Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#30
Hocam gel biz Mevlana olalım; seçimleri dolayısı ile kimseyi yargılayamalım. Bilgi paylaşımınında sınırları var. Sonuçta Kendine Hizmet dünyasında yaşıyoruz:)) Siz aile içinde konuştuğunuz herşeyi, iş ortamında veya başka ortamda paylaşırmısınız? Yani bu özgürlük ülkemizde var mı? Ben herşeyin bozulabileceğini zaten kabul ediyorum Ne yapalım? Bilgi toplamak için ne yapalım. Okuyalım, paylaşalım ancak bu bilgi akışını kilitleyecek, tıkandıracak davranışlar da yapmayalım diye düşünüyorum. Bunu herzaman becerebildiğimi söyleyemem, ama buna dikkat etmek istiyorum. Bu ndeble ortak paydalar odaklanalım diye düşünüyorum. Kimse kimseyi kurtaramaz ve dünya da dinlerin de ötesinde bir Kendine Hizmet hakimiyeti var, paranın dini olur mu veya zaten her dinden bunun parçaları var, onlar bu dinleri kullanırlar. Kendine hizmetin dini paradır, güçtür.

Zeitgeist filminde zaten bu anlatılır. Bil miyorum izlediniz mi? İçinde sevgi olan her dinden insan vardır, buna kim ne diyebilir. Yani bunlar benim fikirlerim. Dürüstçe samimice. Hocam olay Kendine hizmet ve egosal ve fiziksel yani temel Kedine Hizmet ve Başkalarına Hizmet arasında bir durum. Ben bunlara odaklanalım verebileceğimiz payda artar diye düşünüyorum. Naçizane böyle düşünüyor ve uyguluyorum. Bırakalım hizmetin türlerine, sevgiye, bilgiye, ışığa odaklanalım. Tabi kişisel düşüncem bunlar. Diğer düşüncelere de saygılıyım.

Tiversonus

#31
Ağız kanseri olup, 33 (otuzüç) kez ameliyat olan adam neden puro içmeyi bırakmaz? Psikologlar bu duruma ne derler acaba?

Tiversonus

#32
"Sen Freud musun", pardon insan mısın derim ben ama şimdiki psikologlar ne derler hala merak ediyorum doğrusu.

Tiversonus

#33
Sigmund Freud

Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındadır. 1938 yılına kadar burada yaşar.

 

Lise yıllarında Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenir, kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrenir. Aslında istemediği halde Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek başarılı bir öğrencilik hayatının ardından tıp okumaya karar verir.

 

Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaşarak toplumun dışına itilir, soyut yaşamayı ve buna katlanmayı öğrenir. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girer; burada anatomopatoloji ve insanın sinir sistemi üzerine araştırmalar yapar. 1881'de tıp öğrenimini bitirir, 1833'de dönemin en ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytr kliniğinde asistan olarak çalışmaya başlar. 1884'de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirilir. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşefeder, anestezik niteliklerini ise sezinler. (Freud, Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında bununla ilgili olarak kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer)

 

Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gider, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanına giderek staja başlar. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemler. Chatcot'dan çok etkilenir. (Yaşamım ve Psikanaliz'de Charcot üzerine ne kadar düşkün olduğu açıkca görülür) Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirmeye karar verir ve Çeviri 1886'da yayımlanır.

 

1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gider. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilenir. Daha sonra Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başlar. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlenir. Sinir hastalıkları ve histerikler arasında kendine müşteriler edinir ve dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uygular. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamarı Üstüne adlı kitabını çevirir.

 

Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçer. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'dan Salı Günü Dersleri adlı kitabının yaptığı çevirileri, savbunma psikonevrozları üzerine bir makale ile saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi, Breuer ile ortaklaşa hazırlarlar. Yalnız tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler pek de hoş karşılanmaz. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.

 

1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girer ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başlar. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırırlar. Histerinin cinsel etiolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açar. Breuer'le ikişkini kestikten sonra, kendi yoluna tek başına yürür. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, büyük rol oynar. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karışmak istemediğinden dolayı, kişisel hiçbir şeyi geride bırakmak istemediğinden dolayı, birçok yazışma ve mektubu ölümünden önce yakmıştır.) Bu süreç boyunca, ki 10 yıllık bir dönem, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kalır. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırır. Bunun sonucu; 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düş Yorumu (iki cilt) ortaya çıkar.

 

1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kurulur (Bu Freud için bir dönüm noktasıdır, buna Yaşamım ve Psikanaliz kitabında büyük yer vermiştir.) ama bu tarihten önce de Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel, Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya gelirler. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başlar. 1907'de onun asistanıı C. G. Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürich'te Freud Derneği kurar. (Bu Freud için büyük bir başarıdır, çünkü psikanaliz artık sınırların dışına çıkmıştır.) Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katılır ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk eder. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımlanır.

 

1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı konur. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat olur. Sürekli protez takması gerekliliğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çeker. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşir. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam eder.

 

Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamak için hepsini yakmıştır. Onun için Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlana üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkmıştır.

 

Psikiyatride "psikanaliz" adı verilen bir yöntem geliştirdi. Buna göre, ruhsal sorunların kaynağını, hastaların bastırdıkları ve bilinçaltına ittikleri sorunlarda aradı. Hastaların bilinçaltındaki duygularını yüzeye çıkarmaya dayalı "psikoterapi" adı verilen bir yöntemle hastalarını iyileştirmeye çalıştı.

---------------
<blockquote id="quote"><font size="1" face="Verdana, Arial, Helvetica" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Orjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus



Şimdi burada yazılanların değeri ancak alıcıların bilinçleri kadar olabilecektir. Almaya hazır olmayana vermezsin zaten. Zorla vermeye çalışmak, belki de karşıdakini daha da dengesizleştirebilir... Kendi farkındalığımı kendine hizmet eylemleri ile yürürken buldum, sonra zeki enerjiyi düşünmeye başladım. Sonra sorular kapıları araladı. Ve bir seçim noktasına geldim. İşte kendine hizmet davranıışlarımı baskılayarak (bilgi ve irade ile aslında seçim yaparak ki duygular dengelenir, baskılanmazlar), onu sevgi ve bilgi ile başkalarına hizmete dönüştürmeye karar verdim. Bu bir yol, başkalarına hizmet yönü baskın olana kadar ve Tek'lik noktasına varana kadar sürebilecek bir yol. En masumane şekilde hayata kendine hizmet olarak başladım. Bu doğal dı:))
[/quote]

-------------------


yargılamak    
(-i) 1. Yargıç, bir karara varmak için davalı ile davacıyı dinleyerek sonuca varmak. 2. mec. Herhangi bir kimse, şey, konu vb.yle ilgili olumlu veya olumsuz görüş belirtmek.

Güncel Türkçe Sözlük


yargılamak    
Bağışlamak, korumak

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü


Türk Dil Kurumu: http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=veritbn&kelimesec=336361
----------

Yorumum: Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Kendine Hizmet dünyasında yaşıyorum ve farkındalığım ile birlikte bu durumu dengeleme yoluyla (bilgi ve sevgi ile ve tabi ki irade ve iman) daha çok Başkalarına Hizmet'e dönüştürme seçimini yaptım. Bazen zorlanıyorum, duygusal itkiler hakim olabiliyor ve bunu enerjiyi kullanarak önce zihnimde yorumluyorum ve evrenin dualitesinin bize öğretici özelliğinden dolayı negatif itki olarak algılanan kişi veya kavramı kabul edecek noktaya kadar bu işi yapmaya çalışıyorum. Birçok duygusal/kimyasallağa yol açan itkiyi "kabul" ediyorum ve onun benim öğrenmem ve gelişimim için muazzam bir iş yaptığından dolayıda kutsuyorum. Bir süreç işliyor ve zaman alıyor. Başaramadığım duygularım olabilir ve bu ancak ışığın işlenmesi sürecini ifade eder. Yolcuyuz dedim ya, yol bitmedi. İşte bazen frekansımda ve aklımda yaptığım "yargılama" işinin farkında bile olmuyorum, sonra farkına varıyorum, ağ çalışmasının faydalarından birisi bu bence. İşin garibi ben yazımı yazdığım Ferud'u çok severim ve çok severek te yazmıştım. İşte onun öğretisinin devamı olanları "yargılamak" için aaa yargıladım yine...İşin garibi bazen de bu en safiyane şekildeki davranışım, bilinçli bir davranış gibi algılayacak tıpkı benim gibi duygusal/kimyasal tepki verecek bir dünyada yaşıyorum. Zorluğu anlatabiliyor muyum?

Belki de gözlerimiz gözlerimize temas etmeyince yazının frekansları ve etkileri farklı ve negtatif ve hatta kişisel olabiliyor. Beynimiz yıkandı arkadaşlar. Şu toplumda frekans kontrolü yapıla yapıla mayıştık, kendi doğal mecrasında bile değil kimyasal bedenlerimiz. Ve bilgiler ve pratikler, telefon geliyor diyor ki, şu devlet dairesine bekleniyorsunuz, gidiyorum kardeşimle, "öyle bişi yok, telofon eden memurun adı ve dairesi ne" diye de azarlanıyoruz:)) Şimdi burada ne birikir? Kimya mı, ne ise işte o. Yani bir örnek bu. Sonra hadi bakalım Mevlana2nın yarısı yok 1/4 ü ol, yani şimdi 800 sene önceki nufus ve iletişim şartlarını düşünüyorum da:)) İşte o zaman bir köy veya kasaba gibi yerde yaşanıyor. Ama şimdi de bilgi bolca:)) Açmazı anlatabildim mi tam bilmiyorum. Zor şimdi de zor o zaman da zor. Gitsen küçük bir yerde yaşasan yine zor. Eski zaten yok.

Bu ortamdaki kimyasal tepkimeleri söylüyorum işte. Kişi yanlış yaptığında yanlış yapmaya hazır kişiler heran hazır. Çünkü o da bu dünyada yaşıyor. Zor işimiz gerçekten zor. Ben daha "oldum" diyeni duymadım, duyan var mı? Ben söylüyorum açıkça işte, zorlanıyorum. Hiç bir şey yapmasan zorlanmayacağım, bir kenara otursam, ticaret yapmasam v.s. Gün geliyor evin eksiğini bile 1 gün sonra veya daha çok gün sonra alabiliyorum. Tüpü alamadığım gün oluyor. Ve işyeri ortağıyım. Diğerleri ne yapsın, bu kimya nasıl çıkmasın...

Ama ben açıkfikirliyim ve imanım tam, bilgiyi seviyorum, yol aldığımı da biliyorum, teymediğini daha çok biliyorum...Kişisel algılayabilecek kişinin de belki daha zor şartlarda kimya üretebileceğini biliyorum. Hadi önerelim? Nasıl bir öneri olacak bu. Birbirlerimizi tüketmek çözüm mü? Ben bunu yapmamaya antlıyım, ben tükeneyim ama karşıdakini tüketmem. Bilmeden kırma işi bu dünyanın günlük hastalıklı yapısından kaynaklanıyor...Acılarımız var, sorunlarımız çok, ekonomimiz çok kötü, etrafta daha çok hırsız, gasp var. İşte bu dünyada birbirimize sahip çıkmaktan başka seçeneğimiz yok, ah kimyalarımız da bir olmasa. İşte böyle bir ortamda kim "oldum" derse yalandır, olamaz, bak yine yargı yaptım. En azından zor bir ortamı hep birlikte paylaştığımız unutmayalım, birisi kimyasalda ise öbürü bir dursun, yani aklıma bir şey gelmiyor öneri olarakta. Her önerdiğimizi acaba öneren olarak ne kadar yapabiliyoruz? Ama başka çeresi yok, bakın benim çok kötü limyasallarım da olsa kendimce beğendiğim bir huyum var: Kimseyle küsmem, konuşurum, ha bak bu belki an da kalmaktır.


Belki bunu önerebilirm, çünkü ben bunu yapabiliyorum, küsmemeyi:))Hepinize frekans dostu olan herkese selamlar, sevgilerimle.


Tiversonus

#34
Sorum Şu: "En ideal seçim için oranlar ne olmalıdır?"

Bunu kendime de soruyorum elbette.

Pınar

#35
Seçim her ne olursa olsun, sanırım içinde onay alan ve sonradan "tüh!" demeyeceğin, seni huzurlu kılan seçim en ideal seçimdir.Ama şu da var, seçim için ille de kavşakları değerlendirmemek lazım.Sabah yataktan kalkmak bile bir seçimdir çünkü.:)) Gidip bir bardak su içmek, bizlere bunlar spontan gibi gelse de aslında özünde seçimi barındırırlar.Eğer bir tavır ya da davranışın başka bir alternatifi var ise, orada seçim var demektir.:)) Sabahları su yerine şarap da içebilir gibi.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#36
Yani oranın yok:)) Şunu demek istiyorum bir şeyin yüzde yüz ne olduğunu bilirsen bu SEÇMEK olur mu? Yani Seçim için ideal olanın negatif ve pozitif etkiler bakımından değeri ne olmalı? Veya niceliği olmalı mı?

Pınar

#37
haa!Burada soru sırası bana gelir.:) Neye göre pozitif ve negatif? İçinde bulunduğumuz 3B ye göre mi? Burada neyin negatif neyin pzoitif olduğunu tam anlamıyla bilemiyoruz ki!"her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır" derler eskiler.Pozitif seçimler yapıyorum diye, kendini pullu bir varlık tarafında okşanırken de bulabilirsin." yakala Coo!":) Yok, bunu evrensel olarak soruyor ise, o zaman ben de sana evrendeki pozitif ve negatif nasıl işler, diye sorarım.Büyük resmin henüz küçük bir kısmına bakma girişiminde bulunan biri olarak, ki onu anlamak dahi çok zor oluyor zaman zaman.:))

Ha şu da var, ben % 70 sabah kalkınca su içerim, %30 canım isterse şarap!Peki hangisi negatif ya da pozitif?(Sadece örnektir, Hayyam ile akrabalığım yok)

Neye göre pozitif, ne göre negatif?
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#38
Bir'e ulaşma yolculuğu bakımından "Başkalarına Hizmet ve Kendilerine Hizmet" anlamında pozitif ve negatif kullanıyorum ve artık hep bu şekilde ve bu bir tarafın aşağılanması veya kötülenmesi veya yadsınması anlamında değil ancak elektriksel bir kutup gibi bir anlamda kullanıyorum. Bir başka ifade ile Ra Bilgileri ve Kasyopya Celseleri ni baz alarak ve azönceki anlamda kullanıyorum. Diğer türlüsü zaten her kavram her şekilde, her bilince göre doğrudur. Doğru veya yanlış ta yoktur: Yol vardır. Seçersin. Bu konu hakkındaki düşüncelerimi ancak yarın yazmayı düşünüyorum:))

Pınar

#39
Anladım.Ama yine de içinde yaşadığımız boyutta herşey seçim ve her seçim içinde bir ders taşıyor bunu da gözardı etmemek gerek.Kaldı ki, BH ve KH olma seçimi, davranışlardan çok içsel olarak yapılan seçimler ve bunlar duygu, düşünce ve davranışa yansıyor.Kasyopyalıların söylediği ve hoşuma giden bir anlatımları var bu konuda: KH içe doğru dönen bir dönüş ve dengesizlik, BH ise dışa doğru açılan bir dönüş ve denge.Bu açıklamadan yola çıkıyorum ben hep, her ne şekilde davranışı seçersek seçelim, getirdiği ders sonucu -ki dersi sadece kişi kendi almıyor, çevresi de burada gereken deneyimi kazanıyor- ne kazandı, bunu içsel olarak nasıl açıkladı ve bu dersi hayatına nasıl aktardı.Özellikle saplantılı düşünceler, başkalarına hükmetmeye çalışma, baskı, kendini içe kapatarak yok etme, başkalarının enerjilerini sömürme, kendi enerjinin sömürülmesine izin verme v.b. bunlar KH, yani alınan dersin yeterince içselleştirilmemesi ve hayata geçirilmemesi ile ilgili.Gülay'ın müdavimi olduğum bir alıntı şiiri var."ÇUKUR"  Bu harika bir şekilde, bu dersler ve o derslerden alınan potansiyelleri ortaya koyuyor bence.Çukura bir kez de düşebilirsin, bir kaç kez de.Ama bilmelisin ki, her düşüsün sana bir şey öğretir ve en sonunda çukura küfredip,suçlu aramak ve birilerini beslemek yerine o çukuru farkına varıp üzerinden atlamak ve zarar görememek seçimi sana aittir.Haa, tekrar tekrar düşüyorsan, dersi yineliyorsundur, bu da hem zaman hem de enerji kaybıdır.Çünkü her düşüşte suçlayacak birini ararsın, sinirlenirsin, uff! en lezziz üretimi yaparsın.Ne gerek var! Orada çukur var işte, gör onu farket ve üstünden atla geç.:))

Tüm bunları söylüyorum, bu görüşlerimin bendeki yansıması ise şöyle:

1. Çukuru görmüyor ve düşüyordum.:))

2. Şimdi çukuru görüyorum, onun eni boyu yüksekliği konusunda bir hızlı analiz yapıyorum, gene düşüyorum.:)))

3. Hedefim: Çukuru görmek, farkına varmak ve üstünden atlayıp geçmek.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#40
Sorular Soralım Ve Kapılar Aralanacak Mı Bakalım!

Geçen ay televizyonun "bilim" kanalında "kristal kafatasları" ile ilgili programı izledim. Programda en ünlü iki kafatası konu alınmıştı. Bunlardan bir tanesi Londra^daki bir müzede diğeri ise Fransa'da bir müzede sergileniyorlar.

Bilim kanalı olayı anlatıyor ve "yetkili kuruma", "isimsiz, imzasız" bir kristal kafatası gönderildiğini ve bunun incelendiğini ve sonuç olarak; kafataslarında çok küçük te olsa bir alet izi (yani işleme yapılmış bir çarkın izi) bulunduğunu ispatladılar. Dolayısı ile "iddia edildiği" gibi bunların mistik veya ileri bir uygarlıktan veya mayalardan kalmadığı ispat edilmiş oldu.

Programı seyredenlerde şu fikir oluştu sanırı: "Kafatası sahtedir, üzerinde izler var".

Öncelikle bu kafatasları hakkında bazı kanal bilgileri dışında bir bilgim yok, bunu öncelikle söylemeliyim. Kanal bilgilerinde söylenen doğru mudur? Bilmiyorum, açık söyleyeyim. Ancak şu soruları sora sora gitmek ve bir yerlere ulaşabilir miyim görmek istiyorum: Hem de zihin jimnastiği olur:))

Soru 1:İmzasız, gizlice bir kişi, elindeki kristal kafatasının gerçekliğine inanıyor ise; böyle kıymetine inandığı bir şeyi imzasız, normal bir kargo ile ilgili kuruluşa gönderirmi?

Düşünelim: Gerçekten kıymetli bir şeyi yollarmıyım. Zor dostum zor. Siz yollar mısınız? Kıymetli olduğunu düşündüğünüz şey için para istemek veya satmak istemezmisiniz? Yok hayırseverseniz, müzeye gönderirsiniz. Bence kıymetli olduğu inanılan bir şey öyle alalade şekilde verilmez ve aslında alalade olmasa(gönderme metodu) bile verilmez. Millet batıda bitini vermez yahu:))

Sonuç: Kıymetsiz olmalı. Veya başka bir amaç olmalı!

Bu modelden hareketle en ünlü (şahsın elinde bulunan) çürütülemez. Bu işte kendi kendine paslaşma var gibi. Veya güvenilmez bir dedili durumu var gibi.


Soru: Bütün kafatasları çok ama çok güzel sahte veya işlevsiz olduğu ispatlandı ise dünyanın 2 en önemli müzesi hala(!) bunları neden sergilerler?


Olasılık 1: Nasıl olsa para verdik sonradan sahte çıktı ama biz gene de sergileyelim durumu.

Olasılık 2: Boşver millet gelip bakıyor ve bilet satıyoruz durumu.

Olasılık 3: Bazı kurumlar sahte demek ile bu sahte olamaz durumu.


En SONUÇ: Kardeşim yani kristal kafatsını çürütmek için bu kadar dalavere, gözboyama v.s var ise, işin başında ben bunların gerçek olup veya mistik bir iş yapıp yapmadığımı dahi bilmezken, beni şüphelendirdiniz ya. Ama istenen sonuç bu ise ne olcak. Ama bak şlimdi, bu kumpanya ile bunlara genel bakışın çoğunluğunu negatife çevirdiler ve bu başarı. Benim gibi soru soran az sayıda olduğu için, evveet, demek ki istenen sonuç sadece karalamak imiş diyebiliriz. Yani ben şüphelenmeye devam edeyim:))


sonucun sonucu: Bunlar bişi gizlemeye çalışıyorlar!!!

Tiversonus

#41
Bak sonradan aklıma geldi IBM bilgisayar firması incelemiş! Şimdi demek ki "kafatasları hiç mi hiç bilgisayar gibi bir şey" değiilllmiiiş!!! Yoksa niye incelesinler pardon onlar hangi tarihi eseri örneğin bir resmi incelemişler? Hmm bu da güzel bir soru.

Soru: IBM firmasının tarihinde incelediği tarihi eser kaç tanedir???

Tiversonus

#42
Acaba bizim kafatasımızda da "çizik" var mı???
"Çizikli" kafatasımız işe yaramaz mı??
İşe yarar kafatası illa "çiziksiz" mi olmalı??

Offff. Kafam çizildi be:)))

Alemtac

 

Tsunami

#44
Benimki de hasarli:)

Almanlarin bir deyimi var: "Gebrauchspur", "Kullanilmislik Izi" yani...

E bi de sapasaglam olanlari var, yepisyeni, gicir, gicir, sahibinden az kullanilmis..hatta hic kullanilmamis...