdüsüne yapışırlar doğal olarak. Ve saldırıya uğrayan taraf olarak "biz" duygusunu o şekilde bulma eğilimine girebilirler. Bu tüm ideolojiler için geçerli. Ama ideolojilerin gerçekten sonu yok. Egemen faşist güçler bu durumdan çok yararlanıyorlar. İdeolojiler kolayca provoke edilebiliyor, birbirine düşürülebiliyor ve kısır döngülere sokabiliyor.

Artık bir ideolojiyi haklı çıkarıp kutsama ve karşıt ideolojileri yanlış çıkarıp ezme eğiliminden arınmamız gerekiyor. Ama evet, ben kimseye ille de ideolojik tüm bağlantı ve etkileşimlerini terk etmelerini önermiyorum. Sadece, eğer isterlerse, kafalarının bir yerinde bu ifade etmeye çalıştığım meseleyi tartıp biçmelerini öneririm. Ve dediğim gibi, ideolojiler yoluyla iyi şeyler yapılması da olanak dışı değildir elbette ama genel olarak ihtimalinin çok düşük olduğu ortadadır. Özellikle uzun vadeli ve istikrarlı bir şekilde, bu çok zor ve hatta imkansızdır. Çünkü ideolojiciliğin doğası, yapısı buna uygun değildir. Sürekli münakaşa ve mücadeleye yöneliktir. Üstelik kıstas sadece, tıpkı dini / mezhepsel ideolojilerin durumunda olduğu gibi, "biz bu görüşü savunuyoruz, onlar şu görüşü savunuyor" diye büyük ölçüde körü körüne bir yargılamadır.

Sizleri bu uzun yazıyla yorduğum, uğraştırdığım, fazladan vaktinizi aldığım için özür dilerim ama dünyadaki sahte zamansal kavramlar bizim sonsuz ve zamansız gerçekleri (evrensel şimdiyi) hatırlamamızı, rahatlamamızı, güven ve sevinç bulmamızı zorlaştırıyorsa, ideoloji temelli kutuplaşmalar da vicdan temelli olarak, giderek ciddileşen sorunlarımıza sade, gerçekçi ve etkili çözümler bulmamızı aynı şekilde engelliyor. İdeolojik anlayış ve yaklaşımdan, BH-KH düalitesi temelli bir şekilde kendimizi, birbirimizi ve hayatımızı yorumlamamızın, etrafımızda giderek şiddetlenen Resmi ve Gayrıresmi Psikopati sorunu konusunda bizi gerçekçi çözümlere daha verimli bir şekilde yaklaştıracağına inanıyorum.

Zamanın "sonsuz şimdi" olduğunu anlayabilmek ve bunun sevincini, kudretini, huzurunu duyumsamak bizi lokal ve sorunlu bazı kısırdöngülerden nasıl kurtarabiliyorsa, etrafımızda, sosyal-siyasi-dini-askeri-ekonomik düzlemlerde meydana gelen olayları ideoloji perspektifi yerine BH-KH düalitesi temelinde yorumlamak, vicdan temelinde ele almak ve buna göre bir eylemsellik geliştirmek de bu konudaki kısırdöngü, acizlik ve travma çukurlarına mahkum kalmak yerine, sade ve etkili bir şekilde ve giderek büyüyen bir işbirliği geliştirerek gerçek bir aile dayanışması yaratmamıza, Global ve Yerel Psikopatlar karşısında kendimizi korumamıza imkan sağlayacaktır.

Zaman ve zaman-temelli düşüncenin sınırlılıklarından arınma konusundan devam edelim; bu uzun yazıyla böldüğüm için tekrar özür diliyorum ve anlayışınıza teşekkür ediyorum.

mep

#461
Sevgili tgur bu güzel konu için ben de bir şeyler paylaşayım istedim.

şimdi, sonsuz şimdi

kasyoplalılar bir celsede şöyle demişler:

17 Haziran 1995

S: (SV) Ama eğer zaman yoksa? (J) Bizim algımız öyle. (L) Herşey eşzamanlı olarak oluyor. Tüm bu hayatları aynı anda yaşıyoruz. (SV) Diğer tüm benliklerimizle bağlantı kurmamızın bir yolu var mı?
C: Şöyle söyleyelim: hafıza bankalarınızın bir kısmına erişeceğiz ve ilginç bir şekilde daha önce tanımladığımız dikey gerçeklikle çok yakından uyumlu olan başka bir referans vereceğiz. Bir slayt göstericisinin nasıl birşey olduğunu biliyorsunuz değil mi? Gerçeğin bu geniş nitelikli yapısına dair bir sezgi edinmenizi sağlamak için, kendinizi büyük bir slayt çarkı olan projektörle bir sunum izlerken düşünün. Bu süreçte herhangi bir noktada, belirli bir slaytı izliyor olursunuz. Fakat, diğer tüm slaytlar da çarktadır, değil mi? Ve elbette bu aynı zamanda, daireler içinde daireler ve daireler içinde dairelerin olduğu dikey gerçekliğe, ve aynı zamanda Büyük Döngü'ye ve aynı zamanda daha önce anlattığımız şeye de uymaktadır: Var olan herşey / tek şey derslerdir. Herşey bundan ibarettir ve slayt sunumunu izlerken, derslerinizden keyif almanızı istiyoruz...

anladığım kadarıyla  zaman yok  tüm yoğunlukların her anında varız (diğer yoğunluklardaki ruh uzantıları) yani sonsuz tane slayt var bunun adı "sonsuz şimdi"


peki asıl "şimdi" hangisi ? 3. yoğunlukta Şu An'da yaşadığımız  "şimdi"dir.  gelecek açık/değişken şu an'ki şimdide elde edeceğimiz her bilgi her faaliyet gelecekteki her şimdiyi değiştirecektir. Kas'lar geçmişide değiştireceğimizi söylüyorlar. onu henüz çözemedim.
bir kaynakta şöyle okumuştum hatırladığım kadarıyla "Şimdi, bize geçmişten gelir, gelecek de, şimdide oluşturulmaktadır." diye yazıyordu.

18 ekim 1994

S: (L) Tamam, zaman-mekanda herhangi bir noktada fiziksel bedenler içinde bulundunuz mu?
C: Bulunduk, bulunacağız ve bulunuyoruz.

S: (L) Eşzamanlı geçmiş, şimdi ve gelecekten mi bahsediyorsunuz?
C: Her zaman ve her yerde.



22 ekim 1994

S: (L) Bomba atma gibi birşey yaptılar mı?
C: Hayır, hayır. Psişik enerjiyle yapıldı. Geçici bir gerçeklik akışında aynı şeyin sizin gezegeninizde de meydana gelme tehlikesi söz konusu. Ancak biz bunun olmayacağından eminiz çünkü biz tüm gerçekliği görüyoruz; geçmiş, şimdi ve gelecek. Ancak şunu da anlamanız gerekiyor ki, bizim perspektif noktamızda bile tüm gerçeklik gene de akışkandır. Hala pek çok gerçeklik seçenekleri, olası gelecekler, olası geçmişler ve olası şimdiler var. Fakat biz yeterince emin bir şekilde sizin gezegeninizin Kantek gezegeni ile aynı kaderi yaşamayacağını hissediyoruz.

 

Tgur

#462
Biraz geç oldu sevgili mep ,taramayı atlamışım yeni farkettim,

Kasyopyalıların sonsuz şimdiyi izah etmek için slayt seçimini devreye almaları çok doyurucu ,ek olarak, "hafıza bankamız "olarak kabul edilen DNA strüktürümüzü bir bilgisayarın hard diskiyle eşleştirin ,(yalnız DNA daki kayıtların, enerjisel bir parçadan insan oluşumuza kadar geçen bütün kayıtları ,yani mineral halimizden canlının ilk kimyasalı amino asit halimizden tek hücreli halimize ve sonraki bitki, hayvan ve nihayetinde insan olmamıza kadar olan ,belki milyar asır süren maceranın kayıtları olduğunu düşünürseniz bu eşleştirmenin bir nicelik değil nitelik eşleştirmesi olduğunu varsaymamız gerekir,)

İşte bigisayarda yüklenmiş bir programı seçip üzerinde işlem yapmaya benzetebilirizi işeret  edebilirim.

Kısaca ne seçilmişse o yaşanır görülür.

Bu seçimin geçmiş şimdive geleceği ihtiva etmesini ise yine kasyopyalıların şu alıntısı ile izah edebiliriz,

"C: 3. yoğunluk ilüzyonunuzun düğüm noktası da burası. Neden atışın herhangi bir parçasının diğer tüm parçalarla eşzamanlı olarak meydana gelmediğini varsayasınız? Parçalardan herhangi biri (herhangi birşey) olduğunda, tümü olur."

Yani hermetik bir anlayışın izinde olanı izah etmeye çalışırsak, alınan derslerle gelinilen farkındalık hali ,parça olanın bütünlüğe etkisi olur şeklinde de tarif edilinebilir..Ancak 3 yoğunluk bilincini terkedemeyenler yani bulunduğu ortamın donelerini her şey sanıp zaman ve mesafeli yaşamın dışını hayal edemeyenler, bu bahsi geçen düğüm noktasını İskenderin kılıçla kestiği gibi henüz kesemezler..
Bu arada bizim de İskenderin ordusunda henüz en küçük rütbeli asker olduğumuzu itiraf etmemiz lazım ,zira derslerimiz ve keşiflerimiz bitmedi,bitmeyecek.

maglor

#463
29 Mart 1997 tarihli celseyi okurken dikkatimi çekti,

S: (L) Tamam şunu sorayım. Zamandan bahsederken, zamanla ilişkili olarak, hafıza nedir?
C: Daha spesifik.

S: (L) Daha spesifik olmamı istiyorsunuz, o zaman şöyle sorayım. Zaman anlayışlarından birine göre zaman her zaman "şimdi." Pek çok insan pek çok başka "şimdiler" hatırlıyor, bazıları hiçbir "şimdi" hatırlamıyor ve hafıza sanki beklentinin ters işlevi gibi görünüyor. Beklenti adeta "geleceğin" anısı ve geçmişin bir zıt beklentisi. Eğer zaman yalnızca "şimdi" ise, hafıza nedir?
C: Algıların bilinçli ve bilinçaltı kaydı.

S: (L) Tamam. Eğer hafıza algıların bilinçaltı ve bilinçli kaydıysa, yeteri kadar hafıza toplandığında kişi "zamansız" mı oluyor?
C: Kişi her zaman zamansız.

S: (L) Peki kişi ne zaman zamansızlığın farkına varır?
C: 4'üncü yoğunlukta.



macka

#464
Bu konu çok düşündürüyor beni de paylaşımlar için teşekkürler.Son yayınlanan celsede zaman  konusunun anlaşılmaya başlandığını(grup için) ilk kez belirttiler galiba,çok ilginç.Zamanın anlaşılması, kaos olayların yıkıcılığı ve çabuk gerçekleşmesinde anahtar görünüyor.

Alıntı YapS: (L) Yani bir anlamda bu 1000 yıllık bir Dalga süreci. Tamamen yeni bir gerçekliğin yaratılması, kozmik anlamda, zaman denen ve aslında mevcut olmayan garip bir süreç içinde gerçekleşiyor. Ama şurası açık ki, sürecin parçalanmasından, kaostan bahsediyorlar.

C: Evet. Şimdi "zamanın" aslında ne olduğunu anlamaya başlıyorsunuz: neredeyse sonsuz bir sürede gerçekleşen kozmik süreçler. Ama hemen gevşemeyin çünkü bu süreçlerden bazıları sizin bakış açınızla son derece "çabuk" ve yıkıcı olabilir gerçekten.

Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz